D E N E M E    


Bir Deyim Öğrenelim!

Domuzdan Kıl Çekmek:

Sevilmeyen, eli sıkı olan, cimri bir kimseden bir şey alabilmek. ”Domuzdan bir kıl koparmak kârdır.”

DEYİM ARAMA


     
Sende Yolla Hata Bildir!



DEYİMLER SÖZLÜĞÜ




Açlığını Öldürmek:  

1- Az miktarda yiyecek veya içecek tüketerek açlığını gidermek. "Açlığını öldürmek için iki kurabiye atıştırdı." 2- Gıda dışı bir şeye olan açlık duygusunu yatıştırmak. "Sen bu kafayla asla para açlığını öldüremezsin."

Açlık Başına Vurmak:  

Çok acıktığı için sağlıklı düşünememek, mantıklı hareket edememek. "Açlık başımıza vurmadan eve yetişirsek iyi olur."

Açlık Beynine Vurmak:  

Çok acıktığı için sağlıklı düşünememek, mantıklı hareket edememek. "Açlık beynine vurmadan eve yetişirsek iyi olur."

Açlık Çekmek:  

Yoksulluk içinde bulunmak. "Böyle hesapsızca harcamalar yaparken, açlık çeken insanları da düşün."

Açlık Duymak:  

Karnı acıkmak "Uzun zamandır yoldayız, ben açlık duymaya başladım."

Açlık Grevi:  

Kendisine veya başkalarına yapılan bir haksızlığı protesto için bir kimsenin kendini aç bırakması. "Açlık grevindeki işçiler, nihayet eyleminden vazgeçtiler."

Açlıkla Boğuşmak:  

Yoksulluktan dolayı temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmak. "Biz burada açlıkla boğuşurken, sen sahillerde keyif yapıyordun."

Açlıktan Göbeğine Taş Bağlamak:  

Ölecek derecede çok acıkmış, sefil ve çaresiz durumda olmak. "Açlıktan göbeğine taş bağladığın günleri unutma."

Açlıktan Gözleri Dönmek:  

Çok fazla acıkmak, aşırı açlıktan huzursuz olmak. "Açlıktan gözleri dönmüş bir halde eve geldiler."

Açlıktan Gözleri Kararmak:  

Çok fazla acıkmak, aşırı açlıktan huzursuz olmak. "Açlıktan gözleri kararmış bir halde eve geldiler."

Açlıktan Gözü Dönmek:  

Çok fazla acıkmak, aşırı açlıktan huzursuz olmak. "Açlıktan gözü dönmüş bir halde eve geldi."

Açlıktan Gözü Kararmak:  

Çok fazla acıkmak, aşırı açlıktan huzursuz olmak. "Açlıktan gözü kararmış bir halde eve geldiler."

Açlıktan İmanı Gevremek:  

Çok fazla acıkmış olmak. "Açlıktan imanım gevredi, yandaki lokantada bir şeyler yiyelim."

Açlıktan Karnı Gurlar, Başında Nergis Parlar:  

Aç karnını doyurmaya çalışmaz, bunu dert etmez, düşünmez. Süs ve gösteriş peşinde koşar.

Açlıktan Karnı Zil Çalmak:  

Karnı çok acıkmış olmak. "Bugün hiçbir şey yiyemedim, açlıktan karnım zil çalıyor!"

Açlıktan Köpük Kusmak:  

Çok acıkmak. "Açlıktan köpük kusmaya başladım, lokanta bulalım."

Açlıktan Midesi Kazınmak:  

Karnı çok acıktığı için midesi kazınır gibi olmak, açlık hissetmek. "Açlıktan midem kazınıyor, bir şeyler yemeliyim."

Açlıktan Nefesi Kokmak:  

1- Çok fazla yoksulluk içinde bulunmak. ”Dün açlıktan nefesim kokuyordu ama bugün çok şükür karnım tok. ”2- Uzun zaman bir şey yemediği anlaşılmak.

Açlıktan Ölmek:  

Dayanılmaz ölçüde açlık çekmek, çok aşırı acıkmak. "İki gündür doğru dürüst bir şey yemedim, açlıktan ölüyorum."

Açlıktan Ölmeyecek Kadar:  

Çok az. "Açlıktan ölmeyecek kadar yiyeceğimiz var çok şükür."

Açmaz Oynamak:  

Oyunda hile yapmak, hileli oynamak. "Açmaz oynamaya devam edersen ben bırakacağım."

Açmaz Vermek:  

Tuluat tiyatrosunda, karşısındaki oyuncunun nükteli söz söylemesine elverişli sözcük ya da tümce söylemek.

Açmaz Yapmak:  

1- Dalavere, oyunbazlık, hile yapmak. 2- Yanıtı kolayca verilemeyecek bir şey söylemek. 3- Başka sözlere yol açacak biçimde konuşmak.

Açmaza Düşmek:  

İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. “Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır.”

Açmaza Düşürmek:  

Düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. "Bankalar şirketimizi bir açmaza düşürmek istiyor."

Açmaza Getirmek:  

Düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. "Bankalar şirketimizi bir açmaza getirmek istiyor."

Açmaza Girmek:  

İçinden çıkılması güç bir hâl almak.

Açmazda Kalmak:  

İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. "Dikkatli davranmamız lazım, açmazda kalmak istemem."

Açmazdan Kurtarmak:  

İçinden çıkılması güç bir durumdan kurtarmak. "Beni ancak çocuklarım bu açmazdan kurtarır."

Açmış Ağzını Yummuş Gözünü:  

Kızarak ağır sözler söylemiş, anlamında söylenir. "Öfkeyle yerinden fırlayıp; açmış ağzını, yummuş gözünü, demedik şey bırakmamış."

Açtı Ağzını, Yumdu Gözünü:  

Kızarak ağır sözler söyledi, anlamında söylenir. "Öfkeyle yerinden fırladı; açtı ağzını, yumdu gözünü, demedik şey bırakmadı."

Açtı mı Bayramlık Ağzını:  

Konuşunca her türlü kötü sözü söyler.

Açtırma ağzımı:  

"Kötü bir söz söylememe fırsat verme." anlamında kullanılan bir söz. "Şimdi açtırma ağzımı, sizin de ne işler çevirdiğinizi biliyoruz."

Açtırma Bana Bayramlık Ağzımı:  

Beni kırıcı ve kötü sözler söylemek zorunda bırakma.

Açtırma Çuvalın Ağzını:  

Beni kırıcı ve kötü sözler söylemek zorunda bırakma. "Açtırma çuvalın ağzını, moralini bozacağım üzüleceksin."

Acur Güzeli:  

Çirkin erkek. "Takmış koluna bir acur güzelini, hava atıyor. "

Acze Düşmek:  

Çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek. "Acze düşmeden, bu vatan için son nefesimize kadar mücadele edeceğiz."

Ad Almak:  

1- Kendisine ad verilmek. "Bu şehir kahramanlıklarıyla Gaziantep adını almıştır." 2- Ün kazanmak. "Daha genç yaşında, ad almaya başlamıştı.

Ad Çekmek:  

İki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kağıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirlemek. "Adaylar arasından ad çektiler, ben de kazandım."

Ad Çekmeye Girmek:  

1- Kuraya tabi olmak. "Ad çekmeye girince ben kazandım." 2- Oyunun başlangıcında, alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlamak amacıyla kura çekmek. "Ad çekmeye girmek için takım kaptanları orta sahada bekliyor."

Ad Koymak:  

Çağırmak, anmak için bir şeye ad vermek, adlandırmak. "İlk çocuklarına babasının adını koydular."

Ad Takmak:  

1- Bir kimseye, özel adı dışında, dikkat çeken özelliğine göre bir ad vermek. "Ona Kartopu adını takmıştık." 2- Alay etmek veya övmek amacıyla lakap takmak. "Kulaklarından dolayı kepçe kulak diye ad takmışlardı."

Ad Vermek:  

1- Ad koymak. "Çocuğa Cemre adını verdiler." 2- Bir işi kimin yaptığını söylemek "Beni sıkıştırmayın, kim olduğu konusunda ad vermem."

Ad Yapmak:  

Bir alanda ün kazanmak, isim yapmak. "Müzik alanında ad yapmış bir sanatçıydı."

Ada Gibi:  

Pek büyük. (gemi) "Boğazdan ada gibi bir geminin geçişini izledik."

Adab-ı Muaşeret:  

Görgü kuralları. "Toplum huzuru için adabımuaşeret çok önemlidir." Doğrusu adabımuaşeret şeklindedir.

Adabımuaşeret:  

Görgü kuralları. "Toplum huzuru için adabımuaşeret çok önemlidir."

Adak Adamak:  

Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kurban kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak. "Oğlu için adak adamış, adağını yerine getirmeye gitti."

Adaklar Adamak:  

Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kurbanlar kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal olduğuna inanılan bir güce niyetlerde bulunmak. "Sizlere sağ salim kavuşmak için adaklar adadım."

Adalet Dağıtmak:  

Kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek. "Bu adalet sarayları adalet dağıtmak için kuruldu."

Adalet Divanı:  

Devletler arasındaki bazı hukuk anlaşmazlıklarına bakan ve merkezi Lahey'de bulunan uluslararası bir mahkeme. "Adalet Divanı kararları gözden geçiriliyor."

Adalet Sarayı:  

Mahkemelerin bulunduğu büyük yapı. "Babam adalet sarayında memur olarak çalışıyor."

Adalete Teslim Etmek:  

Sanığı, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa götürmek. "Yaptığı hatadan sonra adalete teslim etmemiz gerekirdi."

Adalete Teslim Olmak:  

Sanık, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa gidip hakkında gerekli işlemin yapılmasını istemek. "En kısa sürede adalete teslim olmasını bekliyoruz."

Adaletine Sığınmak:  

Birinden anlayış, hoşgörü, yakınlık beklemek. "Anneciğim bu konuda senin adaletine sığınıyorum."

Adam (insan) Sarrafı:  

Tecrübesi sayesinde insanların iyisini kötüsünü çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse. “Sen üzülme, baban insan sarrafıdır, onun ne mal olduğunu kolayca anlar.”

Adam Aktarmak:  

Güreşte adam yenmek, alt etmek. "Her adamı alıp aktarmak kolay değil."

Adam Almamak:  

Bir yer son derece kalabalık olmak. "Koskoca stadyum bu maça gelen adamları almadı."

Adam Azmanı:  

Adamın çok gelişmişi, iri yapılısı. "Bu güreşçi adam azmanı gibi mübarek."

Adam Başına:  

Her bir kişiye. "Bu satıştan adam başına beş bin düşer."

Adam Beğendirmek:  

Gönlünü yapmak, kabul ettirmek. "Sana da adam beğendirmek zor, seninle uğraşamam."

Adam Beğenmemek:  

Herkesi değersiz görmek, küçümsemek. "Adam beğenmediği için işini kimseye yaptıramadı."

Adam Değil Cüdan:  

Söz ve davranışlarıyla iyice küçülen, itibarsızlaşan insan.

Adam Değilim:  

"Herhangi bir durumun gerçekleşmemesi durumunda, kendisinin insan sayılamayacağı" anlamında kullanılan bir söz. "Sana bunu hesabını sormazsam adam değilim!"

Adam Diye Yanına Varmamak:  

Birine artık eski saygıyı göstermemek. "Adam diye yanına varmamakla en doğru şeyi yapmışım."

Adam Eti Yemek:  

Çok cesur olmak.

Adam Etmek:  

1- Eğitmek, yetiştirmek, belli bir seviyeye getirmek. ”Sen uğraş, didin, adam et, o da sırt çevirsin sana." 2- Tamir edip kullanılır hâle getirmek, bir yeri düzene sokmak. ”Bu arabayı eninde sonunda adam edeceğim.”

Adam Evladı:  

İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş; özü, sözü doğru çocuğu. ”Bu iyiliği ancak bir adam evladı yapabilirdi.”

Adam Gibi:  

1- Terbiyeli, akıllı uslu. "Adam gibi konuşun! İnsanın sinirini bozmayın." 2- Adamlığa, insanlığa yaraşır yolda. "Sana adam gibi bir daha buraya gelme diye söyledim." 3- İyice. "Dışarısı çok soğuk, adam gibi giyinin, hasta olmayın."

Adam Gibi Adam:  

Kendine güvenen, sözü sohbeti dinlenir, sözünün eri, iş güç sahibi kişi. "Benim arkadaşım adam gibi adamdır, laf söyletmem."

Adam Hesabına Koymak:  

1- Bir kimseye değeri olmadığı halde değer vermek, saygı duymak. "Seni adam hesabına koyduk, buraya çağırdık, yaptığına bak!" 2- Adamdan saymak, varlığını kabul etmek "Beni adam hesabına koyup, selam bile vermiyorlar."

Adam İçine Çıkamamak:  

Önemli bir hatasından dolayı toplum içine çıkamamak, insanlardan uzak durmak. "Bak her şeyi anlatırım, adam içine çıkamazsın."

Adam İçine Çıkamaz Olmak:  

Önemli bir hatasından dolayı toplum içine çıkamamak, insanlardan uzak durmak. "Bak her şeyi anlatırım, adam içine çıkamazsın."

Adam İçine Çıkmak:  

Topluluğa karışmak, eşe dosta gitmek, değerli insanların bulunduğu yerlerde olmak ve onlarla görüşmek. ”Adam içine çıkmayalı uzun zaman oldu.”

Adam İçine Çıkmamak:  

İçine kapalı bir yaşam sürmek, toplum içine karışmamak. "Adam içine çıkmadığı için kendisini tanıyan yok."

Adam İçine Karışmak:  

Bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak. "Okulunu bitirince adam içine karışmaya başladı."

Adam Kalmamak:  

Zor durumda kimse yardım etmemek.

Adam Kıtlığı:  

Herhangi bir iş için yetenekli kimselerin pek az sayıda bulunması hali. "Bizim sektörde adam kıtlığı var."

Adam Kıtlığında:  

Yetenekli, işe yarar kimse bulunmadığı ya da az bulunduğu yerde ve zamanda. "Bu adam kıtlığında bir de işçi çıkarıyorsun."

Adam Kökü Kesilmek:  

Zor durumda kimse yardım etmemek.

Adam Kullanmak:  

1- Birini çalıştırmasını bilmek. "Becerikli, adam kullanmasını bilen biriydi." 2- Birini kendi çıkarına alet etmek. "Kendi planların için bu adamı kullanma."

Adam Küsuratı:  

Dürüst ve sorumluluk sahibi olmayan kimse. "Sen o adam küsuratına güvenip de bu işe girme."

Adam Müsveddesi:  

Dürüst ve sorumluluk sahibi olmayan kimse. "Sen o adam müsveddesine güvenip de bu işe girme."

Adam Namzedi:  

Dürüst ve sorumluluk sahibi olmayan kimse. "Sen o adam namzedine güvenip de bu işe girme."

Adam Olana Çok Bile:  

Layık olmadığı, hak etmediği hâlde kişinin beklentisi daha fazla olduğu durumlarda kullanılan bir söz. "Bu pay da senin, sesini çıkarma. Bu adam olana çok bile"

Adam Olmak:  

1- Yetişip büyümek, gelişmek, iş güç sahibi olmak. ”Umarım o da bir gün adam olur.” 2- Onarılıp işe yarar hâle gelmek.

Adam Oluncaya Kadar Dokuz Fırın Ekmek İster:  

Bir kimsenin yetişip topluma yararlı bir kişi olması için çok uzun zaman gerekir, anlamında söylenir. "Ezgi adam oluncaya kadar dokuz fırın ekmek ister."

Adam Peydahlamak:  

Kendi işine yardım edebilecek birçok adamla ahbap olmak.

Adam Sarrafı:  

Hayat tecrübesiyle insanların dış görünüşüne, konuşmasına, hâl ve hareketlerine bakarak kişilikleri hakkında fikir yürütebilen kimse. "Adamın sahtekar olduğunu ilk görüşte anladı, adam sarrafı ne de olsa."

Adam Sarrafı Olmak:  

Hayat tecrübesi ile insanların iyisini kötüsünü anlayacak duruma gelmiş olmak. İnsandan anlamak. "Dedem adam sarrafıdır, onu bir görse nasıl biri olduğunu hemen anlayıverir."

Adam Satmak:  

1- Bir çıkar karşılığında bir kişiyi gözden çıkarmak, feda etmek, ele vermek. "Senin gibi adam satan insanlarla işim olmaz." 2- Bir yolunu bularak birinden ayrılmak. "Yanımdaki adamı satabilirsem ben de gelirim."

Adam Sayılmak:  

1- Aranan nitelikte birinin bulunmadığı yerde işe yaramak. 2- Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet verilmek, saygı duyulmak.

Adam Sen de:  

Bir işin önemli olmadığını, aldırılmaması gerektiğini anlatmak için söylenir. ”Adam sen de, o katılmazsa katılmasın, biz birlikte oynarız.”

Adam Sendeci:  

Hiçbir şeyi dert etmeyen. "Adam sendeciliği bırakman lazım."

Adam Sırasına Geçmek:  

Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak. ”Biliyorum, seni de adam sırasına geçiren paran oldu.”

Adam Sırasına Girmek:  

Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak. "Biliyorum, senin adam sırasına girmene paran sebep oldu."

Adam Tanımak:  

İnsanları anlamak bakımından bilgi ve tecrübe sahibi olmak.

Adam Yerine Geçmek:  

Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak. "Sen adam yerine geçtin diye mi naz yapıyorsun?"

Adam Yerine Konmamak:  

Fakirliği, tembelliği veya olumsuz bir davranışı nedeniyle bir kimseye değer vermemek, güvenmemek, itibar etmemek.

Adam Yerine Koymak:  

1- Bir kimseye değeri olmadığı halde değer vermek, saygı duymak. "Seni adam yerine koyduk, buraya çağırdık, yaptığına bak!" 2* Adamdan saymak, varlığını kabul etmek "Beni adam yerine koyup, selam bile vermiyorlar."

WhatsApp