Haydi Öğrenelim!
Siret:
(a.i. erk.) Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. Hz. Muhammed'in hal tercümesi.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Sıcak Ses:
(Alm. sympatische Stimme - Fr. voix sympathique) Tiyatro konuşmasında tını yönünden kulağa hoş gelen ses.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
sıcaklık:
ad 1. sıcak olma durumu. 2. sıcak olan şeyin durumu, niteliği ya da etkisi. "Odanın sıcaklığı arttı" 3. bir aygıtla ya da araçla ölçülebilen ısı derecesi. "Hava sıcaklığı artacakmış" 4. ısı. "Sıcaklık artışı bekleniyor" 5. hamamda yıkanılan sıcak yer. 6. MEC. cana yakınlık, içtenlik ve sevimlilik. "Ondaki sıcaklık kimsede yoktur"(Konusu: , Kökeni: )
Sıçan:
(i.) 1- Hırsız, ufak tefek şeyler çalan hırsız. 2- Küçük yaştaki hırsız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
sıçan:
HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ ad 1. sıçangillerden, yeryüzünün her yerinde birçok türü bulunan, fareden iri, kemirgen, memeli hayvan. 2. HALK AĞZINDAN fare2.(Konusu: , Kökeni: )
Sıçırık:
(i.) 1- Çok zayıf, küçük yapılı, ufak tefek kimse. Örn:: Gene de bu sıçırığa bir şans vermek İstedi. (Raymond Gueneau - Tahsin Yücel, Zazie Metroda) 2- Velet, çocuk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıçmak:
(f.) Kötü durumda kalmak, güç duruma düşmek. Örn:: Vahhh ramazanlar uçlandı. Sıçtık. (bkz:: Hikmet Sıçmak, Laf Sıçmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıçrama:
(Bal .) Dansta yedi ana hareketten biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Sıçrama:
(Atletizm Ter.) Yerden yukarı doğru ayakların ivmesiyle kalkarak bir süre havada asılı kalma.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıçrama Bacağı:
(Atletizm Ter.) Sıçrama hareketinde yerden havaya son kalkan ve dayanak sağlanan bacak.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıçrama Tahtası:
(Atletizm Ter.) Uzun atlama yarışmalarında atletin sırçama için bastığı boyalı tahta. (bkz:: basma tahtası) (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıçrayarak Atış:
(Hentbol Ter.) Sol adımla başlayıp vücudun ağırlık merkezinin sıçrama ayağı üzerinde olduğu, kolun omzun gerili şekilde olduğu havada atış şekli.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıdal:
(t.i. erk.) 1- Güç, kuvvet, dayanıklılık. 2- Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. 3- Öfkeli, sinirli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Sıdam:
(t.i. erk.) Sade, yalın, düz, süssüz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Sıdar:
(t.i. erk.) Dayanıklı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Sıddık:
(a.i. erk.) 1- Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. 2- Kur'an'da peygamberleri vasfetmek, iman edenlerin sıfatı ve şehitlikten önde gelen makam kastedilerek zikredilmiştir. Ebu Bekir Sıddık: Hz. Ebu Bekir'in lakabı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
sıddık:
1- Hiçbir zaman yalan söylemeyen ve yerine getiremeyeceği sözü vermeyen, sözünde duran, çok dürüst. Örn:: “Kitapta bir de İbrahim’i an. Gerçekten o, sıddık bir peygamberdi.” (Kur’an-ı Kerim Meryem suresi 19/41 nci Ayet) 2- Hakkı ve gerçeği tereddütsüz kabullenen, gerçeklere içtenlikle inanan. Örn:: “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır!” (Kur’an-ı Kerim Nisa suresi 4/69 ncu Ayet) 3- “Hz. Peygamber’e ve onun Allah tarafından getirmiş olduğu dinî emirlere içtenlikle ve gösterişten uzak olarak inanan.” anlamında Hz. Ebu Bekir’in sıfatı. Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’in Miraç olayını inkâr etmişler ve diğer insanların da inkâr etmeleri için yoğun çaba göstermişlerdir. Hz. Ebu Bekir’e de Miraç olayını anlatmışlardır. Hz. Ebubekir ise Hz. Peygamber’in Miracını tereddüt etmeden kabul ettiğini onlara söylemiş ve bu güzel davranışının üzerine Hz. Peygamber de ona sıddık sıfatını vermiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Sıdıka:
Attila Atalay’ın Hıbır dergisinde yarattığı kentin kenar mahallelerinde oturan, orta halli bir ailenin 20’li yaşlardaki kızı. Abisi Samim, babası Zekeriya ve annesi Safiye Saka ile hikayelerini okuduğumuz karakter televizyona da uyarlandı. Sıdıka tiplemesi vinyet olarak Latif Demirci tarafından çizildi.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Sıdıka:
(a.i. ka.) Çok doğru, yalan söylemeyen. Hz. Aişe ve Hz. Meryem'in lakabı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Sıdk:
(a.i. erk.) 1- Doğruluk, gerçeklik. 2- Temiz kalplilik, halisiyet. 3- Sadakat.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
sıdk:
1- Doğruluk, doğru sözlülük, samimi davranış, içtenlik. Örn:: “Allah hakkında yalan uyduran ve kendisine gelen sıdkı yalanlayandan daha zalim kim olabilir? İnkârcıların durak yeri cehennem değil midir?” (Kur’an-ı Kerim Zümer suresi 39/32 nci Ayet) 2- Öz ile sözün, söz ile davranışların birbirine uyması, kişinin olduğu gibi görünüp göründüğü gibi olması durumu. Örn:: “Sıdk, insanı iyilik yapmaya; yapılan iyilik ise kişiyi cennete götürür. Yalan ise insanı kötülük yapmaya; yapılan kötülük ise insanı cehenneme götürür.” (Hadis) 3- “Allah’tan almış oldukları emirleri insanlara olduğu gibi bildiren ve hayatlarının hiçbir anında hiçbir şekilde yalan söylemeyen ve dosdoğru davranan.” anlamında peygamberlerin sıfatlarından biri. Örn:: “(Peygamberleri) rahmetimizle ödüllendirdik. Ve onlara doğru olanı başkalarına ulaştırmaları için üstün bir sıdk dili bahşettik.” (Kur’an-ı Kerim Meryem suresi 19/50 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Sıdkı:
(a.i. erk.) İç, yürek temizli-ğiyle, doğrulukla ilgili. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Sıdkiye:
(a.i. ka.) İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili. (bkz:: Sıdıka)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Sıfır:
(a.i. sıfır'dan) Anus, makat.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıfır Numara:
(d. a. sıfır, ita. numero'dan) Birisinin bir konuda çok İyi, çok usta, çok deneyimli olduğunu belirtir. Örn:: Vurma vurulma, kırma dökme işlerinde sıfır numara. (Orhan Kemal, Tersine Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıfır Selamet:
(d. a.) (Bir şey için) Olsa da olur olmasa da anlamında söylenir. Örn:: Gönüller başlar bir olsun. Seks sonda sıfır selamet. (Yankı, Kibariye ile Röportaj)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıfırcı:
(a.sf.i. türk. e.) Çok kıt not veren. (öğretmen) Örn:: Öğrenciliğim döneminde bütün İstanbul öğrencilerinin tanıdığı hiç değilse adını duyduğu sıfırcı öğretmenlerin en ünlüsü kimya öğretmeni Nizamettin Beydi. (Aziz Nesin, Yokuşun Başı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıfırı Tüketmek:
(d. a. türk.) 1- Bitmek, son bulmak. 2- Ölmek. 3- İflas etmek. 4- Sabrı kalmamak, artık dayanamamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sığa:
(Alm. Kapasitaet - Fr. capacite - İng. capacity) Herhangi bir tiyatro alanı ya da salonunun alabileceği seyirci sayısını gösteren kavram. Kapasite.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
sığır:
ad 1. gevişgetirenlerden, boynuzlu büyükbaş hayvanların ortak adı. 2. MEC. kaba saba ve anlayışsız kimse. "Bu sığırla arkadaşlık edilmez" 3. sığırlardan oluşmuş sürü. 4. MEC. kaba saba ve anlayışsız, bilgisiz insan topluluğu.(Konusu: , Kökeni: )
Sığırkuyruğu:
(verbascum) Sıracagiller familyasından; yüksek boylu, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir. Yurdumuzda 200 kadar türü vardır. Sık tüylüdür. Yaprakları tabanında toplanmıştır. Çiçekleri çok çabuk dökülür. Sarı veya kırmızımsı renktedirler. Büyüksığırkuyruğu denilen türünün içeriğinde; şeker, sabit ve uçucu yağ, müsilaj, reçine, saponin ve renkli maddeler vardır. Faydası:: Göğsü yumuşatır. Balgam söktürür. Bronşitte faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Sık Kullanılanlar:
"Eğer bir internet sitesini çok beğendiyseniz ve daha sonra tekrar ziyaret edebileceğinizi düşünüyorsanız, adresini Windows'un sık kullanılanlar listesine ekleyebilir; daha sonra bu listeyi kullanarak siteye kolayca ulaşabilirsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
sık sık:
belirteç [ik.] 1. çok az aralıklarla. "Kavaklar sık sık dikilmişti" 2. (zaman için) arası çok geçmeden, çok sık olarak, oldukça sık bir biçimde. "Onu orada sık sık görüyordum"(Konusu: ikileme, Kökeni: )
Sık Sık Etmek:
(d.) Üstelemek, ısrar etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkar mı:
(bkz:: Sıkmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı:
(sf.) 1- Olumlu, iyi, cesur. (kimse) Örn:: Sen ne diyorsun savcı kardeşim? gibilerden bakıyordu savcıya tıpkı filimlerdeki gibi. Bu Münir Ağbi çok sıkı herifti besbelli. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu) 2- (Soru biçiminde) Olur mu kolay mı bu kadar, cesur musun? anlamlarında söylenir. Örn:: Uyumak mı dedin? Sıkı mı? Kamyonun anasının dinine kadar yüklü. (Orhan Kemal, Anılar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı Çarşafa Dolaşmak:
(d. fars. çader-i şeöden çarşaf türk.) Beceriksizlik etmek. Beceriksizlik yüzünden güç bir duruma düşmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı Fıkı:
(kişiler için) birbirine çok yakın, birbirine çok bağlı, içlidışlı, senlibenli. NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Sıkı Kalkmak:
(d.) 1- (Birisine) Cesaret gelmek. 2- (Birisi) Kendisine Önem vermeye, değer biçmeye başlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı Kıçında Tırampet Çalmak:
(d. fr. trompette, türk.) Pek neşeli olmak, çok sevinmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı Kırılmak:
(d.) (Erkek) Zührevi hastalığa (Özellikle bel soğukluğuna) yakalanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı mı:
(bkz:: Sıkı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkı Sıkı:
(be.) Çok sıkı bir biçimde, iyice, sıkıca. "Torbanın ağzını sıkı sıkı bağladı" NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Sıkı Taşağına Denk Olmak:
(d. çing. tenğ, türk.) Pek iyi bir durumda olmak, keyfi her bakımdan iyi olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkılmek:
(f.) 1- (Kumarda) Para kaybetmek. 2- (Bir eğlence yerinde, lokantada vb) Olağandan fazla para ödemek, kazıklanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkılmiş:
(sf.) Önemsiz, değersiz, aşağılık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkımden Aşağıya Kasımpaşa:
(d.) Önem vermem, bana ne, beni ilgilendirmez anlamlarında söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkınde Fındık Kırmak:
(d. yun. pontikos'tan fındık türk.) 1- (Erkek) Keyfi, neşesi yerinde olmak. 2- Cinsel bakımdan çok güçlü olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkınde Olmak:
(d.) (Birisi, bir şeye) Önem vermek, ilgilenmek. Örn:: Karagöz- Pist Oşt Yaz Ağustos Kasım Mayıs Ulan tuhaf şey ne desem gitmiyor. Bum Küçük bum Büyük bum Sikinde bile değil. (Karagöz, Kanlı Kavak) (Genellikle soru biçiminde ya da olumsuz biçimde kullanılır. Sikinde mi? Sikinde değil vb.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkınde Peynir Görmek:
(d. fars. penir, türk.) Şımarmak, yersiz biçimde böbürlenmek, kendisini olduğundan daha İyi durumda (daha zengin, daha güçlü vb.) sanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkıne Sallamamak:
(d.) Hiç önem vermemek. Örn:: gelmiş gelecek bütün Dündarların bilmem neresine bile sallamadığını isbat etmeye çalışıyordu. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) (bkz:: Sallamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkıne Su Yürümek:
(d.) (Erkek çocuk) Cinsel açıdan ergin duruma gelmek, ersuyu üretmeye başlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkının Doğrusuna Gitmek:
(d.) (Birisi) Bir İşi bildiği gibi yapmak, inandığı biçimde davranmak. Örn:: Gerçi gittim sikimin doğrusuna ben kırk yıl. Gel götün varsa humarından o sahbanın ayıl. (Neyzen Tevfik, Bana Ne)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
sıkıntı:
ad 1. boş oturma, tekdüze yaşayış, ilgisizlik, bezginlik gibi nedenlerle oluşan ruhsal yorgunluk. "Masada tek başıma sıkıntıyla oturup duruyordum" 2. bir karışıklığın, bozukluğun yol açtığı güç durum ya da etkili ve sürekli ruhsal ve fiziksel yorgunluk. "Bu sıkıntıyı atlatırsam, uzun yaşarım" 3. yokluğun ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. "Biraz sıkıntımız var ama bir yolu bulunur" 4. zorluk ve yokluk içinde yaşamak. "Bu duruma gelinceye değin çok sıkıntı çektim" 5. ruh tedirginliği içinde olmak. "Bu sıkıntıyı niçin çekiyorsun, boş ver gitsin" 6. kendisini tedirgin eden, kendisine rahatsızlık veren bir durum içinde bulunmak. "Sıkıntısı olan ben değilim, kendisidir" 7. aptesi gelmek. 8. sıkıntı vermek. 9. sıkıntıya düşmek eylemini yaptırmak, sıkıntıya düşmeye yol açmak. "Gereksiz harcamaları bizi sıkıntıya düşürdü"(Konusu: , Kökeni: )
Sıkıştırma:
Bir dosyanın boyutlarını küçültmek amacıyla kullanılan yöntemlerden birisidir. Bu yöntemde veriler, özel formüllerle kodlanırlar ve böylece daha az yer kaplamaları sağlanır. Sıkıştırılmış bir verinin tekrar işlenebilmesi ise, ancak sıkıştırma işleminin deşifre edilmesi ile mümkündür.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Sıklemek:
(f.) (Birisine, bir şeye) Önem vermek, değer vermek. (genellikle olumsuz biçimde ya da soru biçiminde kullanılır) Örn:: Ezeli derbederim hükm-i zamandan, bana ne Kendimi siklemedim pir-ü civandan bana ne (Neyzen Tevfik, Bana Ne?)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıklet:
(Boks Ter.) Boksta ağırlık esas alınarak yapılan yarışma bölümlerinden her biri. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıkli Baba Tekkesi:
(d. türk. a. tekye'den, tekke) İlgili ilgisiz herkesin uğrayıp kaldığı yer, yolgeçen, dingonun ahırı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkmak:
(f.) Bir işi yapmaya yeterli olmak, cesareti olmak. Örn:: Ne o sıkmıyor mu? Duymadın mı dediğimi?(Joseph Conrad - Haluk Şahin, Ölüm Seferi) (bkz:: Götü Sıkmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıkmek:
(f.) (Birisine, bir şeye) Önem vermek, değer vermek. (genellikle olumsuz biçimde ya da soru biçiminde kullanılır) Örn:: Bu evi hemen terk edin Nuri bey dedi. Biz müfettiş sikmeyiz tamam mı? (İrfan Yalçın, Pansiyon Huzur)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıktir Etmek:
(d.) 1- Boş vermek, fazla önem vermemek. Örn:: İş için üzülüyorsan siktir et şimdi onu. Üzülmeye değmez. (Tarık Dursun K. Evlere Şenlik) 2- Kovmak, def etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıktirmek:
(f.) Gitmek, def olmak, savuşmak. Örn:: Sarhoş- Ulan hepiniz siktirin gidin. (Karagöz, Abdal Bekçi) Sıktir Olmak biçiminde de kullanılır. Örn:: dikkat etsene sersem diye gürledi annesi. Siktir ol git başımdan. (anonim, Şehvet Kuyusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıktirname:
(türk.i. fars. name) Kovulma belgesi, işten, okuldan atılma belgesi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sıla:
Sıla GENÇOĞLU (d:1980; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Sıla:
(a.i. ka.erk.) Doğup büyüdüğü yere gidip ayrı kaldığı yakınlarına kavuşma. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
sılayırahim:
1- Akraba ziyareti. Örn:: “Sılayırahim yapmayan cennete giremez.” (Hadis) 2- Anne baba başta olmak üzere tüm akrabalar arasında güzel ilişki kurma, onları ziyaret etme, hâl ve hatırlarını sorma, maddi manevi yardımda bulunma, gönüllerini alma. Akrabaları arayıp sorma, ihtiyacı olanlara yardımda bulunma, onlarla görüşme, sohbette bulunma, kendilerine selam ve hediye gönderme İslam ahlakının gereklerindendir. İslam dini, akrabaları fakirlik içinde kıvranırken, kişinin zevk ve sefa içinde yaşamasını günah sayar ve sılayırahim çerçevesinde onlara yardımda bulunmayı emreder. Örn:: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa sılayırahim yapsın.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Sımsıkı:
(sf. be.) Sıkı (bir biçimde), çok sıkı (olarak). "Kadın çocuğuna sımsıkı sarıldı" Bağcıklarını sımsıkı bağladı ve koşmaya başladı. NOT: Bitişik kelimelerden oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Sıngın:
(t.i. erk.) 1- Kırık, dökük. 2- Dağınık. 3- Sıkıntılı, kederli. 4- Çekingen, gözü korkmuş.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Sınıf Arkadaşım Atatürk:
Kitabın Türü: Kitabın Yazarı: Ali Fuat CEBESOY Kitabın Konusu: Ulu önder M.Kemal ATATÜRK’ün gençlik ve okul dönemlerinin, yakın arkadaşı Ali Fuat CEBESOY tarafından kaleme alınması ve gelecek nesillere aktarılması. Kitabın Ana Fikri: Atatürk’ün okul yıllarında ki yaşadıkları en yakın arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy tarafından gençlerimizle Atatürk’ün o yaşlarda neler yaptığını neler düşündüğünü acı tatlı anılarını paylaşmak ve gençlere bir fikir vermek istenmektedir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Sınır:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınır Işıklaması:
(Alm. Beleuchtungskasten - Fr. herse cloisonnee - İng. compartment batten) Sahne içinde gerekince aydınlatma sınırını çizen ışık topluluğu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Sınırdaş:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlama:
(Alm. obere Bühnenabdeckung) Sahne dekorunun üst bölümünü bezle ya da tahta perdeleri ile kapatma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Sınırlamak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlandırılmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlandırmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlanmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlayıcı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırlı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sınırsız:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Sıpıtmak:
(f.) 1- Atlatmak, başından savmak. Örn:: Lan korna O polis arabasını bir an önce sıpıt. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) 2- Atmak. 3- Çıldırmak, delirmek. (Son anlamında Sıpıttırmak, Sıpıttırıvermek biçimlerinde de kullanılır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
sıra:
ad 1. aynı çizgi üzerinde yan yana ya da art arda dizilmiş olan şeylerin ya da kimselerin tümü. 2. bu biçimdeki topluluğun durumu. "Çocuklar, sırayı bozmadan yürüyün" 3. belirli niteliğe ya da düzene göre dizilme durumu. "Boy sırasına girin" 4. bir şeye ayrılan, rastlayan ya da uygun görülen zaman. "Öğle yemeği sırasında iş çıkarmayın" 5. genellikle okul sınıflarında bulunan, birkaç kişinin yan yana oturabileceği biçimde ve tahtadan yapılmış oturacak yer. "İkimiz aynı sırada oturuyoruz" 6. düzen. "İşleri sıraya koymak gerekir" 7. sıfat sıra oluşturan, sıra durumunda olan, dizi. "Orada bir sıra araba vardı" 8. sıfat rasgele alınan, seçilmeyen. "Sıra malına para verilmez" 9. (sıra ile olan bir şeyde) uygun zaman, nöbet. "Sıra sana geldi" 10. sözcüğü ardı, arkası, önü, yanı sözcüklerinden sonra gelerek tamlamalar kurar ve ardından, arkasından, önünden, yanından, birlikte anlamlarında kullanılır. "Ardı sıra gittik. Arkası sıra koştular. Önü sıra yürüdüm. Yanı sıra koştuk" 11. sırası düşmek. "Sırası gelince her işi yaparız" 12. (bir şeyde) başkasından sonra sıra kendine gelmek. "Muayene için sırası geleni içeri alıyorlardı" 13. gerekince. "Sırasında içki içtiği de olurdu" 14. yerinde ve zamanında. "İstek sırasındaysa yerine gelir"(Konusu: , Kökeni: )
Sıracaotu:
(scrophuiaria) Sıracagiller familyasından; pis kokulu, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boğumlu sıracaotu ve köpeksıracaotu en yaygın olan türlerdir. Faydası:: Lapası sıraca tedavisinde kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Sıracı:
(bkz:: Kondüvit) : bkz. konduvit.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Sıralama:
(Formula-1 Ter.) Yarışa başlama sırasının tespiti için yarıştan bir gün önce süreye karşı yapılan turlar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Sıralp:
(t.i. erk.) Sır saklayan yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Sırat:
(a.i. erk.) Yol, tarik.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
sırat köprüsü:
1- Kıyamet koptuktan sonra insanların mahşerde sorgulanmalarının sonucunda cennetlik veya cehennemlik olmak için üzerinden geçecekleri yol. Örn:: “Ne güzel yapıdır cennet yapısı / Çok aradım görünmedi kapısı / Benim korktucağım sırat köprüsü / Cehennem üstüne kurulur bir gün.” (Karacaoğlan) 2- Mahşer yerinden itibaren cehennemin üzerinden cennete kadar uzanan ve insanların dünyada yapmış oldukları davranışlar ve imanlarına göre üzerinden geçecekleri veya geçemeyecekleri köprü. Örn:: “Cehennemin ortasına sırat köprüsü kurulur. Oradan, peygamberlerden ümmetleriyle beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz. Peygamberlerin sözleri de ‘Ey Allah’ım! (Ümmetimi) kurtar.’ olur.” (Hadis) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
sıratımüstakim:
1- Allah’ın gösterdiği dosdoğru yol, İslam dini. Örn:: “Şüphesiz ki Allah benim de sizin de Rabbinizdir. Her türlü kulluğu yalnızca ona yapınız. İşte sıratımüstakim budur.” (Kur’an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/51 nci Ayet) 2- Kur’an-ı Kerim’in emirlerinin ve koymuş olduğu ahlaki ilkelerin Hz. Peygamber’in yaşadığı biçimde yaşanması. “(Ya Rabbi!) Yalnızca sana kulluk eder, yalnızca senden yardım dileriz. Bizi sıratımüstakime; nimet verdiğin kimselerin sıratına (yoluna) ulaştır. Gazaba uğramış olanların ve sapmış olanların sıratına (yoluna) değil.” (Kur’an-ı Kerim Fatiha suresi 1/5-7 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Sıratullah:
(a.i. erk.) Dosdoğru yol. Allah'ın yolu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Sıraya Dizmek:
(f.) 1- (Oyunda) Birçok kimseyi yenmek. 2- Birçok kimseye ya da şeye uzun uzun küfretmek. Örn:: Hem ananızı hem sülanenizi, hem gelmişinizi, hem geçmişinizi, hem bayrağınızı sıraya dizdi. (Süavi Süalp, Gene İyi Dayandık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Sırbistan:
Resmi Tam Adı: Sırbistan Cumhuriyeti Sırpça: Republika Srbija İngilizce: Serbia(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Sırbistan:
Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda, Balkanlar'da yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Sırbistan:
Bağımsız Ülke: Birleşmiş Milletler üye ülke. Yugoslavya'dan 5 Haziran 2006 tarihinde bağımsızlığını kazanmıştır.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Sırbistan:
Yönetim Şekli: İktidar Yapısı: Üniter Devlet. İktidar Kaynağı: Parlamenter Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Sırbistan:
İdari Yapısı: 5 Bölge: 1- Voyvodina (7 İlçe) 2- Şumadiya ve Batı Sırbistan (8 İlçe) 3- Güney ve Doğu Sırbistan (9 İlçe) 4- Fiilen Sırbistan’da yer almayan Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi (5 İlçe) 5- Belgrad (Başkent).(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Sırbistan:
Komşuları: Kuzeyinde Macaristan, batısında Hırvatistan, Bosna Hersek ve Karadağ, güneyinde Makedonya ve Arnavutluk, doğusunda Romanya ve Bulgaristan bulunur.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Sırbistan:
Resmi Dili: Sırpça Tanınan Bölgesel Diller: Boşnakça, Rumence, Rusince, Macarca, Slovakça, Hırvatça(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )