MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Boksör:

(Boks Ter.) Boks yapan sporcu.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Çadır Kurmak:  

(d.) Erkeklik organı sertleşerek, dikelip kişinin giyeceğinde bir kabartı yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çadır Tiyatrosu:  

(Alm. Zeltbühne) Kimi gezici toplulukların tiyatro alanı çadırlardır. Bunlar büyük çadırlar olup sahneleri ortadadır. Kaynağı XV. yüzyılda olan çadır tiyatrolarının bugünkü benzerleri, daha çok, sirklerdir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çadırkuşağı:  

(çadıruşağı) Maydanozgillerden; özsuyu hekimlikte kullanılan bir bitkidir. Böceklerin, gövdesine açtığı, deliklerden özsuyu sızar. Zamk gibi yapışkan olan bu maddeyle yakı yapılır. Faydası:: Kan ve lenf damarlarını genişletir. Ağrıları dindirir. Müzmin ve mikrobik hastalıkların tedavisinde kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

çadırlı ve karavanlı kamp yeri:  

(B-35) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası yol kenarında çadır veya karavan ile durularak kamp yapılabilecek alan bulunduğunu bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

çağ:  

ad 1. ESKİMİŞTİR zaman parçası, vakit. 2. başı ve sonu belli olup bir özellik taşıyan zaman parçası. "Sömürgecilik çağı artık kapanmıştır" Benzer: devir 3. tarihte türlü olayların belirmesi ya da sona ermesi göz önünde alınarak saptanmış ilkçağ, ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağ gibi büyük zaman bölümlerinin her biri. "Tarih dersinde bütün çağların özelliklerini öğrenebilirsiniz" 4. insan yaşamının çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi dönemlerinden her biri. "Bizim gençlik çağımızda sinema bile yoktu" 5. MEC. bir şeyin elverişli, uygun zamanı. "Her şey çağında değerlidir" 6. YERBİLİM TERİMİ bir katmanın oluştuğu süre. 7. HALK AĞZINDAN yaş. "Öyle bir yâr sevmişim ki/On üç, on dört çağlarında. (Halk Türküsü)" 8. eskimek, gözden düşmek ya da elverişli zamanı geçmiş olmak. 9. yaşlanmak. "Kadın, çağı geçince evde kalır"(Konusu: , Kökeni: )

Çağa:  

(t.i. erk.) Çocuk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağaçar:  

(t.i. erk.) Çağ açacak kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağakan:  

(t.i. erk.) Çağı yakalayan, çağdaş. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağan:  

(t.i. erk.) Bayram, şenlik.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağanak:  

(t.i. erk.) Körfez, liman.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağanoz:  

(yun.i. tsaganos yengeç) 1- Düşük omuzlu, eğri adım atan kimse. 2- Sarhoş. (bkz:: Akıntı Çağanozu, Çakanoz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çağanoz:  

(yun.i. tsaġanos) Eklembacaklıların kabuklular sınıfından, bağası altı köşeli veya söbe biçiminde, sonuncu bacak çiftinde yürümesini sağlayan kıllardan meydana gelmiş saçaklar bulunan, balıkçıların yem olarak kullandığı, dere ağızlarında ve denizlerde yaşayan su hayvanı, yüzen yengeç, çingene yengeci. Carcinus.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Çağar:  

(t.i. erk.) 1- Bayram. 2- Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3- Doğan kuşu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağatay:  

(t.i. erk.) 1- Yavru at, tay. 2- Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağcıl Oyun:  

(Alm. Zeitstück) Çağların sorunları üzerinde duran ya da çağımızın havasını yansıtan oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çağdaş Türkiye Partisi:  

Kısa Adı: ÇTP Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 03.03.2006 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: 22.12.2012 Sona Eriş Nedeni: Olağan Kongre kararıyla kendisini feshetmiştir. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

Çağılı:  

(t.i. ka.erk.) 1- Çağla ilgili. 2- Çakıl. 3- Çağla. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağın:  

(t.i. ka.erk.) Yıldırım, şimşek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağırıcı:  

(Alm. lnspizient - Fr. aboyeur - İng. call boy) Oyuncuları sırasına göre sahneye çağıran görevli kişi. (bkz:: Kondüvit)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çağkar:  

(t.i. erk.) Canlı, dinamik, çalışkan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağla:  

(t.i. ka.) Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Çağla Şikel:  

Dizi Karakteri: Sultan Dizi Adı: Cennet Mahallesi. 1 Haziran 2004 ile 23 Haziran 2007 tarihleri arasında Show TV'de yayınlanmış olan komedi türündeki Türk televizyon dizisi.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )

Çağlar:  

(t.i. ka.erk.) Çağlayan, şelale. (bkz:: Şelale) Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağlayanlar:  

Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU Kitabın Konusu: Çağlayanlar bir öykü kitabıdır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Türkeli Zeybeklerine” başlığıyla yazdığı sunuşta belirttiği gibi, “Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!” diyerek okura seslenen, onu vatana, örf, adet ve dinine sahip çıkmaya çağıran hikâyeler toplamıdır. Bunların sayısı 17'dir. Kitabın Ana Fikri: Halka milli ve vatani şuur kazandırmak amacıyla da kaleme alınmıştır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Çağman:  

(t.i. erk.) Çağın insanı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağnur:  

(t.i. ka.erk.) Çağın nuru, zamanın nuru. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağrı:  

(t.i. erk.) 1- Çakır gözlü. 2- Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çağrı:  

(İng. call) 1- Oyuncunun sahneye çağrılması. 2- Oyuncuların topluca çalışmaya çağrılması. 3- Bir tiyatronun çağrılması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çaka Bey:  

(t.i. erk.) Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çakal:  

(fars.sf.i. şegal'den) 1- Hileci, düzenbaz. (kimse). 2- Hırsız. Örn:: Aşçı, kayıkçı, bakkal Ahu gözlü laz çakal, Virme eline sakal, Korsan olur ekseri. (Aşık Çakır, Çavuş Cibali) 3- Birini aşağılamak için kullanılan hitap. Örn:: Mahkum- Bana bak çakal sen bastın zaten oğlanın damarına söylenip durma. (Turgut Özakman, Duvarların Ötesi) 4- Çok dalgalı, çırpıntılı. (deniz) Örn:: Ger gündüzse çakal denİz, Kızkulesin eyle dikiz Ger geceyse deniz çakal, Çıkma taşra limanda kal. (anonim, manzume)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakaleriği:  

(prunus spinosa) Bir çeşit eriktir. Ağacı bodurdur. Çiçekleri beyazdır ve yapraklarından önce çıkar. Meyvesi yuvarlak ve yeşildir. Tadı buruktur. Çiçekleri; Mart ve Nisan aylarında toplanıp, kurutulur. Faydası:: İshali keser, mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Ateşli hastaların kalbini kuvvetlendirir. Terletir ve vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Anne sütünü artırır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Çakallamak:  

(fars.f. türk.e.) Sezmek, anlamak. Örn:: Çakallamadın mı o hergelelerin numaralarını peki? Ben bile çakalladım ta uzaktan. (İrfan Yalçın, Genelevde Yas) (Bu fiil vb. türetmeler örneğin Çakal Olmak, Türkçe Çakmak fiili ile Farsça kökenli Çakal'ın birbirine yaklaştığı sözcüklerdir. (bkz:: Çakaroz, Çakız, Çakmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakallık:  

(fars.i. türk.e.) 1- Hırsızlık. 2- Hilecilik, düzenbazlık. Örn:: Hepiniz uyuyorsunuz. Yazık sizin çakallığınıza. (Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı) (bkz:: Çakallamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakaloz:  

(fars.i. yun. sonek -os) Niteliksiz, düzeyi düşük. (kimse şey) Örn:: -Arslanım sen bu çakalozları armud diye mi satıyorsun? (Reşad Ekrem Koçu, Çakaloz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakanoz:  

(yun.i.) Yankesici. Örn:: O taraf kırk yıl evvel de Beyoğlu ve Galata çakanozlarının, maltızlarının (yankesici ve dolandırıcılarının) uğrağı idi.(Sermet Muhtar Alus, İstanbul Kazan Ben Kepçe) (Mustafa Nihat Özön, çakanoz için yun. tsakanisi köken gösterir, bir şapka türü olduğunu söyler. Türkçe Yabancı Kelimeler Sözlüğü.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakar:  

(t.i. erk.) Parıldayan, ışık veren.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çakaralmazdan Gelmek:  

(d.) Duyduğu halde duymamış gibi, anladığı halde anlamamış gibi yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakaroz:  

(türk.i. çakmak, çakar yun. sonek -os) Bilme, anlama.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakaroz Etmek:  

(d.) Anlamak, kavramak. Örn:: Bir şeyler duyayım, durumu çakaroz edeyim, yeni bir plan kurayım. (Safa Önal, Aşkın Son Günü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakı:  

(i.) Erkeklik organı, zeker, penis.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakıl:  

(ono.i.) 1- Küçük meme, özellikle genç erkek memesi. Örn:: Mustafa- Adam aman.. Çakılı Razi-Altunbaş'ın kızılcığı Samurkaş'ın çakılı. (Üsküdarlı Aşık Razi, mani) 2- Mermi, kurşun. 3- Metal para, sikke. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çakıl:  

ad deniz, akarsu yataklarında ya da kıyılarında bulunan, suyun aşındırmasıyla genellikle yuvarlaklaşmış küçük taş parçaları.(Konusu: , Kökeni: )

Çakıl Çakmaktaş:  

Taş devri (Özgün adı: The Flintstones), ABD kaynaklı televizyon için yapılmış çizgi film dizisinde ana karakter. Fred Çakmaktaş ve Wilma Çakmaktaş'ların Kızı.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Çakılmak:  

(f.) (Bir durum, bir kabahat) Sezilmek, anlaşılmak. Örn:: Demek ki çakarken çakılmışız, Kahveden bir yudum içti bir nefes çekti. Bana birdenbire: Sen işret ediyormuşsun. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) (Çakmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakıntı:  

(i.) 1- İçki içerken kadehleri birbirine vurma 2- an.ge. içki içme. Örn:: Hep birlikte çakıntı sürüp gider, gazeller şarkılar türküler tutturulur. (Sermet Muhtar Alus, Eski Beyoğlu Adet ve Alemleri) (bkz:: Çakmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakır:  

(t.i. ka.erk.) Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çakıştırmak:  

(f.) 1- İçki içerken kadehleri birbirine vurmak 2- an.ge. içki içmek. Örn:: Faruk ağabey her akşam eve gelince sofrayı hazır bulur. Bir iki kadeh de çakıştırırmış. (Ratip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları) (bkz:: Çakmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakız:  

(türk.i. çakmak, "z" soneki) Bir durumu anlama, bilme. (bkz:: Çakoz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakız Etme:  

(d.) 1- Bir durumu anlamak, kavramak. 2- (Birisine) durumu sezdirmek, anlamasını sağlamak. Örn:: Osman- Bilemedik ki Nuri abi sen de bize çakız etmedin yahu. (Aziz Nesin, Toros Canavarı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakma:  

(sf.) (Otomobil motoru için) Sahte, numarası değiştirilmiş. (bkz:: Çenç)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakmak:  

(f.) 1- Karagözcü argosunda anlamak manasında kullanılan bir kelime. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü) 2- Sezmek, anlamak, kavramak. Örn:: Tavladan çakar mısın? İki bir atar mısın ? Sormak ayıp olmasın Benimle yatar mısın? (anonim, mani) Örn:: -Ama İstidlal diyor yahu? -Ne demek o? -Yani bu işi kimin yaptığını çaktık diyor. (Server Bedi, Hey Kahpe Dünya) Örn:: Çaktın değil mi? dedi meseleyi çaktın elbette. Hususi hafiyeler böyle şeyleri şıp diye çakarlar. (F. M. İkinci, Kara Nara) 3- (İçki içerken) Kadeh tokuşturmak. An.ge. İçki içmek. Örn:: -Seiamünaieyküm. -Otur biraz çakalım. (Mehmet Akif Ersoy, Meyhane Safahat) Örn:: Gez, görüş, eğlen, sıkılma, zevke bak Bir gelir insan cihane durma çak. (Ahmet Rasim, şarkı) 4- Uyuşturucu madde kullanmak, haplanmak. Eroin enjekte etmek. Örn:: O alınca ben de dayanamıyor istemeye istemeye çakıyordum. (Kanat Güner, Eroin Güncesi) 5- (Öğrenimde) Yıl sonunda bir ya da birkaç dersten başarısız olmak, sınıfta kalmak. Örn:: Yarın çakarsam hayatım kayar diyo bu bana. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark) Örn:: Dört dersten çaktığım çalışmaya da yanaşmadığım için Noel tatilinden sonra okula dönemeyecektim. (J. D. Salinger-Adnan Berk, Gönülçelen) 6- Tokat atmak 7- Yumruk atmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakman:  

(t.i. erk.) 1- Amacına erişen, ulaşan kimse. 2- Süt mavisi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çakmur:  

(t.i. erk.) 1- Yarı uykulu bakış. 2- Sert taş. 3- Pinti.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çakoz:  

(türk.i. çakmak, yun. sonek -os) Anlama, bilme, sezme. (durumu) Örn: -Ulan ne iş Büsbütün Hafız mı? Yoksa çakoz da bize dümbelek mi çalıyor? (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) Çakız da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakoz Etmek:  

(d.) 1- Anlamak, kavramak, sezmek. 2- (Birisine) Durumu sezdirmek, başkalarına belli etmeden anlatmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakoz Olmak:  

(d.) Anlamak, kavramak, sezmek. Örn:: Bir iki derken otel katibi çakoz olmuş. (Mehmet Şeyda, Baba)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakozlamak:  

(f.) Futbol dehamızı anında çakozlayıp Guada- iumpur'daki milli maçta bizi antrenör olarak görevlendirdi. (Altan Erbulak-Orhan Alev, İki Üşütük) (bkz:: Çakoz Etmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çakra:  

Çakra, (Sanskritçe kaynaklı bir kelime olup, Pali: chakka, Tibetçe: khorlo) tekerlek ya da dönüş anlamına gelir. Hindu geleneklerine ve bazı inanç sistemlerine göre insanda bulunan enerji merkezlerinin girdap şeklinde dönen enerji alanlarından oluştuğuna inanıldığı için onlara bu isim verilmiştir. Çakra, Hint Felsefesi ve bazı ilgili Asya kültürlerinde, insan vücudunda bulunan metafiziksel ve/veya biyofiziksel enerjinin bağlantı noktası olarak düşünülmüştür. Yoganın üstadları; insanın, görünen fiziksel varlığı ötesinde, daha duyarlı ve daha etkin bir bünyeye sahip olduğunu ileri sürerler. İnanca göre bizler, bunu ancak bazı özel durumlarda, duygularımız aracılığıyla sezebiliriz.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Çaksa da Ateş Almamak:  

(d. fars. ateş, türk.) Kendisinden gizli bir şeyler döndüğünü sezmek ama saptayamamak. Örn:: Bul karayı al parayı. Bitirim Leyla ortalarda bir şeyler dönmekte olduğunu çakıyorsa da ateş almadığından şavullayamıyordu. (Orhan Kemal, Tersine Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çaktırmak:  

(f.) 1- Farkına vardırmak, belli etmek. Örn:: Oyun sırasında çaktırmadan dikiz ederler, içeriye haber verirler, ona göre sahneye çıksınlar diye. (Dümbüllü İsmail, Efendi anılar.) 2- (Öğretmen) Öğrenciyi sınıfta bırakmak, geçmez notu vermek. Örn:: ibneler beni bu yıl doğrudan çaktırdılar ulan sizin benim hayatımla oynamaya ne hakkınız var. (Orhan Pamuk, Sessiz Ev)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çalap:  

(t.i. ka.erk.) 1- Tanrı. 2- Ateş. İsim olarak kullanılmaz.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Çalap:  

Yaratıcı, tanrı, Allah, Mevla, Hüda, Rab. Örn:: “Çalap nurdan yaratmış canını Muhammed’in / Âleme rahmet saçmış adını Muhammed’in” (Y. Emre)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Çalapkulu:  

(t.i. erk.) Tanrı kulu, Abdullah.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çalapöver:  

(t.i. erk.) Tanrı'nın övgüsüne mazhar olmuş kişi. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çalgan:  

(t.i. erk.) Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

çalgı:  

ad 1. müzikte, güzel, uyumlu sesler çıkarması için yapılmış araç. "Keman bir çalgıdır" Benzer: enstrüman 2. müzikle yapılan eğlence, müzik aracı çalma. "Bu gece bizde çalgı var" 3. saz takımı. "Düğün için çalgı tuttuk"(Konusu: , Kökeni: )

Çalgıhane:  

(b.i) Müzik evi, çalgılı lokanta veya eğlence. yeri(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Çalı:  

(i.) Sıska, çok zayıf kimse. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çalı:  

ad 1. BİTKİLİM TERİMİ böğürtlen, ahududu gibi küçük, cılız, dalları dibinden çatallanan, çok çatallı, çok dallı ve sapları odunsu bitki, ağaççık. 2. COĞRAFYA TERİMİ kimileri ağaççık kadar olursa da, genellikle bodur, gövdesi çok ince ve kimi kez dikenli, iklim ve toprak koşullarına göre birçok türleri bulunan bitki takımı. 3. ARGO sıska, çok zayıf kimse.(Konusu: , Kökeni: )

Çalı Zeybeği:  

(d. esk.) Ödlek, korkak kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çalık:  

Karaoğlan'ın yaşlı at uşağıdır. Ama aynı zamanda onun akıl hocası ve bilge bir ozandır. Kendi gibi yaşlı atının adı "Garip"tir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Çalıkuşu:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Bu romanda küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden genç bir öğretmenin hayatını, aşkını ve Anadolu halkının sorunlarını, yaşantılarını anlatılıyor. Kitabın Ana Fikri: Anadolu'da 1908-1918 yılları arasında geçen, ağırlıklı olarak Osmanlı'nın son yıllarını anlatan bir romandır. Kitabın son kısmı hariç, ki bu bölüm dışarıdan bir gözlemcinin anlattıklarıdır, romanın ana kahramanı Feride'nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır. Karakterler: Kamran, Munise, Dr. Hayrullah Bey, Münevver, Neriman, Hatice hanım, Nizamettin bey, Müjgan, Hafız Kurban efendi, Reşit bey, İhsan bey.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Çalım:  

(Futbol Ter.) Toplu ya da topsuz şekilde bir oyuncunun rakip oyuncuyu geçmesi, üstünlük kurması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çalışkan:  

(sf.) 1- Sık sık, sürekli cinsel ilişkiye giren. (kimse) 2- i. Fahişe.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çalışma:  

ad 1. çalışmak eylemi. 2. emek verme, emek. 3. MİMARLIK TERİMİ bir yapı gerecinin yük altında biçim değiştirmesi, az ya da çok zorlanması. 4. (ahşap için) nem alarak ya da nem atarak boyut ve biçim değiştirme. "Kapıdaki çalışma, kapanmayı zorluyor"(Konusu: , Kökeni: )

Çalışma Çizelgesi:  

(Alm. Probenplan - İng. call board) Oyuncuların hangi gün, hangi saat ve hangi bölümcük için çalışmaya geleceklerini gösteren çizelge.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çalışma Grubu:  

Kullanıcıların yerel ağdaki yazıcılar ve paylaşılan klasörler gibi öğeleri bulmalarına yardımcı olmak üzere tasarlanmış basit bir bilgisayar gruplandırmasıdır. Bir yerel ağ tek bir çalışma grubundan oluşabileceği gibi, daha fazla çalışma grubundan da oluşabilir. Eğer bilgisayarınız yerel bir ağa bağlıysa, paylaşılan kaynaklardan yararlanmak için bu ağ üzerindeki çalışma gruplarından birisine dahil olmanız gerekir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Çalışma Işığı:  

(Alm. Arbeitslicht - Fr. eclairage de service - İng. workinglight) Sahnede çeşitli işçilerin ve uzmanların çalışabilecekleri kadar sağlanan ışık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çalışma Köprüsü:  

(Alm. Arbeitsbrücke - Fr. pont-volant - İng. flybridge) Sahnenin üzerinde çeşitli teknik işleri yapmakta kullanılan demir köprü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çalışma Partisi 1:  

Kısa Adı: * Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 12.09.1950 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: 1950 Sona Eriş Nedeni: Dağıldı. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan ve Kapanan Siyasî Parti -1 (1945 - 1960)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

Çalışma Partisi 2:  

Kısa Adı: * Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 11.02.1961 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: 07.03.1961 Sona Eriş Nedeni: Sosyalist Parti ile birleşti. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - II (1960 - 1980)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

Çalışmak:  

(f.) 1- (Nesneler için) İşe yaramak, işlevi olmak. Örn:: Haber sallayın tırnak makası bize çalışmaz. (Süavİ Süalp - Bülent Arabacıoğlu, Gündüz İnsan Gece Hırt) 2- Para etmek, lira ederi olmak. Örn:: Bu külüstüre bin papel çalışır. 3- (Kesici araçlar için) Etkili bir biçimde sürekli kullanılmak. Örn:: Herifin usturası mekik gibi çalışıyordu 4- (İnsan için) Kavgada özellikle kesici araç kullanarak belirli bir biçimde dövüşmek. Örn:: Behçet ne taraftan çalışır ulan? (Süavi Süalp - Bülent Arabacıoğlu, Gündüz İnsan Gece Hırt) 5- Fahişelik etmek. Örn:: Daha dün Madam Evgeniyanın evinde çalışırdı. Unutuverdi. (Attila İlhan, Sokaktaki Adam) 6- Esrarlı sigara sarmak. 7- Aldanmak, kanmak, işlemek. (bkz:: Kapik Çalışmaz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çalışmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. bir şey ortaya koymak, oluşturmak, yapmak için emek harcamak. \"Bunu yapmak için üç gün çalıştım\" 2. bir iş yapmakta olmak, iş görmek. \"Babam çalışıyor, rahatsız etme\" 3. bir işi, bir görevi bulunmak. \"Babam bir bankada çalışıyor\" 4. (makine vb.) işler durumda olmak, bozuk olmamak, işlemek. \"Saat çalışıyor\" 5. bir şeyi yapmaya çabalamak, uğraşmak. \"Sana derdimi anlatmaya çalışıyorum\" 6. (ahşap) nem alarak ya da nemini atarak boyut ya da biçim değiştirmek. \"Bu tahtalar çalışır\" 7. ARGO (kadın) orospuluk etmek. \"Bu karı evinde çalışıyor\" 8. ARGO değeri, ederi olmak. \"Bu cekete benden on lira çalışır\"(Konusu: , Kökeni: )

Çalıştır:  

"Başlat menüsü allında yer alan komutlardan birisidir. Çalıştır komutu yardımıyla tam ismini bildiğiniz bir uygulama ya da belgeyi, simgesine tıklamadan açmanız mümkün. Yapmanız gereken, sadece uygulamanın adını açılan küçük penceredeki boş satıra yazmak ve "tamam" düğmesine tıklamak."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Çalıştırıcı:  

(Tekvando Ter.) Sabeon Nim.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çalıştırmak:  

(f.) 1- Yapmak, etmek, eylemek, hazırlamak. Örn:: Arnavut Votkamla eriği çalıştır ulan. (Süavi Süalp, Salak Milyoner) 2- (Bir kesici aracı) Dövüşte etkili biçimde kullanmak. Örn:: Hacamatçı gaddareyi çalıştırdı mı iş biter. 3- Fuhuş aracılığı, pezevenklik, mamalık etmek. (Birini) Alaya almak kandırmak. (bkz:: İşletmek) 4- Vermek. Bi binlik çalıştırdı aldım çıktım kekocum. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark) Örn:: Aga bi uçlu çalıştır bakalım bize.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çalkın:  

(t.i. erk.) Alev.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çalma:  

(Alm. Rollestehlen) Sahnede başka bir oyuncunun sözlerinin ya da hareketlerinin etkisini azaltacak yolda, sıra kendisinde olmadığı halde, seyircinin dikkatini kendi üstüne çekme. Öbür oyuncunun oyununu çalma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çalma:  

(Beyzbol Ter.) Kendinden sonraki vurucunun oluşturduğu zamandan yararlanarak ilerideki kalelere koşma veya savunma oyuncularını atlatarak bir sonraki kaleye yönelme. Stealing. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

çalma:  

ad 1. çalmak eylemi. 2. HALK AĞZINDAN koyu pekmez. 3. sıfat hırsızlanmış, çalınmış. \"Çalma kitapla kitaplık yaptı\"(Konusu: , Kökeni: )

çalmak:  

1. başkasının malını gizlice almak. Benzer: hırsızlamak hırsızlık etmek 2. (kapı, zil için) tıklatarak ya da tokmağıyla vurarak ya da düğmesine basarak ses çıkarmasını sağlamak. "Zili çaldım, kapı açılmadı" 3. çarpmak, atmak, kaldırıp yere vurmak. "Elindeki çantayı yere çaldı" 4. [nsz] (zil, çan, boru vb.) ses çıkarmak, ses vermek. "İçerde bir radyo çalıyordu" 5. bir müzik aracını, müzik kurallarına uygun, uyumlu sesler çıkartacak biçimde kullanmak. "O, gitar çalar" 6. bir müzik parçasını seslendirmek. "Orkestra, Mozart’ın bir yapıtını çaldı" 7. müzik dinlemeyi sağlayan bir aygıtı çalıştırmak. "Biraz pikap çalmak istiyorum" 8. süte maya katıp karıştırmak. "Bir tencere yoğurt çaldık" 9. üzerine bir şey sürmek. "Yaraya merhem çaldılar" 10. zarar vermek, dokunmak, bozmak. "Sebzeyi kırağı çalmış" 11. dikişte, kumaşın biraz fazla gelen yerini kesmek. "Eninden biraz çalmakla düzelir bu kumaş" 12. herhangi bir yönden yaklaşmak, andırmak, benzemek. "Rengi sarıya çalıyordu" 13. MEC. (zaman için) birinin zamanını almak, boşa harcatmak. "Birkaç dakikanızı çalacağım" 14. çalarak, vurarak, çarparak. "Çantasını yere çala çala gidiyordu" 15. gizlice alarak, hırsızlayarak, çalarak. "Kamu malını çala çala tükettiler" 16. (bir çalgıyı) çalarak. "Bağlama çala çala yorulmuştu" 17. iyi kötü, az ya da çok demeden ne bulursa çalmak. 18. kötü yollardan edinmek. "Adam çalıp çırparak böyle varsıllaştı" 19. çok neşeli ve keyifli olmak, çok sevinç içinde bulunmak. 20. bir işe çok hevesli görünmek. "Bunu duyunca çalmadan oynamaya başladı"(Konusu: , Kökeni: )

Çalpara:  

(Körm. O.) Eski oyuncuların ellerinde birbirlerine vurarak dansa tartım tuttukları sopalar abanoz.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çamağacı:  

(pinus) Birçok çeşidi olan bir ağaçtır. Kozalakları ilk yıl kapalıdır. kinci yıl açılıp, kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu, palamutu, kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır. Faydası:: Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Çamaşırhane:  

(b.i.) Çamaşırlık. Çamaşır yıkamak için ayrılmış yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Çamfıstığı:  

(pinus pinea) Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaığı kadar yaklaşık 25 gram'dan fazla yenilmemelidir. Faydası:: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Çamuka:  

Bilimsel Adı: Atherina hepsetus. Familyası: Deniz balığı. Gümüş balığıgiller (Atherinidae) familyasından beyaz etli ve bir balık türü. Fazla derin olmayan sahillerin sıcak ve ılıman sularında kumlu veya çakıllı bölgelerde sürüler halinde ve balık yavruları, kabuklular ve yumuşakçalarla beslenerek yaşar. Suların bölgesel sıcaklığına göre Nisan-Eylül arasında ürer. Suyun tuzluluk oranı ve oksijen değerine uyum gösterir. Bu nedenle göllerde bile yaşayabilir. Boyu 10-12 en çok 16-18 santimetre olabilir. Çok lezzetli etiyle ekonomik değeri yüksektir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Çamuka:  

(yun.i.) Gümüş balığına benzer, ondan daha küçük, eti daha lezzetsiz, yavan bir balık çeşidi. Atherina hepsetus.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Çamur:  

(i.) Yemek, şölen.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çamur:  

ad 1. su ile karışarak bulaşır, içine batılır duruma gelmiş toprak. 2. HALK AĞZINDAN türlü gereçlerle yapılarak yapı işlerinde kullanılan harç. 3. sıfat MEC. çevresine tedirginlik veren, ona buna sataşma huyunda olan (kimse). \"Çamurun biridir, ondan geri dur\" 4. çamaşırı, kirli bir suda yıkayıp uygun olmayan bir yerde kurumaya bırakmak. 5. bir işi özensiz, üstünkörü yapmak.(Konusu: , Kökeni: )

Çamura Yatmak:  

(d.) 1- Yapması gereken şeyi yapmamak. Örn:: Bir daha pişmiş aşa su katarsanız ya da uzun kulak gibi çamura yatarsanız inanın anlatmam hikayemi.(Aziz Nesin, Büyük Grev) 2- Borcunu ödememek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

WhatsApp