Haydi Öğrenelim!
Livayihamd:
Mahşer günü Hz. Muhammed’in kendisine iman eden müminleri korumak için altına alacağı manevi sancak. Dinî kaynaklarda, Livayihamd’ın altına girip Hz. Peygamber’in himayesini elde edebilmek için kişinin Müslümanca bir hayat sürüp yaşantısında Hz. Muhammed’i örnek alması ve Müslüman olarak vefat etmesinin zorunlu olduğu haber verilmiştir. Örn:: “Övünmek için söylemiyorum! Kıyamet gününde ilk diriltilecek benim. İlk şefaat isteyen ve şefaati kabul edilen benim. Livayihamd benim elimde olacaktır.” (Hadis)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Flüorışı:
(lat.b.i.) (fiz.) kimi cisimlerin, aldıkları ışığı boyu daha uzun ışık ışınımlarına dönüştürme özelliği. eşanl:: floresans, flüoresans.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Flüorışıl:
(lat.b.i.) (fiz.) flüorışı özelliği gösteren. eşanl:: floresan, flüoresan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Flüorin:
(fr.i.) (min.) doğal kalsiyum flüorür.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Flüorit:
(lat.i.) (Min.) kalsiyum flüorür bileşiminde, çeşitli renkleri olan bir mineral.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Flüorlu:
(lat.t.sf.) (min.) bileşiminde flüor bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Flüorür:
(fr.i.) (kim.) nötr haldeki flor atomunun, bir elektron alarak iyon (anyon) haline geçtiğinde aldığı isimdir. başka bir elementle verdiği ikili bileşik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Flüt:
(fr.i.) metalden yapılmış ve birbirine geçmeli üç parçadan oluşan, ses genişliği üç oktav kadar olan,yan tutularak çalınan, orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı. eşanl:: flavta.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Flütçü:
(fr.t.i.) flüt çalan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Fly Out:
(Beyzbol Ter.) Vurucunun topa vurarak saha dışına yollaması (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
FM:
Fıde master, fide ustası.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )
FOA:
(Formula-1 Ter.) 1995’ten beri Formula 1’in tüm ticari haklarına sahip olan Formula Birliği. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fob:
(ing.i.) (İngilizce "gemiye yükleninceye değin gidersiz" anlamına gelen "Free On Board" sözünün ilk harflerinden oluşan kısaltma) (tic.) fiyatı konusunda alıcı ile satıcı arasında bir anlaşmaya varılmış olan malın alıcının göstereceği gemiye yükleninceye kadar gerçekleşecek bütün giderlerin satıcı tarafından ödenmesine dayanan bir alış veriş yöntemi, bir malın gemide teslim fiyatı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Fobi:
(fr.i.) (ruhb.) kişinin, belirli nesneler ya da durumlar karşısında duyduğu, kapıldığı baskılı, kaygılı, olağan olmayan, hastalık derecesinde güçlü korku. eşanl:: yılgı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fodepar:
(Atletizm Ter.) Yanlış çıkış.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fodepar:
(fr.i.) (sp.) düzgün olmayan, yanlış çıkış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
fodra :
(it.i.) giysinin kimi yerlerini düzgün ve dik tutmak için, kumaşla astar arasına konulan kolalı ve sert bez.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Fok:
(yun.i.) (hayb.) etçiller takımının fokgiller familyasından, birkaç metre boyunda, gövdesi mekik biçiminde, başı yassıca, ön ayakları kısa ve art ayakları yalnızca gövdenin ardında sürüklenici durumda olan, postu kısa ve kadifemsi kıllarla kaplı ve çok değerli, memeli bir deniz hayvanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Fokal:
(focal) Mihraki, odağa ait.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Fokgiller:
(yun.t.b.i.) (hayb.) Omurgalı hayvanların memeliler sınıfından, ayakları yüzgeç biçiminde, soğuk bölgelerin kıyı kısımlarında yaşayan, derileri ve yağları için avlanan yüzgeçayaklılar alttakımından, etçil hayvanlar familyası. [Başlıca türleri fok ve deniz filidir].(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Fokstrot:
(ing.i.) (müz.) erkek ve kadın olarak iki kişinin birlikte oynadığı dört tempolu bir dans ve bu dansın müziği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Fokur Fokur:
Fokurdayarak. "tencere fokur fokur kaynıyor" NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Foküs:
(focus) Odak. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Fol:
(yun.i. esk. pholia, yuva'dan) Cüzdan, portföy.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fol:
(yun.i.) 1- tavuğun istenilen yere yumurtlamasını sağlamak için o yere konulan yumurta ya da yumurtaya benzer şey. 2- (arg.) para cüzdanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Folk:
(ing.i.) 1- halk. 2- halk müziği. eşanl:: folk müziği 3- halk müziği. 4- İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’da başlayan, halk şarkılarından esinlenen müzik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Folkçu:
(ing.t.i.) folk müziği sanatçısı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Folklor:
(ing.b.i.) bir ülke halkının gelenek ve göreneklerini, törelerini, inançlarını, masal, efsane, ağıt, türkü gibi sözlü yazın ürünlerini, müziğini, danslarını, oyunlarını, geleneksel tiyatrosunu, halk hekimliğini, araç gereç ve konut yapımını, giyim kuşamını ve bunlara benzer bütün halk kültürü ürünlerini araştıran, inceleyen bilim. eşanl:: halkbilim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Folklorcu:
(ing.t.i.) 1- halkbilimle ilgili araştırmalar, incelemeler, derlemeler yapan kimse, halkbilim uzmanı. eşanl:: halkbilimci. 2- (hlk.) halk dansları oyuncusu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Folklorik:
(ing.sf.) halkbilimle ilgili. eşanl:: halkbilimsel.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Follaş:
(bkz:: Fallaş)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Follow-through:
(Tenis Ter.) Topa vurduktan sonra raketin topun gittiği yönü takip etmesi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Folluk:
(yun.i. pholia, yuva'dan) Sözcük genellikle bir aşırılığı belirler, organlar İçin genişlik, gevşeklik kişiler için düşüklük, müptezellik anlamı taşır. Örn:: Kelle yumruk alt damar marpuç kulak pulluk gibi Çıktığı yer kalmalı virane bir folluk gibi. (Neyzen Tevfik, kıta)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Folluk:
(yun.t.i.) 1- tavukların yumurtlaması için hazırlanmış, içinde fol1 bulunan yer. 2- (arg.) orospu ya da edilgin eşcinsel erkek ya da düşük düzeyli, aşağılık kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Folyo:
(lat.i.) çok ince maden levha.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Fon:
(fr.i.) (eko.) bir kurumu, bir işletmeyi finanse etmek ya da belirli bir işi yürütmek için, gerektikçe harcanmak üzere ayrılan para.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fon:
(fr.i.) 1- bir şeye belirginlik kazandıran, bir şeyin arkasında yer alan, bir şeyin üzerinde belirdiği ana öğe. 2- (sin,tiy.) oyuncuların arkasındaki resim, fotoğraf ve benzeri plastik öğelerden oluşan dekor, görüntü. 3- dekorasyonda, üzerine başka şeyler eklenen, tutturulan bölüm. 4- bir tabloda, üstüne başka şeyler eklenen, üstünde konunun işlendiği ilk boya katı. 5- dokumacılıkta, bir kumaşın alt dokusu, zemini.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fon Olmak:
(d. fr. fond, türk.) (Birisi, birileri) Bir yere gelerek bir olaya karışmak, tanık olmak. Örn:: Küçük bir zarf olduğu İçin gömleğinin cebine indirdiğinde polisler manzaraya fon oluyor. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fonda:
(bkz:: Funda)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fonda:
(it.i.) (den.) 1- geminin demir attığı yer. 2- demir at! komutu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Fondan:
(fr.i.) içinde likör ya da hoş kokulu maddeler bulunan, ağızda kolayca eriyen bir tür şekerleme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fondip:
(d. vondendan anlamında alm. k. türk. dip) Bardakta ya da şişede kalalı içkiyi bir kerede sonuna kadar içme. Örn:: Al anam madem o kadar kabardı ayranın tuzla da fondip yap. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fondip:
(Almanca "-den, -dan" anlamına gelen "von" ve Türkçe "dip" sözcüğünden) (arg.) bardakta ya da şişede kalan içkiyi bir dikişte sonuna değin içme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)
Fondöten:
(fr.i.) 1- kadınların, teni pürüzsüz göstermesi, gergin tutması, tene renk vermesi için yüzlerine sürdükleri boyalı ve sıvıca krem. eşanl:: düzgün. 2-(hlk.) kadınların kullandıkları allık, pudra, sürme gibi gereçlerin ortak adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonem:
(fr.i.) (dilb.) bir dilde, başka seslerle kurduğu ilişki yönünden belirlenen, anlam ayrımlarını gösteren ve sesbirimciklerinden oluşan en küçük ses öğesi. eşanl:: sesbirim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonetik:
Dilin ses ve ton eğitimi. Dil ritmi ve konuşma temposu, özel olarak da konuşma dinamizmini öğreten ve tiyatro için çok önemli bir bilim kolu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Fonetik:
(fr.i.) (dilb.) 1- sözcükleri ses yapısı, boğumlanma noktası, boğumlanma özellikleri, birbirlerini etkilemeleri vb. yönlerinden inceleyen dilbilim dalı. eşanl:: sesbilgisi. 2- sesbilgisine özgü olan, sesbilgisiyle ilgili. eşanl:: sesbilgisel. 3- (sf.) dilin seslerini bütün özellikleriyle ve ayırtılarıyla gösteren, sesi temel alan, sese dayanan, sesle ilgili olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonetik Biçimleme:
Tiyatro konuşmasında ünlü veya ünsüz harflerin ağızdan çıkarken aldıkları biçim.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Fonetikçi:
(fr.t.i.) sesbilgisiyle uğraşan, sesbilgisi uzmanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Fonksiyon:
(fr.i.) 1- bir nesnenin gördüğü iş, nesnenin iş görme yetisi. eşanl:: işlev. 2- bir kimsenin ya da bir şeyin yapageldiği, göregeldiği iş ya da kendisinden beklenen eylem, iş. eşanl:: görev. 3- (yaşb.) bir organın ya da gözenin yaptığı iş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
fonksiyon:
(fr.i.) (mat.) bir ya da birçok değişkene (değerleri değişebilen niceliğe) bağlı olarak değişen nicelik.(Konusu: Matematik Terimi, Kökeni: Fransızca)
fonksiyon:
(fr.i.) (kim.) bir bileşikte yer alan herhangi bir madde grubunun kimyasal işlevi, bu işlevi niteleyen özelliklerin tümü. Köken(Konusu: Kimya Terimi, Kökeni: Fransızca)
Fonksiyon Tuşları:
"Klavyenin üst kısmında, ayrı bir sıra halinde bulunan özel tuş takımına verilen isimdir (F1-F12). Bu tuşlar, o an açık olan programın kendilerine atadığı görevi yerine getirmekle yükümlüdürler. Herhangi bir fonksiyon tuşunun işlevi, kullanılan programa göre değişiklik gösterebilir. Örneğin Word XP ile çalışırken ""F5"" tuşuna basarsanız, arama penceresi açılır. Windows XP'de ise aynı tuş ""Yenileme"" işlevine sahiptir. Sadece "F1" tuşunun görevi hiç bir zaman değişmez. Bu tuş, hangi programı kullanıyor olursanız olun, o programa ait yardım seçeneklerini açmanızı sağlayacaktır."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Fonksiyonalizm:
(fr.i. fonctionnalisme) (Ruhb. topb.) (işlevselcilik) sosyal bilimlerde, toplumsal hadiseleri ve kurumları evrimci yaklaşıma göre değil de, toplum içinde yerine getirdikleri görevlere göre inceleyen yaklaşım tarzına “fonsiyonalizm” adı verilir.(Konusu: İzm ile Biten, Kökeni: fransızca)
Fonksiyonalizm:
(fr.i.) 1- biçimi koşullayan işlevler arasında, yararlılığın ve sağlamlığın yanı sıra ruhsal değerlere de yer veren görüş. 2- (topb.) toplumsal yapıyı oluşturan öğelerin işlevlerini aydınlatmaya ağırlık verenkurumsal tutum. 3- (topb.) toplumu, her bir öğesi belli bir işlev gören bir karşılıklı bir bağımlılıklar ve etkileşmeler düzeni sayan akım. 4- (ruhb.) algının her şeyden önce gereksinimlere ve çoşkulara dayalı etkinliklerin sonucu olduğunu öne süren görüş. 5- (mim.) mimarlıkta ve mobilyacılıkta, biçimin her zaman belli bir işlevi olmasını isteyen tutum. eşanl:: işlevcilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonksiyonel:
(fr.sf.) işlev yönünden, işlevle ilgili. eşanl:: işlevsel. 2- (kim.) bir kimyasal fonksiyonla ilgili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonofobi:
(ing.i. phonophobia) telefonlardan, seslerden, konuşma seslerinden veya kendi sesinden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Fonograf:
(fr.i.) (esk.) bir plağa ya da benzeri özel bir madde üzerine önceden saptanmış olan sesleri istendiğinde yineleyen mekanik düzenekli aygıt. eşanl:: gramofon.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonografi:
(fr.i.) 1- seslerin istenildiğinde, gerektikçe yinelenebilmesini sağlamak için, bunların titreşimlerini özel bir madde üzerine iz olarak geçirme yöntemi. 2- ses veren cisimlerin titreşimlerini çizgeyle gösterme yolu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonojenik:
(fr.sf.) 1- gramofonda ya da radyoda dinlenildiğinde kulağa hoş gelen (ses). 2- sesi gramofona ya da radyoya uygun olan (kimse).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonolit:
(fr.i. phonolite) (yerb.) esas yapısı alkali feldispat ve nefelitten oluşan, gri ya da yeşil renkli, vurulduğunda mâdenî bir ses çıkaran, ince tâneli volkan kayası. eşanl:: sesli taş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonolog:
(fr.i. phonologue) çalışma alanı fonoloji olan, fonolojiyle uğraşan dilbilimci, bilim adamı. eşanl:: ses bilimci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
fonoloji:
(ing.i. phonology) ses bilimi. sözlü dilde, anlam ayrımı oluşturan yakın ses birimlerini, dil yapısı bakımından inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Fonoloji:
(fr.i.) Ses bilimi, (fonoloji, fonetik dil) belli bir dilde, sözlü dilin anlam ayrımı oluşturan yakın ses birimlerini bunların iletişimdeki işlevlerini konu alan dil bilim dalı. eşanl:: sesbilim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Fonotelgraf:
(fr.i. phonotélégraphe) P.T.T.'nin ilgili servisine telefonla yazdırılarak çekilen telgraf. [Fonotel de denir].(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Font:
"Yıllar öncesinin matbaalarında, harflerin kağıt üzerine basılabilmesi için kalıplar kullanılırdı. Bu kalıplar üzerinde yapılan değişiklikler ise, farklı harf tiplerinin ortaya çıkmasını sağlıyordu. "Font" kavramı ise, kullanılan harflerin büyüklük, tip, eğim ve genişliklerini belirtmek için kullanılır. Yani ister eski matbaalarda, ister bilgisayarda olsun; farklı her bir yazı tipine font adını veriyoruz. Bilgisayarların gelişmesi ve basım-yayın sektörüne girmesiyle birlikte, fontlar da oldukça zenginleşmiştir. Önceleri kullanılan Bitmap tabanlı fontlar, artık vektör tabanlı yeni fontlarla birlikte kullanılabiliyorlar. Vektör tabanlı fontların bitmap fontlardan en büyük farkı, boyutları arttırıldığında kalite düşüşü yaşamamalarıdır. Vektör tabanlı fontları iki farklı standart altında toplayabiliriz. Bu standartlar "ATM" (Adobe Type Manager) ve "True Type"dır. Her iki standart da, Windows işletim sistemleri tarafından desteklenir. Günümüzde yazı yazarken kullanılan en yaygın yazı tipleri, "Times New Roman ve ""Arial"dır. "Symbol" ve ""Wingdings"" gibi yazı tipleri ise, sadece sembollerden oluşmakladır. "Times", "Helvetica" ve "Courier" gibi yazı tipleri, Bitmap tabanlı fontlara verilebilecek güzel örneklerdir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Font:
(fr.i.) dökme demir. eşanl:: pik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Font:
(ing.i.) bilgisayarda, birbiriyle uyumlu ve tek tip bütün bir harfler dizisi, belirli bir özelliği, büyüklüğü ve stili olan baskı harfleri ailesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Fora:
(it.i. fuori, dışar'dan) 1- (Silahı, giysiyi vb.) Çıkarma. Örn:: Bıçağın çekilmesiyse Foraydı. Bıçak fora edildikten sonra hasma saplanırdı. (Orhan Kemal, Suçlu) 2- Fora, Ceket veya paltoda dış cep. (Turan Aziz Beler, Allah Kurtarsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fora:
(it.ünl.) (den.) 1- yelkenleri açtırmak için verilen komut. 2- (den.) (yelkenleri) açmak, çözmek. 3- (arg.) (bıçak, tabanca vb.) çekip çıkarmak, (giysi) çıkarmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Fora:
(kbd.i.) ayakkabı astarının altına, astarla pençe arasına konulan parça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Fora Edilmek:
(d. it. türk.) Çıkarılmak. Örn:: Nerede ise saldırmalar fora edilecek, tabancalar patlayacaktı. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fora Etmek:
(d. it. türk.) Çıkarmak. Örn:: Elbiseleri de fora edersem kimse beni göremez. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Foramen:
(foramen) Delik.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Force Play:
(Beyzbol Ter.) Koşucunun arkasındaki tüm kalelerin dolu olduğu durumda yapılan geçerli vuruş sonucu oluşan oyun. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forcing:
(Boks Ter.) Boksörün rakibine seri biçimde saldırması, hücum etmesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forehand:
(Tenis Ter.) Sol eli kullanan oyuncuların topa vücutlarının sol tarafında; sağ elli oyuncuların vücutlarının sağ tarafında topa vurması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forehand Grip:
(Badminton Ter.) Raketin el önü şeklinde tutulması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fori:
(it.i. esk. fuori, dışarı) Kantocu ya da oyuncu kadın sahneyi terk ettikten sonra seyircinin yaptığı davet tezahüratı. Örn:: Fori atabildiğine el çırpmak, alabildiğine tepinmek İdi. Fesini çıkaran baston şemsiye vuran şapkasını sahneye atan ıslık çalan. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Forici:
(it.i. türk.) Sevdiği kantocu ya da oyuncunun sahneye tekrar çıkması için tezahürat yapan kimse. Örn:: Foriciler de oyuncu kızların sevdalıları vurgunlarıymış. (Sadi Yaver Ataman, Dümbüllü İsmail Efendi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Forklift:
(ing.i.) ağır yükleri çatalları aracılığıyla kaldırmak ve özellikle bir araca ya da rafa yüklemek için kullanılan bir çeşit iş makinesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Form:
(fr.i.) 1- bir şeyin dış çizgileri bakımından niteliği, dış görünüş. eşanl: biçim. 2- bir şeyin istenilen ve olması gereken durumu. 3- bir başvuru durumunda istenilen şeylerin yazılması, boş yerlerinin doldurulması için hazırlanmış basılı kâğıt. 4- (sp.) sporcunun bedence ve ruhça olması gereken durumu. 5- (sp.) (oyuncu) istenilen beden ve ruh durumunu, gücünü ve yeteneğini sürdürüyor olmak. 6- diri ve canlı, dinç görünmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Form Feed:
"Bu terime, özellikle yazıcıların üzerinde rastlayabilirsiniz. ""Form Feed"" adı verilen tuşa basarsanız, o an yazıcı içerisinde bulunan kağıdı dışarı çıkartabilirsiniz. Bazı yazıcılarda ""Form Feed"" terimi yerine ""Page Eject"" ya da ""FF"" gibi farklı tanımlamalarla karşılaşmanız da mümkün."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Forma:
(Futbol Ter.) Oyuncuların maçta giydiği, renkleri önceden tescil edilmiş tek tip giysi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forma:
(it.i.) 1- öğrencilerin, sporcuların vb. giydikleri, bağlı bulundukları okul, spor kulübü vb.yi belirten tek tip giysi. 2- tek bir tabaka kâğıda basılı on altı sayfalık kırılmış kitap, dergi parçası ya da bir kitabın, bir derginin on altışar sayfalık her bir bölümü. 3- (mim.) teknik resim çizilen kâğıdın standart boyutu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Formal Isınma:
(gnl.ter.) Belli bir spor dalına yönelik ısınma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Formaldehit:
(fr.i.) (kim.) kimya endüstrisinde en yaygın olarak kullanılan, özellikle bakalit, formika, melamin yapımında kullanılan, doymuş aldehitlerin ilki ve formülü HCHO olan aldehit. Renksiz bir gazdır ve sıklıkla en fazla %40 lık olmak üzere sulu çözelti halinde kullanılır (formalin).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Formalık:
(it.t.i.) 1- forma yapmaya uygun ya da forma1 yapılmak üzere ayrılmış ya da herhangi bir sayıda forma1 olabilecek miktarda (kumaş). 2- herhangi bir sayıda forması2 olan (kitap, dergi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Formalist:
1- Biçime, kurallara ve şekil özelliklerine aşırı önem veren kimse. 2- Özden çok biçimi esas alan, şekilci yaklaşımı benimseyen kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formalite:
1- Yalnızca usule uymak için yapılan, gerçekte önemli olmayan işlem. 2- Bir işin yapılabilmesi için yerine getirilmesi gereken resmî kural ya da işlem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formaliteci:
1- Her işte usule ve şekle aşırı bağlı kalan kimse. 2- İşlerin özünden çok resmî kurallarına ve prosedürlerine önem veren kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formalizm:
(fr.i. formalisme) (fel.) Biçimcilik. Şekli, biçimi özden üstün tutan, parçanın bilgisine karşı bütünsel şeklin bilgisini temel alan öğretilerin genel adı.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Formalizm:
1- Özden çok biçimi ve dış görünüşü esas alan anlayış. 2- Sanatta ve düşüncede biçim unsurlarını içerikten üstün tutan görüş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formasyon:
(gnl.ter.) Gerek hücumda gerek savunmada oyun içindeki yerleşme düzeni. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Formasyon:
1‑ Biçimlenme / oluşum; bir şeyin belli bir şekil veya yapı alması anlamı. 2‑ Eğitim, yetişme / pedagojik hazırlık; özellikle öğretmenlik için gerekli bilgi‑beceri ve eğitim süreci. 3‑ Belirli bir düzen veya yapı; örneğin jeolojide kayaçların karakterli bir birim halinde ortaya çıkışı gibi (jeolojik formasyon). 4‑ Yerleşim düzeni / konumlanma; spor ve askeri alanlarda kişilerin veya cisimlerin planlı yerleşimi (“takım formasyonu” vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formasyon Turu:
(Formula-1 Ter.) Yeşil ışıklar yandığında pilotların birbirinin geçmesinin yasak olduğu ısınma amaçlı tur. Bu turu atamayan pilot en arkadan veya pit alanından yarışa başlar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Format:
1‑ Biçim / düzen / şekil / tasarım; bir şeyin nasıl düzenlendiği ya da ortaya koyulduğu genel yapı. 2‑ (Program, etkinlik vb.) belirli kurallara göre hazırlanmış model / şablon; örneğin bir belgenin ya da etkinliğin formatı. 3‑ Bilgisayarda veri depolama düzeni / dosya biçimi (dosya formatı gibi). 4‑ Bir depolama aygıtını kullanılabilir hâle getirme işi; özellikle diske “format atma / biçimlendirme” anlamında.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formatlamak:
1‑ (Genel) Belirli bir biçim veya düzen kazandırmak / biçimlendirmek; bir metin, belge, veri ya da başka bir şeyin görünüşünü, yapısını belirli kurallara göre hazırlamak. 2‑ (Bilgisayar) Bir diski, depolama aygıtını veya dosyayı kullanılabilir hâle getirmek için biçimlendirmek; içeriğini temizlemek ve belirli bir dosya sistemine uygun hâle getirmek. 3‑ (Yaygın kullanımda) Sayfa, belge veya görselin düzenini tasarlamak / ayarlamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formatlanmak:
1‑ Biçimlendirilmek / format haline getirilmek; bir belgenin, diskin, verinin veya herhangi bir şeyin düzenli bir forma sokulması anlamına gelir (özellikle bilgisayar ortamında “format atma/formatlama” işi gibi). 2‑ Mecaz anlamda başlangıçtaki hâline, “fabrika ayarlarına” dönüştürülmek ya da bir düşünce/algının belirli bir yapıya göre yeniden düzenlenmesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )