Haydi Öğrenelim!
astrojeoloji:
(ing.i. astrogeology) gezegenlerin, asteroidlerin jeolojisini araştıran bilim dalı.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
zira:
ESKİMİŞTİR bağlaç şu nedenle, şundan dolayı, çünkü. Köken(Konusu: , Kökeni: )
Zirkon:
(fr.i. zircon) Renksiz. Sarı, Yeşil, Kahverengi türleri bulunabilen, doğal ve saydam, zirkonyum silikattan ibâret, elmasa benzer parlaklıkta kıymetli taş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zirkonyum:
Sembolü: Zr Atom Numarası (Proton Sayısı): 40 Atom Ağırlığı: 91.224 g/mol Elektron Sayısı: 40 Element Serisi: Geçiş metalleri Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 4B, 5 Yoğunluk: 6.52 g/cm³ Erime Noktası: 1855 °C Kaynama Noktası: 4377 °C Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Gümüşi beyaz Keşif: Zirkonyum metali ilk olarak 1789 yılında Martin Heinrich Klaproth tarafından keşfedilmiştir. 1824 yılında ise Jons Jakob Berzelius tarafından izole edilmiştir. Zirkonyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Zirkonyum pompa ve kapakçıklarda anti-korozyon bileşiği olarak kullanılır. Nötronları absorbe etmez, bu nedenle nükleer reaktörlerde yaygın olarak kullanılır.(Konusu: Elementler, Kökeni: )
Zirkonyum:
(fr.i. zirconium) Kurşunî veya siyah renkte, alaşımlarda ve seramikçilikte kullanılan, yoğunluğu 6,5, erime derecesi 1900°C civârında, atom ağırlığı 91,22, atom numarası 40, sembolü Zr olan metaller grubundan element.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zirman:
(sf.) İri yarı, irikıyım kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zirve:
(a.i. ka.erk.) Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Zirzop:
(Kar.) Delişmen bir tip. Perdeye sık çıkmaz.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Zirzop:
(kbd. sf.i.) Aklına eseni yapan (kimse), şımarık, delişmen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Zişan:
(a.i. ka.erk.) 1- Şanlı, sereni. 2- Canlı. 3- Bir tür lale. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Zivekar:
(a.i. erk.) Vekarlı. Vakar dolu. Vakar sahibi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ziver:
(f.i. ka.erk.) Süs, bezek. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Ziverbey:
(t.i. erk.) (bkz:: Ziver)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ziya:
(a.i. erk.) Aydınlık, parlaklık, nur, ışık.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ziya Kaya:
Gemlik ilçesinin Cumhuriyet dönemi ilk belediye başkanı.(Konusu: , Kökeni: )
Ziyad:
(t.i. erk.) Fazlalık, çokluk. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. Ziyat.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ziyaeddin:
(a.i. erk.) Dinin ışığı, aydınlığı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ziynet:
(t.i. ka.) (bkz:: Zinet)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Ziyneti:
(a.i. ka.) Süsle, bezekle ilgili.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Zobu:
(t.i. erk.) 1- İri yarı, kadın, kaba. 2- Delikanlı. 3- Zor, sıkıntılı. 4- Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Zodyak:
(fr.i. zodiaque < Lat. < Yun.) (ast.) Gök küresinde, üzerinde Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık adlarını taşıyan on iki burcun eşit aralıklarla yer aldığı kuşak. (eş.anl.) Burçlar kuşağı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zoka:
(i.yun.) Hile, tuzak. Örn:: Bu bir zokaydı belki de. Konum uygun olmasa, ortam beş yıldır hazırlanmasa, Aslı bu zokayı yutmaz yuttururdu.(Füsun Erbulak, 60 Günlük Bir Şey)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zoka:
(ita.i. soga) [Kelime Yunanca’da da geçer] 1- Büyük balıkları tutmak için kullanılan, ucu iğneli balık biçiminde kurşun parçası. 2- (mec.) Hîle, tuzak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Zokaya Düşmek:
(d. yun. türk.) Hileye aldanmak, tuzağa düşmek. Örn:: Biz varız yalnız hayatta onların zokasına düşen. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) Zokaya Gelmek, Zokayı Yutmak biçimlerinde de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zokayı Yutmak:
(d. yun. türk.) Aldatılmak, Aldanmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zokayı Yutturmak:
(d. yun. türk.) Hile yapıp aldatmak, tuzağa düşürmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zom:
(sf.) (içki, uyuşturucu vb. kullanmak yüzünden) Esrimiş, sarhoş, kendisinden geçmiş. Örn:: Perukar herifi görünce: -Zom olmuş duracak hali yok dedi demedi garsonlar kümeyi önlediler. Çalgı da sustu. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) Örn:: Kafayı bulup gidecektim moruğa isteyecektim. Fazla kaçırmışım zom olup çıktım.(Orhan Kemal, Gavurun Kızı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zomlamak:
(f.) Sarhoş olmak, esrimek, Zom Olmak. Zomlaşmak diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zona:
(fr.i. zona < Lat. zona “kemer, kuşak”) Bir virüsün sebep olduğu, bedenin bir yarısında ortaya çıkan, genellikle bir sinir telinin uzantısı üzerinde tespih taneleri gibi dizilmiş, ağrılı ve iltihaplı küçük kabarcıklarla kendini gösteren deri hastalığı, gece yanığı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zone Trap:
(Basketbol Ter.) Topun belli bir yere sürülüp sıkıştırma yapılan bölge alan savunması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Zonguldak:
Zonguldak Tarihi; Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişmend, Candaroğulları ve Osmanlı dönemleri yaşamıştır. Yöreye Anadolu Selçuklu ordusu 1084 yılında gelmiş ve yöreyi fethetmiştir. Daha sonra ise yöreyi Cenevizliler ele geçirmiştir, beylikler döneminde ise Candaroğulları bölgede hakimiyet kurmuştur. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı almasıyla birlikte Zonguldak ve çevresi tamamen Osmanlıların eline geçmiştir.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Zonguldak:
Zonguldak İlçeleri: 1-Merkez 2-Alaplı (04.07.1987) 3-Çaycuma (01.09.1944) 4-Devrek 5-Ereğli 6-Gökçebey (20.05.1990) 7-Kilimli (06.12.2012) 8-Kozlu (06.12.2012)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Zonguldak:
Zonguldak; Kuzeyden Karadeniz, Kuzeydoğudan Bartın, Doğudan Karabük, Güneyden Bolu, Batıdan Düzce ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Zonguldak:
Nesiyle Meşhur: Taş Kömürü, Devrek Bastonları, Devrek Beyaz Baklavası, Zonguldak Odunu meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Zonguldak:
Zonguldak'ta Gezilecek Yerler: Kızılcapınar Baraj Gölü, Halil Paşa Konağı, Köprülü Camii, Gökgöl Mağarası, Kozlu Kaplıcası, Filyos Antik Kenti, Sofular Mağarası, Fetih Çınarları, Çitdere Tabiat Koruma Alanı, Cehennemağzı Mağaraları, Cumayanı Mağarası, Çayır Köyü Su Mağarası.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Zonguldak:
Genel Bakış: Batı Karadeniz Bölgesi'nde, Karadeniz'e Batı ve Kuzeyden kıyısı olan ilimizdir. • Zonguldak ismi Fransızca "zone" ve Türkçe "Göldağı" sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur. • (Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Zonguldakspor:
Taraftar Grubu: Ultras Elmas ve Genç Zonguldaklılar.(Konusu: Lakap Türk Tk., Kökeni: )
Zongur:
(i.) Kaba saba kimse, hödük, taşralı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zonta:
(yun.i.) Görgüsüz, kaba saba kimse, hödükten de hödük, aşırı görgüsüz kişi. Örn:: Yaşadığın sürece boğuşursun herkesle. Nadide ayılarla Çağ atlayan dayılarla. Aile sorunlarıyla Tespihli zontalarla. (Rüstem Batum, İki Ters Bi Düz Laflar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
zooarkeoloji:
(ing.i. zooarchaeology) arkeolojik kazılarda bulunan hayvan kemiklerini arkeolojik bir bakış açısı ile değerlendiren bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Zoolog:
(fr.i. zoologue) Zooloji bilgini. (eş.anl.) Hayvan bilimci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
zooloji:
(ing.i. zoology) hayvanbilim. hayvanları çeşitli yönleriyle inceleyen bir bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Zooloji:
(fr.i. zoologie < Yun.) Yaşambilimin hayvanları yapı, görev, davranış v.b. olarak ele alan, sınıflandırılmaları ve yeryüzüne dağılışlarıyla uğraşan dalı. (eş.anl.) Hayvan bilimi. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zoolojist:
(fr.i.) Zooloji bilgini. (eş.anl.) Hayvanbilimci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zoospor:
(fr.i. zoospore < Yun.) Su mantarları ve su yosunlarında bulunan, üzerindeki titrek kirpiklerle hareket eden ve sellüloz zarı olmayan üreme hücresi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zootekni:
(fr.i. zootechnie < Yun.) Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Zoptik:
(sf.) Zıpır, hoppa.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
zor:
ad 1. güçlük, sıkıntı, rahatsızlık. "Zoru görünce kaçtı" 2. sıfat sıkıntıyla ya da güçlükle yapılan, kolay olmayan, güç. "Bu zor işi başarmalıyız" 3. zorunlu olma durumu, zorunluk, yüküm. "Bu işi böyle yapmak zorunda mıyız?" 4. güç kullanma, baskı. "Halkı zor altında tutmak zordur" 5. ünlem kolay değil, yapamazsın! "Onu döveceğim. –Zor!" 6. belirteç kolay olmayarak, zorla, güçlükle. "Otobüsün direksiyonu zor çevriliyor" 7. zorlaşmak, güçleşmek. 8. ancak zor kullanmakla sonuçlanacak bir duruma gelmek. 9. sıkı çalışmaya, sıkıntıya dayanamamak. 10. baskıya katlanamamak. 11. seni zorlayan durum ne, neden kendini zorluyorsun? 12. amacın ne, derdin ne, ne istiyorsun?(Konusu: , Kökeni: farsca)
Zoral:
(t.i. erk.) "Zoru başar" anlamında kullanılan bir ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
zorba:
sıfat 1. gücüne güvenerek ve güç kullanarak başkalarının hakkını ele geçiren, halkı baskıyla yöneten (kimse). 2. her zaman zora başvuran, zor kullanan (kimse).(Konusu: , Kökeni: farsca)
zorla:
belirteç 1. zor kullanarak, baskıyla. 2. içten gelmeyerek, isteksiz olarak, istemeye istemeye. 3. kişiye, beğenmediği şey zorla beğendirilemez. 4. insana, zor kullanarak bir şey yaptırılamaz.(Konusu: , Kökeni: fars+t)
Zorlantı:
(compulsion) Gereksiz ve uygun olmayan bir davranışın yapılması için sürekli ve dayanılmaz bir uyaranın varlığı. Kompulsiyon.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Zorlu:
(t.i. erk.) 1- Güzel, çok güzel, iyi. 2- Yakışıklı. 3- Güçlü, dayanıklı. 4- Sert, keskin. 5- Yürekli, cesur. 6- Girgin, girişken.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Zorro:
1919 yılında Pulp dergisinde Johnston McCulley tarafından yaratılan hayali karakterdir. Zorro, Diego de la Vega (asıl Don Diego de la Vega) eski bir gazeteci polis-adliye muhabiridir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Zort:
(ono.i.) Yellenme, osuruk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zortu Bozuk Olmak:
(d.) Rahat olmamak, keyfi kaçmış olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
zorunlu:
sıfat 1. varlığına kesin bir biçimde gereksinim duyulan. "Besin, canlı için zorunludur" 2. yerine getirilmesi gereken, kaçınılmaz olan. "Her insanın birtakım zorunlu görevleri yok mudur?" 3. doğal olarak olması gereken, olması kaçınılmaz olan. "Güneş’in doğuşu zorunludur"(Konusu: , Kökeni: fars+t)
Zorunlu Hareketler:
(Cimnastik Ter.) Artistik patinajda olduğu gibi cimnastikteki bazı yarışmalarda sporcuların yapmak zorunda oldukları, önceden belirlenmiş hareketler.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Zorunlu oynama:
Atılan sayılarda belirtilene gore, sadece bir meşru hamlenin yapılmasına izin verilen durum.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
zorunsuzluk:
ad zorunlu olmama durumu.(Konusu: , Kökeni: fars+t)
Zostik:
(bkz:: Susti)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zozik:
(i. esk.) 1- Zamparalık eden evli erkek. 2- Muhabbet tellalı, pezevenk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zöfür:
(a.i. sıfr, sıfır'dan b.) Sıfır, hiçbir değeri olmayan. (not, nesne, kimse) T. için bk. Taş Gibi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zuhal:
(a.i. ka.) Güneşe uzaklık bakımından altıncı durumda olan gezegen, satürn.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Zuhal Olcay:
Zuhal İŞANÇ (d:1957; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
zuhriahir namazı:
1- En son öğle namazı. 2- Cuma namazının şartlarının yerine gelmediği yer ve durumlarda, cuma namazı kılındıktan sonra o günün öğle namazının yerine geçmek üzere tedbir olarak kılınan namaz. Zuhriahir namazı, cumanın son sünnetinden sonra dört rekât olarak kılınır. Zuhriahir namazı ya öğle namazının ilk sünneti gibi ya da öğle namazının farzı gibi kılınabilir. Zuhriahir namazının kılınabileceği görüşü, sonraki dönem Hanefi âlimlerine aittir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Zuhruf Suresi:
(a.i. سورة الزخرف) zuhruf suresi; altın ve mücevher anlamına gelir. sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah'ın insana sahib olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. kur'an-ı kerim'de 43 ncü sure, 25 nci cüz, 488 nci sayfadadır. 89 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 63 ncü sıradadır. şura suresi'nden sonra, duhan suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. surede arştan, rahman'dan, isa, musa, firavun ve kıyamet günü'nden bahsedilir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Zuhruf suresi:
Kur’an-ı Kerim’in kırk üçüncü suresidir. Mekke’de inmiştir. Seksen dokuz ayettir. Adını otuz beşinci ayette geçen ve ‘süs, altın takı’ anlamına gelen “zuhruf” kelimesinden almıştır. Sureye, Kur’an-ı Kerim’in özellikleri anlatılarak başlanır. İnsanlara, Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamaları tavsiye edilir. Peygamberlerini alaya alıp sonra da inkârda direnen toplumların başlarına gelen felaketler anlatılır. Müşriklerin, Allah’ın varlığını kabul etmelerine rağmen onun emirlerine ve yasaklarına kulak vermemelerindeki duyarsızlıkları kınanır. Surede, insanlığın yararı için Allah’ın verdiği bazı nimetler sayılır. İnsanların bu nimetlere karşılık Allah’a şükretmeleri istenir. ‘Allah çocuk edindi.’ diye iftira etmenin, melekleri ‘dişi varlıklar’ olarak saymanın ve putları Allah ile insan arasında aracı yapmanın çirkinliğine değinilir. Bu çerçevede, İbrahim Peygamberin putperestlere karşı yaptığı mücadeleye de yer verilir. Hz. Muhammed’e karşı inkârda direnen ve Kur’an-ı Kerim’i sihir olarak kabul eden müşriklerin yanlış düşünceleri üzerinde durulur. Surede, peygamberlik makamının Allah’ın lütfuyla verildiği belirtilir. Peygamber seçiminde maddi değerlerin öneminin olmadığı üzerinde durulur. Dünyadaki her türlü ‘kıymetli eşyanın’ Allah katında bir değerinin olmadığı açıklandıktan sonra, Allah’ın zikri olan Kur’an-ı Kerim’e karşı saygısızca davrananların şeytanın dostları olduğu anlatılır. Hz. Peygamber’i teselli etmek için, geçmişte Musa Peygamberin de İsrailoğulları ve Firavun tarafından yalanlandığı ele alınır. İsrailoğulları’na sürekli işkence yapan Firavun’un kötülüklerine yer verilir. Surede, kıyamet vurguları yapılır. İnkârcıları bekleyen cehennem tasvirlerine sıkça yer verilir. Müminler için hazırlanan cennet nimetleri de tek tek sayılarak insanlar cennete özendirilir. Kur’an-ı Kerim’in mutlak doğruyu gösteren bir kitap olduğu tekrar hatırlatıldıktan sonra insanların vahye sıkıca tutunmaları tavsiye edilir. İnsana hiçbir yararı olmayan putlar ve putçuluk yerilir. Körü körüne bir iman yerine bilinçli bir iman önerilir. Allah’ın güç ve kuvvetindeki eşsizliğinin vurgulandığı ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Zuhur:
(a.i. ka.erk.) Görünme, meydana çıkma, baş gösterme. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Zuhuri:
(a.i. erk.) Orta oyununda komik rolünü yapan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Zuhuri:
(Ort. O.) Orta Oyunu kollarımdan biri olan Zuhuri Kolunu yöneten sanatçı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Zuhuri Kolu:
(Sey. O.) Orta oyunu kollarının ikincisi. (bkz:: Han Kolu)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ZUKI / SUKI:
(Zuki) Yumruk.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Zula:
(i.) Hapishanede yasak nesnelerin saklandığı yer. Gizli saklı köşe. Örn:: Mapushanede bıçak kıtlığına kıran girse Aziz'in zulasından en az iki tane bulunurdu. (Adnan Veli, Mapushane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zula Etmek:
(d.) 1- Saklamak, gizlemek. Örn:: Şapkalı buyur dayı dedi. Köyden yeni gelmiştik ekmek yiyok dedi. Şarabı zula ettik. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 2- Vermek, gizlice vermek. Örn:: Pırpır Hamdi gazete kağıdının içine kedi pisliği koymuş usulcacık Gavur Aliye zula etmişti. (Adnan Veli, Mapushane Çeşmesi) 3- (Bıçağı, kamayı) Batırmak, sokmak. Örn:: Külhanbeyi- (Bıçağın ucunu göstererek) Bu kadar zula edersem üç aydır yarısına kadar zula edersem üç senelik iş. (Ortaoyunu, Kanlı Nigar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zula Olmak:
(d.) Gizlenmek, saklanmak. Örn:: Eve geç kalmıştı. Bir an önce gidip bir kıyıya zula olmalı. (Orhan Kemal, Tersine Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zulacı:
(i.) Hapishanede (yatılı okul vb.) birisinin saklaması gereken eşyayı saklayan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zulacılık:
(i.) Zulacı'nın edimi, işi, işlevi. Örn:: Onun tabancasını, şişini, muştasını, bıçağını ve filsiniri denilen kamçısını gizleyip taşıyarak zulacılığını yaparlar ki yetişsinler. (Aziz Nesin, Surname)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zulalamak:
(f.) Saklamak, gizlemek. Örn:: Nurettin parayı kasaya zulaladıktan sonra Albayım Necdet'in elini hararetle sıktı. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu) (bkz:: Zula Etmek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zulası Patlamak:
(d.) (Saklanmış, gizlenmiş bir şey) Ortaya çıkmak, bulunmak, çalınmak. Örn:: ya zulasını patlattığımız herif geldiyse. (Kanat Güner, Eroin Güncesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zulaya Atmak:
(d.) (Bir şeyi) Gizli saklı bir yere koymak, bir köşeye saklamak. Örn:: Hii Elmaslara ebüyeee.. -Depoya girince ne olur ne olmaz diye iki üç avuç zulaya atmıştım. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
zulüm:
1- Baskı, şiddet, eziyet, işkence, haksızlık etme, haddi aşma. Örn:: “…Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız…” (Hadis) 2- Allah’a ortak koşma, sapıklık, dalalet, Allah’ın birliğini inkâr etme. “Güven içinde bulunacak olanlar; iman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlardır. Çünkü bunlar dosdoğru yoldadırlar.” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/82 nci Ayet) 3- Kendisine tanınan hukuki sınırı geçme, başkasının hakkını alma. Örn:: “Kim, başkasına ait bir toprak parçasını zulüm ile alırsa; kıyamet gününde o toprak parçası bu kişinin boynuna yedi kat ağırlığıyla geçirilecektir.” (Hadis) 4- Büyük günahlardan birini işleme, günahına tövbe etmeme, isyan. Örn:: “Kim, bir zulüm yaptıktan sonra tövbe eder, durumunu düzeltirse Allah onun tövbesini kabul eder.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/39 ncu Ayet) 5- Allah’ın vahiyle koyduğu ilke ve sınırları tanımama, dinde keyfi hareket etme.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ZUM:
"En basit şekliyle ""yakınlaştırma özelliği"" olarak tanımlanabilir. Çoğu zaman fotoğraf makineleri ve video kameraların görüntüyü ne kadar yakınlaştırabildiklerini belirtmek için kullanılır. Örneğin 3X zum özelliğine sahip olan bir fotoğraf makinesi, çekilecek pozu normalden 3 kat daha yakına taşıyabilmektedir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
zurbaz:
(Körm. O.) Bileğinin ve pazusunun gücüyle hüner gösteren oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Zurna:
(fars.i. nay-ı sür surnay'den) 1- Erkeklik organı, penis. 2- Esrik, sarhoş. Örn:: O günden sonra Arda başyazılarını ne kadar zurna da olsa kendisi yazar oldu. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden) 3- (sf.) Gülünç, komik. Örn:: Giymek İçin siperi arkaya çevirdim evet çok zurna bir şeydi ama hoşuma gidiyordu. (J.D.Salinger - Adnan Benk, Gönülçelen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Zurna Balığı:
Bilimsel Adı: Scomberesox saurus. Familyası: Scomberesocidae familyasına ait bir deniz balığı türü. Diğer Adı: Uskumru turnası da denir. Atlas Okyanusu'nda ve Avustralya'yı çevreleyen denizlerde yaygındır. Ilık ve sıcak denizlerin üst düzeylerinde ve sahillerden uzakta yaşar. Uzunlukları ortalama 50 santimetredir. 20-30'lu gruplar halinde gezerler. Bilhassa Ege ve Akdeniz'de rastlanır. Etçil bir balıktır ve sürü halindeki küçük balıklarla beslenir. Etleri beyaz ve lezzetli olmakla beraber kütle avcılığı yapılamadığı için ekonomik değeri önemsizdir. İlkbahardan yaza kadar her seferinde 1000-1500 olmak üzere 7-8 defa yumurta verirler.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Zurnacı:
(Ort. O.) Orta Oyunu'nun curcuna bölümünde, Pişekar ile Kavuklu'nun alana ilk çıkışlarında özel besteyi çalan çalgıcı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Zübeyde:
(a.i. ka.) Öz, asıl, cevher.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Zübeyir:
(a.i. erk.) (bkz:: Zübeyr)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Zübeyr:
(a.i. erk.) Yazılı, küçük şey.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Zühdi:
(a.i. erk.) (bkz:: Zühdiye)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Zühdiye:
(a.i. ka.) Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Züheyr:
(a.i. erk.) 1- Küçük çiçek, çiçekcik. 2- Banet Suad kasidesinin sahibi olan Ka'b'ın kendisi gibi şair olan babası.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Zühre:
(a.i. ka.) Çoban yıldızı, venüs.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
zührevi:
sıfat belsoğukluğu, frengi gibi, cinsel ilişki yoluyla bulaşan (hastalık).(Konusu: , Kökeni: arapça)
züht:
1- Yüz çevirme, değer vermeme, terk etme. 2- Ahirette mutlu olabilmek için kişiyi Allah’ı anmaktan alıkoyacak şeylerden yüz çevirme; helalleri işleme, haramları terk etme ve ibadetleri yerine getirme. 3- Kur’an-ı Kerim ve sünnette dünya ve içindekiler nasıl tanıtıldıysa öylece kabul edip dünyaya ve dünyalıklara tapmama. Örn:: “Mezarları ziyaret ediniz. Çünkü mezar ziyareti size (ölümü) hatırlatır ve züht sahibi yapar.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )