MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Açık Kaldırımcılık:

(d.) Dışarıda açıkta bulunan şeyleri çalma biçimindeki hırsızlık. Örn:: "Yukarıda bahsi geçen açık kaldırımcılığın ekseri pazar kurulan kalabalık yerlerde ve dükkan önlerinde açıkta bulunan tezgahlardan çalma biçimi." (Başkomiser Yılmaz Ertunç Yankesicilik)

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Türkoğlu:  

(t.i. erk.) Türk'ün oğlu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Türkol:  

(t.i. erk.) Her zaman Türk kal anlamında kullanılan bir ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Türkolog:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Türkoloji:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Türköz:  

(t.i. erk.) Özü, aslı Türk olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Türksan:  

(t.i. erk.) Adı duyulmuş, Türk gibi ünlü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Türkşen:  

(t.i. erk.) Şen ve mutlu Türk anlamında.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Türkuvaz:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Türkyılmaz:  

(t.i. erk.) Direnişçi, sebat eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

türlü:  

sıfat 1. çok ve değişik, çeşitli özellikleri olan, çeşit çeşit, çeşitli. "Türlü renkte kalemler aldım" 2. belirteç herhangi bir biçimde, herhangi bir yolda. "Bu iş birkaç türlü yapılabilirdi" 3. ad taze fasulye, domates, patlıcan, biber, bamya, kabak vb. gibi çeşitli sebzelerin doğranıp birbirine karıştırılmasıyla pişirilen etli yemek.(Konusu: , Kökeni: )

Türlü Türlü:  

Pek çok çeşit, çeşit çeşit.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Türünk:  

(t.i. ka.erk.) Çalışan, etkin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Tütsülemek:  

(bkz:: Kafayı Tütsülemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tütsülü:  

(sf.) 1- Sarhoş, esrik. Örn:: Biz de biraz tütsülüyüz. Bize haa Ulan biz. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 2- Bağışık. Lan boklu tinton, biz çaya tütsülüyüz, haso koko yok mu?(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tütü:  

(Bal.) (Fr. tutu) Balet sanatçılarının ayak hareketlerini daha iyi göstermek için giydikleri dizkapaklarının üstünde kısa etek.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Tütün:  

(nicotiana) Patlıcangiller familyasından, anayurdu Amerika olan bir bitkidir. Gövdesi dik, silindir biçiminde, tüylü ve yapışkandır. Batı Anadolu'da yabani tütün adlı türü doğal olarak yetişir. Yapraklarında tanen, zamk, nişasta, reçine ve nikotin vardır. Tohumları yağ bakımından zengindir. Alışkanlık yapar. Tiryakilik derecesine varınca; el-ayak titremesi, sinir bozukluğu, hafıza durgunluğu, migren, mide rahatsızlığı, damar sertliği, tansiyon yüksekliği, akciğer kanseri, astım ve diğer nefes yolları hastalıklarına sebep olur. Faydası:: Sigara olarak kullanıldığında hiçbir faydası yoktur.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Tüvan:  

(f.i. erk.) Güç, kuvvet. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Tüvana:  

(f.i. ka.) Güçlü.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Tüvanger:  

(f.i. erk.) Zengin, mülk sahibi, varsıl.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Tüvit:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Tüy:  

(i.) 1- Giysi, giyecek, kılık kıyafet, üst baş. 2- Para.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

tüy:  

ad 1. kuşların vücudunu örten ince ve tarazlı uzantıların her biri ya da tümü. 2. insanların ve kimi hayvanların derisi üzerinde bulunan ince kıl. 3. kimi bitki ve meyvelerle kimi dokumalar üzerinde görülen ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar. 4. ARGO giyecek, üst baş, giysi, kılık. 5. ARGO para. 6. üşümekten ya da korkudan, vücuttaki kılların dipleri kabarıp, kıllar dikilmek. 7. MEC. korku, tiksinti gibi duyguları anlatır. \"Ölü görünce tüylerim diken diken olur\" 8. bir kaygısı bulunduğu, neşesiz olduğu üstünden başından bile anlaşılan (kimse). 9. ARGO (erkek için) sarışın ya da sakalı bıyığı seyrek.(Konusu: , Kökeni: )

Tüy Sıklet:  

(Boks Ter.) 54-57 kg.arasındaki boks sıkleti. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Tüydöken:  

(i.) Ustura. Tıraş bıçağı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüydürmek:  

(f.) 1- Yollamak, kaçırmak, kaçmasını sağlamak. Örn:: Kamran'ın artık şüphesi kalmamıştı. Kızıl Atina'ya tüydürmüşlerdi. (Orhan Kemal, Gavurun Kızı) 2- Alıp götürmek, çalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüyek:  

(i.) Okul, kışla vb. yerlerde kaçmayı, firar etmeyi kolaylaştıran gizli geçit. Firar deliği.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüylenmek:  

(f.) 1- Huylanmak 2- Karşı çıkmak, kafa tutmak. 3- Para kazanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüylü:  

(sf.i.) 1- Paralı, zengin. Örn:: Ah ulan ah olacak bende öyle tüylü bir moruk sözünden çıkacam ha? (Orhan Kemal, Yedibela) 2- Dişilik organı, vagina. 3- Makat, anus.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüymek:  

(f.) 1- Gitmek. Def olmak. Örn:: Pişekar-Tüy dediler mi? Kavuklu- Onlar beni değil galiba ben seni kovacağım. (Ortaoyunu, Büyücü Hoca) 2- Savuşmak. Kaçmak. Örn:: Yarın para suyunu çekti mi seni ekip tüymezse nah yazıyorum. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüyo:  

(fr.i. tuyau) Gizli bilgi, herkesin bilmediği haber, istihbarat. Örn:: Tüyoyu atın sahibi ile jokeyine de onaylattık. (Halit Çapın, At Koşar Baht Geçer) (Özellikle belirli bir işin, olayın ortamın içinde bulunan, bir kimseden gizlice alınan bilgi anlamında kullanılır.) Tiyo, Tiyö diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüyo:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Tüyo:  

Yanlış: Tiyo Doğru: Tüyo(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Tüyo Almak:  

(d. fr türk.) Gizli bir bilgi ya da haber elde etmek. Örn:: Öztürk bir yerden tiyö aldım. Bu karı zayıf uzun boylu iri siyah gözlülerden hoşlanırmış. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun). Tiyo Almak, Tiyö Almak biçiminde de kullanılır. Örn:: Kovancıdan bir paket sigara karşılığı tiyo aldım. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüyo Vermek:  

(d. fr. türk.) Gizli bir bilgi ya da haberi birisine söylemek. Örn:: bir gün sonra eş, dost birbirine tüyo vermeye başlamıştı. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüyü Bozuk:  

(d.) Sarı, sarışın, abraş. (erkek) Örn:: Kralından başlama gene lan tüyü bozuk. (Orhan Kemal, Gurbet Kuşları) 2- Bıyığı, sakalı az seyrek kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tüzel:  

(t.i. ka.erk.) Adalet, hukuk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Tüzeman:  

(t.i. erk.) Adaletli kimse. Yasa adamı, hukukçu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Tüzenur:  

(t.i. ka.) Adaletiyle ışık saçan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Tüzmen:  

(t.i. erk.) Doğru, adil, güvenilir kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Tüzün:  

(t.i. ka.erk.) Yumuşak huylu, sakin kimse, soylu, asil. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Tüzünalp:  

(t.i. erk.) Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Tüzüner:  

(t.i. erk.) Soylu kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

TV:  

(fr.i. Travesti'den kıs.) Kadın kılığında dolaşan erkek travesti. Örn:: Dansözlerin, varyete kızlarının, tvlerin (kılık değiştiricilere tv diyorlardı) giyim mağazası. (Hulki Aktunç, Yek Yek Oynayanlar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tvist:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Tweety:  

Warner Bros tarafından yaratılan Looney Tunes (Sevimli Kahramanlar)'da yer alan karakter. Tweety, Bob Clampett tarafından 1942 yılında Orson adı ile yaratılan tüysüz yavru kanaryadır. Daha sonra Sylvester’ın yaratıcısı Friz Freeleng tarafından tekrar düzenlenerek Sylvester’ın karşısına çıkarılır. Sylvester’ın amacı Tweety’yi yakalayıp yemektir. Ancak bu amacı her seferinde Granny Nine ve bulldog köpek Hector tarafından engellenir. REPLİĞİ: Sarı Kanarya Tweety’nin “Bir kedi gördüm sanki” repliği Tweety kadar meşhurdur.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

TXT:  

""Not defteri"" ile hazırlanmış düz metin dosyalarının uzantısıdır."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

U dönüşü levhası:  

(B-53a) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası yolun ilerisinde U dönüşü yapılabileceğini belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

U dönüşü levhası:  

(B-53b) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası yolun ilerisinde U dönüşü yapılabileceğini belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

U dönüşü levhası:  

(B-53c) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası yolun ilerisinde U dönüşü yapılabileceğini belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

U dönüşü yapılmaz:  

(TT-26c) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası -U - dönüşü yapmanın yasak olduğunu bildirir. U dönüşü yapmanın uygunsuz olduğu kavşaklarda kullanılır. U dönüşü yapmak asli kusur sayılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

UART:  

""Universal Asynchronous Receiver Transmitler"" teriminin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Bilgisayarın seri port bağlantısı üzerinden asenkronize veri transferini sağlamaya yarayan entegre devreye ""UART"" denir. Seri ve paralel bağlantıları arasında farklı türdeki sinyalleri dönüştürmek için tasarlanmıştır; ayrıca yüksek hızdaki veri transferleri sırasında gelen bilgiyi depolayabilmek için özel bir tampon belleğe sahiptir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Ubab:  

(a.i. erk.) 1- Pek taşkın, coşkun. 2- Delice akan sel.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Ubeyd:  

(a.i. erk.) (bkz:: Ubeyde)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Ubeyde:  

(a.i. ka.) Küçük köle, kölecik. Ashabın kullandığı isimlerdendir. Ubeyde b. el-Cerrah.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Ubeydullah:  

(a.i. erk.) Allah'ın kulu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ubudiyet:  

1- Kulluk, itaat, boyun eğme, ibadet etme, aşırı bağlılık. 2- Allah’ın rızasını elde edebilmek için emirlerini içtenlikle yerine getirip yasaklarından kaçınma. Örn:: “Oysa onlar, doğruya yönelerek dini yalnızca Allah’a özgü kılarak ona ubudiyet etmek, namaz kılmak ve zekât vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.” (Kur’an-ı Kerim Beyyine suresi 98/5 nci Ayet) 3- İnsanın, her an Allah’ın varlığı ve birliği bilinciyle hareket ederek onun belirlemiş olduğu helal haram sınırlarına uyması ve ibadetlerini Allah’ı görüyormuşçasına bir anlayış içerisinde yerine getirmesi. Örn:: “Ubudiyeti yalnızca Allah’a özgü kılıp ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Uca:  

(t.i. erk.) 1- Sırt, arka. 2- Yüksek, yüce.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ucaer:  

(t.i. erk.) Değerli, yüce kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ucatekin:  

(t.i. erk.) Yücelikte eşsiz kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

ucb:  

1- Kendini beğenme, üstün görme, şımarma. 2- Başkalarının yaratılış biçimini, fikrini, davranışlarını ve düşüncelerini sebepsiz yere beğenmeyip onları küçük görme, yalnızca kendini beğenme. 3- Kişinin elinde bulunan şeylerin yaratıcısı ve maliki olarak Allah’ı görmeyip elde ettiği nimetlerin sahibi olarak yalnızca kendini görmesi, elindekilerle başkalarına karşı büyüklük taslayıp övünmesi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

UCHI:  

(uchi) İç, içeriden, içsel, hızlılık, vuruş, en direkt.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

UCHI:  

(uchi) İç, içeriden, içsel, hızlılık, vuruş, en direkt.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

UCHI KOMI:  

(uçi komi) İçeriye girmek. Birebir ardına sırali teknik çalışma.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Uchi:  

İçeri, iç taraf Nage’nin özellikle saldırganın kollarının içine ve altına doğru hareket ettiği teknikler sınıfı. (Aynı zamanda vuruş Shomen Uchi)(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

Uchi Deshi:  

Dojo’nun içinde yaşayan ve kendini eğitmene, dojonun bakım ve temizliğine adamış öğrenci (Kimi zaman, dojonun Sensei’sinin kişisel işlerine de yardım eder.)(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

ucube:  

ad 1. şaşılacak denli çirkin olan, çok acayip şey. 2. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ yapısı, kendi türünden olan canlılara benzemeyen canlı.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Uç Baba Torik:  

(d.) (Özellikle gerçek dışı görünen ya da gerçekleşmesi güç olaylar karşısında) Alay yollu, küçümseme yollu kullanılır. Örn:: Karagöz- Derken ne oldu bilmem -Uç baba torik diye birisi bağırmaz mı? (Karagöz, Bahçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçak:  

(i.) 1- Sarhoş, esrik. 2- Fahişe, orospu. Örn:: Deyyus- dedi gidenin ardından. -Karı motor kızlar uçak. Kendi de. (Orhan Kemal, Kurt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

uçak:  

ad kanatlarının altına havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip havada ilerleyebilen, uçan motorlu taşıt.(Konusu: , Kökeni: )

uçak figürü:  

(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Uçan Balık:  

Bilimsel Adı: Exocoetus vofitans. Familyası: Exocoetidae familyasını oluşturan balık türlerinin ortak adı. Güney Ege ve Akdeniz'de dibe inmeden deniz yüzeyinde yaşar. Planktonlar omurgasızlar ve yavru balıklarla beslenir. Gümüş ve Kefal balığına benzer. Bazen büyük balıklardan kurtulmak bazen de saatte 80 km.'yi bulan yüzme hızı gereği su yüzeyinden 25-50 santimetre yükselip büyük kanatlarıyla 2-13 saniye ve 50-250 m.'lik planör uçuşları yapar. Baharla yaz arasında deniz ortasında yumurtalarını yosun ağaç dalı gibi herhangi birşeye yapıştırarak ürer. Eti lezzetlidir. Bölgesel değerlenir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Uçan Servis:  

(Voleybol Ter.) Topun genellikle dönmediği ve yönünün düzgün olmadığı etkili servis türü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Uçanay:  

(t.i. erk.) Ay gibi yüksek anlamında.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçanok:  

(t.i. erk.) Hızlı, atak, yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçar:  

(t.i. erk.) Uçan, uçucu. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçarer:  

(t.i. erk.) Çok sevinen kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçarkefal:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Uçbay:  

(t.i. erk.) Sınır beyi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçbeyi:  

(t.i. erk.) Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçhan:  

(t.i. erk.) Sınır şehir hanı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçkan:  

(t.i. erk.) Deli dolu, havai, toy.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçkun:  

(t.i. ka.erk.)1- Kıvılcım. 2- Pahalı, yüksek. 3- Uçan, çapkın. 4- Becerikli, eli tez. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçlamak:  

(f.) Vermek. Çeribaşı'ya çatarsın, Mangizleri uçlarsın. (Büyük Amelya Hanım, kanto)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçlanmak:  

(f.) 1- Karagözcü argosunda vermek manasında kullanılan bir kelime. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü). 2- Vermek. Örn:: Biliyorsan peniz edersin. Ben de sana mangiz uçlanırım. (Ortaoyunu, Telgrafçı) 3- Almak. Örn:: Görüşmecileri gelen tutuklulardan uçlandığı ekmek, zeytin, peynir, tereyağı, helva ne bileyim yiyecek giyeceği çabucak paraya çeviriverir. (Orhan Kemal, Dünyada Harp Vardı) 4- Ödemek. 5- Geri vermek. (-Sözcüğün yukarki kullanımlarında istenince vermek, vermeye zorlanmak, isteyip almak, rica ederek zorlayıp almak anlamları vardır.) 6- Gelmek, ortaya çıkmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçlanmak:  

(Kar.) Karagöz, Matiz ve Külhanbeyi tiplerince "vermek" anlamında kullanılan argo.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Uçlu:  

(sf.i.) 1- Filtreli. (sigara) Örn:: Bu iyi yürekli adamın uçlu kanserlerinden birini yakıp dumanı üfledim. (Anthony Burgess - Aziz Üstel, Otomatik Portakal) 2- es. Yabancı sigara. Örn:: Yeraltı dünyası lügatında kısaca Uçlu denilirdi yabancı sigaraya. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçma:  

(t.i. erk.) Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçmak:  

(f.) 1- Bir uyuşturucu maddenin etkisi altında kendisinden geçmek, esrimek. Örn:: bak Metin seninki de uçuyor dedi yetişmek için çok çekmen gerekecek dedi. (Orhan Pamuk, Sessiz Ev) 2- Abartmak. Olmayacak şeyler söylemek. 3- Gitmek, Hızla gitmek. Örn:: Kılçık dişlerinin arasından bıçak gibi tükürdü. -Haydi dedi şimdi uç. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) 4- Kaçmak. 5- Cinsel ilişkide bulunmak. Örn:: Bi elli kağıdın varsa uçarız. -Ne gezer. (Faruk Bayraktar, Geceyarısı Abazası) 6- Hayale dalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

uçmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. (kuş, kanatlı böcek vb. için) kanatlarını hareket ettirerek havada düşmeden durmak ve yol almak. 2. (uçak, helikopter vb. için) özel mekanizmayla ya da motorla yerden yükselmek, havada yol almak. 3. (uçurtma vb. için) rüzgâr yardımıyla havada durmak. \"Uçurtmalar göklerde uçuyordu\" 4. rüzgârın ya da başka bir şeyin etkisiyle yerinden ayrılıp havada ya da yerde yol alarak uzağa gitmek. \"Şapkası uçtu\" 5. (sıvı vb.) gaz ya da buhar durumuna geçmek. \"Şişenin ağzı açık kalınca kolonya uçmuş\" 6. (renkler için) solarak yok olmak ya da iyice soluklaşmak. \"Yüzünün rengi uçmuş\" 7. patlayıcı maddeyle ya da deprem vb. ile yıkılmak, parçalanmak, göçmek. \"Selden köyün köprüsü uçmuştu\" 8. yüksek yerden düşmek ya da yuvarlanmak. \"Kamyon köprüden uçmuş\" 9. (kara ya da deniz taşıtları) çok hızlı yol almak. \"Arabamız uçuyordu\" 10. hava yoluyla, uçakla gitmek. \"Yarın Adana’ya uçacağız\" 11. MEC. ortadan yitip gitmek, yok olmak, silinmek. \"Aklındaki her şey uçmuştu\" 12. MEC. çok sevinmek. \"Sınıfı geçmişti, uçuyordu\" 13. MEC. uçar gibi dalgalanmak. \"Ekinler boy vermiş, rüzgârla uçuyordu\" 14. ŞAKA OLARAK aşırılmak. \"Baktım, masaya bıraktığım sigara paketi uçmuştu\" 15. (dinsel inanışa göre) ruh, ölümden sonra göğe yükselmek. 16. ARGO (uyuşturucunun etkisiyle) kendinden geçmek. \"Baktım, odadakiler uçmuştu\" 17. ARGO uçar gibi gitmek, çok hızlı gitmek ya da kaçmak. 18. ARGO cinsel ilişkide bulunmak. \"O gece iki kez uçmuştu\" 19. ARGO düşlere dalmak. 20. kanat çırparak, uçarak. 21. MEC. çok sevinerek. \"Böyle bir çağrıya uça uça gelirler\" 22. (kuş vb.) havalanmak, uçmak. 23. MEC. yitip yok olmak. \"Elde avuçta ne varsa uçup gitmişti\"(Konusu: , Kökeni: )

uçmak:  

ESKİMİŞTİR ad cennet.(Konusu: , Kökeni: )

Uçman:  

(t.i. erk.) Uçan uçucu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçtan Uca:  

(zf.) Bir baştan bir başa. "Biz bu yolları uçtan uca yaylılarla birkaç defa aşmıştık." - B. R. Eyuboğlu NOT: Hal Eki Alarak Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Uçuk:  

(t.i. erk.) 1- Uçmuş, soluk renk. 2- Çökmüş yer, toprak. 3- İyi. 4- Sivri dağ tepesi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçuk:  

(sf.) Olağandan ötede, hayal imgelem ürünü esriklere özgü ilginç. Örn:: Böyle uçuk bir yazıyla siftah etmeyi düşündüm aklım sıra yazı bomba gibi patlayacak. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçur:  

(t.i. erk.) 1- Vakit, an, fırsat. 2- Mevsim.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Uçurmak:  

(f.) (İçki ya da uyuşturucu) Sarhoş etmek, aşırı derecede esritmek. Örn:: Al işte sana kokain fazla kullanma uçurur adamı vallahi. (Ümit Oğuztan, Kraliçe Sisi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Uçurtma:  

(i.) 1- Çalma. Kapkaç. Alıp götürme, kaldırma. 2- Çalınan, kapkaç edilen şey. Uçurma diye de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

uçurum:  

ad 1. dik ve derin yamaç. 2. MEC. çok büyük fark, ayrılık. "İki düşünce arasındaki uçurumu görmüyordu" 3. MEC. kötü sonuç, felaketli sonuç. "Onu düştüğü uçurumdan kurtaramadık"(Konusu: , Kökeni: )

Uçuş:  

(i.) 1- Bir uyuşturucu maddenin ya da alkolün etkisi altında kendinden geçme, esrime. Örn:: Uçuşlar başladıktan sonra okulla köprüler atılıyor. (Cezmi Ersöz, Hayat Bir Emrin Var mı?) 2- Cinsel ilişki. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

uçuş:  

ad 1. uçmak eylemi ya da biçimi. 2. ARGO cinsel ilişki. 3. ARGO uyuşturucu ya da alkol etkisiyle kendinden geçme, esrime. 4. (uçak) havalanmak. 5. ARGO aldığı uyuşturucu nedeniyle esrik durumda olmak.(Konusu: , Kökeni: )

WhatsApp