D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

ıztırâm :

(a.i.) 1. alevlenme. 2. saç ve sakala kır düşme.

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




a'şâr:  

(a.i. öşr'ün c.) Mahsullerden alınan onda birler.

a'şârî:  

(a.i.) Birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. (fr) Systeme metrique.

a'şârî aded:  

(mat) Ondalık sayı.

a'taf:  

(a.s. atf'dan) En antetli, pek şefkatli, çok merhametli. [adam]

a'tâf:  

(a.i. atf'ın c.) 1- Merhametler, şefkatler. 2- Meyiller, atmalar.

a'vâk:  

(a.i. avk'ın c.) Alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler.

a'vâm:  

(a.i. âm'in c.) Yıllar, seneler.

a'vân:  

(a.s. avn'ın c.) Yardım edenler, yardakçılar.

a'vec:  

(a.s.) Eğri büğrü.

a'ved:  

(a.s.) Daha veya en çok faydalı.

a'ver:  

(a.s.) 1- Bir gözü kör, tek gözlü. (bkz:: yek-çeşm ) 2- (anat) Körbağırsak.

a'vez:  

(a.s.) 1- Anlaşılması güç şiir. 2- Mânâsı anlaşılmaz. [şey]

a'yâ:  

(a.s.) Daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan.

a'yâd:  

(a.i. îd'in c.) Bayramlar.

A'yâd-ı milliyye:  

millî bayramlar

a'yâd-ı Müslimân:  

Müslüman bayramları.

â'yân:  

(a.i. ayn'ın c.) 1- Gözler. 2- Bir memleketin ileri gelenleri. 3- Evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparatorluğu'nun 1877 ve 1908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4- Senato üyesi.

a'yân-ı sâbite:  

(tas) Eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri.

a'yâr:  

(a.i. ayr'ın c.) Eşekler. (bkz: himâr)

a'yen:  

(a.s.) 1- Büyük iri gözlü adam. 2- Bakılan yer. 3- Çok açık, pek belli.

a'yün:  

(a.i. ayn'ın c.) 1- Gözler. 2- Menbâlar, pınarlar, çeşmeler. (bkz:: a'yân, uyûn)

a'zâ:  

(a.i. uzv'un c.) Organlar, üyeler.

a'zâ-yı tabiiyye:  

Tabiî üyeler. (bir mecliste)

a'zâ-yi dâhiliyye:  

İç organlar.

a'zâ-yi fahriyye:  

Onursal üyeler.

a'zâ-yi hariciyye:  

Dış üyeler.

a'zâ-yi mevcûde:  

Hazır bulunan üye.

a'zâ-yi tenâsüliyye:  

(biy) Üreme organları.

a'zam:  

(a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) Büyük.

a'zam-ı esbâb:  

Sebeplerin en büyüğü.

a'zamî:  

(a.s.) En büyük, en çok.

a'zamiyyet:  

(a.i.) 1- Pek büyüklük. 2- (mat) Bir sayının ötekinden büyük olması.

a'zâr:  

(a.i. özr'ün c.) Bahaneler, engeller, özürler.

a'zâr-ı urkubiyye:  

Çerden çöpten sebeplere dayanan özürler, mazeretler. Mırın kırın.

a'zeb:  

(a.s. azb'den) En lezzetli ve tatlı.

a'zel:  

(a.s.) Yalnız ve silâhsız bulunan adam.

âb:  

(f.i.) su. (bkz:: mâ')

âb:  

(a.i.) ayıp, nakısa, kusur. (bkz:: ayb)

âb ü dâne:  

su ve ekmek. (bkz:: Kısmet, Rızk)

âb ü kil:  

1- su ve kil. (= arz) 2- fânî vücud.

âb ü tâb:  

1- güzellik, parlaklık, tazelik. 2- tarz, âdet, yol. 3- ağustos ayı.

ab-âbiyyet:  

(a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme.

âb-bâz:  

(f.b.s.) su cambazı.

âb-berîn:  

(f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlarında suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk.

âb-câme:  

(f.b.i.) su kabı.

âb-çerâ:  

(f.b.i.) kahvaltı.

âb-çîn:  

(f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştamal, bez.

âb-dâde:  

(f.b.s.) su verilmiş, sulanmış.

âb-dân:  

(f.b.i.) 1- Su kabı, kova. 2- Sidik kavuğu, mesane.

âb-dâr:  

(f.b.s.) 1- sulu, taze. 2- parlak. 3- sağlam vücudlu. 4- nükteli. 5- zarif, güzel. 6- hoş. 7- (i.) su veren hizmetçi.

âb-dendân:  

(f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûb, âciz. [kimse]

âb-dest:  

(f.b.i.) 1- namaz vesaire (bkz:: ve saire) için din icâbına göre el, ağız (bkz:: mazmaza), burun (bkz:: istinşak), yüz; dirseklere kadar kolları ve aşık kemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz:: vuzû) 2- el yıkama suyu. 3- gaita ve idrar çıkarma ameliyyesi; gaita; idrar. 4- paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]

âb-dih:  

(f.b.i.) zariflik ve güzellik veren. [süs]

âb-endâm:  

(f.b.i.) güzel, tenasübendam; güzellik.

âb-endâz:  

(f.b.i.) su mühendisi.

âb-gâh:  

(f.b.i.) 1- su biriken yer, havuz. 2- (anat.) karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür.

âb-gîne:  

(f.b.i.) 1- billur. 2- şişe, sürahi; kadeh. 3- ayna. 4- elmas. 5- kılıç; bıçak. 6- gözyaşı. 7- sevgilinin kalbi. 8- şarap.

âb-gîr:  

(f.b.i.) 1- su biriken yer, havuz. 2- dokumacı fırçası.

âb-gûn:  

(f.b.s.) 1- suya benzer. 2- mavi renk. 3- (i.) gök. 4- parlak. [kılıç v.b.] 5- (i.) nişaşta.

âb-gûn kafes:  

(f.b.i.) gökyüzü.

âb-hest:  

(f.b.i.) bozulmuş meyve. [kavun, karpuz v.b.]

âb-hîz:  

(f.b.i.) çok yükselen su dalgası.

âb-hûn, âb-hûst:  

(f.b.i.) 1- ada. 2- sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3- orman içinde bataklık. 4- çeşme; suyolu.

âb-hûr, âb-hûrd:  

(f.b.s.) 1- su içmiş olan. [kimse] 2- (i.) su ve yemek. 3- (i.) günlük yiyecek. 4- (i.) nasip, kısmet. 5- (i.) kısa bir İstirahat için durma. 6- (i.) içilecek su kabı. 7- (i.) içme suyu bulunan yer.

âb-hurde:  

(f.b.s.) su içen.

âb-ı âbistenî:  

1- gebeliğe sebebiyet veren su, meni; 2- nebatların yetişip büyümesine sebeb olan su ve yağmur.

âb-ı adâlet:  

doğruluğun feyz ve bereketi.

âb-ı ahmer:  

kırmızı su.

âb-ı Âmû:  

amuderyâ suyu.

âb-ı âşâmî:  

içilir su.

âb-ı âteş-mizâc:  

ateş mizaçsu.

âb-ı âteş-nâk:  

ateşli su.

âb-ı âteş-nümâ:  

ateş gösteren su.

âb-ı âteş-pâre:  

ateş parçası gibi su.

âb-ı âteş-reng:  

ateş renkli su.

âb-ı âteş-zây:  

ateş doğuran su.

âb-ı âteş-zede:  

ateş vurmuş su.

âb-ı âteşîn:  

ateşli su.

âb-ı âzer-âsâ:  

ateş gibi su.

âb-ı âzer-sâ:  

ateş gibi su.

âb-ı bâde-reng:  

1- şarab rengindeki su; 2- kanlı gözyaşı.

âb-ı bârân:  

1- yağan su, yağmur; 2- yağmur suyu.

âb-ı beka:  

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedi hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz:: mâ'ü'l-hayât)

âb-ı beste:  

1- donmuş su, buz, dolu, çiy; 2- (mec) billur, sırça; şişe.

âb-ı bün:  

çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası.

âb-ı câvid:  

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedi hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz:: mâ'ü'l-hayât)

âb-ı câvidân:  

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedi hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz:: mâ'ü'l-hayât)

âb-ı cevânî:  

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedi hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz:: mâ'ü'l-hayât)

âb-ı ciğer:  

1- ciğer suyu; 2- gözyaşı.

âb-ı ciğer-hûn:  

(ciğeri kanayanın suyu) kederden dökülen gözyaşı.

âb-ı çeşm:  

gözyaşı.

âb-ı dehân, âb-ı dehen:  

ağız suyu, salya.

âb-ı dendân:  

1- diş suyu, salya, tükürük; 2- tükürülüp atılmış şey; 3- dişin güzelliği.

âb-ı dîde:  

1- göz suyu, gözyaşı; 2- mütevâzıâne bakış.

âb-ı dîde-i câm:  

(bardağın, kadehin gözyaşı) şarab.

âb-ı engûr:  

(üzüm suyu) şıra, şarab.

âb-ı ergavânî:  

(erguvan (bkz:: ergavân) rengindeki su) 1- kırmızı şarab; 2- (haksızlığa uğrayanın döktüğü) gözyaşı.

âb-ı eyyâm:  

(günlerin suyu = güzelliği) 1- güneş ışığı. 2- ay Işığı.

âb-ı füsürde:  

1- donmuş su, buz; dolu; kar. 2- pelte. 3- (mec) kılıç, hançer. 4- billur, şişe.

âb-ı gerdende:  

(dönen billur) gök Kubbesi.

WhatsApp