Haydi Öğrenelim!
Tezgahtan Geçirmek:
(d. fars. türk.) Birisini ilişkide kullanmak.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Atom Numarası:
Bir atomun çekirdeğinde bulunan pozitif yük veya proton sayısını gösteren rakam.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atom Reaktörü:
Atom enerjisinin kontrol altında kullanılmasını sağlayan kuruluş, nükleer reaktör.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atom Santralı:
Atomdan yararlanılarak enerji üretilen tesis.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomal:
(fr.sf.) (fiz.) Atomlarla ilgili olan, atomik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomal Ağırlık:
(fr.t.i.) (bkz:: Atom Ağırlığı)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Atomaltı:
(fr.t.i.) (fiz.) Atomu oluşturan her bir parçaya verilen ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Atombilim:
(fr.t.b.i.) Atomları ve özelliklerini inceleyen bilim dalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atombilimsel:
(fr.t.b.sf.) Atombilimle ilgili olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Atomcu:
(fr.t.i.sf.) 1- Atomculuk öğretisini benimseyen, öğreten yayan kimse. 2- Atomculuk yanlısı, atomculukla ilgili, atomculuğa dayanan görüş. 3- Atombilimle uğraşan kimse, atom uzmanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Atomculuk:
(i. ) (fels.) Maddî gerçekliğin (realite) atomlara ircâ edileceğini, maddî hayâtın vâkıalarının bölünmez parçalardan ibâret olan atomların hareketlerinden ve birleşip ayrılmalarından meydana geldiğini benimseyen ve başlıca temsilcileri Lenkippos, Demekritos, Epikuros, Servert Gassendi, Boyle olan görüş, atomizm, cüz-i ferdiye, cüz-i lâyetecezzâ nazariyesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomik:
(fr.sf. atomique) Atomla ilgili, atoma âit, atoma mahsus.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomist:
(bkz:: Atomcu)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomizm:
(bkz:: Atomculuk)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomizör:
(fr.i. atomiseur) Herhangi bir sıvıyı küçük zerreler hâlinde püskürten âlet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atomlamak:
(fr.i. afome, t.e.) 1- Başarısızlığa uğramak. 2- (Öğrenci) Sınıfta kalmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
atomoloji:
(ing.i. atomology) öğecik bilim. atomları araştıran bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Atomosofobi:
(ing.i. atomosophobia) atomik, nükleer patlamalardan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Atonal:
(fr.sf. atonal) (müz.) Çağdaş batı müziğinde hâkim olan, hiçbir ton ve makam temeline bağlı kalmamayı hedef tutan bir mûsikî anlayışına göre bestelenmiş (eser), makamsız (mûsikî).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
ATOSHI BARAKU:
(Otoşi baraku) Karşılaşmanin (kumite) bitimine 30 saniye var uyarısı.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Atölye:
(fr.i. atelier) 1- El işleriyle uğraşan zanâat erbâbının toplu olarak çalıştığı yer, işlik. “Marangoz atölyesi.” “Torna atelyesi.” 2- Ressam, heykeltıraş gibi sanatkârların, fotoğrafçıların eserlerini hazırladıkları çalışma yeri. 3- Bir konuda hazırlık amacıyle uzman veya bilim adamları tarafından yapılan çalışma, toplantı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
ATP:
Adenozin trifosfat; Vücuttaki tüm hüclerin işlemesi için gerekli enerjiyi sağlayan yüksek enerjili fosfat bileşiği, kas kasılmasında büyük bir önemi bulunmaktadır.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Atraksiyon:
(fr.i. attraction < Lat.) Gazinolarda, varyete ve revülerde müşterileri, seyircileri oyalamak için yapılan ilgi çekici gösteriler.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atras:
(isp.i. [a] tras, arka) Kıç, kalçalar. Makat, anus.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Atrofi:
Kullanılmama durumu veya hastalık, rahatsızlık sonucu kas kaybı.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Atrofi:
(Biy.Sp.Ter.) Bir dokunun kütle veya hacim kaybına uğraması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Atropin:
(fr.i. atropin < Lat. < Yun.) Güzel avrat otundan çıkarılan ve hekimlikte adale kasılmalarını gidermek, göz bebeğini büyütmek için kullanılan, alkaloit cinsinden zehirli madde, belladon.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Atsan:
(a.i. ka.) Susuz, susamış, teşne.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Attab:
(a.i. erk.) Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Attar:
(a.i. erk.) 1- Güzel kokulu bitki özleri, yağları vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. 2- İlaç maddeleri vb. şeyler satan adam. 3- Mahalle aralarında bazı baharatlar ile iğne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar: Meşhur İranlı şair.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Attelage:
(Binicilik Ter.) At sayısının iki ile dört; yarışmacı sayısının bir ile dört arasında değiştiği olimpik arabalı at yarışları.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Attırmak:
(f.) 1- Yapmak etmek. Örn:: Attır bir çay bakalım. 2- Vermek. Örn:: Bir sipsi attırmak. 3- İçmek, içivermek. Örn:: Bir tek attırmak. 4- işemek. 5- Cinsel ilişkide bulunmak, düzmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Atuf:
(a.i. erk.) Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karşı sevgi duyan. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Atufet:
(a.i. ka.) Şefkat, merhamet.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Atyeb:
(a.i. ka.) Çok güzel, pek güzel.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Aura:
(aura) Hastalık nöbetinin geleceğine dair kişinin hissettiği öncül belirti. Özellikle epilepsi nöbetinin yaklaşmakta olduğunu gösteren, gerçek dışı görüntüler, ses duymalar, tükürük artışı gibi bazı belirtilerle karakterize durum.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Aut:
(Futbol Ter.) Hücum oyuncusu tarafından topun korner çizgileri veya kale üstünden dışarı atılması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Aut:
(ing.i out) (sp.) Dış. Top oyunlarında topun oyun alanının dışına çıkması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
autekoloji:
(ing.i. autecology) (çev.ter.) birey ekolojisi. herhangi bir türe ait bireylerin çevre faktörleri ile karşılıklı ilişkilerini inceleyen ekoloji dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Auto (sacramentale):
(İsp.) Ortaçağda İspanya'da oynanan dinsel oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Avadanlık:
(i.fars. abadan, t.e.) Erkeklik organı ve husyeler. Örn:: Aman aman bırak hayalarımı herifler beni öldürmek istiyor. Kimseye ziyanı dokunmayan avadanlıklarımdan ne istersiniz?(anonim, Meraklı Nedim Hoca - XIX. yy. meddah hikayesi) Örn:: O avadanlık maymundan sökülsün, Hatip Hoca gibilere takılsın. (Kemal Tahir, Kelleci Memet)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aval:
(sf. i.) (kurt.) 1- Aptal, salak. (kimse) Örn:: Ne açındırıyorsun kendini? Kendi kabahatin aval. (Haldun Taner, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı) 2- Dikkatsiz bönlük derecesinde dalgın. Örn:: Ben gözümle gördüm iki kişi idiler. Örn:: Avallar beni görmediler. (Ahmed Rasim, Fuhş-i Atik) (Avel, Avil biçimlerinde de söylenir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aval:
(fr.i. aval < İtal. avallo < Ar. el-velā’) Ticârî senetlerin zamânında ödenmesini güvence altına almak için, imzâsı bulunanlar ödemediği takdirde senedin bedelini ödeyeceğine dâir üçüncü bir kişi tarafından senedin üzerine yazılmak veya ayrı bir senet yapılmak sûretiyle verilen temînat, kefillik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aval Aval:
(kürt.zf.) 1- Aptalca, salakça. Örn:: Mobilyalardan pahalılık akıyordu. Tabii Bahriye bunlara aval aval bakıyordu. (Süavi Süalp, Çıplak Model) 2- Dalgın dalgın, dikkatsizce. (bkz:: Aval)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aval Aval:
(be.) Tanzimat döneminden bu yana kullanılan aval sözcüğü, söylenen şeyleri bir kerede anlamayan, saf ve budala kimse anlamına gelir. Kelime genellikle ''aval aval bakmak'' şeklinde, ikileme olarak kullanılır. (belirteç) aptala yakışır bir biçimde, şaşkın şaşkın, bön bön, aptal aptal, aptalca, bönce.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
avam:
1- Halk, cumhur, ahali. 2- İlim, yönetim ve bilgelik sahibi olmayan insanlar, büyük çoğunluk. 3- Manevi olgunluk eğitiminden geçmemiş, nefsinin hastalıklarını görüp bilerek iyileştirme çabasına girememiş kişiler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Avanak:
(erm.sf.i. avanog, eşek sıpası) Akılsız, aptal, bön. (kimse) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avanak:
(erm.sf. ve i. havanag “sıpa”dan) Çabuk aldanan, kolayca kanan, alık, şaşkın kimse, enâyi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ermenice)
Avanak Avni:
Avanak Avni, Karikatürist Oğuz Aral’ın Gırgır sayfalarında yarattığı ünlü bir çizgi kahramandır. Oğuz Aral, ofis boy olarak çalışan Rıza Külegeç adlı çocuktan esinlenerek bu karikatürü yaratmıştır. Bu ofis-boy aynı zamanda Dağhan Külegeç’in de babasıdır. Avni tipik bir gecekondu mahallesi çocuğudur. Kısa pantalonlu, elma çalarken yakalandığı manavdan ya da asıldığı kızlardan şaplak yemekten kurtulamayan karakter. Hep ezilir ama hiç boyun eğmez. Bazen hileyle, bazen kurnazlıkla, bazen boyun eğer görünerek hakkını korumaya çalışır. Mahallesindeki iri kıyım Deve Dilaver'den dayak yer, mahalle arkadaşı Leyla'ya ise aşıktır ama derdini anlatamaz, çünkü konuşmayı sökmemiştir. (Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Avanakça:
(erm.t.zarf avana'kça) Avanak gibi, avanağa yakışır bir biçimde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ermenice)
Avanaklık:
(erm.i.) Alıklık, bönlük, aptallık, enâyilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ermenice)
Avangart:
(fr.i. avant-garde) Fikir ve sanat cereyanlarında öncülük eden, çığır açan kimse, öncü, önder.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avanos:
(i.) (Nevşehire bağlı ilçe merkezi, erm. avan kasaba'dan) (Erkek için aşağılayıcı anlamda) Kocasına bağlı sevgilisine sadık. (kadın kız) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avanproje:
(fr.i. avant-projet) Ön proje. Bir tasarının, daha sonra geliştirilmesi gereken ön biçimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avans:
(fr.i. avance) 1- Daha sonra alacağından düşülmek üzere önceden ödenen veya alınan para. 2- Benzin motorlarında bujinin ateşlemesiyle pistonun üst ölü noktaya gelmesi (yâni hava benzin karışımını tam sıkıştırması) arasında geçen zaman.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avans Vermek:
(d. fr. avance, t.f.) (Birisine) Yakın bir ilişki kurulacağı konusunda davranışlarıyla umut vermek. Piliç avansını verdi. Oğlan onsekize daldı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avans Vermek:
1- Birisine, sonradan ödenecek paraya mahsûben bir miktar peşin para vermek. 2- (Oyun, yarış gibi şeylerde kuvvetli olan ve kendine güvenen taraf) Karşısındakine hak tanımak. 3- (mec.) Yüz vermek, tâviz vermek. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avans Vurmak:
(Benzin motorlarının pistonları için) Vurma sesi çıkarmak. [Bu ses, bujilerin gereken zamandan önce veya sonra çakması sebebiyle supaplar rahat çalışamadığı için çıkar](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avanta:
(it.i. avvento, önde olma) 1- Avanta Almak: Kolayca sağlanan yarar, karşılıksız kazanılan çıkar. Örn:: Kılçık kendi sözünü hatırlıyor. Kızım iki taraflı avanta. (Attila İlhan, Kurtlar Sofrası) 2- Avanta Vermek: Komisyon, yüzde. 3- Avanta Yemek: (Kumarda) Hileyle kazanılan para. 4- Avantaya Gelmek: Başka bir oyuncuya kural dışı yardım edilerek kazanılan para.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avanta:
(ita.i. avantage) [Kelime Türkçe’den Arapça’ya ve Balkan dillerine de geçmiştir] (argo.) Açıktan elde edilen kâr, pek de haklı olmadan sağlanan kazanç, çıkar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avanta Vurmak:
(d. it. t.) Kolayca çıkar sağlamak. Örn:: Ondan sonra vurur avantayı. Düşün yahu iki senede dört defa hastanenin otomobilini boyattı. Üç ayda bir badana. (Sabahattin Ali, Hakkımızı Yedirmeyiz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avanta Yemek:
(d. it. t.) Başkalarının emeğiyle sürdürülen bir işten çıkar sağlamak. Örn:: Bi üçkaat ayarladım. Biz avantamızı yiyelim seni de görürüz. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avantacı:
(it.i. t.e.) Asalak çıkarcı bir şeyi kolayca elde etmek isteyen (elde eden) kimse. Örn:: Lakin o gece bizim avantacı takımı da hep oraya dolmuştu. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avantacı:
(ita.i. ve sf.) Bir şeyi açıktan ve kolayca elde etmek isteyen, fırsat düşkünü kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avantadan:
(it.zf. t.e.) Zahmetsizce kolayca bedava. Örn: Avantadan karnımı nasıl doyurdum ama. keh keh keh Hem de en kralından. (Tekin Aral-Latif Demirci, Tarzan) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avantadan:
(ita.t.i.) (arg.) Hiç emek yada para vermeksizin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avantaj:
(gnl.ter.) Başta tenis, voleybol, masa tenisi gibi spor dallarında uzatmayı oluşturan beraberliğin ardından alınan ilk sayı. Kurallara aykırı davranışa rağmen üstün konumun devam etmesi sonucu hakemin oyunu durdurmaması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Avantaj:
(Futbol Ter.) Faul veya kusurlu hareketlerle rakibe karşı avantaj elde etme amacını önlemeyi amaçlayan kural.Oyuncu ,rakibinin engelleyici hareketine rağmen amacına uygun hareketi sürdürürse hakem oyunu devam ettirir. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Avantaj:
(fr.i. avantage) 1- Bir kimseye herhangi bir hususta üstünlük ve yarar sağlayan imkân ve nitelikler. 2- (sp.) Karşı takım oyuncusunun yaptığı hatâdan faydalanma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avantaj Top:
(Voleybol Ter.) Smaç vurulması gereken topa plase pas yöntemi ile vurup karşı takıma hücum için yeterli imkan sağlayan pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Avantajsız:
(fr.t.sf.) Üstünlük yada yarar sağlamayan, yararsız, kazançsız.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avantalı:
(it.sf. t.e.) Yararlı, karlı, avantajlı. Örn:: Hacivat: Yani bu sözleri kim itina ile dinlerse her zaman karlı çıkar. Karagöz: Demek bu nasihatler bu kadar avantalı ha? (Karagöz, Hain Kahya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avantalı:
(fr.it.t.) (arg.) 1- sıfat İçinde emeksiz kazanç bulunan. 2- (zf.) Avanta alarak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avantür:
(fr.i. aventure < Lat.) 1- Mâcerâ, sergüzeşt, serüven. 2- Sonucunun ne olacağı bilinmeyen hareket ve davranış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avantürist:
(fr.sf.) Avantürden hoşlanan, serüven düşkünü, maceracı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Avara:
(ita.i. vara “ayrılsın!”) 1- (den.) (Filika, istimbot gibi deniz taşıtları için) Hareket edip yanaştığı yerden veya gemiden ayrılma. 2- (ünl.) Bu maksatla verilen “açıl” anlamında kumanda sözü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avara Etmek:
(ita.t.i.) (den.) Yanaştığı yerden uzaklaşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avare Yıllar:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Orhan KEMAL Kitabın Konusu: Küçük Adamın Romanı isimli üçlemenin ilki olan Baba Evi'nden sonra üçüncüsü olan Cemile'den önce yazılmış olan Avare Yıllar romanında baba evinden kopuşun, başıboş, gençlik senelerinin ve evlenmeyle biten gençliğini konu almıştı. Kitabın Ana Fikri: Avare Yıllar, halkına inanan bir yazarın dilinden, bireyin, zorlu bir çocukluğun ardından yetişkinliğe geçişte yaşadığı, doğruları bulma mücadelesindeki korkularının, kaçışlarının ve geri dönüşlerinin romanıdır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Avarell Dalton:
Avarell en uzun boylu ve en genç olan Dalton’dur. Yeme takıntılıdır ve sürekli "Ne zaman yiyeceğiz?" diye sorarak Joe Dalton’u kızdırır. Averel, aptal köpek Rin Tin Tin ’i sevmektedir. İkisinin zeka seviyeleri uyuşmaktadır. Averel iyi huyludur ve bazen aptallığı onun dürüst konuşmasına yol açar. Bu da bazen Red Kit’in Dalton Kardeşler’i hapse göndermesini kolaylaştırır. Ancak yaptığı yemekleri eleştiren olursa sinirlenip saldırganlaşabilir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Avarya:
(ita.i avaria) Deniz kazâlarında gemi ve yükün uğradığı hasar ve bunlarla ilgili giderler, hasârât-ı bahriyye.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Avatar:
Asya etkileri taşıyan dövüş sanatları ve elementler etrafında dönen "Avatar Aang" ve arkadaşlarının dünyayı acımasız Ateş Kralı'ndan kurtarmak için çıktıkları macerayı anlatmaktadır. ANA KARAKTERLER: Aang, Katara, Sokka, Toph, Zuko, Azula, Iroh.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Avatar:
"Grafik arayüzüne sahip gelişmiş sohbet odalarında, önceden hazırlanmış yada kullanıcının kendisi tarafından yaratılan şekillere verilen isim. Bu isim Hindu dinine ait ""avatara"" kavramından türetilmiştir ve "iniş", daha doğrusu doğa üstü bir varlığın insan haline gelmesi anlamına gelir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Avaz Avaz:
(h.di.) Bağırmak, sesi çıktığı kadar, var gücüyle bağırmak.(Konusu: İkileme, Kökeni: Farsca)
Avcı:
(t.i. erk.) l- Avlanan, av sporu yapan kişi. 2- Bir şeyi elde etmeye uğraşan. 3- Osmanlı sarayında şikariler diye adlandırılan askeri grup.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Avcı Eri:
Piyade mangasında görevli her ere verilen ad. (bkz:: Piyade)(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Avcı Turu:
(Okçuluk Ter.) İki bölümlü,her hedefe 4 ayrı uzaklıktan atışın yapıldığı alan okçuluğu turu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Avel:
(bkz:: Aval)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avel Avel:
(zf.) (Eşanl.) Aval Aval. Örn:: Onlar gülüp eğlendiler dansettiler biz naaptık? Avel avel seyrettik onları. (Ömer Pınar, Sohbet Babında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avenü:
(fr.i.) İki yanına ağaç dikilmiş geniş kent yolu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Averaj:
(gnl.ter.) Atılan sayı veya setlerin, yenilen sayı veya setlere oranı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Averaj:
(Futbol Ter.) Takımların puan eşitliği halinde üstünlüklerini belirlemek amacıyla attıkları ve yedikleri golün farkına dayanan kural.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Averaj:
(ing.i. average) Spor yarışmalarında bir takımın yaptığı sayılarla rakîbinin sayıları arasındaki matematik ilişki. [Sayılar arasındaki farka göre veya yapılan sayıların birbirine bölünmesi sûretiyle hesaplanır ve puanları aynı olan takımların hangisinin üstün sayılacağı bu averaj ile tâyin edilir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Averta:
(it.sf.) Açık serbest. Örn:: Çift sefer açık dediler. Konuşmak averta. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avfi:
(a.i. erk.) Arap düşünür. (Basra- ? ) İhvanu's-Safa denilen İslam felsefe akımının kurucularından biri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Avı:
"Audio Video Interleave". Windows ortamında kullanılan gelişmiş bir görüntü formatı. Windows'la gelen Media Player AVI formatını oynatabilir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Avil:
(bkz:: Aval)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aviofobi:
(ing.i. aviophobia) uçak ve uçuş korkusu. aviatofobi (aviatophobia) de denir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Avisto:
(d. ita.) Görünce, görür görmez anlamında kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Avisto:
(ita.i. a vista “görüş üzere”) Gösterildiği zaman ödenmesi gereken poliçelere yazılan “görünce, görüldüğünde” anlamında terim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)