Haydi Öğrenelim!
Dökme:
(i. esk.) Gümüş mecidiye. Yirmi kuruşluk madeni para.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Manişka:
Palanga sisteminde kullanılan iki makaralı tertibat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manita:
(yun.i. manitari, mantar'dan? ita. maniza'dan?) 1- Hırsızlık. 2- Çalıntı malı İndirim yaparmış gibi satma. Eşya çalıp satma. 3- Hileyle para sızdırma, çıkar sağlama. Örn:: Hepimizin manitası başka. Ben seni yontuyorum. Athena ise Kılçıkı yontuyor. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) 4- Yalan dolan. Örn:: Almadım dedi. ~Bırak manitayı. (Orhan Hançeroğlu, Ali) 5- Aşk, cinsel ilişki gibi bir bağlantıda bulunulan kimse. Sevgili, flört, dost. Örn:: Bugün buraları Vefa it arapların basacağını duyduk. Al manitanı da voltalan. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manita:
(Argo) sevgili / partner.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manitacı:
(i.) 1- Manita yoluyla para kazanan, çıkar sağlayan, hırsız, dolandırıcı. Örn:: Bu kılçık Nazım filan manitacı herifler. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) 2- Yalancı, hileci. 3- Cinsel ilişkilere aracılık eden kişi, pezevenk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manitacı:
Argo olarak partner veya sevgili ilişkisi arayan kimse; bazı bağlamlarda dolandırıcı anlamı da taşır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manitacılık:
(i.) 1- (Hırsızlık anlamında) Manitacının edimi, eylemi. Manita yoluyla para kazanma, çıkar sağlama. Örn:: Ulan ihtiyar işin gücün manitacılık. Toplumda geçerli bir işin bile yok. (Kemal Demirel, Evimizin İnsanları). 2- Yalancılık, hilekarlık. (bkz:: Manita, Manitacı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manitaya Başmak:
(d.) Hileye kanmak, yalan dolana aldanmak: Örn:: İşmar et de manitaya basmayalım. (Ortaoyunu, Hamam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manitu:
(i.) (Aİgonkin dilinde tanrısal yetenek üstünlük) Polis.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manivela:
Bir ucundan sabit yere bağlı döner kol; krank.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manken:
Giysileri sergileyen veya tasarım gösteren kişi; model.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mankenlik:
Manken olarak yapılan meslek/iş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mano:
(ita.i.) 1-Kumar oynatan kişiye ya da kumar oynatılan kahveye, (mekana) o mekanı kontrol altında tutan kabadayıya bırakılan para pay Örn:: Her kahvede iki el mano bana yani yardım fonuna aittir. Vermeyene kirpi kürkü giydiririm. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı) 2- Birisinin yasa dışı bir işi bildiği ya da o işe yardımcı olduğu için aldığı hisse, kazandığı çıkar. Örn:: Birkaç hafta sonra İrfan manosunu alıp yoluna gidecekti. (Süavi Süalp, Günün Adamı) 3- Haraç. Bob şano bob bob Dayı Rezzakın adamları bob mano. Afeti istemiş Rezzak. Alıp götürüyorlar. (Hulki Aktunç, Paskal)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mano:
(isim, argo) (İtalyanca mano) Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manolya:
(fra.i. ka.) Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç ve bu ağacın çiçeği.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Fransızca)
Manolya:
İri çiçekli, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç/canlı türü (Magnolia).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manolyagiller:
Manolya benzeri bitkileri kapsayan familya.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manometre:
Gaz veya sıvı basıncını ölçen alet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mansiyon:
(Fr. mansion - İng. mansion) Ortaçağ oyunlarında yan yana kurulan en çok da Roman memleketlerinde önü açık kulübeler. Simultane Sahne(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Mansiyon:
Yarışmalarda dereceye giremeyen ancak kayda değer bulunan eser veya kişiye verilen özel anma ödülü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mansur:
(a.i. erk.) 1- Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2- Türk musikisinde bir düzen. 3- Bir ney çeşidi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Mansure:
(a.i. ka.) (bkz:: Mansur)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Manş Adaları:
Manş Adaları (İngilizce: Channel Islands, Normanca: Îles d'la Manche), Manş Denizi'nde, Normandiya sahiline yakın, Birleşik Krallık'a bağlı, içişlerinde bağımsız takımadalar. Jersey, Alderney, Guernsey, Sark adaları ile muhtelif adacıklardan oluşur.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Manş Denizi:
Manş Denizi; (İngilizce English Channel; Fransızca La Manche), Büyük Britanya'yı Fransa'dan ayırıp Atlas Okyanusu ile Kuzey Denizi'ni birleştiren denizdir. Uzunluğu 563 km (350 mil), en geniş yeri ise 240 km'dir (150 mil). Deniz oldukça sığdır. Ortalama derinlik 63 metre kadardır. Dover boğazı (Strait of Dover) kanalın en dar kısmıdır. Dover'den Cap Griz Neze sadece 34 km'dir (21 mil). Manş Denizinin doğu ucunda yer alır ve Kuzey deniziyle karşılaşır. Antik Roma egemenliği döneminde kanal Latince "Oceanus Britanucus" olarak biliniyordu. Daha sonra British Sea İngiliz Denizi olarak adlandırıldı. Victoria zamanında kanal ayrıca Gümüş Hat olarak da biliniyordu. William Camden, Britannica'da (1586) İngiliz Denizi olarak isimlendirildiğini fakat ayrıca İngiliz denizciler tarafından kanal olarak adlandırıldığını söyler. Yaklaşık 1450'deki haritada kanal, İngiliz Kanalı Canalites Anglie olarak adlandırılır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Manş Tüneli:
Manş Tüneli, İngiltere ile Fransa'yı denizden birbirine bağlayan Fransa ve İngiltere ortak yapımı bir demir yolu tünelidir. Manş Denizi'nin tebeşir kayalarından meydana gelen tabanında kolayca tünel açılabileceğini düşünen bir Fransız mühendis, 1802'de Dover Boğazı'nda iki kıyıyı birleştiren bir tünelin yapılmasını teklif etti. Napolyon tarafından beğenilen teklif savaş yüzünden askıya alındı. Bu tür teklifler 19. yüzyılda defalarca gündeme geldi. 1880'li yılların başlarında bazı özel kuruluşlar iki kıyı arasında bir Demiryolu tüneli yapmak için kazılara başladılar. Tünel 1800 m'ye ulaştığında basının, İngiltere'nin güvenliği açısından projenin tehlikeli olduğu hakkındaki kampanyaları yüzünden yapım durduruldu. Fransa ve İngiltere hükümetleri 1960'lı yılların ortalarında tünelin yapılması için tekrar anlaştılarsa da daha sonra yüksek maliyetleri gerekçe gösteren İngiltere, 1970'li yıllarda yapımı durdurdu. Bu süre içinde tünelin her iki taraftan 2,4 km'lik kısmı kazılmıştı. Manş Tüneli 1986'da tekrar gündeme geldi. Projenin maliyeti Fransız ve İngiliz firmalarından meydana gelen bir şirketler birliği tarafından çok sayıda bankadan borç alınarak ve hisse senedi çıkarılarak karşılandı. Dover ile Calais'yi birbirine bağlayan tünel 50.5 kilometre (31.4 mil) uzunlukta olup, 6 Mayıs 1994'te tünel açılışı yapıldı. 14.000 işçinin görev aldığı bu projede, milyonlarca metrik tonluk taş, toprak ve çamurun atılması için kazı makineleri kullanılmıştır. Bunlardan iki kazıcı ile kanalın iki ucundan kazmaya başlamıştır. Her biri bir lazer ışını yardımıyla yönlendirilmiştir. Tünelin su altındaki bölümünün uzunluğu 38 kilometredir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Manşet:
(Voleybol Ter.) İki kolun iç bölgeleri ile verilen, başparmak dışındaki parmakların bitişmesiyle verilen pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Manşet:
Giysi kolunun uç kısmını saran parça; basında haber başlıklarının üst kısmı. (Fransızca manchette kökenli, anlamdan tahmini)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manşetle Oyun Kurma:
(Voleybol Ter.) İlk topun manşetle karşılandığı oyun. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Manşon:
Elleri soğuktan korumak için kullanılan silindir biçimli kürk; ayrıca “ek bileziği” anlamı vardır. Kelime Fransızca manchon kökenlidir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantalite:
Bir bireyin veya toplumun düşünce yapısı, zihniyet; “mentality” karşılığıdır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantar:
(yun.i. manitari'den) 1- Yalan, hile. Örn:: Refik- Bizde mantar yoktur. (Düzeltir) Yalan dolan ikiyüzlülük hayatta en nefret ettiğim şeylerdir.(Oktay Arayıcı, Rumuz Goncagül) 2- s. Aptal, salak, akılsız. (kimse) Örn:: Kehkeh Ne mantar herifler be. Akıllan sıra beni işletecekler. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük) 3- Değersiz, yararsız, anlamsız, sonuçsuz. (İş, nesne vb.) Örn:: Efendim tar nasip, artar tecelli, taksirat mantar. (anonim, semai)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantar:
(fütr) Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Faydası:: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Mantar:
Küf ve fungus sınıfından yenilebilen veya edilmez türleri olan bitki benzeri organizma; ayrıca şarap vb. için tıpa (cork) anlamı da vardır. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantar ağacı:
Mantar kabuğu özelliğine sahip ağaç türü; mantar üretimi veya döküntüsüne yatkın ağaç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantar Atmak:
(d. yun. türk.) Yalan söylemek. Örn:: Hacivat- Mutlaka doğru cevap vermelisin. Karagöz- Hesaba uyarsa elbette bir mantar atarım. (Karagöz, Aşçılık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantar bilimci:
Mantar bilimci (mikolog), mantarların (fungi) yapısını, sınıflandırılmasını, genetiğini, ekolojisini ve insan sağlığına etkilerini inceleyen uzman biyologdur. Bitkilerden farklı olarak fotosentez yapmayan bu canlıları, zehirli-zehirsiz tür ayrımı, kültürü ve tıbbi kullanımları dahil olmak üzere bilimsel olarak araştıran kişiye mikolog veya mikolojist denir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantar Yemek:
(d. yun. türk) Yalana inanmak, hileye kanmak. Örn:: Külhanbeyi- Ulan beni tıraş mı edeceksin moruk? Ben mantar yemem. Ortaoyunu, Kanlı Nigar) Harbi Keriz Mantar Yemez (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantara Basmak:
(d. yun. türk.) 1- Yalana kanmak, aldanmak. Örn:: Aldatırım ben aldanmam. Cici beyim mantara basmam. (kanto) 2- Tuzağa düşmek, hileye gelmek. Örn:: Karagöz- Katakulli dedin mi alasını icat ederim. Yalnız ben mantara basmam. (Karagöz, Aşçılık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantarbilim:
Mantarları inceleyen bilim dalı (mikoloji).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarcı:
(yun.sf.i. türk. e.) 1- Yalancı, Hileci. 2- Dolandırıcı. Örn:: Yeni Camide Arnavut İsanın kahvesinde gece işçileri dızdızcılar, mantarcılar arasında yattığım zamanlar hayatımın en mesut zamanları idi. (Mehmet Ergün, Neyzen Tevfik ve Azab-ı Mukaddesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantarcı:
1. Mantar yetiştiren veya satan kişi. 2. (Argo) Dolandırıcı, hileci kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarcılık:
(i. yun. türk.) Mantar'nın (edimi, yaptığı İş. Mantarcı olma niteliği.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantarcılık:
Mantar yetiştirme ve satma işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantardoğuran:
(Botanik) Mantar tabakasını oluşturan doku.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarhane:
(b.i) Mantarların işlendiği yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Mantarını Açmak:
(d. yun. türk.) Suskun birisinin konuşmasını sağlamak. Birisine dertlerini anlatması için olanak sağlamak, dilini çözmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantarlamak:
(f. yun. türk.) 1- Yalan söylemek. Hile yapmak. 2- Dolandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantarlamak:
1. Mantar oluşmasına neden olmak. 2. (Mecaz) Bozulmaya bırakmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarlar:
Mantarın çoğulu; fungi grubuna ait canlılar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarlaşmak:
1. Mantarla kaplanmak, küflenmek. 2. (Mecaz) Hızla çoğalmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarlı:
1. İçinde mantar bulunan. 2. Mantarla kaplı olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarlık:
1. Mantar yetiştirilen yer. 2. Mantar bakımından uygun ortam.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantarözü:
(Biyoloji) Bitki hücrelerinde koruyucu görev yapan mantarlaşmış tabaka.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantenot:
(ita.i. mantenimento elde tutma, koruma'dan) Metres, kapatma. Örn:: Fuhşı atik (eski fuhş) aşağılı yukarılı beş sınıfa ayrılarak tam hususi, yarı hususi, kapatma - mantenot isimleriyle devam etmekteydi ki. (Ahmet Rasim, Fuhş-ı Atik) (Mantinota'da denir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantı:
İçine kıyma konularak yapılan küçük hamur yemeği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
mantık:
ad 1. doğru, akla uygun düşünme yetisi ve yolu. 2. akıl yürütmede, düşüncede doğruluk, düzgünlük, tutarlılık. 3. doğru düşünme yöntemi, sanatı ve bilimi. 4. FELSEFE TERİMİ düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, öğelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve bağlamlarının bilimi. 5. okullarda mantık bilimini öğreten kitap. 6. bir kimseye özgü akıl yürütme biçimi. "Ben bu mantığı anlayamıyorum"(Konusu: , Kökeni: arapça)
mantıksal:
sıfat akla, mantığa uygun olan, mantıkla ilgili olan.(Konusu: , Kökeni: )
Manti:
(i.) Parlak, sakalı çıkmamış, tüysüz genç, erkek. Örn:: Hey şugar manti takılsana bize. (anonim, Biz Şorololar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manti:
(Yabancı kökenli kullanım) Mantı kelimesinin farklı yazımı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantin:
(Eski kullanım) Nota, ezgi veya müzik sesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantinota:
(ita.i. mantenimento'an) Eşanl. Mantenot. Örn:: Zilha- Önüne gelenin mantinotası olurum da yine senin olmam. (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mantinota:
(Müzik) Ana notayı destekleyen yardımcı nota.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantis:
(Zooloji) Dua eden böcek olarak bilinen böcek türü (peygamberdevesi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manto:
1. Dış giysi, palto türü. 2. (Jeoloji) Yer kabuğu ile çekirdek arasındaki kalın tabaka.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantol:
1. (Teknik) Kaplama, dış yüzey örtüsü. 2. (Jeoloji) Dünya’nın kabuk ile çekirdek arasındaki katmanı (manto).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mantoluk:
1. Manto yapımına uygun kumaş. 2. Manto olarak kullanılabilecek nitelikte olan şey.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manuskript:
(Alm. manuskript - Fr. manuscrit - İng. manuscript - Lat. manuscriptus) El yazısı. Genel anlamda: El yazısı ya da makine yazısı olarak sahne oyununa temel olan yapıt. (bkz:: M.S.)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Manya:
1. (Ağız) Delilik, çılgınlık durumu. 2. (Yerel kullanım) Akıl dışı davranış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyak:
1. (Mecaz) Garip, dengesiz, şaşırtıcı davranışları olan kişi. 2. (Hakaret) “Aptal, deli” anlamında kullanılan söz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyakça:
1. Manyağa yakışır biçimde, delice. 2. (Mecaz) Aşırı, ölçüsüz şekilde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyaklık:
1. Manyak olma durumu. 2. (Mecaz) Aşırı, tuhaf veya dengesiz davranış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyamak:
(yun.f. mania, fr. mani-aque6en, n.) 1- Yorgunluk, şaşkınlık vb. nedenlerle dengesiz hareketler yapmaya başlamak. Örn:: Bu saatlere kadar dergiye yazı yazıp karikatür çizersen sen de manyarsın. (Atilla Atalay, Bizi de Dergide Saydılar) 2- Delirmek, çıldırmak. Örn:: - Atiym mi lan bu kayayı zarbonun kellesine? -Manyadın mı lan sen.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manyamak:
1. Delirmek, aklî dengesini yitirmek. 2. (Mecaz) Aşırı derecede bir şeye bağlanmak, kontrolsüz davranmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyat:
1. (Ağız/yerel) Sersem, budala, aklı kıt kimse. 2. (Argo) Dengesiz davranan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyel:
(fr.i. maniere, davranış, tavım'dan) 1- İskambil oyununda kumarda elindeki kağıtları ya da rakibin kağıtlarını belli edecek davranışlarda bulunma. 2- Elindeki kağıtlar hakkında yanlış izlenim yaratacak davranışlar yapma.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manyetik:
1. (Fizik) Mıknatısla ilgili, mıknatıs özelliği taşıyan. 2. (Teknik/Bilişim) Manyetik ortamla çalışan (ör. manyetik disk, kart).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetit:
(Jeoloji, maden) Demirin oksitlerinden oluşan, mıknatıs özelliği gösteren siyah renkli mineral; manyetik demir taşı (magnetit).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetize:
1. Manyetik özellik kazandırmak. 2. (Mecaz) Etkilemek, kendine çekmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetizma:
(Fizik) Mıknatısların ve manyetik alanın oluşturduğu fiziksel etki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetizmacı:
1. Manyetizma ile ilgili çalışmalar yapan kişi. 2. (Eski kullanım) Hipnoz veya manyetik etkiyle ilgilenen kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyeto:
(fr.i. magneto'dan) Karakol, tutukevi vb.de sanığa uygulanan elektrik İşkencesi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manyeto:
Mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren küçük jeneratör.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetolu:
Manyeto ile çalışan (ör. eski tip telefon veya ateşleme sistemi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyetometre:
(Fizik) Manyetik alanın şiddetini ölçen cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyezi:
(Kimya) Magnezyum elementinin halk arasındaki adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyezit:
(Maden) Magnezyum karbonat içeren mineral.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manyok:
(Botanik) Nişastalı kökü yenilen tropikal bitki (kassava).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Manzara:
(a.i.) Durum, hal, vaziyet. Örn:: Hayatımda doğru dürüst bir manzara olmadı hiçbir kadın bana yanaşmıyor. Kısmetsiz bokun biriyim. (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manzarayı Çakmak:
(d. a. türk.) Durumu anlamak, bir ortam, bir hal ya da olayın aslını esasını kavramak. Örn:: O Sadi bey de boş değil ya çakamadım onun manzarasını daha. (Orhan Kemal, Evlerden Biri) Örn:: Herif ya manzarayı çaktı ya da bir dümenine uydurdu. (Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Manzur:
(a.i. erk.) Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Manzure:
(a.i. ka.) (bkz:: Manzur)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Maocu:
Maoculuk ideolojisini benimseyen kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Maoculuk:
Çinli lider Mao Zedong’un görüşlerine dayanan ideoloji.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Maotai:
Maotai; Sorgumdam elde edilen bir baijiu türüdür. "Kweichow Moutai Company" tarafından üretilmekte olup adını üretildiği Guizhou eyaletine bağlı Maotai kasabasından almaktadır. Maotai ilk olarak Qing Hanedanı döneminde ortaya çıkmış olup günümüzde Çin'in ulusal içkisi olarak kabul edilmektedir. Pahalı ve güçlü bir içki olan Maotai hafif ve yumuşak bir soya sosu kokusu bırakması sebebiyle "sos kokulu" içkiler arasında sayılıyor.(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )
Mapa:
(Denizcilik/Teknik) Halat veya zincir bağlamaya yarayan metal halka.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Mapus Damı:
(bkz:: Dam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Mapushane:
(h.di. b.i) Cezaevi. Hapishane, mapus damı.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Maraka:
(İsl. Tiy.) İran'da seyirlik oyunlarına verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Maral:
(t.i. ka.) Dişi geyik, ceylan, karaca.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)