Haydi Öğrenelim!
Motif:
Süsleme unsuru, desen; tekrar eden tasarım öğesi.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Gazolin:
1- Benzin türü uçucu yakıt. 2- Motorlu araçlarda kullanılan petrol ürünü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazometre:
1- Gazların depolanması ve dağıtılması için kullanılan depo/alet. 2- Gaz ölçümünde kullanılan cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazometri:
1- Gazların ölçülmesiyle ilgilenen bilim dalı. 2- Gaz hacmi ve basıncını inceleyen alan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazoz:
(fr.sf.i. gaseuse'den) 1- Aptal, bön. (kişi) 2- Değersiz, işe yaramaz. (şey kimse) Örn:: Senin içindeki kin değil hava. Bir şişecik gazoz efendim sensin. (Neyzen Tevfik, Sözüm Ona Efendim Şensin) 3- Jigoio.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gazoz:
1- Meyve esansı, şeker ve karbondioksit içeren gazlı içecek. 2- Basınçlı şişelerde satılan aromalı içecek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazoz Ağacı:
Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Sabahattin Kudret AKSAL Kitabın Konusu: Kitap içerisinde bir çok hikaye bulunmaktadır. Gazoz ağacı, kitabın en uzun ve son hikayesidir. Kitap içerisinde; Hayriye hanım, Bir dostluk, Büyük Anneannemin ölümü, Geceye doğru, Meydan, Bizim olan sokaklar, Çekirdek hikayeleri mevcut. Gazoz ağacı ise bir aşk hikayesidir. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Gazoz Ağacı:
(d. fr. türk.) 1- Gazoz ısmarlama koşuluyla oynanan oyunlarda (tavla vb.) sürekli yenilen kimse. Örn:: Kahvenin kapısından adımını atar atmaz içlerinden biri Vay geldin mi gazoz ağacı? diye bağıracaktı. (Sabahattin Kudret Aksal, Gazoz Ağacı) (bkz:: Çay Ağacı, Kahve Ağacı) 2- Saçma sapan uydurma söz anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gazozcu:
(fr.i. türk. e.) (27 Mayıs 1960 öncesinde) Subay. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gazozcu:
1- Gazoz üreten veya satan kişi. 2- Eskiden sokakta gazoz satan satıcı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazölçer:
1- Gaz miktarını ölçen cihaz. 2- Ev ve sanayide kullanılan ölçüm aleti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazölçüm:
1- Gaz miktarını veya basıncını ölçme işlemi. 2- Endüstriyel ve bilimsel ölçüm süreci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gaztaşı:
1- Gaz üretimi veya depolanmasıyla ilişkili katı tortu/mineral oluşum. 2- Gazla bağlantılı kimyasal/teknik oluşum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
gazve:
1- Savaş, fetih, fetih hazırlığı, askeri saldırı. 2. Hz. Peygamber’in bizzat kendisinin sevk ve idare ettiği savaşlar. Hadis ve İslam tarihi âlimlerine göre asker sayısı az veya çok olsun, savaş için veya başka bir amaçla hareket edilsin, çarpışma olsun veya olmasın Hz. Peygamber’in bütün seferlerine gazve denir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Gazyağı:
1- Ham petrolden elde edilen yakıt türü (kerosen). 2- Isıtma, aydınlatma ve çözücü olarak kullanılan hidrokarbon karışımı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazyuvarı:
1- Fizikte gaz hâlinde bulunan parçacık kümesi / gaz küreciği. 2- Gazın yoğunlaşmış küçük hacimli birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gazzal:
(a.i. erk.) İplikçi. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Gazzali:
(a.i. erk.) İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Gazze Şeridi:
Resmi Tam Adı: Gazze Şeridi (قطاع غزة) Arapça: Kıta'a Gazze İbranice: Retzu'at 'Azza(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Yer Aldığı Kıta: Asya Kıtası'nda, Orta Doğu'da yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Filistin Özerk Yönetimi kontrolündedir.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Yönetim Şekli: Filistin Özerk Yönetimi kontrolündedir.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
İdari Yapısı: Filistin Özerk Yönetimi kontrolündedir.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Komşuları: Filistin'in Batısında, Akdeniz kıyısında bir sahil şeridi. Güneybatı'da Mısır, Kuzeyde ve Doğuda İsrail ile komşudur.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Resmi Dili: Arapça, İbranice, İngilizce(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Para Birimi: Yeni İsrail Shekeli Para Birimi Kodu: ILS(Konusu: Ülke Para Birimi, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Plaka Kod: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Tel. Kodu: +970 Bölge 9 Güneybatı Asya, Güney Asya ve Orta Asya numaralandırma Plan Alanı içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Dini: İslamiyet Mezhebi: Sünnilik (Şafi) NOT: İslamiyet'in 2 ana mezhebi: Sünnilik, Şiilik(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Gazze Şeridi Bayrağı: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Milli Marşı: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )
Gazze Şeridi:
Genel Bkş: 1967 yılından 2005 yılına kadar İsrail tarafından yönetilen Gazze Şeridi'nde İsrail, Filistin Özerk Yönetimi ile yapılan Oslo Anlaşmasına uygun olarak hava sahasının, su kaynaklarının ve kıyı boyundaki deniz ulaşımını kontrol etmeye devam etmektedir. • (Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )
GB (Gıgabyte):
"Veri büyüklüğünün belirtilmesi için kullanılan temel birim ""byte""tır. Kilobyte (KB) 1024 byte'a eşittir. MB (Megabyte) ise 1024 KB anlamına gelir.Bundan birkaç yıl öncesine kadar en çok duyduğumuz veri büyüklük birimi megabyte idi. Ancak son zamanlarda teknolojide yaşanan inanılmaz gelişmeler, veri büyüklüklerini de daha önce hayal bile edemeyeceğimiz boyutlara ulaştırmayı başardı. Artık sabit disk kapasitelerini ya da programların büyüklüğünü belirtmek için GB (Gigabyte) birimini kullanıyoruz. 1 GB, 1 MB'ın tam 1024 katına denk gelir. Başka bir deyişle 1024 MB, 1 GB ile eş değerdir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
GE:
(ge) Aşağı.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Gebe:
(bkz:: Gebe Zar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gebe Zar:
(d.) Hileli zar, dolu zar, civalı zar. Örn:: -Ne kıyak dalga. Yoksa bu kayarto araya gebe zar mı karıştırdı? Ben bu yaşa geldim bu kadar düşeş görmedim. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) Örn:: (Gebe zar) (Aynasız) da hileli zarlardandır. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gebermek:
(f.) 1- (Bir şeye, bir kimseye) Çok ilgi duymak, aşırı bir yatkınlık duymak. Örn:: Geberiyorum senin için dedi Haydar, Yanaklara bak. (Muzaffer Buyrukçu, Cehennem) Örn:: Geberdim bittim bu söze. (J. D. Salinger - Adnan Benk, Gönülçelen) 2- Çok sinirlenmek. Örn:: Fazla caz yapıp gebertme beni oyarım.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gebeş:
(a.sf. kebş, koç'tan) Aptal, salak, bön. Örn:: Söylüyor işte dedim, nasıyeniz halinizi. Bir alay çolpa gebeş hem de keleş hem de fodul.. (Tevfik Fikret, kıta)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gebeşaki:
(sf. eşanl.) Gebeş Örn:: Ulan gebeşaki sen Zarzar oyuncusu musun? (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) (bkz:: Aki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gebre:
1- Deri işçiliğinde kullanılan işlenmemiş/kurutulmuş hayvan derisi. 2- Tabaklanmamış ham deri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gebre:
(Eski kullanım) Kâfir anlamında kullanılmış; günümüzde arkaik/olumsuz bir kelime.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gebrelemek:
(Halk ağzı) Yakmak, kavurmak, sert şekilde etkilemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gebreotu:
Yakıcı etkisi olan yabani bitki (ısırgan benzeri türler için kullanılır).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gebreotugiller:
Gebreotu bitkisinin ait olduğu bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
gece:
ad 1. Güneş’in batışından günün ağarmasına değin geçen süre. 2. bu süre içinde yer alan karanlık. 3. belirteç gece vakti, geceleyin. "Bu gece yola çıkacağız" 4. eğlenme, kutlama, anma gibi amaçlarla gece vakti düzenlenen toplantı. "Yarın okulda bir şiir gecesi var" 5. zamanın uygun olup olmadığına bakmamak. "Bu komşu gece gündüz demeden kapı çalar" 6. sürekli, aralıksız olarak iş görmek, çok çalışmak, geceyi gündüze katmak. 7. HALK AĞZINDAN yarasa. 8. MEC. her gece dışarlarda eğlenen, eve geç dönen kimse, gece eğlenmeyi, gezmeyi seven kimse. 9. MEC. geceleri uyuyamayan kimse. 10. MEC. geceleri uyumayarak oturmayı, iş görmeyi huy edinmiş kimse. 11. ASKERLİK TERİMİ bir uçağın askeri bir görevle geceleyin gerçekleştirdiği uçuş. 12. ARGO cinsel ilişki. 13. GÖKBİLİM TERİMİ Güneş’in batışıyla gün ağarması arasındaki zamanın tam ortası. 14. gecenin ortası, ilerlemiş saati. "Gece yarısı kapı çalındı, açmadık"(Konusu: , Kökeni: )
Gece İşçiliği:
(d.) Geceleyin yapılan hırsızlık, insanlar uyurken hırsızlık etme. Örn:: Gece işçiliği hem zor hem tehlikeli olup cezai durumu da ağırdır. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gece İşçisi:
(i.) Hırsız. Örn:: Karşısındaki kuyumcunun yanında oturan tipsiz kişi resmen hırsız. Gece işçisi diyorlar. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun) (bkz:: Gece İşçiliği)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gece Oyunu:
(Alm. Abendvorstellung - Fr. soiree) Hava karardıktan sonra verilen oyun. (Suare)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gece Sesleri:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Ayşe KULİN Kitabın Konusu: Dört kuşağı içine alan anne-kız ilişkileri, aile içi çatışmalar, sık tekrarlanan askeri darbelerin değişik kuşaklar üzerindeki izleri. Geçmiş araştırılırken ortaya çıkan sırlar, ertelenmiş, söylenmemiş sevgi sözleri, dolayısıyla pişmanlıklar. Kitabın Ana Fikri: Özünde bir ana-kız romanı olan Gece Sesleri, bir yandan ailenin bu çok tartışmalı ilişkisini gözler önüne sererken, bir yandan da Türk toplumunun yaşadığı derin sarsıntıları dile getiriyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Gecikmeli kas ağrısı (DOMS):
Bir antrenman sonra oluşan kas ağrıları.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Geciktirim:
(Alm. Verzögerung - İng. suspense) Bir oyunda seyircinin merakını uyandıracak geciktirme.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Geciktirme Teması:
Seyirciye herhangi bir olayın ortaya çıkacağını duyurmak, ama sonunu geciktirerek seyirciyi sürekli bir bekleyiş ve gerginlik içinde bırakmak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
geçe:
belirteç (zaman herhangi bir saat başını) geçerken, geçerek, geçer durumda. "Sabahları sekizi beş geçe evden çıkarım"(Konusu: , Kökeni: )
geçe:
HALK AĞZINDAN ad iki dağın, tepenin karşılıklı yamaçları, bir akarsuyun iki kıyısı, bir caddenin iki yanı gibi karşılıklı durumdaki iki yandan her biri, yaka ya da yan, yön. \"Köyün öte geçesinde düğün var\"(Konusu: halk ağzı, Kökeni: )
geçen:
sıfat 1. yıl, ay, gün, yaz, kış gibi zaman bildiren sözcüklerin önünde o zamanın bir öncekini belirtir. "Geçen yıl kış sert geçti. Geçen yaz denize çok girdik" 2. belirsiz bir süre önceki, birkaç önceki, önceki herhangi bir zaman. "Geçen gün onu gördüm" 3. geçmekte, geçip gitmekte olan. "Geçen zamana yazık"(Konusu: , Kökeni: )
geçer:
sıfat 1. geçerliği olan, yürürlükteki, kullanılmakta bulunan, geçerli. 2. beğenilen, tutulan.(Konusu: , Kökeni: )
geçerli:
sıfat 1. yürürlükte olan, kullanılmakta bulunulan, uygulanabilme niteliği olan, uygulanan, yürürlükteki, geçer durumda olan. "O durum şimdi de geçerlidir" 2. MEC. herkesçe beğenilip aranan, tutulan, sürümü olan, satılan, kazanç sağlayan. "Bugün en geçerli iş ticarettir"(Konusu: , Kökeni: )
Geçerli Bahis:
Oyunun başlangıç bahsi ile Katlama Küpünde belirtilen değerin çarpılmasiyla elde edilen değer.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Geçersiz Deneme:
(Atletizm Ter.) Hata sonucu yapılan derecenin kabul edilmeyen aksiyon.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
geçici:
sıfat 1. kısa ve belli bir süre için olan. "Bu geçici bir iştir" 2. yerine başkası, başka şey gelecek ya da konulacak olan. "Dereye geçici bir köprü yapıldı" 3. çok sürmeyen. "Onun geçici heveslerine uyamayız" 4. HEKİMLİK TERİMİ belirdikten hemen sonra yok olan (belirti). 5. HEKİMLİK TERİMİ bulaşan, bulaşıcı. "Nezle geçici bir hastalıktır" 6. MEC. başkalarına da geçen. "Neşenin geçici olduğu söylenir"(Konusu: , Kökeni: )
Geçirmek:
(f.) 1- (Futbol vb. oyunlarda) Gol atmak, sayı yapmak, yenmek. Örn:: Beleşspor şampiyoon Helal Beleşspor.. Geçirdik Geçirdik (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) 2- (Yumruk) Vurmak, (kafa) atmak. Gemçirmek, Gepçirmek diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
geçiş:
ad 1. geçmek eylemi ya da biçimi. "Uzaktan gemilerin geçişini seyrediyordu" 2. herhangi bir durumdaki değişme, bir durumdan başka bir duruma geçme. "Toplum yumuşak bir geçişle demokrasiye ulaştı" 3. resimde, iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton. 4. MÜZİK TERİMİ bir parça süresince bir tondan başka bir tona atlama.(Konusu: , Kökeni: )
Geçiş - Crossover:
Tavlanın dört çeyrekten birinden diğerine geçişi ifade eder. Geçişleri sayarak, hangi oyuncu avantajlı olduğu hesaplanabilir.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
geçme:
ad 1. geçmek eylemi. 2. birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça. 3. sıfat gerektiğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine geçirilip kenetlenmiş olan. "İskemle geçme ayaklıydı, söküp bagaja koydular"(Konusu: , Kökeni: )
geçme yasağı sonu:
(TT-34a) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası öndeki aracı geçme yasağının sona erdiğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
geçmek:
–DEN•–E 1. bir yerden başka bir yere gitmek, yer değiştirmek. "Buradan öteye geçmek yasakmış" 2. bir yandan girip öte yandan çıkmak. "Fare delikten geçmek istiyordu" 3. yol olarak kullanmak. "Onun sokağından geçmek istemiyorum" 4. bir duruma uğramak, bir şeye konu olmak. "Dişlerim muayeneden geçti" 5. bırakmak, vazgeçmek. "Hakkımdan geçmek istemiyorum" 6. oturmak, yaşamak, bulunmak. "Bütün günü sokakta geçmekteydi" 7. bir şeyi artık yapmak durumunda olmamak ya da bundan böyle yapacak gücü vb. kalmamak. "Yorucu sporlar bizden geçti" 8. olay olarak gerçekleşmek, yaşanmış olmak, olmak. "Bu odada kim bilir nice şeyler geçmiştir!" 9. –DEN•–İ; –DEN (hastalık için) bulaşmak. "Nezle evdekilere geçer" 10. –DEN•–E herhangi bir özellik soyaçekim yoluyla birinde belirmek, kendini göstermek. "Bu huy ona babasından geçmiştir" 11. bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. "Irmaktan geçmek için köprü yoktu" 12. yerinden ayrılarak başka bir yere yerleşmek. "Birkaç gün içinde yeni eve geçmiş olacağız" 13. bir eğitim almış ya da bir konu üzerinde çalışmış olmak. "Şiirden geçmiş biri kötü şiiri anlamaz mı?" 14. içine işlemek, etkilemek. "Güneş başına geçmiş, ateşi çıkmıştı" 15. bir işi, bir görevi ele almak, bir şeyde görev almak. "Dümene geçmek için fırsat kolluyordu" 16. miras olarak kalmak, aktarılmak. "Ev, oğluna geçti" 17. herhangi bir bakımdan geride bırakmak, ileri gitmek, üstünlük sağlamak, aşmak. "Otobüs, bizi geçmek için çabalıyordu. Atıcılıkta onu geçmek zordu" 18. sona ermek, artık kalmamak, tükenmek, bitmek. "Kiraz bu yıl çabuk geçti. Öfkesi geçmek üzereydi" 19. üzerinde durmamak, söylemeden ya da sonunu getirmeden atlamak. "Bu konuyu kısa geçmek istedim" 20. (zaman) belli saat başını geride bırakmak. "Saat üçü yirmi geçmekteydi" 21. [nsz] (zaman) ilerlemek, aşmak. "Sanki o günler çabuk geçmekteydi" 22. [nsz] okulda, başarı göstererek bir üst sınıfa atlamak. "Oğlum dörde geçti" 23. [nsz] (ateş, soba) yanıp bitmek, sönmek. "Ocağa attığım odunlar çabuk geçti" 24. bir müzik parçasını, bir şarkıyı çalıp söyleyerek öğrenmek, meşk etmek. "Bu şarkıyı bir daha geçmek iyi olacak" 25. –İ•–DEN (bir müzik parçasını, şarkıyı) birinden meşk etmek, öğrenmek. "Bu parçayı kimden geçtiniz?" 26. yer almak, yazılmak, girmek. "Olay, onun anı defterine geçmiş, bunu sonra öğrendik" 27. [nsz] (para vb.) geçerli olmak, yürürlükte bulunmak. "Kâğıt binlikler henüz geçiyor, bir yıl sonra geçmez olacakmış" 28. [nsz] sürümü olmak, satılmak, ilgi görmek. "Bu model orada geçiyor mu?" 29. [nsz] (meyve) çok bekletilmekten ya da çok olgunlaşmaktan çürümeye yüz tutmak. "Böyle geçmiş kavuna para verilmez" 30. basında yazılmak, sözü edilmek ya da konuşmada yer almak, anılmak, söylenilmek. "O günlerde bu başarı gazetelere geçmişti" 31. bir yere gidip oturmak. "Öğretmen, Herkes yerine geçsin! diye bağırdı" 32. (akarsu, yol) bir yerin içinden ya da yakınından gitmek. "Seyhan Irmağı, kentin içinden geçiyor" 33. MEC. görüşülüp karara bağlanmak, sonuçlandırılmak, kabul edilmek. "Yasa Meclis’ten hızla geçti. Konu ilgili kuruldan geçmiş, öteki kurula gelmişti" 34. [nsz] işin içinden sıyrılmak, çıkmak, kurtulmak. "Ben yapmadım deyip geçmek kolay mı?" 35. HALK AĞZINDAN çekiştirmek, dedikodu etmek, kötülemek, yermek. "Beni sana geçmişler/Vallahi ben demedim. (Halk türküsü)" 36. HALK AĞZINDAN [nsz] uyuya kalmak. "Divanda otururken geçmişim" 37. ARGO kimi sözcüklerle bileşik eylem oluşturur; örneğin diskur geçmek, ıska geçmek, dalga geçmek gibi.(Konusu: , Kökeni: )
geçmiş:
geçmiş sıfat 1. geçmek eylemini yapmış. "Hayvan sudan geçmiş, kaçıp gitmişti" 2. zaman olarak geride yer almış, geride kalmış olan. "Geçmiş günler, geçmiş olaylar kişiliği oluşturur" 3. (meyve için) çok olgunlaşmış ya da çürümeye yüz tutmuş. "Bu karpuz geçmiş, başkasını verin" 4. ad bugüne göre geride kalmış olan zaman. "İnsan geçmişi düşünmeden edemez" Benzer: mazi 5. ad arkada kalan yaşam. "Onun geçmişini araştıracaklar" Benzer: mazi 6. ad kişinin ölmüş yakınları. "Geçmişlerinin ruhu için mevlit okutacak" 7. o olanak bir daha ele geçmez anlamında söylenir. 8. HALK AĞZINDAN geçmiş olsun. 9. HALK AĞZINDAN geride kalmış olan günler. "Ona dediğimi, geçmiş zaman, tam anımsamıyorum" 10. DİLBİLGİSİ TERİMİ Türkçede belirli geçmiş zaman ve belirsiz geçmiş zaman olmak üzere iki türü bulunan, eylemin belirttiği iş, oluş, edim vb.nin içinde bulunulan zamandan önce gerçekleştiğini gösteren zaman; Türkçede geçmiş zaman, eylem kök ya da gövdesine belirli geçmiş –di ya da belirsiz geçmiş –miş ekleri getirilerek oluşturulur; örneğin Orhan ağladı, Orhan ağlamış gibi. 11. (biriyle) aralarında çok eskilere uzanan bir ilişki, dostluk, arkadaşlık bulunmak. 12. (biriyle) eskiden, aralarında kırgınlığa varan bir olay yaşanmış olmak. 13. (bir olayın, bir durumun) daha önce geçmiş bir evresi bulunmak.(Konusu: , Kökeni: )
Geçmişçilik:
(Alm. Passatismus - fr. passatisme - İng. passatism) Sanatta geçmişin değerlerine ve geleneğine bağlı olma durumu; bu durumda bulunan sanat kollarının tümü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Geçmişe Mazi Geçirmişe Gazi Derler:
(d. a. meza'dan, mazi. gaza'dan, gazi. türk. k.ler) Şimdiki durumuna bakmayıp geçmişle aşırı övünen kişilerle alay etmek için kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geçmişi Çıngıraklı:
(d.) 1- (Bir nesneyi, bir kimseyi) Küfretmeden yermek, aşağılamak amacıyla kullanılır. Örn:: Ulan ulan Vay geçmişi çıngıraklı vay koca traktörü herifler vinçle gık demeden çıkarıyor beH. (Atilla İlhan, Sokaktaki Adam) Geçmişi Kınalı, Geçmişi Tenekeli gibi çeşitlemeleri vardır. Örn:: Külhanbeyi- Ulan geçmişi tenekeli. Benimle alay etme yakarım ulan. (Ortaoyunu, Kanlı Nigar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geçmişin Geleceği:
Kitabın Türü: Kitabın Yazarı: Melih Cevdet ANDAY Kitabın Konusu: Yazar kitabında divan şiirinin gittikçe unutulduğunu, şimdiki şairlerin ise şiir çevrimleri yapmaya başladığını fakat bunda başarılı olamadıklarından bahsediyor. Kitabın Ana Fikri: Kitap; eski edebiyata sahip çıkılmadığı alıntı ve sahte eserlere yönlenildiğini, bu bağlamda geçmişimize sahip çıkmamız gerektiğini vurguluyor. Yabancı dil sömürüsüne karşı cıkmalı ve dilimizin doğallıgını korumalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Gedan:
Alt gard pozisyonu.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )
GEDAN:
(gedan) Alt seviye.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Gedikli:
(i.) Sınıfı geçememiş, aynı sınıfta iki yıldır okumakta olan öğrenci.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geek:
Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında oturan ve çok fazla sosyal hayatları olmayan insanlara verilen genel addır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Gel-Geç:
(Kar.) Karagöz ve Hacivat arasındaki tekerlemeli konuşma; Hacivat'ın ağdalı konuşmasını Karagöz'ün ters anlaması ile gelişen gülünç konuşma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gelberi:
(i.) Hırsızlık, çalma, aşırma eylemi. Örn:: Hacivat- O aşıkların hepsinin birer mahlası vardır. Kiminin Mahzuni, kiminin Hemrahi. Karagöz- Benim ismim de Gelberi olsun. (Karagöz, Şairlik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gelberi Etmek:
(d.) Çalmak, aşırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gele:
Kırık pulun oyuna girememesi. Olasılıklar.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Geleceğin Türkiye Partisi:
Kısa Adı: GTP Genel Merkezi: * Kuruluş Tarihi: 22.09.2014 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: * Sona Eriş Nedeni: * Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Gelecek Partisi:
Kısa Adı: Gelecek Partisi Genel Merkezi: Çankaya, Ankara Kuruluş Tarihi: 13.12.2019 Genel Başkanı: Ahmet Davutoğlu Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: Merkez Sağ İdeoloji: Anti-otoriteryanizm, Seküler liberalizm, Parlamenter demokrasi, Ekonomik liberalizm NOT:(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
gelen:
(sf.) 1- gelmek eylemini yapan ya da gelmekte olan (kimse, nesne ya da zaman). "Gelen günler bizimdir" 2- gelmiş bulunan. "Gelenlere yer bulundu"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )
gelen:
(fiz.) bir ışık kaynağından çıkarak saydam bir cismin üzerine ya da bir aynanın yüzüne düşen (ışın).(Konusu: Fizik Terimi, Kökeni: )
gelenek:
ad 1. öteden beri yapılagelen şeyler, alışkanlıklar. "Kelle arama geleneği Osmanlılıktan miras kalmıştır" 2. geçmişle olan bağlantı. "Her sanat yapıtının gelenek bağı taşıması gerekir" 3. TOPLUMBİLİM TERİMİ eski çağlardan beri yerleşmiş olup kuşaktan kuşağa geçerek gelen ve toplumun, topluluğun üyeleri arasında ortak bir ruh ve dolayısıyla sağlam bir bağ yaratan her türlü saygın alışkanlıklar, kültürel kalıntılar, bilgi, töre ve davranışlar. "Bizde, büyüklerin elini öpmek bir gelenektir"(Konusu: , Kökeni: )
Gelenek Görenek:
NOT: Yakın Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
geleneksel:
sıfat 1. gelenekle ilgili, geleneğe değgin, geleneğe dayanan, gelen niteliğinde olan. "Geleneksel şiirden yararlanmak söz konusu olabilir" Benzer: ananevi 2. okuma yazma bilmeyen köylü toplumu. 3. davranışların geleneklerle belirlendiği toplum.(Konusu: , Kökeni: )
Geleneksel Tiyatro:
(Alm. traditionelles Theater - Fr. theôtre traditionnel - İng. traditional theatre) Aristoteles'in tanımlamasına uyan, başı, ortası, sonu (serimi, düğümü, çözümü) bulunan, tek olayı dağılmadan anlatan, gerekçe-sonuç ilkesi ile yürüyen, gelirimi ve ilgiyi tutan olaylar ve durumlarla kurulmuş oyunlara verilen genel ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gelibolu:
Kitabın Türü: Tarihsel Roman Kitabın Yazarı: Buket UZUNER Kitabın Konusu: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yeni Zelanda'lı Viktoria'nın öyküsü. Kitabın Ana Fikri: Başkaları ne derse desin herzaman kendi fikirlerimizin arkasında olmalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Gelin:
(i.) Eşcinsel ilişkide edilgin durumda olan kimse. (T.iç.bk. Damat.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gelin Alıcılar:
(d. esk.) (Özellikle bir baskın sırasında) 1- Kolluk kuvvetleri, polisler. 2- Gelin Alayı'da denir. Örn:: Erketecilerimiz bir gelin alayı gördü mü hemen parolayı verir. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gelin Odası:
(d.esk.) (Hamamda) Halvet bölümü.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gelincik:
Bilimsel Adı: Gaidropsarus mediterraneus. Familyası: Deniz balığı. Beyaz etli ve pulsuz balık sınıfındandır. Yağlarını karaciğerlerinde depolarlar. Genellikle yağsız olurlar. Diğer Adı: Üç bıyıklı deniz gelinciği. Bakalyaro ve Mezgit'le aynı türdendir. Denizlerimizde birkaç cinsi yaygındır. Sıcak ve ılıman suların taşlık, kayalık diplerinde sahillere yakın yaşar. Balık yavruları ve kabuklularla beslenir. Çevik, yırtıcı ve saldırgandır. Derisi çok kaygandır. Üremelerini sonbaharda yapar. Beyaz ve lezzetli etiyle ekonomik değeri olan bir balıktır. HANGİ AYDA YENİR: Her mevsimde yenir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Gelincik:
(t.i. ka.) 1- Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2- Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3- Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Gelincik:
(poppy) Yazın kırlarda yetişen ve gelincikgillere örnek olarak alınan bir çeşit çiçekli bitkidir. Çoğu kırmızı renklidir. Yaz aylarında toplanıp, gölgede temiz bir kağıt üzerine serilerek kurutulur. İçeriğinde rheadine vardır. Kokusu hoş değildir. Tadı da acıdır. Faydası:: Nefes darlığı, astım, bronşit ve göğüs nezlesinde rahatlık sağlar. Boğmacayı keser. Kan tükürme ve kan kusmayı keser. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir. Yılancık da faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
gelir:
ad 1. bir kimseye, aileye ya da topluluğa belli zamanlarda belli kaynaklardan, yerlerden gelen para. "Bütün geliri, babadan kalma evin kirasıydı" 2. bir ekonomik birimin belli bir süre içinde kazandığı ücret, getiri, kira vb. biçimindeki para. "Dükkânın geliri giderine ancak yetiyor"(Konusu: , Kökeni: )
Gelişim:
(Alm. Entwicklung - Fr. developpement - İng. development) Bir oyunun sonuca doğru inandırıcı bir yolda gelişmesini kapsayan bölüm ya da kuruluş.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
gelişim:
ad 1. gelişmek eylemi. 2. (canlılar için) serpilip büyüme. 3. ileriye doğru olan değişme, bir konudaki olan biten, ilerleme. 4. TİYATRO TERİMİ bir oyunun sonuca doğru gidişinin en derli toplu belirdiği bölüm.(Konusu: , Kökeni: )
gelişme:
ad 1. gelişmek eylemi. 2. (bir konuda) olan biten, ilerleme, ileriye doğru olan değişme. "İşte herhangi bir gelişme yok" 3. YAZIN TERİMİ bir yazının, giriş bölümlerinden sonra türlü yönlerden açılıp genişlediği, olgunlaştığı bölüm.(Konusu: , Kökeni: )