Haydi Öğrenelim!
Yisa Mola:
(d. it. issare, çekmek, moliare, yavaşlamak, bırakmak) Kah hızlı, kah yavaş hızlana, yavaşlaya anlamında kullanılır. Örn:: Ertesi günü hamallar çeki taşına sırıkları takar, yısa mola iskeleye İndirirlerdi. (Beti Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Üveys:
(a.i. erk.) İsteyen, arzu eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Üveysi Tarikatı:
(Konusu: Din (Tarikat), Kökeni: )
Üvez:
(sorbus) Gülgiller familyasından; orta boylu bir ağaçtır. En yaygın türü olan kuşüvezi yamaçlarda ve çalılık yerlerde yetişir. Yabaniüvez, ova ve yamaçlardaki ağaçlar arasında dağınık olarak bulunur. Üvez denilen meyvesi, muşmula gibi olgunlaştığı zaman yenir. Faydası:: İdrar söktürür. Kabızlığı önler. Tansiyonu düşürür. Aybaşı kanaması azlığını giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Üzer:
(t.i. erk.) 1- Üst. 2- Kaymak. 3- Faiz. 4- Can sıkıcı, üzücü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
üzere:
ilgeç (edat) 1. amaç, niyet bildirir. \"Sana gelmek üzere ayrılmıştı\" 2. koşul bildirir. \"Geri almak üzere veriyoruz\" 3. yakınlık bildirir. \"Otobüs gelmek üzereydi\" 4. (bu) biçimde, (bu) yolda, gibi. \"Bildirildiği üzere, yarın toplantı var\"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )
üzerinde:
ilgeç (edat) · ad 1. üstünde. "Ağacın üzerinde bir kuş vardı" 2. –le ilgili, üzerine. "Ozanın şiiri üzerinde bir inceleme, bir eleştiri yoktu"(Konusu: , Kökeni: )
Üzerinden Geçmek:
(d.) 1- Düzmek. Örn:: Bizim bütün Kuzguncuk geçti üzerinden. (Muzaffer Buyrukçu, Cehennem) 2- Irzına geçmek. Örn:: Katar şefinden lokomotif ateşçisine dek tüm tiren personeli Afife'nin üzerinden geçmişti. (Reşat Enis, Yolgeçen Hanı) Üstünden Geçmek diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
üzerine:
ilgeç (edat) · ad 1. üstüne. "Çimenlerin üzerine basmayın" 2. –le ilgili, ilişkin, değgin, dair. "Ozanın şiiri üzerine yazılanları okudum" 3. –den dolayı, nedeniyle. "Durumun açıklanması üzerine herkes rahatladı" 4. –den sonra. "Bizim evde yemek üzerine kahve değil çay içilirdi"(Konusu: , Kökeni: )
Üzerlik:
(nazarotu) Sedefotugiller familyasından; Afrika, Asya ve Amerika'nın sıcak bölgelerinde yetişen, tek tek beyaz çiçekli, çok dallı bir bitkidir. 35 cm kadar boyunda, çok yıllık, otsu bir step bitkisidir. Çiçekleri yeşilimsi beyaz renktedir. Meyvesi basık küre şeklinde bir kapsüldür. Tohumlarının içeriğinde harmalin, harmin, harmalol, peganin adlı glikozitler ve kırmızı boya maddesi vardır. Faydası:: Sinir sistemini uyarır. Balgam söktürür. Mide ve kulunç ağrılarında faydalıdır. Sulu egzamada şikayetleri giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Üzeyir:
(a.i. erk.) Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, peygamber olup olmadığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi. Tevbe suresi 30. ayette ismi geçer.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Üzeyir:
Kur'an-ı Kerim’de adı geçen fakat peygamber olup olmadığı kesin olarak belirtilmeyen kişi. Üzeyir’in, Harun Peygamber’in soyundan geldiği söylenmektedir. Üzeyir, hayatı boyunca Allah’ın rızasını kazanmak için her türlü kötülükten kaçınmıştır. Çevresindeki insanları da Allah’ın emirlerine ve yasaklarına uymaya çağırmıştır. Allah’ın birliğini insanlara anlatma konusunda çaba göstermiştir. Yahudiler, onu “Allah’ın oğlu” diye nitelendirerek yanlış yola sapmışlardır. Tarihî anlatımlara göre, Hz. Musa’nın getirmiş olduğu İslam dinini ve Tevrat’ı yorumlayarak İsrailoğulları arasında önemli bir görev yapmıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Üzgünbalığı:
Bilimsel Adı: Callionymus lyra. Familyası: Deniz dip balığı. Diğer Adı: Renklerinin güzelliğinden ötürü mine balığı adıyla da tanınır. Boyları 25 santimetre kadar olabilen bu balık; Karides, Yengeç, deniz kestanesi, deniz yıldızı, omurgasızlar ve yosunlar gibi çeşitli besinlerle yaşar. Sığ sulardan 300-350 metre derinliklere inebilir. Denizlerimizde yaygın olarak bulunur. Etinin kıymetli olmayışı dikenlerinin az da olsa zehirli oluşu ile herhangi bir ekonomik yönü yoktur.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Üzüm:
(t.i. ka.) Asmanın taze ya da kuru olarak yenen ve salkım durumunda bulunan meyvesi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Üzüm:
(ineb) Üzüm asmasının glikozca zengin olan meyvesidir. Faydası:: Bedeni ve zihni gücü artırır. Kan yapar. Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide ülseri, gastrit, karaciğer hastalıkları, dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Şişmanlıkta faydalıdır. Hamilelerin mide bulantısını önler. Cilt güzelliğini sağlar. Nekahat devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Besleyicidir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
üzüm suyu:
taze üzümün sıkılmasıyla elde edilen meyve suyu.(Konusu: , Kökeni: )
V:
5 Roma rakamları veya Romen rakamları sayısal sistemi, antik Roma kaynaklıdır. Orta Çağ'ın son dönemlerine dek, Avrupa'da yaygın olarak kullanılmıştır.(Konusu: , Kökeni: )
V-bar:
(Okçuluk Ter.) Yayın ağırlık ve denge aletlerinin takıldığı mekanizma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
V-Posta:
Video görüntülerinin normal bir e-postaya eklenmeleriyle ortaya çıkan görüntülü mesajlara verilen addır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
v.s.:
ve saire(Konusu: , Kökeni: )
vaaz:
1- Öğüt verme, nasihat etme, iyiliğe yöneltme, hayırlı şeyleri hatırlatma, bir kimsenin kalbini yumuşatacak şekilde söz söyleme, tavsiyede bulunma. Örn:: “Lokman, oğluna vaaz ederek şöyle dedi: “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma; çünkü Allah’a ortak koşmak en büyük zulümdür.” (Kur’an-ı Kerim Lokman suresi 31/13 ncü Ayet) 2- Din görevlilerinin cami ve mescitlerde Müslümanları eğitmek ve güzel olan şeylere yöneltmek amacıyla, cuma ve bayram günlerinde, ramazan ayında ve mübarek gecelerde Kur’an-ı Kerim ve hadislere dayanarak yaptıkları dinî konuşmalar. Vaaz, yaygın eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu nedenle bütün peygamberler gibi Hz. Muhammed de vaaz metodundan büyük ölçüde yararlanmıştır. Örn:: “Hz. Peygamber bir bayram günü Müslümanlara vaaz etti. Vaazında, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına uymak suretiyle takvalı olmayı ve kadınların da çokça sadaka vermesini öğütledi.” (Cabir b. Abdullah)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vaaz:
ad 1. vaizlerin cami, mescit gibi yerlerde yaptığı, genellikle öğüt niteliği taşıyan dinsel konuşma. 2. bir kimseye kalbini yumuşatacak, kendisini iyiliğe yönlendirecek biçimde söz söyleme, öğüt.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Vabil:
(a.i. erk.) İri damlalı yağmur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vabile:
(a.i. ka.) (bkz:: Vabil)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vacib:
(a.i. erk.) 1- Dini (şer'i) bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen. 2- Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vacibe:
(a.i. ka.) Yapılması gerekli olan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vacibülvücut:
“Varlığı kendinden olup, var olma konusunda bir başka varlığa muhtaç olmayan.” anlamında Yüce Allah. Allah’tan başka bütün varlıklar var olmak için bir yaratıcıya muhtaçtır. Kendi kendilerine var olamazlar. Allah için böyle bir şey söz konusu değildir. Çünkü, onun varlığı kendindendir. Bu anlamda mutlak ve tek tanrı Allah’tır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vacid:
(a.i. erk.)Yaratan, meydana çıkaran. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vacide:
(a.i. ka.) 1- Meydana getirici, yaratıcı. 2- Varlıklı, zengin.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
vacip:
1- Yapılması gerekli, zorunlu olan. 2- Dince yükümlü sayılan insanların yerine getirmesi zorunlu olan işler, farz emirler. İslam hukuk bilginlerinin çoğu, vacibi farz anlamında kullanmışlardır. Örn:: “Cünüplükten sonra gusül yapmak vaciptir.” (Hadis) 3- İslam fıkhında, yapılması farz seviyesinde olmayan fakat sünnetten daha kuvvetli olan dinî hükümler. Bu anlamdaki vacip terimini Hanefi Mezhebi’nin âlimleri kullanmışlardır. Bu tanıma göre; vitir ve bayram namazları, namazda Fatiha Suresi’ni okuma ve kurban kesme vaciptir. Vaciplerde bir işin yapılması istenir. Vacip bir emri yerine getirmeyen kişi günah işlemiş olur. Ahirette ceza görür ve dünyada da kınanır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vadeli:
sıfat belli bir süre içinde ödenmesi, yapılması gereken (borç, senet vb.), belli bir süresi olan, süresi sınırlı bulunan.(Konusu: , Kökeni: ar+t)
Vadideki Zambak:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Honore De BALZAC Kitabın Konusu: Kocasıyla mutlu olmayan Henriette'yle kendisinden çok daha genç olan Felix'in imkânsız aşkını anlatır. Kitabın Ana Fikri: Romanda, 18. yy. ailesi tarafından çeşitli itilişlere maruz kalan bir gencin zamanla hayatında olan değişimleri ve ilerde tanıştığı bir kadına olan bağlılığı anlatılıyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Vafe:
(f.i. ka.erk.) 1- Nasip, kısmet. 2- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Vafi:
(a.i. erk.) Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vafid:
(a.i. erk.) Elçi, temsilci, rasul.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vafir:
(a.i. erk.) Çok, bol.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vafire:
(a.i. ka.) (bkz:: Vafir)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vafiye:
(a.i. ka.) (bkz:: Vafi)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
vaftiz:
1- Hristiyanlıkta, kişiyi ilk günahtan arındırmak ve Hristiyanlaştırmak amacıyla doğumunun sekizinci gününde su ile yıkama işlemi. 2- Hristiyanlıkta, dine katılmanın hukuki ve kutsal göstergesi. 3. Katoliklikte dine girmenin yedi şartından biri, insanı su ile yıkama. Hristiyanlık inancına göre, Hz. Âdem’in işlediği suçtan dolayı her doğan çocuk suçlu ve günahkâr olarak doğar. Çocukları bu günahtan arındırmak için doğumlarının ilk haftasında vaftiz etmek gerekir. İleriki yaşlarda da vaftiz yapılabilir. Ortodokslar suya daldırmakla, Katolikler ise su serpmekle vaftiz yaparlar. Vaftiz esnasında papaz: “Seni Baba, Oğul, Ruhulkudüs adına vaftiz ediyorum.” der. Vaftiz olan kişinin günahlarının affedildiğine inanılır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vaftiz:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vaftizhane:
(b.i) Vaftiz işleminin yapıldığı yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Vagina:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vagon:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vagoncu:
(ing.i. wagon, türk. e.) Özellikle trenlerde faaliyet gösteren yankesici. Örn:: trenlerde çalışan vagoncu. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Vagonculuk:
(ing.i. türk. e.) Vagoncu'nun yaptığı İş, trenlerde yapılan yankesicilik.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Vagonet:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vaha:
(a.i. ka.erk.) Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Vahab:
(a.i. erk.) Bağışlayan, ihsan eden. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: (bkz:: Abdülvahab)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vahat:
(a.i. erk.) Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
vahdaniyet:
1- Allah’ın birliği. 2- “Varlığında, yaratmasında, emretmesinde, fiillerinde, sıfatlarında ve isimlerinde tek ve eşsiz olması, benzerinin olmaması.” anlamında Allah’ın sıfatlarından biri. Vahdaniyet, Kur’an-ı Kerim’in ana konularından biridir. Kur’anı Kerim, vahdaniyete aykırı olan inanç biçimlerini şirk kavramı ile ifade eder. İnsanları, Allah’ın vahdaniyetini hiçe sayacak her türlü inanç ve davranışlara karşı uyarır. Allah’ın vahdaniyeti ile ilgili şu ayet çok önemlidir: Örn:: “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka tanrılar olsaydı yerin ve göklerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin düzeni bozulurdu.” (Kur’an-ı Kerim Enbiya suresi 21/22 nci Ayet) Evrendeki mükemmel ve doğal denge Allah’ın vahdaniyetinin bir göstergesidir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vahdeddin:
(a.i. erk.) Dinin tekliği, birliği. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vahdet:
(a.i. erk.) 1- Yalnızlık, teklik, birlik. 2- Allah'ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3- Hakimiyet ve teşri'i (yasa koyuculuğu) yalnız Allah'a ait olarak görmek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
vahdetivücut:
Evrendeki bütün varlıkları, Allah’ın isim ve sıfatlarının birer görüntüsü; tecellisi kabul eden tasavvufi anlayış. Allah’ın isim ve sıfatlarının bu âlemdeki varlıklar şeklinde görülmesi, gerçek vücut sahibi olarak Allah’ın kabul edilmesi anlamını taşır. Bir başka ifade ile bu âlemdeki bütün varlıkları, Allah’ın zuhur yani gözükme yeri olarak görme ve Allah’ı tek varlık olarak tanıma anlayışıdır. İslam tasavvufundaki vahdetivücut anlayışı, varlıkları Allah’ın kudretinin ve cemalinin bir tecellisi olarak kabul ederken Yunan düşüncesinde, eşyayı Tanrı olarak gören Panteizm’den ayrılır. Vahdetivücut anlayışı, Bayezid Bistamî, Cüneyd Bağdadî ve Hallacı Mansur gibi sufiler tarafından kabul edilse de bu anlayışı sistemleştiren Muhyiddin İbn Arabi olmuştur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vahe Kılıçaslan:
Vahe PAPAZAN (d:1966; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Vahhabilik:
Muhammed b. Abdülvahhab’ın (1703-1787) düşünceleri çerçevesinde oluşan dinî ve siyasi hareket. Vahhabilik şeklindeki adlandırma, Muhammed b. Abdülvahhab’ın adına nispetle başkaları tarafından yapılmıştır. Vahhabiler, kendilerini ‘Selefi’ olarak adlandırırlar. Vahhabilik, ibadet ve İslam fıkhının diğer konularında Hanbeli Mezhebi’nin İbn Teymiye (ö. 728/1328) tarafından yapılan yorumunu tercih eder. İnanç alanı ile ilgili konularda ayet ve hadisleri herhangi bir yorum yapmadan kabul eder. Kur’an-ı Kerim ve sünnette açıkça belirtilmeyen her şeyi bidat kabul eden Vahhabilik, mezar ve türbe ziyaretini kabul etmez. Şirke neden olmaması için, Hz. Peygamber’in kabrinin ziyaret edilmesinin bile yasaklanmasını savunur. Ayrıca Vahhabilik’te, kandilleri kutlama ve mevlit okutma da iyi karşılanmaz. Nazar boncuğu takma, muska ve hamaylı asma, sihir, büyü, her türlü fal ve evliyanın ruhundan yardım isteme şirk kabul edilmiştir. Camilerin süslenmesi ve minare yapılması da hoş değildir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vahi Öz:
Vahe Özanyan (d:1911; ö:1969)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Vahib:
(a.i. erk.) Bağışlayan, bağışlayıcı. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vahibe:
(a.i. ka.) (bkz:: Vahib)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vahid:
(a.i. erk.) Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vahid:
(el-Vahid) “Zatında, sıfatlarında, yaratmasında, emretmesinde, isimlerinde, fiillerinde, hükümlerinde ve hiçbir konuda asla ortağı, benzeri bulunmayan, tek ve eşsiz olan.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. Örn:: “Bütün insanlar Vahid ve her şeye gücü yeten Allah’ın huzuruna çıkacaklardır.” (Kur’an-ı Kerim İbrahim suresi 14/48 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vahiddin:
(a.i. erk.) Tek din, dinin tekliği.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vahide:
(a.i. ka.) (bkz:: Vahid)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
vahiy:
1- Gizli konuşma, fısıldama, ilham etme, ima ve işaret etme, ortaya çıkarma. Örn:: “Musa’nın annesine: ‘Çocuğu emzir, korktuğun zaman suya bırak; korkma, üzülme; biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız diye vahiy ile bildirmiştik.” (Kur’an-ı Kerim Kasas suresi 28/7 nci Ayet) 2- Peygamberler aracılığıyla insanlara, hayatın hangi ilkelere göre yönlendirilmesi ve nelere uyup nelerden sakınılması gerektiğini bildiren ilahî bilgi, bu bilginin gönderiliş tarzı. Örn:: “Allah, insanlara ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi (Cebrail) gönderir; kendi isteğiyle dilediğini vahyeder. Doğrusu o yücedir, Hâkimdir.” (Kur’an-ı Kerim Şura suresi 42/51 nci Ayet) 3- Hz.Muhammed’e bildirilen ve Kur’an-ı Kerim’de bir araya getirilen ilahî bilgiler, ayetler. Örn:: “(Ey Muhammed) Rabbinden sana vahiy ile gelen (Kur’an-ı Kerim)’e uy…” (Kur’an-ı Kerim Ahzab suresi 33/2 nci Ayet) 4- Allah’ın, evrendeki canlı cansız bütün varlıklar için koyduğu, emrettiği ve onların da uymak zorunda oldukları doğal kurallar. Örn:: “Rabbin bal arısına: “Dağlarda, ağaçlarda, hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; Böylece Rabb’inin senin için koymuş olduğu kurallara itaat et.” diye vahyetti.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/68- 69 ncu Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vahiy kâtibi:
Hz. Peygamber’e vahyedilen ayet ve sureleri, vahyin başlangıcından kesilmesine kadar yazan sahabeler. Hz. Peygamber, kendisine gelen Kur’an ayetlerini vahiy kâtiplerine anında yazdırmış ve bunlardan birini de kendisi saklamıştır. Vahiy kâtipleri tarafından yazılan Kur’an-ı Kerim ayetleri aynı zamanda ezberlenmiştir. Yazı ve ezberle korunan Kur’an-ı Kerim, her ramazan ayında Hz. Peygamber tarafından Cebrail’e de okunmuştur. Hz. Muhammed, vefat ettiği yıl, Kur’an-ı Kerim’i sahabeden bir grubun şahitliğinde Cebrail’e baştan sona iki defa okumuştur. Vahiy kâtiplerinden bazıları şunlardır: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Zeyd b. Sabit, Hz. Ubey b. Kâb, Hz. Zübeyr b.Avvam, Hz. Abdullah b. Revaha’dır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vahşi:
sıfat ➽yabanıl. vahşi içeren sö(Konusu: , Kökeni: )
Vahşi Bir Kız Sevdim:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Esat Mahmut KARAKURT Kitabın Konusu: Balkan harbi yıllarında bir türk subayı ve bulgar kızının aşkı anlatılıyor. Kitabın Ana Fikri: Aşkın ferman dinlememesidir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
vahşi hayvan:
doğada yaşayan, avlanarak beslenen evcilleşmemiş hayvan.(Konusu: , Kökeni: )
vahşi hayvanlar geçebilir:
(T 14-b) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhaları, yol üzerinde bir hayvan olabileceğini ve / veya hayvanların geçiş yaptıkları bir kesim olduğunu ve aynı zamanda kaplama üzerinde kir ve çamur olabileceğini belirtmek için kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Vaid:
(a.i. erk.) Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vail:
(a.i. erk.) Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vaiz:
(a.i. erk.) Dinsel öğütlerde bulunan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
vaiz:
1- Öğüt veren, nasihat eden, vaaz eden, irşat eden. Örn:: “İnsana vaiz olarak ölümü hatırlamak yeter.” (Hz. Ömer) 2- Cami, mescit gibi yerlerde Kur’an-ı Kerim’den, hadis, fıkıh ve ahlak kitaplarından örnekler vererek insanlara öğüt veren kimse, dinî konularda halkı aydınlatan din bilgini. Örn:: “(Kavminin ileri gelenleri Hud Peygambere) dediler ki: Bize vaaz versen de vaizlerden olmasan da birdir.” (Kur’an-ı Kerim Şuara suresi 26/36 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vaize:
(a.i. ka.) (bkz:: Vaiz)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vajina:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vajinismus:
(vaginismus) Cinsel ilişkiden hemen önce veya ilişki sırasında vajinada oluşan organik ya da psikojenik kökenli ağrılı kasılmalar.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Vakar:
(a.i. ka.erk.) Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
vakar:
1- Ağırbaşlılık, heybet, ciddiyet. 2- Onur, haysiyet, izzet ve şeref. İnsanın, kişiliğini koruyup şahsiyetini zedeleyecek her türlü davranıştan sakınması. Örn:: “Rahmanın öyle kulları vardır ki; yeryüzünde vakarla yürürler.” (Kur’an-ı Kerim Furkan suresi 25/63 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vaketa:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
vakfe:
1- Duruş, durma, duraklama. 2- Haccın farzlarından birisi olarak Mekke’nin Arafat denilen bölgesinde Zilhicce’nin dokuzuncu gününe rastlayan arife günü öğle vaktinden Kurban Bayramı’nın ilk günü güneş doğuncaya kadar bir müddet bekleme. Örn:: “Kim, bizimle beraber Arafat vakfesini yaparsa o kişinin haccı tamam olur.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vakfiye:
Herhangi taşınır veya taşınmaz bir malı insanların yararına sunan kişi veya kurumun "vâkıfın" vakfettiği malların idaresi ile ilgili hazırlamış olduğu sözleşme, vakıf senedi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vakıa:
(a.i. ka.) (bkz:: Vaki)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Vakıa Suresi:
(a.i. سورة الواقعة) vakı'a suresi; adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden "vâkıa" kelimesinden almıştır. kur'an-ı kerim'de 56 ncı sure, 27 nci cüz, 533 ncü sayfadadır. 96 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 46 ncı sıradadır. taha suresi'nden sonra, şuara suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. vakı'a suresi'nde kıyamet günü olaylarından, cennete gideceklerden, cennetin nimetlerinden ve bu nimetlerin bitip eksilmeyeceğinden, cehenneme gideceklerin durumundan bahsedilir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Vâkıa suresi:
Kur’an-ı Kerim’in elli altıncı suresidir. Mekke’de inmiştir. Doksan altı ayettir. Adını birinci ayette geçen ve “kıyamet” anlamına gelen “vâkıa” kelimesinden almıştır. Sureye, kıyamet sahnelerinin tasviriyle başlanır. Bu çerçevede, yerin şiddetle sarsılması ve dağların toz duman hâline gelmesinden bahsedilir. Kıyametin kopup insanların kabirlerinden kaldırılıp bir araya toplanmasıyla beraber amel defterlerinin verilişi anlatılır. Amel defterleri sağ tarafından verilenlerin cennetlik olacakları, sol tarafından verilecek olanların ise cehennemlik olacakları haber verilir. Bu iki gruptan ayrı olarak, ‘öne geçenler’ anlamına gelen ve “sabikun” denilen bir başka grubun ahirette elde edecekleri nimetlere değinilir. Cennetliklere verilecek her türlü güzellik tanıtılır. Dünyada iken Allah’ı ve emirlerini inkâr edenlere amel defterlerinin sol taraflarından verileceği dile getirilir. Bu kişilerin, ahiret gününü ve yeniden dirilmeyi inkâr ettikleri için cehennemdeki hayıflanmaları anlatılır. Cehennem sahnelerine bölüm bölüm yer verilir. Surede, Allahuteala her şeyi en güzel biçimde yarattığına dair örnekler sunar. Yüce Allah, ekinlerden ağaçlara, gökten indirdiği suya ve denizleri yaratmasındaki mükemmelliğe insanların dikkatini çekip bunlardan ibret almaya çağırır. Surede, tüm evreni yoktan var ettiğini bildiren Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’i insanlara gönderenin de kendisi olduğunu haber verir. Cinlerin, şeytanların veya insanların Kur’an-ı Kerim’in benzerini yapmaya güçlerinin yetmeyeceğini belirtir. Kur’an-ı Kerim ile ilgili bu açıklamadan sonra insanların ölüm hâlindeki durumlarını resmeder. Bu arada insanın kesinlikle ölüme engel olamayacağını açıklar. Mahşer gününde, insanların amel defterlerinin sağ taraflarından veya sol taraflarından verilmesine tekrar değinir. Cehennemden kurtulmak için Allah’ı her türlü eksiklikten uzak tutmanın önemini vurgulayan ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vakıf:
(a.i. erk.) 1- Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2- Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakfe yapan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
vakıf:
1- Bir malı harcamaktan men etme, yasaklama. 2- Bir malın mülkiyeti, vakfeden kişide kalmak üzere yararlanma hakkını insanların hizmetine sunma. Örn:: “Vaktiyle gölgesinde dinlendiğimiz çınar, / Eski mahalle, vakıf çeşme, bakımsız cami…” (C. S. Tarancı) 3- Dinin kullanılmasına onay verdiği taşınan veya taşınmayan bir maldan yararlanma hakkını, Allah rızası için toplumun kullanımına verip bu malı satmayı veya bir başka şahsa mülkiyetini devretmeyi yasaklama, engelleme. Örn:: “Vakıfların çokluğunun asıl sebebi çok daha güzeldir: Zengin ve geliri olanlar bir cami veya hayır müessesesi yapmakla vatan toprağının bir köşesine adlarını verirler, halkın hürmetini kazanırlar, meşhur olurlar, aynı zamanda uhrevi bir teselli edinirlerdi…” (Y. K. Beyatlı) 4- Dince uygun görülen taşınan veya taşınmaz maldan faydalanma hakkını, bu malı satmayı veya mülkiyetini devretmeyi yasaklama koşuluyla- Allah’ın rızasını umarak toplumun kullanımına veren hayır kurumu. İslam’da vakfın temeli, Kur’an-ı Kerim, sünnet ve İslam bilginlerinin ortak görüşlerine dayanır. Örn:: “Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcamadıkça hayra tam olarak erişemezsiniz...” (Kur’an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/92 nci Ayet) Hz. Peygamber, vakıf yapma konusunda Müslümanlara öncü olmuş ve Medine’deki yedi parça arazisini Müslümanlara vakıf olarak bağışlamıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
vâkıf:
Bir malın mülkiyetini kendi şahsında tutarak yararlanma hakkını insanların hizmetine sunan kişi veya kurum, vakfeden.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vaki:
(a.i. erk.) 1- Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2- Geçen, geçmiş olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
vakit:
1- Bazı ibadetlerin mükellefin üzerine farz olmasının sebebi; zaman. Örn:: “…Şüphesiz ki namaz müminlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır.” (Kur’an-ı Kerim Nisa suresi 4/103 ncü Ayet) 2- Namazın farz olmasının şartlarından olmak üzere, içerisinde namazın kılındığı süre, müddet. Vakit, namaz ve orucun farzlarındandır. Örn:: “Allah’a ve Resulüne imandan sonra en değerli amel vaktinde kılınan namazdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Vakkas:
(a.i. erk.) Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Vakum:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Vakur:
(a.i. erk.) Ağırbaşlı, temkinli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Valaşan:
(f.i. erk.) Şanı yüce, şanlı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Valay:
(f.i. ka.erk.) Yükseklik, yücelik. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Fars+Ar)
Valde:
(a.i. esk.) Hamam külhanı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Valdemar Poulsen:
Valdemar Poulsen (1869-1942) Danimarkalı mühendis, mucit. 1898 yılında bir Telegraphone Patenti aldı. Teyp cihazını buldu.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Vale:
(t) (Lat. valetus) Uşak rolü, çok kurnaz, dolapçı bir tip. Bu rolü oynayan oyuncunun çok zeki, canlı, esnek olması gerekir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )