Haydi Öğrenelim!
Entegre:
(fr.sf. intégré) 1- Birbiriyle bağlanma yoluyla tüm durumuna gelen, tümleşik, tümleşke. 2- Değişik birimlerden oluşan (sanayi kuruluşları), tümleşke.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Beyhaki:
(a.i. erk.) El-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Beyhan:
(t.i. ka.) Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Beyhan Saran:
Beyhan HÜROL (d:1939; ö:) Baykal SARAN'ın 2 nci eşidir. (bkz:: İlkay Saran)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
beyin:
ad 1. GÖVDEBİLİM (ANATOMİ) TERİMİ kafatasının üst bölümünde bulunan ve beyinzarı ile örtülü olan, iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluşan, organizmanın işlevlerini denetleyen, duyum ve bilinç merkezi olan organ. "Kazada birkaçının beyni parçalanmış" Benzer: dimağ 2. MEC. akıl yürütme yeteneği. "Onda beyin yok bence" 3. MEC. bir şeyin yönetiminde önemli işlevi olan kimse. "Örgütün beyni yakalandı" 4. MEC. çok iyi eğitim görmüş, bilgi ve düşüncesiyle etkili olan kimse. "Bence o, bu ülkenin beyinlerindendir" 5. rahat düşünemez olmak, sersemlemek. 6. bir işin oluş, gidiş biçiminden kötü bir şey sezinleyerek kuşkulanıp huzuru kaçmak.(Konusu: , Kökeni: )
Beyin Amcıklaması:
(d. a. beyn, türk.) 1- Kişiyi düşünsel açıdan çok yoran çalışma. Örn:: - (Öğrenci için) Sıkıntı verici ders çalışma ezberleme. 2- Anlaşılması çok güç kitap, film vb. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Beyin Kontüzyonu:
(brain contusion) Kafatasında kırık ve bilinç kaybı yapabilecek güçte bir travmanın etkisiyle meydana gelen beyin dokusu zedelenmesi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Beyin Ödemi:
(brain edema) Beynin hücre içi veya hücre dışı kısımlarında sıvı birikimi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Beyin Ölümü:
(brain death) Beyin sapındaki dolaşım ve solunum merkezlerinin irreversibl olarak çalışmasının durması. Beyin sapı ölümü.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Beyin Sarsıntısı:
(commotio cerebri) Refleks ve bilinç kaybı, retrograd bellek yitimi, kusma gibi bulgularla karakterize, kafaya gelen geniş yüzeyli bir cismin yaptığı künt travma sonrasında oluşan, beyinde morfolojik olarak bulgu saptanamayan tablo.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Beyin Sarsıntısı:
(Boks Ter.) Başa alınan darbelerden sonra oluşan nefes darlığı, terleme, soluklaşma, tansiyon düşmesi gibi belirtileri olan geçici şuur kaybı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Beyin Sote:
(bkz:: Takkeyi Yeme)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Beykal:
(t.i. erk.) (bkz:: Beycan)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Beykan:
(t.i. erk.) (bkz:: Beycan)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: )
Beykoz:
(i.) (İstanbul'daki bir semtin adından) Altın, 24 ayar altın lira. Has da denir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
beynamaz:
Namaz kılmayan kimse.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beyrek:
(t.i. erk.) 1- Çok nazik, efendi, bey. 2- Hüzünlü. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Beysan:
(t.i. erk.) (bkz:: Beycan) (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Beysun:
(t.i. ka.) Nazik insan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Beytiatîk:
1- Yeryüzünde yapılan ilk mescit, Kâbe. Örn:: “Sonra (hacılar, bıyıklarını, tırnaklarını kesmek, diğer temizlik ihtiyaçlarını gidermek suretiyle) kirlerinden arınsınlar, adaklarını yerine getirsinler ve Beytiatik’i tavaf etsinler.” (Kur’an-ı Kerim Hac suresi 22/29 ncu Ayet) 2- “Hac ve umre yapmaya gelen insanları günahlarından arındıran, özgürlüklerine kavuşturan.” anlamında Kâbe’nin adlarından biri.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beytiharam:
“Çevresinde suç işlenmesi haram olan ev.” Anlamında Kâbe’nin adlarından biri. Çevresinde suç işlemek ve canlı varlıklara zarar vermek haram olduğu için Kâbe’ye bu ad verilmiştir. Örn:: “Ey inananlar! Ne Allah’ın koyduğu dinî hükümlere, ne haram aya, ne kurbana ne gerdanlık(lı kurban)lara ve ne de Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Beytiharam’a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin…” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/2 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beytimukaddes:
Hz. Süleyman tarafından Kudüs şehrinde yaptırılan Mescidiaksa. Müslümanlar, Medine’ye hicret ettiklerinde yaklaşık bir buçuk yıl kadar Beytimukaddes’e yönelerek namaz kılmışlardır. Daha sonra Allah, kıbleyi Beytimukaddes’ten Kâbe’ye çevirmiştir. Ayrıca Beytimukaddes, Hz. Muhammed’in mirac mucizesinin de başlangıç noktasıdır. Örn:: “Beytimukaddes’te kılınan namaz diğer yerlerde kılınan namazdan beş yüz kat daha faziletlidir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beytiye:
(a.i. ka.) Eve ait, evle ilgili.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Beytöre:
(t.i. erk.) Baş adet, adetleri yerine getiren.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Beytullah:
(bkz:: Kâbe)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
beytülmal:
1- Maliye, devlet hazinesi, devlete ait mal varlığının bütünü. Hz. Peygamber’in Medine döneminden itibaren devlet gelirlerini korumak, muhafaza etmek ve yeri geldiğinde de hak sahiplerine vermek için oluşturulan devlet hazinesi. Hz. Peygamber döneminde, devlete ait mallar bir müddet Hz. Muhammed’in evinde korunmuş; daha sonra ayrı bir bina tahsis edilmiştir. Beytülmalin ilk sorumlusu Hz. Ömer’dir. 2- Devletin mal varlığını muhafaza ve kontrol eden kurum.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
beyyine:
1- Apaçık ve kesin delil, kanıt. 2- Bir şeyi ispata yarayan veya açıkça gösteren delil. Örn:: “Daha önceden kitap verilmiş olanlar (Yahudiler ve Hristiyanlar), kendilerine apaçık beyyine geldikten sonra (dinlerinde) ayrılığa düştüler” (Kur’an-ı Kerim Beyyine suresi 98/4 ncü Ayet) 3- Bir olayın doğruluğunu ortaya koyan yöntem. Örn:: “Allah’tan size bir rahmet ve doğruyu gösterme aracı olarak apaçık beyyineler gelmiştir.” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/157 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beyyine Suresi:
(a.i. سورة البينة beyan “açıklamak, bildirmek”ten beyyin > beyyine) beyyine suresi; delil kanıt manasına gelir. kur'an-ı kerim'de 98 nci sure, 30 ncu cüz, 598 nci sayfadadır. 8 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 100 ncü sıradadır. talak suresi'nden sonra, haşr suresi'nden önce medine döneminde inmiştir. medine'de inen 28 tane sureden biridir. bu sûrede kafirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiştir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Beyyine suresi:
Kur’an-ı Kerim’in doksan sekizinci suresidir. Medine’de inmiştir. Sekiz ayettir. Adını birinci ayette geçen “apaçık delil, kanıt” anlamına gelen “beyyine” kelimesinden almıştır. Surede, müşriklerin Hz. Muhammed’e ve Kur’an-ı Kerim’in emirlerine karşı inatçı tavırları ele alınır. Müşrikler gibi olmayıp ellerinde bir kitap olmasına rağmen dinlerinde ayrılığa düşen Yahudiler ve Hristiyanlar İslam’da birleşmeye çağrılırlar. Birleşmenin ortak noktaları; yalnızca İslam’ı din olarak kabul etme, Allah’a içtenlikle ibadet etme, namaz kılma ve zekât verme olarak ele alınır. Bu ortak noktalara uymayanların İslam’la ilgilerinin olmadığı vurgulanır. Bu şartlara uyan müminlerin kurtulacaklarını ve ebedî olarak cennette kalacaklarını haber veren ayetle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Beyza:
(a.i. ka.) 1- Daha ak, çok beyaz. 2- Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Beyza:
(a.i. ebyaz'dan en ak, en beyaz) 1- Kokain. Örn:: Eyvah diyordum, beyzanın tesiri ile kadına evham bastı. (Fikret Adil, Asmalımescİt 74) 2- Kaliteli, yüksek nitelikli kokain.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Beyza Başar:
Süheyla Şahver(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Beyza Çekmek:
(d. a.türk) Kokain çekmek. Örn:: Bir akşam metresile beraber beyza çekmişler. (Fikret Adil, Asmalımescit 74)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Beyza Hanım:
(d. a.türk.) Kokain. Örn:: Beyza Hanımı tanır mısınız? Tanımazsanız tanıyanlara sorunuz. Pek nefis bir şeydir. Onu tanıyanlara içki, açlık ve uyku tesir etmez. (Fikret Adil, Asmalımescİt 74)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Beyzabaz:
(Körm. O.) Yumurtalarla gözbağcılığı ve el çabukluğu yapan oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Beyzade:
(t.i. erk.) 1- Beyoğlu. 2- Soylu kimse. Farsça'dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Beyzavi:
(a.i. erk.) Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran'da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Beyzbol:
Amerika Birleşik Devletleri kökenli beyzbol dokuz oyunculu bir takım sporudur ve dokuz devreden meydana gelir.En önemli araçlar beyzbol sopası ve topudur.Bu oyunda amaç rakipten daha fazla sayı turu atmaktır.Sayı yapabilmek için oyuncu tüm kaleleri dolaşmak zorundadır.Özel bir oyun alanına sahip olan Beyzbol olimpik sporlar arasına girmiştir. Bu sporun en çok ilgi gördüğü ülke ABD aynı zamanda bu spor dalındaki en ileri ülke konumundadır.Beyzbol terimlerinin bu sporun ülkemizde yaygın olmamasına paralel olarak Đngilizce kelimelerden oluştuğu görülmektedir. Ancak bu terimlerin ülkemizde kullanım sıklığının artması sonucu Türkçemizde rahatlıkla karşılık bulabileceği gözlemlenmiştir. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Beyzbol:
(ing.i. baseball) Dokuzar kişilik iki takım arasında bir topa sopa ile vurulmak sûretiyle oynanan, Birleşik Amerika’da çok yaygın bir oyun.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Beyzbol Pası:
(Basketbol Ter.) Kafa arkasından tek elle kulak hizasından geçirilerek hızlı hücum başlangıçlarında atılan pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Beyzbolcu:
(ing.t.i.) Beyzbol oyununu oynayan oyuncu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
bez:
ad 1. pamuk ya da keten ipliğinden yapılmış dokuma. "Bez, dokunuşuna göre çeşitli adlar alır: Alaca bez, şilebezi gibi" 2. pamuk ipliğinden yapılan düz dokuma. "İki metre kaputbezi aldım" 3. herhangi bir cins kumaş. "Birkaç metre çadır bezi gerekmişti" 4. herhangi bir işte kullanılan dokuma. "Sofraya birkaç el bezi konulmuştu" 5. sıradan kumaş parçası, çaput. "Şunu yer bezi yapalım" 6. sıfat bezden yapılmış. "Masaya bez bir masa örtüsü serilmişti" 7. bezden yapılmış, insan biçiminde oyuncak. 8. MEC. işe yaramaz, tembel kimse.(Konusu: , Kökeni: )
bez:
YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ ad içinden geçen kandan ya da özsudan kimi maddeler ayırarak salgı oluşturan organ. Benzer: gudde(Konusu: , Kökeni: arapça)
Bez Mez:
Arabayı yıkayacağım; bez mez bir şeyler var mı? NOT: "M" Harfi Eklenerek Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Bezelye:
(pisum) Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Faydası:: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Bezelye:
(yun.i. bizélia < İtal. piselli) Baklagillerden, tâze iken kabuğu ile, kuruyunca yalnız tâneleri yenen, ülkemizin her yerinde yetişen, bakla cinsinden tırmanıcı bitki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Bezen:
(t.i. ka.) Süs, benek, zinet.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Bezgin Bekir:
Üşengeç bir karakter olan Bezgin Bekir, karikatürist Tuncay Akgün tarafından yaratılmış bir çizgi karakter. Gözleri her zaman yarı açıktır. Genellikle koltuğunda otururken ya da yatarken, sırça bıyıklı, yastıklarına ve kedilerine düşkündür.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Bezik:
(fr.i. bésique) Kazanılan sayılar, üzerinde yaylı dişleri bulunan marköz adındaki tahtalara yazılmak sûretiyle hesaplanan bir çeşit iskambil kâğıdı oyunu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bezmi Alem:
(a.i. ka.) Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
bezmielest:
Ruhlar âleminde, Allah’ın bütün insanların ruhlarından, kendisinden başka bir ilahın varlığını kabul etmemeleri konusunda almış olduğu söz, ahit, kalubela. Bezmielest A’râf suresinin yüz yetmiş ikinci ayetinde ele alınır. Bu ayete göre Allah, ruhlara “Elestü bi-Rabbiküm” (Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?) sorusunu yöneltince ruhlar; “Belâ” (Evet! Rabbimizsin.) dediler. Bezmielest, ruhlar henüz bedenlere girmeden gerçekleşmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Bıcıl:
(sf.) (Çıplak, cıbıldan b.i.) Çıplak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıcır Bıcır:
(be.) Çok ve sürekli konuşma için söylenir. "Kadın bıcır bıcır edip duruyordu" NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Bıçak Oynatmak:
(d.) Bıçak, kama, sustalı vb. araçlarla birisine saldırmak ya da kendisini savunmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıçak Vuruş:
(Tekvando Ter.) Rakibin boyuna doğru yapılam bıçak el vuruşu. Sonnal Mok Anchigi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Bıçkıhane:
(b.i) Tomruk, tahta ve benzeri keresteliklerin, kerestelerin bıçkı ile kesildiği, bıçkı işlerinin yapıldığı yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Bıgı:
(i.) 1- Sigara. 2- Esrar. 3- Esrarlı sigara.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıldırcın:
(i.) 1- Herhangi bir kız ya da kadın. Örn:: Bıldırcınlar hanginiz, bu akşam bir randevu istersiniz? (Anonim, Islak Dudaklar) 2- Küçümen ama etine dolgun kız ya da kadın. Örn:: Aman allah yarabbi, Bıldırcın be beyabi. (Hilmi Tüner, Uyumsuzlar) 3- (Kumarbaz İçin) Toy, akılsız oyuncu. Örn:: Havalar nasıl olsa bir palaz, bir bıldırcın -onların sözüyle- ökseye dönüşür. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıos:
"Basic Input/Output System'in kısaltılmış halidir. BIOS yazılımı bilgisayarın anakartı üzerindeki küçük bir yonga üzerinde bulunur ve tablet pil ile desteklenir. Sistemin açılışı sırasında gerekli olan tüm bilgiler BIOS tarafından saklanır. Örneğin açılış sırasında anakartın entegre ses işlemcisinin aktif halde olup olmayacağı BIOS tarafından kontrol edilir. BIOS ayarlarını yapmak için ilk açılışta "del" tuşuna basmanız yeterli olacaktır. Karşınıza çıkan pencereyi kullanarak ayarları istediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz. İşlemcinin hızından USB yuvalarına kadar hemen her türlü konu, BlOS'un görev alanına girer."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Bırav:
(çing. bırava'dan em.) Kaç git ortadan kaybol anlamlarında kullanılır. Örn:: Şube memurunu görür görmez hemen (Çoni Zarboni Bırav) diyerek çocuğa yani polis var kaç diyerek. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik). Bıravla biçiminde de kullanılır. (bkz:: Bıravlamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıravlamak:
(f. çing. bırava, yürümek, gitmek türk.e.) Kaçmak sıvışmak ortadan kaybolmak. Örn:: Zarbolar hat oluyor bravia (polisler geliyor kaç) (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıyıklı:
(i.) 1- Polis, güvenlik kuvveti mensubu. 2- es. Yeniçeri kolluk neferi. 3- Erkeklik organı penis. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bıyıklıya Piyaz Vermek:
(d. türk. bıyıklı, fars. piyaz, türk.f.) Kolluk kuvvetiyle iyi geçinmek, iyi geçinmek için polis vb. pohpohlamak, rüşvet vermek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bızdık:
(sf.i. erm. bizdig) 1- Küçük, kısa. Örn:: Canum bızdık boylu uzunca biraz şişman, zaifçe, kara yüzlü, beyazca moruğu, (sakalı) kara kösece gözler kara çakırca. (Anonim, Meraklı Nedim Hoca -meddah hikayesi - XIX. yy). 2- Çocuk yeni yetme. Blucini benden çalmaya kalktı bu bızdık (Raymond Queneau-Tahsin Yücel, Zazle Metroda) 3- Kısa boylu, bodur. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bızdık:
(erm.i. bzdig) Küçük çocuk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ermenice)
Bi’rimaune:
Mekke ile Medine yolu üzerinde Süleymoğulları ve Amiroğulları kabileleri arazisinde yer alan bir kuyu. Hz. Peygamber, Amiroğulları kabilesinin reisi olan Amir b. Malik’in daveti üzerine, Medineli Müslümanlardan 70 kişilik bir Müslüman davetçi heyetini, onlara İslam’ı öğretmek üzere göndermişti. Bu heyet, konakladıkları yerde Süleymoğulları tarafından pusuya düşürülmüş ve Bi’rimaune denen yerde şehit edilmişlerdir. Resulullah’ı ve bütün müminleri derin bir hüzne boğan bu acı olay, İslam tarihine Bi’rimaune faciası olarak geçmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
bi’set:
1- Gönderme, iletme, elçi tayin etme. Örn:: “İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak bi’set etti…” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/213 ncü Ayet) 2- Bütün peygamberlerin, özel olarak da Hz. Muhammed’in peygamberlikle görevlendirilmesi. Hz. Muhammed’in henüz peygamber olarak gönderilmeden önceki dönemine “bi’setten önceki dönem”, peygamberlik geldikten sonraki dönemine ise “bi’setten sonraki dönem” ya da “bi’set dönemi” adı verilir. Örn:: “Hz. Muhammed bi’setinden on üç yıl sonra Mekke’den Medine’ye hicret etti.” (Muhammed Hamidullah)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
biat:
1- Söz verme amacıyla el sıkma. Örn:: “Biz, Hz. Peygamber’e namaz kılma, zekâtı verme ve her Müslümana öğüt verme konusunda biat ettik.” (Cerir b. Abdullah) 2- Birinin hâkimiyetini kabul etme ve emirlerine bağlılığını bildirme. Örn:: “(Ey Muhammed!) Sana biat edenler gerçekte Allah’a biat etmektedirler…” (Kur’an-ı Kerim Fetih suresi 48/10 ncu Ayet) 3- Halifelik makamına geçenin eli üzerine el koyarak veya el sıkışarak kişinin ona bağlılığını göstermesi ve itaat edeceğine dair söz vermesi. Hz. Peygamber, bir iş konusunda sahabelerden söz almak istediğinde, onlarla el sıkışarak itaat ve bağlılık sözü alırdı. Bu davranış biçimi, daha sonraki halifeler tarafından da benimsenmiştir. 4- Eskiden İslam devletinde idare edenle idare edilenler arasında yapılan seçim veya bağlılık özelliği taşıyan sözleşme.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Bibemek:
(f.) Söylemek. Örn:: Yukarıdaki koğuştakilerden bu özel dilin bazı kelimelerini öğrenmiştim. (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Biber:
(filfil) Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Faydası:: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Biberiye:
(kuşdili) Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Faydası:: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Biberon:
(fr.i. bibéron < Lat.) Bebeklere süt, su ve sulu yiyecekleri içirmeye yarayan, ağız kısmında bebeğin mamayı emmesi için bir emzik bulunan şişe.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyofil:
(fr.i. bibliophile < Yun.) Kitap sever, kitaba aşırı derecede düşkün kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyofobi:
(ing.i. bibliophobia) kitap korkusu. Yunanca kitap anlamına gelen biblion kelimesinden türemiştir. bibliofobikler ders kitapları, tarihi kitaplar ya da çocuk kitapları gibi spesifik bir alandan korkarlar. (efsane korkusu) ya da metrofobi (şiir korkusu), bibliofobinin alt kolları olarak görülebilir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Bibliyograf:
(fr.i. bibliographe < Yun.) 1- Bibliyografya ile uğraşan kimse. 2- Kitaplar üzerinde geniş bilgisi olan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyografi:
(yun.i. bibliographia > Fr. bibliographie) 1- Kitapları konu edinen ilim dalı, kitap bilgisi. 2- Belirli bir konu üzerindeki yayınların tamâmı, kitâbiyat. 3- Bir ilmî araştırmada faydalanılan eserlerin listesi, kaynakça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Bibliyografik:
(fr.sf. bibliographique) Bibliyografya, kaynakçayla ilgili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyografya:
(yun.i. bibliographia > Fr. bibliographie) 1- Kitapları konu edinen ilim dalı, kitap bilgisi. 2- Belirli bir konu üzerindeki yayınların tamâmı, kitâbiyat. 3- Bir ilmî araştırmada faydalanılan eserlerin listesi, kaynakça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Bibliyoman:
(fr.i. bibliomane) Bibliyomanisi olan, kitap düşkünü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyomani:
(fr.i. bibliomanie) Kitaplara aşırı ölçüde düşkünlük, hastalık ölçüsüne varan kitap sevgisi. Kitap düşkünlüğü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bibliyotek:
(fr.i. bibliothèque) 1- Kuruluş amaç ve görevine uygun olarak kitap, süreli yayın, plak, film gibi her türlü düşünce ve sanat ürünlerini toplayan, düzene koyan ve genellikle bunları parasız olarak ve hiçbir ayrım gözetmeksizin okurlara sunan kuruluş. 2- Raflardan oluşan ve içine kitap yerleştirilen mobilya. Kitaplık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Biblo:
(fr.i. bibelot) Salon ve odalarda masa, dolap, raf vb.nin üstüne konan vazo, heykel gibi ufak, güzel, zarif süs eşyâsı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bican:
(f.i. erk.) 1- Cansız, ruhsuz. 2- Canını esirgemeyen, şehit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Bican Günalan:
Dizi Karakteri: Fadıl Fıdıllıoğlu Dizi Adı:Bir Demet Tiyatro. İlk kez 1995 yılbaşı gecesi "MTV-Meclis TV" adıyla yayınlanan ve büyük beğeni kazanan oyun. 2002 yılına kadar sürdü.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )
Biceps:
İki başlı.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
biçim:
ad biçmek eylemi. "Biçimden sonra dikiş çok sürmez"(Konusu: , Kökeni: )
biçim:
ad 1. bir şeyin dış çizgileri bakımından niteliği, dış görünüş. \"Kulenin biçimi güzeldi\" Benzer: şekil form 2. herhangi bir şeyin benzeri. \"Kalp biçiminde bir pasta yaptı\" 3. yakışık alan, uygun bir görünüş. \"Evin biçimi değişecek, kimi eşya atılacaktı\" 4. (güzel sanatlarda) bir sanat döneminin ya da bir sanat türünün özel yolu. \"Bir çağda mimarlıkta gotik biçimi egemendi\" Benzer: tarz 5. YAZIN TERİMİ yakışık alan değişik ve özel, özgün yapı. \"Romanda biçim de önemlidir\" 6. YAZIN TERİMİ şiirin ölçü, uyak, dize kümelenişi, bölümleri yönünden dış görünüş. \"Şiirde biçim kaygısı çekilmiyor artık, yazık ki\" Benzer: şekil(Konusu: , Kökeni: )
Biçim Bozumu:
(Alm. Verdrehung - Fr. distortion - İng. distortion) Kimi oyunlarda (özellikle soyut oyunlarda) belirli bir etki yaratmak için dekor düzeninde, sahne eşyalarında ve giysilerde görünüşü bozma eylemi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Biçimci Tiyatro:
(Alm. Formalistisches Theater - Fr. theatre formaliste - İng. formalist theatre) Özü, ikinci düzeye atarak biçimi önemseyen tiyatro türü. Kimi ülkeler bu tiyatro türünü güdümlü olarak ele alır, bir araç gibi kullanır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Biçimcilik:
(Alm. Formalismus - Fr. formalisme - İng. formalism) Biçimlerin estetik ve artistik yönden ön düzeye alındığı anlayış.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Biçimlemek:
1- (Oyunda) Yenmek. 2- Dövmek. 3- Mahçup etmek, utandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
bidat:
1- Sonradan olan, sonradan ortaya çıkan, türeyen şey. 2- Daha önce mevcut olmayan ve sonradan meydana çıkan inançlar, ameller. Örn:: “Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Yolun en hayırlısı Hz. Muhammed’in yoludur. Kitap ve sünnete aykırı olarak sonradan çıkarılan her bidat sapıklıktır.” (Hadis) 3- Hz. Peygamber döneminden sonra ortaya çıkan, dinî bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlar. Örn:: “Allah, bidat sahibinin amellerini o kişi bidatini terk edene kadar kabul etmez.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Bidayet:
(a.i. ka.) Başlama, başlangıç.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Bide:
(fr.i. bidet) Alafranga tuvaletlerde temizlenme işine yarayan, yerden 35 – 40 santim yüksekliğinde, içinden su fışkıran yıkanma küveti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bidil:
(t.i. erk.) Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Bidon:
(fr.i.) Şişman kimse, şişko. (Aynı sözcük fransız argosunda göbek anlamında kullanılır)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Bidon:
(fr.i. bidon) [İskandinav dillerinden] 1- İçine su, yağ, benzin, petrol gibi sıvılar ve bazı öte beri konan, galvaniz, saç vb. maddelerden yapılmış, silindir biçiminde dayanıklı büyük kap. “Gaz bidonu, çöp bidonu.” 2- Sıvı maddeleri koyup taşımaya yarayan plastik kap. “Su bidonu.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Biftek:
(fr.i. bifteck < İng.) 1- Sığır veya dananın sırt kısmından çıkarılan kemiksiz et. 2- Bu etin ızgara veya tavada pişirilmesiyle yapılan yemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Bifurkasyon:
(bifurcation) 1- İki dala ayrılma; ikili çatallaşma. 2- Ana dalın (damar veya sinir) iki kola ayrıldığı nokta; çatallaşma noktası.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Bigami:
(fr.i.) (topb.) Bir erkeğin iki kadınla ya da bir kadının iki erkekle birlikte yaşadığı evlilik biçimi. İkieşlilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)