Haydi Öğrenelim!
Meitneriyum:
Sembolü: Mt Atom Numarası (Proton Sayısı): 109 Atom Ağırlığı: 278 g/mol Elektron Sayısı: 109 Element Serisi: Geçiş metalleri Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 8B (9), 7 Yoğunluk: 37.4 g/cm3 (öngörülen) Erime Noktası: Bilinmiyor Kaynama Noktası: Bilinmiyor Oda Koşulunda Maddenin Hali: Olasılıkla katı. Görünümü: Olasılıkla gümüş beyaz veya metalik gri. Keşif: Ağır İyon Araştırma Laboratuarı (1892) Meitneriyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Elementin araştırmalar dışında herhangi bir kullanımı yoktur.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Formatlı:
1‑ Belirli bir biçime veya formata sahip / biçimlendirilmiş; örneğin bilgisayar ortamında veri, belge, disk, mesaj vb. belirli düzen ve yapı içinde hazırlanmış veya buna uygun hâle getirilmiş olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formel:
1‑ Resmî, kurallara ve şekle uygun / biçimsel; dışa vuruluşu, usulü veya yapısı belirli kurallara göre olan (örneğin bir davranış, belge, yöntem vb.). 2‑ Biçimsel ifade / kalıplaşmış söz (özellikle dilbilimde veya mantıkta, yapısal anlamda “formel”). 3‑ (Bazı dillerde) belli kurallar çerçevesinde oluşturulmuş yöntem veya prosedür, özellikle bilim, mantık veya matematikte kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formen:
1‑ Ustabaşı, işçilerin başı; işçilerin düzenli ve verimli çalışmasını sağlayan, onları yöneten kimse (özellikle atölye/fabrika gibi yerlerde). 2‑ (Yan anlam) Foreman olarak İngilizce’den Türkçeye geçmiş, işçilerin üzerinde otorite sahibi kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formika:
1‑ Fenol‑formol reçinesine batırılmış ve yüzeyi yapay reçine ile kaplanmış birkaç kat kâğıttan oluşan malzeme; mobilya, tezgâh ve yüzey kaplamalarında kullanılan dayanıklı kompozit (plastik laminat) türü. 2‑ (Kaynaklarda ayrıca) Formica olarak bilinen ve Latince’de “karınca” anlamına gelen sözcükten türeyen terim, İngilizcedeki marka adı olarak da plastik laminat malzemeyi ifade eder.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formikasit:
1‑ Karınca asidi / formikasit: kimyada en basit karboksilik asit olan metanoik asit; renksiz, keskin kokulu sıvı HCOOH formülüne sahip asit. 2‑ Doğada özellikle karıncalarda ve bazı bitkilerde bulunur; karıncaların savunma salgılarında yer alır. 3‑ Sanayide tekstil boyama ve apreleme, deri tabaklama, yem koruyucu ve antibakteriyal katkı, temizlik ürünleri vb. gibi çeşitli üretim ve işleme alanlarında kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
formikoloji:
(ing.i. formicology) karıncabilim. karıncaları inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Formol:
(formalin) Formaldehit solüsyonu.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Formol:
1‑ Kimyada, formaldehitin (formaldehyde) su içindeki çözeltisi; genellikle %10 – %40 oranında formaldehit içeren, renksiz antiseptik/koruyucu sıvı. 2‑ Tıbbi ve bilimsel alanlarda doku, organ veya biyolojik örnekleri korumak için kullanılan madde (özellikle preparasyon ve mikroskopik inceleme için).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formula 1:
(Formula-1 Ter.) Motor sporlarının en son aşaması, zirvesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Formül:
1‑ Belirli bir işi yapma, bir problemi çözme veya bir sonucu elde etme yöntemi / usul / reçete (örneğin başarıya ulaşma formülü). 2‑ Matematiksel veya bilimsel bir kuralı ifade eden sayılar ve semboller dizisi (örneğin alan, hacim gibi hesaplamalarda kullanılan eşitlik). 3‑ Bir maddenin içeriğini gösteren semboller dizisi (kimyasal bileşiklerin bileşimini ifade eder). 4‑ Hazırlanışı, ölçüleri belirlenmiş tarif / karışım (örneğin bebek maması gibi özel karışımlar için). 5‑ Sözlü veya yazılı olarak belirlenmiş standart, geleneksel ifade (ritüel, kalıp cümle vb. kullanım).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formüle:
1‑ Bir formül / usul / yöntem; belirli bir amaca ulaşmak için oluşturulmuş düzenli açıklama veya tarif. 2‑ Kalıplaşmış ifade veya söz dizimi; belirli bir durum veya kullanım için gelenekleşmiş sözcük grubu. 3‑ Matematiksel, bilimsel veya teknik ifade; sayı ve sembollerle kurulan kural ya da bağıntı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formüler:
1- Formüllerin bir araya toplandığı kitap, dergi veya liste; çeşitli formüllerin düzenli şekilde bir arada bulunduğu yayın ya da belge. 2- Belirli işlerin nasıl yapılacağını gösteren düzenli belge veya formlar bütünü olarak da kullanılabilir (özellikle tıp veya ilaç yazımında reçeteler için).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formülleşmek:
1‑ Kendini belli bir form, yapı veya düzene göre somutlayan hâle gelmek; yani bir şeyin formül hâline dönüşmesi / net ve belirgin bir yapıya kavuşması. 2‑ Mecaz anlamla kısa, özlü ve belirgin ifade tarzına ulaşmak (özü belirginleşmek).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formülleştirilmek:
1- Formül hâline getirilmek, bir şeyin açık, düzenli ve belirli kurallarla ifade edilen formata sokulması durumu; yani bir yapının, planın veya düşüncenin formülleştirilmiş hâle dönüştürülmesi. (Kısaca: belirli bir forma dönüştürülme / formüle edilme süreci)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Formülleştirmek:
1- Formül hâline getirmek, bir şeyi belirli bir form, düzen ya da sistematik ifade içine sokmak; yani bir fikri, planı, düşünceyi formülleştirmek / açık ve belirgin bir biçime dönüştürmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Foroz:
Bir ağ atılışında yakalanan balık miktarı; ağın her kez suya atılışında elde edilen balık toplamı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fors:
1- Bayrak / sancak; özellikle devlet ileri gelenlerinin bulunduğu yerlerde veya yüksek rütbeli komutanların birliklerinde çekilen üç‑dört köşeli bayrak. 2- Etki, saygınlık, itibar; bir kişinin çevresinde söz geçirir, ciddiye alınır olma durumu (“forsu var”). 3- Mecaz anlamda gösteriş, güç ifadesi olarak da kullanılabilir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forsa:
1- Şans, fırsat; kişinin eline geçen uygun zaman veya avantajlı durum. 2- Kuvvet, güç (özellikle yabancı dillerde “force” anlamında; fiziksel etki). 3- (Nadiren) eski metinlerde “gemilerde kürek çeken hükümlü/tutsak kişi” gibi kullanımlar da görülür.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forseps:
1- (Tıp) Cisimleri tutmak, kavramak ya da çekmek için kullanılan maşa‑benzeri alet. 2- Doğumda, fetüsün başını tutup dışarı çekmeye yarayan tıbbi araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forslu:
1- Üzerine fors çekilmiş olan (örneğin gemi veya başka araç). 2- Mecaz anlamıyla sözü geçen, güçlü, etkisi ve saygınlığı olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fort:
(fr.i. frotter, sürtmek, değdirmek'ken) Kalabalık kamu taşıtlarında, başkalarına sürtünme, önünü sürttürme eylemi. Örn:: Yoo yanlış anlamayınız fakir ömrü hayatında fort mort haltları karıştırmış değildir. (Engin Ardıç, Nerede O Eski Fortçular) (İstanbul'daki eski halk otobüslerinin markası olarak bilinen Ford'dan geldiğini ileri sürenler de vardır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fort Atmak:
(d. fr. türk.) 1- Fort eylemini yapmak. 2- Fort yapmanın kabul edildiğini hissederek fırsattan yararlanıp yankesicilik etmek. Fortlamak'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fortçu:
(sf.i. fr. türk.) 1- Taşıt araçlarında kalabalıktan yararlanarak başkalarına sürtünen sarkıntılık eden (kimse) kertici. Örn:: Freud Türkiye'de doğsaydı mutlu tutulur, fortçu olur çıkardı. (Kanat Güner, Eroin Güncesi) Örn:: İstanbul Fortçuları Direniş Örgütü (İFDÖ) Suç bastırmak diye buna derim ben. (Derya Sayın, karikatür) 2- Fort yapma hilesiyle yankesiciliği adet edinmiş. (kimse, hırsız)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fortçuluk:
(fr.i. türk.) Fort yapma eylemi. Fortçunun edimi. Adıyla, sanıyla bildiğimiz fortçuluk işte canım. (Engin Ardıç, Nerede O Eski Fortçular)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Forte:
1- (Müzik) Bir parçanın kuvvetli, gür sesle çalınacağını veya söyleneceğini belirten ifade. 2- (Müzik) Nota yazımında “f” harfiyle gösterilen güçlü ses düzeyi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fortepiyano:
1- 18. ve 19. yüzyılın başlarında kullanılan, modern piyanodan daha hafif yapılı ve daha yumuşak sesli erken dönem piyano türü. 2- (Müzik) Bir notanın ya da pasajın önce güçlü, hemen ardından yumuşak sesle çalınmasını belirten müzik terimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fortissimo:
1- (Müzik) Bir parçanın çok yüksek sesle çalınması ya da söylenmesi gerektiğini belirten ifade. 2- (Müzik) Çok yüksek sesle icra edilen bölüm ya da ses.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forum:
Internet üzerinde, önceden belirlenmiş konularda yapılan müzakere veya tartışmalara verilen isimdir. Bir forum sayfası, çok sayıda konuya ayrılmış çeşitli bölümlerden oluşabilir. İlginizi çeken bölümün başlığına tıklayarak foruma gönderilmiş mesajları okuyabilir ve istediklerinize cevap yazabilirsiniz. Forumlar, genellikle bir başkan tarafından düzenlenirler ve yönetilirler. Forumların büyük kısmına herkes katılabilir. Ancak bir çok forum sayfası, mesajları okumak ya da cevap yazmak için ücretsiz olarak üye olmanızı isteyecektir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Forum:
1- Eski Roma’da halkın toplandığı, kamu işlerinin görüşüldüğü alan. 2- Herkesin katılabildiği açık tartışma toplantısı. 3- Belirli bir konuda görüş alışverişi yapılan tartışma ortamı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forvet:
(Basketbol Ter.) Sağ ve solda oynayan, şut kabiliyeti yüksek, ön plandaki oyuncu. Dış oyuncu. Üç sayı çizgisi yukarı köşelerinde (wing) ve üç sayı çizgisi aşağı köşelerinde, baseline çizgisinin yakınlarında konumlanmış hücum pozisyonu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forvet:
(Futbol Ter.) Hedefi gol atmak olan hücum oyuncusu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Forvet:
1‑ (Spor) Hücumda görevli ileri oyuncu; özellikle futbol takımlarında rakip kaleye en yakın konumda bulunan, gol atma amacıyla oynayan oyuncu pozisyonu. 2‑ Genel anlamda ileri uç / ön hattın ileri bölümü; takımların hücum hattının ön kısmı. 3‑ Bazı diğer takım sporlarında (basketbol, rugby vb.) da ileri/atak oyuncusu rolü anlamında kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Forvet Duvarı:
(Basketbol Ter.) Potaya yakın oynayan üç uzun oyuncunun oluşturduğu set. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fos:
(fr.sf. fausser'den) Yararsız, değersiz, boş. Örn:: Hahay bari yordamına güleyim biraz, Turp sıkayım zarafetine, fos çoğa bu naz. (Enderunlu Fazıl, Zenanname) Örn:: İnsanlar içinde bir orospular iyi, bir de artistler iyi. Gerisine kulak asma. Gerisi Fos. (Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi) Ender olarak Fostik biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fos:
1‑ (Argo / Türkçede yaygın kullanım) çürük, içi boş / temelsiz / kof anlamında kullanılır; özellikle “fos çıktı / fos olmak” söz diziminde bir işin boşuna çıkması, bekleneni vermemesi durumunu ifade eder. (Bu anlam Türkçede Batı kökenli değil; Batı dillerinden gelen değil, günlük dildeki argo ve sözlük kullanımıdır.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fos Çıkmak:
(d.) 1- (Bir kimsenin) Sanıldığı gibi iyi cesur vb. olmadığı ortaya çıkmak, belli olmak. 2- (Bir nesne, bir olay) Umulduğu gibi iyi olmamak, olumlu sonuca varmamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fos Dalga:
(d.) Kancıkça hile yapma, tuzak kurma, oyun etme. Örn:: Ben ona bu fos dalgayı kusturmazsam bana da anlı şanlı Keşanlı Ali demesinler. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fosfat:
1‑ Fosfat, kimyada fosforik asidin tuzu veya esteri; içeriğinde fosfor (P) ve oksijen (O) bulunduran bileşiklerdir. 2‑ PO₄³⁻ anyonu olarak düşünülebilir; fosforik asidin ayrışmasıyla ortaya çıkan yapı (oksijenle çevrili fosfor atomu). 3‑ Bu tür bileşikler gübre, ilaç ve diğer kimyasal ürünlerde yaygın olarak kullanılır. (Kısaca: fosforik asidin tuzu/derivatesi olan kimyasal bileşikler bütünü.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosfatlamak:
1‑ Fosfatla muamele etmek / fosfata dönüştürmek; bir maddeyi fosfat ile kaplamak veya fosfat bileşiği hâline getirmek (örneğin yüzeyine fosfat tabakası oluşturmak ya da fosfatlı gübre vermek). (Kısaca: fosfat uygulamak / fosfatla işlem yapmak.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosfatlı:
1‑ İçinde fosfat bulunan / fosfatla kaplı; bir madde, gübre, kayaç veya başka şeyin fosfat bileşikleri içerdiğini veya bu maddeyle işlenmiş olduğunu belirten sıfat. (Örnek: fosfatlı gübre, yani fosfat tuzları içeren gübre.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosfojen sistem (ATP-PC):
Kısa süreli yüksek şiddetli etkinlikler için kullanılan enerji. Örneğin sprint koşucuları, halter vb. sporlar.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Fosfokreatin (PCr):
ATP yedeklerini koruyarak, kas eylemleri için enerji sağlar. ATP-PC sisteminin bileşenidir.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Fosfor:
Sembolü: P Atom Numarası (Proton Sayısı): 15 Atom Ağırlığı: 30.973761 (2) g/mol Elektron Sayısı: 15 Element Serisi: Ametaller Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 5A, 3 Yoğunluk: 1.82 g/cm3 Erime Noktası: 44.1 ° C (317.25 K, 111.38 ° F) Kaynama Noktası: 280.0 ° C (553.15 K, 536.0 ° F) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: puslu beyaz/ kırmızı/ siyah/ renksiz Keşif: Hennig Markası (1669) Fosfor Kullanım Alanları ve Özellikleri: Fosfor, fosfat bileşikleri yoluyla organik yaşam için ana besinlerden biridir. Biyolojik fosfor döngüsünü desteklemek için gübrelerde kullanılır. Bunlara ek olarak, patlayıcı ve piroteknikte de kullanılmaktadır.(Konusu: Elementler, Kökeni: )
Fosfor:
1‑ Kimyada bir element: fosfor, periyodik cetvelde P simgesiyle gösterilen, 15 atom numaralı, reaktif bir ametal (element); doğada genellikle fosfat bileşikleri hâlinde bulunur ve canlılık için temel öneme sahiptir. 2‑ Işıltıyla ilişkilendirilen madde anlamı; beyaz fosfor gibi belirli formları karanlıkta hafifçe ışıldayabilir (fosforesans). 3‑ Endüstriyel ve biyolojik önemi; tarımda gübre üretimi, diş ve kemik yapısında bulunma, canlı metabolizmasında görev alma gibi çok çeşitli kullanımları vardır. (Kısaca: kimyasal element ve yaşam için gerekli mineral)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosforışı:
1‑ Işığın etkisiyle veya kendi başına yavaşça ışık yayma durumu / fosforesans; bazı cisimlerin karanlıkta, ısı artışı olmadan ışık vermesi olayı. 2‑ (Fizik) Fosforesan ışımaya verilen ad; özellikle maddelerin ışıkla uyarıldıktan sonra bir süre parlaklık / parıltı yayması hâli. (Kısaca: fosforesans / ışığın yavaşça ve zayıf ışık olarak yayılması olayı)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosforışıl:
1‑ Fosforışı özelliği olan / fosforesan; ışıkla uyarıldıktan sonra karanlıkta bir süre ışıma / parıltı yayabilen (fosfor gibi ışıldayan) cisimlere ilişkin sıfat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosforik Asit:
1‑ Fosforik asit, kimyada fosfor içeren mineral asit; kimyasal formülü H₃PO₄ olan, renksiz ve kokusuz bir tribazik oksiasit. Genellikle 85 %’lik su çözeltisi hâlinde bulunur ve çeşitli endüstriyel, tarımsal, gıda ve kimya uygulamalarında kullanılır. 2‑ Fosfat gübreleri, deterjanlar, pas giderici maddeler ve ilaç üretimi gibi alanlarda hammadde veya bileşen olarak değerlendirilir. 3‑ Yumuşak içeceklerde asitlik düzenleyici ve tat verici katkı maddesi olarak da kullanılır. (Kısaca: fosfor elementinin oksiasidi / endüstriyel ve gıda alanlarında kullanılan önemli bir kimyasal asit)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosforlu:
1‑ Bileşiminde fosfor (phosphorus) bulunan; yani fosfor elementi içeren şeyler için kullanılan sıfat. 2‑ Işıklı, parlak; özellikle karanlıkta ışık yayan, parlayan nesneler için (örneğin “fosforlu boya”). 3‑ Alımlı, gösterişli (mecaz anlamda).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosgen:
1‑ COCl₂ formüllü son derece zehirli, renksiz gaz / kimyasal madde; güçlü solunum tahriş edici etkisi olan ve suyla reaksiyona girince asit oluşturan bir bileşik. 2‑ Endüstride plastikler, böcek ilaçları, boya ve reçine gibi kimyasalların üretiminde kullanılan ara madde (kimyasal sentezde reaktif). 3‑ Tarihte kimyasal silah olarak kullanılmış (özellikle I. Dünya Savaşı’nda boğucu gaz olarak).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosil:
1‑ Bir zamanlar yaşamış bitki veya hayvanın kalıntısı, izi veya izlenimi; milyonlarca yıl önce yaşamış organizmaların kaya içinde korunmuş hâli (örneğin kemik, kabuk, ayak izi). 2‑ Mecaz anlamda eski, modası geçmiş kişi veya fikir; çağın gerisinde kalmış, değişime kapalı kimse veya şey. (Kelime Latince fossilis “kazılarak çıkarılan” kökünden gelir.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosilleşmek:
1‑ Fosil hâline gelmek / taşlaşmak; bir canlının zamanla doku ve kalıntılarının mineralleşip taş gibi sağlamlaşması durumu. 2‑ Mecaz anlamda eskimek / köhneleşmek; bir düşünce, yöntem veya tutumun yenilikten uzaklaşarak sabit, değişmez hâle gelmesi. 3‑ (Mecaz) düşünme gücünü veya esnekliğini yitirmek, çağın gerisinde kalmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosilleştirmek:
1‑ Fosile dönüştürmek / fosilleşmesini sağlamak; bir bitki, hayvan ya da organik maddenin zamanla taşlaşarak fosil hâline gelmesini sağlamak (jeolojik süreç). 2‑ Mecaz anlamda bir şeyi eski, değişmez ve köhne hâle getirmek; örneğin bir düşünce, yöntem veya uygulamanın katılaşmasına, esneklik ve yenilikten uzaklaşmasına yol açmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosilli:
1‑ İçinde fosil (taşlaşmış bitki veya hayvan kalıntısı) bulunan; jeolojik yapıda ya da kayada fosil bulunduran (sıfat).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Foslamak:
(f.) 1- (Kişi için) Mahçup olmak. Kendisinden beklendiği gibi davranamamak. Örn:: Grİdoux'un şaşırtıcı kroşesi Turandot'un zorlu tekmesi altında fosluyorlardı. (Raymond Oueneau - Tahsin Yücel, Zazie Metroda) 2- (Bir iş, bir olay) Boş çıkmak, istenilen sonuca ulaşamamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Foslamak:
1‑ Fos çıkmak / başarısız olmak; bir girişimin, planın ya da işin başarısızlıkla sonuçlanması ya da beklenen etkiyi vermemesi (argo kullanım). 2‑ (Argo) sonuçsuz kalmak, hayal kırıklığı yaratmak; yapılan işin boşuna olması hâli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Foslatmak:
(f.) 1- (Birisini) Sanıldığı nitelikte olmadığını ortaya koyarak mahçup etmek, bozmak. 2- (Bir işi) istenen sonuca vardıramamak, bozmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Foslatmak:
1‑ Yanlışını veya hilesini ortaya çıkararak birini bozmak / utandırmak; bir kişinin hatasını, hilesini ifşa ederek moralini, prestijini sarsmak. (Argo kullanımı vardır.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fosseptik:
1‑ Lağım çukuru / septik çukur; kanalizasyon hattı olmayan yerlerde atık suyun toplandığı, yer altında yapılan çukur ya da tank (Fransızca fosse septique teriminden).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fostik:
(bkz:: Fos)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fostur:
İzlandaca/Latin kökenli bir sözcük olarak “embriyo / gelişen bebek” ve “fostering / bakım altına alma” anlamlarına gelir; yani bir canlının belirli bir gelişim aşaması veya bakım süreci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Foşgeya:
(Kar.) Karagöz oyunu tiplerinden biri olan Ayvaz, Doğu illerinden geldiği için Vanlı Ermeni şivesi ile konuşur ve her tümceye bir "foşgeya" ekler.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Fota:
1‑ İçinde şarap yapılan bir tür fıçı; özellikle İtalyanca fusto kökenli olarak şarap üretimiyle ilgili varil/varil benzeri kap. (Not: İngilizce’de “Fota” olarak kısaltma veya farklı anlamlarda kullanımlar da görülebilir ama Batı Dilinden gelen Türkçe kullanımı bu anlamdadır.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Foto:
(fr.sf. esk. photographe'dan) Kötü, olumsuz.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Foto:
1‑ Fotoğrafın kısaltılmış adı olarak “resim / görüntü / foto”; belirli bir anın ışıkla yakalanmış görseli. 2‑ (Eski kullanımda) ışık anlamına gelen kök olarak da görülebilir (özellikle başta “foto‑” şeklinde bileşiklerde). (Kısaca: fotoğrafın gündelik kısaltması olarak kullanılan “resim / görsel” anlamı vardır.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoagliafobi:
(ing.i. photoaugliaphobia) parlak ışıklardan, ve ışık parlamasından korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Fotoakım:
1‑ Işığın yol açtığı elektriksel akım; fotoelektrik olay, fotovoltaik etki veya ışığa duyarlı yüzeylerde ışığın etkisiyle ortaya çıkan elektrik akımı. 2‑ (Fizik) Işığın bir yüzeye çarpmasıyla oluşan elektron akışı / elektrik akımı; özellikle fotodiyot, fotoelektrik hücre gibi cihazlarda ışık etkisiyle akan akım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotobiyoloji:
1‑ Işığın canlı organizmalar üzerindeki etkilerini inceleyen bilim dalı; ışığın (özellikle görünür ve ultraviyole gibi ışın türlerinin) canlı hücreler, dokular ve organizmalar üzerindeki biyolojik etkilerini araştırır. 2‑ Işığın canlılarda fotosentez, ritim düzeni, gözlem ve diğer ışığa bağlı süreçler gibi çeşitli etkileşimlerini anlamaya yönelik bilimsel çalışma alanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoelektrik:
1‑ Işığın madde ile etkileşimi sonucu ortaya çıkan elektriksel olaya ilişkin (ışık ve elektromanyetik radyasyonun elektrik etkileri). 2‑ (Fizik) Işığın belirli bir yüzeye çarpmasıyla elektriksel hareket veya akım üretme durumu (örneğin ışığın metal yüzeyden elektron çıkarması gibi fotoelektrik etkiler). 3‑ Işık enerjisinin elektriksel etkiye dönüşümü ile ilgili kavram veya süreç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotofili:
(fr.i.) Telefonda özellikle cinsel konularda uzun uzun konuşma. (bkz:: Filifoto)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fotofinish:
(Atletizm Ter.) İki veya daha fazla atletin bitiriş çizgisini gözle açık şekilde ayırt edilmeyecek şekilde geçmesi sonucu birinciyi belirmek için başvurulan elektronik yöntem. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fotofiniş:
(gnl.ter.) Yarışmalarda derecelerin gözle ayırt edilememesi durumunda başvurulan elektronik fotoğraf görüntüsü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Fotofiniş:
(belirtme hâli fotofinişi, çoğulu fotofinişler) Bir yarışta, yarışanların varış anını tespit eden araç. (Köken: Fransızca photo-finish)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotofobi:
(ing: photophobia) ışıktan korkma. (kuduz vak'alarında rastlanan bir durumdur.)(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Fotofobi:
Fotofobi, gözlerin parlak ışıktan etkilendiği, gözlerde acıya neden olabilen bir göz rahatsızlığıdır. Işık hassasiyeti, birçok çeşitli tıbbi durumlarla ilişkilendirilebilir. Aynı zamanda tıbbi muayene esnasında gözlerde oluşan geçici olayların sonucunda da görülebilir. Fotofobi genellikle bir sorunun belirtisi olarak ortaya çıkar. Gözlerde meydana gelen kuruluk, migren baş ağrıları, gözde oluşan şişlik gibi durumlarda ışık hassasiyeti ile bağlantılıdır. Bunun yanında güneş ışığına ya da iç mekandaki ışığa maruz kalındığında da ağrı meydana gelir. Fotofobinin nedeni migren başta olmak üzere, menenjit, baş ağrısı, enfeksiyon, virüs, korneal aşınma ya da konjonktivittir. Migren kişide dayanması zor ve ileri baş ağrısına neden olur. Bu da ışığa karşı aşırı hassasiyet durumunu yaratır. Altta yatan problem çözüldüğünde fotofobi de düzelir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotografhane:
1‑ Fotoğrafçının çalıştığı yer / fotoğraf çekilen mekân, yani fotoğraf stüdyosu / fotoğraf çekimi yapılan yer. 2‑ Aynı zamanda fotoğrafçı anlamında da kullanılır (mekânın kendisi ile mesleği arasında bağ).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoğraf:
Fotoğraf (Eski Yunanca Yunanca: φῶς (fos), Yunanca: φωτός (fotos)), “ışık (gök cisimlerinin)“, “aydınlık“ ve Yunanca: γράφειν (grafein), “çizmek“, “kazımak“, “resim yapmak“, "yazmak" kelimeleri birleştirilerek türetilmiş bir isimdir. Kelime anlamı, ışık yardımı ile iz bırakmaktır. Osmanlı döneminde fotoğraftan bahsedilirken ilk olarak "ateş yazması" şeklinde bir tanımla adlandırıldığı belirtilmektedir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoğraf Olmak:
(fr. türk.) 1- (Birisinin) İlk sabıkası resmi kayıtlara geçmek. 2- İşlediği suç nedeniyle gazetede fotoğrafı yayınlanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fotoğrafçı:
Bir fotoğrafçı, bir kamera ile fotoğraf çekimi konusunda yetenekli birisidir. Bir amatör fotoğrafçı kendi kullanımı için fotoğraf çekerken, bir profesyonel fotoğrafçı bir iş olarak fotoğraf çeker. Birçok insan evliliklerini, patilerini ya da diğer özel organizasyonları için fotoğrafçı kiralar. Fotoğrafçılar pek çok alanda çalışır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoğrafçılık:
Fotoğrafçılık, Kullanılacak düzene göre farklı sistemleri içermekle beraber, görüntü sensörü (fotoğraf makinesi, video kamera vs), film, karanlık oda, lens ve ışık kullanarak, gözle görebildiğimiz cisim ve şekilleri, film ya da dijital ortam üzerine kaydederek görüntü oluşturma işidir. İşlevsel uygulamaları nedeniyle bir zanaat olduğu gibi, estetik yönüyle bir sanat olarak kabul edilir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoğrafhane:
(b.i) Fotoğraf çekilen, basılan ya da fotoğraf makineleri satılan yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Fotoğrafını Çıkarmak:
(d. fr. photographe, türk.) 1- (Birisine) Nah işareti yapmak, fika göstermek. 2- (Otomobili) Duvara çarpmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Fotojen:
1‑ Işık yaratan / ışıkla ilgili tepkime oluşturan (özellikle ışığın etkisiyle bir şeyin ışık üretmesi veya ışıkla ilişkilendirilen özellik göstermesi). (Kelime köken olarak Fransızca photogène kelimesinden gelir.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotojenik:
1‑ Fotoğraflarda iyi çıkan / fotoğraflara uygun / kameraya iyi yansıyan; bir kişi, manzara veya nesnenin fotoğraflarda estetik, hoş ve çekici görünmesini sağlayan özellik taşıması. 2‑ (Eskiden) ışığın etkisiyle kimyasal değişikliklerle ilgili; ışığın bazı cisimler üzerinde belli etkiler yaratma özelliği taşıyan (özellikle fizik/optik bağlamda) olarak kullanılabilen sıfat. 3‑ Fotoğraf veya film çekimlerinde estetik etki yaratan; sinema, medya ve görsel anlatımda güzel etki bırakan yüz, duruş veya görünüm gibi unsurları tanımlamada kullanılan terim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotokimya:
1‑ Işığın kimyasal değişimlere neden olduğu tepkimeleri inceleyen bilim dalı; ışığın (örneğin ultraviyole veya görünür ışık) etkisiyle gerçekleşen kimyasal reaksiyonları ele alan kimya bölümü. 2‑ Işığın etkisiyle moleküllerin elektron seviyelerinin değişmesi ve buna bağlı olarak kimyasal ürünlerin oluşması gibi süreçlerle ilgilenen fizikokimyasal alan. 3‑ Doğada ve teknolojide, örneğin fotosentez, görme, ışığa bağlı reaksiyonlar ve madde bozunması gibi olayların temelini oluşturan kimyasal ışık reaksiyonlarını kapsar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotokimyasal:
1‑ Işığın kimyasal etki veya tepkimelerle ilişkili olan; ışığın kimyasal değişimler veya reaksiyonlar üzerinde doğrudan rol oynadığı duruma işaret eden sıfat. Örneğin ışıkla tetiklenen kimyasal reaksiyonlar “fotokimyasal” olarak tanımlanır. 2‑ Işıkla üretimi veya etkisi olan kimyasal süreçlere ait; ışığın enerji vermesiyle meydana gelen kimyasal değişimlerle ilgili olan (örneğin fotokimyasal duman/etki gibi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotokinezi:
1‑ Işığa yanıt olarak hareket / etkinlik; yani bir organizmanın ışığın şiddetindeki değişime bağlı olarak hareket hızının ya da etkinliğinin değişmesi olayı. Işık artınca veya azalınca bu organizmanın hareketinin etkilenmesi buna örnektir. 2‑ (Biyoloji) bazı hayvanların aydınlık‑karanlık farkına göre tepki verip belirli davranışlar göstermesi dürtüsü. (Kısaca: ışığın etkisiyle organizmanın hareketinde değişiklik/tepki oluşması süreci.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotokopi:
1‑ (Basılı veya görsel materyalin) ışıkla çoğaltılmış kopyası / tıpkıbasımı; yazı, resim veya belge gibi bir şeyin fotokopi makinesi ile aynen yeniden çıkarılması sonucu elde edilen nüsha. 2‑ Işıkla çoğaltma işlemi; belge veya görselin özel makineyle kopyalanması eylemi olarak da kullanılır. (Kısaca: orijinal belgenin ışık kullanılarak çoğaltılmış kopyası / tıpkıçekimi.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotolitografi:
1‑ Işığa duyarlı tabakalar üzerinde fotoğraf veya kopya yoluyla baskı yapma tekniği; taş, metal veya başka yüzeylerde belirli bir görüntüyü elde etmek için fotoğrafik süreçle baskı plakası hazırlama yöntemi. 2‑ (Elektronik / mikro üretim) Entegre devre ve mikroaygıtların üretiminde kullanılan işlem; ışık kullanarak bir deseni ışığa duyarlı yüzeye aktarma ve bu desen üzerinden baskı ya da aşındırma yapma süreci. 3‑ Fotoğrafik yöntemlerle baskı veya desen oluşturma / çoğaltma süreci; foto‑ + litografi (görüntü + taş baskı) birleşimi ile yapılan görsel aktarım ve baskı tekniği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotomekanik:
1‑ Fotoğrafla baskı üretme süreçlerine ilişkin / fotoğraf ve mekanik işlemlere dayanan; özellikle fotoğraftan baskı klişesi elde etmek için uygulanan çeşitli yöntemler ile ilgili olan (yani fotoğraf ile baskı makinelerinin birlikte işlediği teknik süreçlere ait) sıfat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotometre:
1‑ Işığı ölçen alet / ışıkölçer; ışığın şiddetini, parlaklığını veya aydınlanma düzeyini saptamak için kullanılan cihaz. 2‑ Fotometri biliminde kullanılan ölçüm aygıtı; optik, fotoğrafçılık, astronomi ve bilimsel alanlarda ışık değerlerini nicelik olarak belirlemeye yarar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotometri:
1‑ Işığın ölçülmesi / ışık yoğunluğunun saptanması bilimi; ışığın şiddetini, parlaklığını veya görünür ışık ile ilgili nicelikleri belirlemeye yarayan ölçümler bütününe verilen ad. 2‑ (Fizik / optik) Işığın insan gözüna göre algılanan etkisini hesaba katarak yapılan ölçümler ve bu ölçümlerin bilimsel alanı. 3‑ Astronomide yıldızlar ve gök cisimlerinin ışık şiddetini saptamaya yönelik teknik / süreç. (Kısaca: ışığın parlaklık ve yoğunluk gibi niceliklerinin bilimsel ölçümü / ışık ölçme bilimi)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotomodel:
1‑ Fotoğraf veya reklam fotoğrafları için modellik yapan kimse; kamera karşısında poz vererek giyim, ürün veya görselin estetik biçimde sunulmasını sağlayan kişi. 2‑ Görsel üretim sürecinde (örneğin çekimlerde) fotoğrafçının yönlendirmesine göre poz veren model; genellikle moda ve reklam sektöründe çalışır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotomodellik:
1‑ Fotomodelliğin iş kolu / mesleği; fotoğraf veya reklam çekimlerinde fotomodel olarak modellik yapma işi (yani poz verme, fotoğraflarda ürün veya görünüşü sergileme mesleği).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotomontaj:
1‑ Birden çok fotoğrafın bir araya getirilip birleştirilmesiyle oluşturulan görüntü / kompozit; farklı fotoğrafların kesilip üst üste, yan yana veya bir arada yerleştirilerek tek bir resim hâline getirilmesi tekniği. 2‑ Görsel anlatımı güçlendirmek veya yeni bir sahne/etki yaratmak amacıyla yapılan fotoğraf kurgusu; eksik bölümleri tamamlamak, farklı anları tek karede göstermek veya gerçeküstü/etkileyici görüntüler oluşturmak için kullanılır. 3‑ Sanat, basın, reklam veya mizah gibi alanlarda kullanılan yaratıcı görsel düzenleme yöntemi olarak estetik/iletişimsel amaçla fotoğrafların birleşimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotomorfoz:
1‑ Canlı varlıkların gelişimi üzerinde ışığın etkisi; özellikle biyolojide organizmaların veya dokuların bireyleşme / morfolojik gelişim sürecini ışık tarafından düzenlenen şekilde değiştirmesi olayı. (Kelime Fransızca photomorphose’ten Türkçeye geçmiştir.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoroman:
1‑ Bir metinle birlikte fotoğraflardan oluşan hikâye / roman; fotoğrafların anlatımı güçlendirdiği, sırayla dizilmiş resimlerle kurgu yapılan görsel‑öykü yayın formatı. 2‑ Fotoğraf kareleriyle oluşturulan seri hikâye / foto roman; genellikle dergi veya kitap şeklinde yayımlanan, çizgi romanın fotoğraflı versiyonu. 3‑ Popüler kültürde fotoğraflarla kurgulanmış aşk veya dramatik öykü / foto‑hikâye türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotosentez:
1‑ Bitkiler, algler ve bazı bakterilerin ışık enerjisini kullanarak kendi besinini (şeker/karbonhidrat) üretme süreci; bu sırada karbondioksit ve su kullanılır, oksijen açığa çıkar. 2‑ Işığın yardımıyla kimyasal bileşiklerin sentezlenmesi; yani ışık enerjisiyle daha basit maddelerden organik moleküller oluşturulması olayı. 3‑ Canlıların yaşamı için temel enerji dönüşüm mekanizması; Güneş enerjisinin yeryüzündeki yaşam ağının temelini oluşturduğu süreç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotosfer:
1‑ Güneşin (ve yıldızların) görünür yüzeyi anlamına gelen katman; yani yıldızın ışığı yaydığı, dışarıdan bakıldığında parlak yüzey gibi görünen gaz tabakası. 2‑ Astronomide en altta yer alan, ışığın çoğunu yaydığı yüzeysel tabaka; Güneş gibi yıldızlarda atmosferin en alt kısmı olarak kabul edilir ve buradan ışık Dünya’ya ulaşır. 3‑ (Bileşik kök olarak) “ışık küre/sfera” anlamını taşır (photo‑ “ışık” + sphere “küre/yüzey”).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoskop:
1‑ Işığın veya mercek yansımalarının gözlemlenmesine yarayan alet / optik cihaz; merceklerin uyumundaki değişiklikleri ve yüzeylerindeki yansımaları incelemek için kullanılan optik gözlem aracı. 2‑ (Fizik) ışık olaylarını gözlemlemek için kullanılan araç; özellikle ışığın etkilerini, yoğunluk değişimlerini veya görüntüleri inceleyen cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Fotoşimi:
Fotokimya; ışığın etkisiyle gerçekleşen kimyasal tepkimeleri inceleyen bilim dalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )