MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Soyselçuk:

(t.i. erk.) Selçuklu soyundan.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Erkeklik

*Erkeklik

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Hatay:  

Nesiyle Meşhur: Künefe, İçli Köfte, Hatay Sürk'i, Tuzlu Yoğurt, Nar Ekşisi, Baharat, Biber Salçası, Defne Sabunu meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )

Hatay:  

Hatay'da Gezilecek Yerler: Kapılı Değirmenli Şelale, Erzin Başlamış Kaplıcaları, Reyhanlı Hamamat Kaplıcaları, Darbısak Kalesi, Koz Kalesi, Payas Kalesi, Kinet Höyük, Batıayaz Yaylası, St. Pierre Kilisesi, Samandağ Sahili, Habibi Neccar Camii, Beşikli Mağara, Hatay Uzun Çarşı, Çevlik Ören Yeri, Musa Ağacı, Meryem Ana Havuzu, Cin Kulesi, Sarıseki Mağarası, Asi Nehri, Vespasianus ve Titus Tüneli, Aziz Simeon Manastırı, Antakya Mozaik Müzesi, Daphne, Hatay Arkeoloji Müzesi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )

Hatay:  

Genel Bakış: Coğrafi bölge olarak Akdeniz Bölgesi sınırlarındadır. Türkiye'nin en Güneyindeki ildir. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )

Hatçe:  

Yaşar Kemal'in yazdığı İnce Memed kitabının baş kahramanı. İnce Memed’in sevdiği kızdır. Abdi Ağa, yeğeniyle nişanlayınca Hatçe Memed’le kaçar Memed’le kaçar, ancak kısa sürede yakalanırlar. Memed Abdi Ağa’yı yaralar, yeğeni Veli’yi de öldürür. Abdi Ağa, yalancı şahitlerle yeğenini öldüren kişinin Hatçe olduğunu söyler. Hatçe aylarca hapishanede yatar. Orada Iraz adında bir kadınla yakın arkadaş olurlar. Memed, Hatçe ile Iraz’ı Kozan Hapishanesi’ne götürülürken kaçırır. Bir oğlu olur. Adını Memed koyarlar. Hatçe, jandarmalarla çatışma sırasında vurularak ölür.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Hatem:  

(a.i. erk.) 1- Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2- En son. 3- Hatemü'l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz. Muhammed. 4- Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış "Tayy" kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan "İbn Abdullah b. Sa'd"ın lakabı. 5- Çok cömert olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Hatem:  

(a.i. hatem, mühür'den) es. 1- Başvezir, sadrazam. 2- Karagözcü argosunda zil manasına gelen bir kelime. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hatem:  

(Kar.) Gölge oyunumuzda çalınan zile Karagöz ustalarının verdiği ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Hatem Kerizi:  

(d.) Karagözcü argosunda Çengi oynatmaya verilen ad. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hatem Kerizi:  

(Kar.) Oyunun sonunda çengi oynatmaya Karagözcülerin verdikleri ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Hatemienbiya:  

“Peygamberlerin sonuncusu, kendisinden sonra kesinlikle peygamber gelmeyecek olan.” anlamında Hz. Muhammed’in sıfatı. Peygamberlik, Hz. Âdem’le başlayıp Hz. Muhammed’le sona ermiştir. Hz. Muhammed’in getirdiği din ve kitap, geldiği günkü gibi bozulmadan aslını koruduğu için yeni bir peygamber ve kitap gelmesini gerektirecek bir durum yoktur. Ayrıca İslam dini kıyamete kadar bütün insanların ihtiyacını karşılayacak özellikte ve esneklikte gönderilmiştir. Örn:: “Muhammed, Allah’ın elçisi ve Hatemienbiya’dır…” (Kur'an-ı Kerim Ahzab suresi 33/40 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hateminübüvvet:  

1- Peygamberlik mührü. 2- Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunu gösteren ve iki kürek kemiğinin arasındaki güvercin yumurtası büyüklüğünde olan ben.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hatır:  

(a.i. erk.) 1- Şan ve şeref sahibi. 2- Yüce, ulu. 3- Tehlikeli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

hatır:  

ad 1. düşünme, anımsama, akılda tutma yetisi, bellek, anlık, akıl. \"Bugünkü gibi hatırımda, bu yapılmıştı\" 2. gönül, kalp. \"Kimsenin hatırını kırmazdı\" 3. bir kimseye karşı duyulan sevgi, saygı. \"Onun hatırı olmasa bunu yapmazlar\" 4. durum, keyif, hal. \"Kimse hatırımızı sormuyor\" 5. sevgi, saygı duyduğu, gücendirmek istemediği birinin gücenmesini bile göze alarak doğru bildiğini yapmak. 6. kırıcı bir biçimde davranmak. 7. herkesin saygı gösterip isteğini yerine getirdiği, saygı gören (kimse). 8. oldukça çok, önemli, ağır (şey). \"Hatırı sayılır bir yara almıştı\"(Konusu: , Kökeni: )

Hatıra:  

(a.i. ka.) Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

hatıra:  

ad 1. ➽anı. 2. ➽andaç,anmalık,yadigâr.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Hatırnevaz:  

(a.f.i. ka.) Gönlü okşayan, hatırnaz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Ar+Fars)

Hatırsaz:  

(a.f.i. erk.) Gönül yapan, hoşnut eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Fars)

Hatib:  

(a.i. erk.) 1- Hitab eden, söz söyleyen. 2-- Camide hutbe okuyan. 3- Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Hatice:  

(a.i. ka.) Erken doğan kız çocuğu. Hz. Haticetü'l-Kübra; Hz. Peygamber'in ilk eşi ve 6 çocuğunun annesi. Ümmü'l-Mü'minin.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Haticeyi Bırak Neticeye Bak:  

(d. a. i. Hadice, netice. türk.) Önemli olan sonuçtur, sonuca nasıl varıldığı konusunda gevezelik gerekmez anlamında kullanılır. Haticeyi Bırakıp Neticeye Gelmek biçiminde de söylenir. Örn:: Haticeyi bırakıp neticeye gelelim. Müteahhitle Arif Bey yemeğe gidiyor. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) (bkz:: Netice)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hatif:  

(a.i. erk.) 1- Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2- Göz kamaştıran. 3- Göze görünmeyen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Hatife:  

(a.i. ka.) (bkz:: Hatif) (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Hatim:  

(a.i. erk.) 1- Sona erdiren, bitiren. 2- Mühürleyen, mühürleyici. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

hatim:  

1- Sona erdirme, bitirme. 2- Kur\'an-ı Kerim’i ilk suresi olan Fatiha Suresi’nden başlayıp en son suresi olan Nas Suresi’ne kadar tek başına veya cemaatin huzurunda yüzüne veya ezberden okuma. Örn:: “Üç günden kısa sürede hatim yapmayınız. Üç günden kısa sürede tüm Kur’an’ı hatim yaparsanız bir şey anlamazsınız.” (Hadis) 3- Hadis âlimlerince muteber kabul edilen herhangi bir hadis kitabının bir hadis bilgini tarafından talebelerine baştan sona okutulup bitirilmesi veya maddi ve manevi sıkıntılardan kurtulmak için cemaat tarafından okunup tamamlanması.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hatîm:  

Kâbe ile kuzey tarafındaki yarım daire şeklinde ve bir buçuk metre yüksekliğindeki duvarın arasında kalan yer, Hicr. Kâbe, M.S. 605 yılında yeniden yapılırken malzeme eksikliğinden dolayı yapı daraltılmış ve Hatîm denilen yer dışarıda kalmıştır. Burası Kâbe’nin içinden sayılır. Tavafın, Hatîm’in dışından yapılması zorunludur. Hatîm’de namaz kılmak Kâbe’nin içinde namaz kılmak gibidir. Örn:: “Eğer Kureyş kabilesi, küfürden yeni çıkmamış olsaydı Kâbe’yi İbrahim Peygamber’in yaptığı temeller üzerine yeniden yaptırır, Hatîm’i de Kâbe’nin içine alırdım.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hatime:  

(a.i. ka.) (bkz:: Hatim)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

hatip:  

1- Bir topluluk karşısında etkili, düzgün ve güzel konuşan kimse, konuşmacı. 2. Cuma günleri, cuma namazından önce camide, İslam dininin emirlerini, yasaklarını hatırlatarak ayetlerden ve hadislerden öğütler veren kimse, imam, hutbe okuyan. Örn:: “Hatibin hutbeyi kısa okuyup namazda Kur'an-ı Kerim’den çokça ayet okuması onun dinî bilgisinin derinliğindendir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hatlamak:  

(a.f. hatt, türk. e.) Kaçıp gitmek, savuşmak. Örn:: Tüpgaz bayii hemen hatladı. (Hulki Aktunç, İtiraf-Nağmeler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hatmi:  

(althaea officinalis) Ebegümecigillerden; büyük, yuvarlak, yumuşak yapraklı ve uzun köklü bir bitkidir. Çiçekleri beyazımsı mor veya pembedir. Hekimlikte kökü ve yaprakları kullanıllır. İçeriğinde fazla miktarda müsilaj vardır. Çiçekleri Temmuz ve Ağustos aylarında, kökleri ise Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Faydası:: Nezle ve bronşitin sebep olduğu şikayetleri giderir. Ağız, boğaz ve diş eti iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak iltihaplarını giderir. Sancıları dindirir. Dövülmüş hatmi taneleri, vücuda sürülecek olursa, sivrisinek ve böcek sokmalarını önler.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

hatmihacegân:  

(bkz:: Nakşibendilik)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

hatta:  

bağlaç hem de, üstelik, bile, üstüne üstlük.(Konusu: , Kökeni: )

Hatun:  

(a.i. ka.) 1- Kadın. 2- Eş, zevce. 3- Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan.- Örfte isim olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Hau-tan:  

Çin tiyatrosunda genç kız tipi. (bkz:: Çingi)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Hava:  

(a.sf.i. heva'dan) 1- Kötü, olumsuz, işe yaramaz. (sonuç, durum) Örn:: -Galiba gene kahyalığa başlayacağım -Okut? -Hava. (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı) 2- zf. Bir edimi, bir eylemi olumsuzlamak için kullanılır. Yapamazsın, edemezsin anlamında söylenir. Örn:: Yüzüne karşı da söylerim, benim kimseden korkum yok. Hava söylersin. (Muzaffer Buyrukçu, Bilmece Gibi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava:  

(Alm. Atmosphaere - Fr. ambiance - İng. atmosphere) Dramatik durumu, karakterler, konuşma, dekor, giyim-kuşam, ışık, müzik aracılığıyla bir oyunun özelliğini, tinsel iklimini ortaya çıkaran öğe.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

hava:  

ad 1. havayuvarını oluşturan ve bütün canlıların solunumuna yarayan renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. 2. gök, gökyüzü. \"Hava bulutsuzdu\" 3. meteorolojik olayların tümü. \"Bugün hava yağışlı olacakmış\" 4. çevreyi kuşatan boşluk. \"Kuşlar havada uçar\" 5. canlıların üzerindeki etkisine göre havayuvarının durumu. \"Bu yaylanın havası deniz havasından güzeldir\" 6. gök doğrultusu. \"Elini havaya kaldırıp işaret verdi\" 7. esinti. \"Hava olursa harmanı savururuz\" 8. MÜZİK TERİMİ müzik parçalarında tür, ezgi, müzik. \"Radyo bir dans havası çalıyordu\" 9. MÜZİK TERİMİ müzik araçlarından çıkan ses perdesi. 10. MEC. keyif, neşe, âlem. \"Havanızı bozmayalım\" 11. MEC. anlatımda kişilik, tarz, üslup. \"Bu şiirin havası başka\" 12. MEC. (görünüş, davranış, söz vb. için) bir şeyin, bir kimsenin durumunu belirten özellik. \"Onun havası bize uymaz\" 13. MEC. (bir yerdeki) durum, ortam. \"Salonun havası elektriklenmişti\" 14. MEC. (durum, davranış, söz vb. için) işe yaramaz, olumsuz, kötü, anlamsız, sonuçsuz, boş. \"Aldırma, her sözü hava onun\" 15. MEC. albeni, alım, çekicilik. \"Kızın havası kendine baktırmaya yetiyordu\" 16. ARGO bir sözü birine karşı söyleyeceğini, bir eylemi yapacağını söyleyenlere yapamazsın, söyleyemezsin, sende o yürek, o güç yok anlamında söylenir. \"Boşuna övünme, hava söylersin!\" 17. açık bir alana çıkıp ciğerlerine temiz hava çekmek ya da açık havada gezmek. 18. ARGO umduğunu elde edememek, beklediği sonuca ulaşamamak, hiçbir şey kazanamamak, umduğunu bulamamak, eline bir şey geçmemek, başaramamak. 19. ➽hava vermek1. 20. ARGO ➽hava atmak. 21. hava bulutlanıp yağmur ve fırtına belirtileri oluşmak. 22. MEC. (bir yerde) ortam tatsızlaşmak, elektriklenmek. \"Burada hava bozdu, kalkalım\" 23. GÖKBİLİM TERİMİ havanın kapanması, açması, ısınması, soğuması gibi değişimlerin genel adı. 24. ➽havadeğişimi. 25. havanın doğal olaylarının durumu. 26. hava tahmini sonunda havaların nasıl olacağını bildiren rapor. 27. Güneş’in batmasıyla ortalık yarı karanlık olmak, akşam olmak. 28. gökyüzü iyice bulutlanmak, yağmur bulutlarıyla kaplanmak. 29. ARGO yoldan bir zenci geçmek ya da bulunulan yere bir zenci gelmek. 30. balıkların dalıp çıkmasını sağlayan, havayla dolup boşalan kese. 31. kuşlarda, vücudun çeşitli yerlerinde bulunan ve akciğere bağlı olan boşluklar. 32. birçok böcekte, trake boruları üzerinde bulunan havayla dolu şişkinlikler. 33. teker, balon vb.yi havayla şişirmek ya da şişkinliğini artırmak. 34. HEKİMLİK TERİMİ akciğerlere basınç altında hava ya da oksijen doldurmak. 35. bulunması gereken yerden daha yüksek bir yerde durmak. 36. MEC. bir sav, dayanağı olmadığından kanıtlalanamamak. 37. MEC. (bir iş) bir sonuca ulaşamamak, bir sonuca bağlanmamak. 38. hiç emek vermeksizin, açıktan. \"Bugün havadan birkaç kuruş kazandık\" 39. değersiz, boş. \"Bu havadan sözlerle bizi avutmaya çalışma\" 40. bulunduğu çevreyle, ortamla kolayca kaynaşmak. 41. birinin huyunu almak. \"Delikanlı arkadaşının havasına uydu\" 42. patlamanın gücüyle havaya fırlamak. 43. MEC. boşa gitmek, gereksiz harcanmak. 44. MEC. çok sevinmek. \"Çocuk, armağanı görünce havaya uçtu, babası istediğini almıştı çünkü\"(Konusu: , Kökeni: arapça)

Hava Almak:  

(d. a. türk.) Umduğunu bulamamak, sonuca ulaşamamak, olumsuz sonuç almak, başaramamak. Örn:: Ben onun gibi kuzu değilim bay patron. Benden hava alacaksın. (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı) Örn:: -zor olur artiz o Hava alacak hava. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) Havasını Almak diye de kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Atışı:  

(Basketbol Ter.) Hakemin oyunu başlatmak amacıyla topu iki rakip oyuncu arasından yukarı doğru atması ve oyuncuların tek elle müdahale etme hareketi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Hava Atmak:  

(d. a. türk.) Herhangi bir üstünlüğünden ötürü şişinmek, caka yapmak. Bir üstünlüğü olmadığı halde varmış gibi böbürlenmek, fiyaka yapmak. Örn:: Baba silahına susturucu tak James Bond havası at. (Süavi Süalp - İsmailGülgeç, Kolombo Şakir) Örn:: Soğukta ağzınızdan duman çıktığı için millet sigara içiyorsunuz sanır. Havanızı atarsınız. (Haşan Kaçan, Hasanın Saksısı) Örn:: 12 Eylül'ün ekonomi mucizelerini öven köşe yazılarım çıkıyordu ama bunları benim yerime Salim Taşçı yazıyordu. Ben de bana para yatıran asker müşterilerime hava atıyordum. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) Havasını Atmak, Hava Basmak biçiminde de kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Basmak:  

(d. a. türk.) Eşanl. Hava Atmak. Örn:: Gülsün: (Kendi kendine) Ne demişti Ayşen. Bu işlerde hava basacaksın. (Çevreyi yüksekten baygın baygın süzer.) (Oktay Arayıcı, Rumuz Goncagül) Örn:: Her gün bi karı getiriyo eşşeoıueşşek Bize hava basıyo aklı sıra. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Bin Beş Yüz:  

(d. a. türk. sayı s.) Çok gösterişli, görünümü çok hoş, cakalı fiyakalı. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Civa:  

(d. a. fars.) 1- Değersiz. Örn:: Değirmen iyi, çıban yaramaz hava civa. 2- Önemsiz. Örn:: Fenden zorlandık gerisi hava civa. Yok anlamında kullanılır. Örn:: Yok azizim yok. Hava civa. Bir kocakarı torununu kaybetmiş iki adam kızını arıyor bir ana oğlunu. Kızın biri. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) (bkz:: Havagazı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Değişimi:  

Askerlikte herhangi bir ruhsal yada fiziksel problem neticcesinde, askere belirli süreler için istirahat verilir. Askerin revir yada Askeri hastaneden temin edebileceği bu izin sayesinde, belirli bir süre için istirahat edebilir. Bu genel itibar ile hava değişimi olarak ifade edilmektedir.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Hava Kararmak:  

(d. a. heva, türk. k. esk.) Yoldan bir zenci geçmek, bulunulan yere bir zenci gelmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Sıkmak:  

(d. a. türk.) Eşanl. Hava Atmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hava Tebdili:  

(d. a. heva tebdil, türk. e.) Hapse girme, hapishaneye düşme. Örn:: Yaşımız o kadar İreli (Heri) değil ama bu dördüncü hava tebdili. (Ratip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

havaalanı havalimanı alçak uçuş:  

(T-17) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhası, karayolu üzerinden alçaktan geçen uçakların olabileceğini ve sürücülerin bu kesimlerde ani gürültülere karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Havacıva:  

(alkanna tinctoria) Hodangiller familyasından; Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitkidir. Çiçekleri mavidir. Köklerinin iç tarafı sarı, öz kısmı ise kırmızımtırak renktedir. Kökünden boya elde edilir. Faydası:: Ağrıları giderir. Bağırsak hastalıklarında faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Havada Katlamak:  

(d. a. türk.) Ezici bir üstünlük göstermek. Örn:: Naaptın lan Ölçüsünü aldığın, herif Barut Biiiyi, havada katlar. (Ergün Gündüz, Kalemiti) (bkz:: Katlamak) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havadancı:  

(a.i. heva, türk. e.) Yurtdışından gelen otomobile rastgele bir plaka takıp bu otomobili sahte belgelerle trafiğe sokan, satan kişi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havagazı:  

(d. a. heva, lat. chaos'tan gaz, türk. e.) Eşanl. Hava Civa. Örn:: Siz gene sokaktan sokağa meyhaneden meyhaneye dolaşıp durun. Ben tek başıma bunu bunu deneyeceğim. Sizin muhalefetiniz havagazı. (Süavi Süalp, Akademik Tartışma) Örn:: Almanın bağırtısı Canipe havagazı. Ama Türkiye'deki havagazı. Yani yok. Yani tesirsiz. (Halit Çapın, Alles Kommen Ülen İnekler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havai:  

(a. sf.i. heva'dan osm. k.) Hileli, civalı (zar, barbut zarı) Örn:: (Havai) boy boydur. Hileli zardır. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) (bkz:: Havalı) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

havaiciasliye:  

1- Sıkıntıların giderilmesi ve hayatın devamı için insanın muhtaç olduğu temel ihtiyaç maddeleri. 2- Zekâta tabi olmayan temel ihtiyaç maddeleri.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havalanmak:  

(a.f. türk.) 1- (Kız, kadın için) Olağan tavırları değişerek, cinsiyetini ortaya koyacak biçimde davranmak. Kırıtarak cilve yaparak açık saçık giyinerek erkeklerin ilgisini çekmek istemek. Örn:: İlişme bize, Bozma keyfimizi, Havalanmış mahalle kızı. (Metin Eloğlu, Garip Kuşun Yuvası) 2- (Erkek için) İçkiye, kumara, çapkınlığa başlayıp huyları davranışları değişmek, uçarılık etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havalı:  

(a.sf.i. türk. e.) Eşanl. Havai. Örn:: Hem duymuştu artık hileli zarlar yani civalı, havalı zarlar olduğunu masa altlarına mıknatıs konulduğunu duymuştu.) kötüye bağlayan havai zar vardı. Onu hafif atmak gerekirdi. Hafif atılınca çünkü iyi gelirdi. Kimi matkapla oyulur içine civa doldurulurdu. (Celalettin Çetin, Kumarbazlar Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havalı Tabanca:  

(air pistol) Hava ve gaz basıncı ile çalışan ateşsiz, namlusu yivli veya yivsiz, uluslararası standartlara uygun silah, havalı tüfek.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Havalı Tiyatro:  

(Alm. atmosphaerisches Theater) Işık, dekor uyumu ve yöntem ile ilk görünüşte seyirciyi etkileyen tiyatro. (bkz:: Empresyonist Tiyatro)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Havan Batsın:  

(d. a. türk. e. türk.) Cakan bozulsun, fiyakan bozulsun anlamında kullanılır. Örn:: Havan batsın altın çocuk. (minibüs çıkartması)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havana:  

Havana; (İspanyolca: La Habana, tam olarak San Cristóbal de La Habana), Küba'nın başkenti. 2.2 milyon nüfusuyla hem Küba'nın hem de Karayipler'in en büyük şehridir. Geçim kaynakları başta puro, şeker kamışı ve mısırdır. Havana ayrıca bir turizm kentidir. Kentte ilkbahar aylarında hızı 200 km hıza ulaşan kasırgalar görülür. Havana uzun yıllar İspanyolların sömürgesi altında kalmıştır. Bu sebepten dolayı bazı sokaklarında İspanyol etkisi hâlâ görülür. Havana Latin Amerika'nın önde gelen kentlerindendir. Havana'da tropik bir iklim görülür. Havana sanayi bakımından da gelişmiştir. Kentte yer altı kaynakları da mevcuttur.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )

havari:  

1- Taraftar, dost, arkadaş, yardımcı, seçkin kimse. Örn:: “Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr b. Avvam’dır.” (Hadis) 2- Hz. İsa’nın, kendisine yardımcı olarak seçtiği ve İncil’in içerisindeki hükümleri ve öğütleri insanlara bildirmekle görevlendirdiği on iki mümin kişiden her biri. Örn:: “Meryem oğlu İsa havarilerine: ‘Allah yolunda benim yardımcılarım kimdir?’ demişti. Havariler: “Allah (yolu)nun yardımcıları biziz.’ dediler…” (Kur'an-ı Kerim Saff suresi 61/14 ncü Ayet) Havarilerin isimleri: Petrus denen Simun; Andreas; Zebedinin oğlu Yakup; Yuhanna; Filipus; Bartolomeus; Tomas, Matta; Alfeus’un oğlu Yakup; Taddeus; Gayyur Simun ve Yahuda İskariyot.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havas:  

(sense) Görme, işitme, tat alma, koklama, hissetme olarak bilinen beş duyunun her biri. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

havas:  

1- İleri gelen, seçkin kişiler. Örn:: “Kitabı sünneti icmaı kaldırıp attık / Havası maskara yaptık, avamı aldattık.” (M. A. Ersoy) 2- Tasavvuf yoluna girdikten sonra almış oldukları eğitim sayesinde Allah’ın emirlerini ve bu emirlerin konuluş nedenlerini hemen kavrayıp Allah’ı görüyormuşçasına dinin hükümlerini yaşamayı amaç edinen Müslümanlar. 3- Allah’ın sıfatları, fiilleri, yaratması ve emretmesi konularında bilgi sahibi olan ve bu bilgiye göre hayatına anlam vererek Allah’ın sevgisini kazanan kişiler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havası Batmak:  

(bkz:: Havan Batsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havasını Almak:  

(bkz:: Hava Almak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havasını Atmak:  

(bkz:: Hava Atmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havasız spreyleme (püskürtme):  

Yüksek basınçla bir delikten, kuvvet uygulayarak boyanın atomizasyonu prosesi. Özellikle boya önceden ısıtıldığında, solventlerin buharlaşması ile yol almasının efektidir.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )

havassıkur'an:  

Kur'an-ı Kerim’deki bazı kelime, ayet ve surelerin belli bir düzene göre okunması veya yazılması durumunda yapılan duaların gerçekleşeceğinden bahseden ilim veya bu konuda yazılan eserler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

havassıselime:  

İslam dinine göre bilgi elde etme yollarından biri olan ve herhangi bir etkenle kendisine ait özelliğini kaybetmemiş bulunan beş duyu; işitme, görme, koku alma, tatma ve dokunma. İslam dinine göre bilgi elde etmenin çeşitli yolları vardır. Havassıselime, akıl, vahiy ve tecrübe bilgi elde etme yollarının en önemlileridir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

havatır:  

1- Hatıra gelenler, hatırlananlar, kalbe doğan düşünceler. 2- İnsanın iradesi dışında zihnine gelen veya kalpte hissedilen duygu ve düşünceler. Örn:: “Bazen gönlüme havatır gelir. Gelen bu havatırı Kur’an-ı Kerim ve sünnete göre test ederim. Eğer onlara uyuyorsa alırım uymuyorsa almam.” (Cüneyt el-Bağdadi)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haver:  

(f.i. ka.erk.) 1- Şark, doğu. 2- Güneşin doğduğu gün. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)

Haver:  

(yid.i. haver, arkadaş, yoldaş, müttefik.) Bir işin birlikte yapıldığı kimse, ortak. Örn:: Haverİm ha bak ona göre. (Arslan Kaynardağ, Bitpazarının Gizli Dili ve Argosu) (Sözcük Alman argosunda da aynı anlamda kullanılır. -Sİegmund A. Wolf Wörterbuch des Rotvvelschen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

havf:  

1- Korku, kaygı, endişe. Örn:: “Kimseden havf eylemez Allah’tan havf eyleyen.” (İzzet Molla) 2- Hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin kaybedilmesinden dolayı duyulan endişe. Örn:: “Ant olsun sizi havf, açlık, mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksiltmek gibi şeylerle deneriz; sabredenleri müjdele!” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/155 nci Ayet) 3- Allah’a onun istediği gibi ibadet edememekten, işlenen günahları çokça hatırlamaktan, ahiret hâllerini düşünmekten ve bunlara bağlı olarak Allah’ın rızasını kaybetme endişesiyle duyulan korku. Örn:: “Güzellik ve asalet sahibi bir kadının yapmış olduğu cinsel teklifi reddederek “Ben âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan havf ederim.” diyen kişiyi, Allah kıyamet gününde kendi korumasına alacaktır…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

haviye:  

Münafıkların ve küfürde aşırı gidenlerin girecekleri cehennemin en derin yeri, yedinci tabakası. Örn:: “Kıyamet günende kimin tartıda (sevapları) daha ağır gelirse o cennette hoşnut olacağı bir hayatı sürecektir. Tartıda (sevapları) hafif gelenlerin varacağı yer ise haviyedir. Sen haviyenin ne olduğunu bilir misin? O çılgın bir ateştir.” (Kur'an-ı Kerim Karia suresi 101/6-11 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

havkale:  

“Güç ve kuvvetin kaynağı sadece Allah’tır.” anlamına gelen “La havle vela kuvvete illa billah” biçimindeki dua cümlesinin kısaltılmış şekli.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havlamak:  

(ono. f.) (Aşağılama yaklaşımıyla) Konuşmak. Örn:: Havlama.. Aklıma getirme delirtme beni. (Safa Önal, Aşkın Son Günü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havle:  

(a.i. ka.) 1- Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2- Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Havlıcan:  

(alpinia) Zencefilgillerden, ıtırlı bir bitkidir. Doğu Asya'da yetişir. Kök sapları baharat olarak kullanılır. İçeriğinde "Alpinol" ve "Alpinin" gibi maddeler vardır. Faydası:: İştah açar. Tükürük ifrazatını artırır. Göğsü yumuşatır. Vücudun güçlenmesini sağlar. Mide, bağırsak gazlarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. Hava yutmayı önler. Grip ve soğuk algınlıklarında vücudun ısınmasını sağlar. Baş ağrısı ve baş dönmelerini dindirir. İdrar söktürür. Romatizma ve nikrisin şikayetlerini hafifletir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

havlihavelan:  

1- Bir yılın geçip sona ermesi. 2. Zekâtı verilecek bir ticaret malının üzerinden bir kamerî yılın (yaklaşık 354 gün) geçmesi. Havlihavelan, ticaret mallarına zekâtın farz olmasının şartlarından birisidir. İslam bilginleri bu konuda görüş birliği içerisindedirler. Toprak mahsullerinde ise zekât verilirken havlihavelan şartı aranmaz, ürün elde edilince zekâtı verilir. “Üzerinde havlihavelan gerçekleşmeyen bir (ticaret) malı için zekât yoktur.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havlu Atmak:  

(Boks Ter.) Boksörünün kötü durumu karşısında antrenörün yenilgiyi kabul ettiğini iletmek için sahaya havlu atması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

havra:  

1- Yahudilerin ibadethanesi, sinagog. 2- Gerek günlük gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitapların okunması ve dinî emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı ibadet yeri, küçük mabet. Havra, M.Ö.586’da Süleyman Mabedi’nin yıkılmasından sonra Yahudiler tarafından halkın ibadet edeceği bir kurum hâline getirilmiştir. Kurban dışındaki ibadetler havrada gelişmiştir. Havradaki en kutsal şey, doğu yönündeki bir hücrede korunan Tevrat tomarlarıdır. Havrada yapılan ayinler, Tevrat’tan bazı bölümlerin okunması, belirli dualar ve vaazlardan ibarettir. İbadet için en az on iki yaşını geçmiş on erkeğin bir araya gelmesi gerekir. Kadınlar ibadete katılamaz ve erkeklerle bir arada bulunamazlar. Zorunlu olmamakla beraber çoğu aileler nikâhlarını havrada kıydırırlar. Yahudi toplumunda havra ile dini hayat iç içedir. Örn:: “Allah, bir kısım insanları diğer bir kısım ile savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın ismi içerisinde çokça anılan mescitler yıkılıp giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere mutlak surette yardım eder.” (Kur'an-ı Kerim Hac suresi 22/40 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Havra:  

Musevilerin ibadet ettiği yer, sinagog.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Havuç:  

(fars.i. hevic'den) Erkeklik organı, ereksiyon durumundaki penis. Örn:: Karagöz kara lahananın kaba taraflarına nane, dere otu, maydanoz, tere mere böyle şeylere bakarım. Yalnız havuca bakmak mutadım değildir. (Karagöz, Eczahane)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havuç:  

(daucus carota) Maydanozgillerden; uzunca koni şeklinde ve etli olan kökünden dolayı sebze olarak yetiştirilen bir çeşit bitkidir. İçeriğinde şeker, A vitamini ve karotin vardır. Faydası:: Müzmin kabızlığı giderir. Çocuk ishallerini keser. Bağırsak iltihaplarını giderir. Mide ve bağırsak kanamalarını keser. Kansızlığı giderir. Cilde canlılık verir. Anne sütünü artırır. Cilt ve göz hastalıklarını önler. Böbrek ağrılarını dindirir. Vücuda kuvvet verir. Astım, bronşit, ses kısıklığında göğsü yumuşatır, rahatlık verir. Veremde de faydalıdır. Mide ve onikiparmak ülserinde şikayetleri giderir. Kalp hastalıkları ve damar sertliğinde faydalıdır. İdrar ve bağırsak gazlarını söktürür. Aybaşı halinin muntazam ve ağrısız olmasını sağlar. Diş etlerini kuvvetlendirir. Yüz ve boyun kırıklıklarını giderir. Görme gücünü artırır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Havuz:  

(Sutopu Ter.) Boyu 33 metre, eni 20 metre ve derinliği 1.90-2.00 metre arasında olan sutopu oyun alanı.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Havuz:  

:Yüzme yarışlarının yapıldığı ve olimpik ölçülerinin 50 metre uzunluk,25 metre genişlik ve 2.2 metre derinlikte olduğu su ile dolu alan. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Havuz Balığı:  

Bilimsel Adı: Carassius carassius. Familyası: Tatlı Su Balığı. Sazangiller familyasına ait bir balık türü. Görüntü olarak Sazan balığını andırsa da ağzının bıyıksız olması, kuyruk yüzgecinin daha az girintili ve yassı olan farinks dişlerinin tek sıralı olması nedeniyle kolayca tanımlanır. Durgun sığ sular ile hafifçe akıntılı ortamları tercih ederler. Su içindeki otlar dip hayvanları ve sinek larvalarıyla beslenir. Üremek için büyük sürüler halinde toplanan bu balıkların yumurtlama dönemi Mayıs – Haziran aylarını kapsar.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Havuz Kırığı:  

(pond fracture) İçerisinde çeşitli yönlere dağılan kırık çizgilerinin bulunduğu halka biçimindeki kırık çizgisi ile çevrili kafatası kırığı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Havva:  

(a.i. ka.) Esmer kadın. Havva: Hz. Adem (a.s.)'in karısı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Havyar:  

(i.) Dışkı, necaset.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havyar:  

Mersin balığı yumurtasından yapılan, lüks yiyecek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Havyar Kesmek:  

(d.) Çalışmadan, vakit geçirmek, vakti boşa harcamak. Örn:: Kimse yapmıyor. Akşamlara kadar havyar kesiyorlar. Boyuna maç, ikramiye, maaş, boşanma, nikah, ölüm gevezelikleriyle Devleti sömürüyorlar. (Muzaffer Buyrukçu, Bilmece Gibi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Havzıkevser:  

(bkz:: Kevser)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Hawaii:  

Hawaii ya da Havai, Amerika Birleşik Devletleri'nin eyaletlerinden biridir. Pasifik Okyanusu'nda bulunan ve tamamen adalardan oluşan tek eyalettir. (Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )

Hay:  

(a.i. erk.) 1- Canlı, diri. 2- Allah'ın sıfatlarından. "abd" takısı alarak kullanılır. "Abdülhay".(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Hay:  

(erm.sf.i.) 1- Karagözcü argosunda Ermeni karakterine verilen ad. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü) 2- Ermeni. Örn:: Sonunda dışsatım da yapan bir kuyumcu ile tanıştım. O bir hay. Bana aylarca elini sürmedi. (Dr. Arslan Yüzgün, Mavi Hüviyetli Kadınlar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hay:  

(ing.sf.i. high, yüksekten) Bir uyuşturucu maddenin esrimesi içinde sarhoşlamış anlamında kullanılır. Örn:: Okula hay giderdim ve sınıfta mayışırdım ve işte o zaman okula gitmemeye başladım. (J. Larner R. Tefferteller - Yakut Güneri, Sokaktaki Eroinman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Hay:  

(Kar.) Karagözcülerin "Ermeni"ye verdikleri ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Hay:  

(el-Hay) “Varlığı devamlı olan, hayat sahibi, ölmeyen diri, her şeyin varlığı onun varlığına bağlı olan.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. Örn:: “Allah’tan başka ilah yoktur. O Hay ve her şeyi koruyup gözetendir…” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/255 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Haya:  

(a.i. ka.) l- Utanma, sıkılma. 2- Ar, namus, edep. 3- Allah korkusu ile günahtan kaçınma.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

hayâ:  

1- Utanma, sıkılma duygusu, edep, ar. Örn:: “Hayâ imandandır.” (Hadis) 2- Kişinin, Allah’a olan içten sevgi ve saygısından dolayı kötü, çirkin, ahlak dışı ve günah olan davranışlardan rahatsız olup onlardan kaçınması. Örn:: “Dört şey peygamberlerin sünnetlerin-dendir: Hayâlı olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.” (Hadis) 3- Kınanma endişesiyle dinî kurallara aykırı davranmaktan kaçınma. Örn:: “İmanın yetmişten fazla derecesi vardır. Hayâ da imanın derecelerinden biridir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

WhatsApp