MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Mumcu:

(fars.i. türk. e.) 1- Papaz. 2- Türbe bekçisi. Örn:: Türbelerden, kiliselerden mum parası çalmayı adet edinmiş hırsız.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Blok:  

Metin düzenlemelerinde kullanılan bir terimdir. Metinin bir kısmını fare ile seçtiğinizde blok oluşturmuş olursunuz. Daha sonra bu blok üzerinde istediğiniz kadar değişiklik yapmanız mümkün. Karakter tipini, rengini ya da boyutunu değiştirmek istediğinizde, yapacağınız tüm bu değişiklikler blok içindeki metinin tamamını etkiler. Yani seçtiğiniz metinin içerisindeki tüm karakterler yaptığınız değişikliklerden etkilenir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Blok:  

(fr.i. bloc) 1- Büyük ve ağır kütle. 2- Birbirine bitişik yapılan büyük binâların her biri: “A bloku, B bloku.” 3- İnşaatta kullanılmak üzere dökülmüş, içi dolu veya boş kalıp hâlindeki kâgir kitle. 4- (mec.) Fikir, düşünce ve menfaatleri bir olan devletlerin meydana getirdiği grup: “Batı bloku.” “Tarafsızlar bloku.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Blok Arası:  

(Voleybol Ter.) Gerek blok oyuncuları arasında, gerekse arka defans oyuncuları arasında rakip hücum ederken oluşan boşluklar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Blok-aut:  

(Voleybol Ter.) Blokla karşılanan topun rakip yarı alan yerine dışarıya çıkması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Blokaj:  

(fr.i. blocage) 1- Bloke etmek işi, durdurma, engel olma. 2- Binâlarda veya yollarda üstüne beton yâhut şose yapılmak üzere, 15–20 santim yüksekliğindeki taşların toprağa dikine çakılması sûretiyle sağlam bir zemin hazırlanması işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bloke:  

(Boks Ter.) Rakipten gelen yumruklardan el, el içi koruma ya da el ile sağa sola iterek korunma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Bloke:  

(fr.sf. bloqué) Kullanılması önlenmiş, kullanılmasına olanak verilmeyen, kullanılmasını önlemek amacıyla el konulmuş. Harcanması yasaklanmış olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Blokhavz:  

(alm.i. Blockhaus) (ask.) İkinci Dünya Savaşı’nda Almanca’dan dilimize giren ve bir müddet kullanılan, “küçük istihkâm” anlamında korugan karşılığı söz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)

Bloklaşmak:  

(fr. geçişsiz < blok+laş-mak) (Devletler için) Fikir, düşünce ve menfaat birliği gereği gruplaşmak, bir blok kurmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bloknot:  

(fr.i. bloc-notes < İng.) Yaprakları kolayca koparılabilecek şekilde zamk, zımba veya telle birbirine tutturulmuş not defteri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bloksuz:  

(fr.t. sf. ve i.) (esk.) Siyâsî ve askerî bakımdan hiçbir bloka dâhil olmayan (devlet), bağlantısız.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bloksuzlar:  

(fr.t.i.) Amerika veya Rusya’nın temsil ettiği devletler bloku dışında kalan ve kendi aralarında bir birlik oluşturan ülkeler topluluğu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bloody Mary:  

Bloody Mary (Bladi Meri); ünlü ve klasik bir kokteyldir. Virgin Mary gibi alkolsüz, Bloodless Mary gibi domates suyu kullanılmadan yapılan, veya votka yerine başka içkilerle (cin, viski gibi) yapılan çeşitleri de mevcuttur. Üretildiği Ülke: İlk Bloody Mary 1921'de Paris'te Harry's New York Bar'ın barmeni Fernand Petoit tarafından hazırlanmıştır. Ana Bileşenleri: Votka, domates suyu ve çeşitli baharatlar ile hazırlanır. Worchestershire sosu, Tabasco sosu, karabiber gibi acı sos ve baharatlar sıklıkla tercih edilen tamamlayıcılardır.(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )

Blöf:  

(ing.i. bluff) 1- Karşısındakini yanıltıp yıldırmak için kuvvetli olduğu zannını uyandıracak şekilde yüksekten atarak aslı olmayan şeyleri söyleme ve bu yolda davranma. 2- Kâğıt oyununda (özellikle poker), karşısındaki oyuncuyu veya oyuncuları yanıltmak için kendi elinin daha kuvvetli olduğu zannını uyandıracak şekilde oynama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Blöfçü:  

(ing.i.) Blöf yapan, yüksekten atarak karşısındakini yanıltmaya çalışan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Blucin:  

(ing.i. blue-jeans) İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’dan bütün dünyâya yayılan, mâvi renkli kaba kumaştan yapılma ütüsüz, dar bir pantolon çeşidi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Blum:  

(ing.i. bloom) Elli iki kâğıt ve iki jokerle ve en az iki kişi, en fazla dört kişi tarafından oynanan, konkene benzer kâğıt oyunu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Bluz:  

(fr.i. blouse) [Cermen dilinden] Etek ve pantolon üstüne giyilen kısa, astarsız kadın giyeceği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

BO:  

(bo) Bambu sopa.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

BO JUTSU:  

(bo jutsu) 350 değişik boy ve ceşidi olan sopaya sahip kendo sanatı.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

BO KATA:  

(bo kata) Kendo katası.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Boa:  

(fr.i. boa < Lat.) 1- Boagiller familyasından, avını sıkıca sarmak sûretiyle yakalayan ve boğan, çok iri [boyu 4 m. olabilir], kuvvetli, zehirsiz, insana saldırmayan bir Güney Amerika yılanı. 2- Kadınların boyunlarına koydukları yılan gibi ince ve uzun kürk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Boagiller:  

(fr.t.i. boa < Lat.) Avlarını uzun gövdeleriyle sarıp sıkarak boğan ve ezen sarılıcı, zehirsiz yılanlar familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Boalar:  

(fr.i.) (hayb.) Sürüngenler sınıfının, yılanlar takımının bir bölümü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bobi Niyazi:  

Orhan Kemal'in 72. Koğuş kitabının karakterlerinden. Cezaevinin ayrıcalıklı mahkûmu ve müdürün adamı. Ahmet Kaptan'dan para almak için Fatma aşkını ortaya çıkaran, Kadınlar koğuşuna çamaşır götüren çamaşırcı, Koğuşun yeniden fakirleşmesine, Ahmet Kaptan'ın donarak ölmesine sebep olan karakter. (Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Bobin:  

(fr.i. bobine) 1- Üzerine iplik, tel, filim, kâğıt gibi şeyler sarılan makara. 2- Silindir şeklinde bir makara ile buna sarılı, içinden elektrik akımı geçebilen bir telden meydana gelen düzenek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bobinaj:  

(fr.i. bobinage) 1- Tel, iplik vb. maddeleri silindir veya halka meydana getirecek şekilde sarma. 2- (elk.) Elektrik motoru veya elektromıknatısın sargılarının sarılması işlemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Boca:  

(ita.i. poggia) (den.) Geminin rüzgâr almayan tarafı, rüzgâr altı, poca. Karşıtı: ORSA.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Bocalamak:  

(ita.t. geçişsiz f. < boca+la-mak) 1- Ne yapacağına karar verememek, kararsızlık veya çâresizlik içinde şaşırıp kalmak. 2- (den.) (Gemi için) Rüzgâr tarafından sürüklenmek, yalpalamak, rüzgâra karşı gidemeyip ters yöne dönmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Bocalatmak:  

(ita.t. oldurgan f. < bocala-t-mak) Bocalamasına, şaşırmasına sebep olmak, yaptığı işi yapamaz duruma getirmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Boci:  

(ita.i.) Ağır yük taşımaya mahsus iki tekerlekli alçak el arabası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Bocuk:  

(< erm.i. poci) 1- Hz. Îsâ’nın Ortodokslar’ca kutlanan doğum yortusu. 2- Domuz. [Bu yortudaki perhizden sonra domuz kesilip eti yendiği için bu isim verilmiştir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ermenice)

Bocurgat:  

(ita.i. (Kökü kesin olarak belli değildir) Bir manivela yâhut motorla döndürülen, döndükçe çekilmesi veya kaldırılması istenen yükün bağlı olduğu ipi kendi üzerine sarmak sûretiyle bu yükü çeken veya kaldıran âlet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Bocurgat Yapmak:  

(d. yun. mpotzerga-fes, türk. yapmak) Burnunu karıştırmak, burnundaki sümükle oynamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bodega:  

Özellikle İspanyolca konuşulan ülkerde, şarap ve yiyecek satan dükkan.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Bodoslama:  

(yun.i. podostima) 1- (İnsanda) Vücudun önü, en ilerdeki noktası. Örn:: Yanaşmadan evvel kendine bir dikiz gel. Bodoslaman kavi mİ? (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şehzadebaşı Ramazan Geceleri) 2- Burun. 3- Göbek. 4- (Kadında kızda) Göğüsler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bodoslama:  

(yun.i. podostamo > bodostama > bodoslama –Türkçe +la-ma ekinin etkisiyle–) 1- Gemi omurgasının baş ve kıç tarafının su seviyesinden yukarıya doğru kıvrılan kısmı, bu kısımdaki ağaç veya demir direklerin her biri. 2- Cephe, ön taraf. “Bodoslamadan çarptı.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Bodoslamadan:  

(yun.zf. türk.e.) 1- Yüzüne doğru burnuna göbeğine, göğsüne doğru tam karşıdan. Örn:: Karşıdan gelen şişman madamla tam bodoslamadan çarpıştım. (Süavi Süalp, Fıstıklı Bir Eğlence) 2- Doğrudan, direkt. Örn:: İşi de hemen ve bodoslamadan yapma niyetinde. (Cemal Süreya, 99 Yüz) (bkz:: Bodoslama)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bodrum:  

(< yun.i. hypodromos) Bir binânın yol seviyesinden aşağı olan kısmı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Bodrum Tiyatrosu:  

(Alm. Kellertheater) Bir yapının alt katındaki tiyatro; az seyirci alan, büyük tiyatro repertuvarlarından ayrı (daha çok öncü oyunları kapsayan) repertuvarı olan küçük tiyatro. İkinci Dünya Savaşından sonra daha çok Almanya'da ve Avusturya'da.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Bodur Yayın:  

Bilimsel Adı: lctalurus melas. Familyası: Beyaz etli Tatlı su balığı. Yağlarını karaciğerlerinde depolarlar. Genellikle yağsız olurlar. Güneydoğu'daki akarsu ve göllerin kumlu çamurlu zeminlerinde yaşayan 20-30 en çok 45 cm boy ve 100-500 gram ağırlıkta olabilen bir yayın türüdür. Oldukça obur bir balıktır. Omurgasızlar, küçükbalıklar, balık larvaları ve kurbağalar dahil ne bulursa yer. Suların ısı şartlarına göre nisan-haziran arasında kumların içine yuva yapan dişi yumurtalarını dökerek bunların oluşmasını bekler. Kılçıksız eti çok lezzetlidir. (Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Bodybuilding:  

Vücut geliştirme; kas kütlesinin artırılması ve simetrik bir görünüme ulaşma.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )

Bogifobi:  

(ing.i. bogyphobia) cin ve peri korkusu. bogifobik'ler peri, cin, hayalet ve hortlaklardan korkar.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

boğa:  

ad damızlık erkek sığır.(Konusu: , Kökeni: )

boğa:  

GÖKBİLİM TERİMİ özel ad Burçlar Kuşağı üzerinde, İkizler ile Koç burçları arasında bulunan burcun adı.(Konusu: , Kökeni: )

Boğaç:  

(t.i. erk.) Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'ın oğlu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Boğaçhan:  

(t.i. erk.) (bkz:: Boğaç)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Boğada:  

(< İta.i. bocata) Bir sepete istif edilmiş çamaşırların üzerine kaynar küllü su dökmek sûretiyle temizlenmesini, beyazlanmasını sağlama usûlü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Boğataş:  

(t.i. erk.) Ünlü Türk beylerinden biri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

boğaz:  

ad 1. boynun ön bölümü ya da bu bölümün içi, ağız boşluğundan sonra gelen, yiyeceklerin geçtiği yer. "Gömleğin yakası boğazımı sıkıyordu. Lokmalar boğazıma duruyordu" 2. şişe, güğüm, testi gibi şeylerde ağza yakın dar bölüm. 3. iki dağ arasındaki dar geçit. 4. COĞRAFYA TERİMİ iki kara parçası arasındaki dar deniz. 5. MEC. yiyeceği, içeceği sağlanan kimse. "Bu aylıkla üç boğaza bakıyorum" 6. MEC. yedirip içirme yükümü. "Sen çalış, boğazın bizden, para da alacaksın" 7. MEC. yeme içme. "Biz boğazımızdan hiç esirgemeyiz" 8. HALK AĞZINDAN değirmen taşının deliği. 9. HALK AĞZINDAN bağ çubuklarının, genellikle bitkilerin köke yakın yeri, gövdenin toprakla birleştiği yer. 10. geçim için para kazanmak kaygısı. "Şu boğaz derdi olmasa kimse çalışmaz" 11. yemek hazırlama sıkıntıları. "Akşam yaklaşıyor, boğaz derdine düşmeli" 12. çok susuz kalmak, çok susamak. 13. çok konuşmaktan, bağırmaktan sesi çıkmaz olmak. 14. bir yakınının çok sevdiği bir yemek olması ve onun yiyemediğine üzülmesi yüzünden yediğini rahat rahat ve tadını alarak yutamamak. 15. iştahsızlığı yüzünden, yediğini zor yutmak. 16. olanca gücüyle bağırmak. 17. uzun süre anlatmak, konuşmak. "Şurada boğazımızı yırttık, ama kimse bir şey anlamamış görünüyor"(Konusu: , Kökeni: )

boğaz darlığı:  

Nefes borusuna, tıp literatüründe ‘’trakea’’ denilmektedir. Dolayısıyla, trakea darlığı, nefes borusu darlığı demektir. Boğaz seviyesinde tek olan ana hava yolu, göğsün ortasında sağ ile sol akciğere doğru ikiye ayrılmaktadır. Akciğerlerde her bir dal, tekrar dallara ayrılır ve bütün akciğer dokusuna ulaşır. Böylece, akciğerlerde oksijen kan dolaşımına alınıp karbondioksit ağızdan atılmaktadır. Ana hava yolunda herhangi bir sebeple bir darlığın meydana gelmesi nefes darlığına sebep olur.(Konusu: , Kökeni: )

Boğaz Ola:  

(d.) Afiyet olsun, yarasın, anlamında kullanılır. Boğaz Olsun diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boğaziçi Şıngır Mıngır:  

Kitabın Türü: Deneme Kitabın Yazarı: Salah BİRSEL Kitabın Konusu: Eserde İstanbul’un 600 yıllık Türk hakimiyetindeki geçmişine ait 38 birbirinden bağımsız hikaye anlatılmaktadır. Hikayeler o dönem insanların yaşam tarzını anlatmaktadır. Kitabın Ana Fikri: Türk tarihi bir bütündür ve bizim unuttuğumuz Osmanlı İstanbul’unun 600 yılı anımsamalıyız ve tarihimizden kopmamalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Boğazlama:  

(cut throat) Boyun ön yüzde görülen kesici aletlerle, larinks, trakea ve damarların kesilebildiği yaralanma biçimi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Boğma:  

(Güreş Ter.) Güreşte kural dışı hareket.Kolun rakibin altta olduğu sırada çene altından geçirilip onun nefessiz kalmasına neden olacak kadar bastırma hareketi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Boğma Rakı:  

Boğma Rakı; Üzüm, incir ve bazı kuru meyvelerin damıtılması ile elde edilen yüksek alkollü içkiye boğma rakı denir. Geleneksel olarak Anadolu’da evlerde yapılan boğma rakıda genelde kuru erik ve yetiştirilmesinde su istemeyen incir kullanılır. 2 hatta 3 kere distile edilmesi halinde 60 derece alkole kadar ulaşabilir. Anason, isteğe göre ilave edilir, ilave edilmemesi durumunda rakı beyaz renge dönmez. Ülkemizde boğma rakı üretip, markalaştıran bazı rakı firmaları mevcuttur.(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )

boğmaca matı:  

şah'ın kendi taşlarıyla sıkıştırılması sonucunda at'la yapılan mat.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Boğmak:  

(f.) 1- (Birisinden) Çıkar sağlamak, parasından yararlanmak, para harcatıp, bedavacılık etmek. Örn:: Boğacak birini göze kestirdiler mi bana kahve ısmarlasana diye yanına çöker. (Sermet Muhtar Alus, Eski Galatanın Eğlence Yerleri) 2- (Kumarda) Hileyle yenmek, özellikle birden fazla kişi bir kişiyi makasa alarak bütün parasını kazanmak. Örn:: Niyetiniz beni boğmak ama zar size bu gece puştluk etse gerektir. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 3- Sigarayı (özellikle esrarlı sigarayı) bitirmek. 4- Bir şeyi (parayı, içkiyi vb.) bitirmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boğucu Yumruk:  

(Tekvando Ter.) Kaljaebi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Boğulmak:  

(f.) 1- Aldatılmak, kandırılmak. 2- (Kumarda) Yenilmek, hile yüzünden kaybetmek. Örn:: Birçok para kaybetmiş bir hayli boğulmuştu. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

boğulmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. boğmak eylemine konu olmak. 2. herhangi bir nedenle havasızlıktan ölmek. \"Yüzme bilmeyen derin suda boğulur\" 3. güç soluk almak. \"Öksürükten boğuluyordu\" 4. (ses) güçlükle çıkmak, boğuklaşmak, azalmak, kısılmak. \"Gürültüde, bağırmaktan sesi boğulmuştu\" 5. MEC. çok bunalmak, içi sıkılmak. \"Onların yanında boğuluyorum\"(Konusu: , Kökeni: )

Boğuntu:  

(i.) 1- Hile, dalavere. 2- Dolandırıcılık. (Özellikle kumarda) Hile yapma, oyunu kurallarına aykırı oynayarak kazanma. 3- Hiçbir emek harcamadan kazanılan para ya da nesne. Örn:: Boğuntuya biterim Mustafa kardeşim. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Bir Muadele-i Sevda)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boğuntu Yeri:  

(d.) 1- Kumar oynanan mekan, kahve, kumarhane. Örn:: Necip boğuntu yerlerine giderek, bilerek kaybetmeği bir asalet hareketi olarak telakki eder ve mütemadiyen kaybederdi. (Fikret Adil, Asmalımescit 74) 2- Müşterilerin aşırı fiyatlarla karşılaştığı olağandan fazla hesap ödemek zorunda kaldığı bar, gazino, lokanta gibi yer. Örn:: Yüksek baloz Şerbetane'nin aynı bir gömlek kibarı daha boğuntu yeriydi. (Sermet Muhtar Alus, Eski Galatanın Eğlence Yerleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boğuntuya Gelmek:  

(d.) 1- Hileye, dalavereye kanmak, aldanmak. 2- Dolandırılmak. 3- (Özellikle kumarda) Kendisine karşı hile yapıldığını anlamayarak yenilmek, kaybetmek. 4- (Genel olarak) Aldanmak, kanmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boğuntuya Getirmek:  

(d.) (Birisine karşı) (bkz:: Boğuntu) Yapmak. Hile, dalavere yapmak. Örn:: Diyelim ki kaybedenin imzaladığı çek gene de karşılıksız çıktı. Ya da boğuntuya getirmeye yeltenip bonosunu zamanında ödemedi. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bohça:  

(i.) Kalçalar, kıç, but. Ademeima aykırı bohça ondan aykırı. (Hulki Aktunç, Yeraltı Destanları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bohçalama:  

(Güreş Ter.) Güreşçinin kolunu alttaki rakibinin ensesinden, diğer kolunu da bacağının arasından geçirerek iki eli göğüs seviyesinde birleştirerek rakibi başının üzerinde dikerek çevirme hareketi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Bohçalamak:  

(f.) (Birisini) Kendisinden geçecek kadar dövüp ıssız bir yere bırakmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bohem:  

(fr.i. bohème) 1- [Bohème yer adından] Çingeneler gibi yarını düşünmeden günü gününe, tasasız ve derbeder bir hayat süren, genellikle sanat ve edebiyat çevrelerine mensup kimse. 2- (sf. ve i.) Bohemya’da cam, seramik veya fayanstan yapılan dünyâca meşhur. (hokka, kâse, ibrik vb. eşyâ) “Bohem kâse, Bohem hokka.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Bohemya:  

Bohemya; Çek Cumhuriyeti'nde bir bölgedir. Bohemya'nın toplam yüzölçümü yaklaşık 52.060 kilometrekaredir. 1918'e kadar Bohemya eyâleti Avusturya'ya aitti.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Bohriyum:  

Sembolü: Bh Atom Numarası (Proton Sayısı): 107 Atom Ağırlığı: 264 g/mol Elektron Sayısı: 107 Element Serisi: Geçiş Metalleri Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 7B, 7 Yoğunluk: 37.1 g/cm³ Erime Noktası: – °C Kaynama Noktası: – °C Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Bilinmiyor. Keşif: Peter Armbruster Gottfried Munzenber ve diğerleri (1976) Bohriyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Elementin araştırmalar dışında herhangi bir kullanımı yoktur.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

bok:  

ad 1. ➽dışkı. 2. (kaba konuşmada) hor görülen, tiksinilen şey. "Bırak şu boku da işine bak" 3. boka batmak, boka düşmek, (iş) boka sarmak gibi deyimlerde güç durum belirtir. 4. (özellikle para için) çok. 5. çok kötü. 6. kötü bir düzende karışık ve kötü her iş kendisinin buyruğuyla yapılan kimse. 7. burnunu her işe sokan, her işe karışan kimse. 8. çok kötü ve sinirlendirici, yakışıksız bir iş yapmak. 9. yanlış yapmak, hatalı davranmak. "Bir bok yedi, düzeltmeye uğraşıyor" 10. halt etmek. "Yerimde sen olsan ne bok yerdin?" 11. hela deliği, kubur, hela. 12. anüs. 13. yararsız, gereksiz, belki de zararlı bir şey uğruna yok olmak, boşu boşuna harcanmak. 14. boş yere, boşu boşuna ölmek. 15. güç bir durumla karşılaşmak, güç bir duruma düşmek. 16. işlevsiz duruma düşmek, işi bitmek.(Konusu: , Kökeni: )

Bok Atmak:  

(d.) 1- İftira yapmak. 2- Haksız yere kötülemek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Boklavat:  

(bkz:: Boklavat)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Çuvalı:  

(d. türk.fars.) Çok şişman, şişko. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Etmek:  

(d.) (Bir işi bir durumu bir nesneyi) Berbat etmek, kötüleştirmek, bozmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Gibi:  

(d.) (Özellikle para için) Çok fazla. Örn:: O alemin deyimiyle bok gibi para harcar, konfetiler gibi çiçek serper. (Engin Bilginer, Babalar Senfonisi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Götürmek:  

(d.) (Bir yer) Çok pis durumda olmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Tulumu:  

(d. Eşanl.) Bok Çuvalı :Örn:: Bak bak Bok Tulumu geçiyor. (Mehmet Şeyda, (G)Özleme Dayalı Mednan Bey-Cemal Bey Çekişmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Üstü Bok:  

(d.) Kötüden de kötü, pek berbat. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yedi Başı:  

(d.) Yerli yersiz her şeye karışan. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yemek:  

(d.) 1- Yanlış yapmak, hatalı davranmak. Örn:: Ne bok yedi de bu paspala bin papel sulandı? 2- Yapmak, etmek, eylemek. 3- (Belirli bir durumda belirli bir davranış İçin) Yapacak başka bir şey bulamamak. Örn:: Polisler üstüme saldırdı ben bir sille aşkettim. Be mustantık efendi söyle sen olsan ne bok yersin? (Şair Eşref, kıta) (bkz:: Boku Yemek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yemek Düşmek:  

(Birisi) Başkası ya da başkalarının farklı düşünmesi üzerine susmak, yapacak bir şeyi olmamak. Yakub sever. Muhlis de severmiş. Bize bok yemek düştü. (Attila İlhan, Sokaktaki Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yiyen:  

(d.) Değersiz, niteliksiz. (nesne kimse) Örn:: Yok arkadaş, altmış beşten de beni kurtarmaz bu bok yiyen. (Tarık Dursun K. Rızabey Aile Evi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yolu:  

(d.) 1- Hela, hela deliği, kubur. 2- Anus. Örn:: Hak yolu varken, bok yoluna gidilmez. (atasözü). (bkz:: Bok Yoluna Gitmek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bok Yoluna Gitmek:  

(d.) 1- (Birisi) Hak etmediği biçimde zarara uğramak, ölmek. 2- Değersiz bir şey için büyük zarara uğramak. Örn:: Ne şehit oldu ne gazi, Bok yoluna gitti bizim Niyazi. (tekerleme) Örn:: Bir bıçak vuruşu, bir şiş dalışıyla bok yoluna gidebilirdi. (Aziz Nesin, Surname) (bkz:: Niyazi, Niyazi Olmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boka Salmak:  

(d.) (Esnaf için) Açık arttırma ya da açık eksiltme esnasında konudan anlamadığı halde fiyat önerisinde bulunmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boka Sarmak:  

(d.) 1- (Durum) Kötüleşmek. 2- (İş) Karışmak tehlikeli duruma girmek. Örn:: İşler boka sardıkça okkanın altına gidecek olan benim ben. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Bokken:  

(Silah) Tahta kılıç.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

Boklamak:  

(bkz:: Bok Atmak, Bok Etmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boklavat:  

(i.) Niteliksiz, kötü. (şeyler durumlar). Takım Taklavat'a benzer biçimde Bok Boklavat diye de kullanılır. Örn:: Ölmek bok boklavat Yiğidin esaslısı, bıçağı çekti mi belli olur. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Boks:  

Mücadele sporlarının başında gelmekte olan boksun yaklaşık beş bin yıllık geçmişi vardır.Askeri amaçlarla ve kuralsız başlayan boksun, spor olarak temelleri 17.yüzyılda İngiltere’de atıldı.Boks kurallarını belirlemek ise Quennsberry Markisi himayesinde oldu ve amatör boks 1904 St.Louis olimpiyatlarında bir spor branşı olarak yer aldı. Ülkemizde ise çoğu spor branşında olduğu gibi ilk denemeler Kurtuluş Savaşı’nda işgalci askerlerin aralarında yaptıkları oyunlardır.1924’de Türkiye Boks Federasyonu’nun kurulması bu sporun ülkemizde ilk federe branşlardan birini olduğunu göstermektedir.Modern ve profesyonel boks ise daha çok ABD’de gelişmiş olup belli bir yaygınlık ve popülarite kazanmıştır.Boks kısaca özel eldivenli ve kasklı iki kişi arasında rinde belli kurallar dahilinde yapılan, yumruk esasına dayalı bir spor dalıdır. Boks terimleri ise nispeten yeni türevleri olmayan,belli bir alana sıkışmış terimlerdir. Bokstaki temel prensiplerin değişmemesi terimlerin de sabit ve sınırlı kalmasını beraberinde getirmiştir.Dilimizdeki boks terimlerinin önemli bir kısmı İngilizce veya bu dilden adapte edilmiş terimlerdir.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Boks:  

(Boks Ter.) Hakemin oyunun başlaması için verdiği komut. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Boks:  

(fr.i. boxe < İng.) (sp.) İki kişinin belli kurallara uyarak yaptığı yumruk dövüşü, yumruk oyunu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Boks Eldiveni:  

(Boks Ter.) Yumuşak deriden yapılan,iç kısmı dolu, bağcıkları rakibin yüzüne değmeyecek şekilde iç tarafta kalan amatörlerde 228 gr., profesyonellerde 283 gr. ağırlığındaki boks aracı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Boksa Elverişsizlik:  

(Boks Ter.) Sporcunun başta sağlık durumu olmak üzere boks yapma olanağının olmaması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Bokser:  

(ing.i. boxer) Buldog köpeğine benzer, sarı veya kahverengi, çok zekî bir bekçi köpeği cinsi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Boksit:  

(fr.i. bauxite) [İlk bulunduğu yer olan Güney Fransa’da Provence’taki Baux köyünün adından] Alüminyumun elde edildiği, kile benzer, beyazımtırak renkte alüminyum oksit mâdeni. [İçine demir birleşikleri karışmış ise kırmızı veya kahverengi olabilir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

boksoloji:  

(ing.i. boksology) şematik planlarla, örneğin şirketlerin organizasyon grafikleri ile ilgilenen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Boksör:  

(Boks Ter.) Boks yapan sporcu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

WhatsApp