Haydi Öğrenelim!
Ekvador:
Komşuları: Kuzeyde Kolombiya, Doğu ve Güneyde Peru, Batısında Pasifik Okyanusu (Büyük Okyanus) vardır.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Ampes:
(i.) Esrar. Örn:: Ahmet Nuri.. Sakın bugün (ampes) çekme mastor olursan iş yürümez. (Server Bedi, Hey Kahpe Dünya) Örn:: Ampes İşine yalnız başımıza dalsak daha neşeli olur. (Süavi Süalp-İsmail Gülgeç, Gündüz İnsan Gece Hırt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ampir:
(fr.i. empire “I. Napolyon’un imparator olduğu dönem”) XIX. yüzyılın başlarında Napolyon zamânında Fransa’da ortaya çıkmış ve Avrupa’ya yayılmış olan bir mimarlık, mobilya, giyim vb. tarzı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ampirik:
(fr.sf. empirique < Yun) 1- İlme değil sâdece görgüye ve şahsî tecrübelere dayanan. 2- (fels.) Yalnızca tecrübeye bağlı kalıp aklî, metodik ve sistematik hiçbir düzenlemeye baş vurmayan, deneye dayanan, deneyle ilgili. Eş anlamlısı: Deneysel.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ampirist:
(fr.i. empiriste) (fels.) Ampirizm doktrinini benimseyen, deneycilik yandaşı (kimse, görüş). Eş anlamlısı: Deneyci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ampirizm:
(fr.i. empirisme) (fel.) Deneycilik. Bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha (tabula rasa) gibidir. Deneycilik akılcılığın karşıtıdır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Ampirizm:
(fr.i. empirisme) (fels.) Rasyonalizmin karşıtı olarak bütün bilgilerimizin sâdece tecrübeyle kazanıldığını, hiçbir bilgimizin doğuştan mevcut bulunmadığını savunan görüş, deneycilik, deneyselcilik, görgücülük, tecrübiye, ihtibâriye.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Amplifikatör:
(fr.i. amplificateur) (fiz.) Elektrikçilik ve radyoculukta elektrik işâretlerini kuvvetlendirmeye yarayan elektronik devre, tüp veya cihaz. Eş anlamlısı: Yükselteç. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ampul:
(fr.i. ampoule) 1- Saçsız baş, kel kafa. (Kadında kızda) Göğüsler, memeler. Örn:: O ampullerinin çiçek açmasını beklemekten ne yalan söyleyeyim öldüm. (anonim Şehvet Kuyusu) 2- (Futbolda) Topun üst direğin hemen altından üst köşelerden girerek gol olması. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ampul:
(fr.i. ampoule < Lat.) 1- Havası alınmış ya da çok alçak basınç ile doldurulmuş, içinde elektrik akımı ile akkorlaşan bir iletkeni bulunan, elektrik lambalarında kullanılan, genellikle armut biçiminde cam şişe. 2- İçinde genellikle şırınga ile vücuda verilecek, sıvı durumunda ilaç bulunan, ağzı kızdırılarak kapatılmış küçük cam tüp.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ampul Asmak:
(d. fr.t.) (Futbolda) Kalenin sağ ya da sol üst köşesinden gol atmak. (bkz:: Ampul) Eşanl. Lambalamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Amputasyon:
(amputation) Kesme, kesilme. ekstremitelerin ve öteki vücut çıkıntıları (kulak, burun vb.) ile vücut yüzeyinden dışa doğru gelişen bir oluşumun cerrahi yöntemlerle vücuttan ayrılması, alınması, çıkarılması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Amr:
(a.i. erk.) Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib: 631'de Medine'ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi savaştı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Amre:
(a.i. ka.) (bkz:: Amr)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Amuderya:
Amuderya, Pamir ve Hindukuş dağlarının birleştiği yerde, 4950 m. yükseklikteki kaynağından Aksu (Penç ırmağı) adı altında doğup batıya doğru ilerler ve kuzeyden, başlıca Pamir Vahan suyu, Kızılsu (Vahş/Uranovodsk), Kâfirnihân ve Surhân, güneyden de Kökçesu kollarını alarak Kunduz-Belh hizasında kuzeybatıya döner. Bu dönüşten sonra kısmen çöller ve bozkırlar içinde, herhangi bir kol almadan kuzeybatı yönünde ilerler, sonunda muhtelif kollara ayrılarak Aral gölüne dökülür. 2540 km. uzunluğundaki nehrin kıyılarında önemli yerleşim merkezleri yer alır. Amuderya’yı çeşitli milletlerin değişik isimlerle andıkları görülmektedir; meselâ Çinliler Wu-hu, İranlılar Veh-rôz/Behrôz, Araplar Ceyhun/Belh nehri, Türkler ise “ırmak” anlamında olan Ögüz (Anadolu’daki “öz” kelimesi) adını vermişler, Grek ve Latin yazarları da bu son ismi halk etimolojisi ile Oxus’a (“boğa”, Türkçe’de öküz) çevirmişlerdir. Halen kullanılmakta olan Amuderya adı, nehrin kıyılarındaki Âmül/Amûya şehrinin adından alınmıştır.(Konusu: , Kökeni: )
Amut Duruşu:
(Cimnastik Ter.) Vücudun yerde veya atlet üzerinde, ellere, ön kollara dayanarak ve baş aşağı dikey olarak durma. El üstü duruş.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Amuz:
(f.i. erk.) Bilen, öğrenmiş, öğreten.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Amyant:
(fr.i. amiante < Yun.) 1- Kurşunî renkli, ince uzun lifli, yanmaz, ısı geçirmez bir cins kalsiyum ve magnezyum silikat, asbest, kaya lifi, taş pamuğu. 2- Bu maddeden yapılan ve ısı geçmesini önlemek, yangını durdurmak için kullanılan levha veya ipek görünüşlü kumaş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ana:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Maksim GORKİ Kitabın Konusu: Roman dünyada sosyalizm, işçi sınıfının mücadelesi ve yaşantısını ele alan ilk kitap olma özelliği taşıdığı için çok değerlidir. Bu kitapta ana konu devrimci düşünce ve devrimci mücadeledir. Uyandırılmak istenen esas düşünce halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Kitabın Ana Fikri: Yazar, romanında toplumun her kesimine daha iyi şartlarda yaşayan bir toplum oluşturma amacıyla sesleniyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Ana:
(i.) 1- Kadın gangster şefi. 2- (esk.) (Hamamda) Külhan altında ocak bulunan bölüm. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
ana:
ad 1. çocuğu olan kadın, anne. 2. yavrusu olan dişi hayvan. 3. dince aziz tanınan kimi kadınlara verilen saygı sanı; Meryem Ana gibi. 4. kimi zaman bir yakınlık olmasa da, yaşlı kadınlara saygı seslenmesi olarak kullanılır. \"Ana, oğlun hangi bölükte?\" 5. birine, etkisi yaşam boyu sürecek bir iyilik ve bağışta bulunan kadın. \"O yoksul anasıdır\" Benzer: velinimet 6. bir alacağın ya da borcun faizin dışında kalan bölümü. \"Ana parayı kurtar, faizi pek düşünme\" 7. sıfat bir şeyin temeli olan. \"Bu hesabı ana deftere geç\" 8. sıfat kaynak, çıkış yeri, kök. \"Kötülüklerin anası kumardır\" 9. sıfat bir yerde bulunan aynı tür şeylerin en ağırı, en ağır işlevlisi ya da en büyüğü. \"Apartmanın ana kapısı açık kalmış\" 10. MATEMATİK TERİMİ çizgilerden herhangi birine sıfat olarak geldiğinde, o çizginin belirli bir kurala göre hareket ederek bir yüzey oluşturmaya yaradığını anlatır. 11. kıyamet, mahşer günü. 12. herkesin kendi derdine düştüğü, herkesin ayakta olduğu bir zaman; çok kalabalık; karışık, tehlikeli, sıkıntılı, telaşlı durum. \"Ortalık ana baba günüydü, arkadaşımı göremedim\" 13. DEN. gemilerde, direklerin alttan ilk parçası olan, öteki parçalara göre kalın, temel direk. 14. MEC. bir topluluğu çevresinde tutan, onun dağılmasını, çökmesini önleyen kimse. \"Evin ana direğiydi o, ölümü yıktı evi\" 15. (krallıkla yönetilen bir ülkede) kralın annesi. 16. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ ➽anaarı,arıbeyi. 17. çok küçük kucak çocuğu. 18. çok nazlı büyütülmüş, sıkıntıya, güç işlere alışmamış kimse. \"Vay ana kuzusu vay, sıkıntıya gelemiyor hiç\" 19. dölyatağı, rahim (I).. 20. MEC. yaşamın, bir bakıma da alınyazısının başladığı ilk an. 21. çırılçıplak. \"Turistler plajda anadan doğma imişler\" 22. doğuştan olan. \"Gözleri anadan doğma böyle, biraz şaşı\" 23. dertlerden, tasalardan, sıkıntılardan, korkulardan, kaygılardan kurtulmak. \"Şu iş bitti ya, anadan doğmuşa döndüm\" 24. yeniden sağlığına kavuşmak, sağlıklı bir duruma gelmek. \"Hiçbir şeyim kalmadı artık, anadan doğmuşa döndüm\" 25. kadın erkek, büyük küçük ayırmaksızın herkese karşı kullanılan senlibenli bir seslenme. \"Git anam, böyle olmaz!\" 26. sese verilen tona göre şaşma, beğenme, acı, üzüntü gibi değişik duyguları dile getirir. \"Anam, ne günlere kalmışız!\" 27. çok tembel. 28. canından bezmiş. 29. birine karşı kullanılan, anasının ırzına geçmek anlamında sövgü. 30. birisine en büyük kötülüğü yapmak. \"Adamın anasını bellemek için elinden geleni yaptı\" 31. ARGO (bir şeyi) darmadağın etmek, bozmak, harap etmek. 32. tutumu, huyu anasına benzeyen kız. 33. kız olmayan ama kız olarak bilinen kadınlar için alay yollu söylenir.(Konusu: , Kökeni: )
Ana Avrat Asfaltta Koşmak:
(d. t. k. a. avrat, fr. asphalte) (Birisinin) Anasına karısına soyuna sopuna küfretmek. Örn:: Çık ulan katır tohumu. Ana avrat asfaltta koşuyorum. Bana mısın demiyor. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ana Avrat Düz Gitmek:
(d.) (bkz:: Ana Avrat Asfaltta Koşmak) Örn:: Ana avrat düz gidiyor Kazım Ağbiy. Sen bilirsin yine. (Attila İlhan, Kurtlar Sofrası) Ana Avrat Dümdüz Gitmek diye de kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ana Bilgisayar:
Ağa bağlı tüm sistemler tarafından kullanılan herhangi bir uygulamayı veya hizmeti çalıştıran bilgisayar.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Ana Çizgi:
(Alm. Roter Faden - İng. main plot) Oyunun belkemiği, ana olaylar dizisi; ayrıntısız olarak ana bölümleme.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ana fikir:
Ana fikir (Tema); bir yazıda ya da bir yapıtta, genellikle açıkça belirtmek yerine dolaylı olarak anlatılmak istenen temel ve evrensel düşüncedir. Kısa ve özdür. Olayı tamamen kapsar ve öğüt verir.(Konusu: , Kökeni: )
Ana Parti:
Kısa Adı: ANP Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 19.11.2014 Genel Başkanı: Hakan Akeller. Kurucusu: Ahmet Özal Sona Eriş Tarihi: 28 Şubat 2015 Sona Eriş Nedeni: Başka partiye katılarak kapanan parti. 26 Şubat 2015 tarihinde Hak ve Adalet Partisi'ne katıldı. Siyasi Pozisyonu: Merkez Sağ İdeoloji: Sosyal muhafazakârlık, Ekonomik liberalizm NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Ana Şalter:
(Alm. Hauptsch alter - Fr. volant generale -[İng. grand master) Tiyatronun bütün ışıklarını kesip açan elektrik anahtarı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Anablefobi:
(ing.i. anablephobia) kişinin yukarıya bakmaktan korkması. bu illa ki gökyüzü olmak durumunda değildir. tavana bakmak da bu fobiyi yaşayanlar için problem oluşturabilir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Anabolik:
Alıştırma ile kas dokusu üretme yeteneği, doku yapısının oluşturulması.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Anabolizma:
Vücut dokusunun oluturulması veya metabolizmanın yapımı.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Anabolizma:
(Biy.Sp.Ter.) Metabolizmanın vücut dokularını yaptığı bölümü.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Anabolizma:
(fr.i. anabolism < Yun.) (yaşb.) (canlı varlıklar) Dışarıdan alınan yiyeceklerin organizmada hücreler içinde yağ, protein gibi organik maddelere çevrilerek vücut dokusu hâline getirilmesi, özümleme, temessül, temsil.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anadolu:
(yun.i. anatole; güneşin doğduğu yer doğu'dan) 1- (Esnaf için) Sermaye ana para. Özürlü mal. 2- Değerli mal. 3- (Alışverişte) Aptalca davranan kişi. Örn:: Ne olacak anadolu. Malı kaçırdık. (Arslan Kaynardağ, Bİtpazarının Gizli Dili ve Argosu) 4- Oynak kadın, aşifte. (bkz::Anadolu Etmek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anadolu:
(yun.b.özel i.) ("Doğudaki ülke" anlamına gelen "Anatolia" sözcüğünden) Ön Asya'nın bir parçası olarak Türkiye’nin Asya anakarasındaki toprağının adı. Küçük Asya, Rum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anadolu:
Anadolu (Yunanca: Ἀνατολή, romanize: Anatolḗ), Anadolu Yarımadası (Yunanca: Χερσόνησος της Ανατολίας, Chersónisos tis Anatolías) veya coğrafi olarak Asya Kıtası'nın tüm özelliklerini içerdiğinden Küçük Asya (Yunanca: Μικρά Ἀσία, Mikrá Asía), Asya kıtasının en batısında Karadeniz, Akdeniz ve Ege denizi arasında kalan yaklaşık 755.000 km²'lik bir alanı kaplayan dağlık bir yarımadadır. Osmanlı döneminde "Anadolu"nun geleneksel doğu sınırı olarak Fırat Nehri kabul edilirken, Cumhuriyetle birlikte Birinci Türk Coğrafya Kongresinden sonra Türkiye'nin Asya'da kalan kısmının tümü aynı coğrafî terime dâhil edilmiştir. Günümüzde yaygın olarak Türkiye'nin Asya kıtasında kalan topraklarının adı olarak kullanılır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Anadolu Birlik Partisi:
Kısa Adı: ABP Genel Merkezi: * Kuruluş Tarihi: 02.01.2020 Genel Başkanı: Bedri Yalçın Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Anadolu Etmek:
(d.) Kandırmak aldatmak. Örn:: Adamı iki evlekle anadolu ettiler yoksa mal çok helelim idi. (Arslan Kaynardağ, Bitpazarının Gizli Dili ve Argosu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anadolu Notları:
Kitabın Türü: Gezi Yazısı Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Yazar, MEB müfettişliği sırasında, uzun yıllar boyu Anadolu’da yaptığı gezilerin sağladığı gözlemlerinden bir bölümünü bu kitapta toplamıştır. Kitabın Ana Fikri: Anadolu'nun güzelliklerini, yöre halkının yaşam tarzlarını anlatmakta ve Çok Gezen Çok Bilir atasözünü doğrulamaktadır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Anadolu Partisi:
Kısa Adı: Anadolu Partisi Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 14.11.2014 Genel Başkanı: Emine Ülker Tarhan Sona Eriş Tarihi: 12 Aralık 2015 Sona Eriş Nedeni: 2015 milletvekili genel seçimlerinde yüzde 0.06'lık oy alan partide seçimler sonrasında başkanlık divanı istifa etti ve 12 Aralık 2015 tarihinde parti kendini feshetti. Siyasi Pozisyonu: Merkez Sol İdeoloji: Laiklik, Demokrasi, Ulusalcılık, Eşitlikçilik, Feminizm, Çevrecilik, Cumhuriyetçilik NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Anaerobik:
Kısa süreli ve yüksek şiddetli gerçekleştirilen çalışmalar.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Anaerobik:
(Biy.Sp.Ter.) Oksijensiz, oksijen tüketim düzeyi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Anaerobik Güç:
(Biy.Sp.Ter.) Organizmanın oksijensiz kaldığı ortamda enerji üretebilme gücü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Anafor:
(yun.i. Anaphora, girdap) Bedava para, emek harcamadan elde edilen şey beleş. Örn:: Külhanbeyi- Ne karşımda yalı kazığı gibi dikilmiş de hırbo gibi yüzüme dikiz ediyorsun? Yoksa anafor mu aranıyorsun?. (Ortaoyunu, Telgırafçı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anafor:
(yun.i. anafori) (coğ.) 1- Su veya hava akıntısının bir engele çarparak geri dönmesinden meydana gelen ters akıntı. 2- Ters bir akıntı yüzünden suyun ortasına doğru çukurlaşarak burgu gibi dönmesi sebebiyle meydana gelen girdap. 3- (mec.) Birbirine zıt his, hayal, fikir, söz vb.nin karışmasından meydana gelen, girdap gibi içinden çıkılması zor durum. 4- (arg.) (sf.) Emeksizce, bedâvadan elde edilen şey, beleş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anafora Kapılmak:
(yun.i.) 1- Su veya hava anaforunun etkisinde kalmak, kendini anafora kaptırmak. 2- (mec.) Birbirine zıt his, hayal, fikir, söz vb.nin içinden çıkılması zor olan etkisine kapılmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anafora Konmak:
(yun.) (arg.) Bir şeyi emek sarfetmeden bedâvadan elde etmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anafora Vermek:
(d. yun. t.) Parası, malı (kumar ve benzeri harcama yollarıyla) boşa gitmek. Parasını malını heba etmek. Örn:: Recebim hani benim Recebim Recebim sana lira vereceğim Gelmezsen anafora vereceğim. (İstanbul Türküsü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anaforcu:
(yun.i. t.e.) 1- Bedavacı beleşçi. 2- Haraççı. Örn:: Yankesiciler, dolandırıcılar, kopuklar, aftoslar, madrabazlar, parmak hesabı şairleri, anaforcular. (Ahmet Rasim, Kalmayan) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anaforcu:
(yun.t.sf.) (arg.) Emeksiz, karşılıksız, yolsuz kazancı huy edinmiş olan (kimse).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anaforculuk:
(yun.t.i.) (arg.) Anaforla geçinmeyi âdet hâline getirme, anafor peşinde koşma, bedâvacılık, beleşçilik, otlakçılık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anafordan:
(yun. zf. t.e.) 1- Bedavadan beleşe parasız. Örn:: Patron Arap Yorgi Tatavlalı melezlerden namlı kabadayılara anafordan içkiyi diriğ etmez böyle tutunurdu. (Sermet Muhtar Alus, Eski Galatanın Eğlence Yerleri) 2- Haraç olarak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anaforlamak:
(yun.f. t.e.) 1- (Bir şeyi bir olanağı) Parasız bedava ele geçirmek. 2- Çalmak. Örn:: Şimdilik bir şey anaforlamadığımız için değirmenci de memnundu. (Sabahattin Ali, Değirmen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anahtar:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Refik Halit KARAY Kitabın Konusu: Kenan bir gün anahtarını kaybeder ve gururlu bir insan olduğundan bunu kimseye söyleyemez. Habersizce karısının çantasından anahtarı alıp aynısını yaptırır. Daha sonra evin kapısında denediğinde kapı açılmaz. Olaylar böyle başlar. Kitabın Ana Fikri: İnsan sevdiği hele de hayatını bağladığı birinden asla şüphelenmemeli, hatta ona git gide daha da bağlanmalı; onu kaybetmemek için elinden geleni yapmalıdır. Karakterler; Kenan, Perihan, Vecdi.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Anahtar:
(yun.i. anoikte'den) Rüşvet.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anahtar:
(yun.i. anikhtari) 1- Kilit açıp kapamak için kullanılan âlet, açar. 2- Makinelerde veya bâzı eşyâlarda parçaları, vidaları sökmeye ve takmaya yarayan âlet. “Bijon anahtarı.” 3- Kurmaya, işler duruma getirmeye yarayan âlet. “Saat anahtarı.” 4- (Piyano, ut, kānun gibi çalgılarda) Ayar âleti. 5- (mec. ve teşmil.) Bir sırrı, bir meseleyi çözmeye veya maksada götürmeye yarayan araç, çâre. “Sabır başarının anahtarıdır. 6- Bir şifreyi yazmak veya çözmek için kararlaştırılmış olan yol, kod. 7- (fiz.) Bir elektrik devresini açıp kapamaya yarayan âlet. 8- (mus.) Notalarda seslerin adlarını ve mûsikî dizisindeki yüksekliklerini belirtmek üzere portenin başına konan işâret. “Sol anahtarı, do anahtarı.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anahtar Ağası:
(yun. ) (târ.) Osmanlı sarayında has odalıların düzenini sağlamak ve ağaların davranışlarını kontrol etmek gibi önemli hususlarla görevli olan ağa.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anahtar Kelime:
(yun. ) Bir yazıda anlatılmak istenen düşünceyi, konuyu en iyi şekilde yansıtan kelime veya kelime grubu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anahtar Taşı:
(yun. ) (mîm.) Yapılarda bir kemeri bağlayan en üstteki taş, kilit taşı, kenet taşı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anahtar Uydurmak:
(yun.) Kilitli bir şeyi veya yeri kendi anahtarından başka bir anahtar kullanarak açmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
anahtar vermek:
(Tu.) Komiğe nükte yapması için laf açmak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Anahtarcı:
(yun.t.i.) 1- Anahtar yapan, onaran ya da satan kimse. 2- (arg.) Kapı, kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hırsızlık yapan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anahtarlık:
(yun.t.i.) Anahtarların yitmesini önlemek, kolayca kullanılmalarını sağlamak için takıldıkları deri, maden ve benzeri şeylerden yapılmış halka.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anakart:
Anakart, bir bilgisayar sisteminin en temel bileşenidir. Üzerinde çeşitli elektronik devreler, birçok farklı yonga ve bağlantı noktaları bulunur. Bilgisayara eklenecek her türlü donanım, bu bağlantı noktalarının yardımıyla anakart üzerine takılır. Piyasada sayısız marka ve modelde anakart bulunabilir. Ancak anakartın bilgisayarın performansını en çok etkileyen donanımlardan birisi olduğu da unutulmamalıdır. Bu yüzden anakart seçiminde ucuz ürünlere değil, kaliteli ve yüksek performans sunan ürünlere yönelmelisiniz.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Anakronik:
(fr.sf. anachronique) 1- Çağı geçmiş, çağa uymaz, eskimiş. 2- Tarihlendirmede yanılgı içinde bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anakronizm:
(fr.i. anachronisme) Tarih yanılgısı. Herhangi bir olay ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması. Özellikle edebiyat ve sanatta genellikle eserin geçtiği tarihi döneme ait olmayan varlıkları ve uygulamaları belirtmek için kullanılır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Anakronizm:
(fr.i. anachronisme < Yun.) 1- Değişik çağları birbirine karıştırma, bir olayın çağıyla ilgili yanılma; örneğin Fatih’in Papa’yla telefonla görüştürülmesi bir anakronizmdir. 2- Çağdaşlığa, çağdaş yaşama ayak uyduramama, günü geçmiş törelere bağlılık. Eş anlamlısı: Yeni çağaşım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anal:
(fr.sf. anal) (gövb.) 1- Anüsle ilgili. 2- (zarf) Anüs yoluyla.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Analist:
(fr.i. analyste) Bir konuyu analiz edebilen, Sorunların çözümü için teknikler saptayan ve geliştiren uzman kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Analitik:
(fr.sf. analytique) Analizle ilgili, çözümlemeli, tahlîlî. “Analitik kimya.” “Analitik geometri.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Analitik Yöntem:
(Alm. analytisches Drama) Çözümsel yöntem olayları oluş sırasında trajik çatışmaya götürmeyen, tersine oyuna trajik çatışmadan girip bunun nedenlerini, geriye doğru giderek yavaş yavaş bulgulayan kuruluş yöntem. Örn. Sophokles: "Kral Oidipus"(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Analiz:
(fr.i. analyse < Yun.) 1- Birleşik bir maddenin birleşimindeki yalın cisimlerin niteliğini veya niceliğini anlamak için yapılan iş, tahlil. 2- (mec.) Öğelerine ayırarak inceleme, tahlil.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Analjezi:
(fr.i. analgésie < Yun.) (tıp.) Ağrı duyma hissinin kendiliğinden veya alınan ilâç etkisiyle kaybolması. Eş anlamlısı: Acı yitimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Analjezik:
(fr.i.sf. analgésique) Alındığında, uyuşturduğu için ağrı duyusunu yok eden ilaç. Eş anlamlısı: Ağrı kesici, müsekkin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Analog (Veri):
Frekansında ve boyutunda farklılık olabilen elektik sinyallerine veya yazı, ses, görüntü biçimindeki bilgilere analog veriler denir. Bu veriler standart bir telefon hattı üzerinden iletilirler.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Analoji:
(fr.i. analogie < Lat. < Yun.) 1- Kimi ortak yönleri bulunan iki şey arasındaki benzeşme. Eş anlamlısı: Benzeşim. 2- (mant.) (iki şey) birbirini andırma. Eş anlamlısı: Andırışma. 3- (dilb.) Yeni bir sözcük oluşturulurken, ortaya konurken, kendisine herhangi bir ilgiyle yakın sayılan başka bir sözcüğün biçimce ya da anlamca örnek tutulması; örneğin binit sözcüğüne bakılarak yapılan taşıt örneksemeyle oluşturulmuştur. Eş anlamlısı: Örnekseme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anamak:
(anlamaktan b.i.) Anlama, bilmek, hak vermek. Örn:: Bunlar kelek ayak abem. Annadın mı? Kerizlemek anadın mı? Annamak'ta denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anamın Kitabı:
Kitabın Türü: Anı Kitabın Yazarı: Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU Kitabın Konusu: Çocukluk yıllarında çok acı çekmiş bir çocuğun bu anılarının onu nasıl etkilediğini ve sonuçlarını anlatır. Kitabın Ana Fikri: Aile bireyleri, çocukların gelişme döneminde onlara karşı sağdulu davranmalı, aile içindeki tutum ve davranışların onları nasıl etkilediğini fark etmelidir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Anan Güzel mi:
(d.) Kendini akıllı sanıyorsun ama ben aldanmam anlamında kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ananas:
(fr.i. ananas < İsp.) (bitb.) [Brezilya Kızılderilileri’nin dilindeki nana’dan] 1- Ananasgillerden, anayurdu Amerika olan, sıcak ülkelerde yetiştirilen, yaprakları dikenli, kısa boylu, uzun ömürlü bir bitki. 2- Bu ağacın genellikle konservesi yapılan, reçel yapımında ve tatlıcılıkta kullanılan, tadı, kokusu çok beğenilen meyvesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ananasgiller:
(fr.t.ç.b.i.) Bir çenekliler sınıfından, sıcak memleketlerde, özellikle Amerika’nın ekvator bölgesinde yetişen, kısa gövdeli, yapraklarının kenarı çoğunlukla dikenli, 2000 kadar türü bulunan, örnek bitkisi ananas olan bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ananın Örekesi:
(d.) Bir davranış bir düşünce ya da sözün yersizliği yanlışlığını belirtmek için kullanılır. Örn:: -Ben Necmi. -Kim Necmi? -Ananın örekesi Necmi. Amerikalı be. (Tarık Dursun K. Hasangiller)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anapiyesma:
(Yun. anapiesma) Antik oyunlarda, kişileri mekanik olarak yerden kaldırmaya yarayan makine.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Anarşi:
(fr.i. anarchie < Yun.) 1- Devlet otoritesinin zayıflayıp hükmünü kaybetmesi yüzünden meydana gelen düzensizlik. 2-Kargaşalık, karışıklık. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anarşik:
(fr.sf. anarchique) Anarşi niteliğinde olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anarşist:
(fr.i. anarchiste) Anarşi çıkaran, düzene karşı gelen, kargaşalık yaratan kimse, bozguncu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
anarşişt:
ad 1. anarşizm yandaşı kimse, görüş. 2. ➽kargaşacı.(Konusu: , Kökeni: fransızca)
Anarşizm:
(fr.i. anarchisme) Kargaşacılık. Bireyci anarşizm, farklı geleneklerden oluşan bireyci anarşizm bireysel bilincin ve bireysel çıkarın, herhangi bir kolektif organ ya da kamu otoritesi tarafından engellenmemesi gerektiğine inanır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Anarşizm:
(fr.i. anarchisme) (topb.) ) Her türlü iktidârı reddeden, hangi şekilde olursa olsun devletin varlığına karşı çıkan ve onu yıkmayı amaç edinen siyasal ve sosyal sistem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anartri:
(fr.i. anarthrie) (hek.) Sesleri söyleyememe biçiminde ortaya çıkan konuşma bozukluğu, dil tutukluğu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Anası Bellenmek:
(d.) Olumsuz koşullarda bulunup zorluk çekmek, zarar görmek. Örn:: Üzerimize düşeni yaparsak mı? diyor. Vay babam vay Yapa yapa anamız bellendi zaten. (Attila İlhan, Kurtlar Sofrası) Anası Koşalanmak da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anası Koşalanmak:
(bkz:: Anası Bellenmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anasından Evvel Yatağa Girmek:
(d. türk k.ler, a. evvef) Gereksiz yere acele etmek bir İşi başkalarını beklemeden yapmak. Örn:: Höst oğlum Anandan evvel yatağa girme Babanın eline geçersin. (Kemal Tahir, Dam Ağası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anasını Bellemek:
(d.) (Birisini) 1- Zor duruma sokmak, (birisine) zarar vermek. Örn:: Ala İstediğin gibi oyna Ama ufak bir kolpo yapmaya kalkarsan ananı bellerim. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar) 2- (Mec.) (Birisini) Sözle davranışla mahcup etmek (birisinin) onurunu kırmak. Örn:: Karagözün karısı- Bak Hacivat amca geldi. Karagöz- Hacivatın ta anasını belleyeyim de derununda taze soğan dereotu maydanozlu bir salata tarlası açayım. (Karagöz, Karagözün Esrar İçip Deli Olması) (Anasını Fallamak diye de kullanılır.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anasını Satmak:
(d.) (Bir şeye) Önem vermemek, boşvermek, (bir şeyin) o anda hiçbir değeri olmadığını belirtmek için söylenir. Örn:: Müdür çıktı karşıma. Tamam ikrar ediyorsun demek dedi. İkrar ediyorum anasını sattığım dedim. İnkar ettik ne geçti elimize. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anasının Donu Başına Olmak:
(d.) Annesine pezevenklik etmiş kadar aşağılık bir duruma düşmek, genellikle yemin etme ant verme, verdirme gibi amaçlarla söylenir. Örn:: Gökkubbe altında bulunan Çifte Kardeşleri. Hangi sandık arkamızdan gelmez İse anasının donu başına olsun. (Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Tulumbacıları) (Anasının Donu Başına Geçmek biçiminde de kullanılır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anasının Kızı:
(d.) Kız (bakire) olmadığı halde öyleymiş gibi davranan ya da kız sanılan kadın. Örn:: -İkisi de yavru. Hem de o işlerin acemisi falan değiller ha. Geçen kış ikisini de bizim mahalledeki ahırda O biçim işte. -Kız değiller mi yani? -Ayıp ettin abi. Analarının kızı. (Orhan Kemal, Yalancı Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Anason:
(anis) Vatanı Asya'dır. Maydanozgillerden; yarım metre kadar yükseklikte bir bitkidir. Yaprakları yuvarlak ve böbrek şeklindedir. Çiçekleri beyazdır; meyveleri küçüktür. Meyvelerinde "Anethol" vardır. Kokucu ve yakıcı lezzettedir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanır. Faydası:: Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. AybaŞı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak,aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Anason:
(yun.i.) (bitb.) 1- Maydanozgillerden, genellikle Ege Bölgesi’nde yetiştirilen, tohumu kokulu olan bir bitki. 2- Bu bitkinin hamur işlerinde, çöreklerde ve rakı îmâlinde kullanılan, kendine has kokulu, küçük tânecikler şeklindeki tohumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Anastomoz:
(anastomosis) Ağızlaşma, ağızlaştırma. Normal olarak ayrı olan iki aralık veya organ arasındaki cerrahi bir pasaj veya patolojik geçit oluşumu.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Anatidaefobi:
(ing.i. anatidaephobia) ördek korkusu. bu fobi kişinin ördekler tarafından izleniyormuş hissine ve korkusuna kapılması ile ortaya çıkar. bu fobiye sahip insanlar herhangi bir yerde yürürken sanki çevresinde onu gözleyen ve saldırmak için hazır duran ördekler varmış gibi hisseder ve çok korkar.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)