MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Falya:

(it.i.) (esk.) 1- Eskiden ağızdan dolma toplarda bulunan, topu ateşlemek için ağızotunun konulduğu delik. 2- Kapıp koyuverme, salıverme, bırakma.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Erkeklik

*Erkeklik

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




İçiçi:  

(sf.) Uyuşturucu kullanan ama uyuşturucu ticareti yapmayan. (kimse) Örn:: Az da olsa uyuşturucu İle yakalananlar polis tarafından mahkemeye sevk edilebilirler. Tüccarı değil içici olduğunu söyleyen iki şıktan birini tercih etmek zorundadır. Ya tedavi olmayı ya da hapis yatmayı kabul edecektir. (İlhan Engin, Eroin Silah ve Ölüm)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

için:  

ilgeç (edat) 1. amacıyla, ereğiyle, üzere. "Sizi görmek için gelmişti" 2. ayrılmış, özgü. "Kuşlar için yem aldım" 3. –den dolayı, –den ötürü. "Bunun için üzülme" 4. neden ve sonuç anlatır. "Benim için bir araçtır şiir" 5. ilgili olarak, hakkında. "Onun için deli diyorlar" 6. –e göre, kendince, düşüncesince. "Bu senin için kolay, ama bir de ona sormalı" 7. yoluna, uğruna, yararına. "Yurt için ölünür" 8. göz önüne alınırsa, bakılırsa, oranla. "Bu para bu iş için yetersiz" 9. karşılık olarak, bedel olarak, karşılığında. "Bu iş için ne ödedin?" 10. yön belirtir. "Bu bilet Ankara için, Adana uçağına binilmez" 11. kimi ant sözlerinde kullanılır. "Dinim hakkı için doğru bu" 12. süre belirtir. "Üç gün için gezi olur mu?"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )

içinde:  

belirteç 1. bir zaman tümleciyle birlikte belli bir süreyi belirtir. "Bir ay içinde üç kez görüştük" 2. gelecek için sınır kabul edilen bir tarihten önceki herhangi bir zamanda. "Üç gün içinde döneriz" 3. ortamında, altında, uyarınca. "İşi bu koşullar içinde yaptık" 4. kendisinden önceki sözcüğe çok anlamı katar. "Çocuğun elleri kir içindeydi"(Konusu: , Kökeni: )

İçine Okumak:  

(d. eşanl.) İçine Sıçmak. Örn:: Durmadan güzelim üç kaatımın İçine okuyosun. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İçine Sıçmak:  

(d.) 1- (Bir nesneyi, bir aracı, bir ortamı) Bozmak, berbat etmek. Örn:: Temiz kalmak iyidir Tabi daha önce buranın İçine sıçan sen değilsen. (Hulki Aktunç, Rüzgarın Önünde) 2- Beğenilmeyen bir şeyi eleştirmek, aşağılamak için kullanılır. Örn:: Neymiş o öyle eve git işten çıkınca evden işe git. Sıçayım öyle evliliğin içine. (Tarık Dursun K. Hasangiller)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İçirmek:  

(f.) Vurmak, tokat, yumruk atmak. Örn:: Soluma aldım bir tane içirdim, kapıya bir tos vurdu kaldırımın üstüne serildi. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

içki:  

Aklın doğru düşünme ve karar verme yeteneğini gideren, içinde alkol ve uyuşturucu bulunan, kullanıldığında sarhoşluk veren her türlü katı veya sıvı madde. “Ey iman edenler! İçki, şans oyunları, putlar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Kur'an-ı Kerim Maide suresi 5/90 ncı Ayet) Örn:: “İçki bütün kötülüklerin anasıdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

içki:  

ad 1. içinde alkol bulunan, içeni sarhoş eden içecek. 2. içki içme işi. \"Adam içkiden gitti\"(Konusu: , Kökeni: )

İçkin:  

(t.i. ka.erk.) 1- Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2- Yalnızca bilinçte olan. 3- Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

içme suyu:  

İçme suyu, içilmesi ya da yemeklerde kullanılması güvenli olan ve sağlık sorunlarına yol açmayan sulardır.(Konusu: , Kökeni: )

İçöz:  

(t.i. erk.) İçli, özlü değerli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

İçplazma:  

Hücre içinde bulunan, çekirdeği çevreleyen sıvı ve yapılar (sitoplazma).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İçten:  

(t.i. ka.erk.) Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

içtihat:  

1- aba gösterme, bir işi yapmak için olanca gayreti harcama, güç ve imkânı sarfetme, zahmet çekme, ısrarlı olma. 2- Dinî konularda kıyas yoluyla yeni sonuçlar elde etme, hüküm çıkarma, istinbat. Örn:: “…Dinî bir meselede Kur’an-ı Kerim ve sünnette bir çözüm bulamadığınızda konuları birbirine kıyaslayarak içtihat ediniz…” (Hz.Ömer) 3- Kur’an-ı Kerim ve hadislerden delil ve hüküm çıkarabilecek seviyedeki İslam fıkıh bilginlerinin, hakkında bir emir veya yasak olmayan konularda Kur'an-ı Kerim ve sünnetten yeni hükümler çıkarmaları. Örn:: “Müçtehit, içtihadında doğru sonuca varabilirse iki sevap, içtihadında yanılırsa bir sevap alır.” (Hadis) 4- Ayet ve hadislerin lafız ve anlamlarından hareketle, hakkında ayet ve hadis bulunmayan konularda çeşitli hukuki çıkarım metotlarını kullanarak dinî hükümler hakkında kesin olmayan sonuçlara ulaşma çabası. İslam hukukuna göre, herhangi bir konunun çözümüyle ilgili ayet veya hadis varsa o konuda tekrar içtihada başvurulmaz. Bu durum, Kur’an-ı Kerim ve sünnetten maddeleştirilen Mecelle’de şu şekilde ifade edilmiştir: Ayet ve hadis bulunan konularda içtihada yer yoktur. Örn:: “Herhangi bir meselenin çözümünü Kur’an-ı Kerim ve sünnette bulamazsam içtihatta bulunurum…” (Muaz b. Cebel)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İçtima:  

Bir asker birliğinin silahlı ve donatılı olarak toplanması. Askerlikte sabah, öğleyin, akşam ye yatmadan önce askerlerin sayılması, yoklama. Askerin iş ve eğitim planın yapılması görevli olanların görevine gönderilmesi, yemek saatlerinin toplu olarak icra edilmesi ve gece yatışta görevliler hariç herkesin yerinde olup olmadığı kontrolü sağlanma amaçlı yapılır.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

içtimai:  

ESKİMİŞTİR sıfat ➽toplumsal. Benzer: sosyal (Konusu: , Kökeni: arapça)

İdam:  

(a.i.) 1- Birisine bir suçu karşılığında verilen hapis, yıl ve günüyle belirtilirken kullanılır. Örn:: Eczacının idamı 3 yıl. Şu halde satıcı 10 yıla kadar yolu var. (Hatip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları)2- Bir şeyin, bir işin mal olabileceği inanılır fiyat. Örn:: Bu tozun idamı yüz bin kafa.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İdare Mahkemesi:  

(administrative court) İptal, tam yargı davalarıyla genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları çözümleyen mahkeme. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

İdarehane:  

(b.i) 1- Gazete, dergi gibi süreli yayınların yazı işlerinin bulunduğu, yönetildiği yapı, yönetim yeri. 2- Bir işi ya da kuruluşu yönetenlerin bulundukları yer, yapı.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

iddet:  

1- Sayma, süre, zaman. 2- Evliliğin ölüm, boşanma veya hâkim kararı ile iptal edilip sona erdirilmesinden dolayı kadının yeniden evlenebilmek için dinen beklemesi gereken süre. Örn:: “Boşanmış olan kadınlar üç hayız süresi iddet beklerler…” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/228 nci Ayet) Örn:: “İçinizden ölenlerin geride bırakmış olduğu eşleri yeniden evlenebilmek için dört ay on günlük iddet süresi geçirmeleri gerekir…” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/234 ncü Ayet) Boşanmış veya kocası ölmüş bir kadın hamile ise doğumla beraber iddeti sona erer. Kadın isterse bir başkası ile evlenebilir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İddia:  

Yanlış: İddaa Doğru: İddia(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

İde:  

Bir şeyin özü, ana düşüncesi; felsefede “idea”.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdea:  

Düşünce, kavram; felsefede zihindeki soyut tasarım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdeal:  

Ulaşılmak istenen en iyi, en mükemmel durum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdealist:  

İdeallere bağlı yaşayan veya idealizmi benimseyen kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdealist Partisi:  

Kısa Adı: * Genel Merkezi: İstanbul Kuruluş Tarihi: 10.01.1947 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: 1947 Sona Eriş Nedeni: Dağıldı. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan ve Kapanan Siyasî Parti -1 (1945 - 1960)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

İdealizasyon:  

İdeal hâle getirme, kusursuzlaştırma süreci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdealize:  

Bir şeyi olduğundan daha kusursuz ve mükemmel göstermek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdealizm:  

(fr.i. idealisme) (fel.) Ülkücülük. Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve varlığı insan düşüncesinin kurduğunu kabul eden öğretilerin genel adı.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

İdealizm:  

Gerçekliğin temelinde düşüncenin (ideanın) olduğunu savunan felsefe görüşü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdefiks:  

Saplantı hâline gelmiş sabit düşünce.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdem:  

“Yine aynı, tekrar aynı” anlamında kullanılan (özellikle hukuk ve bilim dilinde) ifade.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdentik:  

Aynı, özdeş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdeofobi:  

(ing.i. ıdeophobia) fikirlerden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

İdeolog:  

Bir ideolojiyi oluşturan veya savunan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

ideoloji:  

(ing.i. ideology) fikir bilimi. toplumsal ya da siyasal bir öğreti oluşturan, ülkü olarak da benimsenebilen, kişi ve kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü. eş anl: düşüngü.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

İdeoloji:  

Toplumsal veya siyasal davranışlara yön veren düşünceler bütünü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdeolojik:  

İdeoloji ile ilgili, bir düşünce sistemine bağlı olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdicanan:  

(a.i. ka.) Sevgilinin bayramı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

İdikut:  

(t.i. erk.) 1- Kutlu, saadetli. 2- Yüksek rütbeli. 3- Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

İdil:  

(yun.i. ka.) 1- Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2- Küçük ve şairane resim. 3- İçten ve saf aşk.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Yunanca)

İdil:  

Kır hayatını, doğayı ve çoban yaşamını anlatan şiir türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdiopati:  

Sebebi bilinmeyen hastalık veya durum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdiopatik:  

(idiopathic) Kendiliğinden oluşan; nedeni bilinmeyen; primer.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

İdiosinkrazi:  

(idiosyncrasy) Bazı kişilerde aldıkları ilacın beklenmeyen ani bir reaksiyon oluşturması; bir bireyde bazı ilaçlara, proteinlere ve herhangi bir maddeye karşı ileri derecede duyarlı olma hâli.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

İdiyot:  

(idiot) İleri derecede zekâ geriliği olan kişi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

İdlal:  

(a.i. ka.) Naz etme, nazlanma, aşırı derecede nazlanma.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

İdman:  

(gnl.ter.) Bir hareket veya çalışmanın birçok defa tekrarına dayanan sistem. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

İdol:  

Hayranlık duyulan, örnek alınan kişi veya şey.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İdrak:  

(comprehension) Anlama ve kavrama. Komprehensiyon.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

idrar:  

ad ➽sidik. (Konusu: , Kökeni: arapça)

İdris:  

(a.i. erk.) 1- Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2- İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3- Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen İdris peygamber. 4- İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

İdris Peygamber:  

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerden biri. Hz. İdris’e, Şit Peygamberden sonra peygamberlik verilmiştir. Babil ya da Mısır’da doğduğu hakkında farklı görüşler vardır. Kendisine otuz sayfalık bir kitap indirilmiştir. Yazıyı ilk yazanın, elbiseyi ilk dikenin Hz. İdris olduğu rivayet edilmiştir. İnsanlar gerçek dinden ayrılmaya başladığında, Allah’ın dinini insanlara duyurmuş, onları sarhoş edici şeylerden engellemeye; namaz, oruç, güzel ahlak gibi şeyleri de tavsiye etmeye çalışmıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifa:  

1- Bir şeyi tam ve mükemmel bir biçimde yapma, yerine getirme, ödeme, eda etme. Örn:: “Allah için söz verdiğinizde sözlerinizi ifa ediniz…” (Kur'an-ı Kerim Nahl suresi 16/91 nci Ayet) 2- Sorumluluk çağındaki insanların Allah’ın isteklerini şartlarına uygun bir şekilde yerine getirmesi. Namaz kılma, oruç tutma ve diğer ibadetleri yerine getirme gibi. Örn:: “…Bana olan sözünüzü ifa ediniz ki ben de size vermiş olduğum sözü ifa edeyim…” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/40 ncı Ayet) 3- Borcun vaktinde ödenmesi. Örn:: “Zengin kişinin borcunu vaktinde ifa etmemesi zulümdür.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifada:  

Hac esnasında hacıların Arafat, Müzdelife ve Mina’dan gruplar hâlinde ayrılmaları. Örn:: “Sonra insanların ifada ettiği yerden siz de ifada yapın ve Allah’tan bağışlanma dileyin.” (Kur'anı Kerim Bakara suresi 2/199 ncu Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İfade:  

(a.i.) 1- Durum. 2- Herhangi bir edim, iş.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

ifade:  

1- YAZIN TERİMİ bir düşünceyi, duyguyu, tasarıyı, konuyu söz ya da yazı ile dile getirme işi. 2. bir kimsenin bir olayla ilgili olarak anlatıkları, deyiş2. \"Senin ifadene bakılırsa bu iş olmayacak\" 3. bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin tümü. \"Yüz ifadesi, suçsuz olduğu yolundaydı\" 4. HUKUK TERİMİ karakol, mahkeme gibi yerlerde sanık ve tanıkların olayla ilgili olarak sözlü açıklamaları. 5. FELSEFE TERİMİ ➽dışavurum. 6. ARGO herhangi bir iş, durum. 7. anlatmak. \"Bu ne ifade etmekte şimdi?\" 8. (herhangi bir) değeri olmak, önem taşımak. \"Bu iş bana çok şey ifade eder\" 9. (bir kimseyi) sorguya çekmek, sorgulamak. 10. görgü tanığının anlattıklarını tutanağa yazmak ya da yazdırmak. 11. ARGO alt etmek, üstün gelmek, yenmek, dövmek, hırpalamak. 12. ARGO amacının ne olduğunu sorup anlamaya çalışmak. 13. (bir kimseyi) öldürmek. 14. (tabanca) ateş almamak, tutukluk yapmak.(Konusu: , Kökeni: )

İfade Verdirmemek:  

(d. a. türk.) 1- (Bir kimseyi) Öldürmek. 2- (Tabanca) Tutukluk yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İfadesi Tamam Olmak:  

(d. a. türk.) 1- Ölmek. 2- Çok ağır biçimde dövülmek, yaralanıp düşmüş olmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İfadesini Almak:  

(d. a. türk.) 1- (Birisini) Dövmek, hırpalamak. 2- (Birisini) Cinsel ilişkide kullanmak. Örn:: Sonra bir sandal tutup açıldık dedi Salih. Tamam mı dedi Safa ifadesini aldın mı? (Muzaffer Buyrukçu, Cehennem) 3- (Birisinin) Meramını, İsteğini anlamak. Örn:: En İyisi dedim al bir randevu açılalım başbaşa. Hem zarına bakalım hem de ifadesini kendimiz alalım. Nasıl benim prensip? (Orhan Kemal, Suçlu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

İfakat:  

(a.i. erk.) 1- Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2- Ayılma.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

İfaza:  

(a.i. ka.erk.) 1- Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2- Kabı taşıncaya kadar doldurma. Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

İfdal:  

(a.i. ka.erk.) 1- Lütuf ve bağış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

İffet:  

(a.i. ka.) 1- Afiflik, temizlik. 2- Namus.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

iffet:  

1- Haramdan uzak durma, kötü söz ve işlerden kaçınma. Örn:: “Kim, Allah’tan iffetli davranmayı isterse Allah da onu iffetli kılar…” (Hadis) 2- Yeme, içme ve diğer bedeni hazlar konusunda ölçülü olma, aşırı istekleri bastırıp dinin ve aklın buyruğu altına sokmak suretiyle kazanılan erdem. Örn:: “Ey Allah’ım! Senden, beni dosdoğru yola iletmeni, bana kulluk bilinci vermeni ve iffetli davranmam için yardım etmeni dilerim…” (Hadis) 3- Cinsel konularda ahlak kurallarına bağlı kalarak insanın namusunu, şerefini ve haysiyetini koruması. Örn:: “Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfu ile zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar.” (Kur'an-ı Kerim Nur suresi 24/33 ncü Ayet) 4- Gözü ve gönlü tok olma durumu. “Allah yoluna kendilerini tamamen adamış oldukları için, yeryüzünde rızık aramak niyetiyle gezip dolaşamayan muhtaçlara yardım edin. Onların durumunun farkında olmayan, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder.” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/273 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İfhar:  

(a.i. erk.) Onurlandırma, üstün etme.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

İfk Hadisesi:  

Münafıkların, Müstalikoğulları savaşından dönerken Hz. Peygamber’in hanımı Hz. Ayşe hakkında uydurdukları yalan haber ve onun namusuna yapmış oldukları iftira. Müslümanlar, Mustalikoğulları savaşından dönerlerken Hz. Ayşe, ordunun konaklama yerinde kızkardeşi Hz. Esma’dan ödünç aldığı gerdanlığı kaybetmiştir. Hz. Ayşe, gerdanlığını aramak için konaklama yerinden uzaklaşmış ve gerdanlığını bulup döndüğünde orduyu bulamamıştır. Bir müddet beklemiş daha sonra ordunun artçıları onu görmüşler ve hemen orduya yetiştirmişlerdir. Bu durumu gören münafıklar, Hz. Peygamber’in sevgili eşi Ayşe’ye iftirada bulunmuşlardır. Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara bu durumu kullanarak eziyet etmişlerdir. Hz. Ayşe bu duruma çok üzülmüştür. Yüce Allah, Hz. Ayşe’nin namusunun temizliği ile ilgili ayetler göndermiş ve ona yapılan iftirayı ve iftiracıları kınamıştır. Hz. Peygamber de iftiracıları cezalandırmıştır. Allah, Nur suresinin yirmi bir ve yirmi beşinci ayetleri arasında, Hz. Ayşe’nin iffetinin güzelliği ile ilgili ayetler indirerek Hz. Peygamber ve Hz. Ayşe’yi de teselli etmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

iflas:  

1- Kişinin ağır borç yükü altında kalıp sermayesini kaybetmesi ve borçlarını da ödeyemez duruma düşmesiyle çok az miktarda paraya muhtaç hâle gelmesi. Örn:: “Bir kimse, iflas eden birinin yanında kendi malını bulursa, malını almaya başkasından daha fazla hak sahibidir.” (Hadis) 2- Kişinin dünyada işlediği günahlardan ve başkalarına vermiş olduğu zarardan dolayı dünyada yaptığı bazı iyiliklerin karşılığını ahirette elde edememesi. “Gerçek müflis kıyamet günü iflas eden kimsedir…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifrat:  

1- öz ve işte sınırı aşma, aşırı gitme, taşkın olma, ölçüsüz davranma. Örn“(Musa ve Harun, Allah’a şöyle dua ettiler) : ‘Ey Rabbimiz! (Firavun’un) bize karşı ifratının ve azgınlığının artmasından korkuyoruz.’ dediler. Allah da ‘Korkmayın! Çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.’ buyurdu.” (Kur’an-ı Kerim Taha suresi 20/45-46 ncı Ayet) 2- Dinin koymuş olduğu kurallarda Peygamberin örnekliğini göz önünde bulundurmayarak aşırı gitme, kural tanımama. Örn:: “Kur'an’a karşı kalbini ilgisiz bulduğumuz; tutkuların esiri ve işi hep ifrat olan kişiye itaat etme.” (Kur'an-ı Kerim Kehf suresi 18/28 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifrat haccı:  

(bkz:: haccıifrat)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifrit:  

1- Kurnaz, hileci. 2- Yaratılışı güçlü, kızgın ve öfkeli kimse. 3- Cinlerin reisi, en kurnaz ve zararlı olanı. Örn:: “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan önce onu (Belkıs’ın tahtını) sana getiririm’ dedi; Bunu yapmaya gücüm yeter ve bana güvenilir.” (Kur'an-ı Kerim Neml suresi 27/39 ncu Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifsat:  

(bkz:: fesat)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ifta:  

(bkz:: fetva) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

iftar:  

1- Oruç tutan bir kimsenin güneşin batıp akşam vaktinin girmesiyle beraber yeyip içmeye başlaması, başladığı orucunu bitirmesi. Örn:: “İftarı vakit girer girmez yapmak, peygamberlerin sünnetlerindendir.” (Hadis) 2- Oruçlunun orucunu açmasını sağlama. Örn:: “Oruçluyu iftar ettiren kimse oruçlunun sevabından bir eksilme olmadan onun alacağı kadar sevap alır.” (Hadis) 3- Başlanmış bir orucu herhangi bir hastalık veya yolculuk gibi bir nedenle iftardan önce bozma. 4- Ramazan ayında özürlü veya özürsüz oruç tutmama. Örn:: “Hz. Peygamber’le beraber ramazan ayında yolculuk yaptım. Yolculuk esnasında oruç tutanlar iftar edenleri, iftar edenler de oruç tutanları hiçbir zaman ayıplamazlardı.” (Enes b. Malik)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

iftar duası:  

İftar etmeden önce yapılması sünnet olan dua. Hz. Peygamber iftar etmeden önce şu duayı yapardı: Örn:: “Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum, senin verdiğin rızıklarla iftar ettim, orucumu kabul et. Şüphesiz ki sen duaları işiten ve her şeyi bilensin.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İftihar:  

(a.i. ka.erk.) 1- Şeref, şan. 2- Övünme. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

İftira:  

(a.i.) Cezaevi görevlileri ve mahkumlar arasında hırsızlık suçu anlamında alay yollu kullanılır. Örn:: Suçu ne bu yiğidin? -İftira -İyi imiş. Bayram üstü İftira çoğalır. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

iftira:  

1- Yalan uydurma, birine haksız ve asılsız yere suç yükleme, bühtan etme. Örn:: “Kim bir mümine (haklı bir gerekçe olmadan) kâfir diye iftirada bulunursa onu öldürmüş gibi olur.” (Hadis) 2- Bir kimseye asılsız olarak haksız bir şekilde suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, nitelik veya davranış isnat ederek onun onur ve kişiliğiyle oynama. Örn:: “Eğer, Müslüman kardeşine gıyabında yüklemiş olduğun kötü nitelik onda varsa gıybetini yapmış olursun, yoksa iftira etmiş olursun.” (Hadis) 3- Allah’tan başka ilahlar edinerek şirk koşma, Allah’ı zatına layık olmayan isim ve sıfatlarla niteleme. Örn:: “İslam’a davet edildiği hâlde Allah’a iftira eden kimseden daha zalim kim vardır.” (Kur'an-ı Kerim Saff suresi 61/7 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

iftitah tekbiri:  

1- Başlangıç tekbiri, tahrim tekbiri. 2- Namaza başlarken söylenen ve “Allah’ı yüceltme ve saygı” anlamına gelen “Allahu Ekber” ifadesi. İftitah tekbiri alındıktan sonra namazın geçerliliğine zarar verecek hiçbir işle uğraşılmaz, namazın ruhuna aykırı herhangi bir söz söylenmez. Böyle bir şey yapılırsa namaz bozulur. Örn:: “Namazın anahtarı abdesttir. Namaz esnasında yapılması yasak olan şeyler iftitah tekbiri ile başlar ve selam verildikten sonra serbest olur.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İguana:  

Sıcak bölgelerde yaşayan, iri yapılı bir kertenkele türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İguanagiller:  

İguanaları kapsayan sürüngen familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

İğde:  

(elaeagnus) İğdeciler familyasının örneğidir. Yemişi, kızılcık biçimindedir. Derisi sert ve sarı, eti beyaz un halinde mayhoş ve burukçadır. Yaprakları tüylüdür. 10 kadar türü vardır. Faydası:: Bağırsak bozukluklarını ve ağız pasını giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

İğdemir:  

(t.i. erk.) Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

iğne:  

ad 1. dikiş dikmeye, iş işlemeye vb. yarayan, ince, ucu sivri, öteki ucunda iplik geçirilecek deliği bulunan çelik araç. 2. iki şeyi birbirine tutturmakta kullanılan, ince ve uzun, ucu sivri, metal araç. "Şu kâğıtları iğne ile tutturun" 3. topluiğnenin süs için kullanılan türü. "Kravatında iğne olan adam kim?" 4. altında bulunan iğneyle tutturulan süs eşyası. "Kadının yakasındaki iğne göz kamaştırıcıydı" 5. kimi araçların ucu sivri parçaları. "Pusulanın iğnesi hep kuzeyi mi gösterir?" 6. sıvı bir ilacı vücuda vermekte kullanılan araç. Benzer: enjektör 7. içitim yoluyla vücuda verilen sıvı ilaç. "Doktor beş iğne yazmış" 8. içitim yoluyla vücuda sıvı ilaç verme işi. "Birçokları iğneden korkar" 9. oltanın ucundaki küçük, çelik çengel. 10. kimi böceklerde bulunan savunma organı. "Arı iğnesini batırmıştı" 11. BİTKİLİM TERİMİ bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık. 12. MEC. batıcı, dokunucu söz. "İğnelerini yine herkese saplıyorsun"(Konusu: , Kökeni: )

iğrenç:  

sıfat tiksinti veren, tiksinti duygusu uyandıran, iğrendiren.(Konusu: , Kökeni: )

iğva:  

1- Yanıltma, şaşırtma, saptırma, şüpheye düşürme, ayartma, vesvese verme. 2- Bir kimseyi şaşırtıp doğru yoldan çıkartma. Örn:: “(Kâfirler ahirette şöyle diyecekler) ‘Ve üzerimize Rabbimizin azabı hak oldu, muhakkak hepimiz onu tadacağız. Evet, biz sizi iğva ettik, çünkü biz azgın bir toplumduk.’ O hâlde hepsi o gün azaba ortak olacaklardır.” (Kur’an-ı Kerim Saffat suresi 37/31-33 ncü Ayet) 3- Şeytanın veya sapkınlığı huy edinmiş insanların batılı süsleyip hak gibi göstererek veya kötülükleri çekici duruma getirerek insanları Allah’ın yolundan saptırmaları. Örn:: “(Dünyada iken insanları azdırmak suretiyle ahirette) Allah’ın azabını hak eden kişiler şöyle dediler: ‘Rabbimiz, şunlar iğva ettiklerimiz. Kendimiz iğva olduğumuz gibi onları da iğva ettik. Onlar da bize uydular. Onların yaptıkları (kötü işlerden) uzak olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı.” (Kur'an-ı Kerim Kasas suresi 28/63 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ihanet:  

1- Sözünde durmama, anlaşmayı bozma, haksızlık yapma, vefasızlık. Örn:: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, yalan söylemez ve onu haksızlığa terk etmez...” (Hadis) 2- Emanete gereken özeni göstermeme. Örn:: “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz ve emanete ihanet eder.” (Hadis) 3- Allah’ın insanlar için koymuş olduğu kuralları hiçe sayma. Örn:: “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine ihanet etmeyiniz. Sonra bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.” (Kur’an-ı Kerim Enfal suresi 8/27 nci Ayet) 4- İnsanın din, can, akıl, namus, mal gibi değerleri koruma konusunda titiz davranmaması.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ihbat:  

1- Boşa gitme, değerini kaybetme, silip yok etme. 2- İslam dininin ilkelerinden hepsini veya birini inkâr etmenin veya ilahî emirlere karşı gelmenin sonunda kişinin yapmış olduğu salih amellerin değerinin yok olması; Allah’ın, yapılan amelleri karşılıksız bırakması. Örn:: “Allah, indirmiş olduğu (hükümleri) beğenmeyenlerin amellerini ihbat eder.” (Kur’an-ı Kerim Muhammed suresi 47/9 ncu Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İhlas:  

(a.i. erk.) 1- Halis, temiz doğru sevgi. 2- Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3- Kur'an-ı Kerim'in 112. suresinin adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ihlas:  

1- Samimiyet, içtenlik, kalbî ve karşılıksız sevgi, samimi bağlılık, doğruluk, temizlik, saflık, gösterişsizlik, riyanın karşıtı. 2- Tutum ve davranışlarda sadece Allah’ın hoşnutluğunu gözetme, sözün öze uyması, riyakâr ve iki yüzlülükten uzak olma. Örn:: “(Şeytan şöyle dedi): ‘Rabbim! Beni (azgınlığıma karşılık) dosdoğru yoldan çıkardığın için, ant olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; ihlaslı kulların hariç onların hepsini saptıracağım.” (Kur’an-ı Kerim Hicr suresi 15/39-40 ncı Ayet) 3- İnsanın bütün davranışlarında, sözlerinde, inançlarında ve ibadetlerinde yalnızca Allah’ın rızasını gözetmesi. Örn:: “Bütün insanlar helak olur, ancak âlimler kurtulur. Bütün âlimler de helak olur, ancak ilmiyle amel edenler kurtulur. Bütün amel edenler helak olur, ancak ihlasla amel edenler kurtulur. Onlar da büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İhlas Suresi:  

(a.i. سورة الإخلاص ḫulūṣ “saf olmak, halis olmak”tan iḫlāṣ) ihlâs suresi; samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamındadır. kur'an-ı kerim'de 112 ncı sure, 30 ncu cüz, 604 ncü sayfadadır. 4 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 22 nci sıradadır. nas suresi'nden sonra, necm suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. islam'ın tevhid akidesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)

İhlas suresi:  

Kur'an-ı Kerim’in yüz on ikinci suresidir. Mekke’de inmiştir. Dört ayettir. İnançta ihlas ve samimiyeti, iman esaslarının özüne kesin bağlılığı konu edindiği için “ihlas” adını almıştır. Surede, İslam’ın temel ilkesi olan tevhit inancı özlü bir şekilde ele alınır. Yüce Allah, herkesin anlayıp kavrayabileceği sade bir anlatımla tanıtılır. İlk iki ayette Allah’ın birliği, onun her türlü ihtiyaçtan uzak oluşu ve her şeyin ona muhtaç olması ele alınır. Son iki ayette ise, Allah’a çocuk isnat eden müşrik, Hristiyan, Yahudi ve bu inanca sahip olan her din mensubuna da cevap olarak Allah’ın doğmadığı, doğurmadığı ve hiçbir şeyin ona denk olmadığı haber verilir. İhlas Suresinin önemiyle ilgili Hz. Peygamber’den birçok hadis gelmiştir. Bu hadislerden birinde “İhlas Suresi Kur'an-ı Kerim’in üçte birine denktir.” buyrulmuştur. Resulullah iki rekâtlı nafile namazların ikinci rekâtında genellikle İhlas Suresini okumuştur. İhlas Suresini öğrenmek İslam dünyasında ve Türk kültüründe önemli bir yer tutmuş ve çocuklar daha konuşmaya başlar başlamaz İhlas suresini ezberlemişlerdir. Hz. Peygamber, Felak, Nas ve İhlas surelerini yatmadan evvel okumuş ve bu sureleri dua niyetiyle sıkça okumanın önemini vurgulamıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İhmal:  

(neglicent act) Haksız sonuca yönelmemekle birlikte, durumun ve koşulların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeme durumu.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

ihmal:  

(neglect) Çocuğa bakmakla yükümlü kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel veya duygusal olarak ihmal etmesi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

ihmal:  

ad 1. (işine, bir şeye) gereken ilgiyi göstermeme, önem vermeme, boşlama. Benzer: savsaklama 2. (kendisine) gereken önem verilmemek, ilgi, yakınlık gösterilmemek. \"Kadın, çocuklarınca ihmal edilmekten yakınıyordu\" 3. yapmada gecikilmek, yok sayılmak, unutulmak. \"Bu iş ihmal edilmeye gelmez\" Benzer: savsaklanmak(Konusu: , Kökeni: )

İhmirar:  

(a.i. ka.) Kızarma, kızıllık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

İhraç:  

(gnl.ter.) Türlü nedenlerden dolayı oyundan atılma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

ihram:  

1- Yasaklama, haram kılma, haramlaştırma. 2- Hac veya umreye niyet eden kimsenin diğer zamanlarda yapılması helal olan bazı davranışları, bu ibadetlerin esaslarını veya bütün adabını tamamlayıncaya kadar kendisine haram kılması. Örn:: “Ey iman edenler! İhramlı iken sakın avlanmayın…” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/95 nci Ayet) 3- Hac ve umre yapmak isteyenlerin, Kâbe’ye varmadan önce yasakların başladığı sınır yerleri olan “mikat” bölgelerinden birinde niyet ederek giymeye mecbur oldukları dikişsiz beyaz kıyafet, altlı üstlü iki parçadan oluşan peştamal. Kadınlar için özel bir ihram elbisesi yoktur. Normal elbiseleriyle ihrama girerler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

İhsan:  

Halide Edip Adıvar'ın yazdığı Ateşten Gömlek kitabının baş kahramanı. Cemal’in ve Peyami’nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan biridir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşe’yi çok sever ve onunla evlenmek ister. Sakarya savaşında şehit düşmüştür. Ayşe ile birikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürler.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

İhsan:  

Adalet Ağaoğlu'nun yazdığı Bir Düğün Gecesi kitabının baş karakteri. Fitnat Hanım'ın büyük oğlu ve milletvekili. Varlıklı bir kişidir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

WhatsApp