MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Seksüel Sadizm:

(sexual sadism) En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin, başka birinin psikolojik ya da fiziksel olarak ıstırap çekmesi (hakaret etme de içinde olmak üzere) eylemi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Erkeklik

*Erkeklik

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Fabrikatörlük:  

(fr.t.i.) Fabrika sahipliği, fabrika işletmeciliği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)

Fabula:  

(Lat. yapıt) Latin Komedyalarında iki türlü "fabula" vardır: 1- Fabula palyata. (bkz:: Palyata Komedyası) 2- Fabula togata. (bkz:: Togata Komedyası)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Facia:  

Eski Türk tiyatrosunda melodrama ve tragedyaya verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

facir:  

1- Günaha dalan, günahkâr, isyankâr, azgın. “Mümin, günah işlerse sanki üzerine bir dağ düşecekmiş gibi hisseder; facir ise günah işlediği zaman sanki burnuna bir sinek konmuş gibi önemsemez.” (Hadis) 2- İslam’ın koymuş olduğu emirleri ve yasakları çiğneyen. Örn:: “O gün (kıyamet günü) yüzler var ki kapkara olmuştur. Onları karanlık bürümüş (öylesine üzgün ve dertli) tür. İşte onlar kâfirler ve facirlerdir.” (Kur’an-ı Kerim Abese suresi 80/42 nci Ayet) 3- İnkârcı, kâfir. Örn:: “Şüphesiz ki facirler cehennemdedirler.” (Kur’an-ı Kerim İnfitar suresi 82/14 nci Ayet) 4- Ahlaksız, edepsiz. 5- Zina yapan. 6- Münafık.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Faça:  

(it.i. faccia, yüz, çehre) 1- Yüz, surat, çehre. Örn:: Aynaya bakıyor faça sağlam Lan gene seviyor Allah. (Mahzar Alanson, Anında Görüntü) 2- Yüzdeki yara. Örn:: Ama çenemdeki façayı her görüşümde onların validelerini, sülalerini saygıyla anıyorum. (Kanat Güner, Eroin Güncesi) (bkz:: Faça Açmak) 2- (Kişide) Genel görünüm, kılık kıyafet. Örn:: Bu devirde cebinde mangırın olmasın İsterse. Yeter kİ façan düzgün olsun. Façan benimki gibi oldu mu bırak. İsterse milyonun olsun. (Orhan Kemal, Marsilyalı) Örn:: Façamız temiz, cebimiz para dolu icabında pazarları biz de takılırız pastaneye, sinemaya. (Aydın Ulun, Köprüaltı Çocuğu Mehmet) 3- (Bazı iskambil oyunlarında) Destenin en altına açılan iskambil kağıdı. Örn:: Bazı hilekarlar da kağıtları dağıtırlarken façaya bakarlar. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 4- (Gazinoda) Sahneye en yakın olan masalar ön masalar. Örn:: Pist kenarındaki faça masaların tek tek gönlünü okşayacak. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Faça:  

(it.i.) (arg.) 1- Yüz, çehre. 2- Yüzdeki bıçak yarası. 3- Kişinin genel görünüşü, kılık, giysi. 4- Pişti oyununda destenin en altına açılan iskambil kâğıdı. 5- Gazinoda sahneye en yakın olan masalar. 6- (den.) Yüklü geminin bordasındaki su düzeyiyle boş geminin bordasındaki su düzeyi arasında kalan bölüm. 7- Birini mahcup etmek, bozmak. 8- Döverek, hırpalayarak görünüşünü, kılığını bozmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Faça Açmak:  

(d. İt. türk.) Kesici bir araçla birisini (özellikle yüzünden) yaralamak. Örn:: Buidog Tinanın suratına faça açmanın verdiği keyifle sütunların arasından geçerek özgürlüğe kavuştu. (Metin Kaçan, Ağır Roman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Faça Façaya:  

(d. it. türk. e.) Karşı karşıya, yüz yüze. Örn:: Çocuklar merdivenlere hürya edince Kel Mahmut'la bir çoğu faça façaya gelmişti. (Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı) Örn:: kıvır kıvır saçlı, uzun boylu tipik bir erkek güzeliyle faça façaya geldik. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Faça Vermek:  

(d. it. türk.) 1- Kimliği belli olmak, tanınmak. Örn:: Bu kez de bu işin tanınmadan faça vermeden nasıl başarılabileceğini tartışıyoruz. (Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım) 2- Zarar görmek, kendisine zarar erişecek biçimde davranmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Façasını Aşağıya Almak:  

(d. it. türk.) 1- (Birisini) Döverek, hırpalayarak görünümünü bozmak, kılığına zarar vermek. Örn:: -Bana bak dedi senin gibi kadınların çoook façasını alıverdim. (Orhan Kemal, Tersine Dünya) 2- Mahçup etmek, küçük düşürmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Façasını Bozmak:  

(d. it. türk.) 1- Birisini yüzünden yaralamak, yüzünde kalıcı bir iz bırakmak. Örn:: Uykuda faça bozmak adam vurmak özellikle büyük namussuzluk sayılıyor. (Baskın Oran, Nerde O Eski Mapusaneler) 2- (Eşanl.) Façasını Aşağı Aşmak. Örn:: Nasıl olsa tüyleneceksin Şimdi façanı bozmadan bizi gör bakalım. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Façeta:  

(it.i.) Elmasın yontulmuş yüzlerinden herbiri. eş anl: faseta.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Façetalı:  

(it.t.sf.) 1- Üzerinde façetaları bulunan yontulmuş olan elmas. 2- Üzerinde çentikler oluşançakıl vb.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Faço:  

(it.i. facciadan) (Birisini) Tanıdıkmış, dostmuş gibi davranarak dolandırma, Yankesicilik. Örn:: Faço İtalyancada yapıyorum anlamındadır. Napoli ve Cenova yankesicilerinin tekniğine benzerlikler göstermesi de ilginç. (Engin Bilginer, Babalar Senfonisi) (bkz:: Babacımcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Façocu:  

(i.) Faço yöntemiyle yankesicilik yapan kimse. façocular üstün, başın toz olmuş babacığım deyip haybecinin ceketine tebelleş olmakla. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Façuna:  

(it.i.) (den.) Halatın örselenmesini önlemek için, örselenecek yerlerinde tel ya da sicimle yapılan sargı. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Façunalık:  

(it.t.i.) (den.) Façuna yapmakta kullanılan tel ya da sicim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fadale:  

(a.i. erk.) 1- Faziletli. 2- Rasulullah'a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fadıl:  

(a.i. erk.) (bkz:: Fazıl)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fadıl Akgündüz:  

(lakabı) Jet Fadıl (Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

Fadile:  

(a.i. ka.) (bkz:: Fazıl)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Fadime:  

(t.i. ka.) (bkz:: Fatma) (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Fadl:  

(a.i. erk.) 1- İyilik. 2- Fazilet. 3- Erdemlilik. Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib: Rasulullah'ın amcası Abbas (r.a.)'ın oğludur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fagofobi:  

(ing.i. phagophobia) yemekten, yutmaktan ve yutulmaktan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Fagosit:  

(fr.i.) (yaşb.) Organik ya da inorganik cisimcikleri içine alarak sindirebilen, özellikle zararlı maddeleri, mikropları yutarak yok eden kan gözesi. eş anl: yutargöze.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fagositoz:  

(fr.i.) (yaşb.) Vücuda giren mikropların yutargözelerce yutulup yok edilmesi olayı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fagot:  

(fr.i.) (müz.) Tahtadan yapılan ve parçalardan oluşan, parçaları uç uca ekli olduğu için uzun bir boruya benzeyen bir üflemeli çalgı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fahamet:  

(a.i. ka.) 1- Fahimlik, ululuk. 2- İtibar, kıymet, değer.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Fahhar:  

(a.i. erk.) 1- Çok övünen, kendini çok metheden. 2- Çanak, çömlek, toprak testi. 3- Saksı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fahim:  

(a.i. erk.) 1- Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2- Ulu, büyük, sayan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fahime:  

(a.i. ka.) (bkz:: Fahim)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Fahir:  

Ahmet Hamdi Tanpınar'in yazdığı Huzur kitabındaki ana karakter. Nuran’ın boşandığı kocasıdır. Nuran ile evliliklerinin yedinci yılında karısı Nuran’dan sıkılır ve Romen bir hayat kadınıyla yaşamaya başlamıştır.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Fahir:  

(a.i. erk.) 1- Övünülecek, iftihar edilecek. 2- Şerefli, kıymetli. 3- Parlak, güzel, mükemmel.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fahire:  

(a.i. ka.) (bkz:: Fahir)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

fahiş:  

1- Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla. 2- Ahlak ve törelere aykırı olan, çirkin, kötü. Örn:: “Kişiye günah olara fahiş sözlü, cimri ve korkak olması yeter.” (Hadis) 3- Dinin koymuş olduğu ölçülere uygun olmayan. “De ki: “Rabb’im, gözüken ve gözükmeyen fahiş şeyleri, günahı, zulmü, haksız yere başkasına saldırmayı haram kılmıştır…” (Kur’an-ı Kerim A'raf suresi 7/33 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fahişe:  

ad ➽orospu.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Fahreddin:  

(a.i. erk.) Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fahrenhayt:  

(alm.i.) (Fahrenhayt veya fahrenheit, Alman fizikçi Daniel Gabriel Fahrenheit adından) Erimekte olan buzun sıcaklığını 32, kaynar suyun buhar sıcaklığını 212'de gösterebilecek biçimde derecelenmiş bulunan bir tür sıcakölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)

Fahrettin Aslan:  

(lakabı) Gazinocular Kralı (Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

Fahrettin Kerim:  

(d.) (1949-1957 arasında İstanbul Valiliği ve Belediye Başkanlığı yapmış Fahrettin Kerim Gökay'ın adından) es. Küçük boy rakı, rakı şişesi. Örn:: Bir fahrettin kerim alır akşam evinde ziftlenirsin. Gönlümden koptu işte. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam) (Fahrettin Kerim Gökay alkol düşmanlığıyla tanınırdı. Kısa boylu tıknazlığıyla da o dönemde kullanılan tırtıllı bombeli rakı şişelerini anımsatıyordu.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fahri:  

(a.i. erk.) Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri aza, fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya müessese için gurur kaynağı olan kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fahriâlem:  

“Âlemin övünç ve gurur duyduğu kimse.” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan bir saygı ve sevgi sözü. Örn:: “Fahriâlem göç eyledi dünyadan / Evlatlarım size olsun elveda.” (Süleyman Çelebi)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fahrikâinat:  

“Bütün varlıkların övünç ve gurur duyduğu kimse.” anlamında Hz. Muhammed için kullanılan bir saygı ve sevgi sözü.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fahriye:  

(a.i. ka.) (bkz:: Fahri) İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şairlik kuvvetlerinden bahsettikleri şiirler. Daha çok kasidelerin bir bölümü bu şekildedir.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Fahriye Evcan:  

Dizi Karakteri: Necla Tekin Dizi Adı: Yaprak Dökümü. 2006-2010 yıllarında arasında Kanal D'de yayınlanan aile ve drama türündeki Türk televizyon dizisi.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )

Fahrunnisa:  

(a.i. ka.) (bkz:: Fahir) Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Faik:  

(a.i. erk.) 1- Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2- Mümtaz, manevi olarak üstün olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Faika:  

(a.i. ka.) (bkz:: Faik)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Faiz:  

(a.i. erk.) Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan. Kur'an'da müslümanları vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

faiz:  

1- Fazlalık, artma, çoğalma, nema, riba. 2- Hizmet ve emek karşılığı olmaksızın paranın kullanılmasına karşılık olarak elde edilen dinen uygun görülmeyen kazanç. Örn:: “…Allah, alımsatımı helal, faizi haram kılmıştır…” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/275 nci Ayet) 3- Borç alacak ilişkisinde borçlunun, süresi dolan borcunu ödeyememesi durumunda sürenin uzatılmasına karşılı ödemeyi garanti ettiği fazlalık, para. 4- Bankaların tasarruf sahiplerinden vadesiz olarak veya belirli vadelerle topladığı paralar karşılığında belirlenen süre sonunda ana paraya ek olarak ödemeyi garanti ettiği miktar. 5- Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olan paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli. İslam dini ayet ve hadislerle faizin her türlüsünü haram kılmıştır. Hz. Peygamber, bu yasağı Veda Haccı’nda bir kez daha vurgulamış ve faizi cahiliye âdeti olarak kabul etmiştir. Hz. Peygamber faizle beraber faiz şüphesi olan tüm alışverişleri yasaklamıştır. Örn:: “Ey iman edenler! Gerçekten iman etmişseniz Allah’tan korkun ve alacaklı olduğunuz faizi, insanlardan almayın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü tarafından size savaş açılacağını bilin. Eğer tevbe eder (faizi bırakırsanız) sermayeniz sizindir. Ne haksızlık yapın ne de haksızlığa uğrayın.” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/278-279 ncu Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Faiza:  

(a.i. ka.) (bkz:: Faiz)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Faka Basmak:  

(d. a.türk.) Tuzağa düşmek, kanmak. Örn:: Boyum kısa aklım çoktur. Benim bilmediğim yoktur. Aldatırım ben aldanmam. Cici beyim faka basmam. (kanto)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

fakat:  

bağlaç ancak, ama, yalnız.(Konusu: , Kökeni: )

Fakfon:  

(fr.i.) (kim.) Bakır, çinko ve nikelden oluşan, gümüş görünüşünde, kuyumculukta da kullanılan bir alaşım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakı:  

(t.i. erk.) Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Fakih:  

(a.i. erk.) l- Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2- Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

fakih:  

1- Din bilgini, fıkıh âlimi, müçtehit. Örn:: “Gerçek anlamda fakih, Allah’ın koymuş olduğu kurallara uygun davranan kişidir.” (Abdullah b. Mesud) 2- İslam fıkhını iyi bilen ve kendisine sorulan konular hakkında fetva verme ve çözüm önerme yetkisine sahip olan kimse. Örn:: “Bir fakih, şeytana, (sadece) ibadet eden bin kişiden daha zor gelir.” (Hadis) 3- Dinî hükümler konusunda derin anlayış ve kavrayışı olan, insanın lehindeki veya aleyhindeki hükümleri delilleriyle ortaya koyabilecek ölçüde fıkıh ilminde uzmanlaşan kimse. Bir kişinin fakih olabilmesi için Arapçayı ayrıntılı olarak bilmesi, Kur\'an-ı Kerim, hadis ilimlerinde derinleşerek otorite olması, yaşamış olduğu çağın meselelerini İslam’a göre yorumlayabilmesi, davranışlarının İslam inançlarıyla uyumlu olması ve iyi niyetli olması gerekir. Örn:: “Allah, bir kimse hakkında hayır dilerse onu dinde fakih kılar.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fakir:  

1- Yoksul, maddi ihtiyaç içinde bulunan kimse. Örn:: “Ey Allah’ım! Fakirlikten, tembellikten, âcizlikten, küfürden ve korkaklıktan sana sığınırım.” (Hadis) 2- Yeterli miktarda malı ve geliri bulunmamakla birlikte bu hâliyle geçinmeye çalışan kimse. Örn:: “Zekâtlar, fakirlere, düşkünlere, zekât toplamakla görevlendirilen memurlara, kalpleri (İslam’a) ısındırılmak istenenlere verilir.” Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/60 Ayet) 3- Kendisinin ve ailesinin zorunlu ihtiyaçlarının dışında malı olmayan, zekât verebilecek miktarda mala sahip olmayan kimse. Örn:: “Herhangi bir yerde bir fakir ihtiyacından dolayı ölecek olursa o beldenin halkı Allah’ın zimmetinden çıkar.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fakir:  

(fr.i.) Hindistan’da, yokluğa, eziyete kendini alıştırmış olan ve olağanüstü hünerler gösterebilen derviş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakir Baykurt:  

Tahir BAYKURT (d:1929; ö:1999)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Fakirhane:  

(b.i) Alçakgönüllülük göstermek için evim, evimiz yerine kullanılır.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Fakirizm:  

(fr.i. fakirisme) (fel.) Hint felsefesinde insan vücudu bütün kötülüklerin kaynağı sayıldığından, bedene eziyeti ruhun kurtuluşu ve mutluluğu için gerekli gören çilekeş olma durumu.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Fakirizm:  

(fr.i. fakirisme < Ar. faḳіr) 1- İnsanın vücudunun bütün kötülüklerin kaynağı olduğunu, ruhun kurtuluşu ve mutluluğu için bedene eziyet etmek gerektiğini öne süren ve bunu uygulayan Hint felsefesi, Hint çileciliği, Hint Dervişliği. 2- Fakirlerin gösterdiği ve doğaüstü bir güce mal edilen olağanüstü hünerler.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

fakirlik:  

ad 1. ➽yoksulluk. 2. ➽verimsizlik,kısırlık. 3. ➽yetersizlik.(Konusu: , Kökeni: )

fakr:  

1- Kulun Allah’tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaması. 2- İnsanın iç zenginliğini sağlama sürecinde zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlardan yoksun olması ve kendisini her zaman Allah’a muhtaç hissetmesi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Faks:  

(fr.i.) ("faksimile'den kısaltma) 1- Yazı ve resimleri, telefon yolu aracılığıyla anında tıpkıbasım olarak gönderip alabilen elektronik aygıt. 2- Bu aygıtla gönderilmiş yazı, ileti vb.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Faksimile:  

(fr.b.i.) Bir yazının, desenin, tablonun ve benzeri bir şeyin fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan, her yönden aynı olan basımı. eş anl: tıpkıbasım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakslamak:  

(fr.t.i.) Faks aygıtıyla göndermek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)

Faktitif:  

(fr.i.sf.) (dilb.) Eylemin kök ve gövdesine bir ek getirilerek, eylemin belirttiği işin başkasına yaptırıldığını gösteren eylem, ettirgen çatılı eylem. Örn: "giy-dir-mek", "dinle-t-mek" gibi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Faktör:  

(fr.i.) 1- Bir işin gerçekleşmesine, bir olayın olmasına yol açan, oluşu etkileyen herhangi bir şey. 2- (fels.) Etkileyici, belirleyicigücü olan şey. 3- (kim.) Bir maddenin üzerinde belli bir değişiklik yapan şey. eş anl: etken, etmen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakül:  

(fr.i.) (gökb.) GÖKBİLİM Güneş lekeleri yöresinde görülen, parlak taneciklerden ve damarlardan oluşan bölüm. eş anl: benek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakülte:  

(fr.i.) Bir üniversitenin, öğrenim alanı ya da uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Fakülteli:  

(fr.t.i.sf.) Fakülte öğrencisi olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)

fal:  

1- Uğur, talih, şans, meymenet. 2- Geleceği öğrenmek, şans ve kısmeti anlamak amacıyla oyun kağıdı, kahve telvesi ve el ayası gibi şeylere bakarak anlam çıkarma. 3- Çeşitli tekniklerle gelecekten ve bilinmeyenden haber verme, gizli kişilik özelliklerini ortaya çıkarma sanatı. 4- M.Ö. 4000 yılları civarında Çin, Mısır, Babil ve Kalde dinlerinde değişik yöntemlerle geleceğe ait olayları veya kişilerin karakterlerini söyleme sanatı. İslam dini, falcılığı yasaklamış ve büyük günahlardan saymıştır. İslam dinine göre geleceği sadece Allah bilir. “Kim falcıya gider de fal baktırır ve falcının dediklerini doğrularsa; Hz. Muhammed’e indirilen(vahy)i inkâr etmiş olur.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Falaka:  

Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Ömer SEYFETTİN Kitabın Konusu: İhtiyar bir hoca efendinin gereksiz yere yemin etmesi sonucu gülünç duruma düşerek işinden olmasıdır. Kitabın Ana Fikri: Yaptığımız basit şakalar çok ciddi sonuçlara sebep olabilir. Gereksiz yere büyük yeminler edilmemelidir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Falakrofobi:  

(ing.i. phalacrophobia) kabak kafalı olmaktan, kellikten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Falan Filan:  

(i.) Önem verilmeyen, hafifsenen kimse, şey. "Ona kâğıt, kalem falan filan lazım." NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Falanj:  

(fr.i.) (tar.) 1- Eski Yunanlılarda, özellikle Makedonya piyadelerinin çekirdeğini oluşturan mızraklı alay. 2- Kimi ülkelerde, diktatörlüklerde, yarı askeri siyasal örgütlere verilen ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Falanjist:  

(fr.i.) 1933 yılında José Antonio Primo de Rivera tarafından İspanya'yı ele geçirmeye çalışan İspanyol komünistlere karşı geliştirilen, en çok Francisco Franco tarafından uygulanmış otoriter-kralcı faşist ideoloji.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Falcı:  

(a.i. fal, türk. e.) Bir tür kadın yankesici, dilenci, bohçacı, falcı gibi dolaşır ve yakınlık kurduğu kişiyi o anki fırsata göre dolandırır ya da soyar.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Falçata:  

(it.i. falcetto'dan) 1- Kunduracı bıçağından. 2- an.ge. Her tür kesici araç, bıçak, kama, sustalı kasatura vb.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Falçeta:  

(it.i.) 1- Eğri biçimli kunduracı bıçağı. 2- (arg.) Bıçak, sustalı, kasatura gibi her türlü kesici araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Falih:  

(a.i. erk.) 1- Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. 2- Toprağı süren, eken.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Falkland Adaları:  

Resmi Tam Adı: Falkland Adaları İngilizce: Falkland Islands Diğer Adı: Malvina Adaları İspanyolca: Islas Malvinas(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Yer Aldığı Kıta: Güney Amerika Kıtasında, Atlas Okyanusu'nda (Atlantik Okyanusu) yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Birleşik Krallığa (Büyük Britanya) bağlı Denizaşırı toprakları.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Yönetim Şekli: İktidar Yapısı: İçişlerinde serbest, Dışişlerinde ve savunmada ise Birleşik Krallık'a bağlıdır. İktidar Kaynağı: Parlamenter Monarşi.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

İdari Yapısı: Doğu Falkland, Batı Falkland ve 776 küçük ada.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Başkenti: Stanley(Konusu: Ülke Başkenti, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Komşuları: Güney Amerika'nın Güneyinde, Güney Atlas Okyanusu'nda (Atlantis Okyanusu), Arjantin'in Doğusunda yer almaktadır.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Resmi Dili: İngilizce(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Para Birimi: Falkland Adaları Poundu Para Birimi Kodu: FKP(Konusu: Ülke Para Birimi, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Plaka Kod: FK(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Tel. Kodu: +500 Bölge 5 – Meksika, Orta Amerika ve Güney Amerika Kıtası numaralandırma Plan Alanı içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Dini: Hristiyanlık Mezhebi: Roma Katolik Kilisesi NOT: Hristiyan'lığın 3 ana mezhebi: Roma Katolik Kilisesi, Protestanlık, Ortodoks Kilisesi(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Falkland Adaları Bayrağı: Mavi zemin üzerinde gönder kısmının yukarısında Britanya bayrağı, bayrağın ortasında ise Falkland Adaları’nın ulusal arması bulunur; Ulusal arması, Desire isimli bir geminin üzerinde bulunan beyaz bir koç (ekonomik uğraş küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir.) ve altında yazan “Hak Arzusu” sloganından oluşur.(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Milli Marşı: "God Save the Queen" (Tanrı Kraliçeyi korusun) veya "God Save the King" (Tanrı Kralı Korusun) Falkland Adaları'nın (Birleşik Krallık'ın Denizaşırı Toprağı olmasından dolayı) ulusal marşı.(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )

Falkland Adaları:  

Genel Bkş: Ada üzerinde yaşayan 3.000 kişiye karşılık adada yaklaşık yarım milyon koyun bulunmaktadır. Adanın en büyük ticaret metasının yün olduğunu sanırız söylemeye gerek yok. •(Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )

Fall Away shot:  

(Basketbol Ter.) Rakip tarafından kesilmemek için geriye düşerek yapılan atış. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fallamak:  

(bkz:: Anasını Bellemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

WhatsApp