MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Kumandan:

Komutan.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Alıcı:  

(sf. i.) 1- Edilgin eşcinsel. (erkek) 2- Fahişe. (kadın) 3- Değişik erkeklerle sık sık cinsel ilişkiye giren kadın.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Alıç:  

(ekşimuşmula) Gülgillerden; kırlarda yabani olarak yetişen bir ağaçtır. Meyveleri; küçük muşmulaya benzer, kırmızı renklidir. Tadı mayhoştur. Hekimlikte meyvesi kullanılır. Faydası:: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Alıkmak:  

(f.) 1- Hoşlanarak bakmak, süzmek asılmak. Örn:: Piyzan kevaşeye alıktı. 2- Bakmak. 3- Eşcinsel argosunda çok sık kullanılan bu fiil kendisinden önce gelen ismi de eyleme dönüştürür. Habibe alıkmak yemek yemek gibi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Alıktırmak:  

(f.) 1- (Birisinin) Bir şey yapmasını (bkz:: Alıkmak) sağlamak. Örn:: Belki habbe ve piiz de alıktırırım. Belki yiyecek ve içki de aldırırım. (Arslan Yüzgün, Türkiyede Eşcinsellik) 2- (Para) Harcamak harcatmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Alınak:  

(t.i. erk.) Doğru, güvenilir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Alışık:  

(sf. i.) 1- Uzun süredir pasif eşcinsel olan. (erkek) 2- Eskiden beri fahişelik eden. (kadın ya da erkek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ali:  

Haldun Taner'in yazdığı Keşanlı Ali Destanı kitabının baş kahramanı. Cesur, genç ve iyi niyetli bir delikanlıdır. Olayların akışını değiştirecek güce sahiptir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Ali:  

(a.i. erk.) 1- Yüce, ulu, yüksek. 2- Hz. Ali: Ebu Talib'in oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)'nın kocası. Dördüncü halife.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Ali Bardakoğlu:  

Görev Başlangıcı: 28 Mart 2003 Görev Bitişi: 11 Kasım 2010 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığını yapmıştır. Sonra Gelen: Mehmet Görmez (Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )

Ali Bey:  

Namık Kemal'in İntibah kitabında baş karakter. 21 yaşında, İstanbullu bir genç adam. Babıâli'de kâtip olarak çalışmaktadır. Romanda iyi yetişmiş Ali Bey'in, uygunsuz bir kadın olan Mahpeyker'e aşık olması ve bu aşkın Ali Bey'e maddi ve manevi olarak yıkım şeklinde sonuçlanması anlatılır. Ali Bey olayın farkına varana kadar iş işten çoktan geçmiştir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Ali Cengiz:  

(a.t.i. erk.) Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve umulmadık tarzda anlamlan ile "Ali Cengiz Oyunu" deyiminde geçer.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Tür)

Ali Erbaş:  

Görev Başlangıcı: 16 Eylül 2017 Görev Bitişi: Görevde tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığını yapmıştır. Sonra Gelen: kelime (Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )

Ali güher:  

(a.f.i. erk.) Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Ali Han:  

(a.t.i.) Er. Yüce han. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Tür)

Ali ÖZÜTEMİZ:  

Kıvırcık Ali(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

Ali Rıza:  

(a.i. d.) Votka. Örn:: Asırcı da iyi dadandı Ali Rızaya. (Hüseyin Çağın, Çingeneler Zamanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ali Rıza Bey:  

Halide Edip Adıvar'ın yazdığı Yaprak Dökümü kitabının baş karakteri. Şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Eski Türk terbiyesi ile yetişmiş, özellikle ahlaki konularda titiz, erdemli, çok bilgili (Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca biliyor) ve çalışkan birisidir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Ali Rıza Hakses:  

Görev Başlangıcı: 25 Ekim 1966 Görev Bitişi: 15 Ocak 1968 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığını yapmıştır. Sonra Gelen: Lütfi Doğan (Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )

âliaba:  

1- Hz. Muhammed’in ev halkı. 2- Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Hz. Muhammed, bir sabah namazından sonra kızı Hz. Fatıma’yı, damadı Hz. Ali’yi ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i abasının içine almıştır. Âliaba ismi, tarihteki bu olaydan sonra kullanılmaya başlamıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Alibi:  

(lat.i. aləˌbī) (huk.) Kendisine bir suç yüklenen kişinin, o suçun işlendiği sırada bir başka yerde olduğunu kanıtlaması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)

Alican:  

(a.f.i. erk.) Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. (bkz:: Ali ve Can)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Alice H. Parker:  

Alice H. Parker (1895-?) Afrika asıllı Amerikalı kadın mucit. Parker, 1919 yılında merkezi ısıtma sistemi üzerine ilk patentini aldı. Sistem, oda sıcaklığını düzenleme ve sıcaklığı odadan odaya taşıyabilme özelliğine sahipti. Daha sonra çizimlerine doğal gaz veya odun ile ısınması yoluyla çalışan fırının projesini de ekledi ve bunun da patentini aldı. Bu sistemle beraber, evde ısıtma amaçlı kullanılan tüm aletler tek bir merkezi ısıtma sistemine bağlandı.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )

Alikadr:  

(a.i. erk.) 1- Yüksek kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2- Meşhur bir çeşit lale.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Alim:  

(a.i. erk.) 1- Çok okumuş, bilgin. 2- Çok bilen. 3- Sonsuz. İlim sahibi. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur'an'da Cenab-ı Hakk'ın ismi olarak 13 yerde geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

âlim:  

1- Bilgin, iyi bilen, hakkıyla bilen, bilgili. Örn:: “İnsanlar içinde ancak âlimler Allah’a bilinçli bir şekilde kulluk ederler.” (Kur’an-ı Kerim Fatır suresi 35/28 nci Ayet) 2- Temel İslam bilgilerini aldıktan sonra belirli bir ilim dalında daha çok ilerleyip uzmanlaşan kimse. Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber ilmi ve âlimleri övmüştür. İslam’ın en çok övdüğü âlimler ilmiyle amel edenlerdir. İlmiyle amel etmeyenleri Hz. Peygamber yermiştir. İslam dini ilmiyle amel eden bir âlime itaat etmeyi ve sözlerine uymayı tavsiye eder. Toplumlar, âlimlerinin doğru yolu izledikleri ve doğru yolda oldukları sürece ayakta kalırlar. Örn:: “Gerçek anlamda âlim Allah’ın emirlerine karşı duyarlı olandır.” (Abdullah b. Mesud) Örn:: “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Alîm:  

(el-Alîm) “Her şeyi bilen, hiçbir şey kendisine gizli kalmayan ve kullarını her an gözetim altında tutan.” anlamında Allah’ın esmayı hüsnasından biri. Allah, gizli ve açık ne varsa hepsini bilir. Yaratılmışların bilmedikleri sırları ve gizlilikleri de bilir. Allah, bütün zaman ve mekânın yaratıcısı olduğu için onun ilmi zaman ve mekânla sınırlı değildir. Allah’ın ilmi sonsuzdur. Örn:: “…Ey Rabb’imiz! Bizden (yaptıklarımızı) kabul buyur. Şüphe yok ki sen her şeyi işitensin, Alîmsin.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/127 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

alimallah:  

“Allah bilir.” anlamında anlatıma kuvvet vermek için kullanılan bir söz.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Alime:  

(a.i. ka.) (bkz:: Alim)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

âlimuhammed:  

1- Hz. Muhammed’in aile fertleri; eşleri, çocukları, torunları. 2- Hz. Muhammed’e uyanlar. Sahabeler ve daha sonra gelen Müslümanlar da âlimuhammed’den sayılırlar. Örn:: “Ey Allah’ım! Bütün hayır, iyilik ve güzellikler âlimuhammed’in üzerine olsun.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Alişah:  

(a.f.i. erk.) Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin. (?-1324) İlhanlı veziri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Alişan:  

Serkan Burak TEKTAŞ (d:1976; ö:) (Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Alişan:  

(a.f.i.) Er. Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Aliterasyon:  

(fr.i. allitération < Lat.) (yaz.) Koşukta ya da düzyazıda, bir uyum elde etmek için başvurulan ve sözcük başlarında ya da ortalarında aynı ünsüzün ya da aynı hecenin yinelenmesine dayanan ses oyunu; örneğin,” sular sarardı, yüzün perde perde solmakta” dizesinde bu oyun vardır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alivre:  

(fr.sf. à ön eki ve livrer “teslim etmek”ten) Bir ürün veya malla ilgili olarak daha satılacak duruma gelmeden önce hazır olduğunda teslim edilmek şartı ile numûne üzerinden yapılan satış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Aliy:  

(el-Aliyy) “Kıymeti yüce ve kudreti büyük olan, her türlü kusur ve eksiklikten uzak.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. Örn:: “Yeryüzünü ve gökleri korumak, denetlemek Aliy ve Azim olan Allah’a zor gelmez.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/255 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Aliyar:  

(a.f.i.) Er. 1- Yar, dost, sevgili. 2- Alinin dostu, sevgili adı. 3- Yüce dost. Birleşik isim(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Aliye:  

Halide Edip Adıvar'ın yazdığı Vurun Kahpeye kitabının baş karakteri. İdealist ve vatansever bir aydın kişidir. Kanının son damlasına kadar, atalarından kendisine miras kalan değerleri savunmuş ve istiklali bir yaşam biçimi olarak kabul etmiştir. Eğitimsiz köylüyü eğitmeye çalışmış, fakat tek başına giriştiği bu mücadeleyi hayatını feda ederek tamamlamıştır.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Aliye:  

(a.i. ka.) Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi. (bkz:: Ali)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Aliye Rona:  

Aliye DİLLİGİL (d:1921; ö:1996) Rona soyadını Zihni RONA ile yaptığı evliliğinden almıştır. (Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Alizarin:  

(fr.b.i. alizarine) (bitb.) 1- Kökboyasıgillerden, sürüngen ve kırmızı renkte köksapları boyacılıkta kullanılan, çalı görünüşünde bir bitki. 2- (kim.) Bu bitkinin köklerinden elde edilen, kırmızımsı sarı bir boya. Eş anlamlısı: Kökboyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alize:  

(fr.i. [vents] alizés) Yeryüzünün tropikal bölgelerindeki denizlerde yıl boyunca düzenli olarak esen birtakım rüzgârların genel adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkali:  

(Biy.Sp.Ter.) Baz içerikli. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Alkali:  

(fr.i. alcali) (kim.) Suda eriyebilen, asitleri nötrleştirip tuzları meydana getiren, kırmızı turnusolun rengini mâviye çeviren sodyum ve potasyum hidroksit gibi maddelere verilen ortak ad, kalevî, baz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkali Metaller:  

(fr.i.) (kim.) Oksijenle birleşerek alkali meydana getiren lityum, potasyum, sodyum, rubidyum ve sezyum metalleri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkalik:  

(fr.sf. alcalique) (kim.) Alkalilere âit, içinde alkali bulunan, bazik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkalimetre:  

(fr.b.i. alcalimètre) Bir madde veya eriyik içindeki alkali miktârını ölçmeye yarayan âlet. Eş anlamlısı: Alkalölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkaliölçer:  

(fr.t.b.i.) Alkalilerin arılık derecesini ölçmeye yarayan aygıt. Eş anlamlısı:Alkalimetre. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkaloit:  

(fr.i. alcaloïde) (kim.) Birçok bakımdan alkalileri andıran, zehirli, fakat az miktarda olunca ilâç olarak kullanılabilen organik madde, kaleviye benzer, şibh-i kalevî. [Morfin, kinin, kafein, nikotin önemli alkaloitlerdir].(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkaloz:  

(Biy.Sp.Ter.) Hücre dışı sıvıda baz oranının yüksek olduğu durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Alkan:  

(t.i. erk.) Kırmızı kan. Alkan bey: Türk denizci. Selçukluların egemenliğindeki İznik'te Ebu'l-Kasım'ın donanma komutanı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Alkazar:  

(isp.i. Alcazar) 1- (tar.) Ortaçağ İspanya'sında valilerin güvenliği için yaptırılan, vali konağı olarak kullanılan kale. 2- (mim.) İspanya'da Endülüs Arapları döneminden kalma saraylara İspanyollarca verilen ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İspanyolca)

Alkım:  

(t.i. erk.) Gökkuşağı. Alkım (Uluğ Bahadır) Türk Arkeolog.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Alkın:  

(t.i. erk.) 1- Sevdalı, aşık, vurgun. 2- El çırpma, övme. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Alkış:  

(Alm. Beifall - Fr. applaudissement - İng. applause) Seyircilerin el çırparak oyuncuları, yazarı, sahneye koyucuyu, dekor sanatçısını, vb. beğendiklerjni belirtmeleri, açıkça göstermeleri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Alkışçı:  

(Alm. gedungener beifallklatscher - Fr. claqueur - İng. clapper) Eski tiyatrolarda alkışlamak için parayla tutulan kişi. (bkz) Şakşakçı)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Alkidler:  

Her ne kadar, orta dereceli ekipmanlar ve marin enamellerde bağlayıcı olarak kullanılsalar da içeride ve dışarıda ahşap boyalarında bulunan reçinelerdir.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )

Alkil:  

(fr.i. alkyle) (kim.) Doymuş hidrokarbonların bir hidrojenin yerine bir element veya bir kök bağlanması ile elde edilen madde. Alkol Kökü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkol:  

(fr.i.) alcool < Lat. < Ar. el-kuḥl 1- Şarap, bira gibi sıvıların ya da pancar, patates nişastasının şekerleştirilmesi sonunda ortaya çıkan glikoz çözeltilerin mayalaşmış özlerinin damıtılmasıyla elde edilen, kokulu, yanıcı, uçucu, renksiz sıvı. Eş anlamlısı: Etilalkol, ispirto, etanol. 2- (mec.) Her türlü alkollü içki. 3- (hlk.) İçki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkol Derecesi:  

Bir şarapta bulunan alkol oranı. Çoğu beyaz şarabın alkol derecesi %9 ile %14 arasında değişir, çoğu kırmızı şarabınki ise %11 ile %14 arasındadır.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Alkolik:  

(fr.sf. alcoolique) Sürekli ve aşırı derecede alkollü içkiler içen, bunu hastalık kertesine vardıran kimse, içki düşkünü, içki müptelâsı, içkici, ayyaş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkolizm:  

(fr.i. alcoolisme) (tıp) Alkolizm, alkollü içkilere kişinin fiziki ve psikolojik sağlığına zarar verecek şekilde olan aşırı tutkunluk. Alkolizm sorunu olan kişiye ise alkolik denir.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Alkolizm:  

(fr.i. alcoolisme) 1- Alkollü içkilere aşırı ölçüde düşkün olma durumu, ayyaşlık. 2- Sürekli olarak alkollü içki içenlerde görülen bedensel ve ruhsal bozuklukların genel adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkollü:  

(fr.sf.) 1- Alkolden yapılmış ya da içinde alkol bulunan. 2- (mec.) Alkollü içki içmiş, içkili, sarhoş (kimse).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkolmetre:  

(fr.b.i. alcoolmètre) 1- (kim.) Sıvılarda bulunan alkolün oranının ölçülmesine yarayan araç. 2- Trafik denetimi sırasında polisçe kullanılan ve içkili sürücünün üflemesiyle içtiği alkolün kandaki oranını gösteren aygıt. Eş anlamlısı: Alkolölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Alkolölçer:  

(fr.t.b.i.) 1- (kim.) Sıvılarda bulunan alkolün oranının ölçülmesine yarayan araç. 2- Trafik denetimi sırasında polisçe kullanılan ve içkili sürücünün üflemesiyle içtiği alkolün kandaki oranını gösteren aygıt. Eş anlamlısı: Alkolmetre.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)

Alkolsüz:  

(fr.t.sf.) İçinde alkol bulunmayan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)

Alkur:  

(t.i. erk.) Hep, bütün, herkes.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Allah:  

(a.i.) En iyi en üstün kişi anlamında kullanılır. Örn:: Esas çocuk onların alayını dövüyor o koğuşun allahı oluyor nasıl? (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu) 2- Bir niteliğin alabileceği en olumlu ya da en olumsuz noktaları belirlemek için kullanılır. Örn:: Konca dumanın allahıdır. kerestenin Allahı da olsa kendi örgütlerinden bir adam her şeyden üstündü. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allah:  

1- Esmâ-i Hüsnâ'nın içerdiği tüm isimlerin anlamlarını kendisinde toplayan, gerçek ve mutlak olan tek ilaha işaret eden özel isim. 2- İsmicelal, İsmiazam, Lafzayicelal. Allah’ın varlığının delilleri her yerde bulunmaktadır. Maddi bir varlık olmadığı için insanlar Allah’ı doğrudan doğruya göremezler. Onun varlığı kalplerde daha iyi hissedilir. O, mutlak varlıktır, mükemmeldir; eksikliklerden uzaktır. Ona benzer hiçbir şey yoktur. 3- Kâinatın ve bütün varlıkların yaratıcısı, tek koruyucusu olan yüce ve tek varlık, Mabut, Tanrı, Rab, Mevla, Huda, yaratma ve bütün var olanlara emretme ile ilgili tüm sıfatları kendisinde toplayan yaratıcının özel ismi. Örn:: “Allah iman edenlerin velisidir. Onları her türlü karanlıktan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır…” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/257 nci Ayet) Örn:: “…İyi bilinmelidir ki, yaratmak da emir vermek de Allah’a mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah pek yücedir.” (Kur’an-ı Kerim A'raf suresi 7/54 ncü Ayet) Allah ismi, başka bir varlık için kullanılamaz. Hiçbir dilde anlam yönünden ve dilbilimsel olarak Allah kelimesini tam olarak karşılayacak bir kelime bulunmamaktadır. Allah kelimesinin çokluk biçimi yoktur. İslam dinine göre Allah, zatıyla bilinemez ve kavranamaz; ancak sıfatları aracılığıyla bilinir. Allah’ın sıfatları şunlardır: Vücut (Var olması), Kıdem (Ezelî olması, varlığının bir başlangıcı olmaması, bir var oluş tarihiyle kayıtlı olmaması), Beka (Ebedî olması, varlığının sonu olmaması), Muhâlefetün li’l-havâdis (Yaratılmış olanlara hiçbir şekilde benzememesi), Kıyâm bi-nefsihi (Varlığı kendinden olması, var olmakta başkasına muhtaç olmaması), Vahdaniyet (Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olması), Hayat (Hayat sahibi ve diri olması), İlim (Her şeyi bilmesi), Kudret (Her şeyi yapmaya gücünün yetmesi), İrade (Her şeyi dilediği gibi yapması), Semî (Her şeyi işitmesi), Basar (Her şeyi görmesi), Kelam (Kendine has konuşmasının olması), Tekvin (Dilediğini, dilediği gibi yaratması).(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: arapça)

Allah Kerim Yeri:  

(d. a. Allah, kerim cömert t. k.) Parasız gecelenen yer, sabahçı kahvesi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahı Şaşmak:  

(d. a.t.) Şaşırıp telaşa kapılmak. Örn:: Selim'inki yek geldi. İbrahim beşi kondurunca Allahım şaştı benim. (Tarık Dursun K., Hasangiller)(bkz:: Allahını Şaşırmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahıma:  

(d. a.t.e.) Kesinlikle inanıyorum vallahi anlamlarında kullanılır. Örn:: Elini sallasan elli tane muz bulursun allahıma. (Haşan Kaçan, Hasanın Saksısı) (Allahıma Kitabıma biçiminde de söylenir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahını Şaşırmak:  

(d. a.t.) Telaştan korkudan ne yapacağını bilememek çok şaşırmak. (Allahını Şaşmak biçiminde de kullanılır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahını Şaşırtmak:  

(d. a.t.) (Birisinin) Aşırı biçimde şaşırıp telaş ve korkuya kapılmasını sağlamak. Örn:: Olsa olsa benim kötü Hayganoş kahpesi. Çünkü benim kahpe polis tabancasına sarıldı mı Hrisantos olsa Allahını şaşırtır. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahsız:  

(sf.i. a.t.e.) 1- İnsafsız, acımasız, halden anlamayan. Örn:: Kırk yıllık hemşerim ki canımdan çok severim. Lakin o Allahsızın biri. (Orhan Kemal, Sarhoş) 2- (Birisine bir tanıdığa) Samimi bir hitap olarak da kullanılır. Örn:: Lan tasdikin gelmez mi Allahsız ipini ben çekeceem senin. (Mehmet Şeyda, Tasdiki Gelmedi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahsız Tosbağa:  

(d. a.t.) 1- Boyundan büyük işlere kalkışanlar için kullanılır. 2- Dinsiz, imansız, insafsız, acımasız. Örn:: Sinsilesi bozuk köpekler Allahsız tosbağalar. (Metin Kaçan, Ağır Roman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Allahu ekber:  

(bkz:: tekbir)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Allahverdi:  

(a.t.i. erk.) İran'da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Tür)

Allak Bullak:  

(be. sf.) 1- Karmakarışık, altüst olmuş, altüst durumda, altüst. "Ortalık allak bullaktı" 2- Düzenli durumunu bozmak, karmakarışık bir duruma sokmak, altüst etmek, darmadağınık bir duruma getirmek, dağıtmak, karıştırmak. "Fırtına her yeri allak bullak etmiş. 3- (mecaz) (bir şey, birini) Düşünemez duruma getirmek, zihnini altüst etmek. "Haber, adamı allak bullak etti" 4- Düzeni bozulmak, karmakarışık bir duruma gelmek, altüst olmak. "Fırtınadan ortalık allak bullak olmuştu" 5- (mec) (akıl, zihin) Şaşkınlaşmak, şaşkına dönmek, karışmak, şaşırmak, (yüz) çizgileri değişmek. "Bu sözleri duyunca yüzü allak bullak oldu" NOT: İkisi de Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Allegretto:  

(it.zf. allegretto) (müz.) Batı müziğinde parçanın allegrodan biraz daha ağır bir tempo ile çalınacağını göstermek için nota üzerine yazılan terim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Allegro:  

(İt . allegro) 1- Müzikte çabuk ve hareketli bir tempo işareti. 2- (tul.) Müzikte çabuk hareketler.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Allegro:  

(it.zf. allegro < Lat.) (müz.) Batı müziğinde parçanın andante ile presto arasında canlı ve neşeli bir tempo ile çalınacağını göstermek için nota üzerine yazılan terim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Allel:  

(allele) Genin alternatif ya da değişik şekilleri.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Alley-oop:  

(Basketbol Ter.) Çembere doğru atılan pasın, potaya yakın oyuncu tarafından havada yakalanıp smaçla tamamlanması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Alliumfobi:  

(ing.i. alliumphobia) sarımsak korkusu. soğanın korkutucu olduğu düşünüldüğünde ortaya çıkar.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Allodoksafobi:  

(ing.i. allodoxaphobia) fikir sahibi olma veya başkasının bir fikrini belirtmesinden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Allööş:  

(a.ünl. Allahtan?) Çok iyi bir durum karşısındaki sevinç duygusunu belirtmek için kullanılır. Örn:: Biliyor musun sen de çıkmalısın hapisten. Birlikte allööööş Ne iyi arkadaş olurduk? (Orhan Kemal, Suçlu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

alma:  

ad 1. almak eylemi. 2. HALK AĞZINDAN elma.(Konusu: , Kökeni: )

almak:  

1. bir şeyi ya da birini bulunduğu yerden ayırmak. "Atı almak için ahıra girdi" 2. bir nesneyi, el ile ya da bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, çekmek, kaldırmak. "Adam, yazı makinesini önüne aldı, yazmaya başladı" 3. yanında götürmek, bulundurmak. "Giderken çantanı almayı unutma" 4. yanında götürmek, birlikte götürmek. "Polis, adamı alıp gitti" 5. para ile edinmek, satın almak. "Yeni bir araba aldı" 6. içine sığdırmak ya da sığmaya olanak vermek. "Çanta kitapların hepsini aldı" 7. kabul etmek. "Selam almaktan bile çekinir oldular" 8. kendine iletilmek. "Her gün dostlarından mektuplar alırdı" 9. içine çekmek ya da içeri sızmak. "Sandal su almaktaydı. Bu film ışık almış" 10. (biriyle) evlenmek. "O kızı almak için çok uğraştı" 11. (sel, yel) sürükleyip götürmek. "Sel, çok sayıda can almıştı" 12. sağlamak, elde etmek, kazanmak. "Kaç para aldın bu işten?" 13. tehlikeli, zararlı bir şeye uğramak. "Bugünlerde soğuk almaktan sakınmalısınız" 14. her yeri kaplamak, sarmak, bürümek. "Sular sokakları almıştı" 15. kısaltmak, eksiltmek. "Masanın ayağını biraz almak gerekiyor" 16. yolmak, koparmak. "Bahçedeki zararlı otları almakta geç kalmamalı" 17. yerini değiştirmek, bir yana çekmek. "Kadın çocuğunu öteki koltuğa aldı" 18. tozunu, kirini temizlemek. "Önce odayı şöyle bir almak, sonra yerleştirmek gerekiyordu" 19. (içeri) buyur etmek. "Hizmetçi bizi salona aldı" 20. (içeri) götürmek. "Atı ahıra aldı" 21. (duş, banyo) yapmak, yıkanmak. "Bir duş almak için banyoya girdi. Önce bir banyo aldı" 22. örtmek. "Yazmasını başına aldı" 23. koymak, sırtlamak. "Yükünü sırtına aldı" 24. bir yeri savaşla ele geçirmek. "Türkler Bağdat’ı almak için ordu gönderdi" 25. (saat, zaman için) değiştirmek. "Sınav saatini ileri almışlar" 26. (yol için) gitmek. "O yolu iki günde alırsınız" 27. ... gibi anlamak, yorumlamak. "Bu sözü kötüye almanızı istemem" 28. [nsz] (yağmur) bastırmak, başlamak. "Dün sokakta ansızın bir yağmur aldı, ıslandık" 29. davranış ya da ses tonu değiştirmek. "Şarkıcı bu kez tizden almak istedi, beceremedi" 30. (içecekler ya da sigara için) içmek. "Bir kahve alır mıydınız?" 31. (ilaç için) içmek, yutmak. "Bu ilacı suyla almak gerek" 32. hırsızlamak, çalmak. "Otobüste adamın saatini almışlar" 33. bir göreve, bir işe başlatmak. "Yeni bir kapıcı almak istiyoruz" 34. görevden, işten çekmek. "Çocuğunu çıraklıktan almak istemişti, yapma dedim" 35. (ölüm yoluyla) ayrılmak. "Tanrı eşini alınca adam değişti, durgunlaştı" 36. yok etmek, gidermek. "Biber acıymış, dilimin acısını almak için ekmek içi yedim" 37. rengini attırmak, soldurmak. "Güneş kumaşın rengini iyice almış" 38. vücuttaki hasta bir öğeyi ameliyatla çıkarmak. "Karnındaki uru aldılar" 39. (otomobil vb. motoru, marşı) çalışmak, işlemek. "Sürücü kontak anahtarını çevirdi, motor hemen aldı" 40. (iki şeyden birini) yeğlemek, seçmek. "Kalemlerin hangisini almak istersin?" 41. kapıp götürmek. "Tilki tavukların ikisini almış" 42. alıntılamak, aktarmak. "Bir şiirimi seçkisine almak için izin istedi" 43. görmek. "Evin üst katı denizi olduğu gibi almaktaydı" 44. yakalamak, ele geçirmek, tutmak. "Balıkçılar bugün bol balık aldılar" 45. (halk yazınında) saz çalmaya, şiir söylemeye başlamak. "Aldı Sürmelibey, bakalım ne dedi" 46. MEC. ele geçirmek, kazanmak. "Kadınlar aldıkları haklarla yetinemezler" 47. bir anten aracılığıyla hertz dalgalarını toplamak. "Bizim radyo her yeri alıyor" 48. iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları durumu. 49. bir kimseye yapılan hizmetin karşılığını hemen bekleme durumu. 50. uğraşa didişe, çekişe çekişe. 51. aralarındaki senlibenli dostluğu sürdürerek. 52. sağladığı yarar, uğradığı zararı karşılayamamak. 53. sağladığı yarar, (o davranışla, bir işe, bir başkasına) verdiği zarardan az olmak. 54. alacağı ya da vereceği bulunmamak. 55. MEC. biriyle hiçbir ilgisi, ilişkisi bulunmamak, herhangi bir düşmanlığı olmamak. "Onunla bir alıp vereceğim yok" 56. kısa zamanda çok ilerlemek, yayılmak, artmak, çoğalmak. "Bahçedeki zararlı otlar aldı yürüdü" 57. (biri) kısa zamanda çok ilerlemek, üne ya da varsıllığa ermek. "Adam aldı yürüdü, yakında iyice ilerler"(Konusu: , Kökeni: )

Alman:  

özel ad · sıfat 1. Cermen soyundan bir halk ve bu halktan olan kimse. 2. Alman halkına ya da Alman ülkesine, Almanya’ya özgü olan (şey). "Alman yazını Türkiye’de tanıtılacak"(Konusu: , Kökeni: )

Almanak:  

(fr.i. almanach < Lat. < Yun.) Yılın bayram, yıldönümü gibi belli günlerini, birtakım gökbilim, meteoroloji bilgilerini, kimi alanlarla ilgili istatistikleri vb. çeşitli bilgiler veren bir tür yıllık takvim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Almangümüşü:  

(alm.b.i.) 1- (kim.) Kolay işlenip kolay dövülebildiği için kullanılış alanı geniş olan, gümüşe benzer, bakır, çinko ve nikel alaşımı; bir nevi fakfon. [Bâzan içine kurşun, kalay ve demir de katılır; levha, şerit, tel vb. yapımında ve parlaklığı sebebiyle sofra takımlarında, dekorasyonda ve kuyumculukta kullanılır]. 2- (sf.) Bu alaşımdan yapılan. Eş anlamlısı: Mayşor.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)

Almanlar:  

Almanlar (Almanca: Deutsche), Almanya'nın yerlileri veya sakinlerine ve bazen daha geniş olarak Almanca kökenli bir dili veya Almanca dilini anadili olarak konuşan kişilere denir. Almanya anayasası Almanya'da yaşayanları Alman vatandaşı olarak tanımlar.(Konusu: , Kökeni: )

Almanya:  

Resmi Tam Adı: Almanya Federal Cumhuriyeti Kısa Adı: Almanya Yerel Tam Adı: Bundesrepublik Deutschland Yerel Kısa Adı: Deutschland Eski Adı: Alman İmparatorluğu(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )

Almanya:  

Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda, Orta Avrupa bölgesinde yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )

Almanya:  

Bağımsız Ülke: Birleşmiş Milletler üye ülke. Batı Almanya ve Doğu Almanya'nın 3 Ekim 1990 tarihinde birleşmesiyle oluşmuştur.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )

Almanya:  

Yönetim Şekli: İktidar Yapısı: Federasyon. İktidar Kaynağı: Parlamenter Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )

Almanya:  

İdari Yapısı: 13 Eyalet: 1- Baden-Württemberg (Stuttgart) 2- Bavyera 3- Brandenburg (Potsdam) 4- Hessen (Wiesbaden) 5- Mecklenburg-Vorpommern (Schwerin) 6- Aşağı Saksonya (Lover Saxsony) (Hannover) 7- Kuzey Ren-Vestfalya (Nordrhein-Westfalen) (Düsseldorf) 8-Rheinland-Pfalz (Mainz) 9- Saarland (Saarbrücken) 10- Saksonya (Sachsen) (Dresden) 11- Sachsen-Anhalt (Magdeburg) 12- Schleswig-Holstein (Kiel) 13- Thüringen (Erfurt) 3 Şehir Devleti: 1- Berlin 2- Hamburg 3- Bremen(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )

Almanya:  

Başkenti: Berlin (1990 yılından sonra)(Konusu: Ülke Başkenti, Kökeni: )

Almanya:  

Komşuları: Kuzeyinde Kuzey Denizi, Danimarka ve Baltık Denizi; Doğusunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti; Güneyinde Avusturya ve İsviçre; Batısında Fransa, Lüksemburg, Belçika, ve Hollanda ile komşudur.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )

WhatsApp