MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

halde:

durumda ile aynı anlama sahip olmasına rağmen -i halde, -ı halde vs. tadındaki deyimin parçası olduğu vakit durumda kalıbıyla arasında anlam farkı oluşması çok gıcıkmış. mesela fala bakacak kimse olmadığı halde fincan kapamak başlığını ele alalım. türkçeyi yeni öğrenen bir yabancı olsam benim burdan anlayacağım "fala bakacak kimse olmadığı durumda fincan kapamak" olacak ve başlık altına yazılanlarla başlık adam gibi uyuşmadığı için kafam deli karışacak. "halde"yi her türlü cümlede anlam karışıklığı yaratmadan "durumda" yerine kullanmak isteyen biri olarak bu kullanımdan nefret ettiğimi farkettim şu an. mis gibi rağmen dururken ne gerek var böyle zorluk çıkarmaya. NOT:: ekşi sözlükten alıntı

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Erkeklik

*Erkeklik

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Hanswurst Oyunu:  

(Alm. Hanswurstspiel) Alman karnaval, İtalyan Com media dell'Arte ve İngiliz gezici tiyatro oyunlarından oluşup gelişen tuluat farsları. Bu farsların ekseni hazırcevap, hareketli ve obur bir komiktir. XIX. yüzyılda, Avusturya'da Raimund ve Nestroy ile yüksek edebi biçimini almıştır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

HANTEI:  

(hantei) Karar.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Hanteriş:  

(i.) Esrar, içilen esrar. T.iç.bk. Keyif.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hanut:  

(bkz:: Anut)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hanzade:  

(f.i. ka.) Hükümdar çocuğu.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Hanzale:  

(a.i. ka.) Doğu Arabistan'da bir Arap kabilesi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Hanzo:  

(i.) 1- Taşralı kaba saba kimse. Örn:: -Çek elini ulan Hanzo diye bağırdı Keriz. Yeni mi çıktın lağımdan? (İrfan Yalçın, Genelevde Yas) 2- Kılıksız giyimi davranışları uygunsuz kimse. Örn:: - Bana şu akvaryumdaki balığı pişirin. Pişiremeyiz efendim. O buranın patronudur. -Bulup Çabuk kovun şu hanzoyu. (Behiç Pek, karikatür) 3- Aptal, salak. Örn:: Ayşen- Cebinde para taşımıyor artık. Bozukluk bile. Sordum ağırlık yapıyor dedi hanzo. (Oktay Arayıcı, Rumuz Goncagül)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hanzoluk:  

(i.) Hanzo davranışı, hanzo olma durumu. Örn:: Gaza kaz diyordu Ercüment. Ankaraya angara demek gibi bir hanzoluktu. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hap:  

(a.i. habb'dan) 1- Sümük. Parmakla oynanan sümük. 2- Bir çiğnemlik afyon. 3- Uyuşturucu niteliği olan herhangi bir ilaç drajesi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hap Etmez:  

(d. ono. hap yemek) (Oyunda kumarda) Deneyimli, hileye kanmaz, dikkatli kimseleri nitelemek için kullanılır. Örn:: Hap etmez dikkat et. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) (bkz:: Yemez)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hap Yapmak:  

d. (ar. türk.) Burnunu karıştırmak, burnunu karıştırarak sümüğüyle oynamak. Örn:: Barrerin ufak ve kiraz bir çubuğu var sigarasını da savura savura bununla içiyor ve sık sık da hap yapıp meclise fırlatıyor. (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapapana:  

(bkz:: Apapana)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapapanacı:  

(bkz:: Apapanacı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapaz:  

(a.i. hubbaz, habbaz, ekmekçi'den çing. Kabeden, erm.) 1- Yiyecek. 2- Ganimet. 3- Ele geçirme, elde etme.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapazlamak:  

(f.) 1- Yemek. 2- Ele geçirmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapçı:  

(sf.i. a. türk. e.) 1- Burnunu karıştırmayı adet edinmiş. (kimse) 2- Afyonkeş, afyon müptelası. 3- Uyarıcı, uyuşturucu, ağrı dindirici hapları almaya alışmış. (kimse) Örn:: Hapçı daha yeni düşmüşüz, şu davayı haftaya atalım. (Süavi Süalp - Bülent Arabacıoğlu, Gündüz İnsan Gece Hırt) Örn:: Buralarda pisi pisine oturma gel çalış. Hapçı Sayit çalışıyordu. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) Örn:: Bazen doktorun yazdığı hapları hasta alamaz parası yoktur hapçı alır. (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın) Örn:: Hastalık sırasında alınan hapların hastalık sonrasında da kullanımının sürdürülmesi uyumamak daha dinamik olmak doping yapmak gibi gerekçelerle bir iki deneme için alınan haplar tıpkı öteki uyuşturucularda olduğu gibi insanı giderek sentetiklerin tutsağı yapıyor. Dikkati çeken bir başka olgu da gerek hapçıların gerekse esrarkeşlerin bu uyuşturucuları bir atlama taşı gibi kullandıkları. (Erhan Akyıldız, Sahte Cennetin Tutsakları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapçılık:  

(i.) Hapçı olma durumu, hapçının edimi. Örn:: Uyuşturucu bağımlılığının en kolay ve ucuzu hapçılık. (Erhan Akyıldız, Sahte Cennetin Tutsakları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapır Hupur:  

(zf.) İştahlı ve gürültülü bir biçimde (yemek). Bir doymak için hapır hupur atıştırmak var, bir de tadını çıkararak yemek yemek. -H. Taner. NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Hapini:  

(i.) (Hapçı için) Uyuşturucu, uyarıcı hap biçiminde ilaç.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hapis Psikozu:  

(psychosis in prison) Uzun süre hapishanede kalanlarda görülen, paranoit ögelerin ön planda olduğu psikiyatrik tablo.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Hapishane:  

(b.i) Hapis cezasına çarptırılan kimselerin cezaları süresince kapatıldıkları yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Haplanmak:  

(a.f. türk.) Uyuşturucu hap içmek. Örn:: Psikopat Veli var ya biliyosun. Cebine bi kaç kuruş koysak haplansa. (Engin Ergönültaş, Terso)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Happo:  

8 yön. HAPPO-UNDO (8 yön egzersizi) ve HAPPO-GIRI (kılıç ile 8 yönde kesme.) Burada anlaşılan gerçekten her yönde hareket edebilmektir.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

HAPPO:  

(happo) Bütün istikametlerde.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Hara:  

Vücudun ağırlık merkezi, göbeğin hemenalt kısmı. Aikido teknikleri mümkün olduğunca hara bölgesinde yapılmalıdır.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

HARA:  

(hara) vücudun santral noktası.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

HARA GEI:  

(hara gei) Hara için konstrasyon çalışması.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

harabe:  

ad 1. eski çağlardan kalmış kent ya da yapı kalıntısı. Benzer: yıkı 2. yıkılan bir yapıdan arta kalan şey ya da yıkılmaya yüz tutmuş yapı, yıkıntı.(Konusu: , Kökeni: arapça)

haraç:  

1- Ücret, mükâfat. Örn:: “(Resulüm) yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabb’inin vergisi daha hayırlıdır. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Kur’an-ı Kerim Mü'minun suresi 23/72 nci Ayet) 2- Ticari mallardan alınan gümrük veya pazar vergisi. 3- Tarihte gayrimüslimlerden alınan ve miktarı şartlara göre belirlenen toprak vergisi. 4- Bir yerden, bir kimseden zorbalıkla alınan para(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haraç Yemek:  

(d. a. haraç, türk.) Başkalarının sırtından geçinmek, hak etmediği çıkarlar sağlayarak geçinmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

HARAI TE:  

(harai te) Süpürme şeklinde vurus.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

HARAI UKE:  

(harai uke) Savurma şeklinde blok.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Harakiri:  

Harakiri (Seppuku): Japon samuray geleneğinde, onur için yapılan ritüel intihar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

haram:  

1- Yasaklanmış, koruluk, yasak bölge. Örn:: “Kim, yaratmada ve emretmede Allah’a ortak koşarsa şüphesiz ki Allah ona cenneti haram kılmıştır. Varacağı yer cehennemdir.” (Kur'an-ı Kerim Maide suresi 5/72 nci Ayet) 2- Dince yasak edilmiş, din kurallarına aykırı olan. Örn:: “De ki! Benim Rabbim zinanın açık olanını da gizli olanını da haram kılmıştır.” (Kur’an-ı Kerim A'raf suresi 7/33 ncü) 3- Dinen sorumluluk çağında ulaşmış olan herkese, Allah’ın yapılmasını kesin olarak yasakladığı söz ve davranış. Örn:: “De ki: ‘Gelin, Rabb’inizin size haram kıldığı şeyleri bildireyim: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizin ve onların rızkını veren biziz. Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın ve Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/151 nci Ayet) 4- Herhangi bir ayetle veya mütevatir bir hadisle yapılması ve söylenmesi yasaklanan şey. Haram işlemek, Allah katında büyük günahtır. Kişinin haramlardan kaçınması gerekir. Haramlar ayetlerle veya mütevatir ve meşhur hadislerle belirlenir. İnsan, haram bir fiili veya sözü helal kabul ettiğinde İslam dininden çıkar. “Dinde helal olan şeyler de haram olan şeyler de apaçık bellidir. Helal ve haram olan şeylerin arasında ise insanların çoğunun bilemediği şüpheli şeyler vardır. Kim şüpheli şeylerden kaçınacak olursa dinini ve kişiliğini korumuş olur…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

haram aylar:  

İçinde savaş yapmanın, adam öldürmenin hatta Kâbe çevresinde avlanmanın bile yasak kabul edildiği dört kutsal ay; zilkade, zilhicce, muharrem, recep. Örn:: “Gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın yasalarına göre onun katında ayların sayısı on ikidir. Bu aylardan dördü haram aylardır…” (Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/36 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

haram liaynihi:  

Geçici bir sebebe dayanmaksızın bir şeyin bizzat kendi varlığındaki bir zarar, kötülük veya çirkinlik nedeniyle Allah ve Resulünün yasaklamış olduğu söz ve davranışlar. Şirk koşma, adam öldürme, zina etme, içki içme, hırsızlık yapma, yalan söyleme, ölü hayvanın etini yeme gibi söz ve davranışlar Kur'an-ı Kerim’in gelmeye başladığı andan itibaren yasaklanmıştır. Bu fiillerin haram olması, bunların özündeki çirkinlikten ve bunları işlemekteki suçun büyüklüğünden dolayıdır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

haram ligayrihi :  

Özünde bulunan bir zarar, kötülük ve çirkinlikten dolayı değil de, başka bir nedenden dolayı Allah ve Resulü tarafından yasaklanan şey. İnsanların helal ölçüler içerisinde yiyip içmelerinde bir sakınca yoktur. Hayatın devamı için bunlar zorunludur. Fakat başkasına ait bir malı onun izni olmaksızın yemek ise haramdır. Oruç tutmak dinin emridir. Fakat Ramazan Bayramı’nın birinci ve Kurban Bayramı’nın ilk üç günü oruç tutmak, bu günler Müslümanların yeme içme günleri olduğu için haramdır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haraşo:  

(rus.i. horoşo, iyi güzel) Rus kadını. Örn:: Camgözün güzel haraşo İçin dedikleri Naciyeye duyduğu isteği kat kat artırmıştı. (Kemal Tahir, Kurt Kanunu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Haraza:  

(i.) Çekişme, kavga. -Ağız dalaşı şiddetli tartışma. Örn:: Açık konuş, yapma sakın hiç solo, Harazayla bize de mi bu foto? (Hilmi Tüner, Tavlama)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Haraza Almak:  

(d.) (Esnaf, bir diğer esnaf'tan) Kar almak, belirli bir bilgi verme karşılığı alışverişten pay almak. Örn:: Adresi veririm ama haraza alırım razı mısın (Arslan Kaynardağ, Bit pazarının Gizli Dili ve Argosu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Haraza Çıkarmak:  

(d.) Haraza meydana gelmek. Örn:: Koğuşlara verildi haraza çıktı. Bir kadın gibi şişkin kabarmış göğüsleri enli toplu kalçaları var. (Mehmet Şeyda, Dalga) Eşanl. Haraza Kopmak diye de söylenir. Örn:: Haraza kopar lambalara iskemle veriştirilir, gırtlak gırtlağa bıçak bıçağa gelinirdi. (Sermet Muhtar Alus, Eski Galatanın Eğlence Yerleri) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbi:  

(a.sf. harbe'den) 1- Doğru, yalansız. (söz) Örn:: Sözüm harbidir istemez ima, Kes bizden umudun yok beyim yok yok. (Kahveci Nusret, Zindan Şiirleri) 2- Uygun, hilesiz. (iş, durum, kumar) Örn:: Yaygarayı bastı para kaybetmiş buradaki oyun harbi değilmiş boğmuşlar. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar) Örn:: Harbi keriz, mantar yemez. 3- Hakiki, sahte olmayan. (şey) Örn:: Gece yumurta gibi diz kapakları harbi turna göğsü silikon. (Hulki Aktunç, Yeraltı Destanları) 4- zf. Hilesiz, doğru. Örn:: -Hile filan yok, ben harbi oynuyorum hemişerim. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) Örn:: Torba da bilirsin abi tombalacılık. Harbi yaptın mı bundan para kazanamazsın. (Aydın Ulun, Sinyal Yaparak Geçiniyoruz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbi Keriz Mantar Yemez:  

(d. a. -fars. -yun. -türk.) Doğru yapılan iş, hile götürmez. Örn:: İyi işte dalavere olmaz, kumarda hile yapılmaz anlamında kullanılır. (Harbi Keriz Marşandiz biçiminde de kullanılır.) (bkz:: Harbi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbi Staf:  

(d. a. ing. staff'tan) İyi, nitelikli, hilesiz uyuşturucu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbi Zar:  

(d. a. fars.) Tavla zarı, hilesiz, civasız, doktorlu olmayan zar. (bkz:: Harbi) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbici:  

(a.sf. türk. e.) Doğrucu, hile yapmayan, (kimse) yapacağı İcraatın seçimine kadar harbici olmayı zenginden alıp fakire vermeyi.. (Metin Kaçan, Ağır Roman) (bkz:: Harbi) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbiden:  

(a.zf. türk. e.) Hilesiz, hurdasız, doğrulukla. Örn:: Aabi harbiden 100 kağıt alıyorum 10 günlük avans aldım. Anama yolladım onu. (Yankı, Kibariye ile Röportaj)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harbilik:  

(a.i. türk. e.) 1- Doğruluk, hilesizlik olma durumu. 2- Harbi olma durumu. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harcamak:  

(a.f. hare, türk. e.) 1- (Birisini) Haksızlık ederek kötü duruma düşürmek. 2- Öldürmek, ağır yaralamak. Örn:: Hangi herif olsa harcarım. (Joseph Conrad - Haluk Şahin, Ölüm Seferi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harcını Vermek:  

(d. a. türk.) Azarlamak, ağzının payını vermek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hard Disk:  

"Sabit Disk" teriminin İngilizce'deki karşılığıdır. Ayrıntılı bilgi için "S" harfine göz atabilirsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Hard Disk:  

Bilgisayarda verilerin kalıcı olarak saklandığı manyetik depolama birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Hardal:  

(sinapis) Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi "potasium mironat" ve "sinigrin"dir. Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Faydası:: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Hardware:  

"Donanım" teriminin İngilizce'deki karşılığıdır. Ayrıntılı bilgi için "D" harfine göz atabilirsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Hare:  

(f.i. ka.) 1- Sert taş, kaya. 2- Meneviş, menevişli kumaş.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Harekat:  

Bir asker birliğine çarpışma, çevirme, kovalama gibi belli bir amaçla yaptırılan eylemler.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

hareket:  

ad 1. bir cismin durumunu ve yerini değiştirmesi. Benzer: devinme devinim 2. vücudu oynatma, kıpırdatma ya da kımıldanma. "Kolunun hareketi yavaştı" 3. davranış. "Bu hareketini beğenmedim" 4. yola çıkış. "İstanbul’a hareket yarına kaldı" 5. insanların, araçların gidip gelmesi. "Sokakta hareket başladı" 6. MEC. belli bir ereğe ulaşmak için birbiri ardınca yer alan ilerlemeler, özellikle düşüncede değişme sağlamaya yönelik toplu eylem. "Türkçede özleşme hareketi Genç Kalemler’le mi başlamış?" Benzer: akım 7. FİZİK TERİMİ ➽devinim. 8. MEC. oynama, değişme. "Fiyat hareketlerini izleyiniz" 9. (demiryollarında) katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde kalkıp hangi istasyonlarda karşılaşacaklarını düzene koyma işleri. 10. FELSEFE TERİMİ ➽devinim. 11. MÜZİK TERİMİ bir müzik parçasının çabukluk, yavaşlık derecesi. 12. SPOR TERİMİ kas ve eklemlerin, belli doğal koşullar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi. 13. ESKİMİŞTİR ➽deprem. 14. küçük ayaklanma. "Doğuda birkaç hareket olmuştur" 15. hareket etmesini sağlamak, devinmesine yol açmak, devindirmek. 16. MEC. yapmasını ya da yapılmasını sağlamak, kımıldatmak, canlandırmak. "İşi harekete geçirmek kolay olmadı" 17. yerini değiştirme eyleminde bulunmak, kımıldamak. Benzer: devinmek 18. yola çıkmak. "Tren hareket etti" 19. davranmak. "Böyle hareket edersen dostların kalmaz" 20. FİZİK TERİMİ•GÖKBİLİM TERİMİ ➽devinmek. 21. bir yolculuğun başladığı yer, çıkış noktası. 22. bir konunun, sorunun incelenmesinde, bir düşüncenin geliştirilmesinde başlangıç olarak alınan nokta.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Hareketli Hedef Yarışması:  

(Atıcılık Ter.) On metre genişliğinde bir açıklıkta, değişmeyen bir hızla hareket eden hedeflere, elli metre uzaklıktan ateş ederek yapılan yarışma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Hareketsiz Kalma:  

(Judo Ter.) Hakemin oyuncuların kıpırdamaması yönündeki komutu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Harem:  

Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Ömer SEYFETTİN Kitabın Konusu: Şişli’de yaşayan bir çiftin hayat hikayesini ele alır. Kitabın Ana Fikri: Birbirlerini seven insanlar boşu boşuna birbirlerinden ayrılmamalı, sevgi daima devam etmeli. Ayrıca her türlü görüşe saygılı ve açık olmalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Harem:  

(a.i. ka.) 1- Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2- Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3- İç avlu. 4- Hicaz'da ihrama girilen yerden Ka'be'ye dek uzanan bölüm. 5- Mekke-Medine'nin ismi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

harem:  

1- Korunan yer, korunan şey, yasak bölge. 2. Herkesin girmesine izin verilmeyen, saygıdeğer ve kutsal yer. Örn:: “Herkesin evi haremidir.” (Hadis) 3- Hac ve umre için ihrama girilen yerlerden itibaren Mekke’de Kâbe’ye doğru olan kısım, Kâbe ve çevresi. 4- Mekke ve Medine’nin sınırları, Hz. Peygamber tarafından belirlenen çevresi. Örn:: “Her peygamberin bir haremi vardır. Benim haremim ise Medine’dir.” (Hadis) 5- Erkeğin hanımı, eşi. 6- Müslümanların evlerinde yabancıların girmesi yasak olan, kadınlara ayrılmış daire veya bölüm. 7- Eski saray ve konaklarda kadınlara ayrılan bölüm, daire.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haremeyn:  

1- Müslüman olmayanların girmesi dinen yasak olan iki şehir; Mekke ve Medine. 2- Mekke’de bulunan Kâbe ile Medine’de Hz. Peygamber’in kabrinin olduğu yer. Örn:: “Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslam; / Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnam! / Bizar edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn’i / En sonra, salib ormanı görmek Harameyn’i!” (M. A. Ersoy)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haremişerif:  

1- Kâbe ve çevresi. 2- Hz. Peygamber’in mescidi ve çevresi. 3- Kudüs’teki Mescidiaksa ve çevresi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

harf:  

ad dildeki bir sesi gösteren ve abeceyi oluşturan, sözcükleri yazmaya yarayan işaretlerden her biri.(Konusu: , Kökeni: )

Harharyas:  

Harharyasgillerden, yaklaşık 2 metreye kadar büyüyebilen, tehlikeli bir köpek balığı türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harharyasgiller:  

Köpek balıkları takımına giren bir familya.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Hariciler:  

Sıffin Savaşı’ndan (M.S.657) sonra gerçekleşen Hakem Olayında “Hz. Ali, insanların hakemliğine razı oldu.” diyerek onu ve ordusunu terk edenler, bu olaya bağlı olarak Hz. Ali ve Muaviye’yi (ö. 60/670) küfürle suçlayan siyasi ve dinî gruplar. Haricilerin genel fikirleri şunlardır: Halifenin Kureyş kabilesinden olması şart değildir. Hilafet konusunda hür seçim esastır. Zalim yöneticilere isyan etmek zorunludur. Büyük günah işleyen kişi kâfir olur ve ahirette ebedî olarak cehennemde kalır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

hariç:  

ad 1. dışarı, dış. 2. yabancı ülke, dış ülke, dışarı, ülke dışı. "Birkaç yıl hariçte kalınca görüşü değişmiş" 3. belirteç dışında, dışta olmak üzere, ... bir yana bırakılırsa. "Buna, sen hariç, kimse inanmaz" 4. bir konuyu iyice bilmeden, incelemeden üzerinde düşünce, görüş öne sürmek. 5. bir konuya, hiç ilgisi yokken, kendisine söz düşmezken, dışardan katılmak. 6. bir konuşmaya zamansız ve yersiz olarak katılmak.(Konusu: , Kökeni: )

Hariçten Gazel Okumak:  

(d. a. hariç, gazel. türk.) İlgili ve bilgili olmadığı bir işe karışmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harika:  

(a.i. ka.) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Harika Avcı:  

Nermin OCAK (d:1960; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Harim:  

(a.i. erk.) 1- Biri için kutsal olan şeyler. 2- Harem dairesi, harem. 3- Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan yer. 4- Bir evin civarı. 5- Avlu. 6- Ortak, şerik. 7- Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Haris:  

(a.i. erk.) 1- Muhafız, bekçi, gözcü. 2- Koruyan, koruyucu. 3- Son derece hırslı olan. 4- Yemen'de bir Arap kabilesinin adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Harise:  

(a.i. ka.) (bkz:: Haris)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

harita:  

ad 1. yeryüzünün ya da bir parçasının coğrafya, tarih, dil, nüfus, doğa vb. olgularının dağılımını, durumunu vb. göstermek üzere, belli bir orana, ölçeğe göre küçültülerek kuşbakışı görünüşüyle düzlem üzerine çizilmiş biçimi, bir tür plan. 2. (bir yerleşim yeri) savaş ya da deprem gibi bir olay sonunda yok olmak, ortadan kalkmak. 3. bir ülke, başka devletin egemenliği altına girmek durumunda kalmak. "Bir ara o ülke haritadan silinmişti"(Konusu: , Kökeni: )

Harizm:  

(f.i. erk.) Amuderya'nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy'a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Harman:  

(a.i. erk.) 1- Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2- Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Harman:  

(fars.sf.i. hırmen'den) 1- Tiryaki olduğu şeyden bir süredir uzak kalmış, tiryaki olduğu şeye acıkmış. (kimse) Örn:: Yanındaki jandarmaya: -Dur yahu dedi harmanım, bey ağbiyden bir sigara alayım. (Sait Faik, Kestaneci Dostum) 2- Esrikliği, sarhoşluğu geçmek üzere olan. (uyuşturucu madde tiryakisi) (Esriklik, sarhoşluk) Etkisini yitirme durumu. Örn:: Esrarkeş nargilenin neşesi geçtikten sonra öteye beriye kafa tutmaya başlar, kendi aralarında bu hale de harman denilir. (Vasıf Hiç, Esrar Üzerine Notlar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Harmoni:  

1. Uyum, ahenk. 2. Müzikte birden fazla sesin uyumlu birleşimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harmonyum:  

Klavyeli, körüklü bir müzik aleti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harp:  

Savaş; devletlerin, aralarındaki ekonomik ve siyasal anlaşmazlıklar vb. nedeniyle, siyasal ilişkilerini keserek, birbirlerine karşı ordularıyla giriştikleri silahlı eylem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harpa:  

Harpa (Arp): Telleri parmakla çekilerek çalınan büyük müzik aleti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harpaksofobi:  

(ing.i. harpaxophobia) Soyulma, zorla paranın çalınması, hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Harpist:  

Arp çalan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harputlu:  

(Kar.) Çoğu kez, mahalle bekçisidir. Sözlerine birtakım Kürtçe sözcükler karıştırır. Bön, ama kibirlidir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Harras:  

(a.i. erk.) Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Hartalamak:  

(bkz:: Artallamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hartuç:  

Mermi veya fişek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Harun:  

(a.i. erk.) Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir'avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz. Musa'dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Harun Peygamber:  

Hz. Musa’nın kardeşi olup onun yardımcısı olarak İsrailoğulları’na gönderilen ve Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerden biri. Kur’an-ı Kerim’de yirmi yerde adı geçmekle birlikte hayatı ve tevhit mücadelesiyle ilgili fazla bilgi bulunmayan Harun Peygamber genellikle Hz. Musa ile beraber anılır. Hz. Musa’dan üç yaş daha küçük olduğu rivayet edilmiştir. Hz. Musa, Medyen’de iken o Mısır’da kalmıştır. Musa Peygamber tebliğ görevine başlayınca kardeşi Harun’la beraber Firavun’a giderek İsrailoğulları’nı özgür bırakmasını istedikleri Kur’an-ı Kerim’de haber verilmiştir. Hz. Musa, Tur Dağı’na çıkınca Harun Peygamber İsrailoğulları’nın başkanlığını üstlenmiştir. İbrani kaynaklara göre Harun Peygamber’in, Tur Dağı’nın tepesinde veya Mosera denilen yerde 123 yaşındayken öldüğü nakledilmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Harut:  

(a.i. erk.) 1- Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyuya hapsedilmişlerdir. 2- Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. İsim olarak kullanılmaz. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Harut ve Marut:  

Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin yüz ikinci ayetinde adları geçen ve Babil’de yaşadıkları belirtilen iki melek.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Harzem:  

(f.i. erk.) (bkz:: Harizm)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Has:  

(a.i. esk. hass'tan) Altın, 24 ayar altın, lira. Beykoz'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

has:  

(tar.i.) 1- Osmanlı döneminde, geliri yüz bin akçayı aşan dirlik. 2- (sf.) Osmanlı döneminde, padişaha özgü, padişahın malı olan. "Has bahçenin gülleri koparılmaz"(Konusu: Tarih Terimi, Kökeni: )

Has Gacı:  

(d. a. hass, çing.) Gerçek kadın. Erkekten dönme travesti ya da transseksüel olmayan. (kadın fahişe) Örn:: Has gacılar (gerçek kadınlar) yaşlı ve çirkindiler, fiyatları da daha düşüktü. (Dr. Arslan, Yüzgün Eşcinsellik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Has İşlemek:  

(d. a. türk.) Birisinin yemeğine ortak olmak, yemeğine ortak olunan kimseden fazla yemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Has torun:  

Bir devrede gelen askerlerden üç devre sonra gelen askerleri ifade eder. 91/2 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Hasafet:  

(a.i. erk.) 1- Hükümde sağlamlık, kuvvet ve olgunluk. 2- Görüş sağlamlığı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

WhatsApp