Haydi Öğrenelim!
Cankurtaran:
(fars.i. can, türk.) (Öğrenci için) Teneffüs, ders arası.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Geri Pas:
(Basketbol Ter.) Hücum eden takımın pas trafiği içinde topu kendi yarı alanına göndermesi. (Kural ihlali olup top kaybına neden olur.)(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Geri Perdesi:
(Alm. Prospekt - Fr. toile de fond - İng. backcloth) Arka perdesi sahnenin düzeyine diken olarak arkada gerilen perde.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Geri Yükleme:
"Windows XP, sorunsuz çalışan konfigürasyonları belli aralıklarla sabit diske kopyalar. Kopyalanan her konfigürasyona ise ""Geri Yükleme Noktası"" adı verilir. ""Geri Yükleme Noktalan"" hem periyodik olarak, hem de yeni program ve sürücü kurulumlarından önce oluşturulur. Eğer işletim sisteminizde önemli bir sorunla karşılaşırsanız, daha önce kopyalanan ve sorunsuz çalıştığına emin olduğunuz eski bir konfigürasyona; yani ""Geri Yükleme Noktasına dönüş yapabilirsiniz. İşte bu işleme ""Geri Yükleme"" diyoruz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Geriden:
(d.) Kendisini abartıyla övenlere, böbürlenenlere karşı olmaz, yalan söylüyorsun anlamında kullanılır. Örn:: -Gittim tekliği bastırdım ot alıp dağıttım. -Geriden(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gerilim:
(Alm. Spannung - Fr. tension - İng. tensian) Seyircinin oyuna karşı ilgisini uyanık tutup heyecan ve merak yaratmak için baş vurulan bir sanat tutumu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gerilla:
Düzensiz, küçük birliklerle savaşan silahlı grup.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gerillacı:
Gerilla savaşı yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gerilme:
(Bal.) (Fr. etendre) Yedi tür dans hareketlerinden biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gerisi Fos:
(bkz:: Fos)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geriye Dönüş:
(Alm. Rückschau - Fr. retour en arriere - İng. return) Oyunda olayın düzgün ilerleyişini ve zamanın sırasını bozarak geçmiş bir olaya dönme, oyunun bir yerine geçmişte oluşmuş bir sahne katma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Germa:
(f.i. ka.) Sıcak yaz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Germanofobi :
(ing.i. germanophobia) Almanya veya Alman kültürü korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Germanyum:
Sembolü: Ge Atom Numarası (Proton Sayısı): 32 Atom Kütlesi: 72.59 g/mol Elektron Sayısı: 32 Element Serisi: Yarı Metal Periyodik Tablodaki Grubu: 4A Yoğunluk: 5.323 g/cm3 Erime Noktası: 938.25 °C Kaynama Noktası: 2833 °C Oda Koşulundaki Hali: Katı Görünümü: Gümüş Gri Keşif: Clemens Winkler (1886) Germanyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Yarı iletken olarak diyot ve transistörlerin yapısında kullanılır. Optik araçlarda mercek yapımında kullanılır. Kızılötesi dedektörler de kullanılır.(Konusu: Elementler, Kökeni: )
Germanyum:
Alman kökenli halklara verilen genel ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Germen:
Alman kökenli halklara verilen genel ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gerontofobi:
(ing.i. gerontophobia) yaşlı insanlardan ve yaşlanmaktan korkma. (Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
gerontoloji:
(ing.i. gerontologie) eskiçağbilim. eskiçağları araştıran bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Gerzek:
(sf. geri zekadan n.) Aptal, salak. Örn:: Önceleri Süper diye takılırlardı, ama öyle pek süper bir gerzek de sayılmazdı. (Halit Çapın, Alles Kommen, Ülen İnekler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gesamtkunstwerk:
(Alm.) Tiyatro için bütün sanat kollarının bireşimi. İlk kez Richard Wagner'in "sanat anlayışını" anlatmak için ortaya attığı bir terimdir. Sonradan modern tiyatroda çeşitli sanat kollarının eleştirilmesiyle ortaya çıkan tiyatro çalışmaları için kullanılmıştır. Louis Jouvet bu bireşim çalışmaya "theatre complex" adını vermiştir. (bkz:: Tümcül Tiyatro)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Geştapu:
(alm.i. Gsıeime STAats POlizei gizli devlet polisinden) 1- Polis. Örn:: Ne de olsa bir geştapu. Benim midemi bulandırırdı. (Raymond Oueneau - Tahsin Yücel, Zazie Metroda). 2- Trafik polisi. 3- Belediye zabıta memuru.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
GETA:
(geta) Japonlara özgü terlik.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Getr:
Ayakkabı üzerine giyilen, paçayı koruyan örtü (tozluk benzeri).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Getto:
Aynı etnik ya da sosyal grubun yoğun yaşadığı, genelde dışlanmış mahalle.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gevan:
(f.i. erk.) Kahramanlar, yiğitler.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Geveze:
(Kar.) Karagöz oyununda boşboğaz, çam deviren, geveze bir tip.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gevher:
(f.i. ka.) 1- Değerli taş. 2- Elmas. 3- Bir şeyin aslı, esası.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Gevher Şad:
(f.i. ka.) Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad. Baysungur'un annesi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Gevişlemek:
(f.) 1- Bir şey (çiklet) çiğnemek. Ağzını burnunu oynatmak. 2- Doğru dürüst konuşamamak, derdini meramını anlatamamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gevşek:
(sf.) Edilgin eşcinsel. (erkek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
gevşek:
sıfat 1. gergin ya da sıkı olmayan, gevşemiş bir durumda bulunan. \"Gevşek toprağa temel atılmaz\" 2. MEC. ilgisiz, ilgilenmeyen. \"Çocuğuna karşı gevşek davranıyorsun\" 3. MEC. cansız, hareketsiz. \"Gevşek insan iş yapmaz\" 4. ARGO edilgin eşcinsel (erkek). 5. sır saklamayan. 6. geveze, boşboğaz.(Konusu: , Kökeni: )
gevşek malzemeli zemin:
(T-9) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: taşıt yolu üzerinde gevşek malzeme (çakıl, mıcır v.s.) olduğunu ve öndeki araçlardan taş sıçrayabileceğini bildirir. hız sınırlaması levhalarının ikazlarına uyulur. takip mesafesi artırılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
gevşek şev:
(T-10) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhası, yarma şev'inden taşıt yolu üzerine taş ve kaya yuvarlanabileceğini ve/veya kaplama üzerinde taş ve kaya olabileceğini gösterir. sürücülerin bu işaret ile belirtilen kesime yaklaşırken yavaşlamaları ancak bu kesimde durmamaları ve park etmemeleri gerektiğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Gevşeklik:
(Alm. Weiche Stimme - Fr. mollesse) Sahne konuşmasında, ünsüz harflerin çıkarılmasında organların gevşekliği, cansızlığı, yumuşaklığı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gevşemek:
(f.) Hoşlanmak, yakın ilgi duymak. Örn:: Biz manitaya gevşedikçe o kaçızladı. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gey:
(İng.sf. gay, şen, ang. -ame. arg. eşcinselden) 1- Eşcinsel. Erkek eşcinsel. Örn:: Ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Fikonun gey olduğunu duymuştu. Ama pasif olacağına hiç inanamıyordu. (Ümit Oğuztan, Kraliçe Sisi) 2- Görünümü ve davranışlarında bir olağandışılık bulunmayan, edilgin eşcinsel. (erkek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geyik:
(i.) 1- Karısı ya da çok yakın İlişkilerde bulunduğu kadın tarafından aldatılan, ihanete uğratılan erkek, boynuzlu. Örn:: Şu geyiğin boynuzlarını bu kış odun yerine satalım. (Samim Aşkın, Halk Plajı) 2- Gevezelik, boş konuşma. Örn:: Eskiden çok daha güzel eşşek muhabbetleri yapardık, geyiğin allahı. (Alp Buğdaycı, Kan Sıcak Akacak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geyik Muhabbeti:
(d. türk. a.) Gevezelik, yararsız uzun uzadıya konuşma. Örn:: Balıkçılarla takılanlardan tutun da meyhanede bi teki bedavaya getiririm hesabına meyaneciylen geyik muhabbetine muhabbet diyenlerine kadar her tür meczup ve acube tıkıştı buralara. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Geysu:
(f.i. ka.) Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Geyşa:
Japonya’da geleneksel sanat ve eğlenceyle uğraşan kadın.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gez:
(Okçuluk Ter.) Okun kirişe takılan arka kısmı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Gezağacı:
(fraxinus ornus) Ege ve Akdeniz'in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Faydası:: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Gezegen:
(t.i. erk.) Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
gezegen:
GÖKBİLİM TERİMİ ad Güneş’in çevresinde dolanan, kendi ışıkları bulunmayan, Güneş’ten aldıkları ışığı yansıtan gökcisimlerinin ortak adı. \"Dünya, Uranus, Venüs birer gezegendir\"(Konusu: , Kökeni: )
gezeğen:
HALK AĞZINDAN ad · sıfat gezmeyi çok seven, vaktini gezmekle geçiren, çok gezen (kimse).(Konusu: , Kökeni: )
Gezi Partisi:
Kısa Adı: GZP Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 01.10.2013 Genel Başkanı: Özcan Arslan Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: Merkez İdeoloji: Özgürlükçü demokrasi NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Gezici Ekimoz:
(migratory ecchymose) Kafa travmasında göz çevresinde, karın travmasında kasıklarda meydana gelen, travmanın geldiği bölgedeki damarların yırtılmasıyla oluşan, kanamanın yer çekiminin etkisiyle daha aşağı bölgelere inerek oluşturduğu ekimoz. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Gezici Topluluk:
(Alm. Wandertheater - Fr. theatre ambulant - İng. travelling compony) 1- Belli bir yeri olan, ama gidebileceği yerlere sık sık geziler yapıp oyunlar veren tiyatro; 2- Belli bir yeri olmayıp, özel araçlarla her yana gidip oyunlar veren topluluk.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gezleme:
(Okçuluk Ter.) Okun kirişe yerleştirilmesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Gheorge Hagi:
(lakabı/sp.) Karpatların Maradonası(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
GI:
(Gi) Karate elbisesi.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Gıcığı Olmak:
(d. eşanl.) Gıcık Almak. Örn:: Ayıpsın Şevki zati güzellere o biçim gıcığım var. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki) (bkz:: Gıcık Olmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcık:
(sf.i.) 1- Sinir bozucu, öfkelendirici. (kişi, nesne, durum) Örn:: Lan ne gıcık pokercisin kart iste de uyuz etme. 2- (Kişide) Sinirlenme, hoşlanmama, öfkelenme durumu. Örn:: Nem mi var? Gıcık. Seni marizlersem geçer. (bkz:: Gıcık Olmak) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcık Almak:
(d.) (Birisinden bir nesneden bir durumdan) Hiç hoşlanmamak, siniri bozulmak. Örn:: Gıcık alıp duruyordum zaten. Kapıştık geçenlerde. (Tarık Dursun K. Evlere Şenlik) Eşanl. Gıcık Kapmak, Gıcık Olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcık Kapmak:
(d. eşanl.) Gıcık Almak, Gıcık Olmak. Çayına Omo döktük diye gıcık kaptın. (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın) Örn:: Felek benim tipime gıcık kapıyo galiba. Hep bana zıt gidiyo. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcık Olmak:
(d. eşanl.) Gıcık Almak, Gıcık Kapmak. Örn:: Ha şunlara gıcık oldum. Yürü de konuşalım. (Oktay Arayıcı, Rumuz Goncagül) Örn:: Ulaaan petrol, Ben sana sana, Gıcığım petrol. (Haşan Kaçan, Hasanın Saksısı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcık Vermek:
(d.) (Bir kimse, bir nesne, bir durum) Birisinin sinirine dokunmak, birisini kızdırmak, öfkelendirmek. Örn:: Arkadaş sen kafadan hasta mısın nesin? Almanlara diyaliz numarası yapıyor onlara gıcık veriyormuşsun. (Güney Dal, İş Sürgünleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcır:
(sf. onb.) 1- İyi, hoş. Örn:: İşler gıcır. 2- Yeni.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcır Gıcır:
(sf.) (İnsan için) Genç, körpe, tazeliğiyle cinsel istek uyandıran. Örn:: Anam avradım olsun karı gıcır gıcır. Yirmisinde var yok. (Orhan Kemal, Suçlu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcırdamak:
(f.) 1- Sinir bozucu bir biçimde gülmek. 2- Kendi kendisine kötü kötü söylenmek. 3- (Birisine) Durumdan hoşnut olmadığını hafifçe azarlayarak anlatmak. Örn:: Mekancı geçen gün acayip gıcırdadı. Manodan kırpıyormuşuz. Gacırdamak biçiminde de kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcırdatmak:
(f.) Keman vb. yaylı çalgı çalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcırı Bükme:
(d. esk.) Yersiz, anlamsız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıcırtı:
(i.) Keman vb. yaylı çalgıların çıkardığı ses. (bkz:: Kapı Gıcırtısı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
gıda zehirlenmesi:
Gıda zehirlenmesi, çeşitli organizmalar veya toksinler ile kontamine olmuş gıdaların yenilmesi ve sindirim sistemine girmesinden kaynaklanan hastalığa verilen isimdir.(Konusu: , Kökeni: )
Gıdıklamak:
(f.) 1- (Birisinin üstünde, giysilerinde) Arama tarama yapmak. 2- (Hakaret ve küfürde) Cinsel yaklaşımla okşayıp ellemek. Örn:: Sülalesini gıdıkladığım bir türlü he demiyor. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
gıdıklanmak:
GIDIKLANMAK. 1. (Bir kimsenin huylandığı bâzı yerlerine) Gülme veya ürperip sinirlenme hissi uyandıracak şekilde parmakla dokunulmak: “Uyuyan insan gıdıklanmaz.” ♦ dönüşlü f. 2. (Hassas bir yerine dokunulmaktan dolayı) Gülmek veya sinirlenip ürpermek: Ben boğazımdan gıdıklanırım (Burhan Felek).(Konusu: , Kökeni: )
GIF:
"Graphics Interchange Format teriminin kısaltmasıdır ve daha çok internette kullanılan grafik dosyalarının sahip olduğu formatı temsil eder. GIF dosyalarının en büyük avantajı, boyutlarının son derece düşük olmasıdır. Bu yüzden internet sayfalarında çok fazla tercih edilirler. Üstelik tarayıcı programlar, herhangi bir eklentiye ihtiyaç duymadan bu dosyaları görüntüleyebilirler. Ayrıca birden çok GIF dosyası kullanılarak animasyon yaratmak bile mümkündür. Bu tip dosyaları, dosya isminin sonunda göreceğiniz ".GIF" uzantısının yardımıyla tanıyabilirsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Gılama:
(Alm. Rachen - Fr. grasseyement) Tiyatro konuşmasında "r" harfinin "ğ" biçiminde söyleme.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gıldırgıç:
(i.) İçten pazarlık. Gizlenen kötü niyet. Hile, dolap.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gılır:
(erm.i.) Erkeklik organı, penis.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gılırı Elde Gezmek:
(d. erm. türk.) Cinsel bakımdan çok doyumsuz olmak, abazanlık çekmek. Örn:: Ermeni - Beni bir İnci Dudu aştkan etti ne derim. Gece gündüz gılırım elde tutar da gezerim. (Karagöz, Orman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gılırında Olmak:
(d. erm. türk.) Önem vermek umurunda olmak, umursamak. Örn:: Annem durumu öğrendi seni aramaya çıktı. Arasınlar gılırımda değil. (Muzaffer Buyrukçu, Büyük Oyundan Bir Parça) (Deyim genellikle soru biçiminde -Gılırında mı? -ya da olumsuz biçimde kullanılır: Gılırında değil.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
GIMMI:
(gimmi) İnceleme, araştırma.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
gıpta:
1- İmrenme, özenme, beğenme, hoşlanma. Örn:: “Üsküdar, bir ulu rüyayı görenler şehri, / Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri.” (Y. K. Beyatlı) 2- Nimete kavuşma arzusu, sevinç. 3- Kişinin başkasının elindeki nimetin yok olmasını istemeksizin aynısının kendi elinde de olmasını istemesi. Örn:: “Ancak iki kişiye gıpta edilir: Birisi Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı Allah yolunda harcayan kişidir. Diğeri, Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilimle amel eden ve bu ilmi başkasına öğreten kişidir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Gır:
(sf.i.) 1- Neşeli, eğlenceli. (kimse, nesne, durum) 2- Şaka, neşeli söz, nükte. Örn:: -Gelsin gır.. - Gelsin şarkı.. Unkapanı'nın kocakarısı Zanpara alır gece yarısı. (Ahmet Rasim, Fuhş-İ Atik) 3- Alay etme, dalga geçme. 4- (Ender olarak kullanılır.) Yalan, uyduruk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gır Açmak:
(d.) 1- Bir sohbete başlanmasını sağlayacak sözler söylemek. 2- Laf ebeliği etmeye başlamak, gevezeliğe çanak tutmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gır Atmak:
Karşılıklı gevezelik etmek, uzun uzadıya çene çalmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gır Geçmek:
(d.) 1- (Bir konuda) Dikkat etmemek, İlgisini toplayamamak. Örn:: Pas ver işe yaramaz. Gır geçmişsin a be kaz. (Hilmi Tüner, Aldanış) 2- (Birisiyle) Alay etmek. Örn:: Millet benimle gır geçmeye başladı. Hadi Allah versin Salih yağlı müşteriyi buldun. (Mehmet Şeyda, Anahtarcı Salih)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gır Kaynatmak:
(d.) Gevezelik etmek, çenebazlık etmek. Genellikle pek de önemli olmayan bir konuda uzun uzun konuşup gülüşmek. (Birkaç kişi) Birisini, bir durumu eleştirerek alaya alarak söyleşmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıravat:
(fr.i. cravate) 1- (Birini) İp vb. ile boğazını sıkıp boğma. 2- (Kumarda) Bütün parasını alma, son kuruşuna kadar yenme. 3- (Yankesicilikte) Çalma eylemi, çalma eylemiyle elde edilen şey. Örn:: Şöööyle bir yanlamasına yürüttüm. Dönüşte bir koltuk. Tam iki gravat. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) Kıravat'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıravat Yapmak:
(d. fr. türk.) 1- Boğmak. 2- (Kumarda) Yenmek, son kuruşuna kadar almak. Örn:: En kabadayımızın elinde 400 Hra bulunduğu masada 1 Hra ile 1024 Hra alan yani kendinden başka 10 kişiye zar vermeden 5 dakikada hepimizi gravat yapan Fatmanın bu zar şansına en büyük barbutçular bile anlattığımda inanmadılar.(Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun) 3- Çalmak, yürütmek. Gıravata Getirmek'de denir: Beni de bu Fazı adındaki kıravata getirmişti. (Süavi Süalp, Gene İyi Dayandık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıravata Getirmek:
(bkz:: Gıravat Yapmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıravatlamak:
(fr.f. türk. e.) 1- Gıravat eylemini yapmak. Boğmak. 2- Yenmek. 3- Soymak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gıravatlı:
(fr.sf.i. türk. e.) 1- Memur. 2- Kibar. 3- Züppe. 4- Kulüp rakısı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırgır:
(sf.i.) Neşeli, güldürücü. (kimse, nesne, durum) Örn:: (Birisiyle, bir şeyle ya da durumla) Alay etme, eğlenme.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırgıra Almak:
d. (Birini, bir şeyi, bir durumu) Alaya almak, matrak geçmek, gülünç bir yanını bulup eğlenmek. Örn:: Ayıp değil mi sana koca bunak? Osuracak halin kalmamış, yaşlılıktan gırgıra atıyorsun bizi gelmiş. (İrfan Yalçın, Genelevde Yas)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırgıra Geçmek:
(d.) 1- Gereken önemi vermemek, hak ettiği ilgiyi göstermemek. 2- Alay etmek. Eğlenmek. Örn:: Maksadı beni kitabımdan ayırıp biraz gırgır geçmekti. Yoksa kılıç mılıç umurunda değildi. (J. D. Salinger - Adnan Benk, Gönülçelen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırgıra Getirmek:
(d.) (Bir şeyi, bir olayı) 1- Ciddiliğini bir yana bırakıp alay, eğlence konusu yapmak, sulandırmak. 2- (Birisini) Kendisi fark etmeden alaya almak, işletmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırgırına:
(zf.) Eğlenmek, alay etmek amacıyla şakadan.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gırnata:
Klarnete benzeyen nefesli çalgı (eski kullanım).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gırnatacı:
Gırnata (klarnet türü çalgı) çalan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
GISHIKI:
(Gişiki) Tören.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
gıyar:
Eskiden Müslüman toplumlarda yaşayan gayrimüslimlerin taşımaya mecbur oldukları zünnar, kuşak, kemer, şal vb. simge.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Gıyas:
(a.i. erk.) Yardım, gavs, nusret.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Gıyaseddin:
(a.i. erk.) Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. Türk dil kuralına göre "d/t" olur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
gıybet:
1- Dedikodu, çekiştirme, yerme, kötü sözlerle anma. Örn:: “Benim yârim bana yalan söylemez, / Söylerse de gıybetimi eylemez.” (Karacoğlan) 2- Kendimiz hakkında söylendiğinde hoşlanmayacağımız bir şeyi başka bir Müslümanın arkasından söyleme, onu küçültücü sözlerle anma. “Ey iman edenler!… Birbirinizin gıybetini yapmayın. Hiçbiriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O hâlde Allah’tan korkun! Allah tövbeyi çok kabul eden ve kullarına karşı merhametli olandır.” (Kur'an-ı Kerim Hucurat suresi 49/12 nci Ayet) 3- Bir kimsenin aleyhindeki incitici, küçültücü söz ve davranışlar. Örn:: “Bir kimse aleyhinde konuştuğunuz şeyler onda varsa gıybet, eğer yoksa o kişiye iftira etmiş olursunuz.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Gi-Dogi:
Eğitim elbisesi.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )
gibi:
ilgeç (edat) 1. ...–e benzer. "Bebek gibi bir kız" 2. benzer biçimde, imişçesine. "Bana bakınız ve benim gibi yapınız" 3. tam o sırada, hemen ardından, tam o anda. "Olayı duyduğu gibi sokağa fırladı" 4. –e yakışır biçimde. "Bu parayla bey gibi yaşanır" 5. bir başkasının bir sözüne değinilirken kullanılır. "Atatürk’ün dediği gibi, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmalıyız" 6. ve benzerleri anlamında kullanılır. "Demir, bakır, kurşun gibi metaller kolay işlenir" 7. tümcenin sonuna gelerek yükleme denilebilir ki, öyle sanılır ki, sanki anlamlı kuşku ya da olabilirlik ayırtısı katar. "Yaz bitti gibi" 8. belirteç (zaman için yanlış olarak) dolaylarında, sularında, yaklaşık. "Akşam altı gibi İstanbul’a varmış oluruz"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )
Gide Gele:
(be.) Gidip gelerek. "Çimen, gide gele yol olmuştu" NOT: Zıt Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
giden:
HALK AĞZINDAN sıfat ➽geçen1. "Giden gün onu görmüştüm"(Konusu: , Kökeni: )