MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Atiçifobi:

(ing.i. atychiphobia) başaramama korkusu.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




yalnızca:  

belirteç 1. tek başına, yalnız olarak. 2. belli durumun, koşulun ya da işin dışına çıkmaksızın. "Bugün yalnızca bu işi yapacaksınız" 3. ancak, sadece, salt.(Konusu: , Kökeni: )

Yalnızız:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Peyami SAFA Kitabın Konusu: Manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağı gerçeğini konu edinir. Kitabın Ana Fikri: İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

yalnızlık:  

ad 1. yalnız olma durumu. 2. kimsesizlik. "Yalnızlık onu bunaltmıştı" 3. kimse bulunmama durumu, ıssızlık.(Konusu: , Kökeni: )

Yalova:  

Yalova Tarihi; Bölgedeki ilk yerleşimler prehistorik çağlarda M.Ö. 3000 yıllarındadır. Bitinya adıyla bilinen antik bölgede M.Ö. 2000'lerde Hititler, M.Ö. 1200'lerde Frigler hakimiyet kurdular. Yalova'nın da içerisinde olduğu bölge M.Ö. 74'de Romalılar'ın denetimine girdi. Roma İmparatorluğu'nun 395 yılındaki bölünmesinden sonra Yalova Bizans İmparatorluğu'nun yönetimine geçti. 1302'de Yalova civarında Bafeus Muharebesi gerçekleşti. Yalova ve çevresi 1326 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolüne geçti. İstanbul'a bağlı iken 6 Haziran 1995'de Türkiye'nin 77. ili olmuştur.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )

Yalova:  

Yalova İlçeleri: 1-Yalova (03.06.1995) 2-Altınova (06.06.1995) 3-Armutlu (06.06.1995) 4-Çınarcık (06.06.1995) 5-Çiftlikköy (06.06.1995) 6-Termal (06.06.1995)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )

Yalova:  

Yalova; Kuzeyden ve Batıdan Marmara Denizi, Doğudan Kocaeli, Güneyden Bursa (Orhangazi-Gemlik) ve Gemlik Körfezi ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )

Yalova:  

Tel. Kodu: 226(Konusu: İl Tel Kodu, Kökeni: )

Yalova:  

Plaka Kodu: 77(Konusu: İl Plaka Kodu, Kökeni: )

Yalova:  

Nesiyle Meşhur: Yalova’nın Geceleri Kolonyası, Süs Bitkileri, Yalova elması, Yalova Ata sarısı üzümü, Yalova Kivisi, Yalova Kaymakamı hikayesi meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )

Yalova:  

Yalova'da Gezilecek Yerler: Üvezpınar, Karaca Arboretumu, Yürüyen Köşk, Kara Kilise, Delmece Yaylası, Sudüşen Şelalesi, Armutlu Kaplıcaları, Erikli Şelalesi, Rüstempaşa Camii, Hacı Ali Paşa Camii, Valide Hamamı, Kurşunlu Hamamı, Karlık Yaylası, Beş Melek Kilisesi, Harmankaya Tabiat Parkı, Çınarlı Yol (Çınarlı Hıyaban), Termal Atatürk Köşkü, Hersekzade Ahmet Paşa Ve Külliyesi, Hasanbaba Mesire Yeri, Altınova Hersek Gölü, Dipsiz Göl, Çobankale Kaya Anıtı, Kent Ormanı Çifte Şelale, Teşvikiye İkiz Şelaleler, Yedi Havuzlar, Ata Park, Aşıklar Çeşmesi, Yaver Köşkü, Üç Azizeler.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )

Yalova:  

Genel Bakış: Türkiye Cumhuriyeti’nin Marmara Bölgesi‘nde yer alır. (Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )

Yalova Kaymakamı:  

(bkz:: Kim İpler Yalova Kaymakamını)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yalpa Attırmak:  

(d.) Kırıtmak, kalçalarını abartılı biçimde sağa sola sallamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yalpalanma:  

(Yüzme Ter.) Yüzme esnasında vücudun su üzerinde yaptığı hareketler.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Yaltır:  

(t.i. erk.) Parlak, parlayan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yaltırak:  

(t.i. erk.) 1- Işık, parıltı. 2- Kuyruklu yıldız.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yaltıray:  

(t.i. erk.) (bkz:: Yaltır) Ayın ışıltısı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yalvaç:  

(t.i. erk.) (bkz. Yalavaç)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

YAMA:  

(yama) Dağ.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Yamaç:  

(t.i. erk.) 1- Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. 2- Yakın. 3- Bedel, karşılık.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yaman:  

(t.i. erk.) 1- Kötü, korkulan, şiddetli. 2- Cesur, güçlü. 3- İşbilir, kurnaz, becerikli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yamaner:  

(t.i. erk.) Güçlü, cesur erkek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yamanöz:  

(t.i. erk.) Özü güçlü olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yamuk:  

(sf.i.) Beğenilmeyen, olumsuz kural ve ahlak dışı. (davranış, iş, kimse) Örn:: Bir nevi yamuk vaziyetler konçertosu bu. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı) (bkz:: Yamuk Yapmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamuk Yapmak:  

(d.) 1- Kural dışı, ahlak dışı davranmak. 2- İhanet etmek. 3- Beklenilmeyen biçimde hile yapmak, dalavere çevirmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamuk Yumuk:  

(sf.) Birçok yeri yamulmuş durumda olan, hiçbir yeri düzgün olmayan, eğri büğrü, çok çarpık, çarpık çurpuk. NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Yamukçu:  

(sf.i.) Kural dışı, ahlak dışı davranışları olan, (kimse) hilekar. Örn:: sonra her ayağın adamı yamukçu ve oğlancı namı diğer Zonta Zeynel (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamulmak:  

(f.) 1- Çok beğenmek, çok beğendiğini belli etmek, ağzının suyu akmak. Örn:: Yamuldun bana. Yasemin yalan söyleme anam. 2- Güç duruma düşmek. Örn:: Aynı adamla aynı anda, ikinci defa oynamaz çünkü manzarayı çakarlarsa, Rafet yamulup gider. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) 3- Dayak yemek, hırpalanmak, dayak yiyip hırpalanmış olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamultmak:  

(f.) (Birisini) Yoğun biçimde etkilemek. Kendisine hayran etmek. Dövmek, hırpalamak. Örn:: Hadi Bilki Koşmayanı yamulturum. (Hasan Kaçan - Latif Demirci, Tarzan)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamyam:  

(i.) 1- (Zenci dilinden) Adi hırsız, Adi suçlu, maddi bakımdan kötü durumdaki mahkum. Örn:: adem baba Hele yamyam denilen hırsızların eşşek sudan gelene kadar dövülmeden İçeri alınanına rastlamamıştı. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası) 2- Rüşvetçi, yiyici, mürteşi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yamyam:  

(kbd.i.) i. 1- İnsan eti yiyen kimse. 2- (mec.) Vahşî.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)

Yamyamca:  

(be.) Yamyama yaraşır bir biçimde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)

Yamyamlık:  

(i.) 1- Yamyam olma durumu. 2- Yamyamca davranış. 3- (topb.) Kıtlığın, açlığın dayanılmaz olduğu durumlarda ya da daha çok din, tapınma ve büyü gibi nedenlerle insanın insan eti yemesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)

yan:  

ad 1. bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü. "Araba yana devrilmiş" 2. insanın sağının ve solunun ortak adı. "Başınızı yana çevirmeyin" 3. gövdenin bir bölümü. "Sol yanı tutmaz olmuş" 4. yer, yön. "Bahçenin her yanını ot kaplamıştı" 5. çok yakın yer. "Karayolu köyün yanından geçer" 6. birlikte olma. "Çocuk babasının yanında kalmak istiyordu" 7. makam, orun. "Valinin yanına girmek zordu" 8. üst, üzeri. "Yanında kalem var mı?" 9. sıfat arkada, önde, üstte ya da altta olmayan. "Onlar yan apartmanda oturuyor" 10. sıfat ikinci derecede olan. "Kaza olunca trafiği yan yollara vermişlerdi" 11. MEC. istekleri karşıt olan iki kişiden ya da topluluktan her biri. "Yanları uzlaştırmak istemiştik" 12. belirteç bir yana yönelerek. "Çocuk sandalyeye yan oturup ayaklarını uzattı" 13. ASKERLİK TERİMİ savaş düzenindeki bir ordunun iki kanadından her biri. 14. MATEMATİK TERİMİ bir denklemde eşit imiyle ayrılmış olan iki ifadeden her biri. 15. göz ucuyla ve belli etmeksizin bakış. 16. MEC. kötü niyet. 17. MEC. düşmanca duygularla yüklü bakış. 18. düşmanca duygularla ya da pek beğenmeyerek, küçümseyerek bakmak. 19. kötü niyet beslemek. 20. (bir işte) kaypaklık etmek, dürüst davranmamak. 21. (bir işte) aldanmak. 22. doğrudan olmayan, dolaylı etki. 23. HEKİMLİK TERİMİ bir ilaç vb.nin iyileştirme etkisi yanında oluşturduğu istenmeyen etki. Benzer: komplikasyon 24. bakmıyormuş gibi yaparak, göz ucuyla, belli etmeden bakmak. 25. ➽yan bakmak. 26. için. "Bu işten yana kaygılanmayın, iyi olacaktır" 27. –e kalırsa. "Benden yana, işin olacağını sanmıyorum" 28. (taşıt için) yavaş yol alan. 29. şekeri içine atılmamış, yanına konmuş olan kahve ya da çay. 30. bir omzu düşük bir biçimde ya da kollarını çok sallayarak yürüyen kimse. 31. yanında olarak, kendisiyle birlikte. "Yanı sıra getirdiği kitabı okumaya başladı" 32. pek yakınlarında, yanında. "Çocuk babasının yanı sıra yürüyordu" 33. (bir şeyi) yanında, kendisiyle birlikte götürmek, yanında bulundurmak. "Belgeyi yanıma almıştım, işe yaradı" 34. (birini) yanında çalıştırmak, (ona) iş vermek. "Kasap onu yanına alacağını söylemişti" 35. geçimini sağlamak için yanında bulundurmak. "İşe girmiş, küçük kardeşini yanına almıştı" 36. çok kendini beğenmiş, çok kibirli. 37. çok öfkeli, her şeye kızan, karşısına çıkanı tersleyen. 38. (bir şeye, bir kimseye) bakarak, göre. "Bunun yanında onun sözü olmaz" 39. beraberinde olma. "Yanımda para kalmamış" 40. (bir düşünceye) katılma. "Birçokları bu görüşün yanındaydı"(Konusu: , Kökeni: )

Yan Baş:  

(Güreş Ter.) Hızın önemli olduğu bir güreş oyunu. Rakibin baskısı altındayken onun kollarından sıyrılarak koluyla koltuk altından itip yan tarafa savurması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Yan Cephe Duruşu:  

(Cimnastik Ter.) Vücudun yerde veya alette yani yere dönük, tek el ve ayak kenarına dayalı ve gerili tutulduğu durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Yan Çizmek:  

(d.) 1- Kaçmak, sıvışmak. Örn:: Didiler elhazer çapkın sakardır. Şekaavete meyli var yan çizmeli. (Üsküdarlı Aşık Razi, manzume) 2- İlgilenmemek, aldırmamak, aldırış etmemek. Örn:: Hakikaten güzel cazibedar kadındı. Fakat ben tesadüf ettikçe yan çizer şerrine nenni derdim. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yan Gelmek:  

(d.) 1- Hayret, şaşılacak şey anlamında kullanılır. Örn:: Ayağına bastığım için beni kovdu. Vay ölüsü kınalı Kabahate yan gel. (Ömer Seyfettin, Düşünme Zamanı) 2- Kendisini bütünüyle teslim etmek, başkasının üzerinde denetim kurmasına ses çıkarmamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yan Işıklama:  

(Alm. Seitenlicht - Fr. lumiere parasite - İng. spilled light) Sahnenin içinden, yandan verilen ışık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yan Sallamak:  

(d.) Önem vermemek, ilgilenmemek, aldırış etmemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yan Yana:  

Biri ötekinin sağında ya da solunda olarak, birbirinin yanında, birlikte. NOT: Hal Eki Alarak Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Yan Yana:  

Yanlış: Yanyana Doğru: Yan Yana(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

yan yana:  

biri ötekinin sağında ya da solunda olarak, birbirinin yanında, birlikte.(Konusu: , Kökeni: )

Yana Bükülü Atış:  

(Hentbol Ter.) Genellikle kanatlardan yapılan ve düşmeyle sonuçlanan, topun baş arkasından bükülü kolun aksi yönünden eli terk ettiği hücum atışı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Yana Deplase Olmak:  

(Voleybol Ter.) Yan tarafa adımlar atarak yer değiştirme. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Yanaç:  

(t.i. erk.) Yön, taraf.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yanak Allığı:  

(Alm. Wangenrot) Yanağa sürülen çeşitli kırmızı renklerde boya.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yanal:  

(t.i. erk.) 1- Yanda olan, yana düşen. 2- Alaca, değişik renkli. 3- Kırmızı pembe. 4- Nehir yatağı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yanar:  

(t.i. erk.) 1- Parlayan, parıldayan. 2- Kaplıca. 3- Aralık ve Ocak ayı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

yanardağ:  

YERBİLİM TERİMİ bileşik · ad magmanın yerin içinden yüzeye doğru fışkırdığı ya da geçmişte fışkırmış olduğu bir püskürme ağzı bulunan dağ.(Konusu: , Kökeni: )

Yanaşık Düzen:  

Askerin takım içerisinde birlikte nasıl hareket etmesi gerektiğini gösteren düzen. sağ / sola dön, hizaya gel, çök/çömel, tüfekli/tüfeksiz hareketler, vs. zorunlu askerde eğitimin çoğu yanaşık düzendir.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Yanbolu:  

(i.) Ahmak, bön, kimse. Taşralı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yandan Aydınlatma:  

(Alm. Seitenbeleuchtung - Fr. eclairage lateral) Sahneye ve kişilere sahnenin yanından verilen ışık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yandan Çarklı:  

(d. fars. çarh'dan çark, türk.) 1- Yavaş giden. (otomobil, otobüs, vapur vb.) 2- Sade kahve. Tek şekeri kahve tabağına konmuş kahve. 3- Kırtlama içilmek üzere hazırlanmış çay. Şekeri içine atılmayıp çay tabağında sunulan çay.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yandan Fırlama:  

(d.) Piç, anadan doğma hergele her tür kötülüğe eğilimli anlamlarında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

yandan rüzgar levhası:  

(T-18) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhası, iki yönlü trafiğin işlediği yol kesimlerini belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Yandırmak:  

(f. esk.) Vermek. Örn:: Haneye dahil olunca fakir. Yandırır destine birkaç mangır. (Enderunlu Fazıl, manzume)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

YANG:  

(yang) Erkekçe prensipler.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Yangın:  

(sf.) 1- Örn:: Aşık: Peruz- Yangınım Şamram- Baygınım Şevki- Haydi öyle ise doğru köye gidelim. (anonim, çoban kantosu) 2- Dertli, şikayetçi. Örn:: Bir yüzbaşı ağabeysi vardı yangındı Amerikalıdan. Ama napsın kardeşti. (Tarık Dursun K. Hasangiller)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

yangın:  

ad 1. zarara yol açan büyük ateş. 2. HALK AĞZINDAN (hastalıkta) ateş. \"Çocuğun yangını var\" 3. MEC. coşku, coşkunluk. \"İçinin yangınını şiirler bile söndüremiyordu\" 4. sıfat HALK AĞZINDAN candan seven, sevdalı, tutkun, âşık. 5. yapıların dışında yer alan ve yangın sırasında her kattan aşağıya inmeyi sağlayan merdiven. 6. itfaiyecilerin yangında ve kurtarma işlerinde kullandıkları özel merdiven. 7. bir anlaşmazlıkta her iki yanı da kışkırtıcı bir yol izlemek, gerginliği, uzlaşmazlığı artıracak biçimde davranmak. 8. birini kötü davranışında güçlendirici işler yapmak, onu yüreklendirmek.(Konusu: , Kökeni: )

Yangın Efekti:  

(Alm. Feuereffekt - Fr. effet de feu - İng. fire effect) 1- Sahnede yangın görünüşünü veren araç; 2- Yangın etkisi ya da görünüşü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yangın Perdesi:  

(Alm. Feuerschutz Vorhang - Fr. rideau de feu - İng. fire curtain, safety curtain) Yangına karşı sahne ağzındaki demir ya da çelik perde.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

yangın tehlikesi:  

(B-42) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası, konulduğu kesimde yangın tehlikesi bulunduğunu bildirir. cam şişe ve sönmemiş izmarit atılmamalı, izin verilmeyen kesimlerde ateşli piknik yapılmamalıdır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Yangına Gelmek:  

(d.) Kandırılarak hata edip işleri tam anlamıyla karıştırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yanı Sıra:  

Yanlış: Yanısıra Doğru: Yanı Sıra(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Yanık:  

(t.i. erk.) 1- Yanmış olan, esmer. 2- Duygulu, dokunaklı. 3- Kavruk, gelişmemiş. 4- Aşık.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yanık:  

(sf.) 1- Çok seven aşık. Örn:: Bi tane Frasko sokakları var ya bir de uzaylı film. Onlara yanığım işte. (Yankı, Kibariye ile Röportaj) 2- Kötü durumda olan. 3- Dertli, şikayetçi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yanıker:  

(t.i. erk.) Aşık, vurgun kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Yanılmaca:  

(Fr. quiprogue) Oyun gereği, bir oyun kişisinin söylenen bir sözü ya da konuşmayı yanlış anlamasından doğan karışıklık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yanılsama:  

(illusion) Bir cismin ya da olayın farklı bir şekilde algılanması; kişinin, bir uyaranı yanlış algılaması ve bu yanlış algıya inanması. İllüzyon.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Yanılsama:  

(Alm. lllusion - Fr. ıllusion) Göz bağlama.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

yanında:  

1. (bir şeye, bir kimseye) bakarak, göre. "Bunun yanında onun sözü olmaz" 2. beraberinde olma. "Yanımda para kalmamış" 3. (bir düşünceye) katılma. "Birçokları bu görüşün yanındaydı"(Konusu: , Kökeni: )

yani:  

bağlaç 1. demek oluyor ki, şu demek ki, demek anlamında açıklama sözü olarak kullanılır. 2. HALK AĞZINDAN sözün özeti, kısası, doğrusu. "Canımızı sokakta bulmadık yani"(Konusu: , Kökeni: Arapça)

Yankı:  

(t.i. ka.erk.) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

yanlı:  

sıfat birinden yana olan, onu tutan, kayıran ya da bir isteğe, bir düşünceye katılan, onu destekleyen (kimse, tutum, düşünce), yandaş.(Konusu: , Kökeni: )

Yanlış:  

Yanlış: Yalnış Doğru: Yanlış(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

yanlış:  

ad 1. bir gerçeğe, bir ilkeye, bir kurala uymama durumu. \"Bir yanlışı düzeltmek istiyoruz\" 2. sıfat bir gerçeğe, bir ilkeye, bir kurala uymayan, gerçeğe, ilkeye. kurala aykırı olan. \"Yanlış karardan döndüler\" 3. belirteç doğru olmayan bir biçimde. \"Böyle yanlış davranmak dostluğu bozar\" 4. sıfat FELSEFE TERİMİ bilimsel ve biçimsel düşünme yasalarına uymayan, doğru olmayan, düşünülen şeyle uyuşmayan.(Konusu: , Kökeni: )

yanma:  

ad 1. yanmak eylemi. 2. KİMYA TERİMİ bir cismin oksijenle birleşmesi sırasında oluşan olayların tümü. 3. BİTKİLİM TERİMİ tahılların, tanenin oluştuğu sırada yoğun güneş ısısı etkisiyle sıcaktan kavrulması.(Konusu: , Kökeni: )

Yanmaz Çıkıntı:  

(Alm. Asbeststreifen] - Fr. rise d'amiante - İng. asbestos border) Asbestten yapılmış olup kenar lambalarında kullanılır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yanpalamak:  

(f.) Yanaşmak, yaklaşmak. Örn:: O zaman düşündün, boğuntuyu yapanlara yanpalayıp kendine bir hisse çıkarmak istedin. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Yansılama:  

(bkz:: Parodi)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yapa:  

(i. yapağı'dan b.) Bıyık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

yapay:  

sıfat 1. doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış olan, yapma. "Boynunda yapay inciden bir gerdanlık vardı" 2. doğal olmayan, yapmacık. "Beni yapay bir gülümsemeyle karşılamıştı"(Konusu: , Kökeni: )

yapboz:  

bileşik · ad bir karton üzerinde bulunan ve yan yana gelince ortaya bir biçim çıkan çok sayıda parçalardan oluşan, bu biçimi bozup yapmaya dayanan, çocuklar için zekâ geliştirici bir oyun aracı.(Konusu: , Kökeni: )

yapı:  

ad 1. barınmak ya da başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık yapıtı. 2. yapılmakta olan konut, yol, köprü gibi şey, yapım işi. "Yanı başımızda bir yapı başladı" 3. canlı bir varlığın beden ya da ruh özelliklerinin tümü. "Yapısı sağlamları komando yaptılar" 4. bir şeyin şu ya da bu biçimde yapılmış olmasından, bütünün bir araya getirilişinden doğan özellik. "Dilin tümce yapısına dokunulmamalı" 5. (bir kimse, bir kuruluşça vb.) ortaya konulma, oluşturulma, oluşturma, yapma. "Karadeniz yapısı bir tabancası vardı" 6. DİLBİLGİSİ TERİMİ dilsel öğelerin oluşturduğu, iç bağıntılardan ve öğelerin işlevlerinden kaynaklanan, özerk nitelikli dizge. 7. FELSEFE TERİMİ öğeleriyle somut bağı olan bütün. 8. RUHBİLİM TERİMİ canlı varlığın ruh ve beden özellikleri bütünlüğünün özellikle soyaçekimle ilgili olan yönleri. 9. TOPLUMBİLİM TERİMİ parçaları, öğeleri arasında kurallılık, belirli bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan bütün.(Konusu: , Kökeni: )

yapılandırmacılık:  

Yapılandırmacılık bilgi ve öğrenmenin doğasıyla ilgili bir yaklaşımdır. Bilişsel Yapılandırmacılık: Bilgi öğrenen tarafından var olan bilişsel yapıların üzerine etkin biçimde işlenerek yapılandırılır. Birey çevreden bilgiyi edilgen almaz.(Konusu: , Kökeni: )

yapım:  

ad 1. yapmak eylemi. 2. hammadeyi elle ya da makineyle işleyerek mal üretme. 3. SİNEMA TERİMİ•TİYATRO TERİMİ bir tiyatro oyununun, bir filmin, bir televizyon izlencesinin hazırlanması için gereken çalışmaların tümü ve bu çalışmalarla ortaya çıkan ürün.(Konusu: , Kökeni: )

Yapıncak:  

(t.i. ka.) Seyrek taneli, kırmızı bereli bir üzüm türü.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Yapındırmak:  

(f.) İçki içmek, az içki içmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

yapısal:  

sıfat 1. yapılışla, oluşturuluşla, kuruluşla, yapıyla ilgili. 2. DİLBİLİM TERİMİ yapıyı ele alan, yapıyı inceleyen.(Konusu: , Kökeni: )

yapısalcılık:  

ad 1. İsviçreli bilgin Ferdinand de Saussure’ün ilk kez dilbilim alanında kullandığı, Fransız bilgini Claude Lèvi–Strauss’ca toplumsal insanbilim alanında kullanılmış olan, daha sonra bütün bilimlerde yaygınlaşan, olguları bütünün öğeleri olarak ve bütünün içindeki ilişkileri yönünden ele alma, yapıdan yola çıkarak sonuçlara ulaşma yöntemi. 2. DİLBİLİM TERİMİ dilin tümüyle bir yapı olduğunu öne süren dilbilim öğretisi.(Konusu: , Kökeni: )

yapışkan:  

sıfat 1. yapışma özelliği bulunan, değdiği yere yapışıp kalan. 2. MEC. geldiği yerde kalma huyu olan, ayrılıp gitmek bilmeyen. "Amma yapışkan arkadaşın varmış, çok zamanımı aldı" 3. ad yapıştırıcı.(Konusu: , Kökeni: )

Yapışkanotu:  

(duvarfesleğeni) Isırgangiller familyasından; ılıman bölgelerde yetişen, çok yıllık bir bitkidir. Genellikle duvarların üzerlerinde ve diplerinde bulunur. Yaprakları almaşık ve tam kenarlıdır. Çiçekleri küçük kümeler halindedir. Faydası:: İdrar söktürür. Kansızlığı giderir. Dizanteride faydalıdır. Göğsü yumuşatır. Rahatlık verir. Şeker hastalığında faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Yapıştırmak:  

(f.) Esrarlı sigara sarmak İçin sigara kağıtlarını birbirine eklemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

yapma:  

ad 1. yapmak eylemi. 2. sıfat doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış olan, yapay. "Yapma çiçekleri sevmem" 3. sıfat yapmacık olarak, içten gelmeyerek, içten olmaksızın yapılan, yapmacık. "Yapma ilgi beni rahatsız eder"(Konusu: , Kökeni: )

Yapma Düzey:  

(Alm. Spielproszenium - Fr. portique - İng. false proscenium) Çok kişili sahnelerde, geri plandakilerin görülmelerini sağlayan set.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yapma Tonlama:  

(Fr. ıntonation conventionelle) Duygu ve düşünceleri, dilin gerektirdiği tonlamayı bozarak, uydurma bir gelenekle söyleme biçimi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Yapmacık:  

(Alm. gehünsteltes Spiel) Doğal olmayan oyun yöntemi. Bir oyuncunun, rolünü doğal ve inandırıcı bir rahatlıkla oynayacak yerde ona gereksiz ve aşırı jestler katması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

yapmak:  

1. nesne, varlık olarak ortaya koymak, oluşturmak, gerçekleştirmek, yaratmak. "Bu resmi kim yaptı?" 2. bir işle uğraşmak. "Annesi temizlik yapıyordu" 3. olmasına, gerçekleşmesine yol açmak. "Çöplük sinek yapar" 4. düzgün ve düzenli bir duruma getirmek, yerleştirmek, hazır etmek. "Yatağı yapıp yattı" 5. bozukluğunu gidermek, onarmak. "Motoru yapmak uzun sürmüştü" 6. ürün olarak ortaya koymak, üretmek. "Küçük oyuncaklar yapıp satıyordu" 7. kötülükte bulunmak, kötü davranmak. "Ona yaptıkları yetmemişti" 8. (bir tümcede birincisi –i’li, ikincisi eksiz olarak aynı nesne yinelendiğinde) gerçek niteliğini ortaya koymak, gerçek niteliğini oluşturmak. "Şiiri şiir yapan nedir, pek bilinmez" 9. bir isteği, bir düşünceyi, bir davranışı eyleme dönüştürmek, gerçekleştirmek. "Kötülük yapmaktan korkmuyordu" 10. bir isteği, bir dileği yerine getirmek, uygulamak, gerçekleştirmek. "Dediğimi yaparsan sevinirim" 11. çıkarmak, salgılamak, oluşturmak. "Arı bal yapar" 12. dışkı çıkarmak, dışkılamak. "Korkudan altına yapmıştı" 13. bitirmek, gerçekleştirmek. "Lise öğrenimini Mersin’de yaptı" 14. bir devinime başlamak, bir devinimle uğraşmak ya da bir devinime yol açmak. "Her sabah koşu yaparız. Sokaktan geçen yüklü kamyon sarsıntı yaptı" 15. değişiklik ortaya koymak, etkili olmak, etkilemek. "Bu düşünce zamanında devrim yapmıştı" 16. aralarını bulup evlendirmek. "Kızı oğlana yapmak için uğraşıyorlardı" 17. [nsz] olmak. "Gece don yapmış" 18. [nsz] davranmak. "Ona kötü yapıyorsunuz, pişman olursunuz" 19. (tehdit yollu) bir kimseyi herhangi bir duruma düşürmek. "Adama böyle yaparlar işte!" 20. [yar] (ad soylu bir sözcükle birlikte) bir durum yaratmak. "Soğuk insanı hasta yapar" 21. [yar] sahibi olmak, edinmek. "Kısa zamanda çok para yapmıştı" 22. [yar] bir kimseye bir meslek kazandırmak, bir kimseyi yetiştirmek. "Onu çırak alıp usta yaptılar" 23. ARGO (erkek) cinsel ilişkide bulunmak. 24. kendisi için zararlı olan birçok iş yapmış olmak. 25. bütün kötülükleri işlemek.(Konusu: , Kökeni: )

Yaprak:  

(t.i. ka.) 1- Bitkilerde ekseriya klorofilli, yeşil renkli, çeşitli şekil ve yapıda olan soluk almaya yarayan uzantı. 2- Kitap yaprağı, varak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

WhatsApp