Haydi Öğrenelim!
Amerikan Samoa:
Resmi Tam Adı: Amerikan Samoa Samoaca: Amerika Sāmoa veya Sāmoa Amelika
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Uyuz:
(sf.i.) 1- Hoşlanılmayan, sevimsiz. (kimse) 2- Uyuşuk, Miskin. 3- Düşkün, düşük, değersiz. Örn:: Üç beş uyuz kalkmış Bizden habarsız ev yapmış. Pöh. Elbet yıkarız. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı) 4- Tedirgin. Sinirli. Canı sıkılmış, sıkkın. Örn:: Yolunu da zaten dönmelerden bulur. Bendeniz bu heriflere uyuzumdur. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı) 5- Kuşkulanmış, şüphelenmiş. 6- Züğürt, parasız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
uyuz:
ad 1. HEKİMLİK TERİMİ uyuzböceğinin, üstderinin altına girerek yaptığı kaşındırıcı, bulaşıcı, döküntülü bir deri hastalığı. 2. sıfat bu hastalığa yakalanmış olan. 3. sıfat MEC. canlı, hareketli olmayan, pısırık, uyuşuk, tembel, miskin (kimse). 4. ARGO hoşlanılmayan, sevimsiz (kimse). 5. ARGO düşük nitelikli, değersiz (şey). 6. ARGO parasız, züğürt. 7. uyuz hastalığına yakalanmak. 8. TEKLİFSİZ (SENLİBENLİ) KONUŞMADA•ARGO (birine, bir şeye) rahatsızlık duymak, canı sıkılmak, sinirlenmek.(Konusu: , Kökeni: )
Uyuz Etmek:
(d.) 1- Tedirgin etmek. 2- Sinirlendirmek, sinirlenmesine yol açmak. 3- Rahatsız etmek. Örn:: Neyse lafı karıştırıp aklınızı uyuz etmeyelim. (Süavi Süalp, Trendeki Kadın) 4- Kuşkulandırmak, kuşku duymasına yol açmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uyuz Olmak:
(d.) 1- Tedirgin olmak. Örn:: Onu hiç tanımıyorum birden böyle yanıma sokulmasından uyuz oldum. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 2- Sinirlenmek. 3- Canı sıkılmak. 4- Kuşkulanmak. Örn:: İngilizce hocası Avni bir şeylerden uyuz olmuş sözlüde bizi çok sıkıştırdı. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) 5- Parasız kalmak, züğürtlemek. Uyuz Kapmak, Uyuzlanmak biçiminde de kullanılır. Örn:: bu işe en çok uyuz kapan Zonta Zeynel oldu. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uyuz Uyuz:
(zf.) Uyuz olarak, uyuz biçimde. Örn:: Senin patron bize uyuz uyuz bakıyor lan.(Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uyuzotu:
(Şeytanotu) Tarakotugiller familyasından; bir veya çok yıllık bir bitkidir. Birçok türü vardır. Yabanileri, genellikle kumlu yerlerde yetişir. Faydası:: Cilt hastalıklarında kullanılır. Uyuzda faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Uz:
(t.i. ka.erk.) 1- İyi, güzel. Uygun, doğru. 2- Usta. 3- Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. 4- Yakın, içten. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Uz:
(sonek.) Argo sözcük ve deyim türetmede kullanılan sonek. Örn:: Fazla dalız etme, boğuluz edersin. (Nejat Uygur, Mİnti Minti) Olmaktan (ol-uz), Sokmaktan (sokuz), Tutmaktan (tutuz) vb.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
uzak:
sıfat 1. çok ötelerde bulunan, gidilmesi çok süren, ulaşılması çok yol almayı gerektiren, ırak. 2. zaman bakımından çok gerilerde ya da ileride olan, arada çok zaman bulunan. "Uzak günleri anımsamak güçtür" 3. olma, gerçekleşme olasılığı az olan. "İşin uzak görülmesi, önemini azaltmıyor" 4. eli, gücü ya da hükmü yetişmez. "Bu işten uzak biriyle iş yapılmaz" 5. yakın ilgileri, bağları olmayan. "Uzak renkler yan yana gelmiş" 6. belirteç yakın olmayarak. "Bu işi uzak görerek vazgeçti" 7. ad uzak yer. "Onu uzağa göndermek istediler" 8. uzak bir yerden. "Uzaktan görüp geçtik" 9. uzak olarak. "Uzaktan tanıdığı biriydi" 10. çok az ilgili olarak. "Uzaktan uzağa tanışmaktaydık, işi yaptı" 11. çok uzaktan. "Uzaktan uzağa sesleniyordu"(Konusu: , Kökeni: )
Uzak Atış:
(far range) shot Barutun yanma ürünlerinin cilt üzerinde kalamayacağı mesafeden yapılan atış.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Uzak Doğu:
Uzak Doğu, Avrupa merkezli yaklaşımda Asya'nın doğusu ve güneydoğusundaki ülkeler. Günümüzde genellikle Çin, Japonya, Endonezya, Filipinler, Malezya, Brunei, Singapur, Doğu Timor, Tayland, Laos, Kamboçya, Vietnam, Myanmar (Birmanya), Çin Cumhuriyeti (Tayvan), Bangladeş, Pakistan, Sri Lanka, Kuzey Kore, Güney Kore ve Moğolistan Uzak Doğu ülkeleri kabul edilir. Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler Uzak Doğu kavramına dahil edilmemektedir. Kuzey Amerika'da ve Avrupa'da Asyalı kavramı ile genellikle Uzak Doğulular kastedilir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Uzaktan Denetleme Kutusu:
(Alm. Fernsteuerungstofel - Fr. jeu d'orgeu a telecommande - İng. remote central board) Bir uzmanın sahne dışından ya da kulisten yönettiği ışık ve ses denetleme kutusu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Uzaktan Renk Değiştirme:
(Alm. automatischer Forbwechsel - Fr. chongement outomotique de couleur - İng. remotely operated colour chonge) Uzaktan, renk değiştirmede kullanılan otomatik düzen.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Uzalp:
(t.i. erk.) İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzamak:
(f.) Gitmek, uzaklaşmak. Örn:: Zilli karıyla haybecisi. Uzuyor aynen volta. (Mazhar Alanson, Anında Görüntü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uzanmak:
(f.) 1- Yeltenmek. Örn:: Lan dayılığa uzanma iki seksen uzatırım. 2- Heveslenmek. Sarkıntılık etmek. Örn:: Astığı astık kestiği kestik. Karı kıza da uzanır üstelik. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı) 3- Ölmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uzatma:
(gnl.ter.) Karşılaşmanın normal süresinden sonra ya eksik kalan zamanı tamamlamak ya da galibi belirlemek için oynanan artı zaman.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Uzatma Devresi:
(Basketbol Ter.) Berabere biten oyunlara ilave edilen 5dk’lık süre. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Uzatmak:
(f.) 1- (Birisini) Yere düşürmek, yere sermek. 2- Öldürmek. (bkz:: İki Seksen Uzatmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uzatmaları Oynamak:
(d.) (futbol maçı teriminden an.ge.) Bir işin, bir eylemin, bir ilişkinin sonuna ulaşmak üzere olmak. Örn:: Aslında bitti Biz şimdi uzatmaları oynuyoruz. Artık eskisi gibi iş çıkmıyor. (Nazım Alpman, Çingeneler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Uzay:
(t.i. ka.erk.) Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
uzay:
ad 1. var olan her şeyi içine almış olan sonsuz boşluk. 2. GÖKBİLİM TERİMİ bütün gökcisimlerini içinde bulunduran sonsuz, sınırsız boşluk. 3. uzayı bilimsel olarak araştırmada, tanımada öne geçme yarışı. 4. uzayı ele geçirmek için bilim ve tekniğin olanaklarını askeri amaçlarla kullanarak üstünlük elde etme savaşımı.(Konusu: , Kökeni: )
Uzbay:
(t.i. erk.) İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzcan:
(t.i. erk.) Uysal, uyumlu, iyi insan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzel:
(t.i. ka.erk.) Usta, becerikli kişi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzer:
(t.i. erk.) Becerikli, akıllı kişi(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzgören:
(t.i. erk.) Gerçeği önceden görebilen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzhan:
(t.i. erk.) Ülke ve halkına faydalı olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzkan:
(t.i. erk.) Erdemli soydan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzlet:
(a.i. erk.) Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
uzlet:
1- Ayrılma, yalnızlık, halkın arasına karışmama, bir köşeye çekilme, inziva. 2- Halkın arasında olmasına rağmen kalben Allah ile birlikte olma, gönlünü Allah’a verme. 3- İnsanın kendini geliştirmek amacıyla günahlardan ve günaha sebep olan davranışlardan kaçınması; başkalarının kötü davranışlarından etkilenmemek için toplumdan uzaklaşma, yalnızlığı tercih etme.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Uzma:
(a.i. ka.erk.) Büyük, en büyük. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Uzman:
(t.i. ka.erk.) Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzman Çavuş:
Uzman Çavuşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinde devamlılık arz eden teknik ve kritik görev yerlerinde görev yapan, bu kanun esaslarına göre istihdam edilenlerle, yönetmelikte belirtilen esaslara göre uzman onbaşılıktan uzman çavuşluğa geçirilenlerdir.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )
Uzman Onbaşı:
Uzman Onbaşılar, En az lise veya dengi okul mezunu olup muvazzaflık hizmetini onbaşı rütbesi ile tamamlayanlardan, muvazzaflık hizmetini müteakip Türk Silahlı Kuvvetlerinin devamlılık arz eden teknik ve kritik görev yerlerinde görev yapan, bu kanun esaslarına göre istihdam edilenlerle, yönetmelikte belirtilen esaslara göre göreve başladığı yılın sonunda bağlı bulunduğu komutanlıkça uygun görüldüğü takdirde Uzman Çavuşluğa terfi ettirilirler.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )
uzmanlık:
ad uzman olma durumu ya da uzmanın görevi.(Konusu: , Kökeni: )
Uzo:
Uzo (Ouzo) Yunanistan'ın milli içkisi. Tadı rakıya benzer, temiz ve ipeksi kıvamının yanı sıra derinlerde meyan kökü tadı barındırır. Kuzey Akdeniz'de üretilen pastis, Sambuca'nın yanı sıra Levant ülkelerinde de üretilen arak benzeri anasonlu bir içki. Kökeninin bir tür Boğma Rakı olan Tsipouro (Çipuro) olduğu düşünülür. (Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )
Uzsan:
(t.i. erk.) Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uzsoy:
(t.i. erk.) İyi nitelikli soydan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uztan:
(t.i. erk.) Yetenekli, becerikli kimse. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uztaş:
(t.i. erk.) Yetenekli, becerikli ve güçlü kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uztav:
(t.i. erk.) Yetenekli, becerikli kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uztay:
(t.i. erk.) Yetenekli, becerikli kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Uztekin:
(t.i. erk.) 1- Becerikli ve tek. 2- Becerikli şehzade.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
uzun:
uzun sıfat 1. iki ucu arasında fazla uzaklık olan. "Uzun yol insanı yorar" 2. başlangıcıyla sona erişi arasında çok zaman aralığı bulunan, çok süren. "Uzun bir görüşme oldu" 3. belirteç çok ayrıntılı olarak, derinlemesine. "Uzun görüşmek istedik ama olmadı" 4. boyu uzun olan. 5. MEC. uzun süre. "Uzun boylu düşünmeden işe giriştiler" 6. belirteç ayrıntılı olarak, derinlemesine, her yönden, ayrıntılara girerek, uzatarak, derinleştirerek. "Bu konuda uzun boylu düşünmek gereksizdir"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )
Uzun Atlama:
(Atletizm Ter.) Koşup hızlanarak ayakları yerden kesip en uzağa atlamaya dayalı spor dalı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Uzun Dönem Askerlik:
Uzun dönem yada uzun dönem askerlik; 4 yıllık bir okul bitirmemiş yada bitirememiş her Türk erkeğin ortalama 3 aylık acemi birliğinde eğitim almasıyla 15 ay askerlik yapmasıdır. Uzun dönem askerler kendilerine göre babalar gibi gidip askerliklerini tam yapmışlardır. Ama uzun dönem askerler arsında hep bir efsane vardır. " Askerlik 12 aya düşecekmiş"(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Uzun Mesafe Koşuları:
(Atletizm Ter.) 3000 m.ile maraton arasındaki koşulara verilen genel ad.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
uzun rok:
şahın C1 hanesine kaleninde D1 hanesine gelmesidir.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )
Uzun Uzun:
1- Çok uzun, uzun süre. "Yüzüme uzun uzun bakıp, tanımadığını söyledi" 2- Uzatarak. NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Uzunköprü Sınır Kapısı:
Bulunduğu İl: Edirne Açıldığı Tarih: 04.09.1953 Bağlandığı Ülke: Yunanistan Karşıdaki Sınır Kapısı: Kuleliburgaz (Pythion) Sınır (Gümrük) Kapısı Geçiş Şekli: Demiryolu Hakkında: Türkiye ile Yunanistan arasında tren bağlantısı olan tek gümrük kapısı unvanını taşıyan Uzunköprü Sınır Kapısı, Yunanistan tarafında Python Gümrük Kapısı ile karşılıklı konumda. Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde, toplam büyüklüğü 1800 metrekare olan gümrük kapısı trenle gelen ve giden yolcuların geçiş işlemlerini yürütüyor. Sınır kapısının gümrük idaresi ise sınıra 10 km mesafedeki Uzunköprü Tren İstasyonu’nda.(Konusu: Sınır Kapıları, Kökeni: )
uzunluğu .... metreden fazla olan taşıt giremez:
(TT-22) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, uzunluğu levhada belirtilen rakamdan fazla olan taşıt yada katarın girişinin yasak olduğunu bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Uzunluk:
Bir şarap yutulduktan ya da tükürüldükten sonra ağızda bıraktığı tadın etkinliği ve kalıcılığı. Tanenin ağızda bırakmış olduğu burukluk, uzunluğa dahil değildir.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Uzuv:
(organ) Adli tıp uygulamasında, beş duyu, tüm iç organlar, el, ayak, kol, bacak gibi ayrı ayrı iş görme kabiliyetindeki anatomik veya işlevsel bütünlüğü olan vücut bölümü.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Uzuv Tatili:
(organ failure) duyularından ve organlarından birinin işlevinin yitirilmesi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Uzuv Zaafı:
(organ insufficiency) duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Uzza:
Mekke ile Taif arasında Nahle Vadisi’nde bulunan Kureyş ve bazı Arap kabilelerinin İslam’dan önce tapındıkları ünlü putlardan biri.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Übab:
(a.i. erk.) Şiddetli, taşkın sel suyu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Übabe:
(a.i. ka.) (bkz:: Übab)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Übey:
(a.i. erk.) Sahabedendir. Übey b. Ka'b.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Übeyd:
(a.i. erk.) Köle, kölecik, kul. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Übeyde:
(a.i. ka.) (bkz:: Übeyd)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Übeydullah:
(a.i. erk.) Allah'ın kulu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Übhet:
(a.i. erk.) Büyüklük, ululuk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ücret:
(Alm. Gehalt - Fr. cachet - İng. salary) Yapılan iş karşılığında tiyatro oyuncusuna ya da yardımcı uzmanlara verilen para.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ücret:
ad 1. bir emeğe, bir hizmete karşılık olarak verilen ya da alınan para. \"Doktor muayene ücretini almadı\" 2. kiralanan ya da satın alınan bir şey için ödenen para. \"Otel ücretini ödeyip ayrıldılar\"(Konusu: , Kökeni: arapça)
üç:
ad 1. ikiden sonra gelen sayının adı. 2. bu sayıyı gösteren rakam, 3, III. 3. sıfat ikiden bir artık olan. "Üç kişi bir araya gelip iş kurmuşlardı" 4. ARGO darağacı. 5. ➽üçayak. 6. üç beş. 7. yarım yamalak, üstünkörü.(Konusu: , Kökeni: )
Üç Adım Atlama:
(Atletizm Ter.) Hızlandıktan sonra tek ayak üstünde sıçradıktan sonra diğer ayakla adım atılır, sonra ilk sıçrayan ayakla üçüncü sıçrama yapılarak vücudun en uzağa atlamasına dayalı uzun atlama türü.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Üç Asla Mahkum Olmak:
(d. fr. astan, as, a. mahkum, türk.) 1- Durumu güçlüyken durumu daha da güçlü birisiyle karşı karşıya gelmek zorunda kalmak. 2- (Birisinin) Gevezeliklerini dinlemek zorunda kalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üç Ayak:
(d.) 1- Darağacı, idam sehpası. 2- (Erkek için) Cinsel istekleri azmış durumda olma. Örn:: Üç ayaklardır kocacım hepsi hepsi nerde varsa, ben kızılay delik tepsi. (Hulki Aktunç, Yeraltı Destanları) 3- (Erkek için) Abazan olma durumunu niteler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üç Ayak Gezmek:
(d.) (Erkek) Sürekli abazan olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
üç aylar:
Kamerî takvime göre, peş peşe gelen ve Müslümanlarca mübarek sayılan recep, şaban ve ramazan ayları. Üç aylarda oruç tutmak, nafile ibadet yapmak, Allah’ın bağışlaması için dua etmek ve fakirlere yardımda bulunmak özellikle teşvik edilmiştir. Regaib, miraç, berat ve kadir gibi önemli kutsal geceler de üç ayların içindedir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Üç Beş:
(nicelik olarak) Az. "Aradan üç beş gün geçmeden çıkıp geri geldi" Üç beş kuruşluk malzemeyi internetten almaya değmez. NOT: Sayılardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Üç Birlik Kuralı:
(Alm. drei Einheiten - Fr. trois unites - İng. three unities) Klasik oyunların özelliği olan Yer-Zaman-Olay birliğini getiren kuram.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Üç Buçuk Atmak:
(d.) Korkmak, çok korkmak. Örn:: Lan eve geç kaldım diye karı gibi uç buçuk atıyorsun da beni takmıyor musun? (Mehmet Şeyda, Erkekamet)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üç Etek:
(d.) Bohçacı. Gezgin, satıcı kadın.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üç İstanbul:
Kitabın Türü: Tarihi Roman Kitabın Yazarı: Mithat Cemal KUNTAY Kitabın Konusu: Romanda İstanbul'un üç dönemi (İstibdat dönemi, İttihat ve Terakki dönemi ve Mütareke dönemi) 1936 yılından geriye dönerek anlatılır ve Osmanlı Devleti’nin hangi şartlar ve kişilikler altında çöktüğünü sergilenir. İstanbul'un esere konu olan üç dönemi romanın başkahramanı Adnan'ın yaşamındaki üç dönemi de kapsar; fakir ve idealist Adnan, zengin ve "önemli" Adnan, hasta ve bedbaht Adnan. Romanda Adnan dışında kırk kadar roman kişisi vardır. Buna karşılık romanın dayandığı hikayenin arka planındaki üç isim Türk edebiyatının üç önemli şairidir: Namık Kemal, Abdülhak Hamid Tarhan ve Tevfik Fikret. Kitabın Ana Fikri: Yanlış batılılaşma ve buna sebep olan etkenler.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Üç Kız Kardeş:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: İclal AYDIN Kitabın Konusu: İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya olan üç kız kardeşin başından geçenler anlatılıyor. Kitabın Ana Fikri: Üç Kız Kardeş kitabı hayatın içinde var olan her duyguyu harmanlayan Ayvalık’ta başlayıp Ayvalık’ta sona eren samimi bir hikâyeyi sunuyor. (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Üç Köşe Teşkil:
Piyade tüfeği ile 25 metreden yapılan atıştır. nişancılık eğitimine başlamaya karşılık gelir. hedefe üç atış yapılır. sonra bunlar kalemle birleştirilerek üçgen haline getirilir akabinde askerin başarısı değerlendirilir(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Üç Kuyucu:
(d.) Oğlancı, kulampara. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üç Pozisyon Atışı:
(Atıcılık Ter.) Yarışmacının ayakta, yerde ve diz çökerek üç değişik pozisyonda 0.22 kalibrelik silahla yaptığı atış. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Üç saniye kuralı:
(Basketbol ter.) 3-Second Violation. Bir oyuncunun boyalı alanda 3 saniyeden fazla durması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Üç Sayı Bölgesi:
(Basketbol Ter.) Yarım daire şeklinde çemberin ortasından oyun alanına dik olarak inen ve bu noktadan hareketle çizilmiş, dış kenarları 6.25 m. olan alan. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Üç Silahşörler:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Alexandre DUMAS Kitabın Konusu: Fransa’da XIII. Louis döneminde kralın muhafız birliğinde görev yapan Athos, Porthos ve Aramis adlı üç silahşöre katılmak üzere Paris’e giden d'Artagnan (Dartanyan) adlı gencin maceralarını konu alır. Roman kahramanlarının, kralı düşürmek isteyen Kardinal Richelieu’nun komplolarından kralı korumak için giriştikleri maceralar anlatılır. Kitabın Ana Fikri: Her zaman cesaretli olup korkularımızı yenmeliyiz(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Üç Vuruş:
(Fr. les trois coups) Sopayı üç kere yere vurarak oyunun başladığını seyircilere bildirme. Moliere zamanından bu yana Fransız tiyatrolarında gelenek olmuştur.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Üç-Üç Bölge Savunması:
(Hentbol Ter.) Üç oyuncunun savunma çizgisinde üç oyuncunun ise biraz daha önde olduğu savunma çeşidi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Üçel:
(t.i. ka.erk.) 1- Yüce, yüksek. 2- Arka. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Üçer:
(t.i. erk.) 1- Üç sayısının üleştirme sayı sıfatı: Öksüzün cebindeki son tutam tütünü sardılar, sıra ile üçer nefes çektiler. –R. H. Karay. 2- Her defasında üçü bir arada olan, her birine üç.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Üçer Beşer:
(be.) Üçlü beşli gruplar durumunda, her kezinde üçü beşi bir arada olarak. Tezgahtaki limonları üçer beşer poşetlere doldurup müşterilere veriyordu. NOT: Sayılardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Üçgen:
(Alm. Dreieckstück - Fr. triangle) Baş olgusu karı, koca ve aşık arasında geçen oyun. Üçgen oyunu ya da üçgen komedyası da denilebilir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Üçgül:
(t.i. ka.) 1- Yaban yoncası. 2- Üç gül.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Üçkağıda Gelmek:
(d. fars. kağız'dan kağıt, türk.) 1- Kanmak, aldanmak. Kandırılmak, aldatılmak. 2- Dolandırılmak. Tuzağa düşmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçkağıda Getirmek:
(d. fars. kağız, türk.) 1- Kandırmak, aldatmak. Örn:: Bir piyes yazarsın tiyatrocu üçkağıda getirir. (Süavi Süalp, Trendeki Kadın) 2- Dolandırmak. 3- Hile yapmak, tuzağa düşürmek. Örn:: Hadi bana baybay mister. Paçavra Bi daa üçkağıda getireceğin herife iyi bak. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçkağıt:
(türk.i. üç, fars. kağız'dan kağıt) 1- Bul karayı al parayı oyunu, oyunu oynatan ikisi kırmızı birisi siyah simgeli üç iskambil kağıdına bir zemin üzerinde sürekli yer değiştirtir ve oynayanların karayı bulmasını ister. Karayı bulan koyduğu paranın mislini alır bulamayanın parası oyunu oynatan kişide kalır. (bkz:: Hacı Baba) Örn:: Annem anlatır üçkağıtçı Hamdi derlermiş de Edirnekapı Topkapı surları dışında Bakırköy'ünde falan üçkaatla enayi söğüşlerken babam erkete beklermiş. (Orhan Kemal, Yedibela) (bkz:: Hasan Almaz Basan Alır) 2- Hile, tuzak. Örn:: Ne acılar çektim, Yaptığın binlerce üç kağıttan. (Gail Holst - V. Çelik Akpınar, Rembetika) 3- Dolandırıcılık. (bkz:: Papelci)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçkağıt Açmak:
(d.) 1- Üçkağıt oyununu yönetmek, üçkağıt oynatmak. Örn:: Çingene üçkağıt açmış onlar dümencilik yapmışlar. (Orhan Kemal - Ahmet Soner, Devlet Kuşu fotoromanı) 2- Hile yapmak. 3- Dolandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçkağıt Atmak:
(d.) 1- Hile yapmak. Örn:: Vay inek Kadri. Gine bize üçkaat attı. (Haşan Kaçan - Latif Demirci, Tarzan) 2- Dolandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçkağıtçı:
(sf.i.) 1- Üçkağıt oynatan kimse. Örn:: Trende bir üçkaatçı söğüşledim dedi. Nerdeyse gelir paraları bölüşeceğiz. (Orhan Kemal, Gurbet Kuşları) 2- Yalancı. Örn:: Nuh- Hadi bas ulan buradan üçkağıtçı uskumru. Ampes başına vurdu galiba. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı) 3- Hilekar, hilebaz. Örn:: Dolandırıcı: Ama yazık ki bana çok iftiralar atılmıştır. Örneğin bütün üçkağıtçılar bana üçkağıtçı demiştir. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Üçleme:
(bkz:: Trilogya)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Üçok:
(t.i. erk.) Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)