Haydi Öğrenelim!
Savunma Duruşu:
(Basketbol Ter.) Savunma sırasında el ve ayakların bulunması gereken durum.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Yaprak:
(i.) Kokain.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yaprak Dökümü:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Gelenek göreneklerine bağlı, özellikle ahlaki konularda çok titiz olan Ali Rıza Bey ile batılılaşma hareketine karışarak daha zengin bir hayat yaşamak isteyen çocukları arasındaki çatışma işlenmiştir. Kitabın Ana Fikri: Kitapta insanların çeşitli çıkarlar düşünerek birbirlerine saygı duyması ve bu çıkarları elde ettikten sonra ise birbirlerine olan kinlerini anlatmaktadır. Kitapta da görüldüğü gibi ufacık bir zevk için telafisi olmayan hatalar meydana gelmiştir. Ne olursa olsun aile en kötü durumda bile birlik ve beraberlik içerisinde olmalıdır. Karakterler: Ali Rıza bey, Hayriye hanım, Fikret, Tahsin, Nejla, Leyla, Ferhunde, Şevket.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Yaprak Kipesi:
(Cimnastik Ter.) Paralel bar veya barfikste, asılma durumundan dayanma durumuna geçiş hareketi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
yara:
ad 1. vücutta, keskin bir şeyle bir vuruşta oluşan derin kesik ya da zedelenme. "Kolundaki kurşun yarası dikildi" 2. hastalık nedeniyle vücutta oluşan yarık, oyuk. "Yata yata bedeninde yaralar açıldı" 3. bir şeyin iç ya da dış yüzünde herhangi bir etkiyle oluşan ve tehlikeli olabilen gedik, oyuk, yarık. "Sandalın yarasından su doluyordu" 4. MEC. büyük acı, dert, üzüntü. "Yaramı içime gömdüm, kimse bilmesin istedim" 5. vücutta ya da bir şeyin yüzeyinde yara oluşmasına neden olmak. 6. MEC. büyük bir dert ve üzüntü yaratmak. 7. yara kapanmayıp akıntısı sürmek. 8. MEC. üzücü bir olayın sıkıntısı bitmemek, sürüp gitmek. 9. iyileşmesi için yarasını ilaçlayıp sargıyla sarmak. 10. MEC. acısını, üzüntüsünü gidermek.(Konusu: , Kökeni: )
yaralanmak:
nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. yaralamak eylemine konu olmak, bir yerinde yara açılmak, yaralı duruma gelmek. 2. MEC. gücenmek, incinmek, kırılmak.(Konusu: , Kökeni: )
Yaralı Aşklar:
Kitabın Türü: Derleme Kitabın Yazarı: Erhan BENER Kitabın Konusu: Kitap, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman gülünç yada traji-komik öykülerin bir derlemesidir. Kitabın Ana Fikri: Yaşantımızda her ne olursa olsun yaşanılan olaylardan devamlı ders almalı ve hayatımızda verecegimiz kararlarda oldukça iyi düşünmeli ve bizim için en iyi olanı şeçmeliyiz.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
yararlı:
sıfat işe yarayan, yararı olan, yarar sağlayan.(Konusu: , Kökeni: )
yarasa:
HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ ad yarasalardan, gövdesi sıçana benzeyen, ön ayakları perdeli kanat biçiminde gelişmiş, vücudu yumuşak sık kıllarla kaplı, iskeleti hafif yapılı, uçabilen memeli hayvan.(Konusu: , Kökeni: )
yaratık:
yaratılmış canlı varlık. "İnsan, kuş, kaplumbağa birer yaratıktır"(Konusu: , Kökeni: )
Yaratılan Hava:
(Alm. Atmosphöre - Fr. atmosphere - İng. atmosphere) Bir oyunun anlamını belirten tinsel durum.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
yaratmak:
1. (Tanrı) olmayan bir şeyi ya da her şeyi oluşturup ortaya koymak, var etmek. 2. zihin ve düş gücünden yararlanılarak o zamana değin görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak. 3. MEC. ortaya çıkmasına, olmasına yol açmak, doğurmak. "Patlama heyecan yarattı"(Konusu: , Kökeni: )
Yarbay:
Yarbay; birçok ülkenin Kara güçlerinde ana görevi tabur komutanlığı olan ve Binbaşı ile Albay arasındaki askeri aşama. NATO kodu OF-4'tür.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )
Yarbay:
Yarbay; birçok ülkenin Hava güçlerinde ana görevi tabur komutanlığı olan ve Binbaşı ile Albay arasındaki askeri aşama. NATO kodu OF-4'tür.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )
Yarbay:
Yarbay; birçok ülkenin Deniz güçlerinde ana görevi tabur komutanlığı olan ve Binbaşı ile Albay arasındaki askeri aşama. NATO kodu OF-4'tür.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )
Yardakçı:
(Kar.) Karagöz oyununda şarkı söyleyen kişi. Klasik Türk müziğini iyi bilen bu sanatçıların seslerinin güzel olması gereklidir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
yardım:
ad 1. elinde bulunan olanakları ve gücü başka bir kimsenin iyiliği, onun gereksinimi için kullanma. "Bu işteki yardımınıza teşekkür ederiz" 2. genellikle karşılıksız verilen şey, bağış. "Okullara yardımdan kaçınmazdı" 3. katkı, etki. "Güneşin yardımı olmasa çamaşır zor kururdu" 4. bir konuda yardım edilmek. 5. kendisine karşılıksız para vb. verilmek.(Konusu: , Kökeni: )
yardımcı:
ad · sıfat 1. yardım eden ya da gerektiğinde yardım edecek olan (kimse). 2. bir işte, bir görevde işin yürütülmesinde, üst durumundakine yardım eden kimse. "Müdür yardımcısına durumu anlattım" 3. yardımı olan (nesne vb). "Kültür şiirde ancak bir yardımcı öğedir" 4. üniversitede doktora sonrası öğretim üyeliğinin ilk basamağının unvanı. 5. bu basamakta bulunan öğretim üyesi.(Konusu: , Kökeni: )
Yardımcı Hakem:
(Futbol Ter.) Futbol sahasının iki kenarında görevli, orta hakeme yardımcı olan hakem.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yaren:
(f.i. erk.) Arkadaş, dost, yakın dost.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Yarenbaşı:
(T.K.O.) Anadolu'da oyun düzenleyicisi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
yarı:
ad 1. bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan ya da bölümden her biri. "Ekmeği ikiye böldü, yarısını bana verdi" 2. sıfat (bir şeyin) iki eşit parçasından biri kadar olan. "Evin yarı payı onundu" 3. belirteç tümüyle olmayarak, gereğinden az. "Lafı her zaman yarı anlarsın" 4. iki eşit parçasından biri kadar, yarısı ölçüsünde. "Kapı yarı yarıya kapanmıştı, içerdekileri görüyordum" 5. iki eşit parçasından biri birisine, öteki öbürüne olarak, iki eşit parçaya bölerek, eşit bir biçimde. "Kazancı yarı yarıya paylaştık" 6. birine yaptığı yardımı sonuna değin sürdürmemek. 7. (bir araç) işin sona ulaşmasından önce bozulmak. "Bu makine insanı yarı yolda bırakır"(Konusu: , Kökeni: )
Yarı Ağır Sıklet:
(Boks Ter.) 75-81 kg.arasındaki boks sıkleti.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarı final:
(gnl.ter.) Elemeler sonunda en başarılı dört takımın oluşturduğu grup. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarı Otomatik Tabanca:
(self-loading pistol) İlk dolduruşu yapıldıktan sonraki atımlarda her seferinde sıradaki fişeği atım yatağına kendisi sürerek atışa hazır hâle gelen tabanca.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Yarı Sek:
Çok hafif tatlı olan şaraplar için kullanılan terim.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Yarı Tatlı:
Yarı-sekten daha tatlı olan, fakat tam anlamıyla tatlı olmayan şaraplar için kullanılan terim.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Yarı Vole:
(Futbol Ter.) Top yere değer değmez havalanırken vurma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarıdil:
(f.i. ka.erk.) Gönül arkadaşı, sevgili. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
yarık:
sıfat 1. yarılarak oluşmuş ya da yarılarak açılmış, yarılmış, çatlamış. "Ağacın yarık yerine kuşlar yuva yapmıştı" 2. ad yarılarak açılmış yer, geniş çatlak. 3. ad ince bir çizgi biçiminde açılmış yara, çatlak. "Soğuk, ellerindeki yarıkları büsbütün açıyordu" 4. FİZİK TERİMİ küçük bir ışık demeti oluşturmak ereğiyle bir ışık kaynağının önüne konulan ve saydam olmayan bir düzlem üzerine açılmış, ince ve uzun, dikdörtgen biçiminde küçük delik. 5. ARGO (insanda) dişilik organı.(Konusu: , Kökeni: )
Yarım:
(i.) Alman para birimi, DM Deutsche Mark.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yarım Alakoma:
(Binicilik Ter.) Binicinin atın dışarıdan zor fark edilen hareketlerine dikkat çekme amacıyla yaptığı hareketler. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarım Ay:
(d.) Bir tür uyuşturucu, pesoteye.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yarım Çöküş:
(Halter Ter.) Dizlerden az bükülme ile yapılan çöküş şekli. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarım Dönüş:
(Cimnastik Ter.) Cimnastikte, vücudun ön ve yan yönlerinin ortasına düşen bir doğrultuya yönelişi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarım Kanat:
(Alm. Halbflügel - Fr. portant pliant - İng. book-wing) Sahnede küçük girinti.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Yarım Papuç:
(d. türk fars. papuş'tan papuç) Yoksul giyimi, kötü kılıksız kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yarım Porsiyon:
(d. türk. fr. portion) Küçük yapılı, ufak tefek kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yarım Puan:
(Judo Ter.) Waza-ari. Rakibi tam olarak sırtüstü düşüremeyen veya rakibi yerde 25-29 saniye tutarak alınan puan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarım Yamalak:
1- (sıfat) Eksik, kusurlu. "Yarım yamalak bilgiyle iş görülmez" 2- (be) Baştan savma bir biçimde, üstünkörü, bitirilmeyerek. "Yarım yamalak kalan işleri tamamladık" NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Yarımada:
Yarımada, üç tarafı su ile çevrili bir tarafı karaya bağlı kara parçasına denir. Türkiye, Danimarka, İtalya, Portekiz ve İspanya gibi bazı ülkeler yarımadalar üzerindedir. Türkiye Anadolu Yarımadası, Danimarka Jylland Yarımadası, İtalya İtalya Yarımadası, İspanya ile Portekiz ise İber Yarımadası üzerindedir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Yarış Numarası:
(Formula-1 Ter.) Formula-1 otomobillerinin, sezon öncesi FIA tarafından yayınlanan listede yer alan numarası. Sıralama bir önceki sezonun şampiyonadaki puan sıralamasına göre yapılır.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yarışmalı Konuşma:
(Yun. Stichomythia; Stichos - tek dize; mythos - konuşma) Kaynağı antik Yunan tragedyası olan konuşma. Özellikle tek dizeler durumunda yarışmalı konuşma türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Yarkaya:
(t.i. erk.) Sarp, uçurumlu kaya.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yarkın:
(t.i. ka.erk.) Şimşek, ışık, ışıklı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Yarlık:
(t.i. erk.) 1- Buyruk, ferman. Yasa, kanun. 2- Yoksul, acınan. 3- Bağış, lütuf.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yarma:
(i.) İri yarı, kaba saba, görgüsüz kimse. Örn:: Lan yarma. Bi tarafını kırıp dökmeden bırak kızı. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
yarma:
ad 1. yarmak eylemi. 2. engebeli bir arazide, bir yolu geçirmek için açılmış, yarılmış yer. 3. sıfat (meyve için) kolay yarılan ve çekirdeğinden ayrılan. \"Bursa’nın yarma şeftalisi ünlüdür\" 4. ad · sıfat tahıl için) iri ve gelişigüzel kırılmış, dövme2. 5. ARGO kaba saba, iriyarı ve görgüsüz (kimse).(Konusu: , Kökeni: )
Yaruk:
(t.i. erk.) Işık, aydınlık, parlaklık, parıltı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yasa:
(t.i. erk.) Sevinç memnuniyet, beğenme ve alkış ifade eder; yaşasın, ömrü çok olsun, aferin.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
yasak:
ad 1. bir şeyin yapılmasına karşı konulan yasal ya da yasal olmayan engel. "Balık avlama yasağı başladı" 2. sıfat yapılmaması istenmiş olan, yasaklanmış. "Tramvaydan sarkmak yasaktır" 3. sıfat izinsiz girilemeyen, yapılamayan. "İnşaata girmek yasaktır" 4. inanışa ve din kitaplarına göre, cennette Âdem ile Havva’nın, kendilerine yasaklanmış olduğu halde yedikleri meyve. 5. MEC. insana çok çekici gelen şey. 6. (bir şey) gereğince olmamakla birlikte şimdilik işe yaramak. 7. bir işi gönülsüz olarak, hatır kırmamak için, üstünkörü bir biçimde yapmak.(Konusu: , Kökeni: )
yasal:
sıfat yasalara uygun.(Konusu: , Kökeni: )
yasama:
ad 1. yasa yapma, yasa koyma. 2. HUKUK TERİMİ genel, soyut, nesnel ve sürekli nitelikleri olan kurallar koyma, yasa yapma işi. 3. parlamentonun yasa yapma, değiştirme ve kaldırma yetkisi. 4. parlamento. "Yasama gücüyle yürütme gücü ayrıdır"(Konusu: , Kökeni: )
Yasan:
(t.i. erk.) 1- Tertip, düzen. 2- İmge, belirti. 3- Bir işi yapma isteği, karar. 4- Öngörü. 5- Baskın.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yasavul:
(t.i. erk.) 1- Koruyucu muhafız. 2- İlhanlılar devrinde ordu müfettişliği yapan kimse. 3- Jandarma, polis.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yasemin:
(f.i. ka.) Zeytingillerden, güzel kokulu ve ekseriya beyaz veya sarı çiçek açan sarılgan ağaççık. (jasminum)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Yasemin:
(yasemen) Zeytingiller familyasından; kışın yaprak döken veya her zaman yeşil olan bir çalı veya sarılıcı odunsu bir bitkidir. Genç sürgünleri yeşildir. Çiçekleri salkım durumundadır. 200 kadar türü vardır. Sarı çiçekli yasemin, hakiki yasemin yurdumuzda yetişir. Tıbbi yasemin, beyaz çiçekli ve güzel kokuludur. Faydası:: Romatizma, nikris ve mafsal ağrılarını giderir. Ateş düşürür. Kabızlığı giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Yaser:
(a.i. erk.) Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Yasin:
(a.i. erk.) Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle birlikte, "Ey insan, Ey Seyyid" gibi muhtelif anlamlar çıkarılmıştır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Yasin Suresi:
(a.i. سُورَةُ يٰسٓ) yasin sûresi; ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. kur'an-ı kerim'de 36 ncı sure, 22 nci cüz, 439 ncu sayfadadır. 83 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 41 nci sıradadır. cin suresi'nden sonra, furkan suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. sûreye isim olarak verilen "yâsîn"in, genellikle "ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. bununla kasd edilen, hz. peygamber'dir. yâsîn sûresi kur'an'ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. fazileti hakkında hadisler vardır. surede başlıca insanın sorumlulukları, vahiy, muhammedi yalanlayan kureyş, Antakya halkına giden hıristiyan elçiler, Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, şeytan, öldükten sonra dirilme, kıyamet, hesab ve ceza konu edilmektedir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Yasin suresi:
Kur’an-ı Kerim’in otuz altıncı suresidir. Mekke’de inmiştir. Seksen üç ayettir. Adını ilk ayette geçen “Ya-Sin” harflerinden almıştır. Ölmek üzere olan hastalara okunması tavsiye edilen sureyi, Hz. Peygamber ‘Kur’an-ı Kerim’in kalbi’ olarak nitelemiştir. Sureye, Hz. Muhammed’in hak bir peygamber, Kur’an-ı Kerim’in de ilahî bir kitap oluşunun önemine vurgu yapılarak başlanır. Kur’an-ı Kerim’in ve Hz. Muhammed’in gönderiliş amacından bahsedilir. Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr eden ve ona karşı koyan Kureyş müşrikleri uyarılır. Bu çerçevede, müşriklerin her yaptığının amel defterlerine yazıldığı haber verilir. Surede, geçmiş toplumlarda inançları uğruna mücadele edip şehit olanlar ve cennette onlara verilecek nimetler tanıtılır. Allah’ın dini uğrunda canlarından vazgeçen bu insanlara ölüm anında yapılan ikramlar dile getirilir. Tabiattaki olaylar; bitkilerin yeşermesi, sonbahar ve kışla beraber canlılıklarını kaybetmeleri, güneşin ve ayın hareketlerindeki düzen ile Allah’ın yaratmasındaki süreklilik arasında ilgi kurulur. Nuh Peygamberin, kavmini Allah’ın bir lütfu olarak kurtarmasına rağmen, daha sonra onun soyundan gelenlerin hakikatten yüz çevirmelerine yer verilir. İnsanların inkârcılık, cimrilik ve sapkınlaşmaları kınanır. Kıyametle beraber insanların yeniden dirilişleri, hesap vermek için mezarlarından kalkışları anlatıldıktan sonra cennet tasvirleri yapılır. İnsan, cennete özendirilir. İnsanın cennete girmesine engel olan en büyük düşmanın şeytan olduğu ve ona karşı uyanık durması öğütlenir. Ahiret gününde dünyada yapılan hiçbir şeyin Allah’tan gizlenemeyeceği haber verilir. İnsan, yaptığı kötülükleri gizleyecek olsa bile suç işleyen organlarının kişinin aleyhine tanıklık yapacağı açıklanır. Kur’an-ı Kerim’in vahiy olduğu; şiirle hiçbir ilgisinin bulunmadığı vurgulandıktan sonra Allah’ın gerçek bir ilah olarak insanlara yaptığı iyilikler sayılır. Bu kadar iyilik yapılan insanın, Allah’a karşı gelmesi ve hakikate düşman olması kınanır. Yaş ağaçtan nasıl ateş çıkarılıyor, spermden insan yaratılıyorsa, çürüyüp toprak olacak olan bedenlerin de Allah tarafından yeniden diriltileceği vurgulanır. Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve egemenliğinin sonsuz olduğunu bildiren ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
yaslanmak:
1 1. kendini dayamak, dayanmak. "Adam duvara yaslanmıştı" 2. MEC. güvenmek. "Bunu söylerken gençliğine yaslanmaktaydı"(Konusu: , Kökeni: )
yaslanmak:
ösz yas içinde olmak, yasa bürünmek.(Konusu: , Kökeni: )
yaslı:
sıfat yas tutan, yasta bulunan, yası olan.(Konusu: , Kökeni: )
Yassılmak:
(f.) (Bir şeyden, birisinden) Çok hoşlanmak, ağzının suyu akmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yasun:
(t.i. erk.) 1- Tarz, üslup, töre. 2- Doğa, tabiat.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
yaş:
ad 1. var oluştan, doğuştan bu yana geçen ve yıl birimiyle ölçülen zaman. "Kadınlara yaş sorulmaz" 2. yaşamın çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi evrelerinden her biri. "Genç yaşta hapishaneye düştü" 3. bir kurumun, kuruluşun, düzenin vb. kurulduğundan beri geçen zaman. "Gazetemiz yetmiş yaşında" 4. GÖKBİLİM TERİMİ bir gökcisminin oluşmaya başladığı günden günümüze değin geçirdiği zaman süresi. 5. (çocuk) bir yaşına ulaşmak. "Oğlum yaşını doldurdu" 6. bir görevde öngörülen belli bir yaşa ulaşmak.(Konusu: , Kökeni: )
Yaş Deri Ticarethanesi:
(d. türk. a. ticaret, fars. hane) Genelev, randevuevi. Fuhuş yapılan yer.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yaşa Basmak:
(d.) 1- Riske girip zarar görmek. 2- Hileye aldanmak. Tuzağa düşmek. Örn:: Gişenin tabanında imdat zili olduğunu bilsen yaşa basmazdın ki. (Orhan Kemal, Sokakların Çocuğu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yaşam:
(t.i. ka.erk.) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
yaşam:
ad 1. canlılarda, doğumdan ölüme değin, etkinliği sağlayan olgular bütünü. 2. doğumdan ölüme değin geçen süre. \"Gerçeği yaşamının sonuna doğru görebilmişti\" 3. canlıların ana özelliği, canlı olma durumu, canlılık. \"Sudan çıkan balıkta yaşam sona erer\" 4. FELSEFE TERİMİ canlılarda, ölümün karşıtı olan durum, varlık biçimi ve varlık alanı. 5. FELSEFE TERİMİ insanın ruhsal ve tarihsel eylemlerinin tümü. 6. içinde yaşanılan koşulların tümü, yaşam biçimi. \"Bu yaşama alışamadım\" 7. geçim koşulları, geçim koşullarının tümü. \"Yaşam pahalılığı artıyor\" 8. kişisel durum ve meslek. \"Bunu iş yaşamında çok görürsünüz\" 9. canlılığı gösteren kaynaşma, canlılık. \"Bu sokakta yaşam kalmamış\" 10. yazgı, kader. \"Yaşam önüne engeller koymuş\" 11. yaşamı sağlayan koşulların tümü, canlı varlık, canlılık. \"Ay’da yaşam olmadığı anlaşıldı\" 12. yaşamöyküsü. \"Bize yaşamını anlattı\" 13. o kimse ya da şey tarafından ölümden kurtarılmış olmak. 14. birinin yaşamı bir başkasınca sağlanmış olmak.(Konusu: , Kökeni: )
Yaşam ve Adalet Partisi:
Kısa Adı: YAP Genel Merkezi: * Kuruluş Tarihi: * Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: * Sona Eriş Nedeni: * Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası) (Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Yaşanur:
(t.i. ka.erk.) (bkz:: Yaşa) Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Yaşar:
Mehmet Yaşar GÜNAÇGÜN (d:1970; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Yaşar:
(t.i. ka.erk.) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Yaşar Duran:
(lakabı/sp.) Kova Yaşar(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
Yaşar Kemal:
Kemal Sadık GÖKÇELİ (d:1923; ö:2015)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Aziz NESİN Kitabın Konusu: Yaşar Yaşamaz adlı karakter hapse girmesinin ardından mahkûm arkadaşlarına hayat hikâyesini anlatır. Devlet, Yaşar Yaşamaz'ın nüfus kayıtlarına göre bir ölü olduğunu düşünmektedir ama yine de askerlik görevini yerine getirir. Yaşar nüfus kâğıdı çıkaramaz ve olaylar hem güldürü hem de düşündürücü şekilde gelişir. Kitabın Ana Fikri: Aziz Nesin kitabında bürokrasiyi, bozuk düzeni eleştirmiş.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Yaşık:
(t.i. erk.) Işık, parıltı, parlaklık.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yaşıl:
(t.i. erk.) 1- Yeşil. 2- Erkek ördek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yaşın:
(t.i. ka.erk.) 1- Işık, parlaklık. 2- Gizli. 3- Şimşek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
yaşlanmak:
nesnesiz (nesne almayan) eylem yaşlı duruma gelmek, yaşı ilerlemek, yaşlılığa yaklaşmak.(Konusu: , Kökeni: )
yaşlı:
sıfat yaşı ilerlemiş, yaşlanmış.(Konusu: , Kökeni: )
yaşlı:
sıfat (göz için) yaşla dolmuş, yaşlanmış, ıslanmış.(Konusu: , Kökeni: )
Yat:
(ing.i. yacht < Felemenk.) Özel geziler ya da yarışlar için kullanılan, yelkenli ya da motorlu küçük gemi. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Yatak:
(i.) İçki bardağı, kadeh, özellikle bira bardağı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yatak Odası Sesi:
(İng. bed room voice - Alm. Schlafzim merstim me) Özellikle kadın oyuncunun kullandığı bezgin, nazlı, mahrem, kısık, tutkulu ses.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Yatakhane:
(b.i) 1- Okul, fabrika gibi yerlerde, büyük çoğunluğun yatmasına elverişli yatak salonu. 2- (yatılı okullarda) Öğrencilerin yattığı yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Yatarak Atış:
(Atıcılık Ter.) İki elle tutulan tüfeğin omuz ve askı ile desteklendiği yerde atış pozisyonu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yatay Parmaklık:
(Cimnastik Ter.) Cimnastikte, birbirinden 0.85-1.00 m açıklıkta 2.80 m yükseklikte dikmeler arasına 9 cm aralıkla dizilen, oval kesitli basamakları olan ve düşey olarak duvara bağlanan geniş merdiven biçiminde asılma ve tırmanma aracı.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yatık Pas:
(Voleybol Ter.) Hızlı olmayan ve genellikle pasör tarafından alçak paslar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Yatırmak:
(f.) 1- Gerekli ilgiyi göstermemek, ihmal etmek. Örn:: Dersleri yatırıyorsun bakıyorum. İkmale kaldın mı mahvettim. (Muzaffer Buyrukçu, Büyük Oyunda Bir Parça) 2- Yenilmek. Yenilgiye yol açacak biçimde davranmak. (bkz:: Takımı Yatırmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yating:
(ing.i.) (sp.) Yelkenli yatlarla yapılan yarış biçimindeki spor.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
yatkın:
sıfat 1. (bir şeye) alışkın, usta, becerikli, yetenekli. "Eli işe yatkınlara hemen iş verdiler" 2. bir yana eğilmiş, yatık. 3. kullanılmadığı halde uzun süre durduğu için sağlamlığını yitirmiş, çürük (mal). 4. MEC. alışmış, benimsemiş, eğilimli. "Gönlüm bu işe yatkındı" 5. HALK AĞZINDAN birkaç yıl sürülmeden bırakılmış (tarla) ya da uzun süre iş gördürülmemiş olan (hayvan).(Konusu: , Kökeni: )
Yatmak:
(f.) 1- Cinsel ilişkide bulunmak. 2- (İş, durum) Yürümemek, kalmak, olumsuz bir neden yüzünden başarısızlığa uğramak. Örn:: Öyleyse yatar bu iş. Haydi bana eyvallah. (Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi) 3- (Bir şeye) Eğilim göstermek, (bir şeyle) doyum sağlamaya alışmak. 4- (Bir şeyle) Yetinmek, yetinmek zorunda kalmak. Örn:: Aylıkları naylon çoraplara döküp aybaşlarına kadar işkembe çorbalarına yatmak filan hiç bunun yanında. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) 5- (Esnaf) Ortak oimak. Örn:: Ben sana yatacağım. Yani ben sana ortak olacağım. (Arslan Kaynardağ, Bİtpazarının Gizli Dili ve Argosu) 6- Bir yerde sürekli durmak. Özellikle birisini gözlemek İçin kişinin evi ya da işyeri çevresinde sürekli bulunmak. Örn:: Evine yatarız, sotasında çıkız, ederse zımbalarız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Yatman:
(t.i. erk.) Boyun eğen, uysal, yumuşak başlı kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
yatsı namazı:
Akşam namazının vakti çıktıktan sonra kılınan ve beş vakit namazın sonuncusu olan farz namaz. Yatsı namazı on rekâtlık bir namazdır. Kılınış vakti, akşam namazı vaktinin çıkmasından sabah namazı vaktinin girmesine kadar devam eder. Yatsı namazı, dört rekât ilk sünnet, dört rekât farz ve iki rekât da son sünnet şeklinde kılınır. Üç rekâtlık vitir namazı yatsı namazından sonra kılınır. Örn:: “Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazıdır. Şayet, münafıklar bu iki namazın sevabını bilselerdi emekleyerek de olsa (cemaate) gelirlerdi.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Yatuk:
(t.i. erk.) 1- Kanun, santur vb. sazların genel adı. 2- Saklanan kullanılmayan şey. 3- Tembel.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Yavanlık:
Asitliliği düşük, yapısı ve karakteri zayıf olan düşük kaliteli şarapları tanımlayan tadım terimidir.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )