MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

ağır:

sıfat 1. tartıda çok çeken. "Altın, ağır madenlerdendir" 2. taşınması güç olan. "Çuval ağırdı, kaldıramadım" 3. boyutları, çapı büyük olan. "Bu yola ağır taşıtlar giremez" 4. çok değerli, gösterişli, pahalı. "Kız evine ağır armağanlar sunuldu" 5. MEC. devinimleri, davranışları yavaş olan. "Ağır biri o, bize yaramaz" 6. hızlı ve çabuk olmayan, yavaş. "Çocuklar ağır adımlarla önümüzden geçtiler" 7. yerine getirilmesi, yapılması zor, çetin, güç. "Bu ağır konuyu işleyebilecek misiniz?" 8. korku verici, oldukça tehlikeli. "Patlamadan sonra ağır yaralılar hastaneye götürüldü" 9. insana sıkıntı veren, rahatsız edici, bunaltıcı. "Oranın havası ağır olur" 10. çok şiddetli, sarsıcı, yıkıcı. "İşinde ağır bir darbe yedi" 11. güce giden, gurura dokunan, kırıcı. "Ona ağır bir şey söylemedik" 12. mideye yük olan, sindirilmesi güç, mideye dokunan (yiyecek). "Yediği ağır şeyleri kaldıramadı" 13. hoşa gitmeyen, boğucu, keskin (koku). "Odaya ağır bir koku yayıldı" 14. hoşgörüyle karşılamaya olanak olmayan, çok büyük, önemli. "İşlediği ağır hatalar onu gözden düşürdü" 15. yoğun, kalın (duman, sis vb.). "Bolu’da ağır bir sis bizi karşıladı" 16. uyanılması güç, derin, yoğun, kalın (uyku). "Deprem insanları ağır uykularında yakalamıştı" 17. davranışları ölçülü, olgun (kimse). "Gençti ama ağır biriydi" 18. hoş olmayan, çirkin, kaba, bayağı (sövgü, şaka). "Ağır küfürlerle bağırışıyorlardı" 19. hiç acele etmeden, yavaş bir biçimde. "Çocuklar ağır ağır yürüyorlardı" 20. yavaş yavaş. "Artık ağır ağır yola düşmeli" 21. belirteç düzgün olmayarak ve pek yavaş olarak. "Eh işte, ağır aksak yaşayıp gidiyoruz" 22. ad MÜZİK TERİMİ alaturka müzikte bir usul. 23. ağırlıkça fazla gelmek, daha ağır olmak. "Kefenin o yanı ağır bastı" 24. ötekilerden daha etkili bir güç kullanarak istediğini yaptırmak. "Adam ağır bastı, iş onda kaldı" 25. (bir şeyin) etkisi üstün gelmek. "Yazarlığı ağır bastı, ressamlığı bıraktı" 26. (bir şey) gücüne gitmek, onuruna dokunmak. "Söylenenler ağır gelirse susmazdı" 27. (bir iş, bir şey) gücünün çok üstünde olmak, güç gelmek, zor gözükmek. "Adama iş ağır geldi, bıraktı" 28. ARGO (genellikle buyruk biçimi kullanılır) soğukkanlı davranmak. "Ağır gel babalık, karşında hıyar yok" 29. nem oranı yüksek, kirli ve insanı bunaltan hava. 30. MÜZİK TERİMİ ağır tempolu ezgisi olan oyun havası. 31. kalın kafalı kimse konuyu hemen kavrayamaz. 32. tembel kişinin elinden iş geç çıkar. 33. ölçülü kimse hemen öfkelenmez. 34. içinden çıkılması ya da altından kalkılması, yapılması, başarılması güç iş, güç sorun. "Bu ağır lokmayı yutabilecek bir babayiğit aranıyor" 35. her bakımdan çetin (kişi). "Adam ağır lokma, ne yapacaklar bakalım" 36. soğukkanlılığını yitirme, sabırlı davran, ağırbaşlılığı elden bırakma. "Sen ağır ol, o ne derse desin" 37. hiç acele etme, yavaşla, yavaş ol. "Ağır ol usta, gelen var"

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Karpit:  

Su ile tepkimeye girerek asetilen gazı çıkaran kalsiyum karbür maddesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

karpoloji:  

(ing.i. carpology) tohum ve meyvelerin yapısı ile ilgili çalışmalar yapan bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Karpuz:  

(fars.i. harbuz'dan) (İnsanda) Kalçalar, kaba etler, kıç. Örn:: beş altı manav sergilerini bırakıp etrafımızı kuşatıyorlar. İyi şeftalim var abla -diyorlar, memelerine bakıyorlar. Sulu karpuzumuz var abla -diyorlar kalçalarına bakıyorlar. (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Karpuz:  

(harbuz) Kabakgiller familyasından; sürüngen gövdeli, parçalı sert yapraklı, sarı çiçekli, iri meyveli, bir yıllık bir bitkidir. Faydası:: Kanı temizler. Vücuda serinlik verir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder. Kemiklerin gelişmesine yardımcı olur.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Karpuz Sergisi:  

(d. fars. türk.) Edilgin eşcinsel erkeklerin birarada bulunduğu yer. Oğlan genelevi. Örn:: Letafet apatmanının yanındaki mezbeleliği çok kişi nedir bilmez. Arada karpuz sergisi kurarlar. Karpuz sergisini ne bileceksin. Halis oğlan kerhanesidir. (Kemal Tahir, Hür Şehrin İnsanları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kars:  

Kars Tarihi; Topraklarının tarihi, yapılan birçok arkeolojik kazı çalışmalarında yaklaşık iki milyon yıl öncesinde yaşanan Yontma Taş Devri'ne uzandığı görünmektedir. 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı Devleti´ne katıldı. 1917'de Bolşevik İhtilali'nin ardından önce Ermenilerin eline geçen ve 7 Nisan 1918'de kurtarılan Kars, Brest-Litovsk Antlaşması ile Osmanlılara bırakıldı. 1921 yılında yapılan Moskova ve Kars Antlaşması ile yeni sınırlarına kavuşan Kars, Cumhuriyet'in ilanından sonra il yapıldı.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )

Kars:  

Kars İlçeleri: 1-Merkez 2-Akkaya (04.07.1987) 3-Arpaçay 4-Digor (01.03.1953) 5-Kağızman 6-Sarıkamış 7-Selim (01.09.1957) 8-Susuz (01.04.1959)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )

Kars:  

Kars; Kuzeyden Ardahan, Doğudan Ermenistan, Güneyden Iğdır ve Ağrı, Batıdan Erzurum ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )

Kars:  

Tel. Kodu: 474(Konusu: İl Tel Kodu, Kökeni: )

Kars:  

Plaka Kodu: 36(Konusu: İl Plaka Kodu, Kökeni: )

Kars:  

Nesiyle Meşhur: Kars Kaz'ı, Çeçil Peyniri, Tereyağı, Kaşar'ı, Kara Kovan Balı, Kağızman Uzun Elma, Kağızman Uzun Kayısı, Kaz Tüyü Yastığı meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )

Kars:  

Kars'da Gezilecek Yerler: Asboğa Gölü, Cıbıltepe Kayak Merkezi, İnkaya Micingirt Kalesi, Kars Büyük Katedral, Kars Beylerbeyi Sarayı, Kars Selçuklu Sarayı, Genç Kızlar Kilisesi, Tigran Honents Kilisesi, Havariler Kilisesi, Allahuekber Dağları, Ani Harabeleri, Kars Kalesi, Evliya Camii, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, Kars Müzesi, Kars Sarıkamış Kayak Merkezi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )

Kars:  

Genel Bakış: Coğrafi bölge olarak Doğu Anadolu Bölgesi'nin, Erzurum - Kars Bölümü'nde yer alır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )

Karst:  

Kireçtaşı gibi eriyebilen kayaçların çözünmesiyle oluşan yer şekilleri (mağara, obruk vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

karşı:  

karşı ad 1. bir kimsenin, bir yerin, bir şeyin esas tutulan yüzünün ilerisi. "Karşıya bak, ne görüyorsun?" 2. yol, deniz, ırmak vb.nin öbür yanı ya da kıyısı. "Karşıya vapurla geçelim" 3. ön, huzur, kat, makam. "Sizi savcının karşısına çıkarırlar sonra" 4. sıfat bulunulan yerin ilerisinde olan. "Karşı evde kim oturuyor?" 5. sıfat karşı cephede bulunan, karşıt. "Karşı takıma iki gol attılar" 6. belirteç yüzünü bir şeye doğru çevirerek. "Denize karşı oturup rakı içtiler" 7. belirteç karşılık olarak. "Yaptığına karşı bir şeyler verelim" 8. belirteç (sabah sözcüğüyle kullanıldığında) –a doğru, sıralarında, sularında. "Sabaha karşı yola çıktık" 9. belirteç aykırı olarak, karşıya alarak. "Rüzgâra karşı yürümek güçtür" 10. ilgeç (edat) hakkında, için. "Ona karşı sevgi duyuyordu"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )

karşı hücum:  

hücumu defanstaki tarafın hücumla yanıtlaması.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Karşı Koyma:  

(Eskrim Ter.) Rakibin hamlesini sezip o yönü kapatma hareketi olarak bilinen zaman vuruşu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

karşı saldırı:  

saldırıyı savunmadaki tarafın saldırıyla yanıtlaması.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Karşı Vuruş:  

Bir oyuncunun, çubuktan tahtaya henüz geri giren bir pul ile rakibinin açığını kırdığı hamle.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

karşıdan gelene yol ver:  

(TT-3) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, iki yönlü trafik akışının zor ya da imkansız olduğu dar yol kesimlerinde öncelik hakkının karşıdan gelen araçlara ait olduğunu belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

karşıdan karşıya:  

belirteç 1. bir karşıdan öbür karşıya. 2. hiç karışmıyormuş gibi davranarak.(Konusu: , Kökeni: )

Karşıgerilla:  

Genellikle gizli yürütülen, devlet destekli veya paramiliter nitelikteki anti-gerilla faaliyetleri ve örgütlenmeleri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Karşılama Hatası:  

(Voleybol Ter.) Bir takımın karşılanması olanaklı bir topa müdahale edememesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Karşılaşma:  

(i.) Yolda karşıdan gelen kişiye çarparak, değerek yankesicilik yapma. Bilhassa karşılamada çarpışmayı büyük fırsat addederler. (Cemalettin Fazıl, Zabıta Kılavuzu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Karşılaşma:  

(Judo Ter.) Shiai. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Karşılaşma Alanı:  

(Judo Ter.) Judo karşılaşmalarının yapıldığı yer. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

karşılıklı:  

sıfat 1. birbirine karşı bulunan, karşı karşıya olan. "Onlarla evlerimiz karşılıklıdır" 2. iki kişi ya da iki topluluk arasında geçen bir eyleme eşdeğer bir karşılık olarak beliren, birbirlerine karşılık olarak yaptıkları (eylem). "Dostluk da düşmanlık da karşılıklıdır" 3. belirteç birbiriyle ilgili olarak. "İnsanlar birbirini karşılıklı etkilemektedirler" 4. belirteç karşı karşıya gelerek, yüz yüze görüşerek. "Bu konuyu ancak karşılıklı çözüme kavuşturabiliriz" 5. belirteç karşı karşıya gelecek bir biçimde. "Düğmeleri karşılıklı dikmek gerekmişti" 6. FELSEFE TERİMİ koşullu önermelerde koşulun sonuç, sonucun koşul olmasıyla kurulan, (önerme); örneğin bir üçgen eşkenarsa üç açısı birbirine eşittir, bir üçgenin üç açısı birbirine eşitse o üçgen eşkenardır gibi.(Konusu: , Kökeni: )

karşıt:  

sıfat ana nitelikleri yönünden ak ile kara (II) arasındaki kadar uzaklık ve aykırılık bulunan, birbirlerine her yönden tümüyle aykırı olan. "Önemli olan karşıt düşüncelerden yararlanabilmektir"(Konusu: , Kökeni: )

Karşıt Değerlilik:  

(ambivalence) Kişinin bir durum için aynı zamanda iki zıt duygulanımı birlikte hissetmesi hâli. Ambivalans(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Karşıt Devinim:  

(Cimnastik Ter.) Cimnastikte, herhangi bir alıştırmanın uyumlu akışına karşıt olan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Karşıt Kişi:  

(bkz:: Antagonist)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Karşıtlık:  

(Yun. antagonismos - Alm. Kontrast - Fr. contraste - İng. contrast) 1- Ortaya sürülen bir tutuma karşı olma durumu. 2- Bir anlamı daha iyi belirtebilmesi için kullanılan karşıt kavram.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Karşıtlık Kurmak:  

(Alm. kontrastieren - Fr. creer un contraste - İng. create a contrast) 1- Karşıt düşünceleri savunan kişileri karşı karşıya getirip bir çatışma sağlamak. 2- Kahramanı daha iyi belirtebilmek için tam karşıtından yararlanmak. Örn. Schiller'in "Haydutlar"ında Kari ile Franz Moor.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Karşıyaka:  

Kulüp Lakabı: Kaf Sin Kaf, Kaf Kaf Taraftar Grubu: Karşıyaka Çarşı (Konusu: Lakap Türk Tk., Kökeni: )

Kart:  

Üzerinde bilgi bulunan ince, sert karton veya plastik parça (kimlik kartı, kredi kartı vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartal:  

(t.i. erk.) 1- Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı büyük yırtıcı kuş. 2- Yeniden diriliş ve güçlülük sembolü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kartal Duruşu:  

(Cimnastik Ter.) Bacaklar kalça genişliğinden biraz açık, vücut üst bölümü yere paralel olacak şekilde belden bükülü, kollar yanda açık olarak alınan durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kartaloz:  

(sf.i.) Yaşlı, geçkin kart. (kimse) Örn:: O Feridun denilen zıpçıktı oğlanla o oğlanın bir dediğini iki etmiyen Benli Latif kartalozuna uydu. (Osman Cemal, Kaygılı Çingeneler) Kartaloş biçiminde de kullanılır. Örn:: -Ben kumarda belayım hem de gözlüklü bela. Biz şimdilik çamura mı yatmaktayız kartaloş? Tut postanı. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kartay:  

(t.i. erk.) Yaşlı, pir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kartekin:  

(t.i. erk.) (bkz:: Kartay)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kartel:  

Aynı sektördeki firmaların fiyat, üretim veya pazar paylaşımı konusunda anlaşarak oluşturdukları birlik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartela:  

(Körm. O.) Tuluat tiyatrosunun kapısına asılan tabela.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kartela:  

Özellikle kumaş, boya vb. ürünlerin renk ve örneklerini gösteren küçük numune kartı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartelleşmek:  

Aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerin anlaşarak rekabeti azaltacak şekilde birlik oluşturması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Karter:  

Motorlu araçlarda motor yağının toplandığı alt hazne (yağ karteri).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartezyen:  

Descartes’ın felsefesine ait olan; onun yöntemini temel alan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartezyenizm:  

(fr.i. cartésianisme) (fel.) dekartçılık. R. Descartes (Dekart) tarafından sistematize edilen ve hayata kadın-erkek, doğru-yanlış, iyi-kötü, güçlü-zayıf, siyah-beyaz, yöneten-yönetilen v.b. gibi ikili zıtlıklar çerçevesinde bakmayı öngören düşünce tarzı. (bkz:: düalizm)(Konusu: İzm ile Biten, Kökeni: fransızca)

Kartezyenizm:  

René Descartes’ın düşüncelerine dayanan felsefi akım; akılcılığı esas alır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartograf:  

Harita yapan kişi; haritacı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartografi:  

Harita yapma bilimi ve sanatı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartografik:  

Haritacılıkla ilgili, harita yapımına dair.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Karton:  

Kalın ve sert kâğıt türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartonpiyer:  

Tavan ve duvar süslemelerinde kullanılan alçı esaslı dekoratif malzeme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartotek:  

Bilgilerin kartlar üzerinde düzenli şekilde saklandığı sistem veya dolap.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartpostal:  

Üzerinde resim bulunan, kısa mesaj yazılarak gönderilen posta kartı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartuş:  

1. Yazıcıda kullanılan mürekkep haznesi. 2. Ateşli silahlarda mermi kapsülü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartvizit:  

Üzerinde kişinin adı, unvanı ve iletişim bilgileri bulunan küçük kart.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kartvizit Bırakmak:  

(d. fr. carte de visite, türk.) (Başkalarının görebileceği bir yere) Kusmak, İşemek, Dışkılamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Karun:  

(a.i. erk.) 1- Beni İsrail'de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah'a karşı büyüklenen, belki de dünya kapitalistle­rinin en eskisi ve en büyüğü olan kişi. Hz. Musa dönemlerinde yaşamış bu müstekbir, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçmiştir. 2- Hunnan ile Beni İsrail'e zulmeden Fir'avun'un müşrik nazırlarından. 3- Çok zengin kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Karun:  

Kur'an-ı Kerim’de zenginliği ile tanıtılan, Hz. Musa ve Hz. Harun’un zamanında Allah’ın emirlerine karşı çıkarak mal varlığını Hz. Musa’nın getirdiği hakikatleri yok etmek için kullandığından dolayı ilahî azapla cezalandırılan kişi. Kur’an-ı Kerim’de Firavun, siyasi zorbalığın simgesi olarak tanıtıldığı gibi Karun da zenginliğin ve yasal olmayan yollarla para kazanmanın bir sembolü olarak anlatılmıştır. Dinî kaynakların verdiği bilgilere göre Karun, Tevrat’ı bilen ve okuyan dindar bir kişi iken sonradan, edinmiş olduğu, malları kötülük yolunda kullandığı için ilahî azapla cezalandırılmış, malları ve kendisi Allah tarafından helak edilmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Karye:  

(a.i. ka.) Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim verilmektedir.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Karyokinez:  

Hücre bölünmesi sırasında çekirdeğin bölünmesi (mitoz sürecinin bir aşaması).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Karyola:  

Yatak konulan mobilya, yatak çerçevesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

karyoloji:  

(ing.i. karyology) göze bilimi. sitolojinin hücre nüvesini inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

karzıhasen:  

1- Güzel bir biçimde borç verme. 2- Hiçbir kişisel kazanç veya çıkar gözetmeksizin, ihtiyaç sahibi kişilere Allah rızası için verilen borç, karşılıksız verilen para. Örn:: “Eğer, Allah’ın rızası için karzıhasende bulunursanız, Allah onu (malı) kat kat artırır ve sizi bağışlar.” (Kur'an-ı Kerim Tegabun suresi 64/17 nci Ayet) 3- Bir kimsenin nakit para, ölçülebilir, tartılabilir ve sayılabilir bir malı, benzerini almak üzere bir şahsa ödünç vermesi. Müslümanların kendi aralarında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmada bulunmaları İslam dininin bir emridir. Bu emir gereğince birbirlerini ekonomik sıkıntılardan kurtarmak için zengin kimselerin ihtiyaç sahiplerine borç vermesi teşvik edilmiştir. Borç veren kişi ihtiyaç sahibinden alacağını isterse almayabilir. Verdiğini alacaksa en güzel biçimde tahsil etmesi gerektiği gibi borçlunun da ödemelerini vaktinde yapması gerekir. “Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah rızası için karzıhasen yapanlar var ya, işte onlara (verdikleri) kat kat ödenir. Onlar için çok değerli bir ödül vardır.” (Kur’an-ı Kerim Hadid suresi 57/18 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kas:  

Kasılarak ya da açılarak vücudun her türlü devinimini sağlayan organ. Her kas fasikül denen demetlerden oluşur. Fasiküller dar küçük demetler olan fibrillerden, Daha küçüğüne miyofibril adı verilir.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )

kas:  

GÖVDEBİLİM (ANATOMİ) TERİMİ ad insanlarda ve hayvanlarda, kasılarak ya da açılarak vücudun her türlü devinimini sağlayan, tellerden oluşan organ ve bu organın telsi dokusu.(Konusu: , Kökeni: )

Kasa:  

(Cimnastik Ter.) Cimnastikte, 5-7 parçadan oluşan ve parçalarını alıp takmak yoluyla yüksekliği ayarlanabilen atlama aracı.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kasa:  

1. Para ve değerli eşyaların saklandığı sağlam kutu. 2. İşletmelerde para giriş çıkışının yapıldığı bölüm.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasadar:  

Kasadan sorumlu kişi; veznedar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasalamak:  

Bir şeyi kasa içine yerleştirmek veya kasaya koymak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasan:  

(Okçuluk Ter.) Yayın kıvrık uç kısmı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kasap:  

(a.i. kassab'dan) 1- Kama, bıçak vb. araçları çok İyi kullanan kabadayı. 2- Çok sert futbol oynayan, çok faul yapan oyuncu. 3- Başka şoförler üzerinde korku yaratan, aracını çok sert ve riskli süren şoför. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kasaphane:  

(esk) Kesimevi, mezbaha, kanara. Kasaplık hayvanların kesilip yüzüldüğü yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kasara:  

Geminin güvertesinde yükseltilmiş bölüm (özellikle baş veya kıç kısmında).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasas Suresi:  

(a.i. سورة القصص) kasas suresi; olaylar, hikâyeler demektir. ismini 25. âyetinden almıştır. kur'an-ı kerim'de 28 nci sure, 20 nci cüz, 384 ncü sayfadadır. 88 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 49 ncu sıradadır. neml suresi'nden sonra, isra suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. 85. âyetinin hicret esnasında mekke ile medine arasında, 52 ilâ 55. ayetlerinin ise medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. sûrenin başlıca konularını, Hz. musa'nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teşkil etmektedir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)

Kasas suresi:  

Kur’an-ı Kerim’in yirmi sekizinci suresidir. Mekke’de inmiştir. Seksen sekiz ayettir. Adını yirmi beşinci ayetinde geçen ve “olaylar, kıssalar” anlamına gelen “kasas” kelimesinden almıştır. Sureye, Firavun’un yönetimi altındaki insanlara zulmedip onların erkek çocuklarını öldürüp kız çocuklarını sağ bıraktığından bahseden ayetlerle başlanır. Daha sonra Hz. Musa’nın doğumu, çocukluğu, gençliği, Medyen’e gidişi ve tekrar dönüşü ele alınır. Hz. Musa’nın, Firavun’u İslam’a davet etmesine ve onun da Hz. Musa’ya tepkisine yer verilir. Surede, Hz. Muhammed’in peygamber oluşuna değinilir. Hz. Musa ile Hz. Muhammed’in tebliğleri arasındaki ortak noktalara işaret edilir. Hz. Musa’nın Firavun ile yapmış olduğu mücadele ile Hz. Muhammed ve Mekkeliler arasındaki mücadeleye değinilir. Hz. Peygamber’in insanları hidayete erdirmeye zorlayamayacağı, bilakis hidayetin Allah’tan olduğu hatırlatılır. Bu hatırlatmayla Hz. Peygamber’in, akrabalarından iman etmeden ölenlere çok fazla üzülmemesi tavsiye edilir. Surede yer yer kıyamet tasvirleri de yapılır. Surenin sonlarına doğru Karun kıssası ele alınır. Onun şımarıklığı, malı kötü amaçlar uğruna kullanması, fakirlere yardım etmemesi kınanır. Karun kıssası ile Hz. Muhammed’e karşı çıkan Mekke müşriklerine “Allah sizi ve mallarınızı, Karun gibi yok eder.” mesajı verilir. Allah’tan başka ilah olmadığını ve onun dışında her şeyin yok olacağını bildiren ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kasatura:  

Askerlerin bel kayışına takılı olarak taşıdıkları ve gerektiğinde süngü gibi, tüfeğin namlusu ucuna taktıkları bir çeşit bıçak.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Kasatura:  

Kısa, geniş ağızlı asker bıçağı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kase:  

(fars.i.) Kalçalar, kıç. Anus, makat. Örn:: Söylendiğine göre Firuza kasesinin kazancından birkaç akçayı zorla verirmiş. (Derviş İsmail - Murat Bardakçı, Tellaklar Kitabı). Örn:: Küçüktüm sinemaya gidiyordum dedi Metin gülerek. -Yetişin kase gidiyor. dedi Safa katılırcasına güldü. (Muzaffer Buyrukçu, Cehennem) (bkz:: Kase Elden Gitmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kasebaz:  

(Körm. O.) Kaseleri parmaklarının ve değneklerin ucunda çevirerek dans eden oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kasem:  

(a.i. erk.) 1- Yemin etmek. 2- Bölmek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

kasem:  

(bkz:: yemin)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kaset:  

Ses veya görüntü kaydı yapılabilen manyetik bantlı araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasetçalar:  

Ses kasetlerini çalmaya yarayan cihaz (teyp).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasetçi:  

Kaset satan veya bu işle uğraşan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasetçilik:  

Kaset üretimi, satışı veya dağıtımıyla ilgili iş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaseti Sarmak:  

(d. it. cassetta, fr. cassette, türk.) 1- (Birisi) Ne diyeceğini şaşırmak, sözleri birbirine karışmak. 2- Söylemiş olduklarını başından itibaren yinelemek. Kaseti Başa Sarmak'da denir. 3- Sözü kısa kesip sonuca gelmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kasettin:  

(i. kase-üd-din'den u.) Alımlı erkek, çocuk, güzel oğlan.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kasıkotu:  

(fıtıkotu) Karanfilgiller familyasından; Avrupa'da, Asya'da ve yurdumuzda yetişen, toprak yüzeyinde yatık olarak gelişen bir veya çok yıllık bitkilerdir. Yaprakları küçüktür ve kümeler halindedir. Hekimlikte; toprağın üstünde kalan kısımları kullanılır. Faydası:: Böbrek ve mesane hastalıklarını giderir. Fıtıkta faydalıdır. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Kasık şişmelerini indirir. Bademcik iltihap ve şişmelerini tedavi eder.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kasılma:  

(Biy.Sp.Ter.) Kasların uyarılar karşısında verdikleri tepki.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kasım:  

(a.i. erk.) 1- Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz. Muhammed (s.a.s)'in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2- Kinci, ezici, ufaltıcı. 3- Yılın 11. ayı. 4. Yılın kış bölümü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kasımpatı:  

(krizantem) Bileşikgiller familyasından; sonbahar aylarında çiçek açan bir süs bitkisidir. Birçok çeşidi vardır. Faydası:: Bir türünden böcek öldürücü ilaç yapılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

kasıntı:  

ad 1. giyeceği kısaltmak için yapılan eğreti dikiş. 2. MEC. büyüklenme, kurum, büyüklük taslama, gurur. 3. sıfat MEC. kendini beğenmişliğini davranışlarıyla belli eden, büyüklenen, kurumlanan (kimse).(Konusu: , Kökeni: )

Kasırga:  

Çok şiddetli rüzgâr ve fırtına; hortum benzeri doğal afet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kasib:  

(a.i. erk.) Kesbeden, kazanan, kazanç sahibi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kasibe:  

(a.i. ka.) (bkz:: Kasib)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kasideyibürde:  

Cahiliye Döneminin tanınmış şairlerinden Kâ’b b. Züheyr (öl. 24/645)’in Hz. Peygamber’i öven, onun din ve insanlık için önemini anlatan şiiri. Kâ’b, Müslüman olmadan önce Hz. Peygamber’i ve onun peygamberliğini yermiştir. Daha sonra kardeşinin teşviki ve kendisinin hakikati görmesi üzerine Müslüman olmuştur. Önceki şiirinden vazgeçtiğini anlatmak ve Hz. Peygamber’den özür dilemek amacıyla yazdığı meşhur kasidesini bir sabah namazından sonra Hz. Peygamber’in önünde Müslümanlara okumuştur. Hz. Muhammed de sırtındaki hırkasını (bürdesini) çıkarıp ona hediye etmiştir. Bundan dolayı bu kaside “Kasideyibürde” adıyla meşhur olmuştur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kasis:  

Araçların hızını düşürmek için yola yapılan tümsek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kasisli yol:  

(T-7) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: kasisli yol levhası, yol üzerinde, taşıtların daha önceki yol şartlarına göre normal hızlarını düşürmedikleri takdirde, taşıtları tehlikeye düşürebilecek hendek, kasis, çukur v.b. üstyapı bozuklukları bulunduğunu uyarmak için kullanılır. yol yapımı nedeniyle kaplama üzerinde ki ve köprü giriş çıkışlarındaki kot farkları da bu levha ile işaretlenir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

WhatsApp