Haydi Öğrenelim!
psikobiyoloji:
(ing.i. psychobiology) zihinsel ve ruhsal faaliyetlerin biyolojisini, ruh ve beden arasındaki karşılıklı ilişkileri konu alan bilim dalı.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Pullar:
Tavlada kullanılan taşlar. Her bir oyuncu, açık veya koyu renkli 15 pul ile başlar. Geleneksel olarak beyaz olan, parçaları saat yönünün tersine yönde ilerleterek oyuna başlar.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Pullu Sazan:
Bilimsel Adı: Cyprinus carpio. Familyası: Sazangiller (Cyprinidae) familyasına adını veren tatlı su balığıdır. Göl ve yavaş akan derelerin dip sularında yaşayan, Uzun gövdeli, solucan, böcek larvaları ve bitkilerle beslenen bir dip balığıdır. Türkiye''nin Akdeniz ve Güneydoğu bölgesi haricinde her yerinde bulunur. Ancak, Akdeniz Bölgesinin en önemli akarsularından olan Göksu Irmağı''nda bol miktarda sazan yaşamaktadır. Anayurdu Asya'dır. 12. yüzyıldan sonra, Avrupa ve Amerika''nın tatlı sularında üretilmiştir. Suni balıkçılıkta önemli yer tutar. Aşırı soğuklarda toplu halde çamura gömülerek kış uykusuna yatarlar. Kışın ölmeden donabilirler. Su akıntısına karşı yüzebilirler. Kuyruğunu çeneleri arasına sıkıştırıp, bıraktığında zemberek gibi boşanarak 3-5 metre sıçrayarak çağlayanları aşabilirler. Sürüyle dolaşırlar. Eti fazla kılçıklıdır. Sazanların ömürleri normal olarak 40-50 yıl kadardır. Balıkçılar bunları harekete geçirmek için gürültülü sesler çıkarırlar. Ağla bol miktarda avlanırlar.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Pulluk:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pulman:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
pulmonoloji:
(ing.i. pulmonology) akciğerbilim. akciğerlerin anatomisi ve hastalıklarını inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Puma:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pump:
(Basketbol Ter.) Atışı yapmadan önce topu yukarı kaldırıp aşağı indirmek. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Punç:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pundacı:
(ita.i. punta, pund, punf'tan) Kumarbaz, kumar oynayan kişi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Punt:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Puntland:
Puntland; (Somalice: Buntland, Arapça: أرض البنط), Somali Federal Cumhuriyeti'ni oluşturan özerk bölgelerden biri. Ülke topraklarının kuzeydoğusunu oluşturan eyaletin sınırları kesin olarak tespit edilemediğinden yüzölçümünün yaklaşık olarak 200.000 ile 250.000 km² arasında olduğu tahmin edilmektedir (Yaklaşık olarak ülke topraklarının üçte biri). Bölgenin başkenti aynı zamanda Nugaal idari biriminin de başkenti olan Garoowe'dir. Puntland Yönetimi, Somali'deki otorite boşluğundan (ülkenin tamamını kontrol altında tutabilecek bir hükümetin bulunmaması) yararlanarak tek taraflı bağımsızlığını ilan etmesine rağmen, bu bağımsızlık şu ana kadar hiçbir devlet tarafından kabul görmemiştir. Puntland Eyaleti, 7 yönetim biriminden oluşmaktadır. Bunlar; Ayn, Bari, Sanaag, Karkaar, Nugaal, Mudug ve Sool'dur. Bunlardan Ayn ve Sool dışındaki diğer tüm idari birimlerin Hint Okyanusu ya da Aden Körfezi'ne kıyısı bulunmaktadır. Komşuları; Somaliland, Etiyopya.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Punto:
"Tipometride kullanılan ölçü birimidir. Bilgisayarda kullanılan yazı tipi boyutları, çoğunlukla ""punto"" terimi ile belirtilir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Punto:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pupa:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pupa Gitmek:
(d. ita. poppa, türk.) Doğru gitmek, hızla gitmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Pupu:
(i.) Dişilik organı, vagina.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Puri:
(çing.i.) Yaşlı adam. Puri Balamoz diye de söylenir. (Sözcük phuro, puro biçimlerinde Alman argosunda da aynı anlamda yer alır. Siegmund A. Wolf VVörterbuch des Rotvvelschen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Purim Oyunu:
(Alm. Purim-Feier - İng. purim play) Mart başında Yahudi törenlerinde oynanan oyun türü. Tek bölüm olup kutsal kitaptaki "Ester" bölümünü ele alır. Bu tür oyunlarda ezgiler, danslar, gülünç sahneler bulunur.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Puro:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pursuit:
(Bisiklet Ter.) İki bisikletçinin pistin karşılıklı iki ucundan başladığı saate karşı bireysel yarış.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Pus:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pus Asmak:
(d.) Ün kazanmak, nam kazanmak. Örn:: Kavanoz Mehmed bilhassa meyhane kavgalarında pus asmıştı. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Pusat:
(Ort. O.) Giysi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Puset:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusla:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusula:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusula:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusulalı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusulasız:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pusval:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Puşlavat:
(fars.i. puşt, a. kavvad, puşt-u-kavvad'dan) 1- Kadınlara ve eşcinsellere, pezevenklik eden kimseler. 2- Puştlar, edilgin eşcinsel erkekler. 3- Bu anlamda kullanılan aşağılama sözü. Örn:: Bu söze bir zaman gülen Fayrap sonra çıkıştı. Açılın ulan Açılın puşlavatlar. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
put:
1- Bazı ilkel toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesne, tapıncak, sanem, fetiş. 2- Kendisine tapılmak, ibadet edilmek üzere taş, ağaç, maden, toprak vb. şeylerden yapılmış olan heykel, resim ve oymalar. Örn:: “Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/90 ncı Ayet) 3- İnsan ya da insanüstü güçlere sahip olduğuna inanılan varlıklara aşırı sevgi ve saygıdan kaynaklanan ve tapınmak amacıyla yapılan heykeller. “İbrahim, Rabb’ine şöyle dua etmişti: ‘Ey Rabb’im! Bu beldeyi (Mekke) güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” (Kur’an-ı Kerim İbrahim suresi 14/35 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Puta:
(Okçuluk Ter.) Yer okçuluğunda hedef.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Putka:
(bulg.i.) Dişilik organı, vagina. Kıç, anus. (bkz:: Petka)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
putperest:
1- Puta tapan, şirk ve küfür içinde bocalayan kimse. 2- Allah’a yapılması gereken ibadeti, ona gösterilmesi gereken saygı ve sevgiyi, Allah’ın dışında ilah kabul edilen herhangi bir varlığa gösteren, tapınan. İslam’a göre putperestliğin hiçbir değeri yoktur. İslam, putperestliğin her türlüsünü yasaklar ve kaldırılmasını emreder. Bütün peygamberler, toplumlarındaki putperestlerle mücadele etmişlerdir. Hz. Muhammed de dönemindeki putperestliği ortadan kaldırdığı gibi yeniden putperestliği çağrıştıracak olan söz ve davranışları da yasaklamıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Putrel:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Püf Püf:
(d. ono.) 1- Esrar nargileyle, sigarayla kabak ile içilen esrar. 2- Esrar içme, esrar çekme. Örn:: Aşk olsun bu nimete Püf püf deki himmete. (Bitik Aşık Mehmet Gökçınar, manzume) Püf diye de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Pülmoner:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pülverizatör:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pünez:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pür:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pürçek:
(t.i. ka.) Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Pürçin:
(f.i. ka.) Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Pürdil:
(f.i. erk.) Yürekli, cesur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Püre:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Püren:
(t.i. ka.) Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler. Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Pürfer:
(f.i. ka.) Çok parlak, aydınlık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Pürist:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Püriten:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Püritenlik:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Pürizm:
(fr.i. purisme) (dilb.) Özleştirmecilik, Arıtıcılık. Ağırlıklı olarak Fransız ressam Amedee Ozenfant ve mimar Le Corbusier tarafından ortaya konmuş ve Kübizm'in bir parçası olan bir sanat akımıdır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Pürizm:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Püser:
(f.i. erk.) Oğul, erkek çocuk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
PVA:
(Polivinil Asetat) Vinil asetat ve bir katalizörün polimerizasyonu sonucu türetilen renksiz, termoplastik, suda çözünebilir, reçinemsi yüksek polimerdir. Genellikle, düşük kaliteli su-bazlı kaplamalarda akrilik esaslı boya bağlayıcı olarak kullanılır. Bunun yanında yapıştırıcılar, tekstil, empregnasyon alanlarında da kullanılan bir reçinedir.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
PVC:
(Pigment Hacim Konsantrasyonu) Pigment hacminin, kaplamadaki toplam uçucu olmayan maddelere(örn., pigment ve bağlayıcı) oranı. Bu oran genellikle yüzde (%) olarak ifade edilir.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Quadratus:
Dört kenarlı, dörtgen anlamında.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Quadriceps:
Dört başlı anlamında. Örneğin; ‘quadriceps femoris’ kası.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Qualification Roundu:
(Okçuluk Ter.) Olympıc round yarışmasının ilk iki gününde atılan Tek FITA atışı.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ra’d suresi:
Kur’an-ı Kerim’in on üçüncü suresidir. Mekke’de inmiştir. Kırk üç ayettir. Adını ‘gök gürültüsü’ anlamına gelen ve on üçüncü ayette geçen ‘ra’d’ kelimesinden almıştır. Sureye, Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından Hz. Peygamber’e indirilen ilahî bir kitap olduğu bildirilerek başlanır. Allah’ın gökyüzünü ve yeryüzünü mükemmel bir biçimde yaratmasına dikkat çekilir. Dağların yaratılmasındaki hikmetler üzerinde durulur. Gecenin ve gündüzün yaratılmasının nedenleri açıklanır. İnsan için yaratılan meyvelerin öneminden ve güzelliklerinden bahsedilir. Bu kadar nimet kendisi için yaratılan insanın ahireti ve ölümden sonraki dirilişi inkâr etmesinin yanlışlığına vurgular yapılır. Ahireti inkâr edenlerin, inkârlarını doğrulamak amacıyla acele bir azap istemelerinin yanlışlığına değinilir. Allah’ın, evrendeki her şeyi ayrıntılarıyla bildiği açıklanır. Surede, Allah’ın sosyal değişimle ilgili koyduğu evrensel bir kural üzerinde durulur. Bu kural şöyledir: “Bir toplumun bireyleri kendilerini olumlu yönde değiştirmedikçe Allah, onların durumlarını zorla değiştirmez.” İnsanların sahip oldukları iyilikleri ön plana çıkararak, kötülüklerden de kaçınarak toplumsal değişime iyi yönde katkıda bulunmaları istenilir. Surede, şimşeğin çakmasının ve gök gürlemesinin rahmetin, yağmurun habercisi olduğuna dikkat çekilir. Bulutlar ve gök gürlemesiyle gelen yağmurun, Allah’ın koyduğu yasalara uygun hareket ederek yağması bir tespih, Allah’ı zikir olarak anlatılır. Surede, duanın yalnızca Allah’a yapılacağı vurgulanır. Allah’tan başka dua edilen varlıkların hiçbir şeyi yaratmaya güçlerinin yetmediği anlatılır. Her şeyi yaratan Allah’a, tüm varlıklar itaat ederken insanın nankörce davranmasının yanlışlığı üzerinde durulur. Bu çerçevede, insana verilen nimetler hatırlatılır. İnsanın, bu nimetleri veren Allah’a inanması ve onun isteklerini yerine getirmesi durumunda ahirette elde edeceği mükâfatlar sayılır. Hz. Peygamber’in getirdiği ilahî vahye uymanın, ezelde Allah’a verilen sözü doğrulamak olduğu belirtilir. Bu söze sadık kalan müminlerin nitelikleri açıklanır. Bunlar: ‘Başa gelen musibetlere sabırlı olup haramlardan kaçınmakta kararlı olma, namaz kılma, ihtiyaç sahiplerine maddi yardımda bulunma ve kötülüğe karşı tavır almadır.’ Bu sıfatlarla donanan müminlerin ‘Adn’ cennetine girecekleri müjdelenir. Allah’a verdiği sözde durmayanların da cehennemlik olacakları haber verilir. Surede, insanların ruhen doyuma ulaşmasının ancak Allah’ı çokça zikretmekle gerçekleşeceği belirtilerek Allah’ı ve onun nimetlerini çokça anmanın önemi anlatılır. Hz. Muhammed’in Peygamber olarak gönderildiği kavmin özelliklerine ve inkârcı tavırlarına değinilir. Onların Kur’an-ı Kerim’e karşı takındıkları inatçı tutumları kınanır. Allah’ın ilim ve kudretinin büyüklüğü açıklanırken müşriklerin tapındığı putların güçsüzlüğü haber verilir. Allah’ın emirlerine itaat eden kimselerin cennete girecekleri müjdelenir. Kur’an’ın her şeyi açıklayan Arapça bir kitap olarak Hz. Peygamber’e indiği bir kez daha belirtilerek Resulullah’ın Kur’an-ı Kerim gibi bir rehber geldikten sonra müşriklerin arzularına boyun eğmemesi öğütlenir. Surede, Hz. Peygamber’in insani yönüne vurgular yapılır. Onun da diğer peygamberler gibi yiyen, içen, evlenen, çoluk çocuk sahibi bir insan olduğu söylenir. Hz. Muhammed’in görevinin insanlara hakikatleri açıklamak olduğu hatırlatılır ve ona karşı duranların ahirette karşılaşacakları çeşitli azaplar haber verilir. İnkârcıların, Resulullah’ı kabul etmemelerine karşılık Hz. Peygamber’in şöyle bir cevap vermesini emreden ayetle sure son bulur: “De ki: “Benimle sizin aranızda Allah’ın ve yanında kitap bilgisi bulunanların tanık olması yeter.”(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Rab:
1- Yetiştiren, besleyen, büyüten, olgunlaştıran. Örn:: “(O) göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin Rabb’idir. Yalnızca ona kulluk et ve ona ibadette devamlı ol.” (Kur’an-ı Kerim Meryem suresi 19/65 nci Ayet) 2- Allah. “De ki O her şeyin Rabb’i iken ben Allah’tan başka bir Rab mı arayım?” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/164 ncü Ayet) 3- Yaratan ve yarattıklarını başıboş bırakmayıp terbiye eden. Örn:: “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a özgüdür. O Rahman ve Rahîm’dir.” (Kur’an-ı Kerim Fatiha suresi 1/1-3 ncü Ayet) 4- Rızık veren, bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılıksız olarak bol bol veren. “Herkese, onlara da bunlara da (müminlere de kâfirlere de) Rabb’inin nimetlerinden bol bol veririz. Çünkü Rabb’inin nimetleri eksilmez.” (Kur’an-ı Kerim İsra suresi 17/20 nci Ayet) 5- Yaratmış olduğu varlıkları sürekli gözetim altında tutan, tüm varlıkların hayatlarını devam ettirmeleri için onlarla ilgili doğal kurallar koyan, dünyada mutlu olmaları için katından kanunlar ve vahiy gönderen. “De ki: Örn:: “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm yalnızca bütün âlemlerin Rabb’i olan Allah içindir.” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/162 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Rab:
(er-Rab) (yahudice) “Yaratan, olgunlaştıran, besleyip büyüten, tüm varlıkları gözetim altında tutan, onlarla ilgili her türlü kuralı koyan ve bütün varlıkların rızkını veren.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâsından biri. Örn:: “Allah’tan başka ilah yoktur. Öldüren de dirilten de odur. O sizin de sizden öncekilerin de Rabb’i olan Allah’tır.” (Kur’an-ı Kerim Duhan suresi 44/8 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Rabbani:
(a.i. erk.) 1- Allahla ilgili. 2- Kendini bütün varlığıyla Allah'a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah'tan geleni kabul edip, O'nun dinine muhalif olana karşı çıkan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
rabbani:
1- Âlim, ilim adamı, din ilimlerinde uzmanlaşan kişi, fakih. Örn:: “Rabbani, hikmet sahibi ve takva ehlidir.” (Said b. Cübeyr) 2- Sözleri ile davranışları, inancı ile ameli birbiriyle uyumlu, yiyip içtiklerinde helal ve haramı gözeten, iffetini koruyan, işlerinde yalnızca Allah’ın rızasını gözettiği için insanların güvenini kazanan ve ilimde derinleşerek insanların sorunlarına Kur’an-ı Kerim ve sünnetten çözümler üreten en üst düzeydeki İslam âlimi. Örn:: “Rabbanilerin ve hahamların onları günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırmaları gerekmez miydi? Onların yaptıkları şey ne kötüdür.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/63 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
rabbani hadis:
(bkz:: kutsi hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Rabdofobi:
(ing.i. rhabdophobia) şiddetli cezalandırılmaktan, sopayla dövülmekten, şiddetle eleştirilmekten, bir de büyü yapılmasından korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Rabıt:
(a.i. erk.) Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Rabıta:
(a.i. ka.) 1- İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2- Münasebet, ilgi. 3- Bağlılık, mensub olma. 4- Sıra, tertip, usul, düzen.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
rabıta:
1- Bağ, bağlantı, ilişki, alaka. 2- Cesaret ve sabır gösterme, savaş hazırlığı yapma, sınırda nöbet bekleme. Örn:: “Ey iman edenler! Sabredin, direnin, rabıta edin. Allah’ın emirleri ve yasakları konusunda titiz davranarak onun korumasına girin ki kurtulasınız.” (Kur’an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/200 ncü Ayet) 3- Tasavvuf yoluna giren kimsenin, eğitimine girmeyi kabul ettiği kâmil bir mürşidin ahlakından ve güzel davranışlarından yararlanmak amacıyla onun tüm güzel yönlerini ve davranışlarını örnek alarak İslam’ı en güzel bir biçimde yaşayabilme çabası; müridin, mürşidin hâliyle hâllenmesi. Örn:: “Bizim gibi Kur’an-ı Kerim ve sünnete uygun yaşamadıktan sonra postumuzu da giyseniz rabıta yapmış olmazsınız.” (Bayezid-i Bistami)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Rabi:
(a.i. erk.) Dördüncü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Rabia:
Halide Edip Adıvar'ın yazdığı Sinekli Bakkal kitabının baş karakteri. Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Rabia:
(a.i. ka.) 1- Dördüncü. Saatteki salisenin 2- Tanzimattan sonra memurlukta kolağası derecesinde bir rütbe. 3- Ünlü kadın mutasavvuf.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Rabih:
(a.i. erk.) Yararlı, kazançlı, karlı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Raca:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Raci:
(a.i. erk.) 1- Rica eden, yalvaran, dileyen. 2- Dönen, geri gelen. 3- Nisbet ve ilgisi bulunan, dokunan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Racife:
(a.i. ka.) Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Racih:
(a.i. erk.) Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Raciye:
(a.i. ka.) 1- Rica eden, yalvaran. 2- Umutlu.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Racon:
(ita.i. ragione, akıf'dan) 1- Yöntem, kural, adet, usul. Örn:: Külhanbeylik dahi racon İsmi altında bir nevi usul ve kaidelere dayanırdı ki esasını mümkün mertebe ırz ve mala hürmet, namusluyu himaye teşkil ederdi. (Refik Halid Karay, Bir Ömür Boyunca) 2- Gösteriş, belirli bir davranış biçimi. Örn:: Küçük İsmail- Benim bildiğim uşak İbiş olmadıkça uşaklığın raconu tadı kalmaz. (Haldun Taner, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı) 3- Hakimiyet, egemenlik. Örn:: meşhur kabadayı ocağı heyetinin zahiren Raconu yani hükmü altında bulunurdu. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) 4- Hakim, egemen. Örn:: Çünküleyim ki Ali Şah Dolapdere'nin raconudur. Raconu olmasa tekmil Dolapdere'nin alıcı vurucu kırıcıları onun yoluna can baş koyarlar mı? (Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti) 5- İtibar. (bkz:: Raconu Olmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Racon:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Racon Atmak:
(d. ita. türk.) 1- (Kabadayılar arasında) Kural koymak, belirli bir konuda yöntem saptamak 2- Gösteriş yapmak, gücünü belli edecek biçimde davranmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Racon Kesilmek:
(d. ita. türk.) Kural konulmak. (bkz:: Racon Kesmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Racon Kesişmek:
(d. ita. türk.) (İki ya da daha çok kabadayı) Karşılıklı kural saptamak, birlikte oturarak yöntem belirlemek. Kimin haklı kimin haksız olduğunu saptamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Racon Kesmek:
(d. ita. türk.) 1- (Kabadayı) Kural koymak, yöntem belirlemek. Örn:: Kabadayılığın raconu kesiliyordu o an. Daha doğrusu kabadayılığın şerefi kurtarılıyordu. (Necmi Onur, Arap Abdo) 2- Bir anlaşmazlığı çözmek için tartışmak ve konuyu kabadayılık dünyasında geçerli kurallara göre sonuca bağlamak. Örn:: Zehir Ali sordu: -Bizim keseceğimiz racona razı olur musunuz? (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar) Örn:: Racon kesmeye gelince diyelim oyunda bir anlaşmazlık çıktı işte orada haklıyı haksızı ayırmaktır benim işim (Celalettin Çetin, Kumarbazlar Arasında) 3- Rol yapmak gibi davranmak, gösteriş yapmak. Örn:: Bu enayilik bizde varken daha pek çok raconlar keseriz. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Racon Kestirmek:
(d. ita. türk.) (Kabadayılar) Bir anlaşmazlık konusunda daha yaşlı ve daha etkili kabadayılara başvurarak onlardan karar çıkartmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Raconcu:
(ita.i. türk. e.) 1- Kabadayı, külhanbeyi. 2- Gösteriş yaparak kabadayı gibi davranan kimse. Örn:: Palavracılık, fiyakacalık, hacamatçılık, raconculuk filan para etmez, insan anasından doğma külhanbeyi olmalı. (Mithat Cemal Kuntay, Üç İstanbul)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Raconcu:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Raconu Olmak:
(d. ita. türk.) Sözü dinlenmek, itibarı olmak, saygıdeğer olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Rad Suresi:
(a.i. سورة الرعد) ra'd suresi; sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-ra'd" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir. kur'an-ı kerim'de 13 ncü sure, 12 nci cüz, 248 nci sayfadadır. 43 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 96 ncı sıradadır. muhammed suresi'nden sonra, rahman suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. surede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilmek ve hesab ile arab paganların islam hakkında ortaya attıkları şüpheler konu edilmektedir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
rada:
1- Süt emme, emzirme. 2- Bir kadının kendi sütü ile bir başkasının çocuğunu iki yaşını bitirene kadarki süre içerisinde bir veya birkaç kez emzirmesi veya çeşitli biçimlerde sütünü vermesi. İslam’da akrabalık ya soy yoluyla veya süt emzirme yoluyla gerçekleşir. Bir kadın, yabancı birisinin çocuğunu emzirdiğinde o çocuk, kadının süt çocuğu, kadının diğer çocuklarının da süt kardeşi olur. Bir kişinin süt evlatlığının gerçekleşebilmesi için doğumundan iki yaşının bitimine kadar bir süre içerisinde emzirilmesi gerekir. İki yaşından sonra emzirilse bile süte bağlı akrabalık oluşmaz. Sütten doğan bu yakınlık emzirme yoluyla olduğu gibi kaşıkla vermek veya başka bir sıvıyla karıştırarak vermekle de olabilir. Süt akrabaları arasındaki evlenme yasaklığı şu şekilde ifade edilmiştir: “Emenin emzirene kendisi, emzirenin emene nesli (soyu) haramdır.” İslam, süt kardeşler arasındaki evliliği yasakladığı için başkasını emziren ailelerin, emzirdikleri çocukların kaydını tutması ve evlendirmelerde bu durumun göz önünde bulundurulması gerekir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Radansa:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Radar:
Gönderdiği radyo dalgalarının bir engele çarpıp geri dönmesi yoluyla o engelin uzaklığını ve konumunu belirleyen aygıt.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Radar:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
radar figürü:
(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Radarcı:
(ing.i. radio cfetection and ran-gingden kıs. türk. e.) Dikizci, röntgenci, gözetleyici. Örn:: Gammaz birisinin yapıp ettiğini gözetleyerek, başkalarına haber veren kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Radarcı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
radıyallahu anh:
“Allah ondan razı olsun.” anlamına gelen dua sözü. ‘Radıyallahu anh’ ifadesi, sahabelerden herhangi birinin adı anıldığında veya İslam büyüklerinin adı geçtiğinde onların insanlığa hizmet ve katkılarını hayırla anıp dua etmek amacıyla kullanılır. Bu ifade, yazımda (r.a) kısaltmasıyla gösterilir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Radi:
(a.i. erk.) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Radife:
(a.i. ka.) Kıyamette üfürülecek surun ikincisi(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Radikal:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )