Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!
tâhir:
(a.s. tahâret'den) 1. temiz, (bkz: pâk). 2. abdest ve guslü bozan şeylerden biri bulunmayan. 3. i. erkek adı. 4. i. müz. Türk müziğinde en eski makamlardan biri olup eskiden çok kullanılmıştır; son zamanlarda az kullanılmış bulunuyor. Tâhir, nevanın inici şeklini teşkîl ettiği cihetle girift bir makamdır. Neva gibi uşşak dörtlüsüne rast beşlisinin ilâvesinden yapılmıştır. Uşşak dörtlüsü ile dügâh "la" perdesinde kalır. Güçlü -dörtlü ile beşlinin birleştiği müşterek ses olandördüncü derece neva "re" perdesidir. Donanımına "si" koma bemolü ile "fa" bakıyye diyezi konulur (ilki uşşak dörtlüsü, ikincisi de rast beşlisi içindir). Dizisinde niseb-i şerîfeden 8 tane bulunmakla mülayimdir. Ekseriya tîz durağı olan muhayyer "la" perdesinden başlayıp inici olarak seyreder. Orta sekizlisindeki sesleri -tîzden peşte doğru olmak üzereşöyledir: muhayyer, gerdaniye, eviç, hüseynî, neva, çargâh, segah, dügâh.
OSMANLICA KELİME ARAMA
Sende Yolla Hata Bildir!OSMANLICA SÖZLÜK
abrâş:
(a.s.) 1- alacalı, benekli [at]. 2- beyaz ve kırmızı alaca renk. 3- vücudunda sam lekesi bulunan [adam].
âbû:
(f.i.) nilüfer çiçeği.
abûs-ül vech:
suratı asık, asık suratlı.
âc:
(a.i.) fildişi, bağa.
âc-üs-sinn:
(a.b.i.) (biy) fildişi. (fr) ivoire.
acâfet:
(a.i.) zayıflık, çelimsizlik.
acâib-i seb'a-i âlem:
dünyanın 7 acibesi: 1- Mısır piramitleri. 2- Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3- Zeus'un heykeli. 4- Rodos heykeli. 5- Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6- Bodrum' (Halikarnas)'da Mosoleus'un türbesi. 7- İskenderiye deniz feneri.
Acâib-ül-Mahlûkat:
(yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'ın Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri.
acâibât:
(a.i.) (acîbe'nin c.) 1- acayip (bkz:: acaib) şeyler. 2- normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3- normale aykırı yaratılmış mahlûklar.
acâle:
(a.i.) [aslı icâle'dir] (bkz:: icâle)
acâlet:
(a.i.) [aslı icâlet'dir] (bkz:: icâlet)
acâleten:
(a.zf.) [aslı icâleten'dir] (bkz:: icâleten)
âcâm:
(a.i. (bkz:: ecme)'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.
âcân:
(f.i.) polis.
âcâr:
(a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar.
acc:
(a.i.) bağırma, na're
aceleten:
(a.zf.) çarçabuk. (bkz:: ale-l-acele)
acem:
(a.i.) harflere nokta koyma.
acem-âne:
(a.f.zf.) acemlere yakışırcasına.
acem-aşîrân (makamı):
(a.f.b.i.) (müz.) Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan (bkz:: şedd makamı) biri. Bu makam çargah makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargah, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir.
acem-aşîrân (perdesi):
(a.f.t.b.i.) (müz.) aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.
acem-istân:
(a.f.b.i.) İran ülkesi.
acem-kürdî:
(a.f.b.i.) (müz) Türk musikisinde kullanılan mürekkeb bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdi dörtlüsünün katılmasıyla terkib edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir.
acem-perestî:
(a.f.b.i.) 1- İran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2- İran taklitçiliği.
acem-pûselik:
(a.f.b.i.) (müz) tahminen iki asırlık bir mürekkeb makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâ-dügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; icab ederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sadece si bekar ilave olunur.
acem-rast:
(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.
acem-zirkeşîde:
(a.f.b.i.) (müz) adına Kırşehirli Yusuf'un edvarında (XV. yy.) rastlanan makam.
acemiyân:
(a.f.b.s. acemî'nin c.) 1- tecrübesizler, toylar. 2- İranlılar.
Âcer:
(a.h.i.) İsmail Peygamber'in anası. (bkz:: Hâcer)
aceze:
(a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar.
âcî:
(a.s.) 1- fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2- fildişi satıcısı, işçisi.
acîbe:
(a.i.) Şaşılacak şey.
âcilen:
(a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden. (bkz:: müsta'celen)
âcin:
(a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su.
âcir:
(a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan.
âcîş:
(f.i.) üşüme.
aciz:
(a.i.) (bkz:: acz)
âciz-âne:
(a.f.zf.) beceriksizcesine, alçak gönüllülükle.
âcizân:
(a.s. âciz'in c.) âcizler.
âcizî:
(a.f.i.) 1- kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2- alçakgönüllülük.
âciziyyet:
(a.i.) 1- beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2- fakirlik, tevazu.
acmiyy:
(a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli.
acn:
(a.i.) yoğurma.
acûl:
(a.s.) aceleci, içi dar.
acûl-âne:
(a.f.zf.) acele edene yakışır surette.
âcül:
(f.i.) geğirme.
âcürî:
(a.i.) tuğlacı, kiremitçi.
acz:
(a.i.) 1- beceriksizlik. 2 (ed) düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci dizesinin son yarısı.[zıddı sadr].
âçâr:
(f.s.) 1- katılmış, karıştırılmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2- inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. Gencîne-i güftâr (bkz:: Ferheng-i Ziya) adlı Farsça-Türkçe lügatta kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir.
âd:
(a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı.
âd:
(a.i.c.) âdetler.
âdâb:
(a.i. edep'in c.) 1- terbiyeler, utanmalar. 2- usuller, yollar, kaideler.
âdâb-ı asr:
zamanın usulleri.
Âdâb-ı milliyye:
millete uygun olan edeb ve terbiyeler
âdâb-ı mutâvaat:
itaat usulleri.
âdâb-ı münâzara:
konuşma kaideleri.