D E N E M E    

SON ARANAN DEYİMLER



1734 Adet Deyim Bulundu


Aceleye Getirmek & Dara Getirmek:

1- Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. “Tezgâhtar aceleye getirerek gömleğin defolusunu vermiş.” 2- Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek. “Yazın hiç de güzel değil, aceleye getirmişsin.”

Ağır Elli:

1- Oldukça yavaş iş yapan, çabuk yapmayan. 2- Vurduğu zaman çok acıtıp can yakan. ”Adamın eli amma da ağırmış, ense köküm hâlâ ağrıyor.”

Ağır Gelmek:

1- Ağrına gitmek, onuruna dokunmak.”Hak etmediğim şu sözler öylesine ağır geldi ki bana.” 2- yapılması güç gelmek. ”Bu yaştan sonra inşaat işlerinde çalışmak artık ağır geliyor benim gibi ihtiyara.”

Ağzı Açık Ayran Delisi:

Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan, anlamsız bir hayranlıkla seyredip şaşıran.”Haydi yürü, ağzı açık ayran delisi gibi ne bakıp duruyorsun vitrine.”

Ağzında Gevelemek:

Açık olarak söylememek, belirli konuşmamak. ”Lütfen lafı ağzında geveleme de ne söyleyeceksen söyle, çok işim var.”

Ağzından Yel Alsın:

Olumsuz, kötü şeylerden bahsedenlere karşı “ağzını hayra aç” anlamında söylenir. ”Bugün kötü şeyler mi bekliyorsun? Ağzından yel alsın, o ne biçim beklenti?”

Aklı Başına Gelmek:

1- Zarar gördüğü işlerden uslanıp akıllıca davranmak. 2- Baygınlıktan ayılmak, kendine gelmek. ”Çabuk koşun, nihayet kendine geliyor!”

Aklına Gelmek:

1- Hatırlamak. 2- Bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak. ”Aklıma geldi, kalkıp babama gittim.”

Ali`nin Külâhını Veli`ye, Veli`nin Külâhını Ali`ye Giydirmek:

Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek.

Allah`ın Belâsı:

Varlığı üzüntü veren, varlığından huzursuz olunan şey. ”Allah`ın belâsı adam yine çıktı ortaya.”

Amana Gelmek:

Teslim olmak, önce direnirken zor karşısında boyun eğmek. ”Nihayet düşman amana geldi.”

Anasından Emdiği Süt Burnundan Fitil Fitil Gelmek:

Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak. ”Şu arabanın taksitlerini ödeyinceye kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi.”

Arkası Yere Gelmemek:

1- Sarsılmamak, sağlam ve sağlıklı durumunu sürdürmek. 2- Hiç yenilgi yüzü görmemek. ”Arkası yere gelmemiş bir adam olarak kalmalı o.”

Ayağı İle Gelmek:

1- Kendi isteği ile gelmek. 2- Çok fazla emek sarf edilmeden elde edilmek. ”Adam ayağı ile geldi dayak yemeye.”

Ağzı Çelikli:

Çok sıcak yiyecek ve içeceği hiç sıcak değilmiş gibi yiyip içebilen.

Bağrını Delmek:

İçine işlemek, pek dokunmak, dertli olmasına yol açmak. "Yurdundan kovulması, şairin bağrını deldi."

Bam Teline Basmak:

Bir kimseyi, duyarlılık gösterdiği konuda kızdıracak söz söylemek, Öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek mi istiyorsun? Onun bam teline basacaksın."

Baş Belâsı:

Sürekli rahatsız eden, yük olan, bir kimseye musallat olup sıkıntı veren ve uzaklaştırılamayan kişi ya da şey. ”Şu baş belâsı adamı uzaklaştırırsanız sevindirirsiniz beni.”

Başa Baş Gelmek:

1- Birbirine denk, eşit olmak. "Bu ay gelir ve giderler başa baş geldi." 2- Berabere kalmak. "Bu maçta da başa baş geldiler."

Başa Gelmek:

Kötü bir duruma uğramak. ”Kim demiş başa gelen çekilir diye?”

Başına Belâyı Satın Almak:

Sıkıntı, üzüntü ve tedirginlik verici olduğunu sonradan anladığı bir işe kendi isteği ile girmiş bulunmak. ”Nereden girdim bu inşaat işine, durup dururken başıma belâyı satın aldım.”

Başına Bir Hâl Gelmek:

1- Büyük, içinden çıkılması zor güçlüklerle karşılaşmak; kötü duruma düşmek. "Gece gitme, başına bir hâl gelir diye korkuyorum." 2- Ölüm ihtimali olmak. "Babamın başına bir hâl gelirse bu işler ne olacak?"

Başında Kavak Yeli Esmek:

1- Sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak (genç için). 2- Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek. ”Bu çocuk da büyümedi bir türlü, hâlâ başında kavak yelleri esiyor.”

Başını Belâya Sokmak:

Bir kimseyi, zarar göreceği, kötü sonuçlarla karşılaşacağı bir işe sokmak. ”Oğlanın da başını belâya sokacaklar diye ödüm kopuyor.

Bel Bağlamak:

Güvenmek, birisinin kendisine yardım edeceğine inanmak, inanıp arkasından gitmek. ”İnsanoğluna bel bağlanılmaz.”

Bel Vermek:

(Dik şeylerin) dışarıya doğru, (yatay şeylerin de) aşağıya doğru kamburlaşmak. ”Yeni ördüğümüz duvar bel verdi.”

Belâ Aramak:

Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak. ”Bırak sövmeyi, belâ mı arıyorsun başına?”

Belâsını Bulmak:

Kendi yol açtığı tehlikeli bir durumun içine düşmek, hak ettiği cezayı görmek. ”Adam nihayet belâsını buldu.”

Belâyı Satın Almak:

Kendi davranışları yüzünden tehlikeyi üstüne çekmek. ”Köylülerle biraz daha uğraşırsak belâyı satın alacağız, haydi gidelim buradan.”

Beli Bükülmek:

1- Yaşlılık yüzünden güçsüz kalmak, bir iş yapamaz duruma gelmek. 2- Üzüntü ve kederden ruhsal bir çöküntüye düşmek. ”İflas eden şu genç adamın bir yılda beli büküldü.”

Belini Doğrultmak:

Kötüye giden durumunu yeniden düzeltmek, güçlenmek, kaybettiği itibarını ve ekonomik gücünü yeniden kazanmak. ”Adam kısa zamanda belini doğrulttu.”

Belini Kırmak:

1- Birini bir şey yapamaz duruma getirmek. 2- Bir işin en güç tarafını yapmak. ”Tarlanın ortasından şu tümseği de kaldırdık mı işin belini kırmış sayılırız, artık gerisi kolay olacaktır.”

Bir Ayak Önce (evvel):

Çok çabuk, bir an önce, ivedi olarak. ”Bu iş, bir ayak önce yapılacak bir iştir.”

Bir Eli Yağda, Bir Eli Balda Olmak:

Bolluk, varlık, rahat ve huzur içinde olmak. ”Bir eli yağda, bir eli balda, daha ne istiyor ki?”

Bir Elle Verdiğini Öbür Elle Almak:

Bir kimseye yaptığı iyiliği, yararı, başka bir yola baş vurarak sağladığı çıkarla ödetmek. ”Bir eliyle verip öbür eliyle aldığını çok zaman sonra anladım.”

Bire Bir Gelmek:

Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. ”Verdiğin ilaç diş ağrıma bire bir geldi.”

Boğaz Boğaza Gelmek:

Zorlu bir kavgaya tutuşmak, ya da kavga edecek hâle gelmek. ”Senin o dilin yüzünden adamla boğaz boğaza geldik.”

Burnundan (fitil fitil) Gelmek:

Hoş bir durum, elde ettiği güzel bir şey, sonra gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. ”Yediğimiz yemeği burnumuzdan getirmek mi istiyorsun? Sus artık!”

Burun Buruna Gelmek:

1- Ansızın karşılaşmak, karşı karşıya gelmek. 2- Birbirine çok yaklaşmak, birine çok sokulmak. ”Kapıdan çıkar çıkmaz öğretmenimle burun buruna geldim.”

Canı Burnuna Gelmek:

Bir şey yaparken çok zorluk çekmek, bunalmak. ”Kömürü taşıdım ama canım da burnuma geldi.”

Canının İçine Sokacağı Gelmek:

Birine karşı büyük ölçüde sevgi duymak, birinden çok hoşlanmak. ”Öyle ki o yavrucağı canımın içine sokacağım geliyor!”

Cebi Delik:

Parasız, cebinde para tutmasını bilmeyen. ”Daha ne kadar cebi delik dolaşacaksın.”

Çelme Takmak:

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. ”Sakin sakin giden arkadaşını çelmek takarak yere düşürdü.”

Cemaziyülevvelini Bilmek:

Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. ”Sakın güvenme ona, ben onun cemaziyülevvelini bilirim.”

Çetele Tutmak:

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. ”Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele tutmaktan usanmıştı.”

Çoluk Çocuk Elinde Kalmak:

Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak. ”Ülke çoluk çocuk elinde mi kalacak? Allah korusun!”

Dağdan Gelip Bağdakini Kovmak:

Daha sonradan geldiği bir yere ya da karıştığı bir işte eskiden beri bulunan bir kişinin yerini almaya çalışmak. ”Şu densize bak hele, dağdan gelip bağdakini kovuyor!”

Dar Gelirli:

Geçim sıkıntısı çeken, kazancı normal olarak geçimini sağlamaya yetmeyen. ”Dar gelirli ailelerin çocuklarının çoğu okulu yarıda bırakmak zorunda kalıyorlar.”

Deli Divane Olmak:

Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak. ”Delikanlı o kız için deli divane oluyordu.”

Deli Fişek:

Atak, delişmen, delice işler yapan, şımarık. ”Bırak artık şu deli fişek adamla arkadaşlık etmeyi.”

Deliksiz Uyku:

Hiç uyanmadan, çok rahat, uzun süre uyunulan uyku. ”Bu gece deliksiz bir uyku çekip yorgunluğumu atmak istiyorum.”

Dile Gelmek:

1- Konuşma yeteneği yokken konuşmak, dillenmek. 2- Dile düşmek. ”Dile geldi dağlar, avuttu onu!”

Diline Pelesenk Etmek:

Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak. ”Şey sözünü diline pelesenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun.”

Dilinin Ucuna Gelmek:

1- Tam söyleyecekken vazgeçip söylememek. 2- Hatırladığı şeyi söyleyecekken yine unutuvermek. ”Dilinin ucuna geldi ama utandığı için söyleyemedi.”

Dışı Eli (seni) Yakar, İçi Beni:

“Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü” anlamında kullanılır. ”Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni.”

Dize Gelmek:

Teslim olmak, boyun eğmek, yenilmek, güçlünün buyruğunu kabullenmek. ”Bizim kitabımızda dize gelmek yoktur!”

Dizgini Ele Almak:

Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. ”Dizginleri ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak.”

Dört Elle Sarılmak:

Yapacağı işe büyük bir önem verip özen göstererek girişmek. ”Başarılı olmak mı istiyorsun, dört elle sarıl işine!”

Dünya Bir Araya Gelse:

“Bütün insanlar engel olmaya kalksa bile, asla, hiçbir zaman, kim ne derse desin” anlamında, yine bildiğini yapma durumu için kullanılır. ”Dünya bir araya gelse de ben o adamla barışmam.”

Dünyadan Elini Eteğini Çekmek:

Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak. ”Bizim komşu her nedense dünyadan elini eteğini çekti, görünmez oldu sanki.”

Ecel Aman Verirse:

Ölmezsem, ömür yeterse. ”Ecel aman verirse torunumu da görürüm.”

Ecel Teri Dökmek:

Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak. ”Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.”

Eceli Gelmek:

Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek. ”Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek.”

Eceline Susamak:

Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek. ”Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?”

Ekmek Elden Su Gölden:

Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

El Açmak:

1- Dilenmek. 2- Başkasının yardımını almak için yalvarmak. ”İhtiyarlayıp da el açacağı hiç aklına gelmemişti.”

El Altından:

Kimsenin haberi olmadan, gizlice. ”Parayı el altından verdi.”

El Atmak:

1- Bir işe girişmek, teşebbüs etmek. "Bugün yeni bir işe el attık." 2- Birisinin işine karışmak, müdahale etmek. "Üstüne vazife olmayan işe el atma!" 3- Sarkıntılık etmek. "Yaklaştığı kadına el atmaya fırsat bulamadan azarı işitti." 4- Yardım etmek, ilgilenmek. "Sen de el atarsan bu iş hemen biter."

El Ayak Çekilmek:

Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek. ”Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır.”

El Basmak:

Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek. ”Kur`ân`a el basarım ki bu işi ben yapmadım.”

El Çabukluğu:

1- Bir işi çok çabuk yapabilme ustalığı. 2- Hilesini kimseye sezdirmeyecek biçimde yapabilme. ”Adamın cebinden el çabukluğu ile cüzdanı çekiverdi.”

El Elde Baş Başta:

1- Masrafla para birbirine denk geldi. 2- Yapılan işin sonunda ne kâr ne de zarar edildi. ”Alışverişten el elde baş başta döndü.”

El Ele Vermek:

Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak. ”Bu yolu ancak el ele verirsek yapabiliriz.”

El Emeği:

1- Elle yapılan işe harcanan emek. 2- Elle yapılan çalışmanın karşılığı. ”El emeğinin karşılığı değildir bu para.”

El Kadar:

Küçük, küçücük. ”El kadar çocuk işime karışamaz benim.”

El Kaldırmak:

1- Kendisinden büyüğe vurmak için elini kaldırmak. 2- Bir şey söylemek istediğini, oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek. ”Sen ne cüretle babana el kaldırırsın!”

El Kapısı:

1- Bir kızın gelin gittiği ev. 2- Yabancıların memleketi, evi, yurdu. ”Yıllarca el kapılarında çalıştım durdum.”

El Koymak:

1- Bir meselenin yetkili organlarca incelenmeye başlaması. 2- Buyruğu altına almak, hükümetçe uygun görülen mal, arazi ve kuruluşa hâkim olmak. ”Hükümetin el koyduğu arazi burdan başlıyor.”

El Oğlu:

1- Yabancı. 2- Damat. ”El oğluna güvenme sakın!”

El Sürmemek:

1- Dokunmamak, hiç değmemek. 2- Yapımına başlamamak. ”İşe el sürmeye vakit bulamadım daha.”

El Üstünde Tutulmak:

Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek. ”Dedem ailemizde el üstünde tutulurdu.”

El Uzatmak:

1- Birine yardım etmek. 2- Dokunmaya, almaya çalışmak. ”O bizim bir yakınımız, ona elimizi uzatmalıyız hemen.”

El Yordamıyla:

Tahminlerine, sezgilerine dayanıp elle yoklayarak. ”El yordamıyla kibrit kutusunu buldum.”

Elde Avuçta Bir Şey Kalmamak:

Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak. ”Elde avuçta bir şey kalmayınca ne yapacağını şaşırdı.”

Elde Etmek:

1- Bir şeye sahip olmak. 2- Bir kimseyi kendi yanına çekmek. ”Onun gibi dürüstleri elde edemezsin, boşuna uğraşma.”

Elde Kalmak:

1- Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı. 2- Harcanandan arta kalmış olmak. ”Şu kasadaki üzümler elde kaldı.”

Elden Ayaktan Düşmek:

Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek. ”Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin.”

Elden Çıkmak:

Malı olmaktan çıkmak. ”O arsa elden çıktığı için üzüldüm.”

Elden Düşme:

Az kullanılmış. ”Elden düşme bir araba aldı.”

Elden Ele Dolaşmak:

Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek. ”Elden ele dolaşan atı nihayet geri almayı başardı.”

Elden Geçirmek:

Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek. ”Yaptığın işi bir daha elden geçir.”

Elden Gitmek:

Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak. ”Bütün mal mülk bir hiç uğruna elden gitti.”

Ele Almak:

1- Bir şey üzerinde çalışmaya başlamış olmak. 2- İncelemek, araştırmak veya tenkit etmek. ”Konuyu yeni baştan bir daha ele alalım.”

Ele Avuca Sığmamak:

1- Şımarık davranmak. 2- Ele avuca sığmamak, söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek. ”Sen ne ele avuca sığmaz bir çocukmuşsun meğer.”

Ele Geçirmek:

Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak. ”Şu toprak parçasını da ele geçirdik mi işimiz tamam demektir.”

Ele Vermek:

Bulunduğu yeri haber vererek suçluyu yakalatmak. ”Katili ele vermeyi kafasına koyarak sokağa çıktı.”

Elekten Geçirmek:

Titizlikle seçmek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak. ”Şu dosyayı bir daha elekten geçirin.”

Eli Açık:

Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen. ”Eli açık olan insanları severim.”

Eli Ağır:

1- Oldukça yavaş iş yapan. 2- Vurunca çok acıtan. ”Eli o kadar ağırmış ki enseme gülle düştü sandım.”

Eli Altında Olmak:

1- İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak. 2- Buyruğunda olmak. ”İyi bir usta, araç ve gereçlerinin elinin altında olmasını ister.”

Eli Ayağı Buz Kesilmek:

1- Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2- Çok üşümek. ”Haydi elimiz ayağımız buz kesmeden girelim içeri.”

Eli Ayağı Tutmak:

İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak. ”Çok şükür şimdilik elimiz ayağımız tutuyor.”

Eli Bayraklı:

Kavgacı, şirret, edepsiz. ”Onun eli bayraklı bir kadın olduğunu daha yeni anladınız.”

Eli Böğründe Kalmak:

Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak. ”Tek hayvanın öldüğünü görünce eli böğründe kaldı.”

Eli Bol:

Cömert, esirgemeyen, çok para ve eşyası olan. ”Duyduğumuza göre Hasan Çavuş eli bol bir insanmış.”

Eli Boş Dönmek:

Umduğunu alamadan geri dönmek. ”Eli boş döneceği hiç aklıma gelmezdi.”

Eli Çabuk:

Süratli iş gören. ”Eli çabuk adamlara ihtiyacımız var.”

Eli Cebine Gitmemek (veya varmamak):

Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. ”Ondan da yardım istediler, ancak eli cebine bir türlü gitmedi, arkasını dönüp uzaklaştı.”

Eli Darda:

Geçimi için para sıkıntısı çeken. ”Eli darda insanlara yardım etmek insanlık borcudur.”

Eli Değmemek:

Bir işi yapmaya zaman bulamamak. ”Odanı temizlemeye elim değmiyor.”

Eli Hafif:

İncitmeden, can yakmadan iş gören. ”İğneyi Hatice hemşireye vurdurun eli hafiftir onun.”

Eli Kalem Tutmak:

1- Yazı yazmayı bilmek. 2- Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek. ”Elin kalem tutmaz mı senin?”

Eli Sıkı:

Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu. ”Bu kadar eli sıkı bir adam olmak zorunda değilsin.”

Eli Uzun:

Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.

Eli Varmamak:

Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak. ”Bulaşıkları yıkamaya bir türlü elim varmıyor.”

Eli Yatmak:

Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.

Elifi Görse Mertek Sanır:

Cahil, okuması yazması yoktur. ”Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görse mertek sanır o. “

Elinden İş Çıkmamak:

Çabuk iş yapamamak. ”Bırakın onu, elinden iş çıkmaz birine ihtiyacımız yok.”

Elinden Tutmak:

1- Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2- Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek. ”Hayatım boyunca elimden tutan olmadı.”

Eline Düşmek:

1- Birine muhtaç olmak. 2- Yakalanmak. 3- Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak. ”Düşmanın eline düşmemek için bir yol bulmalıyız.”

Eline Su Dökemez:

Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride. ”Sen hamur açmakta Fatma`nın eline su dökemezsin.”

Elini Çabuk Tutmak:

Hızlı davranmak, acele etmek. ”Elimizi çabuk tutup şu kömürü yağmura yakalanmadan taşıyalım.”

Elini Kana Bulamak:

Birini öldürmek veya yaralamak. ”Zavallı çocuk, boş yere elini kana buladı.”

Elini Kolunu Sallaya Sallaya Gelmek:

Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.

Elini Kolunu Sallaya Sallaya Gezmek:

Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak. ”Bunca ağır suç işlemesine rağmen elini kolunu sallaya sallaya gezmesi şaşılacak şey doğrusu.”

Elini Sıcak Sudan Soğuk Suya Sokmamak:

Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak. ”Ne kadınmış o da, elini sıcak sudan soğuk suya soktuğunu görmedim daha!”

Elinin Hamuruyla Erkek İşine Karışmak:

Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).

Eliyle Koymuş Gibi Bulmak:

Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak. ”Onca şeyin arasında küçücük düğmeyi eliyle koymuş gibi buluverdi.”

Elle Tutulur Gözle Görülür:

Çok açık, gizli bir tarafı yok. ”Şu zamana kadar elle tutulur gözle görülür bir iş yaptın mı sen?”

Eşek Sudan Gelinceye Kadar Dövmek:

Adamakıllı, çok ve iyi dövmek. ”Eğer aklını başına toplamazsan seni eşek sudan gelinceye kadar döveceğim, anladın mı?”

Eyere De Gelir Semere De:

Her işe uyar, her işe yarar, ince işler için de kaba işler için de kullanılabilir.

Fareler Cirit Oynamak:

Bir yer ıssız olmak, kimseler bulunmamak. ”Koca köyde fareler cirit atıyordu.”

Felce Uğramak:

1- Bir işin tamamen bozulması, durup ilerleyemez olması 2- Hastalık sebebiyle organlarının bir kısmı çalışamaz duruma gelmek, kötürüm olmak. ”Yaptığımız işin felce uğramasından korkuyorum.”

Feleğin Çemberinden Geçmek:

Hayatta çok günler görmüş, acı tatlı olaylar yaşayıp tecrübe kazanmış, olgunlaşmış. ”O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o.”

Fellik Fellik Aramak:

Telâşla, hemen her köşeye bakarak heyecanla aramak. ”Bütün her yeri fellik fellik aradım ama bıçağı bulamadım.”

Felsefe Yapmak:

Olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince birtakım soyut düşünceler ileri sürmek.

Fermanlı Deli:

Deli olduğu herkesçe bilinen, zır deli. ”Halk bu ülkeyi fermanlı delilerin eline bırakmayacaktır.”

Gazel Okumak:

1- Gazel söylemek. 2- Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek. ”Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!”

Gel Gelelim:

“Fakat, ama, ancak” ve “Ne çare ki..” anlamlarında kullanılır. ”Gel gelelim onlara, daha teklifimizi kabul etmediler.”

Gel Keyfim Gel:

Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gel Zaman Git Zaman:

Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra. ”Gel zaman git zaman bu ikisi beraberce yaptılar bu evi.”

Gelip Çatmak:

Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak. ”Ödeme gününün gelip çatacağını hiç düşünmedin mi?”

Gına Gelmek:

Usanmak, bıkmak. ”Bu işten gına geldi artık.”

Gırtlak Gırtlağa Gelmek:

Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek. ”Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın.”

Hakkından Gelmek:

1- Güç bir işi başarı ile sonuçlandırmak. 2- Öç almak, yenmek veya cezasını vermek. ”Siz onu bana bırakın, hakkından gelmesini bilirim.”

Hakkını Helâl Etmek:

Geçen hakkını, emeğini bağışlamak. ”Annem inşallah hakkını helâl eder bana.”

Hatır Belâsı:

Sayılan ve sevilen kimse için katlanılan sıkıntı. ”İnan bu işi hatır belâsına yapıyorum.”

Hayat Memat Meselesi:

Sonucu çok tehlikeli olan, ölüm kokan bir durum. ”Artık burada kalamam, iş hayat memat meselesine döndü.”

Helâl Olsun:

1- Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. 2- “Aferin, takdire değer iş yapıyorsun” anlamında kullanılır.

Hele şükür!:

Allah`a hamdolsun, beklediğimiz sonuç gerçekleşti.

Helâl Süt Emmiş Olmak:

İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi. ”İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir.”

Hem Kel Hem Fodul:

“Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor” anlamında kullanılır.

Her Telden Çalmak:

Pek çok konuda bilgi sahibi olmak, içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş yapabilir olmak.

Hizaya Gelmek:

1- Düz çizgi durumunda dizilmek. 2- Aykırı, yanlış davranışlardan vazgeçmek; doğru yola gelmek, düzelmek.

İçine Sokacağı Gelmek:

Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.

İğneli Söz:

Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz. ”O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu.”

İki Eli Birinin Yakasında Olmak:

Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.

İki Eli Kanda Olsa:

Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile. ”Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın gelsin.”

İki Yakası Bir Araya Gelmemek:

Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek. ”Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek.”

İmana Gelmek:

1- Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2- En sonunda doğruyu söylemek. 3- Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak. ”İmana gel, tövbe et ki öbür dünyada mutluluğa eresin.”

İnce Eleyip Sık Dokumak:

Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek. ”O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma.”

İpe Sapa Gelmez:

Akıl ve mantık dışı ya da birbiri ile tutarsız. "Anlattıkların ipe sapa gelmez şeyler, saçmalıyorsun."

İskele Vermek:

Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.

İşten El Çektirmek:

Görevden uzaklaştırmak.”Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona.”

Karda Gezip İzini Belli Etmemek:

Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak. ”Onun ne biçim bir insan olduğunu bana sorun; o, karda gezer izini belli etmez biridir.”

Kel Başa Şimşir Tarak:

Pek çok ihtiyaç giderilmeyi beklerken gereksiz özenti ve gösterişi belirtmek için kullanılır.

Kel Kâhya:

Bilgisi olsun olmasın her işe karışan, burnunu sokan. "Yine konuştu bizim kel kâhya." , "Kel kâhya sen bir kere de yorum yapmasan."

Keli Görünmek:

Bir kabahati, kusuru ortaya çıkmak. ”Kelinin görünmeyeceğini sanıyordu şapşal!”

Kelle Götürür Gibi:

Gerekli olmayan bir acelecilikle, bir şey ulaştıracakmış gibi çok hızlı koşarak. "Güzel anam yine kelle götürür gibi koşuşturmaya başladı." "Yine nereye kelle götürür gibi Nuray Hanım?

Kelleyi Koltuğuna Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. ”Kelleyi koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değil.”

Kendi Kendine Gelin Güvey Olmak:

Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan, bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek. ”Kendi kendine gelin güvey olmayı bırak, bakalım kız ne diyecek bu işe.”

Kendine Gelmek:

1- Sarhoşluktan, bayıldıktan sonra ayılmak. 2- Aklı başına gelmek. 3- Bozuk olan durumu düzelmek. ”Oh, nihayet kendine geldi bizim adam!”

Kitaba El Basmak:

Elini kutsal kitap olan Kur`ân-ı Kerim üzerine koyarak yemin etmek. "Kitaba el basarım ki doğru söylüyorum." , "Madem iddialarında ısrar ediyorsun, kitaba el bas o zaman."

Kıvamına Gelmek:

En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek. "Ocaktaki mama kıvamına gelince, biberona boşalttı."

Kör Değneğini Beller Gibi:

Bir değişiklik, yenilik düşünmeden, hep aynı biçimde davrananların durumunu anlatmak için kullanılır.

Korktuğu Başına Gelmek:

Endişe duyduğu, kaygılandığı, olmasını istemediği şeyle karşı karşıya gelmek. ”Korktuğum başıma geldi, ne yapacağım şimdi ben!”

Kulağı Delik:

Olup bitenleri çabuk haber alan, hemen her şeyden haberi olan. ”Hasan mı, ne kulağı delik adamdır o, ne öğreneceksen ona sor.”

Lafı Ağzında Gevelemek:

Söylemek istediğini açık olarak bir türlü söyleyememek, şundan bundan bahsetmek. ”Beni görünce şaşırdı, lafı ağzında gevelemeye başladı.”

Mahkemelik Olmak:

Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek. ”Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba.”

Mesele Çıkarmak:

Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak. ”Haydi, bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan.”

Meteliğe Kurşun Atmak:

Parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak. ”Dün meteliğe kurşun atıyordu, ya bugün…”

Metelik Vermemek:

Değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek. ”Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?”

Meydana Gelmek:

1- Olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2- Ortaya çıkmak. ”Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar.”

Mukabelede Bulunmak:

Karşılık vermek. "Kötülüklere karşı iyilikle mukabelede bulunun. İyiliğe karşı iyilikle mukabelede bulunmak ihsan değildir."

Namus Belâsı:

Namusunu, şerefini, itibarını korumak için katlanılan sıkıntılı durum, kabullenilen zarar ziyan. ”Namus belâsına az kaldı canından oluyordu delikanlı.”

Ne İdiği Belirsiz:

Ne olduğu, niteliği, soyu sopu, nereli olduğu bilinmeyen. ”Ne idiği belirsiz bir yığın insan hükümette yer almış.”

Ne Oldum Delisi Olmak:

Beklemediği bir duruma yükselip şımarmak, ölçüsüz hareketler yapmak. ”Dikkat et, ne oldum delisi olan insanlar gibi olma.”

Nefes Nefese Gelmek:

Koşarak, sık sık soluyarak, heyecanlı ve yorulmuş bir şekilde (gelmek). ”Kapıdan içeri nefes nefese girdi.”

Önüne Gelen:

Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan. ”Önüne gelene sordu ama bulamadı.”

Ortalık Düzelmek:

Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak. ”Çok şükür ortalık düzeldi.”

Oyuna Gelmek:

Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. ”Onların oyununa gelmemeye çalış, dikkatli ol.”

Pergelleri Açmak:

Uzun adımlarla yürümeye başlamak. ”Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım.”

Pişmiş Kelle Gibi Sırıtmak:

Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek. ”Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak.”

Post Elden Gitmek:

1- Öldürülmek. 2- Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak. ”Post elden gidince kahretti adam.”

Pupa Yelken:

1- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla. ”Pupa yelken açıldık denize.”

Püsküllü Belâ:

Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey. ”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.”

Rast Gelmek:

1- Düşünmediği, beklemediği bir anda biriyle karşılaşmak. 2- Düşünmediği veya düşünülmediği hâlde payına düşmek. ”Desenli parça bana rast geldi.” 3- Hedefi bulmak. 4- Bulmak. ”Pazarda kardeşimi çok aradım ama rast gelmedim.”

Rüzgâr Gelecek Delikleri Tıkamak:

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgâr gelecek delikleri tıkadık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Sağı Solu Belli Olmamak:

Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak. ”Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz.”

Şaka Gibi Gelmek:

Bir türlü inanamamak. ”Bütün olup bitenler şaka gibi geliyordu onlara.”

Sakalı Ele Vermek:

Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek. "O artık evli bir insan, sakalı ele verdi, kafasına göre hareket edemez." "Sakalını ele vermeseydi, bugün o da burada olurdu."

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa:

Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse. "Sarı çizmeli Mehmet Ağa'ya mı hesap soracağız?

Selâm Verip Borçlu Çıkmak:

Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek. "Selâm verip borçlu çıkmak istemediğim için yanına uğramadım."

Selâmı Sabahı Kesmek:

Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek. ”Onunla selâmı sabahı kesmişsin diyorlar, doğru mu?”

Sen Giderken Ben Geliyordum:

“Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim, ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın.” anlamında kullanılır.

Sen Sağ Ben Selâmet:

İş sonuçlandı, artık yapacak bir şey kalmadı. ”Nihayet bütün mallar satıldı, bundan sonra sen sağ ben selâmet.”

Sıfıra Sıfır, Elde Var Sıfır:

“Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti” anlamında kullanılır. "Bu kadarlık yatırıma yazık oldu; sıfıra sıfır, elde var sıfır."

Sıkıntıya Gelememek:

Kendini dara düşürücü işlere dayanıklı olamamak, bu işleri yapma yeteneği bulunmamak. "Sıkıntıya gelemediği için kocasını bırakıp gitmiş."

Söz Gelmek:

Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak. "Seni burada görmesinler, laf olur, söz gelir." "Buna izin veremem, sonra bana söz gelir."

Sözüne Gelmek:

En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek. ”Demek sözüme geldin, o hâlde gidelim.”

Suyu Nereden Geliyor?:

“Bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor.” anlamında kullanılır. "Yaptığınız bu işin suyu nereden geliyor?

Değirmenin Suyu Nereden Geliyor?:

Harcanan para nasıl kazanılıyor, paranın kaynağı nedir? "Bey, sen bol bol alıyorsun ama bu değirmenin suyu nereden geliyor böyle?" , "Bu işe çok para yatırmışlar. Acaba değirmenin suyu nereden geliyor?"

Takke Düştü Kel Göründü:

Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı. "Takke düştü, kel göründü. Bakalım şimdi ne olacak?"

Tava Gelmek:

1- Yumuşamak, kanmak. 2- Süzülecek duruma gelmek. ”Söylediğim sözlerle tava geldi; tamam, yapalım dedi.”

Tebelleş Olmak:

Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak. ”Başıma iyice tebelleş oldu, nereye gitsem oraya geliyor.”

Tel Çekmek:

1- Telgraf çekmek. "Bizim oğlana bir tel çekelim." 2- Telle sınırlandırmak, telle çevirmek. "Meyve bahçesine tel çektik."

Telâşa Düşmek:

Heyecanlanmak, aceleci olmak. "Telaşa düşmeden yavaş yavaş bitirelim işimizi, zamanımız çok."

Telleyif Pullanmak:

Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek. ”Gelini bir güzel telleyip pulladılar.”

Temel Atmak:

1- Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. 2- Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek. ”Evin temelini yarın atacağız inşallah.”

Temel Taşı:

1- Bir yapının temeline konan taş. 2- Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı. ”Bu şiir, onun şiir anlayışının temel taşıdır.”

Teselli Bulmak:

Avunmak. "Eski dostlarda teselli bulmaya çalışıyor." , "Annesinin şefkat dolu kollarında teselli bulur."

Teselli Etmek:

Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak. ”Arkadaşını en iyi şekilde teselli ettiğine eminim.”

Tez Elden:

Çabucak, bir an önce, çarçabuk, ”Tez elden hastaneye gitmeli bu yaralı!”

Tezkeresini Eline Vermek:

Kovmak, işten atmak, işine son vermek. "Onun da tezkeresini eline vermişler." , "Tezkeresini eline vermekte geç bile kaldık."

Tut Kelin Perçeminden:

1- Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır. "Tut kelin perçeminden hesabı, biz kendi aramızda anlaşamıyoruz." 2- Boşuna uğraşma, onda yok anlamında. "Ali'den mi borç isteyeceksin, tut kelin perçeminden yani."

Tuttuğu Dal Elinde Kalmak:

Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak. "Tuttuğu dal elinde kalınca, yine kapımıza geldi.

Ucu Ortası Belli Olmamak:

Bir işe, söze nereden başlanacağı kestirilememek. "Kafam karıştı, bu işin ucu ortası belli değil."

Ununu Eleyip, Eleğini Asmak:

Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir. "Ununu elemiş eleğini duvara asmış, daha niye uğraşsın ki."

Üstesinden Gelmek:

Becermek, üzerine aldığı işi başarmak, yapmak. ”Hiç endişelenme sen, üstesinden gelecektir o işin.”

Üstüne Fenalık Gelmek:

Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak. "Deli deli konuşup insanın üstüne fenalık getirme."

Üstüne Gelmek:

Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek. "Kardeşinden söz ediyorduk ki üstüne sen geldin." "İyi adam lafının üstüne gelirmiş derler."

Velveleye Vermek:

Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek. ”Bir anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, sağa sola koşmaya başladılar.”

Vız Gelmek:

Önemsiz görmek, aldırış etmemek, umursamamak. "Senin tehditlerin, bana vız gelir."

Ya Bu Deveyi Gütmeli, Ya Bu Diyardan Gitmeli:

“Bu işi mutlaka yapmalısın, başka yolu yok, aksi taktirde burada kalamazsın.” anlamında kullanılır.

Yad Eller:

1- Baba ocağından uzak yerler, gurbet. 2- Yabancı kimseler, yabancılar. ”Yiğidim yad ellerde kalmasın, dönsün geri Rabbim.”

Yakayı Ele Vermek:

Yakalanmak, kaçamayarak ele geçmek. ”Mahallenin hırsızı sonunda yakayı ele verdi.”

Yan Gelip Yatmak:

Yapacak işleri olduğu hâlde yapmamak, rahatına bakmak, keyfince yaşamak. ”Hiç çalışmıyor, yan gelip yatıyor akşama kadar.”

Yavaş Gel:

“Atıp tutma, abartma, ölçüsüz konuşma” anlamında kullanılır. "Yavaş gel! O arabayla saatte 250 kilometre hıza nasıl çıkmış?" "Bir saatte iki bin lira mı kazanıyor? Yavaş gel!"

Yedi Düvel:

Bütün devletler, herkes, bütün dünya. ”İstiklâl Savaşı`nı yedi düvele karşı verdik biz.”

Yel Yeperek Yelken Kürek:

Telâş içinde, çok acele olarak, heyecanla. "Yel yeperek yelken kürek nereye gidiyorsun böyle?"

Yele Vermek:

1- Boşuna harcamak. 2- Savurmak. ”Bütün parayı yele vermek zorunda mıydın?”

Yelkenleri Suya İndirmek:

Israrından, iddiasından, direnmekten vazgeçip karşısındakinin dediğini kabul etmek; yüksekten atıp tutmayı bırakarak yumuşamak. ”Yelkenleri nasıl da suya indi dediğini yaptıramayınca.”

Yeri Yurdu Belirsiz:

Serseri; ne iş yaptığı, nerde kaldığı, nereli olduğu bilinmeyen. ”Yeri yurdu belirsiz bu adama yüz verme demedim mi?”

Yerinde Yeller Esmek:

Yok olmak, artık bulunmamak. ”Gittiğimde ayakkabıların yerinde yeller esiyordu.”

Yola Gelmek:

Ters tutumunu düzeltmek, uslanmak, istenilen biçimdeki davranışı kabul etmek. ”Kaygılanma, eninde sonunda yola gelecektir.”

Yumurta Kapıya Gelmek:

Yapılması gereken bir iş için zaman daralmış olmak, iş çok sıkışık zamana rastlamak. ”Sen hep işleri yumurta kapıya gelence mi yaparsın?”

Yüreği Ağzına Gelmek:

Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak. ”Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, yüreği ağzına geldi o an.”

Yüz Yüze Gelmek:

1- Birden karşılaşmak. 2- Bir araya gelmek. ”Bu meseleyi yüz yüze geldiğiniz zaman konuşursunuz.”

Yüze Yüze Kuyruğuna Gelmek:

Uzun süren bir işin sonuna yaklaşmış olmak. "Şu anda çok işim var, yüze yüze kuyruğuna geldim."

Yüzüne Kan Gelmek:

Benzi beti yerine gelmek, sağlığına kavuştuğu yüzünün kızarmasından belli olmak; soluk rengi geçmek. ”İki şişe serum verdiler, sonunda yüzüne kan geldi.”

Zihnini Çelmek:

1- Bir kişiyi yanıltmak, yanlış yola sürüklemek. "O serseri arkadaşların zihnini çelmesin, akıllı davran." 2- Kandırıp baştan çıkarmak. "O subay, bizim kızın zihnini çelmeye çalışıyor."

Zora Gelmemek:

Sıkıntıya ve baskıya katlanamamak, güçlüğe sabredememek. ”Zora gelemem ben, lütfen ısrar etmeyin!”

Züğürt Tesellisi:

Kötü bir işte en önemli şeyi kaybettiği zaman bazı önemsiz, iyi olmayan bir yan bularak sevinmek ve kendini avutma. "Üç-beş küçük balık yakalamış, balık yakaladım diye konuşuyor. Onunkisi züğürt tesellisi."

Delinin Eline Değnek Vermek:

Kötülük yapabilecek bir kimsenin davranışlarını kolaylaştırmak.

Abdest Tazelemek:

Abdesti bozulmadığı hâlde yeniden abdest almak. "Ben abdest tazeleyip hemen geliyorum." , "Abdest tazelemek için lavaboya kadar gitti.

Abdesti Gelmek:

İdrar (sidik) veya dışkıyı vücuttan dışarı atma ihtiyacı duymak. "Birden abdestim geldi, buralarda tuvalet var mı?" , "Tuvalete kadar gitti, abdesti gelmiş."

Büyük Abdesti Gelmek:

Dışkı (kaka) yapma ihtiyacı duymak. "Çocuğun büyük abdesti gelmiş, onu tuvalete götüreyim." , "Büyük abdestim geldi, ben tuvalete gidiyorum."

Küçük Abdesti Gelmek:

İdrar yapma ihtiyacı duymak. "Küçük abdestim geldi, buralarda tuvalet var mı?" , "Tuvalete kadar gitti, küçük abdesti gelmiş."

Aceleye Gelmek:

Çok çabuk yapıldığı için gereken özen ve dikkat gösterilmemiş olmak. "Bu yemek, biraz aceleye geldiği için pek güzel olmadı." , "Yaptığın resim aceleye gelmiş güzel olmamış."

Acı Gelmek:

(söz ya da davranış) Üzüntü verici, dokunaklı, kırıcı bulunmak. "Bu söz ona acı geldi sanırım, ağlıyor."

Öp Babanın Elini:

Sürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır. "Bankadan kredi için olumlu cevap geldi. Öp babanın elini."

Baba Baba Değil İskele Babası:

Saygı duyulmayan, itibar edilmeyen hayırsız baba.

Sersem Sepelek:

Sersemliği henüz geçmeden. sersem halde. "Sersem sepelek aramak zorunda kaldım, ne dediğini tam anlayamadım." "Erkenden kalkıp sersem sepelek işine gidiyordu."

Olmuş Armut Gibi Eline Geçmek:

Emek harcamadan, kolaylıkla, yorulmadan elde etmek. "Babasının televizyonunu, olmuş armut gibi eline geçirince pek sevindi.

Ermeni Gelini Gibi:

Daima kırıtan, süzülen kadınlar için yapılan benzetme.

Acele Etmek:

1- Çabuk, tez davranmak. "Acele etmeliyiz, yoksa uçağı kaçıracağız." 2- Telaş etmek, sabırsızlanmak. "Acele etme kızım, sıra sana da gelecek."

Denk Gelmek:

1- Uygun düşmek, uygun gelmek. 2- Rast gelmek, rastlamak.

Deli Dolu:

İlerisini, gerisini düşünmeden konuşan, davranan kimseler için söylenir. "Deli dolu bir adam olduğundan sık sık başı belaya girerdi."

Eli Yatkın Olmak:

Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak. "Yemek yapmaya eli yatkın olduğu belliydi."

Tatlı Bela:

Sevildiklerinden dolayı verdikleri sıkıntı ve üzüntülere katlanılan kimseleri nitelemek için söylenir. "Tatlı bela yine karşıma çıktı."

İğne Deliği Gibi:

Küçücük. "İğne deliği gibi bir yere kamera yerleştirmişler."

Aklıma Gelen Başıma Geldi:

"Olmasından korktuğum şey oldu." anlamında kullanılan bir söz. "Aklıma gelen başıma geldi, evi su bastı."

Yüzdük Yüzdük Kuyruğuna Geldik:

Uğraştığımız, uzun süren bir işi bitirmek üzereyiz. "Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik çok şükür, iki güne biter.

Gelecek Vadetmek:

İyi şeyler olacağını önceden sezdirmek. "Gelecek vadeden bir oyuncu olduğundan, transfer etmek istiyorlar."

Adını Lekelemek:

Adının kötüye çıkmasına yol açmak. "İftira atıp, kızın adını lekelemek istediler."

Adı Sanı Belirsiz:

Nereden geldiği, akrabaları, aile bireyleri belli olmayan. "Adı sanı belirsiz kişilerle arkadaşlık kurmanı kesinlik onaylamıyorum."

Elini Bağrına Sokmak:

Elini göğsüne sokmak.

Elden Ağza Yaşamak:

Günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.

Ağzına Geleni Söylemek:

1- Nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek. "Adamın damarına bastın, ağzına geleni söylemekte haklıydı." 2- Gelişigüzel, saçma sapan ve düşüncesizce konuşmak (Ağzını açıp gözünü yummak). "Ağzına geleni söyleyip, bizi de rezil ediyorsun, konuşmalarına dikkat et."

Ağzına Geldiği Gibi:

Enini sonunu düşünmeden. "Ağzıma geldiği gibi konuştum, kırılan olduysa özür dilerim."

Ak Sakaldan Yok Sakala Gelmek:

Çok yaşlanıp bütün bütün kuvvetten düşmek. "Ak sakaldan yok sakala geldi, ilgilenmek gerektiğini düşünüyorum.

A Köse Sayılmadık Kaç Tel Sakalın Var:

Gücünü fazla göstermeye çalışma. Senin gücünden ne olur?

Edepsizliği Gündeliğe Takılmak:

Edepsizliği alışkanlık haline getirmek.

Aklına Gelen Başına Gelmek:

Olmasından korktuğu şeyin zarar verici etkisine uğramak. "Aklıma gelen başıma geldi, evi su bastı."

Aklı Evvel:

En doğruyu düşünür, her şeyi çok iyi bilir geçinen. "Senin gibi aklı evvele uymakla hata ettik."

Aklı Sonradan Gelmek:

1- Verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek. "Aklı sonradan gelince, işinin başına geçip çalışmaya devam etti." 2- Bir şeyi sonradan hatırlayarak yapmak. "Aklı sonradan gelince, kalkıp ödevini yaptı."

Aklına Sonradan Gelmek:

1- Verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek. "Aklına sonradan gelince, işinin başına geçip çalışmaya devam etti." 2- Bir şeyi sonradan hatırlayarak yapmak. "Aklına sonradan gelince, kalkıp ödevini yaptı."

Aklına Geleni Söylemek:

Yerli yersiz konuşmak. "Beni sinirlendirince aklıma geleni söyledim."

Aklına Gelenin Başına Gelmesi:

Olması istenmeyen bir şeyin gerçek olması.

Aklına Geleni Yapmak:

Düşünmeksizin her istediğini yapmak. "O kimseyi takmaz, aklına geleni yapar."

Aklına Yelken Etmek:

Düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak.

Aklına Bir Şey Gelmek:

Hatırlamak. "Aklına bir şey gelmiş, kalkıp gitti.

Kırk Yıl Düşünse Aklına Gelmemek:

1- Hiç umulmayan, beklenmeyen, ihtimal dahilinde olmayan bir durum ortaya çıkmak. "Kırk yıl düşünsem böyle doğruları söyleyeceğin aklıma gelmezdi." 2- Birinin yaptığı şey kolay kolay düşünülmeyecek, çok akıllıca ve zekice olmak. "Kırk yıl düşünse bu sorunun bu yolla çözüleceği aklına gelmez."

Alan Satan Belli Değil:

Durum karmakarışık. Kimin ne yaptığı belirsiz. Herkes kendi bildiği gibi hareket ediyor. "İki günümüz kaldı. Bu tiyatro çalışması böyle olmaz, alan satan belli değil."

Aldım Ele, Verdim Yola:

Bir kişiyi yola getirmek.

Aldı Ele, Girdi Yola:

İşin esasını kavradı. Konusunu anladı. İşin üzerinde durdu ve durmaya da devam ediyor, edecek. "Bizim damat artık işi aldı ele, girdi yola."

Ceffel Kalem Etmek:

Hemen hüküm vermek.

Elalemin Derdi, Seni mi Gerdi:

Başkasının meselesini merak eden kimselere hakaret yollu olarak söylenir.

Herhangi Bir Nitelikte Kalemi Olmak:

Herhangi bir nitelikte yazı yazabilmek. Güçlü bir kalemi var.

Kaleme Gelmek:

Yazılabilmek veya anlatılabilmek. "Kaleme gelmeyen duygularım var yüreğimden taşan."

Halim Selim:

Yumuşak huylu ve doğru (kimse).

Ölüm Kalım Meselesi:

Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele. "Bu anlaşma şirketimiz için bir ölüm kalım meselesiydi."

Çalımına Gelmek:

Uygun zaman veya durumu ele geçirmek. "Çalımına gelmişken araba alayım dedim."

Galip Gelmek:

Yenmek, üstün gelmek. "Takım bu hafta da galip gelemedi." , "Galip gelmek için, her hileye başvuruyorlar."

Ali'nin Külahını Veli'ye Giydirmek:

Kendi bir şey koymadan başkalarının parasıyla iş yapmak, dolandırmak.

Taşın Altına Elini Koymak:

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes taşın altına elini koymalı."

Elini Taşın Altına Koymak:

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini taşın altına koymalı."

El mi Yaman Bey mi Yaman:

Baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl gücün halkta olduğunu anlatır.

Samanı Bol Gelmek:

Aşırı davranışlarda bulunmak, coşmak, azmak, şımarmak, kudurmak, ele avuca sığmamak. "Samanı bol gelmiş ki böyle saygısızlık yapıyor."

Ana Baba Eline Bakmak:

Ana ve babanın maddi desteği ile geçinmek. "Ben bildim bileli bu ana baba eline bakar."

Deli Danalar Gibi Dönmek:

Şaşkınca hareketler yapmak, ne yapacağını bilemeyerek delice davranmak. "Çantasını çaldırınca deli danalar gibi dönmeye başladı." , "Deli danalar gibi dönmesinin sebebini anlayamadık."

Analar Neler Doğururmuş:

Ne kadar yetenekli, becerikli, başarılı, güçlü anlamında kullanılır. "Analar neler doğururmuş! Bu yarışı da kazandı."

Anamın Ak Sütü Gibi Helal Olsun:

Annemin sütü bana nasıl helal ise, bu da sana öyle helal olsun. "Bunu al. Anamın ak sütü gibi helal olsun."

Anan Güzel mi:

Yağma yok. "Anan güzel mi? Sıra bende."

Anasını Bellemek:

En büyük kötülüğü yapmak. "Eğer yakalarsam, o hırsızın anasını bellerim."

Manasına Gelmek:

Anlamına gelmek, bir anlam bildirmek. "Bu yapılanları onaylamak manasına geliyor." , "Ayakkabıdaki bu işaret, su geçirmez manasına geliyor."

Başına Dünyanın Belasını Sarmak:

Büyük felaket getirmek.

Ar Belası:

Namus ve onuruna söz getirme korkusu, namus belası. "Bu işi ar belası üstlendim."

Aralarında Bir Geldi Geçti Olmamak:

Daha önce aralarında bir anlaşmazlık olmamak. "Bugüne kadar aramızda bir geldi geçti olmadı çok şükür."

Belasını Aramak:

Ona buna çatarak, kavga ederek ya da benzer davranışlarda bulunarak kendisi için tehlikeli olacak bir durumun oluşmasına neden olmak. "Ondan uzak dur, belasını arıyor."

Sıçan Deliği Aramak:

Saklanacak bir yer aramak. "Hırsız yakalanacağını anlayınca, sıçan deliği aramaya başladı."

Girecek Delik Aramak:

Suçluluk duygusuyla saklanacak bir yer bulmaya çalışmak. "Girecek delik aradı, ama bulamadı."

Kaçacak Delik Aramak:

Korkarak saklanacak yer aramak. "Karşısında beni görünce kaçacak delik aradı."

Bir Araya Gelmek:

Belirli bir zamanda ve yerde toplanmak, buluşmak. ”Biz komşularla her cuma günü sene bir araya geliriz”

Dokuz Ayın Çarşambası Bir Araya Gelmek:

Birçok iş birden ortaya çıkıp sıkışık bir durum meydana getirmek.

Ardından Gelmek:

Bir şey bilmiyormuş gibi davranarak bir kimseden bir konu üzerinde ayrıntılı bilgi almaya çalışmak.

Elinden Geleni Ardına Koymamak:

Yapabileceği tüm kötülükleri yapmak. "Elinden geleni ardına koyma, ben istediğimi yapmasını bilirim."

Önüne Geleni Kapar, Ardına Geleni Teper:

Kabalığından dolayı muhatap olduğu herkesi incitir ve o kişilere saldırgan tavırlar sergiler. "Çok görgüsüz biri, önüne geleni kapar, ardına geleni teper."

Bi Boktan Anlamaz, Helâya Gardiyan Yazılır:

Bilmediği konularda yetkili olmak isteyen kimselerle alay etmek için kullanılır.

Sırtı Yere Gelmek:

Yenilmek, mağlup olmak. "Bu zamana kadar sırtı yere gelmedi."

Sırtı Yere Gelmemek:

Hiçbir zaman zor ve kötü duruma düşmemek. Sağlam olan durumu sarsılmamak, yenilmemek. "Kolay kolay onun sırtı yere gelmez."

Astarı Yüzünden Pahalıya Gelmek:

Bir işin ayrıntısına ödenen paranın aslına ödenen paradan fazla olması, gerçek değerinden fazlaya mal olması. "Ucuz diye eski bir ev aldık, ama astarı yüzünden pahalıya geldi."

Başına Feleğin Tokmağı İnmek:

Bir felakete uğramak.

Belden Aşağı Vurmak:

Bir tartışmada cinsel ilişkileri ya da tercihleri öne sürerek üste çıkmaya çalışmak, kural dışı saldırmak.

Aşka Gelmek:

Büyük bir istek duymak. Şevk ve heyecana kapılmak. "Aşka gelip saatlerce dans etti." "Bizim çocuk aşka gelmiş, sabahtan beri ders çalışıyor."

Elini Oynatmak:

1- İşi çabuk yapmak. "Biraz elini oynatırsan geç kalmayız." 2- Parayı esirgememek. "Elli lira ödeme yapacaksın, elini oynatmaktan korkuyorsun."

At Elin, İt Elin, Bize Ne:

Herkes kendi malını istediği gibi kullanır, yönetir. Bizim bunlarla ilgilenmemiz, bunlar üzerinde düşünce yürütmemiz yersizdir.

Sakalı Başkasının Elinde Olmak:

Başkasının emrinde olmak, başkasının buyruğu ile hareket etmek.

İpleri Başkasının Elinde Olmak:

O işi el altından başkası yönetmek. "O karışamaz, onun ipleri başkasının elinde zaten."

Maşa Varken Elini Ateşe Sokmak:

Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini sokmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."

Maşa Varken Elini Ateşe Uzatmak:

Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini uzatmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."

Ateş Almaya mı Geldin:

Uğradığı yerde çok az kalıp hemen gitmek isteyen kimseye sitem olarak söylenir. "İki laf etseydik be gülüm, ateş almaya mı geldin?"

Ateş Almaya Gelmek:

Uğradığı yerde çok kısa süre kalıp hemen ayrılanlar için sitem olarak söylenir. "Kadriye abla ateş almaya gelmedin ya, geç otur."

Elinde Avucunda Nesi Varsa:

"Maddi olarak sahip olduğu her şey." anlamında kullanılan bir söz. "Elinde avucunda nesi varsa kızına vermiş."

El Avuç Açmak:

Yardım istemek, dilenmek, para istemek ya da ister duruma düşmek. "Yarın el avuç açmamak için bugünden çalışmalısın."

Elde Avuçta Ne Varsa:

Sahip olunan mal, para vb., her şey. "Elde avuçta ne varsa çocuğa harcadık."

Elden Avuçtan Çıkmak:

1- Malı olmaktan çıkmak. "O arsamız elden avuçtan çıktığı için üzüldüm." 2- Kaybedilmek. "Elden avuçtan çıkmış, nasibimiz değilmiş."

Elinde Avucunda Ne Varsa:

"Maddi olarak sahip olduğu her şey." anlamında kullanılan bir söz. "Elinde avucunda ne varsa kızına vermiş."

Belaya Tutulmak:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya tutulduk." , "Ezbere gidiyoruz, inşallah bir belaya tutulmayız."

Ayağına Gelmek:

1- Alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek. "Babasının ayağına gelmek zorunda olduğunu bilmeli." 2- Emek verilmeden elde edilmek. "Çok şanslı biri, kısmet ayağına geldi."

Ayağına Çelme Takmak:

1- Biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek. "Ayağına çelme takıp düşürünce, sarı kartı gördü." 2- Birinin işinde yükselmesine engel olmak. "Ayağına çelme takmasaydılar, şu an müdür olacaktı."

Ayağı Uğurlu Geldi:

Geldiği yere iyilikler getirdi, anlamında kullanılır. "Bebeğimizin ayağı uğurlu geldi. Bütçemize uygun bir ev bulup aldık."

Ayağına Sıcak Su mu, Soğuk Su mu Dökelim:

Seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağına Sıcak Su mu Şerbet mi Dökelim:

Uzun Zamandır Gelmiyordun, gelişinle bizi çok sevindirdin.

Ayağıyla Gelmek:

1- Kendi isteği ile gelmek. "Adam ayağıyla geldi dayak yemeye." 2- Çok fazla emek sarf edilmeden elde edilmek. "Bak akşam yemeğimiz ayağıyla geldi."

Elden Ayaktan Düşmek:

Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek. "Allah, kimseyi elden ayaktan düşürmesin."

Elden Ayaktan Kesilmek:

Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek. "Allah, kimseyi elden ayaktan kesmesin."

Neler de Neler, Maydanozlu Köfteler:

Akla gelmedik şaşılası şeyler, anlamında söylenir. "İçeriyi de görmelisin. Neler de neler, maydanozlu köfteler!"

Fakirlik Ayıp Değil, Tembellik Ayıp:

"Yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır" anlamında kullanılan bir söz. "Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp; sağlığın sıhhatin yerinde, bir iş bulup çalışsana."

Ayran İçmeye Geldik; Ara Açmaya Gelmedik:

Buraya aradaki soğukluğu gidermeye, dostluğu pekiştirmeye geldik. Ziyaretimiz anlaşmazlığı artırmamalı.

Yol Ayrımına Gelmek:

1- Yolların birbirinden ayrıldığı yerde bulunmak. "Sevgili öğrenciler ortaokulu bitirdiniz, artık yol ayrımına geldik, bundan sonraki hayatınızda başarılar diliyorum." 2- Farklı düşünce, görüş ve ülkü yüzünden birbirinden ayrılmak. "Bu konuda seninle yol ayrımına geldik artık."

Elini Veren Kolunu Alamaz:

1- Kendisine iyilik yapıldığında, devamını fazlasıyla isteyen kimseler için kullanılır. "Ondan uzak dur, ona elini veren kolunu alamaz." 2- Ona bir şey verirsen geri alman imkansız anlamında. "Bu kitabı ona verme, ona elini veren kolunu alamaz."

Delikli Boncuk Yerde Kalmaz:

Az çok işe yarayan her şeyin isteklisi bulunur.

Babamın Adı Hıdır, Elimden Gelen Budur:

Yeteneğim, gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter; daha fazlasını yapamam, anlamına gelir. "Boşuna uğraşmayın; babamın adı Hıdır, elimden gelen budur."

Barut Kokusu Gelmek:

Savaş tehlikesi hissetmek.

Baskın Gelmek:

Üstünlüğünü ispat etmek, karşısındakini geçmek. "Araba kullanma konusunda hayli baskın geldi." "Matematikte sınıf içinde her zaman baskın gelirdi."

Başta Gelmek:

Önde olmak, üstün durumda olmak.

Baş Kıç Belli Değil:

Kimin yönetici, kimin yönetilen belli değil.

Başı Yerine Gelmek:

Zihin yorgunluğu geçmiş olmak. "Başım yerine gelince tekrar çalışmaya başladım."

Başına Hal Gelmek:

Pek çok güçlüklerle karşılaşmak. "Başına ne hal geldi Allah bilir."

Başına Vur, Ekmeğini Elinden Al:

Problem çıkarmayan, uysal ve sessiz kişiler için kullanılır. "Şekerdir o müdür, başına vur, ekmeğini elinden al yani."

Bela Çıkarmak:

Herkese zararı dokunacak bir durum yaratmak, kavga çıkarmak. "Bu adam da bela çıkarmadan duramıyor."

Belaya Çatmak:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya çattık."

Belaya Basmak:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Ezbere gidiyoruz, inşallah bir belaya basmayız."

Belaya Denk Gelmek:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya denk geldik."

Belaya Bulaşmak:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya bulaştık."

Belaya Girmek:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya girdik."

Belaya Düşmek:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya düştük."

Belaya Uğramak:

Beklenmeyen kötü bir durumla karşılaşmak. "Durduk yerde belaya uğradık."

Bey Devesi Gibi Yan Gelip Geviş Getirmek:

Çalışmadan yan gelip yatmak, tembellik etmek.

Bey Belirsiz Meydan Issız:

Orada Sözü Geçen Kimse Yok.

Benzine Kan Gelmek:

Sağlıklı duruma gelmek, canlanmak.

Besmele Çekmek:

Bir işe başlarken "Bismillahirrahmanirrahim" sözünü söylemek.

Bıçak Bıçağa Gelmek:

Bıçakla birbirine saldıracak kadar zorlu kavga etmek.

Bıyıkları Ele Almak:

Delikanlılık çağına girmek.

Bildim Bileli:

Öteden beri, eskiden beri.

Bilgi Tazelemek:

Önceden sahip olduğu bilgiyi yenilemek, güncelleştirmek. "Lise kitaplarımı karıştırıp bazı bilgilerimi tazeledim."

Bilmezlikten Gelmek:

Bilmiyor gibi görünmek. "Bilmezlikten geliyor, aslında o da oradaydı."

Birinin Eline Bakmak:

1- Ancak onun yardımıyla geçimini sağlayabilir durumda olmak. "Bu yaşa geldi, hala babasının eline bakıyor." 2- "Ne getirdi" diye gözlemek. "Çocuklar, eve gelen babalarının eline bakıyordu."

Bir Elmanın Yarısı O, Yarısı Bu:

Birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanılan bir söz. "Bir elmanın yarısı Meral, yarısı da bu Seval."

Bir Ayak Üstünde Kırk Yalanın Belini Bükmek:

Kısa bir sürede çok fazla yalan söylemek.

Birinin Belini Bükmek:

Çaresizlik içinde bir şey yapamaz duruma sokmak. "Ekonomik kriz hepimizin belimi büktü."

Bir Yerde Fareler Cirit Atmak:

Söz konusu yerde kimseler olmamak. "Eskiden çok güzeldi köyler, şimdi köy sokaklarında fareler cirit atıyor."

Bir Deli Kuyuya Bir Taş Atar, Kırk Akıllı Çıkaramaz:

Kimi vakit bir kişinin yaptığı yersiz bir işin birçokları tarafından düzeltilemeyeceğini anlatır.

Birini Telaşa Düşürmek:

Telaşlandırmak, kaygılanıp telaşlanmasına yol açmak. "Acele edip de çocukları telaşa düşürme."

Bir Eli Kan, Bir Eli Katran:

Çeşitli kötülükler yapan biri.

Birinin Eli Ayağı Olmak:

Yardımcısı olmak. "Onun eli ayağı olmak hoşuma gidiyordu."

Bir Elini Bırakıp Ötekini Öpmek:

Aşırı saygı göstermek.

Bir El Bir Eli Yıkar, İki El Bir Yüzü Yıkar:

Bazı hallerde yardımcısız iş yapılamayacağını anlatır.

Bir İşe Eli Yatmak:

Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak. "Kuaförün çalışmasını çok beğendim, gerçekten bu işe eli yatan biri."

Bir İşe Eli Yatkın:

Eli o işi yapmaya alışık olan kimse. "Yemek yapmaya eli yatkındı."

Birinden Şeytan Elini Çekmiş:

Uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşünecek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılan bir söz. "Tuvalete zor gidiyor, dedemden şeytan elini çekmiş artık."

Birbiri Üstüne Gelmek:

Arka arkaya meydana gelmek, ara vermeden olmak.

Birebir Gelmek:

Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.

Biz Attık Kemik Diye, El Kaptı İlik Diye:

Bizim işe yaramaz diye vazgeçtiğimizi başkaları değerli buldu.

Borcu Gırtlağına Gelmek:

Borca batmak, çok borçlu olmak. "Borcun gırtlağına gelmeden oturup hesap yap."

Bugün Git, Yarın Gel:

Bir iş yapılmak istenmediğinde baştan savmak için kullanılan bir söz. "Müdür bugün git, yarın gel diye işimizi halletmedi."

Bulgurlu'ya Gelin mi Gidecek:

Gereksiz yere niçin bu kadar süsleniyor? anlamında kullanılır. "Bulgurlu'ya gelin mi gideceksin? Alt tarafı bir akşam yemeğine gidiyoruz."

Burnunun Yeli Harman Savurmak:

1- Büyüklenmek, böbürlenmek, kibirlenmek. 2- Çok sinirlenmek.

Burnundan Gelmek:

Elde ettiği güzel şey, sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. Yaptığına, söylediğine pişman olmak. "Bir hafta tatile gittik, otel yüzünden tatil burnumuzdan geldi."

Burnunun Yeli Kırılmak:

Öfkesi yok olmak.

Burnunun Yeli Harman Savuruyor:

Çok Böbürleniyor.

Büyüklerin Ellerinden, Küçüklerin Gözlerinden Öpmek:

Saygı ve sevgi göstermek. "Mektubuma son verirken; büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim."

Büyük Gelmek:

Kıyafet, bol ve geniş olmak.

Canı Ağzına Gelmek:

1- Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. "Havuzda az daha boğuluyordum, canım ağzıma geldi." 2- Aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak. "Yazdıklarını okurken canım ağzıma geldi, diyecek söz bulamadım."

Canı Yerine Gelmek:

1- Yorgunluğu geçmek. 2- Sağlığını, gücünü kazanmak.

Ce Demeye mi Geldin:

Bu kadar az oturulur mu? anlamında söylenir. "Daha karpuz kesecektik, hemen nereye kalkıyorsun, ce demeye mi geldin mübarek?"

Cebellezi Etmek:

Cebine indirmek. "Kardeşinin harçlıklarını da cebellezi etmişsin."

Ciğerini Delip Geçmek:

Acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek. "Yangın yerindeki feryatlar ciğerimi delip geçti."

Ciğerini Delmek:

Acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek. "Yangın yerindeki feryatlar ciğerimi deldi."

Çekiye Gelmek:

Düzene uymak.

Çekiye Gelmez:

Ölçüsüz derecede çok veya büyük.

Çelme Atmak:

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. "Sakin sakin giden arkadaşını çelmek atarak yere düşürdü." "Arkadan çelme attığı için sarı kart gördü." 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. "Bizim ilişkimize çelme atmaya çalışma." "İndirim yaparak bizim satışlarımıza çelme atmaya çalışıyorlar."

Çeliğe Su Vermek:

Çeliği özel bir biçimde hızla soğutarak daha çok sertleşmesini sağlamak. "Çeliğe su verme ile sertleşme kolaylığı sağlar."

Celp Etmek:

1- Kendine çekmek. 2- Getirmek.

Celseyi Kapamak:

Toplantıya son vermek.

Çelik Gibi:

Zayıf, fakat çok güçlü vücutlu.

Cellat Gibi:

Acımasız. "Bana cellat gibi davranma."

Çelme Vurmak:

1- Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. "Sakin sakin giden arkadaşını çelmek vurup yere düşürdü." "Arkadan çelme vurduğu için sarı kart gördü." 2- Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak. "Bizim ilişkimize çelme vurmaya çalışma." "İndirim yaparak bizim satışlarımıza çelme vurmaya çalışıyorlar."

Celi Yazı:

(Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak şekilde istif edilmiş iri sülüs levha yazısı.

Celseyi Açmak:

Bir toplantıda, başkan, işe başlanacağını bildirme.

Celseyi Tatil Etmek:

Konuşulan herhangi bir şey neticeye bağlanmadan toplantıyı dağıtmak.

Çeltik Tarlası:

Pirinç yetiştirilen sulak tarla.

Cevaplı Telgraf:

Yanıtının ücreti önceden ödenmiş olan telgraf.

Çişi Gelmek:

İşeyeceği gelmek.

Çıtayı Yükseltmek:

Hedefi yüksek belirlemek.

Cihana Gelmek:

1- Doğmak. "Ben cihana gelmeden, babam rahmetli olmuş." 2- Meydana gelmek, ortaya çıkmak. "Yakında bizim markamız cihana gelecek."

Çizmeleri Çekmek:

Bir işe girişmek.

Çok Gelmek:

1- Gereğinden fazla olmak. "Bu pilav bana çok geldi." "Bu para sana çok gelir." 2- Çekilmez ve katlanılmaz olmak. "Sen çok gelmeye başladın, hareketlerine dikkat et!" "İki dakika çocuğa bakmak çok gelmiş."

Çorap Söküğü Gibi Gelmek:

Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi. "Hele bir başla sen, bak nasıl çorap söküğü gibi gelecek iş."

Çöpten Çelebi:

Çok zayıf, güçsüz, çelimsiz. "Bu geçen çöpten çelebi de kim?"

Çulu Düzeltmek:

1- Giyimi kuşamı yenilemek "Ahmet, bakıyorum da çulu düzeltmişsin." 2- Maddi durumu iyileşmek. "Çulu düzeltince başka mahalleye taşındı."

Dağların Gelin Anası:

Kaba, anlayışsız kimse. "Dağların gelin anası yine lafa başladı."

Daha Neler:

"Hiç öyle şey olur mu?" anlamında kullanılan söz. "Yok daha neler! üstüne para da isteyecek utanmasa."

Dam Üstünde Saksağan, Vur Beline Kazmayı:

Saçma ve yersiz sözler karşısında söylenir. Ne demek bu! Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

Daral Gelmek:

Bir şeyden bezmek ve çok sıkılmak.

Dara Gelmek:

1- Aceleye gelmek. 2- Mecbur olmak.

Dara Gelememek:

Başkalarının baskısıyla aceleye gelememek.

Darbımesel:

Atasözü, ataların sözü. "Ağaç yaşken eğilir, bu darbımeselden ders çıkar." Doğrusu darbımesel şeklindedir, deyim değil isimdir.

Darbımesel Haline Gelmek:

Doğruluğu kabul edilerek, halk arasında atasözü gibi söylenir olmak.

Davul ... Boynunda, Tokmak ... Elinde:

Sorumluluğu taşıyan biri olduğu halde, sözü geçen öbürü. "Davul senin boynunda, ama tokmak babanın elinde."

Davulu Biz Çaldık, Parayı El Topladı:

Bütün çalışmaları emek harcayarak biz yaptık, çalışmaların sonunda elde edilenlerden başkaları yararlandı.

Davul Birinin Boynunda, Tokmak Öbürünün Elinde:

Sorumluluğu taşıyan biri olduğu halde, sözü geçen öbürü. "Davul senin boynunda, ama tokmak babanın elinde."

Dayalı Döşeli:

Döşemesi ve eşyası eksiksiz.

Dediğine Gelmek:

Birinin, önceden reddettiği bir düşünceyi kabul etmesi. "Çok inat etti ama sonunda babasının dediğine geldi."

Defibela Kabîlinden:

Bir belayı savarcasına.

Değirmenin Suyu Nereden Geliyor:

Harcanan para nasıl kazanılıyor, paranın kaynağı nedir? "Bey, sen bol bol alıyorsun ama bu değirmenin suyu nereden geliyor böyle?"

Deliğe Girmek:

Tutuklanmak.

Deli Kızın Çeyizi Gibi:

Birbirleriyle uyumsuz, birbirine yakışmayan ev ve giyim eşyası.

Delik Büyük, Yama Küçük:

Olanaklar o kadar kısıtlı ki gereksinimi karşılamıyor, anlamında kullanılır. "Delik büyük, yama küçük; bu yüzden borcumuz her gün artıyor."

Deli Kızın Çeyizi:

Bir evde aynı eşyadan birden fazla bulunması halinde kullanılır.

Deli Pösteki Sayar Gibi:

Çok karışık, çok ayrıntılı, sıkıcı bir işle uğraşma.

Deli Saraylı Gibi:

Acayip biçimde giyinen, takıp takıştıran kimse.

Delisi Olmak:

Bir şeye aşırı derecede düşkün olmak. "Bu televizyon dizisinin delisi oldu."

Deli Bayrağı Açmak:

Âşık olmak. "Bu defa kime deli bayrağı açtın?"

Deli Etmek:

1- Çılgına çevirmek. "Şaka yapmaya çalışıp, adamı deli etti." 2- Sinirlendirmek. "Sen beni deli etmeye mi çalışıyorsun?" 3- Sağlıklı düşünemeyecek duruma getirmek. "Bu tavırların beni deli ediyor, sonra konuşalım."

Delik Deşik Etmek:

1- Bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik açmak. 2- Bir şeyin her yanında delikler açmak.

Delik Eğirmek:

Hapse girmek, tutuklanmak.

Deli Bal:

Arıların zehirli çiçeklerden topladıkları bal.

Deli Saçması:

Anlamsız, mantıksız, tutarsız, delice söz. "Bu deli saçması sözlerini dinlemek istemiyorum."

Deliye Dönmek:

1- Çok sevinmek. "Sınavı kazandığını öğrenince deliye döndü bizim oğlan." 2- Çok üzülmek. "Aldığı üzücü haberden sonra iyice deliye döndü kadıncağız." 3- Çok kızmak. "Ödemesi zamanında yapılmayınca deliye döndü."

Deliğe Tıkmak:

Tutuklamak, hapishaneye koymak. "Polis, yakaladığı soyguncuyu deliğe tıktı."

Deliliğe Vurmak:

Deli gibi hareket etmek, delice tavırlar sergilemek. "Deliliğe vurup bu işin içinden sıyrılacağım sanıyorsun."

Deli Gibi:

Deliye yaraşır davranışta, delicesine. "Deli gibi davranma, bizi de rezil ediyorsun."

Deli Raziye Gibi:

Delice davranışlarda bulunan (kız veya kadın).

Deli Dana Gibi Dönmek:

Şaşkınca hareketler yapmak, ne yapacağını bilemeyerek delice davranmak. "Çantasını çaldırınca deli dana gibi dönmeye başladı."

Deli Divane Aşık Olmak:

Aşırı derecede sevmek.

Deli Çıkmak:

1- Çıldırmak. 2- Çok sinirlenmek.

Deli Olmak İşten Değil:

Densiz davranışlar, güç durumlar veya duyulan öfke karşısında düşülen çaresizliği anlatan bir söz.

Delik Deşik Olmak:

1- Bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik oluşmak. "Saldırıya uğrayınca, vücudu delik deşik olmuş." 2- Bir şeyin her yanı delinmek. "Bu poşet eski, her tarafı delik deşik olmuş." "Maganda kurşunları yüzünden, trafik tabelaları delik deşik olmuş."

Deliliği Tutmak:

Delice davranmak.

Deli Gibi Koşmak:

Bütün hızıyla, alabildiğine koşmak.

Delik Deşik:

Her yanı deliklerle dolu.

Deliksiz Uyumak:

Hiç uyanmadan, çok rahat, uzun süre uyumak. "Bu gece deliksiz uyuyup, yorgunluğumu atmak istiyorum."

Dengeli Kılmak:

Huzura, düzene kavuşturmak.

Deniz Aşırı Ülkeler:

Denizler ötesinde bulunan memleketler.

Derin Düşüncelere Dalmak:

Dalgın halde, bir şeyi uzun uzadıya etraflıca düşünmek. "Yine derin düşüncelere dalmışsın, umarım sorun yoktur."

Derin Düşüncelere Kapılmak:

Bir şeyi uzun uzadıya, her açıdan ele alarak etraflıca düşünmek. "Yine derin düşüncelere kapılmışsın, umarım sorun yoktur."

Deve Kuşu Gibi Yüke Gelince Kuş, Uçmaya Gelince Deve:

Uygun şartlarda terslik çıkaran. "İş buraya gelmişken, deve kuşu gibi yüke gelince kuş, uçmaya gelince deve gibi davranmanın sebebi nedir?"

Dışı Eli Yakar, İçi Beni:

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni."

Dışı Eli Yakar, İçi Beni Yakar:

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli yakar, içi beni yakar."

Dizginleri Ele Almak:

Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. "Dizginleri ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak."

Dizgine Gelmek:

Düzelmek, belli bir disipline ve sisteme girmek.

Dizginleri Ele Vermek:

Başkasının yönetimini kabullenmek, kendi iradesiyle davranmamak. "Evlendikten sonra dizginleri ele verdi, işi biraz zor."

Dizginlerini Ele Almak:

Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak. "Dizginlerini ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak."

Dolduruşa Gelmek:

1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolduruşa gelen göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolduruşa gelme."

Dolmuşa Gelmek:

1- Olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak. "Dolmuşa gelen göstericiler, kamu mallarına da zarar verdi." 2- Biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek. "Başını belaya sokacaklar, lütfen dolmuşa gelme."

Dolaba Gelmek:

Aldatılmak, oyuna gelmek. "Gerçekten de dolaba gelmekten ucuz kurtulmuşsun."

Dost Eli:

Tanıdık, bildik, yabancı olmayan. "Senin gibi bir dost eline, her zaman ihtiyacımız var."

Doyurucu Gelmek:

Yeterli olmak.

Dört Elle Yapışmak:

Yapacağı işe büyük bir önem verip özen göstererek girişmek. "Boya işine dört elle yapışırsak iki günde bitiririz."

Dudağının Ucuna Gelmek:

Hemen söyleyecek durumda olmak.

Dudak Dudağa Gelmek:

Öpüşmek. "Çocukların izlediği saatte, filmde dudak dudağa gelmeler hoş olmuyor."

Düğününde Elekle Su Taşımak:

Bir yardımına karşılık olarak bekar bir kimseye çok büyük bir yardımda bulunma sözü vermek. "Sen onunla evlen, söz ben de düğününde elekle su taşıyacağım."

Düğme Çengeli:

Düğmeli potinleri iliklemek için kullanılan çengelli alet.

Dümeni Elinde Tutmak:

Yönlendirici durumda olmak.

Dümenini Elinde Tutmak:

Yönetmek, istediği yöne doğru götürmek.

Dünyaya Gelmek:

Doğmak. "Kardeşim dünyaya geldiğinde ben on yaşındaydım."

Düşman Düşmana Gazel Okumaz:

Düşmandan ancak kötülük beklenir.

Duymazlıktan Gelmek:

İlgilenmek istemediği için duymamış gibi davranmak. "O kırıcı sözleri duymazlıktan geldim."

Dünya Kelamı Etmek:

Olup bitenlerden konuşmak.

Dünyasından El Çekmek:

Hiçbir şeyle ilgilenmez olmak.

Eceliyle Ölmek:

Yaşamı doğal bir ölümle sona ermek. "Kaza sonucu değil, eceliyle öldü."

Ecel Şerbeti İçmek:

Ölmek, can vermek. "Bu sabaha karşı ecel şerbeti içmiş." "Vatan uğruna ecel şerbeti içmek varsa seve seve içeriz."

Ecel Şerbetini İçmek:

Ölmek, can vermek. "Bu sabaha karşı ecel şerbetini içmiş." "Vatan uğruna ecel şerbetini içmek varsa seve seve içeriz."

Ecel Beşiği:

Çok tehlikeli binit veya geçit.

Ecel Terleri Dökmek:

Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak. "Tahta köprüden geçerken ecel terleri döktük."

Ecel Şerbeti İçmemek:

Ölmemek. "O patlamada ecel şerbeti içmediğin için şanslısın."

Edebi Kelam:

Kaba sayılan kelimeler kullanmayıp, kavramı üstü örtülü olarak anlatan başka kelimeler seçme yolu.

Eğrisi Doğrusuna Gelmek:

Uygunsuz yapılan işin tesadüfen uyumlu bitmesi.

Ekini Belli Etmemek:

Eksik, bozuk, yanlış, kusurlu bir işi sağlam, doğru ve doğal imiş gibi gösterme becerisini kanıtlamak.

Ekmeğini Eline Almak:

Geçimini sağlamaya başlamak. "Artık büyüdü, ekmeğini eline aldı."

Eksik Gelmek:

Yetişmemek, yetmemek. "Bu halı buraya eksik gelmiş."

El Ağzına Sakız Olmak:

Adı başkalarının ağzında dolanmak. Dedikodusu yapılmak. "Senin yüzünden el ağzına sakız olmak istemem."

Eli Ağzında Kalmak:

deyiminin anlamı, açıklaması ve örnek cümleleri: Çok şaşırıp kalmak. "Bizi karşısında görünce eli ağzında kaldı."

El Ağzıyla Kuş Tutmak:

Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "El ağzıyla kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."

El Ağzı İle Kuş Tutmak:

Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "El ağzı ile kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."

El Ağzıyla Çorba Yemek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin İclal'in düşünceleri, sen el ağzıyla çorba yiyorsun."

Elin Ağzıyla Kuş Tutmak:

Başkasının sözüyle iş yapmak, onların yaptığını yapmak, gördüklerini uygulamak. "Elin ağzıyla kuş tutmaya devam edersen, başın derde girecek."

Elin Ağzına Bakma:

Başka kişilerin sözüyle hareket etme. "Sen elin ağzına bakma, böyle bir şey yok."

El Alemin Ağzına Sakız Olmak:

Yaptığı bir işten dolayı uzun zaman hakkında dedikodu yapılmak, söylenmek. "Senin yüzünden el âlemin ağzına sakız olmak istemem."

Eline Ağır:

Elinden çabuk iş çıkmayan. (kimse)

El Ağzıyla Çorba İçmek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Pelin'in düşünceleri, sen el ağzıyla çorba içiyorsun."

El Ağzı İle Çorba İçmek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen el ağzı ile çorba içiyorsun."

El Ağzı İle Çorba Yemek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen el ağzı ile çorba yiyorsun."

Elin Ağzıyla Çorba Yemek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin İclal'in düşünceleri, sen elin ağzıyla çorba yiyorsun."

Elin Ağzı İle Çorba Yemek:

Başkasından öğrendiğini söylemek, başkasının fikirlerini benimseyip önermek. "Söylediklerin Tamer'in düşünceleri, sen elin ağzı ile çorba yiyorsun."

Eline Vur, Ekmeğini Ağzından al:

Pek sessiz, gücü bir şeye yetmeyen, pısırık, miskin kimseleri nitelemek için söylenir. "Öyle bir insan ki eline vur, ekmeğini ağzından al."

Elektirik Almak:

Bir kimseden duygusal olarak etkilenmek.

El Almak:

1- Tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak. 2- Bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. 3- Kağıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kağıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

Ele Alınır:

Oldukça iyi, işe yarar.

Eli Alışmak:

1- bir işte uzluk, ustalık kazanmak. 2- Herhangi bir davranışı âdet edinmek.

Eline Almak:

1- Bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek. "Site yönetimini elimize aldık." 2- Bir işi kendi yapmaya başlamak. "Yemek işini eline almasına çok sevindik."

Elinin Altında Olmak:

1- Her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta olmak. "Televizyon kumandası elimin altında olsun." 2- Hazırda bulundurmak. "İki bin lira elinin altında olsun."

Eline Vur, Ekmeğini Al:

Pek sessiz, gücü bir şeye yetmeyen, pısırık, miskin kimseleri nitelemek için söylenir. "Öyle bir insan ki eline vur, ekmeğini al." "Eline vurup ekmeğini alacaklarını zannettiler, ama çok yanıldılar"

El Altında:

Ulaşılacak yerde, anlamını taşır. "Sevdiğim program başlayacak, kumanda el altında bulunsun."

Elektrik Almak:

Etkilenmek, etkisi altında kalmak. "Gelin adayından elektrik alamadığını söyledi."

Ele Alınmaz:

Çok kötü, berbat.

Elinden Almak:

Bir şeyden mahrum etmek. "Trafik denetiminde, arabasını elinden almışlar."

Elini Taşın Altına Sokmak:

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini taşın altına sokmalı."

Elma da Alma da Demesini Biliriz:

"Şartlara göre uygun davranırız." anlamında kullanılan bir söz. "Sen rahat ol, elma da alma da demesini biliriz, sorun yok."

Elini Verip Kolunu Alamamak:

1- Kendisine iyilik yapılan birinin daha fazlasını isteğiyle karşı karşıya kalmak. "Elini verip kolunu alamayacağını bildiğin hâlde gidip görüştün." 2- Verilen bir şeyi geri alamamak. "Elini verip kolunu alamayacağın biri olduğunu unutma."

El Aman Çağırmak:

Bezginlik, bıkkınlık, usanç gösterip yakınmak, sızlanmak.

El Arı Düşman Gayreti:

"Dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme." anlamında kullanılan bir söz.

El Ariftir, Yoklar Senin Bendini:

Herkes senin kuvvetli ve zayıf taraflarını öğrenmek ister.

Elini Arı Kovanına Sokmak:

Bir olay veya durum karşısında sorunun çözümü için, sorumluluk alarak çalışmaya başlamak, elini taşın altına koymak. "Evin tadilatıyla ilgili herkes elini arı kovanına sokmalı."

El Arı Düşman Körü:

Düşmana karşı küçük düşmemek için, utanarak da olsa yapılan eylemi anlatır.

Elini Kulağına Atmak:

Ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak. "Müezzin elini kulağına atmıştır, şimdi iftar olur."

Elini Cebine Atmak:

Para çıkarmaya davranmak. "Hesabı ödemek için elimi cebime attım."

Elden Ayağa Düşmek:

Başkalarının yardımıyla yaşamını sürdürecek kadar kötü duruma düşmek.

Eli Ayağı Dolaşmak:

Şaşırmak, telaşlanmak. "Karşısında beni görünce eli ayağına dolaştı."

Elini Ayağını Kesmek:

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini ayağını kesmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini ayağını kesmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini ayağını kesti."

Eli Dursa Ayağı Durmaz:

Kıpırdak, hareketli kimse. "Bu çocuğun eli dursa ayağı durmaz."

Eli Ayağı Bağlı Durmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesik, elimiz ayağımız bağlı duruyoruz."

Eline Ayağına Sarılmak:

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına sarılıp özür diledim."

Eline Ayağına Yapışmak:

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına yapışıp özür diledim."

Elini Ayağını Öpeyim:

"Çok yalvarırım." anlamında kullanılan bir söz.

Eli Ayağı Kesilmek:

Korkudan bir şey yapamayacak kadar kuvvetsiz kalmak.

Eli Ayağı Tutmamak:

1- Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. "Evladımı kanlar içinde görünce, elim ayağım tutmadı." 2- Güçsüz, dermansız kalmak. "Çok yaşlandığı için, eli ayağı tutmaz oldu."

Eli Ayağı Dolanmak:

Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Karşısında bizi görünce eli ayağı dolandı."

Eli Ayağı Bağlı Olmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlandı."

Elini Ayağını Çekmek:

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini ayağını çekmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini ayağını çekmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini ayağını çekti."

Eli Ayağı Titremek:

Korku, sinir, üzüntü vb. sebeplerle heyecanlanmak. "Çocuk köpekten çok korkmuş, hâlâ eli ayağı titriyor."

Eli Ayağı Bağlı Kalmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlı kaldık."

Eline Ayağına Kapanmak:

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına kapanıp özür diledim."

Eline Ayağına Düşmek:

Birine çok yalvarmak. "Eline ayağına düşüp özür diledim."

Eline Ayağına Üşenmemek:

Her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.

Eli Ayağı Bağlı:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz ayağımız bağlandı."

Eli Ayağı Olmak:

Yardımcısı olmak. "Onun eli ayağı olmak hoşuma gidiyordu."

Eli Ayağı Buz Tutmak:

Çok üşümek. "Elimiz ayağımız buz tutmadan, içeri girelim."

Elin İyisi, Evin Ayısı:

Başkalarına iyi davrandığı halde, evde karısına ve çocuklarına kötü davranan koca.

Eli Ayağına Dolanmak:

Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Karşısında bizi görünce eli ayağına dolandı."

Eline Bakmak:

1- Ancak onun yardımıyla geçimini sağlayabilir durumda olmak. "Bu yaşa geldi, hala babasının eline bakıyor." 2- "Ne getirdi" diye gözlemek. "Çocuklar, eve gelen babalarının eline bakıyordu."

Elleri Nasır Bağlamak:

Uzun süre elleriyle ağır işler yapmış olmak. "Bütün gün kazma sallamaktan elleri nasır bağlamıştı."

Elini Kolunu Bağlamak:

Bir şey yapamayacak duruma getirmek. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlandı."

Ele Bakmak:

1- Avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak. 2- Muhtaç olmak.

Eli Kolu Bağlı Kalmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlı kaldık."

El İle Gelen Düğün Bayram:

Herhangi bir sıkıntıya başkalarıyla birlikte katlanmanın daha kolay olduğunu anlatır.

Elini Sallasa Ellisi, Başını Sallasa Tellisi:

Bir kimsenin, bir işaretiyle karşı cinsten birçok kişiyi elde edebileceğini belirtmek için söylenir. "Yeter ki sen iste, elini sallasan ellisi, başını sallasan tellisi gelir."

Eli Kolu Bağlı Olmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesilince, elimiz kolumuz bağlandı."

El Bağlamak:

1- Saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak. 2- Namaza durmak.

Eli Kolu Bağlı Durmak:

Yapmak istediği bir şeyi, bir engel nedeniyle yapamaz durumda olmak. "Fabrikada elektrikler kesik, elimiz kolumuz bağlı duruyoruz."

Elimi Sallasam Ellisi, Başımı Sallasam Tellisi:

Bir kimsenin, bir işaretiyle karşı cinsten birçok kişiyi elde edebileceğini belirtmek için söylenir. "Ben istedikten sonra, elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi gelir."

El Bebek Gül Bebek:

Aşırı ilgi gösterilmiş, çok nazlı, şımarık. "Bu çocuğu el bebek gül bebek yetiştirmişler, bir çiviyi çakamadı."

El Bende:

"Tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende" anlamında kullanılan bir söz.

El Çektirmek:

Görevinden uzaklaştırmak. "Onu bu işten el çektirmek zorunda kaldı."

Elinden Bir Kaza Çıkmak:

İstemeyerek bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek. "Elimden bir kaza çıktı, hafif şekilde yaralandı."

El Ayak Çekmek:

Uğraştığı şeyle artık uğraşmaz olmak. "Balıkçılıktan da elini ayağını çekmişti."

El Çırpmak:

1- Alkışlamak, tempo tutmak. 2- Birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.

Elaman Çekmek:

Bezginlik gösterip yakınmak.

Eli Boş Çevrilmek:

Umduğunu alamadan geri dönmek. "Eli boş çevrileceği hiç aklıma gelmezdi."

Eli Cüzdanına Gitmemek:

Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cüzdanına gitmedi."

Elinden Kan Çıkmak:

Cinayet işlemek. "Az daha elimden kan çıkacaktı."

Elin Gözündeki Çöpü Görür, Kendi Gözündeki Merteği Görmez:

Kendinde bulunan büyük kusurları görmezlikten gelip başkalarının küçük kusurlarını dedikodu konusu yapar.

El Çekmek:

Yapmakta olduğu işi artık yapmamak, vazgeçmek. "Artık o işlerden el çektim."

Elden Çıkarmak:

1- Bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak "Otomobilimi elden çıkarmak istiyorum." 2- Yitirmek. "İndirim çeklerini elden çıkarmak istemedim."

Eli Cebine Varmamak:

Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cebine varmadı."

Elini Eteğini Çekmek:

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini eteğini çekmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini eteğini çekmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini eteğini çekti."

Elense Çekmek:

1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."

Eli Boş Çıkmak:

Umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak.

Eli Cüzdanına Varmamak:

Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak. "Ondan da yardım istediler, ancak bir türlü eli cüzdanına varmadı."

Elinden Bir Sakatlık Çıkmak:

İstemeyerek bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek. "Elimden bir sakatlık çıktı, hafif şekilde yaralandı."

El Etek Çekmek:

Uğraştığı şeyle artık uğraşmaz olmak. "Balıkçılıktan da elini eteğini çekmişti."

El Değiştirmek:

Kullanımı ya da mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek. "Bu ev üçüncü kez el değiştirdi."

Eli Değmek:

Bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak. "Elim değerse senin kekini de yaparım."

Eline Erkek Eli Değmemiş Olmak:

Kız, namuslu olmak. "Eline erkek eli değmemiş biri olduğunu herkes bilir."

Elde Değil:

Olanaksız, anlamında söylenir. "Elde değil, bu akşam yola çıkmam gerekiyor."

El Değmemiş:

Hiç dokunulmamış, kullanılmamış, anlamına gelir. "Bu koltuklara sanki hiç el değmemiş."

Eli Eline Değmemek:

1- Herhangi bir yakınlaşma olmamak. 2- Birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

El Elden Üstün:

Herkesin kendinden üstün biri bulunacağını anlatan bir deyim.

El Ense Çekmek:

1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."

Elense Etmek:

1- Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek. "Birkaç kez elense çekti, ama başarılı olamadı." 2- Yenmek, mağlup etmek. "Bana elense çekmek o kadar kolay değil."

Eli Ermek:

1- Yapabilmek, ulaşabilmek. 2- Bir işi yapmak için zaman bulabilmek.

El Ermez Göz Görmez:

Meydana gelmiş bir olayı görmek, o olayla ilişki kurmak uzaklık nedeni ile mümkün değildir.

Eli Ermez Gücü Yetmez:

Çaresiz. "Eli ermez gücü yetmez, nasıl verecek o parayı?"

El Ermez Güç Yetmez:

Bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılır.

Eline Eteğine Sarılmak:

Çok yalvarmak. "Kopya çekerken yakalanınca, öğretmenin eline eteğine sarıldı."

El Birliği Etmek:

Birlikte davranmak, dayanışmak. "Tüm sınıf el birliği edip camları sildi."

El Etmek:

1- Bir kimseyi el işaretiyle çağırmak. "Öğretmen el edip beni yanına çağırdı." 2- Uzaktan el sallamak. "Teyzeme yolcu ederken el edip, öpücük yolladım."

El Etek Öpmek:

1- Bir işi yaptırmak için çok yalvarmak. "El etek öptü, ama istediğini elde edemedi." 2- Yaltaklanmak. "Şu adam için el etek öpmekten bıkmadın mı?"

Eline Eteğine Doğru:

Her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

Elini Eteğini Kesmek:

1- Uğramaz olmak. "Kahvehaneden elini eteğini kesmişti." 2- Uğraşmamak, ilgilenmemek. "Siyasetten elini eteğini kesmeye karar verdi." 3- O şeyle ilgisini kesmek. "Son yıllarda dünyadan elini eteğini kesti."

El Etek Tutmak:

Tarikata girmek, derviş olmak.

Elini Belli Etmek:

Kağıt, okey vb. oyunlarda elindeki kağıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak. "Elini belli etmeseydi oyunu kazanacaktık."

El Gün:

Başkaları, yabancılar, herkes. "Çocuk, el gün ne düşünür diye düşünmez, sokakta ağlar da güler de."

Elemtere Fiş Kem Gözlere Şiş:

Nazar değmesin anlamında.

Elinden Bir İş Gelmemek:

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden bir iş gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden bir iş gelmez."

Elden Ne Gelir:

Çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını ifade eder. "Hastalığının çaresi yokmuş. Elden ne gelir?"

Ele Güne Rezil Olmak:

Utanılacak, çok kötü bir duruma düşmek. "Bu davranışın yüzünden ele güne rezil olduk."

Eli İşte Gözü Oynaşta:

İş yapar gibi görünüyor, ama aklı başka yerde, anlamında söylenir. "İşe yaramaz biri; eli işte gözü oynaşta."

Elinden Gelmek:

Yapabilmek. "Pizza yapmak elinden gelirdi."

Eliyle Koymuş Gibi:

Aramadan, kolayca. "Sakladığım parayı eliyle koymuş gibi buldu."

Elmas Gibi:

Çok iyi, çok değerli. "Bu arkadaşın elmas gibi, kıymetini bil."

Ele Güne Karşı:

Dostlara üzüntü vermemek, düşmanları da sevindirmemek için, dosta düşmana karşı. "Ele güne karşı nasıl konuşuyorsun, hiç yakışıyor mu sana?"

Eli Genişlemek:

Bolca paraya kavuşmak. "Elimiz genişleyince koltuk takımını yenileyeceğiz."

Ele Gelmek:

1- El ile tutabilmek. "Saçların artık ele gelmeye başladı." 2- Bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak. "Bebeğiniz artık ele geliyor."

Eli Boş Gelmek:

1- Hediyesiz gelmek. "Kusura bakmayın, elimiz boş geldik." 2- Umulan şeyi getirmeden gelmek. "Siparişlerimizi almadan eli boş gelmişsin."

Elinden Geleni Yapmak:

Gücünün yettiğini yapmak. "Elinden geleni yapmıştı, ama yarışı kazanamamıştı."

Ellerin Dert Görmesin:

"Ellerine sağlık." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü "Yemeklerin çok lezzetli olmuş, ellerin dert görmesin."

Eli Dursa, Götü Durmaz:

Kıpırdak, hareketli kimse. "Bu çocuğun eli dursa götü durmaz."

Elma Gibi:

Kırmızı (yanak). "Elma gibi yanaklarını yerim senin!"

Elden Geldiği Kadar:

Yapılabildiği, olabildiği kadar.

Eline Kalmak:

Ondan başka kendisine yardım edecek kimse olmamak. "Babası ölünce üvey annesinin eline kalmıştı."

Eli Koynunda Kalmak:

Çaresiz kalmak. "Kız isteyince, ailesi eli koynunda kabul etti." "Buralarda elin koynunda kalmış, neden bizimle gelmiyorsun? "

Eli Kalem Tutar:

Düşündüğünü derli toplu yazabilir.

Elini Kalbine Koymak:

Doğru, yansız, adil davranmak. "Elini kalbine koy, bu kadar işin karşılığı bu para mı?"

Elinde Kalmak:

1- Bir şeyi istediği halde satamamak, elinden çıkaramamak. "Bir tek bu pasta elimde kaldı." 2- Bir kişinin zarar görmesi, bir eşyanın kullanılamaz duruma düşmesi. "Yola bu arabayla çıkmayacaktık, elimizde kalacak yoksa bu külüstür." 3- Birinin bakımında, yönetiminde olmak. "Bu yaştan sonra akrabalarımın elinde kalmak istemiyorum."

Elle Tutulacak Tarafı Kalmamak:

1- Sağlam bir yanı kalmamak. "Bu masanın elle tutulacak tarafı kalmamış." 2- Güvenli ya da değerli bir yanı olmamak. "Bu adamın elle tutulacak tarafı kalmadı."

Elle Tutulacak Yanı Kalmamak:

1- Sağlam bir yanı kalmamak. "Bu masanın elle tutulacak yanı kalmamış." 2- Güvenli ya da değerli bir yanı olmamak. "Bu adamın elle tutulacak yanı kalmadı."

Elinde Avucunda Bir Şey Kalmamak:

Maddi olarak sahip olduğu her şeyi tükenmek. "Elinde avucunda bir şey kalmamış, biraz yardımcı olmamız lazım."

El Katmak:

1- Bir işin sonuçlanmasına yardımcı olmak. "Siz de el katın, şu işi hemen bitirelim." 2- Bir işe karışmak, müdahale etmek. "Benim işime el katmaya çalışma."

Elini Vicdanına Koyarak Söylemek:

Yan tutmaksızın doğruyu söylemek. "Kimin haklı olduğunu, lütfen elini vicdanına koyarak söyle."

Elini Vicdanına Koymak:

Doğru, yansız, adil davranmak. "Elini vicdanına koy, bu kadar işin karşılığı bu para mı?"

Elinden Geleni Arkasına Koymamak:

Yapabileceği tüm kötülükleri yapmak. "Elinden geleni arkana koyma, ben istediğimi yapmasını bilirim."

Eli Koynunda:

Kendi halinde kimse. Boş, işsiz, çaresiz, kimsenin işine karışmaz, sessiz.

El Ovuşturmak:

1- Birinin karşısında ezilip büzülmek. 2- Birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.

El Pençe Divan Durmak:

Saygı gösterilen, hürmet edilen bir kişi karşısında el kavuşturup ayakta durmak. "Bakan Bey'in yanındaki herkes el pençe divan durmuş, onu dinliyordu."

El Pençe:

1- Saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde. 2- Aşırı saygı göstererek.

El Pençe Divan:

Aşırı saygı göstererek. "Uzun süre el pençe divan durmaya devam ettik."

Elçi Peşrevi:

Yaltaklık, dalkavukluk, tabasbus. Gerçekte mehterin çıkarken çaldığı müziğin adıdır.

El Sunmak:

Birine yardım etmek, dokunmaya, almaya çalışmak. "Şu fakire bir el uzatan olsa da bütün dertlerinden kurtulsa çok iyi olur."

Elini Bile Sürmemek:

1- Eliyle dokunmamak. "Tablolara elini bile sürmemeye dikkat etti." 2- Hiç karışmamak, bir şey yapmamak. "Sizin misafirleriniz, siz ağırlayın, ben elimi bile sürmem." 3- Bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. "Çöplere elini bile sürmedi, hepsini biz taşıdık."

El Sürmek:

Değmek, ilişmek, almak.

Elekle Su Taşımak:

Verimsiz, gereksiz, fayda sağlamayacak, olmayacak bir işle uğraşmak. "Seninki meseleye elekle su taşımak olmuş."

Elini Sürmemek:

1- Eliyle dokunmamak. "Tablolara elini sürmemeye dikkat etti." 2- Hiç karışmamak, bir şey yapmamak. "Sizin misafirleriniz, siz ağırlayın, ben elimi sürmem." 3- Bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek. "Çöplere elini sürmedi, hepsini biz taşıdık." 4- İlgi göstermemek. "Bilgisayara iki gündür elini sürmedi."

Elinden Gelse Bir Kaşık Suda Boğmak:

Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek. "Sana çok sinirliyim, elimden gelse seni bir kaşık suda boğarım."

Eline Su Dökememek:

Ondan bazı meziyetler bakımından çok aşağı olmak.

Elinden Hiçbir Şey Kurtulmaz:

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir. "Gözün arkada kalmasın abla, onun elinden hiçbir şey kurtulmaz"

Eline Sağlık:

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Eline sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

El Sıkmak:

Tokalaşmak, selamlaşmak için birinin elini tutmak. "Elini sıkıp ayrıldım."

Elinden Hiçbir Şey Kurtulmamak:

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Çok becerikli, onun elinden hiçbir şey kurtulmaz."

El Sıkışmak:

Pazarlıkta anlaşmak. "Uzun pazarlıklardan sonra el sıkıştık."

Elif'i Mertek Sanmak:

Çok cahil olmak. "Ona mı akıl danışıyorsun, elifi mertek sanır o."

Elinden Bir Şeyi Düşürmemek:

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Eli Sopalı:

Sert davranış sergileyen yöneticiler için söylenir. "Artık günümüzde eli sopalı yöneticilere yer yok."

Ele Verir Talkını, Kendi Yutar Salkımı:

Başkalarına verdiği öğütlere kendisi uymayan ve hatta tersini yapan kimseler için söylenir. "Onu örnek alma; o ele verir talkını, kendi yutar salkımı."

Eli Silah Tutmak:

Silah kullanabilmek. "Eli silah tutan her kişiyi cepheye yolladılar."

Elinden Bir Şey Düşmemek:

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

El Şakası:

Güldürmek ereğiyle ya da kızdırmadan tedirgin etmek için bir kimseye elle yapılan ilişme.

El Tazelemek:

1- Bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek. 2- Tuttuğunu bırakıp ellerini dinlendirmek.

El Ucuyla Vermek:

Herhangi bir şeyi az miktarda vermek.

Elini Uzatmak:

Yardım etmek. "Devletimiz, mazlumlara her zaman elini uzatır."

El El Üstünde Oturmak:

Herhangi bir iş yapmadan boş oturmak.

El Üstünde Tutmak:

Bir kimseye çok sevgi ve saygı göstermek. "Öğretmenimizi her zaman el üstünde tutarız."

El Vurup Etek Silkmek:

Pes etmek, karışmamak, uğraştığı işi kesin olarak bırakmak.

Eli İşe Yatmak:

Becerikli, eli yatkın olmak, eli yatmak. "Her işe eli yatar, ustaya ihtiyacımız olmaz."

Eli Her İşe Yatkın:

Her işi becerebilen.

El Yatkınlığı:

Eli işe alışmış olma hali.

Eli Yatkın:

Bir işe eli alışkın, bir işi yapabilecek el becerisi bulunan kişi. "Yemek yapmaya eli yatkındı."

Elde Bulunan:

Var olan, hazırdaki. "Ona elde bulunanı verdik."

Elden Ele Geçmek:

Bir kimseden ötekinin eline geçmek, birçok sahip değiştirmek. "Araba elden ele geçmişti, hor kullanılmıştı."

Elde Bir:

Kesinlikle gerçekleşecek şey, anlamında kullanılır. "Bu maç elde bir."

Elde Tutmak:

Sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak. "Bulduğumuz tarihi eserleri elde tutmak istemiyorum."

Elden Almak:

1- Bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak. "Siz siparişleri hazırlayın, ben elden alırım." 2- Herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak. "Bu arabayı ilk elden aldım."

Elden Ele Gezmek:

Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek. "Elden ele gezen atı nihayet geri almayı başardı."

Elden Kaçırmak:

Elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak. "Bu şansını değerlendir, elden kaçırmamaya çalış."

Elden Düşürmemek:

Kitap, tespih gibi, elde kullanılan bazı eşyayı ara vermeden kullanmak.

Elden Vefa, Zehirden Şifa:

Zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi, yabancılardan da vefa beklemek boştur.

Elde Olmamak:

İradesi dışında gerçekleşmek. "Elde olmadan kulak misafiri oldum."

Elden Bırakmamak:

Bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

Elden Gel:

1- Ver! Elden gel bakalım iki parayı. 2- Kutlamak amacıyla söylenen bir söz.

Elden Gelmemek:

Yapamamak, dayanamamak.

Elden Kaçmak:

1- Sahip olamamak. 2- Değerlendirememek.

Elden Kovuşturmak:

(Bir işin evrakını dairelerde) ilgilisi gezdirip kovuşturmak.

Elden Gelmek:

Yapabilmek. "Elden gelen bir şey olsa sana yardımcı olurduk."

Ele Geçmek:

1- Yakalanmak. 2- Edinilmek.

Ele Verir Öğüdü Kendi Keser Söğüdü:

Başkasına olmaması gereken hatalı, yanlış şeyleri söylerken kendisi o davranışları yapan kişiler için kullanılan deyim.

Eli Ağzına Yetmemek:

Kazancı geçimini karşılayamayacak durumda olmak.

Eli Ayağı Buz Kesmek:

Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak, çok üşümek anlamında kullanılmaktadır. Daha çok heyecanlanılan durumlarda vücudun gösterdiği reaksiyon olarak bilinmekte ve halk arasında bu şekilde deyim haline gelmiş bir sözcük öbeğidir.

Eli Ayağı Gevşemek:

Sıcak nedeniyle ya da korkudan, hareket etme gücü azalmak.

Eli Boş Olmak:

O sırada yapacak bir işi olmamak.

Eli Pek:

Borcunu kolay kolay ödemeyen.

Eli Yüreğinin Üstünde Olmak:

1- Fena bir haber çıkacak, fena bir sonuç meydana gelecek diye üzüntü içinde vakit geçirmek. 2- Karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak. "Amcamın bu işte eli olmasa, satışı yapamazdık."

Eli Yüzü Düzgün:

Güzelce, çirkin olmayan. "Eli yüzü düzgün bir kız bulayım, evlendireceğim bu oğlanı artık Necla'cım."

Eline Yüzüne Bulaştırmak:

Bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

Eli Dar:

Geçimi için para sıkıntısı çeken. "Elin dar olduğunu bildiğim için yardım etmek istedim."

Elinde Olmak:

İstediğinde o işi yapabilmek. "Elinde olsa o da bizimle gelirdi."

Eline Doğmak:

Çocuğu, doğduğundan beri tanımak. "O benim elime doğmuştu."

Eline Geçmek:

1- Kazanmak, edinmek, elde etmek. "Fırsat elime geçse beş dakika durmam." 2- Rastlamak, bulmak. "Eline geçen ilacı içme." 3- Yakalamak. "O çocuk bir elime geçerse..."

Eline Fırsat Geçmek:

İmkan bulmak. "Elime fırsat geçse, iyi bir tatil yapacağım."

Eline Tutuşturmak:

Karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek. "Telefonu elime tutuşturunca, konuşmak zorunda kaldım."

Eline Tetik:

1- Eli çabuk. 2- Maharetli, elinden yanlış iş çıkmaz.

Elini Kolunu Sallayarak Gelmek:

Eli boş olarak gelmek.

Elini Veren Parmağını Eksik Alır:

Emanete hıyanet etmek.

Elinize Sağlık:

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Elinize sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

Elini Göstermek:

Kağıt, okey vb. oyunlarda elindeki kağıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak. "Elini göstermeseydi oyunu kazanacaktık."

Elini Tutmak:

Yardım istemek.

Elinin Körü:

Şu soruları kes artık, ağzımdan kötü bir şey çıkacak şimdi, anlamında kullanılır. "Elinin körü! Sus artık."

Elini Kana Bulaştırmak:

Birini öldürmek veya yaralamak. "Zavallı çocuk, boş yere elini kana bulaştırdı."

Ellerinize Sağlık:

Yaptığın iş için teşekkür ederim, sağ ol, anlamında söylenir. "Ellerinize sağlık, yemekler çok lezzetliydi."

Elle Tutulur:

1- Çok açık ve belli. "Söylediklerinin elle tutulur yanı yok." 2- Somut. "Elle tutulur bir örnek göster."

Elle Tutulur Tarafı Olmamak:

Hiçbir değerli yanı olmamak. "Söylediklerinin elle tutulur tarafı olmadığını sen de biliyorsun."

Eller Yukarı:

"Ellerini kaldırarak teslim ol." anlamında kullanılan bir söz. "Eller yukarı, polis!"

Ellerim Yanıma Gelsin:

"Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum." anlamında kullanılan bir söz. "Ellerim yanıma gelsin ki benim hiç haberim yok."

Elleri Çivi Gibi Olmak:

Elleri çok üşümek, donmak. "Kar iyice bastırdı, ellerim çivi gibi oldu."

Elle Tutulur, Gözle Görülür, Dille Anlatılır:

Çok açık, gizli bir tarafı yok. "Şu zamana kadar elle tutulur, gözle görülür, dille anlatılır, bir iş yaptın mı sen?"

Ellenmiş Dillenmiş:

İffetsizliği yayılmış kadın. "Ellenmiş dillenmiş biriyse bile sana ne?"

Ellerde Gezmek:

1- Elden ele dolaşmak. "Bizim paralar, ellerde geziyor." "Şampiyonluk kupası ellerde geziyor." 2- El üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek. "Şampiyon güreşçi bir süre ellerde gezdi."

Elleri Dert Görmesin:

"Ellerine sağlık." anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü "Yemekler çok lezzetli olmuş, yengenin elleri dert görmesin."

Elleri Kopmak:

Eliyle çok iş yapmaktan elleri tutmaz olmak. "Şu lavaboyu temizleyinceye kadar ellerim koptu."

Emir Büyük Yerden Gelmek:

Sevilen, sayılan bir kimse, bir işin yapılmasını istemiş olmak. "Emir büyük yerden gelince işi hemen bitirdi."

Ermeni Gelini Gibi Kırıtmak:

Ağır veya yavaş hareket etmek.

Erketelik Yapmak:

Gözetlemek. "Ben erketelik yapmak için duvarın ardına saklandım."

Eşek Gelip Eşek Gitmek:

Cahilliğini, kabalığını, görgüsüzlüğünü düzeltmeden yaşamaya devam etmek. "Gördüğüme göre eşek gelip eşek gitmeye devam ediyorsun."

Etek Belde:

Kıvrak ve becerikli.

Eteği Belinde:

Çok becerikli, çalışkan kadın.

Evvel Allah:

Allah'ın yardımıyla, anlamında söylenir. "Evvel Allah bu işi de tamamlarız."

Evvel Ar İdi, Şimdi Kâr Oldu:

Bir zaman önce ayıp sayılan bir davranıştı; şimdi herkesin davranışı bu oldu.

Evvel Ve Ahır:

Başta da sonda da, eninde sonunda.

Evelemek Gevelemek:

Bir şeyi açık biçimde konuşmamak. "Eveleyip geveleme de ne söyleyeceksen söyle."

Eveleyip Gevelemek:

Bir şey anlaşılmayacak biçimde dolambaçlı konuşmak. "Eveleyip gevelemeyi bırak da, çantamı nereye sakladınız söyle."

Evelallah:

1- Kesinlikle, elbette. "Evelallah bu işi de yarın çözeriz." 2- Allah'a güvenerek. "Evelallah bu hastalığı da atlatacaksın."

Evinde Elek Dönmemek:

Çok fakir olmak.

Evindeki Elek Dönmemek:

Çok fakir olmak.

Başının Belası Olmak:

Sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek. "Sen bu sınıfın başının belası mısın oğlum?"

Deve Zelbesi:

Hantal yapılı adam.

Fare Deliğe Sığmamış, Bir de Kuyruğuna Kabak Bağlamış:

1- "Yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz. "Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış hesabı, hendi ödevini yapmamış, kardeşinin ödeviyle uğraşıyor." 2- "Kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz. "İki gün misafir ettik diye, kardeşini de alıp gelmiş. Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış misali."

Fare Deliği Bin Altın:

"Herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir." anlamında kullanılan bir söz. "Şu günlerde bazı iş adamları için, fare deliği bin altın."

Fare Deliğe Sığmamış, Bir de Kıçına Kabak Bağlamış:

1- "Yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz. "Fare deliğe sığmamış, bir de kıçına kabak bağlamış hesabı, hendi ödevini yapmamış, kardeşinin ödeviyle uğraşıyor." 2- "Kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz. "İki gün misafir ettik diye, kardeşini de alıp gelmiş. Fare deliğe sığmamış, bir de kıçına kabak bağlamış misali."

Fare Çıktığı Deliği Bilir:

"Bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir." anlamında kullanılan bir söz. "O adam yolsuzluklarını örtmesini bilir, fare çıktığı deliği bilirmiş ne de olsa."

Fareler Cirit Atmak:

Söz konusu yerde kimseler olmamak. "Eskiden çok güzeldi köyler, şimdi köy sokaklarında fareler cirit atıyor."

Bahsi Tazelemek:

Konuşmayı aynı konu üzerine getirmek.

Fazla Gelmek:

Çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak. "Bu kadar sıkıntı da kadına fazla geldi."

Felah Bulmak:

Kurtulmak, onmak. "Sen artık buralarda felah bulamazsın."

Felç Olmak:

1- Felç gelmek, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek. "Adamın sol yanı, felç olmuş diyorlar." 2- Bir iş içinden çıkılamaz durum almak, tıkanmak. "Akşam saatlerinde köprü trafiği felç oldu."

Felç Gelmek:

İnme inmek, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek. "Adamın sağ yanına felç gelmiş diyorlar."

Feleğin Çemberinden Geçmiş:

Yaşamında iyi, kötü birçok hallere uğrayarak gözü açılmış, tecrübeli, bilmiş. "O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o."

Feleğini Şaşırmak:

Ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek. "Bela öyle bir yerden gelir ki, feleğini şaşırır insan."

Feleği Şaşmak:

Ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek. "Bela öyle bir yerden gelir ki, feleği şaşar insanın."

Felek, Kimine Kavun Yedirir Kimine Kelek:

"Bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler." anlamında kullanılan bir söz. "Felek, kimine kavun yedirir kimine kelek; bize de düştü bir kelek."

Felekten Kâm Almak:

Güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek. "Bu gece hep beraber, felekten kâm almaya ne dersiniz?"

Felekten Bir Gün Çalmak:

Çok keyifli ve eğlenceli bir gün geçirmek. "Arkadaşlarla felekten bir gün çalmak için anlaştık."

Feleğin Sillesine Uğramak:

Büyük bir felakete, yıkıma uğramak. "Feleğin sillesine uğradığından beri insanlarla ilişkileri bozuldu."

Feleğe Küsmek:

Talihten yakınmak, şanstan ümidini kesmek. "Feleğe küsmüşüm, dertlerimle baş başayım."

Feleğin Sillesini Yemek:

Büyük bir felakete, yıkıma uğramak. "Feleğin sillesini yediğinden beri insanlarla ilişkileri bozuldu."

Felek Yâr Olursa:

"Bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse." anlamında kullanılan bir söz. "Her zamân insâna felek yâr olmaz."

Felekten Bir Gece Çalmak:

Çok keyifli ve eğlenceli bir gece geçirmek. "Arkadaşlarla felekten bir gece çalmak için anlaştık."

Fenalık Gelmek:

Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek. "Kaza haberini alınca fenalık geldi, doktorlar müdahale etti."

Feriştahı Gelse:

1- "En güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa." anlamında kullanılan bir söz. "Feriştahı gelse, seni elimden alamaz." 2- "En iyisi olsa." anlamında kullanılan bir söz. "Feriştahı gelse, bu kadar işimize yaramazdı."

Başına Bela Açmak:

Kötü bir olay dolayısıyla dert sahibi olmak.

Başına Bela Almak:

Bir sorunla karşılaşmak, kötü bir duruma düşmek.

Fikrini Çelmek:

Kandırmak, düşüncesini değiştirtmek, ikna etmek. "Onlara inanma, fikrini çelmeye çalışıyorlar."

Fırsat Her Vakit Ele Geçmez:

"Fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir." anlamında kullanılan bir söz. "Fırsat her vakit ele geçmez; bence, sen bu teklifi kabul et."

Azrail'le Burun Buruna Gelmek:

Ölümle karşı karşıya gelmek.

Azrail İle Burun Buruna Gelmek:

Ölüme neden olabilecek bir tehlikeyle karşı karşıya gelmek. "Depremde evimiz sallanırken Azrail ile burun buruna geldik."

Az Gelmek:

Bir şey yetmemek.

Eli Maşalı:

Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven kimse. "O eli maşalıya görünmeden gidelim."

Eli Maşalı Olmak:

Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven bir kişi olmak. "Kocası eli maşalı olduğundan, evine pek gelen giden olmuyor."

Çengelköy Hıyarı:

Aptal ve bön erkek.

Çengel Takmak:

Uğraşmak veya kötülük etmek için el atmak.

Çengel Atmak:

Bir konuya taraftar toplama girişiminde bulunmak.

El Yıkamak:

Bir işten ilgisini kesmek.

Fitil Fitil Burnundan Gelmek:

Hoş bir durum, elde ettiği güzel bir şey, sonra gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. "Yediğimiz yemeği fitil fitil burnumuzdan getirmek mi istiyorsun? Sus artık!"

Elinden Düşürmemek:

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Elinden Düşmemek:

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

Foyasını Belli Etmek:

Göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak. "Birkaç kullanımdan sonra, kalitesiz ürün foyasını belli ediyor."

Dünyaya Dana Gelip Öküz Gitmek:

Hiçbir şeyden haberi olmamak.

Belleğini Kaybetmek:

Hafızasını kaybetmek, akılda tutma yeteneğini kaybetmek.

Galeyana Gelmek:

Coşmak, hiddetlenmek. "Galeyana gelen halk, iş yerlerini ateşe verdi."

Emdiği Helal Süt Haram Olmak:

Herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek. "Bana iki gün izin vermezse, emdiği helal süt haram olsun."

Gavurun Tembeli Keşiş, Müslümanın Tembeli Derviş:

Kendini büsbütün ibadete verip, dünyadan elini eteğini çeken kişiler için kinaye yollu söylenir. "Gavurun tembeli keşiş, Müslümanın tembeli derviş olurmuş, bizim birader de derviş oldu."

Cesaret Gelmek:

Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek. "Bir cesaret geldi, aklımdaki her şeyi sordum."

Cesarete Gelmek:

Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek. "Cesarete gelip ona sevdiğimi söyledim."

Aynı Telden Çalmak:

Aynı şeyi söylemek. "Hepiniz aynı telden çalmayı bırakın."

Evvela Can, Sonra Canan:

İnsan için önce kendisi, sonra başkaları önemlidir.

Allah'ın Belası:

Varlığı üzüntü veren, varlığından huzursuz olunan şey. "Allah'ın belâsı adam yine çıktı ortaya."

Gaza Gelmek:

Dolduruşa gelmek. "Gaza gelen arkadaş, tüm bulaşıkları yıkadı."

Gazaba Gelmek:

Öfkelenmek, kızmak. "Söylediği ölçüsüz laflar, gazaba gelmesine sebep oldu."

Gaziler Helvası:

Un helvası.

Geceler Gebedir:

Her sabah yeni olaylarla karşılaşırız. "Geceler çok şeye gebedir, yarını bekleyelim."

Belli Başlı:

Başta gelen, başlıca, belirli, önemli anlamına gelir. "Toplantıya belli başlı kişiler çağrıldı."

Belli Belirsiz:

Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen, duyulabilen anlamını taşır. "Belli belirsiz bir karaltı onu takip ediyordu."

Bir Yere Temel Kakmak:

Bulunduğu yerden kolay kolay ayrılacak gibi olmamak. "Bir haftadır bizim eve temel kaktın."

Bir Yeri Sel Götürmek:

1- Çok yağmur yağmak. "Sizin memleketi sel götürüyor, bizim buralar günlük güneşlik." 2- Çok yağmurdan dolayı bir bölgede, yollar zor geçilir duruma gelmek. "Aşağı köyü sel götürüyor dediler, herkes mahsur kalmış."

Gelen Ağam, Giden Paşam:

Başta kim olursa olsun, hepsine saygılı davranırım, anlamında kullanılır. "Ona göre gelen ağam, giden paşam."

Gelin Almak:

1- Erkeğe bir eş bulmak. "Kısmetse yaza gelin alacağız." 2- Gelini babasının evinden özel bir törenle alıp damadın evine götürmek. "Gelin almak için, uzunca bir konvoyla geldiler."

Gelberi Etmek:

Aşırmak, çalmak, kendine mal etmek. "Gelberi edecek biri değil, ben kefil olurum."

Gelinlik Etmek:

1- Gelin, kendisinden beklenilen hizmeti yapmak. "Gelinlik etsin, tüm ev işlerini tek başına halleder." 2- Aile büyüklerinin yanında susmak. "Gelinlik etti, yine konuşmak istemiyor."

Gelin Havası:

Denizin hafif dalgalı, çırpıntılı olması hali.

Gelecek Kuşak:

İlerideki zamanlarda, aynı zaman dilimi içinde yaşaması beklenen, yaşları birbirine yakın olan kişilerin tümü, yeni nesil, yeni jenerasyon. "Gelecek kuşaklara yeşil bir Türkiye bırakalım."

Gelir Kapısı:

Para kazanılan, para getiren yer.

Gelin Gibi Süzülmek:

Geline yakışır biçimde edalı, nazlı yürümek. "Gelin gibi süzülme de, git bir çay demle."

Gelenekleri Sarsmak:

Toplumun bağlı olduğu alışkanlıkların dışına çıkmak.

Gelinliği Tutmak:

1- Gelin, kendisinden beklenilen hizmeti yapmak. "Gelinliği tutsun, tüm ev işlerini tek başına halleder." 2- Aile büyüklerinin yanında susmak. "Gelinliği tuttu, yine konuşmak istemiyor."

Geleceği Görmek:

İlerleyen zamanlarda bir işin sonucunu, nasıl gelişeceğini önceden tahmin edebilmek. "Biraz düşününce geleceği görmek pek de zor değil."

Geleceği Varsa, Göreceği de Var:

Kötülük yapacak olan bunun karşılığını elbette görür, anlamına gelir. "Hiç çekinmiyorum; geleceği varsa, göreceği de var."

Gelsin:

1- Yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz. "İşi kurmuş, elemanlar çalışıyor, gelsin paralar, gezmeler." 2- Sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz. "Sen gez toz, sonra gelsin para, çok beklersin."

Gelsin ... Gitsin:

1- Yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz. "İşi kurmuş, elemanlar çalışıyor, gelsin paralar gitsin paralar." 2- Sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz. "Sen gez toz, sonra gelsin para gitsin para, çok beklersin."

Gelin Yazmak:

Gelinin yüzünü değişik süs gereçleriyle bezemek. "Gelin yazmak için arkadaşları içerde toplandı."

Gelip Geçici Olmak:

Kısa süreli, önemsiz olmak. "Gelip geçici olan aşklara gönlüm kapalı."

Gelin Güveyi Olmak:

Bir işin daha başında nasıl olacağını düşünmeden işi olmuş bitmiş saymak.

Gelin Odası Gibi:

Çok temiz ve özenilerek süslenmiş. itinalı, bakımlı.

Gelir Vergisi:

Kişilerin gelirlerinden, bir oran ölçüsünde devlete ödedikleri dolaysız vergi.

Gelin Gitmek:

Bir aileye, bir yere gelin olarak gitmek. "Onun kızı bu yaz, muhtara gelin gitti."

Gelip Dayanmak:

Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak. "Ödeme gününün gelip dayanacağını hiç düşünmedin mi?"

Gelip Geçmek:

1- Bir yerden geçmek. "Az önce; eski model, süslü bir taksi gelip geçti." 2- Bir makam, bir yer vb.nde kısa bir süre bulunmak. "Müdür olarak geçici görevlendirdiler, bu yaz geldi geçti."

Gelişigüzel:

1- Herhangi bir, baştan savma, rastgele, lalettayin. "Ödevini yine gelişigüzel yapmışsın." 2- Üstünkörü "Gelişigüzel İngilizce öğrenmiş, bize hava atıyor."

Amma Velakin:

1- Bununla birlikte. 2- Ne var ki.

Eli Harama Uzanmak:

Dini bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek. "Bir kez bile elim harama uzanmadı."

Elinden Her İş Gelmek:

Her işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Gözün arkada kalmasın abla, onun elinden her iş gelir."

Elinden Hiçbir Şey Gelmemek:

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden hiçbir şey gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden hiçbir şey gelmez."

Baş Eldeyken:

Ölmeden, yaşarken, sağken.

Adamın İpi Elinde:

Birinin davranış ve hareketlerini bir başkası kontrol edebilir durumda.

Endişeli Olmak:

Endişe duymak. "Kimse endişeli olmasın, her şey kontrolümüz altında."

Gidip Gidip Gelmek:

1- Çok gidip gelmek. "Sabahtan beri elektrikler gidip gidip geliyor." 2- Seçenekler arasında kararsız kalmak. "Maviyle yeşil arasında gidip gidip geliyorum."

Gitti de Geldi:

Yaşayabileceğinden umut kesilecek kadar ağır hastalık geçirip de iyi olanlar için söylenen bir söz. "Geçen yaz hastalığı atlatamayacak sandık, resmen gitti de geldi yani."

Gazel Tutturmak:

Yüksek sesle şarkı veya türkü söylemek. "Odasında gazel tutturmuş, barım barım bağırıyor."

Giydiği Yakışırken Eller Bakışırken:

"Gençken, güzelken" anlamında kullanılan bir söz. "Giydiği yakışırken eller bakışırken, tüm taliplerini geri çevirmiş."

Eli İşlemek:

İş yapmak, iş görmek.

Gök Delinmek:

Ansızın çok hızlı yağmur yağmak. "Gök delinince önümüzü göremedik."

Burnuna Kötü Kokular Gelmek:

İnsanı şüpheye düşüren, hoş olmayan, moral bozucu, gizli kalmış bilgiler edinmek. "Olayı araştırdıkça insanın burnuna kötü kokular geliyor."

Burnuna Pis Kokular Gelmek:

İnsanı şüpheye düşüren, hoş olmayan, moral bozucu, gizli kalmış bilgiler edinmek. "Olayı araştırdıkça insanın burnuna pis kokular geliyor."

Gönlü Çelinmek:

Güzel sözlere aldanmak, kapılmak. "Kızın gönlünü çelip, evlenmeye razı etti."

Gönlünü Çelmek:

1- Kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak. "Sınıfa yeni gelen kızın gönlünü çelmek için, bir haftadır uğraşıyor." 2- Kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak. "Son konuşması, tüm vatandaşların gönlünü çelmiş."

Gönlü Razı Gelmemek:

Hiç istememek. "Sabahlara kadar çalışmasına, gönlüm razı gelmiyordu."

Belini Vermek:

Dayanmak, yaslanmak.

Belini Bükmek:

Çaresizlik içinde bir şey yapamaz duruma sokmak. "Ekonomik kriz belimizi büktü."

Görmezlikten Gelmek:

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezlikten geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görmezden Gelmek:

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezden geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görmezliğe Gelmek:

Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak. "Bu defa görmezliğe geliyorum, bir daha böyle bir şey olmasın."

Görümcelik Etmek:

Görümce, geline kötü davranmak. "Bana görümcelik etmeye kalkışınca, aramız bozuldu."

Göreceği Gelmek:

Görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek "İstanbul'daki teyzesini göreceği gelmiş."

Görmemezliğe Gelmek:

Görmemiş gibi davranmak. "Görmemezliğe gelip yanından geçtim."

Görümcelik Yapmak:

Görümce, geline kötü davranmak. "Bana görümcelik yapmaya kalkışınca, aramız bozuldu."

Boğazına Bir Yumruk Gelip Oturmak:

Konuşamaz olmak, sesi çıkmamak. "Anlattıklarını dinledikçe boğazıma bir yumruk gelip oturdu."

Eli Mahkum Olmak:

Yapmak zorunda olmak, mecbur durumda kalmak. "Eli mahkum olduğundan, her dediğini yapıyor."

Gözle Görülür, Elle Tutulur Hâle Gelmek:

Çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek. "Rüşvet, adam kayırma, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmişti."

Göz Göze Gelmek:

Bakışlarına denk gelmek, bir bakışla karşılaşmak. "Bir an ikisi de göz göze geldiler, artık sözler değil, gözler konuşuyordu."

Göze Gelmek:

Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk, birisine nazar değmiş olmak. "Çocuk göze geldi galiba, akşam bir şeyi yoktu sabah hastalanmış."

Gözleri Velfecri Okumak:

Kurnazlığı gözlerinden belli olmak. "O görmeden alamayız, baksan gözleri velfecri okuyor."

Deli Orman:

Pek sık ve gür orman.

Gözüne Fer Gelmek:

Gözüne ışıltı, parlaklık, canlılık gelmek. "Karnı doyunca çocuğun gözüne fer geldi."

Gözünün Önüne Gelmek:

Bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak, hatırlamak. "Evimizin bahçesinde, gece yarılarına kadar oynadığımız günler gözümün önüne geldi."

Gözyaşlarına Engel Olmak:

Ağlamamak için kendini tutmak. "Anlattıklarını dinledikçe gözyaşlarıma zor engel oldum."

Gözyaşı Seli:

Çok ve birbiri ardından akan gözyaşı.

Gurur Gelmek:

Kurumlanmak, gururlanarak kasılmak. "Kendisiyle ilgili söylenenleri işitince, belli ki bir gurur gelmiş."

Gururuna Ağır Gelmek:

Kişiliğine zor gelmek, büyüklüğünün zedelendiğini düşünmek. "Laflar gururuna ağır geliyorsa, siyasete girmeyeceksin."

Güç Bela:

Zorlukla, güçlük çekerek. "Kar nedeniyle eve güç bela ulaşabildi."

Güç Gelmek:

Bir şeyin yapılmasında zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmak. "Sabah erken kalkmak çok kişiye güç geliyor."

Gündeme Gelmek:

Üzerinde durulacak, konuşulacak bir konu durumuna gelmek.

Gürültüye Gelmek:

Bir iş, bir düşünce vb. nin telâş ve karışıklığa rastlayarak ilgi çekmemek, üzerinde durulmamak. "Yaptığım öneri gürültüye geldi."

Gurbet Ele Düşmek:

Aile ocağından uzak bir yere gitmek. "Ben gurbet ele düşeli altı ay oldu."

Güvenmelik Vermek:

Bir kimseye pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü önceden vermek, kapora vermek. "Bin lira güvenmelik vermeniz lazım."

Güvendiği Dal Elinde Kalmak:

1- Güvendiği kimselerden yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı anlaşılmak. "Çok umutlusun, inşallah güvendiğin dal elinde kalmaz." 2- Güveni sarsılmak. "Güvendiğim dal elinde kaldı, ona bir daha iş vermem."

Burnunun Dibine Gelmek:

Çok yaklaşmak, iyice yakınına sokulmak, burnuna girmek. "Çocuklar burnumun dibine gelmeyin, az ötede durun."

Dile Pelesenk Olmak:

Bir şey her fırsatta söylenir olmak, sık sık tekrarlanmak. "Eee lafı çoğu kişide dile pelesenk olmuş."

Hesaba Gelmez:

1- Beklenmedik, umulmadık. "Hesaba gelmez hatalar yaptık ve yenildik." 2- Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız. "Onun sahip olduğu servet hesaba gelmez"

Haciz Gelmek:

Borcundan dolayı malına el konmak. "Ödemeyi yapmazsak haciz gelecek."

Hafif Gelmek:

1- Ağırlığı fazla olmamak. "Hafif geldiği için kardeşini tahterevallide kaldıramadı." 2- Önemsiz görmek, değer verilmemek. "O para ona çok hafif gelir, hemen öder."

Halel Gelmek:

Bozulmak, zarara uğramak. "Yıllardır namusumuza halel gelmesin diye uğraşıyoruz."

Halel Getirmek:

Zarar vermek. "Bu olayın şirkete halel getirmesinden korkyorum."

Haleldar Etmek:

Bozmak, sarsmak. "Benim saygınlığımı haleldar edecek adamın alnını karışlarım."

Halef Selef Olmak:

Biri ötekinin makamını almak, yerine geçmek. "Halef selef olarak birlikte açıklama yaptılar."

Halel Vermek:

Bozmak, sarsmak. "Benim saygınlığıma halel verecek adamın alnını karışlarım."

Halil İbrahim Katırı Neler Versem Götürür:

Her verileni alan, kabullenen kişi.

Gözlerine Fer Gelmek:

Gözlerine ışıltı, parlaklık, canlılık gelmek. "Karnı doyunca çocuğun gözlerine fer geldi."

Engelleri Aşmak:

Her türlü zorluğu başarıyla geçmek. "Kış günü, köye ulaşmak için engelleri aşmaya çalışıyoruz."

Engeli Aşmak:

Bir zorluğu başarıyla geçmek. "Sınav engelini de geçip, üniversitede okumaya başladı."

Engel Çıkarmak:

Bir işin yapılmasını zorlaştırmak.

Engel Olmak:

Önlemek, geciktirmek. "Depremde can kaybına engel olmak için tedbirler alınmalı."

Engeli Geçmek:

Bir zorluğu başarıyla aşmak. "Sınav engelini de geçip, üniversitede okumaya başladı."

Engel Tanımamak:

Her türlü zorluğa karşın başarılı olmak. "Başarı yolunda hiçbir engel tanımam."

Engelleri Geçmek:

Her türlü zorluğu başarıyla aşmak. "Kış günü, köye ulaşmak için engelleri geçmeye çalışıyoruz."

Harem Selamlık Olmak:

Bir yerde kadın erkek ayrı oturmak. "Harem selamlık olarak töreni izlediler."

Haremlik Selamlık Olmak:

Bir yerde kadın erkek ayrı oturmak. "Haremlik selamlık olarak töreni izlediler."

Hariçten Gazel Okumak:

1- İyice bilmediği bir konu üzerinde düşünce ve görüş ileri sürmek. "Hariçten gazel okuyunca herkesi sinirlendirdi." 2- Yersiz olarak bir konuşmaya katılmak. "Sen kendi işine bak, hariçten gazel okuma."

Hariçten Gazel Atmak:

1- İyice bilmediği bir konu üzerinde düşünce ve görüş ileri sürmek. "Hariçten gazel atınca herkesi sinirlendirdi." 2- Yersiz olarak bir konuşmaya katılmak. "Sen kendi işine bak, hariçten gazel atma."

Hastanelik Olmak:

1- Hastanede tedavi görmeyi gerektirecek kadar hastalanmak. "Dışarıda yemek yemişler, hepsi hastanelik olmuş." 2- Çok dayak yemek. "Akıllı ol, seni hastanelik oluncaya kadar döverim."

Hastanelik Etmek:

Birini aşırı derecede dövmek. "Yakaladıkları hırsızı hastanelik etmişler."

Hatırına Bir Şey Gelmesin:

Bu davranışım sana karşı değil, kötü bir amacım yok, anlamına gelir. "Bu konu seninle ilgili değil. Hatırına bir şey gelmesin."

Hatır ve Hayale Gelmemek:

Bir şeyin gerçekleşeceği, olacağı hiç düşünülmemek. "Bir sabah uyandığında hatır ve hayale gelmedik şeylerin olduğunu görürsün."

Hatıra Gelmemek:

Bir şeyin gerçekleşeceği, olacağı hiç düşünülmemek. "Bir sabah uyandığında hatıra gelmedik şeylerin olduğunu görürsün."

Hatırına Gelmek:

Hatırlamak, aklına gelmek. "Hatırıma gelirse, size masalı anlatırım."

Dalgaya Gelmek:

Yanılmak, dalgınlıkla unutmak. "Duyduklarına inanıp da dalgaya gelme, sonra çok üzülürsün."

Dalga Gibi Gelmek:

Birbiri ardınca ve bolca gelmek. "Sıkıntılar bugünlerde dalga gibi geliyor."

Elinden Uçanla Kaçan Kurtulmaz:

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, maharetli. "Çok becerikli, onun elinden uçanla kaçan kurtulmaz."

Bok Gödellemek:

Temiz olmayan işlerle veya çiftlik işleriyle uğraşmak. "Bok gödellemekten her gün canımız çıkıyor."

Hayat Memat Meselesi Olmak:

Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele, ölüm kalım meselesi. "Artık burada kalamam, durum hayat memat meselesi oldu."

Hayır Gelmemek:

Yararı olmamak. "Ondan size hayır gelmez."

Helalliğe Almak:

Biriyle evlenmek.

Helak Olmak:

1- Yok olmak, ölmek. 2- Yorulmak, bitkin duruma gelmek.

Helallik Dilemek:

Birinden hakkını helal etmesini istemek.

Helale Cömertlik Olmaz:

Helal yoldan kazanılmış olan her şeyi mirasyedi tarafından harcamak doğru değildir. Çünkü onlar büyük bir çalışmanın ürünüdürler.

Helal Olmak:

Yapılmasında veya kullanılmasında dinen sakınca bulunmamak, uygun ve yerinde olmak.

Helak Etmek:

1- Öldürmek, ortadan kaldırmak. 2- Aşırı derecede yormak, bitkin duruma getirmek.

Helal Süt Emmek:

Doğruluktan ayrılmamak. "Helal süt emmiş biriyle evlenmek istiyordu."

Helallik Vermek:

Helal etmek.

Helal Etmek:

Üzerinde hiçbir hak iddia etmeksizin bağışlamak. "Senin gibi nanköre hakkımı helal etmeyeceğim."

Helâlühoş Olsun:

1- Bunu sana gönül hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu sana bağışladığıma şahit olsun. "Eline sağlık, çok güzel oldu. Bu para sana helâlühoş olsun." 2- "Aferin, takdire değer iş yapıyorsun" anlamında kullanılır. "Helâlühoş olsun sana, bunu ancak sen bu kadar güzel yapabilirdin." 3- "Hakkımı helal ediyorum." anlamında kullanılan bir söz. "Bir daha görüşemeyebiliriz, benim hakkım helâlühoş olsun." 4- Bir davranış karşısında sitemle söylenen bir söz: "Helâlühoş olsun be, bunu senden beklemezdim."

Eteğinden El Çekmek:

1- Etliye sütlüye karışmamak. 2- Birini tacizden vazgeçmek.

Hele Hele:

1- Karşısındakini söylemeye isteklendirmek için kullanılan bir söz "Hele hele sen bize onun nereye gittiğini söyleyiver." 2- Söylenen sözü pekiştirmek için kullanılan bir söz. "Hele hele bu günlerde gelirse hiç olmaz."

Herhangi Bir Biçim Kolayına Gelmek:

Bir işin herhangi bir biçimde yapılmasını daha kolay bulmak.

Herkese Şapur Şupur da Bize Gelince Yarabbi Şükür mü:

Başkalarına bolca verdiğiniz şeyi benden niçin esirgiyorsunuz? anlamında söylenir. "Bana yok diyorsunuz. Herkese şapur şupur da bize gelince yarabbi şükür mü?"

Herkese Şapır Şupur da Bize Gelince Yarabbi Şükür mü:

Başkalarına bolca verdiğiniz şeyi benden niçin esirgiyorsunuz? anlamında söylenir. "Bana yok diyorsunuz. Herkese şapır şupur da bize gelince yarabbi şükür mü?"

Hesaba Kitaba Gelmez:

1- Beklenmedik, umulmadık. "Hesaba kitaba gelmez hatalar yaptık ve yenildik." 2- Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız. "Onun sahip olduğu servet hesaba kitaba gelmez"

Hesabına Gelmek:

Yararına uygun, elverişli olmak. "Hesabına gelmiş olmalı ki hemen almış"

Hesaba Kitaba Gelmemek:

Sınırsız olmak.

Gayrete Gelmek:

Bir işi yapmaya veya bitirmeye özenmek; canlanmak. "Akşam gayrete gelip, tüm ödevi bitirdim."

Gayrimuhtemel:

(gayri muhtemel) İhtimali olmayan, olacağı sanılmayan, mümkün görünmeyen.

Acele İşe Şeytan Karışmak:

Aceleyle yapılan iş; dikkatli ve özenli yapılmadığı için yanlış, eksik ve hatalı olmak. "Acelemiz yok, acele işe şeytan karışır."

Acelesi Yok:

(İş için) hemen yapılması gerekli değil, bekleyebilir. "Acelesi yok, yarın gidin."

Acele Acele:

Zaman kaybetmeden, çabuk çabuk, hızlı olarak, büyük bir çabuklukla. "Banka kapanmadan yetişmek için, acele acele gitti."

Acelesi Var:

Hiç vakti yok, bekleyemez. "Herkesin bir acelesi vardı; bizimse bir beklediğimiz."

Bir Koşu Gidip Gelmek:

Bir yere çabucak, koşarak varıp geri dönmek. "Eve bir koşu gidip gelir misin?"

Hoş Geldiniz:

Gelen kişilere söylenen bir nezaket sözü. "Hoş geldiniz diyerek bizi karşıladılar."

Hoş Geldin:

Gelen kişiye söylenen bir nezaket sözü. "Hoş geldin diyerek beni kapıda karşıladı."

Husule Gelmek:

Olmak, oluşmak, doğmak, çıkmak, meydana gelmek. "Aralarında bir olay husule gelmeden oradan uzaklaştık."

Elinden İyi İş Gelmek:

Becerikli, hünerli olmak. "Elinden iyi iş gelen iki elemanımız var."

Akla Gelmeyen Başa Gelir:

İnsan, umulmadık, hatıra gelmedik şeylerle daima karşılaşabilir.

Dünya Telaşesine Dalmak:

Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşesine daldık, ailemizi de ihmal ettik."

Ha Geldi, Ha Gelecek:

Çok yakında gelecek, neredeyse gelecek, gelmesi gerek.

İçinden Gelmek:

Bir şeyi yapmak için içten bir istek duymak. "Bunu almanı istiyorum, içimden geldi işte."

İçi Beni Yakar, Dışı Eli Yakar:

"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır. "Ah bir bilseler işin iç yüzünü, içi beni yakar, dışı eli yakar."

İçine Daralma Gelmek:

Sıkıntı basmak, sıkılmak. "Ödevleri bitiremeyeceğim diye içime daralma geliyor."

İçine Fenalık Gelmek:

Ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak. "Bu bodrum gibi yerde oturmaktan içime fenalık geldi, kalkıyorum ben."

Aslı Nesli Belli Olmak:

Soyu sopu kim olduğu bilinmek. "Aslı nesli belli olmayan biriyle evlenmene izin veremem."

Alevden Yele:

Dalgalanınca uzaktan aleve benzeyen atın ensesindeki uzun tüyler.

İğne Deliğine Girmek:

Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak. "Bu çocuk iğne deliğine mi girdi, iki saattir bulamıyoruz."

İğne Deliğinden Hindistan'ı Seyretmek:

Küçük bir olaydan büyük anlamlar çıkarmak. "Basit bir rastlantıydı, iğne deliğinden Hindistan'ı seyretmeye gerek yok."

İğne Deliğinden Geçmek:

1- Aşırı derecede zayıflamak. "Bu halin ne, iğne deliğinden geçmeye niyetin mi var?" 2- Herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek. "Bu şirketi bu duruma getirmek için, kaç kez iğne deliğinden geçtik, bunu sen bilemezsin."

İğneli Fıçı:

Çok sıkıntılı ve üzüntü veren şey.

İki Yakası Bir Yere Gelmez:

Bir türlü düzene kavuşamaz. "Bu yaştan sonra iki yakası bir yere gelmez."

İki Eli Böğründe Kalmak:

Çaresiz kalıp ne yapacağını bilememek. "Otobüs çekip gidince iki eli böğründe kaldı."

İki Lafın Belini Kırmak:

Sohbet etmek. "Bir haftadır seninle iki lafın belini kıramıyoruz."

Alay Gibi Gelmek:

İnanılacak gibi olmamak. "Yaşadığımız kaza inan bana alay gibi geliyor."

İkinci Gelmek:

Bir yarışmada birinciden sonraki dereceyi almak. "Benim yazdığım şiir ikinci geldi."

İki Eli Şakaklarında Düşünmek:

Derin derin düşünmek. "Patron içeride oturmuş, iki eli şakaklarında düşünüyor."

Avcı Elinden Kurtulmuş Gazele Dönmek:

Perişan ve çaresiz durumda olmak.

İki Eli Yanına Gelmek:

Ölmek. "Dünkü kazada iki eli yanına gelmiş garibin."

İki Eli Yakasında Olmak:

Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek. "Benden kurtulamayacaksın, iki elim yakanda olacak."

İki Eli Kızıl Kanda Olsa:

Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile. "Söyleyin ona, iki eli kızıl kanda olsa da durmasın gelsin."

İki Elim Yanıma Gelecek:

Doğru söylendiği kanıtlanmak istendiğinde "Öleyim ki doğru söylüyorum." anlamında kullanılan bir söz. "İki elim yanıma gelecek, ben hiçbir şey görmedim."

İki Geçeli:

Karşı karşıya iki sıra olarak.

Allah Kazadan Beladan Saklasın:

Allah'ın insanı çeşitli kötülüklerden koruması dileğiyle söylenen söz. "Allah kazadan beladan saklasın, kendinize iyi bakın."

Havale Gelmek:

1- Postane veya banka yoluyla para gelmek. "Sağ olsun, babamdan bin lira havale geldi." 2- Gebe ve çocuklara çoğu zaman bayılma, yüksek ateşle beraber çırpınma krizleri gelmek. "Çocuğa havale gelmeden doktora yetiştirdiler."

İlaç Gibi Gelmek:

1- İyileşmeyi veya çözümü kolaylaştırmak. "Verdiğin beş bin lira ilaç gibi geldi." 2- Rahatlatmak, huzura kavuşturmak. "Seninle dertleşmek bana ilaç gibi geldi."

İleri Gelenler:

Bir topluluğun önemli kişileri. "Kentimizin ileri gelenleri ön sırada oturuyorlardı."

İleri Gelmek:

1- Oluşmak, meydana gelmek. "Peribacaları doğal olaylardan ileri gelen yapılardır." 2- O şeyden doğmak, ortaya çıkmak; o şey neden olmak. "Canlı türlerinin azalması, çevre kirliliğinden ileri gelmektedir." 3- Bağlı bulunmak. "Çok hoşgörülü olmamızdan ileri geliyor."

Eli Ayağına Dolaşmak:

Heyecandan, telaştan ne yapacağını şaşırıp düzensiz iş yapmak. "Sınıfa girince eli ayağına dolaştı, öğretmenden çekindi sanırım."

Evvelallah:

1- Kesinlikle, elbette. "Evvelallah bu işi de yarın çözeriz." 2- Allah'a güvenerek. "Evvelallah bu hastalığı da atlatacaksın."

Evvel Zaman İçinde, Kalbur Saman İçinde:

"Çok zaman önce." anlamında bir tekerleme. "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ormanlar içinde yaşayan tek gözlü bir dev varmış."

Evvel Emirde:

İlk önce, her şeyden önce.

İlkel Kalmak:

Gelişmemek, ilk durumunda kalmak. "Ben bu bölgenin bu kadar ilkel kaldığını düşünmemiştim."

Güzel Hatırı İçin:

Yüzünden, sebebiyle. "Ölmüşlerinin güzel hatırı için, bir bardak su versene."

Güzelliği Yerinde Olmak:

Güzellik ve çekiciliği eksiksiz olmak, gayet güzel durumda bulunmak. "Güzelliği yerinde olmasa dönüp yüzüne bakan olmaz."

Güzel Sanatlar:

Edebiyat, resim, müzik, heykel, mimarlık, tiyatro gibi insanda heyecan ve hayranlık uyandıran sanatların ortak adı.

Elinin Tersiyle İtmek:

Reddetmek, kabul etmemek. "Tüm transfer tekliflerini elinin tersiyle itti."

Elinin Tersiyle Çarpmak:

El ayasının arkasıyla şiddetle tokat atmak. "Sinirlenince, elinin tersiyle enseme çarptı."

İmlaya Gelmemek:

Bir şey veya düşünce düzenlenemeyecek kadar karışık olmak, yönteme uyamayacak bir durumda olmak. "İmlaya gelmeyen bir yazı yazmışsın."

İnadım İnat, Adım Kel Murat:

Fikirlerinde, söylediklerinde, inadında ısrar edip dönmeyeceğini bildirmek için kullanılır.

İnisiyatifi Ele Almak:

Karar verme yetkisini kullanmak. "Anladığıma göre kadın inisiyatifi ele almış."

Anahtarı Beline Takmak:

Evde yönetimi ele almak. "Bir haftadır hanım anahtarı beline taktı."

Belinden Gelmek:

Birinin dölü olmak.

İnsan Eli Değmemiş:

Bakımsız kalmış yer. "İnsan eli değmemiş bu arazide çok işimiz var."

İnsan Eli Dokunmamış:

Bakımsız kalmış yer. "İnsan eli dokunmamış bu arazide çok işimiz var."

İnisiyatifi Ele Geçirmek:

Karar verme yetkisini kullanmak. "Anladığıma göre kadın inisiyatifi ele geçirmiş."

Hatır Belasına:

1- Birine duyulan sevgi ve saygı dolayısıyla. "Hatır belasına bir düğüne gideceğiz." 2- İstemeye istemeye. "Bu kasabaya hatır belasına geldiğimi biliyorsun."

İnkıraz Gelmek:

Çökmek, dağılmak.

İnkardan Gelmek:

İnkâr etmek.

İnsafa Gelmek:

Acımasız ve haksız tutumdan vazgeçmek.

İnceldiği Yerden Kopmak:

Sonucu neye varırsa varsın. "Ben çok sabrettim, artık inceldiği yerden kopsun."

İnceldiği Yerden Kopsun:

Sonucu neye varırsa varsın. "Ben çok sabrettim, artık inceldiği yerden kopsun."

Elektriği Kesmek:

Elektrik enerjisinin akışına engel olmak.

İnceleyim Derken Üzülmek:

En küçük ayrıntıları yerine getireyim derken bozmak.

İpe Sapa Gelmemek:

Akla yakın olmamak veya birbirini tutmamak. "İpe sapa gelmez yalanlarınla beni kandıramazsın."

İpe Gelesice:

"Asılarak ölesice" anlamında bir ilenme.

İpi Birinin Eline Geçmek:

Yönetimi başkasının eline geçmek, kontrolü başkasının elinde bulunmak. "Anlaşılıyor ki ipi karısının eline geçmiş."

İpi Eline Geçmek:

Yönetimi başkasının eline geçmek, kontrolü başkasının elinde bulunmak. "Anlaşılıyor ki ipi karısının eline geçmiş."

Başı Sıkıya Gelmek:

Herhangi bir güçlük karşısında bunalmak, zor durumda kalmak.

İpin Ucu Birinin Elinde Olmak:

İşi biri yönetir olmak.

İpleri Birinin Elinde Olmak:

O işi el altından biri yönetmek. "O karışamaz, onun ipleri babasının elinde zaten."

İskele Almak:

1- Gemi merdivenleri kaldırılıp harekete hazırlanmak. 2- Bir erkek, bir kadına sarkıntılık etmek.

Amele Yanığı:

Vücudun güneşte homojen olarak yanmamış olması. Vücutta giysi izleri kalması durumunda kullanılır. "Bu sıcakta işimiz uzun sürdü, amele yanığı olduk hepimiz."

Ameliyata Almak:

Gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek. "Annemi ameliyata almak için iki görevli geldi."

Ameliyat Geçirmek:

Ameliyat edilmiş olmak. "Dayım bugün bir ameliyat daha geçirmiş."

Ameliyata Girmek:

1- Ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek. "Bizim ameliyata girecek olan doktor kim?" 2- Ameliyat olmak. "Ameliyata girmek için üç haftası var."

İskeleti Çıkmak:

Çok zayıflamak. "Altı ayda iskeletin çıkmış, hastalığın filan mı var?"

İşten El Çektirilmek:

Hakkında araştırma yapılırken görevli birini araştırma süresince işinden ayırmak. Görevden uzaklaştırılmak. "Belediye görevlisine işten el çektirdiler."

İskelet Gibi:

Çok zayıf. "Hastalık yüzünden iskelet gibi kaldı." "İskelet gibi bu adam mı taşıyacak bu yükü."

İskelete Dönmek:

Çok zayıflamak. "Hastalık yüzünden iskelete döndü babam."

İşine Gelmek:

Kendi çıkarına, amacına, düşüncesine, yararına uygun olmak. "İşine geldiği zaman yardım ederdi."

İşine Dört Elle Sarılmak:

Yapılan işe büyük bir özen ve önem vererek girişmek. "Boya işine dört elle sarılırsak iki günde bitiririz."

İşine Gelmemek:

Kendi çıkarına, amacına, düşüncesine, yararına uygun olmamak. "İşine gelmediği zaman ortalarda görünmüyor."

İşe Dört Elle Sarılmak:

Bir işe büyük bir özen ve önem vererek girişmek. "Boya işine dört elle sarılırsak iki günde bitiririz."

İş Pot Gelmek:

Sonu iyi olmamak, ters gelmek.

İşin Üstesinden Gelmek:

Güç bir işi başarmak, sonuçlandırmak. "İşin üstesinden gelemeyince seni çağırmak zorunda kaldım."

İşbaşına Gelmek:

Yönetici olmak. "İşbaşına gelmek için çalmadığı kapı kalmadı."

İştaha Gelmek:

Arzulamak. "İştaha gelmişken ver istediği kadar yesin."

Boğaya Gelmek:

Çiftleşme zamanı gelmek. "Bu inek boğaya gelmek üzere."

Allamelik Taslamak:

Bilgisiz olduğu hâlde her şeyi bilir görünmek, allame kesilmek.

İşi Elinin Ucuyla Yapmak:

Bir işi emek vermeden, uğraşmadan yapmak. "Ev işini o kadar sevmiyor ki annesinin verdiği işi elinin ucuyla yapıyor."

Boğazını Zelil Etme:

Basit katık da olsa bir şeyler ye.

Allah Emeklerini Eline Vermesin:

Allah emeklerini boşa çıkarmasın. "Bir yıldan beri çok sıkı çalıştın, Allah emeklerini eline vermesin."

İşitmezlikten Gelmek:

İşitmemiş, duymamış gibi davranmak, aldırmamak, işitmezliğe getirmek. "İşitmezlikten gelip benim isteklerimi yazmadı."

İşitmezden Gelmek:

İşitmemiş, duymamış gibi davranmak, aldırmamak, işitmezlikten gelmek. "İşitmezden gelip benim isteklerimi yazmadı."

İtimat Telkin Etmek:

Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak, güven vermek. "Oldukça itimat telkin eden bir insan."

Beleşe Konmak:

Bir şeyi emek harcamadan, para vermeden elde etmek.

Fes Düştü, Kel Güründü:

Saklanan bütün yalan ve dolanlar meydana çıktı. Saklanmaya çalışılan bütün gizli tarafları belli oldu. "Karneyi aldın; fes düştü, kel güründü."

İyi Gelmek:

1- Yaramak. "Aspirin baş ağrısına iyi gelir." 2- Bedenine uygun olmak. "Bu pantolon size iyi geldi." 3- Uğurlu gelmek. "Bugün bize iyi gelir inşallah."

İyi Elektrik Almak:

Olumlu etkilenmek, olumlu bir etki altında kalmak. "Ev sahibinden iyi elektrik aldım, o evi istiyorum."

İzi Belirsiz Olmak:

İz bırakmadan kaybolmak.

Kaleme Gelir:

Yazılı olarak anlatılması uygun, yazılabilir. "Kaleme gelir bir olay olduğunu düşünüyorum."

Kaleme Gelmemek:

Yazılır veya anlatılır gibi olmamak.

Kapısına Gelmek:

Birisinden yardım istemek. "Bu adamın kapısına gelmekle yanlış yaptık."

Kalbi Ağzına Gelmek:

Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak. "Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, kalbi ağzına geldi o an."

Karşı Gelmek:

1- Boyun eğmemek, başkaldırmak. "İstediklerini yapmadık, karşı geldik." "Çanakkale'de tüm dünyaya nasıl karşı geldiğimizi unutmayın." 2- Birini karşılamak. "Aşağı caddeye inin de, kardeşine karşı gelin."

Karşı Karşıya Gelmek:

1- Birden karşılaşmak. "Kapının önünde postacıyla karşı karşıya geldim." 2- Zıtlaşmak. "Düşüncelerimi açıklayıp, seninle karşı karşıya gelmek istemem."

Kafası Düzelmek:

Doğruyu ve iyiyi bulmak. "Kafasını düzeltmek için epey çaba sarf ettik."

Kafasına Vur, Ekmeğini Elinden Al:

Pek sessiz, gücü bir şeye yetmeyen, pısırık, miskin kimseleri nitelemek için söylenir. "Öyle bir insan ki kafasına vur, ekmeğini elinden al."

Kafadan Gayrimüsellah:

Akılsız, aklında bozukluk olan.

Karınca Belli:

Pek ince belli.

Kayışa Gelmek:

Aldatılmak, kandırılmak. "Kayışa gelmişsiniz, dikkatli olun demiştim."

Kambur Felek:

"Rast gelmeyen, yâr olmayan, kötü talih veya kader" anlamında kullanılan bir söz, kahpe felek.

Kâğıt Helvası:

Yassı ve gevrek bir çeşit helva. "Annem de ben de kâğıt helvasını severiz."

Kadının Yüzünün Karası, Erkeğin Elinin Kınası:

Yasak buluşmalar kadınlar için yüz karası olduğu halde erkekler bu gibi buluşmalardan övünme payı çıkartırlar.

Kapanın Elinde Kalmak:

1- Çok istenir ve aranır olmak. "Yeni gelen telefonlar kapanın elinde kalıyor." 2- Bir şeyden ancak çabuk davrananların yararlanabildiğini anlatır. "Bu balıklar kapanın elinde kalıyor."

Alabanda İskele:

Dümeni sağ tarafa sonuna kadar çevirme.

Kaçmaya Yeltenmek:

Kaçmaya kalkışmak. "Evden kaçmaya yeltenme, yoksa seni depoya kapatırım."

Kaleyi İçeriden Ele Geçirmek:

Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içeriden ele geçirince işi sonuçlandı."

Kaleyi İçten Ele Geçirmek:

Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içten ele geçirince işi sonuçlandı."

Kaleyi İçinden Ele Geçirmek:

Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek. "Kaleyi içinden ele geçirince işi sonuçlandı."

Gibi Gelmek:

... sanısı vermek, ... sanısı yaratmak. "Açıkgöz biri gibi geldi bana."

Gibisine Gelmek:

imiş gibi gelmek, sanmak "Öyle gibime geliyor ki, bu işten zarar edeceğiz."

Kahpe felek:

"Rast gelmeyen, yâr olmayan, kötü talih veya kader" anlamında kullanılan bir söz, kambur felek.

Kahpelik Etmek:

Sözünden dönerek birine kötülük etmek.

Kafese Konmuş Terbiyeli Aslan:

Zararsız hale getirilmiş kimse.

Karda Yürüyüp İzini Belli Etmemek:

Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak. "Onun nasıl biri olduğunu bana sorun; o, karda yürüyüp izini belli etmeyenlerdendir."

El Erişmemek:

Güç, kuvvet yetmemek.

Azrailin Elinden Kurtulmak:

Ölümden, ağır bir kaza ya da hastalıktan kurtulmak. "Doktorum sayesinde Azrailin elinden kurtuldum."

Azrail'in Elinden Kurtulmak:

Ölümden kurtulmak. "Bu defa Azrail'in elinden kurtulmadı" "Çok büyük tehlike atlattık, Azrail'in elinden kurtulduk."

Karamürsel Sepeti Sanmak:

Bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni kara, kuru gördün de, Karamürsel sepeti mi sandın."

Karamürsel Sepeti Zannetmek:

Bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni kara, kuru gördün de, Karamürsel sepeti mi zannettin."

Kelimeleri Tartarak Konuşmak:

Sonucu hesaplayarak konuşmak. "Kelimeleri tartarak konuşuyorum, hatam olursa şimdiden özür dilerim."

Kelime Hazinesi:

Bir dilde, bir eserde kullanılan veya bir kimsenin kullandığı kelimelerin tümü.

Kelimelere Dökmek:

Duygu ve düşüncelerini uygun cümlelerle ifade etmek. "Onun hakkındaki duygularımı kelimelere dökmek kolay olmadı."

Kelimenin Tam Anlamıyla:

Bir durumu anlatmak için kullanılan sözün kapsadığı anlamın tamamıyla. "Kelimenin tam anlamıyla bu işten çok zarar ettik."

Kelimesi Kelimesine:

Olduğu gibi, tıpkı, aynısı, sözcüğü sözcüğüne. "Ben her şeyi size kelimesi kelimesine anlattım."

Kelime Almak:

Bir kimseden çeşitli yollarla bir şeyler öğrenmek. "Boşuna uğraşma, ağzımdan tek kelime alamazsın."

Kellesini Vurdurmak:

Öldürtmek. "Esirlerin kellesini vurdurmak için askerlerine emir verdi."

Kelle Koltukta Gezmek:

Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek, gözünü budaktan esirgememek. "Sen ki gençliğinde kelle koltukta gezerdin, ne oldu sana böyle?"

Kelle Koşturmak:

Gereğinden çok acele etmek. "Sabah sabah yine kelle koşturuyorsun, nereye böyle?"

Kellesinden Olmak:

Can vermek, ölmek. "Saldırı hazırlığı yapanların hepsi kellesinden oldu."

Kelleyi Koltuğun Altına Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kelleyi koltuğun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kellesini Koltuğunun Altına Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğunun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kelleyi Vermek:

Canını feda etmek. "Bu vatan uğruna kelleyi vermekten kaçmayız."

Kellesini Uçurmak:

Kafasını keserek koparmak. "Tek hamleyle horozun kellesini uçurdu."

Kelle Götürmek:

Gereksiz bir aceleyle gitmek, koşturmak, acele davranmak. "Güzel anam yine kelle götürmeye başladı."

Kelle Koparmak:

Olumsuz ve başarısız bir durum sonunda işe, göreve son vermek. "Bu durum karşısında patron mutlaka kelle koparmak isteyecek."

Kelle Kulak Yerinde:

1- Kanlı canlı ve iri yapılı olan. "Kelle kulak yerinde iki futbolcu almışlar." 2- Gösterişli, itibarlı sayılan. "Kelle kulak yerinde adamlardan oluşan bir derneğimiz vardı."

Kellesini Koltuğuna Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kelleyi Koltuğunun Altına Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kelleyi koltuğunun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kellesini Koltuğun Altına Almak:

Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak. "Kellesini koltuğun altına alıp düşman karşısına çıkmış bir babayiğitti."

Kelleyi Koltuğa Almak:

Ölümü göze alarak bir girişimde bulunmak. "Kelleyi koltuğa alıp içeri girdi."

Kelek Atmak:

Birisini beklemediği anda hile ve dalavere yaparak zarara sokmak. "Benim gibi adama kelek atmaya utanmadın mı?"

Keleklik Etmek:

Görgüsüzlük, bilgisizlik nedeniyle karşısındakinin gerçek amacını anlayamamak. "Baba ben bir keleklik ettim, kusuruma bakma."

Kelepçe Takmak:

Bileklere demir halka geçirmek. "Saldırgana kelepçe takıp götürdüler."

Kelepir Yakalamak:

Bir şeyi çok ucuza almak. "Kelepir yakalayınca iki çift ayakkabı almış."

Keleş Keleş Sırıtmak:

Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek. "Ne diye keleş keleş sırıtıyorsun şebelek?"

Kelebek Gözlük:

Burundan tutturma sapsız gözlük.

Kelek Yapmak:

Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek, oyunbozanlık etmek. "Kelek yapma da gel birlikte gidelim."

Kelepçe Vurmak:

Bileklere demir halka geçirmek. "Saldırgana kelepçe vurup götürdüler."

Kelepçeye Vurmak:

Bileklere demir halka geçirmek. "Polis saldırganları kelepçeye vurup götürdü."

Kelepire Konmak:

Bir şeyi çok ucuza almak. "Kelepire konmuş, iki çift ayakkabı almış." "Mağazada kelepire konmak için dolaşıyordu."

Keleye Çekmek:

İneği boğa ile cinsel ilişkide bulundurmak, boğaya çekmek. "İneği keleye çekmek için bahçeye kapattılar."

Kendi Ayağı İle Gelmek:

Kendi isteğiyle gelmek. "Kendi ayağı ile gelip benden özür dileyecek."

Kediyi Camiye Mütevelli Yapmak:

Kötülüklerin yolunu açmak, tedbirsiz davranıp yanlış şeyler yapılmasına kolaylık sağlamak. "Seni buraya müdür yapmak, kediyi camiye mütevelli yapmak gibi bir şey." mütevelli: bir vakfın yönetimi kendisine verilmiş olan kimse.

Para Delisi:

Parayı çok seven, paraya çok düşkün kimse, para canlısı, paragöz. "Sen bugünlerde iyice para delisi oldun."

Kemale Gelmek:

Olgunlaşmak, kemal bulmak, kemale ermek. "Dayımın yaş kemale gelince bir eve kavuştu."

Kesesi Elvermemek:

Bütçesi elverişli olmamak. "Kesesi elvermediği için, oğlunun düğününü seneye ertelemiş."

Kesel Gelmek:

Gevşemek, tembelleşmek. "Mutlu sona yaklaştık sayılır, kimseye kesel gelmesin."

Kalkan Elli:

Büyük elli, kuvvetli, becerikli eli olan.

Kendine Gel:

"Aklını başına topla." anlamında kullanılan bir uyarma sözü. "Kendine gel! Ne biçim konuşuyorsun?"

Kendini Ele Vermek:

Yaptığı bir davranış veya söylediği bir sözle kendi suçunu ortaya çıkarmak. "Söylediği iki kelimeyle kendini ele verdi."

Kertesine Gelmek:

Tam yerini ve zamanını bulmak. "Senin araman da tam kertesine geldi."

Kelli Felli:

Kılığı kıyafeti düzgün, olgun, gösterişli (kimse). "Kelli felli iki adam gelip seni sordu."

Keli Körü Toplamak:

İşe yaramaz kimseleri toplamak. "Keli körü toplamış, yeni bir parti kurmuş."

Keli Kızmak:

Öfkelenmek. "Babanın keli kızmaya başladı, sus bence."

Ketenpereye Gelmek:

Dolandırılmak. "Ketenpereye geldik, elli bin liramız gitti."

Keten Helvası:

Un ve şekerden yapılan, tel tel olan bir çeşit helva.

Adım Adım Yer Edeyim, Gör Sana Neler Edeyim:

"Bir yere yavaş yavaş yerleşeyim, güçleneyim de sonra sana ne yapacağımı bilirim" anlamında söylenir.

Sele Kapılmak:

Sel sularıyla sürüklenip gitmek. "Sele kapılmış adamı zorlukla kurtardılar."

Kellesi Koltuğunda Olmak:

Ölümü göze alarak bir işe girişmek.

Keyfi Gelmek:

Neşelenmek.

Belalar Mübareği:

İstenilmeyen, kaçınılan bir durumun gerçekleştiği bildirilirken söylenen bir söz.

Yüreğinden Gelmek:

Bir şeyi isteyerek, severek yapmak. "Yapmak yüreğinden gelmiyorsa, kendini zorlama."

Kip Gelmek:

Tıpatıp, uygun gelmek. "Benim gömlek sana kip geldi."

Müptela Olmak:

Alışmak, düşkün olmak, tutulmak. "Şu kahveye müptela oldum gitti."

Bir İş Aceleye Gelmek:

Bir iş yapılırken zaman yetersizliğinden dolayı gereken önem verilememek. "Bir iş aceleye gelirse, sonuç sağlıklı olmaz."

Birini Adam Bellemek:

Birinin sözüne güvenip değer vermek, önemsemek.

Kısmeti Ayağına Gelmek:

Beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak. "Çok şanslı kuş, kısmeti ayağına geldi."

Kısmeti Ayağına Kadar Gelmek:

Beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak. "Çok şanslı kuş, kısmeti ayağına kadar geldi."

Kıvama Gelmek:

En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek. "Ocaktaki mama kıvama gelince, biberona boşalttı."

Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen Anla:

Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla deyince içim rahatladı."

Kızana Gelmek:

Dişi kedi ve köpek erkek istemek. "Kızana gelmiş kediler etrafta dolaşıyor."

Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen İşit:

Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit deyince içim rahatladı."

Eli Dizginde Yürümek:

1. Kontrolü elinde bulundurmak. 2. Hakimiyet sahibi olmak.

Kılına Hata Gelmemek:

En Küçük zarara bile uğramamak.

Kolayına Gelmek:

Öyle yapmayı daha kolay bulmak. "Böyle yapmak kolayıma geldi."

Kollarını Sallaya Sallaya Gelmek:

Hiçbir şey getirmeden gelmek. "İnsan ablasının düğününe kollarını sallaya sallaya gelir mi?"

Kolpoya Gelmek:

Aldatılmak, tuzağa düşürülmek, oyuna gelmek. "Onların kolposuna gelmemeye çalış, dikkatli ol."

Konuk Gelmek:

Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelmek. "En sevdiğim arkadaşım, habersizce konuk gelmiş, beni çok mutlu etmişti."

Kopup Gelmek:

Uzak bir yerden ayrılarak gelmek. "Kulaklarımda derinlerden kopup gelen bir çınlama var."

Kösele Gibi:

Çok sert, çiğnenmesi güç, koparılamaz. "Kösele gibi bir tabak et getirmişler."

Hak Bellemek:

Doğru bilmek, doğruluğuna kesin inanmış olmak.

Kötü Elektrik Almak:

Olumsuz etkilenmek, olumsuz bir etki altında kalmak. "Ev sahibinden kötü bir elektrik aldım, o evi istemiyorum."

Dünya Telaşına Kapılmak:

Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşına kapıldık, ailemizi de ihmal ettik."

Birinci Elden Kaynağa Gitmek:

Bilimsel çalışmalarda kaynakların aslına, özgününe dayanmak.

Birinci Planda Gelmek:

En önemli ve en önde olmak.

Birinci Gelmek:

Birçokları arasında en iyi olarak seçilmek. "Bu yarışmada senin birinci geleceğini düşünüyorum."

El Örmesi:

Elde örülmüş. "El örmesi bir kazak aldım."

Küfelik Olmak:

Çok sarhoş olmak. "Küfelik olmuşsun, içmeyi bırak artık."

Kulağa Gelmek:

Duyulmak. "Sesin kulağıma gelmiyor, telefon mu bozuk acaba."

Kumpasa Gelmek:

Hile ile kandırılmak. "Anladığım kadarıyla, bizler bir kumpasa geldik."

El Adamı:

Yabancı. "El adamı benim bahçeme izinsiz giremez."

Kündeye Gelmek:

Aldanmak, tuzağa düşmek. "Bir çok ortağı kündeye gelmiş."

Künyesi Gelmek:

Savaşta bir askerin ölüm haberi kendi evine bildirilmek. "Askerliğinin bitimine bir ay kala, künyesi geldi evine."

Kurdele Takmak:

Okulda belli bir konudaki başarıyı belirtmek üzere öğrenci giysisinin yakasına renkli, özel bir şerit takmak. "Babası, kızımıza bugün okumaya geçtiği için kurdele takmışlar."

Kurdele Kesmek:

1- Tesis veya kuruluşun açılış töreninde gerilen şeridi iyi dileklerle kesmek. "Yeni şubemizin açılışında, belediye başkanımızla birlikte kurdele kestik." 2- Herhangi bir amaçla bağlanmış olan şeridi kesip ayırmak. "Akşam ablamın nişan töreni vardı, kurdele kestiler."

Kuvvetle Muhtemel:

Büyük olasılıkla. "Kuvvetle muhtemel size izin vermeyecek."

Kulağına Gelmek:

1- Bir söz, bir haber başkasına söylenirken kendisi de şöyle böyle duymak, kulağına çalınmak. "Senin şehre gideceğin kulağıma geldi, ne diyorsun?" 2- Duymak. "Böyle bir haber kulağına gelirse, bize haber ver."

Kulağa Hoş Gelmek:

1- Duyduğu sesten hoşlanmak. "Müzik sesi kulağa hoş geliyor." 2- Anlatılanlar hoşuna gitmek, ilgisini çekmek. "Günde iki bin lira kazanma fikri kulağa hoş geliyor."

Laf Ola Beri Gele:

Konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde, sözün saçmalığını, anlamsızlığını belirtmek için kullanılır. "Laf ola beri gele, konuşmuş yine bizim pişmiş kelle."

Lafına Gelmek:

En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek. "Demek lafıma geldin, o halde gidelim."

Laf Gelmek:

Söz gelmek, bir davranışından dolayı eleştiriye konu olmak, yerilmek. "Buna izin veremem, sonra bana laf gelir."

Lisana Gelmek:

Konuşmaz şeyler konuşmaya başlamak, dile gelmek, dillenmek. "Şu odalar lisana gelse de, neler yaşadığımızı tek tek anlatsa."

Lülüye Gelmek:

Aldanmak. "Lülüye gelmiş, beş bin lirasını almışlar."

Makineli Tüfek Gibi:

Çok hızlı, birbiri ardınca. "Bizim matematikçi makineli tüfek gibi konuşuyor."

Makineli Tüfek:

Tetiğine basılınca arasız kurşun atan ağır bir çeşit silah.

Manaya Gelmek:

Anlam bildirmek. "Bir mesaj gelmiş, bu ne manaya geliyor?"

Mandepsiye Gelmek:

Aldatılmak, tuzağa düşürülmek. "Dikkatsizlik yüzünden mandepsiye gelmek istemem."

Maşa Varken Elini Yakmak:

Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol varken o yolu tutmamak. "Maşa varken elini yakmak istemiyor, bu tip adamları üstümüze salıyor."

Maskeli Balo:

Yüze maske takılarak gidilen balo.

Melek Gibi:

1- Sessiz, sakin. "Benim annem melek gibidir de, babam biraz sinirli." 2- Güzel. "Melek gibi bir kızın var, Allah bağışlasın."

Melul Mahzun:

Çok üzgün, sıkıntılı, ağlamaklı bir biçimde. "İki gündür melul mahzun geziyorsun."

Merhamete Gelmek:

Acıma duygusuna kapılmak. "Merhamete geldi de, kapıyı açıp çocukları eve aldı."

Mesele Yapmak:

Önemsiz bir konuyu önemli bir sorun durumuna getirmek. "Bunu lütfen mesele yapmayınız."

Mesele Yok:

"Herhangi bir sıkıntı, güçlük yok!" anlamında kullanılan bir söz. "Arkadaş biraz heyecanlandı dayı, bir mesele yok!"

Metelik Etmez:

"Çok değersiz" anlamında kullanılan bir söz. "Metelik etmez arkadaşlarım olduğunu, zor günümde anladım."

Meyanesi Gelmek:

Helva vb. kıvamına gelmek. "Henüz meyanesi gelmemiş, biraz daha karıştır."

Miadı Gelmek:

Zamanı gelmek. "Miadı geldiğinde her şeyi oturup konuşacağız."

Model Çıkarmak:

1- Kumaş kesiminden önce kağıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak. "Odasında, dikeceği gömlek için model çıkarıyor." 2- Bir şeyi vurarak izini çıkarmak. "Demir parayı koluna bastırıp, modelini çıkarmış." 3- Daha da geliştirilmiş yeni bir model piyasaya sürmek. "Telefon üreticileri her yıl yeni bir model çıkarmak zorun mı?"

Moralini Düzeltmek:

Birinin manevi gücünü, kendine güvenini arttırmak, güçlü ve dirençli hissettirmek. "Dün senin o şekilde konuşman, gerçekten moralimi düzeltti."

Morali Düzelmek:

Manevi gücü artmak, kendine güveni gelmek, kendini güçlü ve dirençli hissetmek. "Dün senin o şekilde konuşman, gerçekten moralimi düzeltti."

Mücadeleye Girmek:

Uğraşmak, savaşmak, çatışmak. "Kazanmak için ciddi bir mücadeleye girmediler."

Mücadele Vermek:

Savaş vermek, mücadele etmek. "Vatan hainlerine karşı, mücadele vermeye devam ediyoruz."

Mücadele Etmek:

Uğraşmak, savaşmak, çatışmak. "Bu maçta da oyuncular iyi mücadele etti."

Mücadeleye Hazır Olmak:

Uğraşmak, savaşmak, çatışmak için hazır beklemek. "Her iki takımda mücadeleye hazır olarak bekliyor."

Mücadeleye Girişmek:

Uğraşmaya, savaşmaya, çatışmaya başlamak. "Bu takıma karşı ciddi bir mücadeleye girişmemiz lazım."

Muhabbet Tellalı:

Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse, dümbük, godoş, kavat, astik, dasnik, pezevenk.

Mükellef Ziyafet:

Çok özenle hazırlanmış iyi cins yemeklerle verilen ziyafet.

Mukabele Okumak:

Topluluk karşısında dinleyicilerin takip edebileceği biçimde Kur'an'ı okumak. "Mukabele okumak tüm Ramazan boyunca bir araya geldiler."

Münasip Gelmek:

Uygun düşmek, yerinde bir durum olmak. "Size münasip gelirse yarın sabahtan gelin."

Müptezel:

(mubtezel) 1- Saygınlığını yitirmiş. "Senin gibi müptezel (mubteẕel) birinin lafına kimse inanmaz." 2- Çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz. "O model telefonlar artık müptezel (mubteẕel) oldu." Türkçesi müptezel şeklindedir.

Müptelası Olmak:

Alışmak, düşkün olmak, tutulmak. "Şu kahvenin müptelası oldum gitti."

Nazara Gelmek:

Kıskançlık ya da hayranlıkla bakmaktan dolayı bir şeye çöken uğursuzluk. "Bizim kız nazara geldi galiba, ses seda yok."

Nedensellik İlkesi:

"Hiçbir şey nedensiz olamaz" yolunda anlatılan felsefe ilkesi.

Nefsiyle Mücadele Etmek:

Bedeni isteklerini yok etmeye çalışmak.

Nefsini Köreltmek:

Beden isteklerinden herhangi birini üstünkörü gidermek, nefsini yatıştırmak. "Nefsimi köreltmek için, ucundan iki lokma kopardım."

Neşesi Yerine Gelmek:

Eski neşeli haline kavuşmak. "Bir film izledik, neşemiz yerine geldi."

Nikâh Tazelemek:

1- Boşandığı kişiyle yeniden evlenmek. "Beş yıl sonra eski eşine döndü, dün küçük bir törenle nikâh tazelediler." 2- Bir işe yeniden başlamak. "Komşu ülkelerle nikâh tazelemek gerektiğine inanıyordu."

Nüzul Gelmek:

Felç geçirmek, felce uğramak, inme inmek. "Yüzünün sağ yanına nüzul gelmiş gibi görünüyor."

Öfkeden Deliye Dönmek:

Çok fazla sinirlenmek. "Kaza yaptığımızı öğrenince, babam öfkeden deliye döndü."

Öğüreceği Gelmek:

Çok iğrenmek. "Bu yemek bozulmuş, öğüreceğim geliyor."

Olmuş Armut Gibi Eline Düşmek:

Emek harcamadan, kolaylıkla, yorulmadan elde etmek. "Babasının araba, olmuş armut gibi eline düşünce pek sevindi."

Oltaya Gelmek:

Aldatılmak. "Oltaya gelecek biri değil, dikkatli ol."

Ölümle Burun Buruna Gelmek:

Ölümle sonuçlanabilecek çok büyük bir tehlike ile karşılaşmak. "Karadeniz'in azgın sularında ölümle burun buruna geldik."

Ömre Bedel:

Bir ömre değecek kadar (iyi, güzel, değerli). "Seninle beraber geçen günlerim, bir ömre bedel."

Osuruktan Tayyare, Selam Verdim O Yare:

Lüzumsuz ve anlamsız bulunan şeylerle alay etmek için kullanılır. "Gömü bulup zengin olacakmış da, osuruktan tayyare, selam verdim o yare."

Öyle Gelmek:

Sanmak, zannetmek. "Bana öyle geliyor ki gittiği yerden geri dönmeyecek."

Özel Girişim:

Özel sektör, şahsi teşebbüs.

Özel Ad:

Bir kişiye, benzerlerinden farklı özellik taşıyan varlığa veya topluluğa verilen ad, özel isim: Ali, Ankara, Kızılırmak, Özbek, Türkçe gibi.

Akıl Akıl, Gel Çengele Takıl:

Akılsızca yapılan bir iş karşısında ya da bir işte çözüm bulamamaktan bunalınca söylenir.

Pabucunu Eline Vermek:

Dolaylı olarak kovmak. "Pabucunu eline vermişler, hiç konuşmadan çıktı gitti."

Pahalıya Gelmek:

Yüksek fiyattan almak, masraflı olmak. "Almak zorunda kaldık, ama bize biraz pahalıya geldi."

Parayı Araya Değil, Parayı Paraya Vermeli:

Parayı gerekli yere harcamalı.

Parasız Tellal:

Bir şeyin gizliliğini düşünmeden, görüp bildiğini herkese anlatan. "Elbette o parasız tellal söylemiştir."

Pasaportunu Eline Vermek:

Kovmak, işten atmak. "Patron üç işçinin pasaportunu eline verdi."

Pata Gelmek:

1- Kâğıt oyunlarında berabere kalmak. "Benimle oynadı, pata geldik, seninle de oynasın bakalım kim kazanacak." 2- Ödeşmek, başa baş gelmek. "Epey güreştik, ama pata geldik."

Pelte Gibi:

1- Çok gevşek. "Bu toprak pelte gibi olmuş, çamura batabiliriz." 2- Çok yorgun. "Pelte gibi oldum, sabahtan beri temizlik yapıyorum."

Pelüş Takke:

Bir çeşit kadifeden yapılmış takke.

Pençe Pençeye Gelmek:

Kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek. "O adamla pençe pençeye gelmek istemem."

Perdelerini Açmak:

Tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak. "Tadilattan sonra tiyatromuz bugün perdelerini açıyor."

Perşembenin Gelişi Çarşambadan Bellidir:

Kötü başlayan bir işin sonucu için kötümserlik anlatmak üzere söylenir.

Perdelerini Kapamak:

Tiyatro tamamen kapanmak. "Yenileme için yıkılacağından, tiyatro yarın perdelerini kapatıyor."

Pişmiş Tavuğun Başına Gelmemek:

Her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek. "Bir haftada adamın başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir."

Pişmiş Armut Gibi Birinin Eline Düşmek:

Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek. "Pişmiş armut gibi babasının eline düştü, bakalım ne ceza alacak."

Pişmiş Armut Gibi Eline Düşmek:

Emeksiz ve zahmetsizce eline geçmek. "Pişmiş armut gibi babasının eline düştü, bakalım ne ceza alacak."

Postun Elden Gitmesi:

1- Öldürülmek. "Abi dikkat et, Postun elden gitmesin" 2- Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak. "Duyduğumuza göre, postun elden gidiyormuş."

Postu Deldirmek:

Silah ya da bıçakla yaralanmak. "Dikkatli olalım, durduk yere postu deldirmeyelim."

Pot Gelmek:

İş ters gelmek.

Pupa Yelken Gitmek:

1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla ilerlemek. "Pupa yelken gitmek var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan yol almak. "Pupa yelken giden teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."

Pupa Yelken İlerlemek:

1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla gitmek. "Pupa yelken ilerlemek var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan yol almak. "Pupa yelken ilerleyen teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."

Pupa Yelken Yol Almak:

1- Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla ilerlemek. "Pupa yelken yol almak var uzak diyarlara." 2- Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan ilerlemek. "Pupa yelken yol alan teknoloji, bize de bir iş kapısı açtı."

Rabbin Keskin Kılıcına Gelmek:

Allah'ın büyük gazabına uğramak.

Rast Gele:

"işiniz rast gitsin" anlamında kullanılan bir söz. "Rast gele! Allah bol müşteriler versin."

Rengini Belli Etmemek:

Duygularını, düşüncelerini ya da başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek. "Ne kadar rengini belli etmemeye çalışsa da, annesini daha çok seviyor."

Rengini Belli Etmek:

Yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak. "Sınıf başkanlığı seçiminde kızlar da rengini belli etmeye başladı."

Renk Gelmek:

Renklenmek, canlanmak. "Yemeğini yedin, yüzüne renk geldi."

Rüzgar Gelecek Delikleri Kapamak:

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgar gelecek delikleri kapadık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Rüzgar Gelecek Delikleri Kapatmak:

İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak. "Rüzgar gelecek delikleri kapattık sayılır, işimiz olacak inşallah."

Ne Hesaba Gelmek Ne de Kantara:

Elle tutulur olmamak, tutarlı ve sağlam görünmemek. "Sizin önerileriniz ne hesaba gelir ne de kantara."

Ne İdüğü Belirsiz:

Ne olduğu, niteliği, soyu sopu, nereli olduğu bilinmeyen. "Ne idüğü belirsiz bir yığın insan partiyi ele geçirmiş."

Ne Selam, Ne Sabah:

İki dost arasındaki ilişkinin kesilmesi durumunu belirtmek için kullanılır. "O günden beri ne selam, ne sabah."

Ne Sihirdir Ne Keramet, El Çabukluğu Marifet:

Çabucak, hile de karıştırılarak yapılan işler için söylenir. "Bu iş ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet."

Öleceğim, Sağ Yanım Yere Gelecek:

İnandırmak için söylenir. Yalan söylersem ahret azabından korkarım.

Ölümle Pençeleşmek:

Can çekişmek. "Adam ölümle pençeleşiyor, polis ise bilgi almaya çalışıyordu."

Ak Göt Kara Göt Geçitte Belli Olur:

Dar ve kritik zamanlarda kişilerin ve ilişkilerin gerçek durumunun anlaşılacağını anlatmak için kullanılır.

Felfelek Sokmak:

Birini kuşkuya düşürmek. "Annemin aklına felfelek soktun, uyuyamayacak şimdi."

Bir Şeye Zam Gelmek:

Bir ürünün veya emeğin fiyatının daha da artması. "Benzine bu akşam da 20 kuruş zam gelmiş."

Sabah Güneşi Sidikliye, Akşam Güneşi Güzele:

Yatağa işeyen çocuklarla alay etmek için söylenir. "Akşam güneşi de hep bana vuruyor; sabah güneşi sidikliye, akşam güneşi güzele vururmuş."

Sabrın Sonu Selamettir:

Her şeyde sabretmenin iyi olacağını, sabır edenin sonunda karlı çıkacağını öğütleyen söz.

Saç Saça Baş Başa Gelmek:

(Kadınlar için) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek. "Çocuğun topu yüzünden saç saça baş başa geldiler."

Neler:

Çok ve çeşitli şeyler. "Sergide neler var bir görsen."

Badireler Atlatmak:

Tehlikeli ve güç durumlardan kurtulmak. "Yolculuk boyunca çok büyük badireler atlattık."

Sadede Gelmek:

Ayrıntıları, ilgisiz sözleri bırakıp asıl konuya dönmek. "Şimdi bunları bırakın da sadede gelin."

Geldiniz:

Hoş geldiniz. iyilikler, mutluluklar getirdiniz.

Sağ Eliyle Sol Kulağını Göstermek:

Kısa yoldan yapılacak bir işi, dolambaçlı yollara başvurarak yapmaya çalışmak. "Böyle yaparak, sağ elinle sol kulağını gösteriyorsun."

Sağ Elinin Verdiğini Sol Elin Görmesin:

Birine yaptığın iyiliği gizli tut!

Aklına Gelmemek:

1- Bildiği bir şeyi hatırlayamamak. "Bu sorunun cevabı aklıma gelmedi." 2- Düşünememek. "Senin de burada olacağın hiç aklıma gelmedi."

Sahibi Razı, Tellalı Razı Değil:

Mal sahibi uygun görüyor da başkaları uygun görmüyor.

Abdest Yel Gibi, Namaz Yıl Gibi:

Abdest alırken suyun israf edilmemesi için acele edilmesi, namazın hakkıyla eda edilmesi için yavaş davranılması gerektiğini anlatır.

Acur Güzeli:

Çirkin erkek. "Takmış koluna bir acur güzelini, hava atıyor. "

Adı Belirsiz:

Şöhreti olmayan, kim ve ne olduğu bilinmeyen. "Adı belirsiz bir vatandaş geldi, bunu bırakıp gitti."

Adı Deliye Çıkmak:

Deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak. "Sahnede şakasına iki laf etti, adı deliye çıktı."

Ağlayası Gelmek:

Üzülerek, ağlayacak gibi olmak. "Ağlayasım geldiyse de kendimi tuttum."

Akıl Terelelli Olmak:

Pek delişmen, kendisinden ciddi bir düşünce, davranış beklenmeyen kimseler için kullanılan bir söz. "Akıl terelelli olduğu için, onunla çalışmak istemem."

Akıl Terelelli:

Pek delişmen, kendisinden ciddi bir düşünce, davranış beklenmeyen kimseler için kullanılan bir söz. "Akıl terelelli olduğu için, onunla çalışmak istemem."

Akla Gelmeyen Başa Belmek:

Kişi hayatında öyle büyük ve değişik olaylarla karşılaşır ki bunları önceleri düşünmesi, hatta hayal etmesi bile mümkün değildir.

Akla Gelmek:

Hatırlamak.

Akla Hayale Gelmemek:

İnanılmamak. "Akla hayale gelmedik olaylar yaşandı."

Akla Gelmemek:

1- Hatırlanamamak. 2- Olabileceğini düşünmemek.

Aklını Çelmek:

1- Kararından, niyetinden vazgeçirip başka bir yola sokmak. "Arkadaşlarının aklını çelip, okuldan kaçmışlar." 2- Baştan çıkarmak, ayartmak. "Aklını çelip onu evlenmeye razı et." 3- Bir şey, birinin ilgisini aşırı derecede çekmek. "Bu telefon benim aklımı çeliyor."

Al Allah Kulunu Zapteyle Delini:

Çok delidir, deliliğine tanrıdan başka kimse engel olamaz anlamında kullanılır.

Aldı Sazı Eline:

Hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz.

Ali'nin Külahını Veli'ye, Veli'nin Külahını Ali'ye Giydirmek:

Kendi sermayesi olmadığı halde, birinden aldığı parayı diğerine, diğerinden aldığı parayı ötekine vererek işini götürmeye çalışması. Başkalarını aldatarak kendi işini yolunda götürmek. "Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmekte üstüne yok."

Allah Belanı Versin:

Kötü bir duruma düşmesi istenilen kişiye söylenen ilenme sözü. "Allah belanı versin İrem, başımı belaya soktun."

Allah Belasını Versin:

Kötü bir duruma düşmesi istenilen kişi için söylenen ilenme sözü. "Sedat'ın Allah belasını versin, başımı belaya soktu."

Allah Kazadan Beladan Korusun:

Allah'ın insanı çeşitli kötülüklerden koruması dileğiyle söylenen söz. "Allah kazadan beladan korusun, kendinize iyi bakın."

Allah Selamet Versin:

1- Yola çıkanlara "Allah kazadan, beladan korusun" anlamında söylenir. "Haydi Allah selamet versin, vardığınızda haber verin." 2- Uzaktaki tanıdıklar anılırken kullanılan bir söz. "İstanbul'daki akrabalara Allah selamet versin, işleri zor." 3- Birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceği zaman onun adından önce getirilen giriş sözü "Allah selamet versin de, ben Buse'den pek umutlu değilim." 4- "Keyfin bilir, gidersen git" anlamında kullanılan bir söz. "Allah selamet versin ama, bizim yapabileceğimiz bir şey yok."

Sakalı Ele Kaptırmak:

Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek. "O artık evli bir insan, sakalı ele kaptırdı, kafasına göre hareket edemez."

Sakata Gelmek:

Tuzağa düşmek. "Buraya böyle giriyoruz, ama sakata gelmeyelim."

Şakaya Gelmemek:

1- Şakadan hoşlanmamak. "Adama dikkatli davran, şakaya gelmez o." 2- Bir iş ya da durum dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek. "Bu iş şakaya gelmez, dikkat edin!"

Şakaya Gelmek:

Şakaya katlanır olmak. "Şakaya gelen bir öğrenci olduğundan onunla çok uğraşırlardı."

Şakaya Gelememek:

1- Şakadan hoşlanmamak. "Arkadaşıma dikkatli davran, pek şakaya gelemez." 2- Hafifsenmeye, savsaklanmaya gelmemek. "Bu iş şakaya gelemez, çok dikkatli olun."

Satışa Gelmek:

Uydurma bir sebeple ortada bırakılmak. "Sinemaya gideceğiz dediler, ama beni satışa getirdiler."

Seçmeler:

Seçme yazılar veya eserler dergisi, antoloji.

Sedyelik Olmak:

Ayakta duramayacak hâle gelmek. "Adam bir vuruşta sedyelik oldu."

Sefa Geldiniz:

"hoş geldiniz" anlamında kullanılan ağırlama, karşılama sözü. "Değerli dostlar, davetimize hoş geldiniz, sefa geldiniz."

Sefa Geldin:

"hoş geldin" anlamında kullanılan ağırlama, karşılama sözü. "Değerli dostum, hoş geldin, sefa geldin."

Sefa Geldine Gitmek:

Bir kente, bir mahalleye yeni gelen veya geziden dönen birine ziyarete gitmek. "Üst komşuya sefa geldine gittiler."

Sel Önünden Kütük Kapmak:

Zor bir iş başarmak. "Sel önünden kütük kapmak ancak senin gibi yiğitlere yaraşır."

Selam Söylemek:

Bir kimseye, selamını birine götürmesini söylemek. "Babana selam söyle, yarın onu bekliyorum."

Selam Vermek:

1- Bir kimseyi selamlamak. "Yolda ilkokul öğretmenimi görünce selam verdim." 2- Başını sağ ve sol omuzlarına çevirerek namazı bitirmek. "Selam verip namazını bitirdi."

Sel Olup Akmak:

Gitmek. "An geliyor, bu diyardan sel olup akmak istiyor insan."

Selam Çakmak:

Selam vermek. "Selam çakıp yoluna deva etti."

Selam Olsun:

"esenlik dileklerim ulaşsın" anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü. "Bizden selam olsun tüm yiğitlere."

Selamete Çıkmak:

Esenliğe kavuşmak, kurtulmak. "Selamete çıkmak için sabırla bekledik."

Sele Gitmek:

1- Sele kapılmak. "Serasındaki tüm mahsul sele gitmiş." 2- Gereksiz yere telef olmak. "Bu kadar para sele gitmesin, iyi değerlendir."

Sel Gibi Çoşmak:

Hızla ileriye atılmak.

Sel Önünden Kütük Kapar:

Çok zor bir işi başarır.

Selama Durmak:

(Geçmekte olan birini) Selamlamak için durup ona doğru dönmek.

Selamünaleyküm Kör Kadı Olur mu:

Bu kadar tok sözlülük olur mu?

Seli Suyu Kalmamış:

Suyu yok olmuş, susuz. (yemek veya meyve)

Selam Yollamak:

Bir kimseye, selamını birine götürmesini söylemek. "Babana selam yolladım, yarın buraya gelecek."

Selam Durmak:

Bir kimseye ya da saygı duyulan bir şeye ayakta selam vermek. "Gaziler geçerken selam durduk."

Selam Verdik Borçlu Çıktık:

Biraz ilgi gösterdik, üzerimize büyük iş yüklendi, anlamında söylenir. "Suç bende; selam verdik borçlu çıktık."

Sel Gibi Akmak:

1- Sıvılar için bol ve gür akmak. "Ayakkabısı, sel gibi akan sulara kapılıp gözden kayboldu." 2- Zaman çabuk ve hızla geçmek. "Mutlu ve huzurlu olduğumuzda, zaman sel gibi akıp gidiyor." 3- İnsanlar kalabalık bir yığın hâlinde gitmek, yürümek. "Maçtan çıkan seyirciler stat dışına doğru sel gibi akıyordu."

Sel Seli Götürmek:

Çok fazla sel olmak. "Sel seli götürürken, herkes can ve mal derdine düşmüştü."

Selam Etmek:

Uzakta olan birine esenlik dilemek. "Öncelikle selam eder, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim."

Selamı Almak:

1- Birinin selamlamasına karşılık vermek. "Selam vermek sünnet, selamı almak farzdır." 2- Selam gönderilmiş olmak. "Selamını aldım, en kısa sürede geleceğim inşallah."

Selamünaleyküm Kör Kadı:

Aşırı tok sözlü kişiler için uyarma yollu söylenen bir söz. "Her geldiğinde selamünaleyküm kör kadı derdi babama."

Sel Gider Kum Kalır:

Geçici durumlara güvenmek doğru değildir.

Selam Para Kelam Para:

En küçük bir hizmet bile para karşılığı yapılıyor. "Mahallede selam para kelam para olmuş, işimiz zor."

Selamet Yolu:

Kurtuluş yolu, tehlikesi olmayan yol.

Selatin Camisi:

Padişahlar için yapılan büyük cami.

Selam Salmak:

Bir kimseye, selamını birine götürmesini söylemek. "Babana selam saldım, yarın buraya gelecek."

Selam Almak:

1- Birinin selamlamasına karşılık vermek. "Selam vermek sünnet, selam almak farzdır." 2- Selam gönderilmiş olmak. "Selamını aldım, en kısa sürede geleceğim inşallah."

Selvi Boylu:

1- İnce ve uzun boylu (kız veya kadın) "Şu giden selvi boylu kız kim?" 2- Sevgili. "Selvi boylum beni özlemiş demek."

Sel Her Vakit Kütük Getirmez:

Olaylar her zaman istenen şekilde gelişmeyebilir.

Senden Gelecek Hayır Allah'tan Gelsin:

Senden gelecek hiçbir yardımı, hiçbir yakınlığı istemiyorum.

Senin Canın Can da Elinki Patlıcan mı:

"Senin canın kıymetli de elinki kıymetli değil mi?" anlamında kullanılır. "Her şeyi o mu yapacak, senin canın can da elinki patlıcan mı?"

Seninki Can da Elinki Patlıcan mı:

"Senin canın kıymetli de elinki kıymetli değil mi?" anlamında kullanılır. "Her şeyi o mu yapacak, seninki can da elinki patlıcan mı?"

Seninki Tatlı Can da Elinki Patlıcan mı:

"Senin canın kıymetli de elinki kıymetli değil mi?" anlamında kullanılır. "Her şeyi o mu yapacak, seninki tatlı can da elinki patlıcan mı?"

Serin Gel:

"sakin ol, soğukkanlı davran" anlamında kullanılan bir uyarma sözü. "Burası dağ başı değil, serin gel!"

Sesini Yükseltmek:

Yüksek, öfkeli bir sesle söylemek. "Bana sesini yükseltme, ablanım ben senin."

Sevinçten Deliye Dönmek:

Çok fazla sevinmek. "Sınavı kazandığını öğrenince sevinçten deliye döndü bizim oğlan."

Şevke Gelmek:

1- İsteği, hevesi artmak. 2- Neşelenmek.

Seyrek Sepelek:

Seyrek olarak, dağılmış bir halde. "Seyrek sepelek saçları var."

Şeytan Elini Çekmiş:

Uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşünecek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılan bir söz. "Tuvalete zor gidiyor, dedemden şeytan elini çekmiş artık."

Sıçan Deliğine Paha Biçilmez Olmak:

"güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek" anlamında kullanılan bir söz. "İki köpek koşarak üstümüze geliyor, sıçan deliğine paha biçilmez haldeyiz."

Sıçan Deliği Bin Akçe:

"Kaçıp saklanacak yer yok" anlamında kullanılan bir söz. "İki köpek koşarak üstümüze geliyor, sıçan deliği bin akçe, ne yapacağımızı şaşırdık."

Sıçan Deliğe Sığmamış, Kuyruğuna Bir de Kabak Bağlamış:

1- "Yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz. "Sıçan deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış hesabı, hendi ödevini yapmamış, kardeşinin ödeviyle uğraşıyor." 2- "Kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz. "İki gün misafir ettik diye, kardeşini de alıp gelmiş. Sıçan deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış misali."

Şifreli Kilit:

Üstünde her birinde çepeçevre birçok harf yazılı bir sıra tekerlek bulunan, bunlar çevrilerek bilinen bir kelime ortaya çıkarıldığında açılabilen kilit.

Sigarayı Tellendirmek:

Keyifle sigara içmek. "Sigarayı tellendirirken pek neşeliydi, şimdi akciğer kanseri olmuş."

Sıkıya Gelememek:

Güç işlere dayanıklı olmamak.

Sıkıya Gelmek:

Güç bir durumla karşılaşmak. "Sıkıya geldiğinde bizi yarı yolda bırakır."

Sırası Gelmek:

1- Bir başkasından sonra sıra birinin veya bir şeyin olmak. "Sırası gelen öne doğru gelsin." 2- Uygun zamanı gelmek. "Sırası gelmişken, şu beş yüz lirayı da alayım."

Sırası Gelmişken:

Söz bu konu üzerindeyken, anlamında söylenir. "Sırası gelmişken kuralları da söyleyeyim."

Sırtı Teneşire Gelmemek:

Ölmemek, yaşamaya devam etmek. "Sen böyle beslenirsen sırtın teneşire gelmez."

Sohbete Renk Gelmek:

Muhabbete neşe, canlılık veya değişiklik kazanmak. "Sınıfa yeni gelen öğrenciyle, sohbete renk geldi."

Sol Eli Beklemek:

Yemeğe beklenilen birine, yemeğe başlandığını şaka yollu anlatmak için kullanılan bir söz. "Sol elimiz seni bekliyor, hoş gelin."

Son Gelmemek:

Sınır tanımamak, haddi hesabı olmamak. "Bu yaramazlıklarının sonu gelmiyor."

Sonu Gelmek:

Bitmek, tükenmek, yok olmak, ölmek. "Bu sıkıntılı günlerin sonu gelecek inşallah."

Soy Güzelliği:

Soydan gelen güzellik.

Söz Anlayan Beri Gelsin:

Söylenen sözleri hiçbiriniz anlamıyorsunuz, anlamanıza imkan yok. "O kadar laf söyledim, söz anlayan beri gelsin."

Söz Ola Beri Gele:

Konuşulan konu ile ilgili olmayan bir söz söylendiğinde, sözün saçmalığını, anlamsızlığını belirtmek için kullanılır. "Söz ola beri gele, konuşmuş yine bizim pişmiş kelle."

Sözü Ağzında Gevelemek:

Net ve açık konuşamamak, söyleyeceği şeyi bir türlü söyleyememek. "Sözü ağzında geveleme, ne söyle istediğini."

Söz Gelişi:

Bir fikri açıklamak için örnek getirileceği zaman o örneğe giriş olarak söylenir. "Söz gelişi Ahmet Bey'in yaptırdığı ev."

Su Akar Deli Bakar:

Her iş zamanında yapılmalıdır. Zamanında yapılmayan işler fayda vermez. Yapılacak işin yerini ve zamanını iyi seçmelidir. "Su akar deli bakar misali beklemeyelim, bir an önce işe başlayalım."

Sükut İkrardan Gelir:

Susmak kabul etmek demektir.

Sulbünden Gelmek:

Bir kimsenin öz evladı olmak. "Sulbünden gelmeyenlere de miras bırakacak hali yok."

SultanıTtembel:

İş görmekten hiç hoşlanmayan.

Sular Seller Gibi:

Bir metni yanlışsız söyleyecek kadar. "23 Nisan şiirini, sular seller gibi ezberlemiş yavrum."

Sürüp Gelmek:

Eskiden beri devam etmek. "Yıllardan beri sürüp gelen bir dostluğumuz var."

Sürünerek Yükselmek:

Bin bir zorlukla yükselmek.

Suyu Seli Kalmamak:

Sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak. "Suyu seli kalmadı, altını kapat şunun."

Tabii Güzellik:

Doğuştan olan güzellik. "Saçlarımın tabii güzelliği bozulmasın diye hiç boyatmadım."

Tadı Gelmek:

Tat kazanmak. "Biraz sos kattıktan sonra yemeğin tadı geldi."

Takke Düştü, Kel Göründü:

Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı, foyası meydana çıktı. "Takke düştü, kel göründü. Bakalım şimdi ne olacak?"

Tamam Gelmek:

Bir şeye uygun düşmek. "Bu son gelen malzemelerle ihtiyaçlarımız tamam gelmektedir."

Tam Gelmek:

Uygun gelmek, uymak. "Senin ayakkabılar bana tam geliyor, ama botlar tam olmuyor."

Tanımazlıktan Gelmek:

Bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak. "Beni düğünde tanımazlıktan gelmene çok bozuldum."

Tansiyonu Yükseltmek:

Gerilimi arttırmak. "Tansiyonu yükseltmek istemem, ama ben de size katılmıyorum."

Tansiyonu Yükselmek:

Kan basıncı aniden yükselmek. "Evladını perişan görünce, kadıncağızın tansiyonu yükseldi."

Tarih Ve Sanat Belgeleri:

Tarih ve sanata ait kıymetli kalıntılar. "Tarih ve sanat belgelerini güvenli yerlerde muhafaza etmek gerekir."

Tarife Gelmemek:

Açıklanması güç olmak. "Benim şu an yaşadığım duygular tarife gelmez ki."

Tayın Bedeli:

Bir aylık asker azığının karşılığı olan para. "Verdiğin para, kaça tayın bedeli eder?"

Taze Gelin:

Yeni evlenmiş genç kız. "Bu taze gelin de kimin eşi?"

Tecahülüarifaneden Gelmek:

Bilmez gibi davranmak. "Tecahülüarifaneden gelmek sana bir şey kazandırmayacak."

Tekeline Almak:

1- Bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak. "Tüm ilçenin doğal gaz işini tekeline alan bir firmaydı." 2- Fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak. "İslam dinini hiçbir grup tekeline alamaz."

Tekellerine Almak:

1- Bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak. "Tüm ilçenin doğal gaz işini tekellerine alan bir firmaydı." 2- Fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak. "İslam dinini hiçbir grup kendi tekellerine alamaz."

Tekeden Teleme Çalmak:

Akla hayale gelmeyecek şeylerden çıkar sağlamak, imkansız gibi görünen şeyleri gerçekleştirmek. "Tekeden teleme çalmış adamsın, bu işi de halledersin."

Tek Elden:

Bir yerin veya bir merkezin kumanda ve yönetimi altında olarak. "Ortakları ayrılınca, şirketi tek elden yönetmeye karar verdi."

Tekelinde Olmak:

Herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak.

Teklif Tekellüf:

Samimi olmama, resmî olma durumu, teklifli olma. "Şirket çalışanları teklif tekellüf bir yeğe çıktık."

Telaş Almak:

Herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek. "Sınav sonuçları açıklanacak diye ablamı bir telaş almış."

Telefon Açmak:

Birini telefonla aramak ve bir şey söylemek. "Acil telefon açmam lazım."

Telli Bebek:

Delişmen, hoppa. "Telli bebek gibi ortalarda gezme."

Tellal Çağırtmak:

Bir haber, bir istek vb.ni tellal aracılığıyla duyurmak.

Telgraf Çekmek:

Telgrafla haber göndermek, tellemek.

Telaşına Dalmak:

Herhangi bir şeyle ilgili olarak heyecan içinde, aceleyle, sıkıntıyla davranmak. "Bir haftadır okul telaşına daldık."

Telaşa Düşürmek:

Telaşlandırmak, kaygılanıp telaşlanmasına yol açmak. "Acele edip beni de telaşa düşürme."

Tel Tel Dökülmek:

1- Dağılıp gitmek. 2- Çok başarısız olmak.

Telaşa Düşmemek:

Heyecanlanmamak, acele etmemek. "İş yaparken telaşa düşmemek için erken gitmeliyiz."

Telef Etmek:

1- Hayvanı öldürmek. 2- Mahvetmek, yok etmek.

Telvis Etmek:

Kirletmek, pisletmek.

Telaş Etmek:

Sıkıntı duyarak acele etmek, endişelenmek, telaşlanmak. "Misafirler gelecek diye telaş etmeye başladılar."

Telefon Etmek:

Birini telefonla aramak ve bir şey söylemek. "Acil telefon etmem lazım."

Telafi Etmek:

Yerini doldurmak, karşılamak. "Dersleri telafi etmek için kurs yapıyoruz."

Telaffuz Etmek:

Söylemek. "Bazı kelimeleri telaffuz etmekte zorlanıyorum." "Bir daha benim adımı telaffuz etme."

Teleme Peyniri Gibi:

Tombul ve beyaz tenli kadın.

Telaşa Gelmek:

Bir iş telaş sırasında yapılmak. "Senin paket biraz telaşa geldi."

Telaş Göstermek:

Telaşını belli etmek.

Telif Hakkı:

Bir fikir eserini ortaya çıkaran kişinin bu eserden doğan haklarının bütünü. "Telif hakkıyla ilgili bilgilendirmeleri dikkate alın."

Teli Kırmak:

Bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek.

Telaşa Kapılmak:

Telaşlanmak, kaygı ve heyecanla aceleci olmak. "Telaşa kapılmadan yavaş yavaş bitirelim işimizi, zamanımız çok."

Tel Kırmak:

Olmayacak bir yerde olmayacak bir söz söyleyip pot kırmak. "Tel kırmakta senin üstüne birini görmedim."

Telaşa Mahal Yok:

Acele etmenin, endişelenmenin, telaşlanmanın gereği yok. "Tüm malzemeler eksiksiz geldi, telaşa mahal yok."

Telakki Olunmak:

Sayılmak, öyle kabul edilmek.

Tel Örgü:

Dikenli tellerle meydana getirilen engel. "Bahçesini tel örgülerle çevirdi."

Telef Olmak:

1- Hayvan, ölmek. 2- Mahvolmak.

Telleyip Pullamak:

1- Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek. "Gelini bir güzel telleyip pulladılar." 2- Değerinden çok övmek. "Altı üstü iki kez kazanmış, telleyip pullanmaya çalışma."

Telli Pullu:

Kabaca süslenmiş. "Doğum günü için odayı telli pullu etmişler."

Tel Takınmak:

Sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz.

Teller Takmak:

Sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz. "Bir maç kazandık diye teller takmana gerek yok."

Teller Takınmak:

Aşırı derecede sevinmek. "Bir maç kazandık diye teller takınmana gerek yok."

Telaşa Vermek:

Davranış ve hareketleriyle çevresindekileri heyecana, aceleye, sıkıntıya sokmak. "Olanları anlatıp da evdekileri telaşa verme."

Temasa Gelmek:

Buluşup görüşmek.

Temel Tutmak:

1- Temelin kazılacağı zemin sağlam olmak. 2- Sürüp gidecek bir duruma gelmek, kökleşmek, yerleşmek.

Tembelliği Tutmak:

Tembelleşmek.

Tenekesini Eline Vermek:

Yol vermek, kovmak. "Bugün şirkette üç kişinin daha tenekesini eline verdiler."

Teneşire Gelesi:

"Gebersin" anlamında kullanılan bir ilenme sözü "O teneşire gelesi hala parayı getirmedi."

Tencereleri Kaynamak:

Geçimleri az çok yerinde olmak. "Kardeşlerimin de tencereleri kaynıyor çok şükür."

Terbiyeli Maymun Gibi:

Çok saygılı, çekingen, itaatkâr.

Teşebbüsü Ele Almak:

Öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak.

Testi Kırılsa da Kulp Elde Kalır:

Ziyan da etse, varlıklı bir kimse tamamen yoksul kalmaz. "Testi kırılsa da kulp elde kalır, vardır onun kenarda köşede bir şeyleri."

Tesellüm Etmek:

Verilen bir şeyi almak. "Atama kararını tesellüm ettim."

Teselli Olmak:

Avunmak. "Eski dostlarda teselli olmaya çalışıyor." "Annesinin şefkat dolu kollarında teselli olur."

Teselli Vermek:

Avutmak, avundurmak.

Tevekkeli Dememişler:

Boşuna söylememişler. "Tevekkeli dememişler, su uyur düşman uyumaz diye."

Tezkiyesini Düzeltmek:

Ahlakça kötü tanınmışken durumunu düzeltmek.

Tezelden:

Çabucak, bir an önce, çarçabuk. "Bu arkadaş yaralı, tezelden hastaneye gitmeli." "Tezelden şu işi bitirelim." Doğrusu tezelden şeklindedir, deyim değil zarftır.

Tınmaz Melaike:

Birinin kötülüklerini bildiği halde dile vermeyen kimse. "O tınmaz melaikeden de laf alamayız."

Tıraşı Gelmek:

Saçı, sakalı tıraş edilecek duruma gelmek. "Tıraşım gelmiş, ben berbere gidiyorum."

Titre Ve Kendine Gel:

Sınırları zorlayan bir kimseye haddini bilmesi uyarısı için kullanılır.

Titreme Gelmek:

Titremeye başlamak, titremeye tutulmak.

Toprağına Ağır Gelmesin:

Bir ölünün aleyhinde konuşulduğunda kullanılan bir söz.

Topyekûn Mücadele:

Herhangi bir amaca ve hedefe ulaşmak için toplu olarak çaba göstermek. "Enflasyonla topyekûn mücadele devam ediyor."

Tövbeler Olsun:

Pişmanlık duyulan bir işi bir daha yapmama kararını belirtmek amacıyla "bin kez ve kesinlikle tövbe" anlamında söylenir. "Bir daha mı, tövbeler olsun!"

Tövbeler Tövbesi:

Pişmanlık duyulan bir işi bir daha yapmama kararını belirtmek amacıyla "bin kez ve kesinlikle tövbe" anlamında söylenir. "Bir daha ona yardım etmek mi, tövbeler tövbesi!"

Tozunu Silkelemek:

1- Bir şeyi silkerek tozdan temizlemek. "Halıların tozunu silkelememiz gerekiyor." 2- Dövmek, hırpalamak. "Bugün arkadaşının tozunu silkelemişler herhalde."

Tünel Geçmek:

Ortadaki işle ilgilenmeyerek aklı başka yerde olmak, aklını yaptığı işe vermemek.

Tünelin Sonunda Işık Görünmek:

Sıkıntılı durumdan kurtulmak için çare belirmek.

Tuzsuz Deli Bekir:

Karagöz oyunlarında sarhoş ve kabadayı tipini canlandıran kişi. "Tuzsuz deli Bekir'i izlemeyi de severim."

Tüzel Kişi:

Hukuk bakımından bireylerin veya malların topluluğundan doğan ve tek bir kişi sayılan varlık.

Uç Uca Gelmek:

Ancak yetişmek. "Uç uca kira parası tam geldi."

Üçkağıda Gelmek:

Hileyle aldatılmak. "Ben kolay kolay hileye gelmem."

Ufak Tefek Görüp de Karamürsel Sepeti Zannetmek:

Dış görünüşüne bakarak bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni ufak tefek görüp de, Karamürsel sepeti mi zannettin!"

Ufak Tefek Görüp de Karamürsel Sepeti Sanmak:

Dış görünüşüne bakarak bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak. "Beni ufak tefek görüp de, Karamürsel sepeti mi sandın!"

Uhdesinden Gelmek:

Becermek, başarmak. "Bu sınavın da uhdesinden geleceğine inanıyorum."

Ukala Dümbeleği:

Aklı ermediği halde her konuda fikir yürüten. "Ukala dümbeleği gibi konuşup da zamanımızı alma."

Ununu Elemiş Eleğini Duvara Asmış:

Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir. "Ununu elemiş eleğini duvara asmış, daha niye uğraşsın ki."

Ununu Elemiş Eleğini Asmış:

Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir. "O ununu elemiş eleğini asmış; bırak ne yaparsa yapsın."

Ununu Elemek, Eleğini Asmak:

"Geri kalan ömrü süresince yapacak önemli bir işi kalmamak." anlamında kullanılan bir söz. "O ununu elemiş, eleğini asmış; bırak ne yaparsa yapsın."

Üst Gelmek:

Yenmek, mağlup etmek. "Rakibine üst gelmek için çok zorlandı." "O takıma üst gelmek kolay değil."

Üst Üste Gelmek:

Çakışmak. "Tatil tarihlerimiz üst üste gelmesin diye çabalıyoruz."

Üstünden Belli Bir Zaman Geçmek:

Aradan belli bir zaman geçmek. "Üstünden iki ay zaman geçmesine rağmen hâlâ borcunu ödemedi."

Üstüne Kuma Gelmek:

Kocası, başka bir kadın almak. "Üstüne kuma gelince, baba evine dönmeye karar verdi."

Üvey Evlat Muamelesi Görmek:

Ayrı ve hor görülmek. "Bir saattir bekliyorum köşede, üvey evlat muamelesi görüyorum resmen."

Üvey Evlat Muamelesi Yapmak:

1- Dışlamak. "Üvey evlat muamelesi yapmayın şu çocuğa, onu alın oyuna." 2- Kötü davranmak. "Ödevlerimi yapmadığım için bana üvey evlat muamelesi yapıyor."

Üyeliği Düşmek:

Üye olma niteliğini kaybetmek. "Ceza aldığı için üyeliği düşmüştü. "

Üyelik Dondurmak:

Herhangi bir sebeple bir üyenin bağlı olduğu kuruluşun çalışmalarında yer almasını veya toplantılarda bulunmasını belirli bir süre için engellemek. "Üyeliğini dondurmak için bugün karar vereceğiz."

Uygun Gelmek:

1- Uymak, ölçüsü denk gelmek. "Senin ayakkabıların benim ayağıma uygun gelmedi." 2- Yakışmak, yaraşmak, elverişli olmak. "Bu ev sizin beklentilerinize uygun olmasa da güzel sayılır."

Uykusu Gelmek:

Uyuma isteği duymak. "Bu saatlerde onun uykusu gelir."

Uyuşturucu Maddeler:

Morfin, kokain, eroin, afyon, esrar gibi duyulara uyuşukluk ve geçici keyif veren maddeler. "Uyuşturucu maddeler bulundurmak kanunen suçtur."

Üzerine Gelmek:

(Bir kişi) Bir şey yapılırken ya da bir şeyle ilgili konuşurken gelmek. "Kardeşinden söz ediyorduk ki üzerine sen geldin."

Vadesi Gelmek:

1- Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek. "Vadesi gelmiş demek, hangi doktora götürdüysek iyileştiremedik." 2- Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek. "Vadesi geldi geçiyor ama senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor.

Vadeli Hesap:

Belirli bir süre için açılmış banka hesabı. "Vadeli hesabımdaki parayı çekeceğim."

Vakti Gelmek:

1- Ölmek üzere olmak. "Ne yazık ki vakti geldi." 2- Zamanı gelmek, süresi dolmak. "Hasat vakti geliyor, hazırlıklara başlamak lazım."

Vecde Gelmek:

Kendinden geçecek kadar coşmak, bir şey karşısında sonsuz heyecan duymak, esrimek. "Tekkeden toplanan müritler vecde gelmiş, tekbir sesleri yükseliyordu."

Veledizina:

Babası belli olmayan. "Bir veledizina olması o masum çocuğun suçu değil sonuçta."

Velvele Kopmak:

Büyük gürültü çıkmak. "Velvele koparmaya gerek yok, sorunu çözmeye çalışıyoruz."

Vesselam:

1- "İşte o kadar, son söz şudur" anlamlarında kullanılan bir söz "Yurdundan uzak kalmak zor vesselam!" 2- "Kısacası" anlamında kullanılan bir söz. "Olaylar olunca, geç kaldık vesselam."

Vız Gelir Tırıs Gider:

Hiç önemli değil, aldırış etmem, umursamam. "Senin tehditlerin, bana vız gelir tırıs gider."

Vız Gelip Tırıs Gitmek:

Hiç önemsememek, aldırış etmemek, umursamamak. "Senin tehditlerin, bana vız gelir tırıs gider."

Vücuda Gelmek:

Ortaya çıkmak, oluşmak, meydana gelmek, olmak. "Özel tarifle pişirdiğimiz yemeğimiz vücuda geldi sayılır."

Vurduğu Yerden Ses Gelmek:

Eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak. "Onun vurduğu yerden ses gelir."

Vurdumduymazlıktan Gelmek:

Aldırış etmemek, umursamamak, önemsememek. "Vurdumduymazlıktan gelmeyi bırak da git ekmek al da gel."

Yabancı Gelmek:

Tanımamak. "Çocuğa yabancı geldik, bizi görünce pek ağladı."

Yalelli Gibi:

Usanç verecek biçimde sürüp giden. (iş, konuşma vb.) "Yalelli gibi sabahtan beri aynı şarkıyı söylüyorsun."

Yamacıma Gel:

Bir çağırma sözü. "Buraya gel" anlamında söz. "Yamacıma gel, sana önemli haberlerim var."

Yama Küçük, Delik Büyük:

"Eldeki imkanlar sorunu çözmek için yeterli değil" anlamında kullanılan bir söz. "Bu borçları nasıl ödeyeceğiz bilmiyorum; anlayacağın yama küçük, delik büyük."

Yan Gelip Oturmak:

Yapacak işleri olduğu hâlde yapmamak, rahatına bakmak, keyfince yaşamak. "Hiç çalışmıyor, akşama kadar yan gelip oturuyor."

Yan Gelmek:

Bir işe karışmayarak rahatına bakmak, keyfince yaşamak. "Biz tüm yükü taşıyalım, sen burada yan gel keyfine bak."

Yanağına Kan Gelmek:

Yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek. "Çocuk bir hafta bizde kaldı da yanağına kan geldi."

Yandı Gülüm Keten Helva:

"Kaçırılmış bir fırsat" anlamında kullanılan bir söz. "Son araba da gitti, şimdi yandı gülüm keten helva."

Yarım Elma, Gönül Alma:

Armağan küçük de olsa, gönül almaya yarar. "Yarım elma, gönül alma tabloyu ev hediyesi olarak aldık."

Yarım Elmanın Yarısı O, Yarısı Bu:

Birbirine çok benzeyenler için söylenen bir söz. "Yarım elmanın yarısı o, yarısı bu oğlan."

Yarım Heykel:

Sadece vücudun bir kısmını gösteren heykel. "Çiftçinin biri tarlasını sürerken yarım heykel bulmuş."

Yardım Elini Uzatmak:

İlgi gösterip yardım etmek. "Elinden geldiğince, ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatmaya çalışır."

Yarayı Tazelemek:

Üzüntüyü, sıkıntıyı, acıyı hatırlatmak, yeniden ortaya çıkarmak. "Yarayı tazelemek istemem ama o günlerin acısını hala yaşıyoruz."

Yazıya Gelmemek:

Yazı ile anlatılamamak. "O depremde yaşadıklarımız yazıya gelmez."

Yedi Düvelle Barışık:

Herkesle iyi geçinen kimse. "Yedi düvelle barışık geldi bu günlere kadar."

Yedi Kubbeli Hamam Kurmak:

Büyük hayaller peşinde koşmak. "Yedi kubbeli hamam kurma peşinde ama cebince beş parası yok."

Yelken Basmak:

Yola çıkmak, hareket etmek. "Onlar çoktan yelken bastılar."

Yelken Açmak:

Yola çıkmak için hareket etmek. "Yelken açmakta geç kalmayın, acele edin."

Yelken Dikmek:

Tekneye yelken takmak. "Yelken dikmekte acele etmeyin, rüzgarın dinmesini bekleyin."

Yel Kayadan Ne Alır:

İmkansız bir durumu belirtmek için kullanılır. "Yel kayadan ne alır ki, o da bizden hava alır."

Yel Gibi:

Çok hızlı bir biçimde, çabucak, hızla. "Son model arabasıyla yanımızdan yel gibi geldi geçti."

Yel Üfürdü, Sel Götürdü:

Ortadan yok oluveren ve yok oluşunun nedeni bilinmeyen mal hakkında söylenir. "Sabah bisiklet kapını önündeydi, yel üfürdü, sel götürdü herhalde."

Yel Vermek:

Rüzgârı veya havayı herhangi bir şeyin üzerine yöneltmek. "Şu vantilatörü açın da biraz yel versin."

Yenice Eleğim, Seni Nerelere Asayım:

Yeni şeylere karşı aşırı fakat geçici itibar gösterildiğini anlatır. "Yenice eleğim, seni nerelere asayım diye diye elinden düşürmüyor telefonu."

Yeri Yurdu Belirsiz Olmak:

Belli bir yeri olmamak. "Yeri yurdu belirsiz biri, kim bilir şimdi nerede?"

Yeri Gelmek:

Sırası gelmek, zamanı uygun olmak. "Yeri geldiğinde sende kalkıp konuşmanı yaparsın."

Yerine Gelmek:

1- Yapılmak, olmak. "Hangi isteğin yerine gelmedi?" 2- Eski duruma dönmek. "Bir film izledim keyfim yerine geldi."

Yıldırım Telgrafı:

Alıcısına en çabuk ulaşan telgraf. "Ailesine bir yıldırım telgrafı göndermek zorunda kaldı."

Yıldız Yeli:

Kuzey yönünden esen rüzgar. "Bu esen yıldız yelidir."

Yırtılan Deli Bekir'in Yakası:

Bu işte olan bana oluyor. "Yine işi bana yıktınız, yine yırtılan Deli Bekir'in yakası."

Yırtılan Deli Ahmet'in Yakası:

Bu işte olan bana oluyor. "Yine işi bana yıktınız, yine yırtılan Deli Ahmet'in yakası."

Yuları Birinin Elinde Olmak:

Bir kimsenin davranışları birinin denetiminde, yönetiminde olmak. "O istese de gelemez, belli ki yuları birinin elinde."

Yuları Ele Kaptırmak:

Birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek, kendi iradesiyle davranmamak. "Evlendikten sonra yuları ele kaptırdı, işi biraz zor."

Yuları Ele Vermek:

Birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek, kendi iradesiyle davranmamak. "Evlendikten sonra yuları ele verdi, işi biraz zor."

Yumruk Yumruğa Gelmek:

Kavga etmek. "Tartışma büyüyünce yumruk yumruğa geldiler."

Yüreği Delik:

Dertli, büyük kederler içinde. "Annesini kaybettiğinden beri yüreği delik."

Yürü de Ense Tıraşını Görelim:

Görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz. "Şimdi burada ortam bozulmasın, yürü de ense tıraşını görelim."

Yürekte Var, Elde Yok:

Yetenekli olup, imkansızlıklar yüzünden bunu geliştiremeyen insanlar için söylenir. "Süper zeka bir çocuk; ama yürekte var, elde yok."

Yürek Selânik Olmak:

Çok korkmak ve çok heyecanlanmak. "Sende yürek Selânik olmasa gidersin."

Yürek Selânik:

Çok korkak. "Senin bu çocukta yürek selanik." "Yürek Selânik olmasa çoktan gelirdi."

Yürekten Belirtmek:

Temiz duygularla veya tüm samimiyetiyle ifade etmek. "Sana yürekten belirtmeliyim ki, gerçekten çok iyi top oynuyorsun."

Yüz Yüze Gelmemek:

1- Karşılaşmamak. "Yüz yüze gelmemek için arka kapıdan geldim." 2- Bir araya gelmemek. "Uzun zamandır yüz yüze gelmediğimizi fark ettim."

Yüze Gelmek:

Çekinmemek. "Yüze gelip anlatsana her şeyi."

Yüzü Yere Gelmek:

Çok utanç duymak. "Ailenin yüzünün yere gelmesine neden olacak davranışlardan uzak dur."

Yüzüne Tükürseler Yağmur Yağıyor Sanır:

Çok arsız ve onursuz kişiler için kullanılır. "Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanırsın, ne edepsiz biri oldun sen."

Zamanı Gelmek:

1- Ölmek üzere olmak, eceli yaklaşmak. "Zamanı geldiğinde insan tüm sevdiklerini yanında görmek ister." 2- Gerçekleşme vakti gelmek, süresi dolmak. "Hasat zamanı geliyor, hazırlıklara başlamak lazım."

Zam Gelmek:

Bir ürünün veya emeğin fiyatının daha da artması. "Benzine bu akşam da 20 kuruş zam gelmiş."

Zarar Gelmek:

Kötülük gelmek. "Ondan zarar geleceğini bilsem, selam bile vermezdim."

Zelil Etmek:

Aşağılamak, hor görmek, önem ve değer vermemek. "Sen bu insanları hangi hakla zelil etmeye çalışıyorsun?"

Zelil Olmak:

Hor görülmek, aşağılanmak. "Yıllarca yoksulluk yüzünden zelil olduk."

Zevzekliği Ele Almak:

Boş boş konuşmaya başlamak. "Hasan, yine zevzekliği ele almışsın."

Zevkli Gelmek:

Eğlenceli olduğunu düşünmek. "Baştan resim yapmak zevkli gelmişti, ama şimdi sıkılmaya başladım."

Zır Deli, Zırzır Deli:

Deli görüntüsü altında kendi çıkan doğrultusunda hareket eden. "Zır deli, zırzır deli bir adam, onu sakın getirme."

Zora Gelememek:

Baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak. "O el bebek gül bebek büyüdü, zora gelemez."

Zor Gelmek:

Bir işin yapılması birine güç gelmek. "Sabah erken kalkmak çok kişiye zor geliyor."

Zorla Güzellik Olmaz:

1- Bir kimseye beğenmediği şey zorla beğendirilemez. "Bizim beğendiklerimizi beğenmiyor, zorlama! Zorla güzellik olmaz" 2- Bir kimsenin yapmak istemediği bir şey zorla yaptırılamaz. "Yine telefon elinde, ders çalışmıyor işte, zorla güzellik olmaz."

Zor Bela:

Türlü zahmet ve güçlükler çekerek. "Bu karlı havada zor bela gelebildik."

Zurnanın Son Deliği:

Saygınlığı ve değeri olmayan, önemsiz bir konumda bulunan kimseler için söylenir. "Sen zurnanın son deliğisin, sana laf düşmez."

Alnı Secdeye Gelmemiş:

Hiç namaz kılmamış kimse. "Alnı bir kere secdeye gelmemiş biri bizi anlayamaz."

Altın Eli Bıçak Kesmez:

Varlıklı kişilerin elini kimse bükemez. "Baba yadigarı evi satmak zorunda kaldı. Ne demişler? Altın eli bıçak kesmez."

Altın Cetvel:

kenarına sıvı altın ile itinalı bir şekilde çizilmiş düzgün çizgi. "Altın cetvel zamanla bozulmuş."

Altı Üstüne Gelmek:

1- Devrilmek. 2- Çok karışmak, karmakarışık olmak. "Fırtınada köyün altı üstüne geldi."

Ananın Ak Sütü Gibi Helâl Olsun:

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz. "O para ananın ak sütü gibi helal olsun sana, dilediğin gibi harca."

Ananın Ak Sütü Gibi Helal:

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal" anlamında kullanılan bir söz. "O para ananın ak sütü gibi helal olsun sana, dilediğin gibi harca."

Anasının Ak Sütü Gibi Helal Olsun:

"Anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun" anlamında kullanılan bir söz. "O para anasının ak sütü gibi helal olsun, dilediği gibi harcasın."

Anasından Emdiği Süt Burnundan Gelmek:

Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak. "Şu arabanın taksitlerini ödeyinceye kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi."

Anlamına Gelmek:

Bir anlam bildirmek. "Bu sözleri, konuşma anlamına geliyor."

Anlamazlıktan Gelmek:

Bir şeyi anladığı halde anlamamış, farkına varmamış gibi davranmak. "Ben borcunu ifade ettim, ama anlamazlıktan geldi."

Arap'ın Yalellisi Gibi:

Usanç verecek biçimde sürüp giden (iş, konuşma vb.). yalelli gibi. "Arap'ın yalellisi gibi sabahtan beri aynı şarkıyı söylüyorsun."

Arkası Yere Gelmek:

Zor ve kötü duruma düşmek, güçlü olan durumu sarsılmak, yenilmek. "Arkası yere gelmez sanıyorduk, ama yanılmışız."

Arkası Gelmek:

Devamlı olmak, sürekli olmak. "Sana yardımlarımızın arkası gelecek."

Arpası Çok Gelmek:

Coşmak, azmak, kudurmak. "Sizin arpanız çok gelmiş belli ki."

Arpası Bol Gelmek:

Aşırı davranışlarda bulunmak, coşmak, azmak, şımarmak, kudurmak, ele avuca sığmamak. "Arpası bol gelmiş ki böyle saygısızlık yapıyor."

Aşüftelik Etmek:

Hafif ve işveli davranmak. "Aşüftelik edip, patronu ayartmaya çalışıyor."

Ayak Oyununa Gelmek:

Kandırılmak. "Ayak oyununa gelecek bir insan değil."

Bam Teline Dokunmak:

Bir kimseyi, hassas olduğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek istiyorsan, onun bam teline dokunacaksın."

Bamteline Basmak:

Bir kimseyi, hassas olduğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak. "Bir insanı delirtmek istiyorsan, onun bam teline basacaksın."

Baş Aşağı Gelmek:

Tepesi üstü düşmek.

Baş Gelmek:

Yenmek, gücü yetmek.

Başı Belaya Girmek:

Sıkıcı ve üzücü bir durumla karşılaşmak. "Çıkan kavgayı yatıştırmak isterken başı belaya girdi."

Başı Belada Olmak:

Çözülmesi güç, sıkıntılı bir durumda olmak.

Başı Belaya Uğramak:

Sıkıcı ve üzücü bir durumla karşılaşmak. "Çıkan kavgayı yatıştırmak isterken başı belaya uğradı."

Başına Bela Kesilmek:

Sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak. "Böyle giderse bu çocuk ilerde başınıza bela kesilecek."

Başına ... Gelmek:

Kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.

Başına Gelmek:

1- Bir görevi üstlenmek, yüklenmek. 2- Beklenmedik, şaşırtıcı bir olay veya durumla karşılaşmak.

Başında Kavak Yelleri Esmek:

1- Sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğlence ve olmayacak düşünceler peşinde koşmak. 2- Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek, hayallere dalarak vakit geçirmek.

Bedel Ödemek:

1- Bir şeyin maddi karşılığını vermek. "Bu mobilya takımı için 7500 TL bedel ödemeniz gerekir." 2- Bir şeyi elde etmek için zorluk, sıkıntı çekmek. "Bu topraklar için atalarımız yeterince bedel ödemiş." 3- Yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak. "Yaptığın bu saygısızlığın bedelini ödeyeceksin." 4- Askerlik yapmamak veya kısa süre yapmak için devlete para ödemek. "15 bin lira bedel ödemem gerekiyor."

Bedel Tutmak:

Kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. "Bedel tutmak için yirmi altın teklif etmiş."

Bedel Vermek:

Askerlik yapmamak veya kısa süre yapmak için devlete para ödemek. "Bedel vermeyi kabul edersen, bedelli askerlik yaparsın."

Belge Almak:

Başarısızlık yüzünden öğretim kurumuyla ilişiği kesilmek.

Beli Açılmak:

Küçük abdestini tutamaz olmak.

Belayı Berzah:

içinden çıkılması zor bela.

Belirli Belirsiz:

Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen, duyulabilen anlamını taşır. "Belirli belirsiz bir karaltı onu takip ediyordu."

Bel Bel Bakmak:

Aptal aptal bakmak, anlamadan bakmak.

Beli Bükük:

Güçsüz, zavallı.

Beli Çökmek:

Kamburlaşmak.

Bela Getirmek:

Kötülüğe, felakete uğratmak.

Bela Kesilmek:

Birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak.

Bel Kırmak:

Kırıtmak, salınmak.

Bela Okumak:

Bir kimseye ya da bir şeye ilenmek. "Bela okuduğunu bir daha duymak istemiyorum."

Beldei Tayyibe:

Medine şehri.

Belsoğukluğuna Uğratmak:

Kaba bir işe veya bir söze gereksiz yere karışarak onun akışını sektirmek.

Bezginlik Gelmek:

Bıkmak, usanmak, yorulmak. "Şu evin temizliğinden bezginlik geldi bana."

Bıkkınlık Gelmek:

Bıkmak, usanmak, bunalmak.

Birinde Yürek Selânik Olmak:

Çok korkmak ve çok heyecanlanmak. "Sende yürek Selânik olmasa gidersin."

Birini Telaş Almak:

Herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek. "Sınav sonuçları açıklanacak diye ablamı bir telaş almış."

Boğazını Saban Demiriyle mi Deldiler:

Neden bu kadar çok sesli konuşuyorsun? "Sağır değiliz dostum, boğazını saban demiriyle mi deldiler? "

Boğazı Köreltmek:

Açlığını yatıştırmak için bir şeyler atıştırmak.

Boşa Gelmek:

1- Geldiği yerde umduğunu, beklediğini bulamamak. "Bir saatlik yolu boşa gelmişiz." 2- Sebepsizce, keyfi olarak bir yere gelmek. "Buraya boşa gelmedik, bazı özel işlerimiz var."

Boşnak Güzeli:

Sarı saçlı, al yanaklı, ablak yüzlü güzel.

Burnundan Fitil Fitil Gelmek:

Yaptığına, söylediğine pişman olmak. Elde ettiği güzel şey, sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. "Bir hafta tatile gittik, otel yüzünden tatil burnumuzdan fitil fitil geldi."

Can Boğazdan Gelir:

İnsan sağlıklı beslenmesine önem vererek güçlenebilir.

Can Gelmek:

Canlanmak, güçlenmek. "Bir hafta bizde kaldı, çocuğa can geldi."

Canı Burnundan Gelmek:

Bir şey yaparken çok eziyet ve zorluk çekmek, bunalmak. "Kömürü taşıdım ama canım burnumdan geldi."

Canı Boğazına Gelmek:

1- Büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak. "Havuzda az daha boğuluyordum, canım boğazıma geldi." 2- Aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak. "Yazdıklarını okurken canım boğazıma geldi, diyecek söz bulamadım."

Canı Gelip Gitmek:

1- Ayılıp bayılmak. 2- Ümit ve ümitsizlik arasında kalıp heyecanlanmak.

Canı Gelmek:

Yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

Cazip Gelmek:

Akıl ve mantığa uygun olmak. "Fiyatı cazip geldi, ben de iki tane aldım."

Cemaziyelevvelini Bilmek:

Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek. "Kırk yıldır aynı mahalledeyiz Hurşit, cemaziyelevvelini bilirim senin."

Çetelesini Tutmak:

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği malların çetelesini tutmaktan usanmıştı."

Çeteleye Dönmek:

İnsanın yüzünde veya başka bir tarafında birçok kesik ve sıyrık oluşmak. "Bahçedeki dikenleri temizledim, ellerim çeteleye döndü."

Çetelesini Çekmek:

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği malların çetelesini çekmekten usanmıştı."

Çetele Çekmek:

Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek. "Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele çekmekten usanmıştı."

Dağların Gelin Ablası:

Kaba insanlara yapılan ayı benzetmesi.

Dalgınlığına Gelmek:

Dalgınlık dolayısıyla fark edememek. "Dalgınlığıma geldi, senin geldiğini fark etmedim."

Darbı Mesel:

Atasözü, ataların sözü. "Ağaç yaşken eğilir, bu darbımeselden ders çıkar." Doğrusu darbımesel şeklindedir, deyim değil isimdir.

Dar Gelmek:

Sıkıntı ve huzursuzluk vermek. "Sen olmayınca buralar bana dar gelmeye başladı."

Ebussuut Efendi'nin Gelini:

Eski moda giyinen kadın. "Ebussuut Efendi'nin gelini gibi giyinmeye devam ediyorsun."

Deliye Her Gün Bayram:

Her vesileden yararlanarak bayrammış gibi davrananlara taş atmak için söylenir.

Deli Gömleği:

Çok heyecanlı delilerin saldırısını önlemek üzere kendilerine giydirilen kolsuz gömlek.

Deli Olmak:

1- Birini çok sevmek. "Bu çocuk iyice babacı, babasına deli oluyor." 2- Çok sinirlenmek. "Ben konuşurken sözümü kesmene deli oluyorum." 3- Delirmek. "Borçlarını ödeyemeyince deli olmuş diyorlar."

Deliye Pösteki Saydırmak:

Bir kimseyi yapılması çok güç engellerle dolu bir işle uğraştırmak. "Deliye pösteki saydırır gibi, akşama kadar bahçe temizledim."

Deve Tellalı:

İşsiz, güçsüz olmak.

Dil Belası:

Sarf edilen kötü bir sözün sonunda meydana gelen kötülük.

Dilinin Belasını Bulmak:

Konuşma edebini bilmeyen, nerede ne söyleyeceğini düşünemeyen bir kişinin konuşmaları nedeniyle zarar görmek. "Artık akıllanmıştı, dilinin belasını bulmak istemiyordu."

Dilinin Belasını Çekmek:

Konuşma edebini bilmeyen, nerede ne söyleyeceğini düşünemeyen bir kişinin konuşmaları nedeniyle zarar görmek. "Artık akıllanmıştı, dilinin belasını çekmek istemiyordu."

Dörtnala Gelmek:

Çok hızlı koşarak geri gelmek, yaklaşmak. "İşiniz bitince dörtnala geri gelin."

Dünya Başına Dar Gelmek:

Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak, dünya gözüne zindan olmak, dünya başına yıkılmak. "Tüm parasını dolandırıcılara kaptırdığını öğrenince, dünya başına dar geldi."

Dünya Güzeli:

Olağanüstü güzellikte kadın.

Dünya Telaşesi:

Yaşantıyı sürdürebilmek için bu dünyanın uğraşılan işi, gücü. "Bugünlerde dünya telaşesi ile uğraşmaktan ailemizi de ihmal ettik."

Dünya Telaşına Dalmak:

Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşına daldık, ailemizi de ihmal ettik."

Dünya Telaşı:

Yaşantıyı sürdürebilmek için bu dünyanın uğraşılan işi, gücü. "Bugünlerde dünya telaşı ile uğraşmaktan ailemizi de ihmal ettik."

Dünya Telaşesine Kapılmak:

Hayatı sürdürebilmek için bu dünyanın işi, gücüyle uğraşmak. "Son haftalarda dünya telaşesine kapıldık, ailemizi de ihmal ettik."

Dünyadan El Etek Çekmek:

Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak. "Dünyadan el etek çekmiş gibi odasından çıkmıyor."

Dünyadan El Çekmek:

Bir kenara çekilip toplum yaşamına karışmamak, kendi halinde yaşayıp dünya nimetlerine yüz çevirmek. "Bu saatten sonra dünyadan el çekmişim, beni rahat bırakın."

Düşüncelere Dalmak:

Dalgın bir şekilde uzun uzadıya düşünmek. "Düşüncelere dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı."

Annelik Etmek:

Bir kimseye ancak annenin gösterebileceği sevgi ve yakınlığı göstermek, analık etmek. "Teyzesi ona annelik etti."

Afraya Tafraya Gelmemek:

Abartılı davranışı, gösterişi kabullenmemek. "Boş konuşuyorsunuz, ben afraya tafraya gelmem."

Elim Ve Vahim:

Acı ve korkulu, tehlikeli.

Helme Gibi:

İyice pişmiş.

Helme Dökmek:

Kaynatılmış taneler koyulaşmak.

Efradı Belde:

Şehir halkı.

Elektriği Yakmak:

Bir yeri aydınlatmak için elektrik enerjisini açıp kullanmak.

Elektrik Vermek:

1- Bir yeri elektrikle donatmak. 2- İşkence amacıyla birinin çıplak bedenine doğru akım vermek. 3- Elektrik enerjisini kullandırmak. 4- Etkilemek, etkisi altında bırakmak.

Elmanın Yarısı Bu, Yarısı O:

Birbirine çok benzeyen şeyler için söylenir.

Elbirliği Yapmak:

Birlikte davranmak, dayanışmak. "Tüm sınıf el birliği yapıp camları sildi." "Salça yapmak için, komşularla el birliği yaptık." "El birliği yapmadan bu sorundan kurtulamayız." Doğru yazımı el birliği yapmak şeklindedir.

Elebaşı:

1- Kötü, olumsuz iş veya hareketlerde önder olan kimse, sergerde. 2- Oyunda arkadaşlarına baş olan çocuk.

Eleme Sınavı:

Sınav sonuçlarına göre yerleştirme yapılan yerlere talip olan adayların seçilmesi için yapılan ayıklama sınavı.

Elaman Demek:

Çok bezmek.

Elifi Elifine:

Tastamam, noktası noktasına.

Elifi Görünce Mertek Sanmak:

Çok cahil olmak. "Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görünce mertek sanır o."

Eli Kırılmak:

Eli, işe yatkın bir duruma gelmek. "Berberde bir süre çalışınca, elim kırıldı."

El Kiri:

Kolayca vazgeçilir, atılır şey.

Eloğlu:

Yabancı kimse. "Eloğlu çalışıp kazanıyor."

Emel Beslemek:

İsteği, arzuyu sürekli düşünmek veya güçlendirmek.

Emeline Alet Etmek:

Birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak.

Enayi Dümbeleği:

Çok enayi.

Entel Takılmak:

Bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak.

Ereksel Neden:

Bir işte erek durumunda olan nedeni. "Bir kalemin ereksel nedeni yazmaktır."

Eşref Saati Gelmek:

Uygun zamanı gelmek.

Ezelden Beri:

Çok eskiden beri. "Ezelden beri bu kasabada yaşarız."

Anladık Yer Değirmeni, Ama Suyu Nereden Geliyor:

"Bu işin parasını kim ödüyor?" anlamında söylenir.

Fes Düştü Kel Açıldı:

Saklanan bütün yalan ve dolanlar meydana çıktı. Saklanmaya çalışılan bütün gizli tarafları belli oldu. "Karneyi aldın; fes düştü, kel açıldı."

Gecelik Külahıma Anlat:

"Söylediklerine inanmıyorum, boşuna yorulma" anlamında kullanılır .

Gerdaniye Buselik:

Şark müziğinin bir makamı.

Hayat Memat Meselesi Yapmak:

Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele, Ölüm kalım meselesi. "Bu anlaşmayı şirketi için bir hayat memat meselesi yapmıştı."

Hayat Seviyesinin Yükselmesi:

Yaşamanın kolaylaşması.

Gelişi Güzel:

1- Herhangi bir, baştan savma, rastgele, lalettayin. "Ödevini yine gelişigüzel yapmışsın." 2- Üstünkörü "Gelişigüzel İngilizce öğrenmiş, bize hava atıyor." Doğrusu gelişigüzel şeklindedir.

Helva Demesini de Bilirim, Halva Demesini de:

Her ortamda nasıl hareket edileceğini, nasıl konuşulacağını çok iyi bilirim.

Heyecana Gelmek:

Heyecanlanmak, heyecan duymak.

Heykel Gibi:

1- Hareketsiz, duygusuz. 2- Çok güzel vücut.

Heykelini Dikmek:

Türlü alanlarda üstün başarı gösteren kimselere değerbilirlik göstermek.

Kâfi Gelmek:

Yetmek, yetişmek. "Umarım söylediklerim kâfi gelir."

Kantarı Belinde:

Gözü açık, aldatılmaz.

Kafa Kafaya Gelmek:

1- Otomobillerin çarpışmasına ramak kalması. "Komşunun arabayla köşede kafa kafaya geldik." 2- Bir kimseye meydan okumak. "Onun arkası sağlamdır, onunla kafa kafaya gelmek istemem."

Kafası Yerine Gelmek:

Kendini toparlamak, kendine gelmek. "İki saat uyudum, kafam yerine geldi."

Kalburüstüne Gelmek:

Benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin duruma gelmek, kalburüstü kalmak. "Bu öğrenciler, okulda kalburüstüne gelenler."

Kalbur Üstüne Gelmek:

Benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin duruma gelmek, kalburüstü kalmak. "Bu öğrenciler, okulda kalburüstüne gelenler." Deyimin doğru hali Kalburüstüne gelmek şeklindedir.

Kendi Kendine Gelin Güveyi Olmak:

İlgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek. "Kendi kendine gelin güveyi olmuşsun, kızın senden haberi bile yok, ne sevmesi?"

Kılına Halel Gelmemek:

Hiçbir zarara uğramamak. "Hiçbir aile, çocuklarının kılına halel gelmesini istemez."

Kırk Yıl Düşünsem Aklına Gelmez:

1- Hiç umulmayan, beklenmeyen, ihtimal dahilinde olmayan bir durum ortaya çıktı. "Kırk yıl düşünsem böyle doğruları söyleyeceğin aklıma gelmezdi." 2- Birinin yaptığı şey kolay kolay düşünülmeyecek, çok akıllıca ve zekice. "Kırk yıl düşünsem bu sorunun bu yolla çözüleceği aklına gelmez."

Kızım Sana Dedim Gelinim Sen Anla:

Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylemiş olsam da, amacım bu sözleri kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin duymasıdır. Bir sözün muhatabına doğrudan söylenmeyip, dolaylı olarak söylenmesini ifade eder. "Konuşmasının sonunda kızım sana dedim, gelinim sen anla deyince içim rahatladı."

Kızım Sana Söylüyorum, Gelinim Sen Dinle:

Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylesem de aslında bu sözler kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimse içindir. Sözlerimi o da duymaktadır, anlamına gelir. "Konuşmasının sonunda kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle deyince içim rahatladı."

Kızım Sana Dedim Gelinim Sen İşit:

Çok yakınım olan bir kimseye düşüncelerimi söylemiş olsam da, amacım bu sözleri kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin duymasıdır. Bir sözün muhatabına doğrudan söylenmeyip, dolaylı olarak söylenmesini ifade eder. "Konuşmasının sonunda kızım sana dedim, gelinim sen işit deyince içim rahatladı."

Kolay Gele:

Çalışmakta olanlara söylenen, işinde zorluk çekme, anlamında iyi dilek sözü "Kolay gele! Ayşe Abla, yardıma ihtiyaç var mı?"

Kolay Gelsin:

Çalışmakta olanlara söylenen, işinde zorluk çekme, anlamında iyi dilek sözü "Kolay gelsin! Ayşe Abla, yardıma ihtiyaç var mı?"

Kurt Elbisesi Giymek:

Korkak ve zayıf biri, cesur ve güçlü biri gibi davranmak. "Kurt elbisesi giymiş korkak herifin biridir."

Lazım Gelmek:

Gerekmek. "Bize lazım gelen, birbirimize sımsıkı kenetlenmektir."

Elinden ... Düşmemek:

Bir şeyle çok fazla ilgilenmek. "Akşama kadar elinden telefon düşmüyor."

Elinden ... Düşürmemek:

Bir şey sürekli elinde olmak ve onunla ilgilenmek. "Yeni aldığı telefonu elinden düşürmüyor."

Elinden Geleni Ardına Komasın:

Elinden ne gelirse yapsın.

Elinden Kaçırmak:

Yakaladığı fırsatı istediği gibi kullanamamak. "Mağazaya uğramıyorsun, indirimleri elinden kaçırıyorsun."

Elinden Kurtulmak:

Birinden kaçmayı başarmak. "Bu defa benim elimden kurtulamayacaksın."

Elinden Uçan Kuş Kurtulmaz:

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, maharetli. "Çok becerikli, onun elinden uçan kuş kurtulmaz."

Elinden Gitmek:

Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak. "Bütün mal mülk bir hiç uğruna elinden gitti."

Elinden Bir Şey Kurtulmamak:

Her türlü işi yapabilir, çok becerikli, yetenekli, mahir olmak. "Çok becerikli, onun elinden bir şey kurtulmaz."

Elinden Bir Şey Gelmemek:

1- Çaresizlikten ya da yeteneksizlikten bir iş yapamamak. "Boşuna ona görev verme, onun elinden bir şey gelmez." 2- İstediği hâlde bir şey yapma olanağı bulamamak. "Bu durumda elimden bir şey gelmez."

Ne Baş Belli Ne Ayak:

Her şey birbirine girmiş, karışık durumda. Kimin ne olduğu, ne yaptığı belli değil.

Gözaydına Gelmek:

Birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek. "Tüm dost akraba sağ olsun, gözaydına gelmeyen kalmadı."

Anahtar Deliğinden Bakmak:

Gizlice gözetlemek. "Şüphesine yenik düşüp anahtar deliğinden baktı."

Bir Güzel:

İyice, güzel bir biçimde. "Adamı bir güzel soyup kaçtılar."

Bir Papel Etmemek:

Değeri olmamak. "Bir papel etmeyen adamlarla muhatap olma."

Bir Şey Elden Ele Geçmek:

Birçok sahip değiştirmek. "Bu kitap elden ele geçiyor."

Bir Şeyden El Etek Çekmek:

Uğraştığı şeyle artık uğraşmaz olmak. "Balıkçılıktan da elini eteğini çekmişti."

Katakulliye Gelmek:

Tuzağa düşmek. "Koskoca patron böyle bir katakulliye gelmez."

Hatiften Gelmek:

Gaipten ses gelmek. "Ara ara hatiften sesler geldiğini söylerdi."

Afura Tafura Gelmemek:

1- Çalım satmadan hoşlanmamak. "Bu yaştan sonra afura tafuraya gelmem." 2- Böyle bir davranışa karşı tepki göstermek. "Bu saatten sonra senin afura tafurana gelmem."

Kahveyi Sele Vermek:

Türk kahve kültüründe, fincanın yanında su dolu bardağın getirilmesinin sebebi; kahve içecek kişinin önce su bardağından genellikle üç yudum su içip suyu ağzında dolaştırıp yutarak hem ağzını hem de boğazını kahvenin tadını almaya hazırlamasıdır. Kahve tiryakileri, kahveyi mutlaka böyle içerler. Kahvenin üzerine su içmek, görgüsüzlük kabul edilir.

Ayakkabısını Düzeltmek:

(Kars Yöresinden) 1- Misafirliğe gelenlerin ayakkabılarını kapı önünde geliş ve gidiş yönlerine göre eşleştirip sıralamak. 2- Hoşlanılmayan bir kişinin ayakkabılarını burunları sokağa bakacak şekilde kapı önüne koymak, dolaylı olarak evden gitmesini istemek.

Çarığını Düzeltmek:

(Kars Yöresinden) 1- Misafirliğe gelenlerin ayakkabılarını kapı önünde geliş ve gidiş yönlerine göre eşleştirip sıralamak. 2- Hoşlanılmayan bir kişinin ayakkabılarını burunları sokağa bakacak şekilde kapı önüne koymak, dolaylı olarak evden gitmesini istemek.

Duymamazlıktan Gelmek:

An Meselesi:

Olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. "Yağmurun yağması an meselesi."

Ortalığı Velveleye Vermek:

Gereksiz bir telaşa düşürmek. "Ortalığı velveleye vermene gerek yok, tüm paranı vereceğiz."

Helâl Süt Emmiş:

İyi huylu, doğru yoldan sapmayan, temiz bir kişi. "İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt emmiş birisidir."

Hem Kel Hem de Fodul:

"Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor" anlamında kullanılır. "Hem kel hem de fodulsun, utanma arlanma yok mu sende!"

Han Kapısından Teğelti Atmak:

Defetmek, kovmak. "Gelen adamı hiç konuşturmadan, han kapısından teğelti atar gibi uzaklaştırdılar."

Raddelerinde:

Sularında. "Saat on bir raddelerinde."

... Ameliyatı Geçirmek:

Ameliyat edilmiş olmak. "Bu koğuşta ayak ameliyatı geçirmiş hasta Şahin'di." -H. R. Gürpınar.

... Belası:

-den dolayı, sebebiyle. "İlme karşı saygı belası olarak dinlemek zaruridir." -Y. K. Beyatlı.

Birinin Elinde ... Var:

Yapar, bilir, bulundurur. "Elinde güzel bir mesleği var."

... Elinden Çıkmak:

Biri tarafından yapıldığı belli olmak. "Giysi belli oldu, çok kaliteli, çok iyi terzi elinden çıkmış." -M. İzgü.

... Hâline Gelmek:

Gibi olmak.

...-mesi An Meselesi:

Olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. "Dayımların gelmesi an meselesi."

...-mesi Gün Meselesi:

Olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. "Kovulması gün meselesi olduğu için usta bir taraftan sıkıştırıyor, patron bir taraftan sıkıştırıyor."

Ver Elini ...:

Ansızın verilen bir kararla yola çıkıldığını anlatan bir söz. "Pek sıkıldık mı atla bir vapura, ver elini İstanbul." -A. İlhan.

Baypas Ameliyatı :

(ing.a.t.i.) Kalpte tıkanmış bir damarın beslediği bölgeye kan akışını sağlamak için yapılan damar ekleme ameliyatı.

Bol Gelmek:

Gereken ölçüden daha büyük ve geniş olmak.

Butik Otel:

Konaklayanlar için her türlü konforun sağlandığı, oda sayısı az olan otel.

Çetele Silmek:

Hesap görüldükten sonra çetelenin üstündeki çentikleri bozmak.

Dantel Angles:

“İngiliz danteli” Büyük Britanya’da iğ ile yapılan bir dantel çeşidi.

Eli Daralmak:

Delta Işını:

(fiz.) Hareket hâlindeki yüklü bir tâneciğin etkisiyle bir atomun fırlattığı elektronların yaydığı ışın.

Düello Etmek:

Silâhla çatışmak. "Külhanbeylerinin şemsiye sopaları, kırık değneklerle kılıç karşılaştırıp düello etmeleri sokak başlarının hoş bir eğlencesi idi." (Reşat N. Güntekin)

Elektrik Anahtarı:

Bir devreden elektrik geçmesini veya geçmemesini sağlayan ve genellikle elle kumanda edilen düğme.

Elektrik Düğmesi:

Bir devreden elektrik geçmesini veya geçmemesini sağlayan ve genellikle elle kumanda edilen düğme.

Elektrik Çarpması:

Bir canlının elektrik akımı geçen tele dokunması sonucunda şiddetle sarsılması veya ölmesi.

Elektrik Direği:

Elektrik enerji hatlarını taşıyan ağaç veya metal direk.

Elektrik Feneri:

Pille çalışan el feneri. Elektrik ocağı: Elektrik enerjisi ile çalışan ısıtma aracı.

Elektrik Saati:

Kullanılan elektrik enerjisinin miktârını gösteren araç.

Elektrik Santrali:

Su, ısı, rüzgâr, nükleer enerji vb. enerjiler kullanılarak elektrik elde edilen tesis.

Elektrik Süpürgesi:

Elektrik enerjisiyle çalışan süpürge.

Elektrik Tedâvisi:

(tıp.) Bâzı hastalıklarda elektriğin çeşitli etkilerinden faydalanılarak yapılan tedâvi.

Elektrikli Sandalye:

Bâzı ülkelerde ölüm Fendi Replica Bags cezâsının uygulanmasında kullanılan araç.

Elektronik Beyin:

Bilgisayar.

Elektronik Posta:

Bilgisayar ile haberleşmede, belirli adresler arasında aktarılan mektup veya doküman. (Kısaltılmışı: e-posta). İng. e-Mail.

Postunu deldirmek:

Postu (Postunu) deldirmek: argo. Vurulmak, yaralanmak: Tüküreyim senin efeliğine! Ali! Al tüfeklerini şu şaşkolozların elinden. Yoksa postunu deldirir bu ayı (Bekir Büyükarkın).

WhatsApp