Haydi Öğrenelim!
Klasmana Kalmak:
(gnl.ter.) Önceden belirlenen barajı geçip belli bir gruba dahil olma.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Gotüne Kalmak:
(d.) (Bir iş, bir kimsenin) Cesaret edebileceği, başarabileceği kolaylıkta olmak. Örn:: İzbandutu karnından işetmek onun götüne mi kalmış?(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gotüne Kına Yakmak:
(d. türk. a. hınna, kına) Kendisine de bir yararın dokunmayacak, bir şey yapıp başkalarına zarar veren kimseler için kullanılır. Sen sınıfı geçtin, kopişleri de yakalattın, şimdi götüne kına yakarsın.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gotünü Görmek:
(d.) (Birisinin) Cesşretini sınamak, bir işi başarıp başaramayacağını anlamak. Örn:: Asarım, keserim, biçerim. -İyi götünü görelim.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gotünün Kılı Ağarmak:
(d.) Yaşlanmak, İhtiyarlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gotünün Kılları Diyapazon Olmak:
(d. türk. lat. diapason) Çok üşümek, tir tir titremek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
GOV:
"Goverment, yani hükümet kelimesinin kısaltmasıdır. Hükümet kuruluşlarına ait internet adreslerinin son kısmında kullanılır. Eğer bir internet adresinin sonunda bu kısaltmayı görürseniz, o adresin bir hükümet kuruluşuna ait olduğunu anlayabilirsiniz. Örneğin Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün internet adresi, "www.meteor.gov.tr"dir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Goygoy:
(i.) (kaygulu'dan, koy koy'dan) 1- Gürültü, patırdı. 2- Laf kalabalığı. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Goygoycu:
(i.) 1- Geveze, laf ebesi. 2- Ufak tefek şeyler. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Göbeğinden İşetmek:
(d.) Karnından yaralamak, bıçağı karnına saplamak, karnından kurşunlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
göbek:
ad 1. insanda ve memeli hayvanlarda, göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında, bu bağın bulunduğu yerde kalan çukurluk. 2. GÖVDEBİLİM (ANATOMİ) TERİMİ dölütte, yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer. 3. yağ bağlamış şişman karın. 4. (kent, ülke vb.) orta bölüm, orta. "Kentin göbeğinde ev soymuşlar" 5. kimi sebze ve meyvelerin ortası. "Olgun karpuzun göbeğini severim. Lahananın göbeği sıkıymış" 6. kuşak3. "Üç göbek ötesini bile bilmez" 7. bahçe, halı, tavan, tepsi gibi şeylerin ortasında bulunan süs. "Bahçenin göbeğinde on çeşit çiçek vardı" 8. kavşaklarda hızı azaltmak ve rahat dönüşleri sağlamak için düzenlenmiş, çevresinde dönüş yapılan çember ya da üçgen biçimli yer. "Arabalar göbekten dönüp geldikleri yere gittiler" 9. fıçının en şişkin bölümü. 10. otomobil, kamyon vb. gibi taşıtlarda, tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça. 11. bebeğin, bir süre sonra göbek bağı düşerek bulunduğu yer iyileşmek. 12. HEKİMLİK TERİMİ göbek deliğinin kapanmamasından göbeğinde fıtık oluşmak. 13. genellikle müzik eşliğinde, karnını yukarıya doğru kesik kesik sıçratarak oynamak. 14. MEC. çok sevinmek, sevinçle oynamak. 15. bebeğin göbeği kesildikten sonra geri kalan damar örgüsüne bağlanan koruyucu bağ. 16. BİTKİLİM TERİMİ bir bitkide yumurtacığı yumurtalığın etenesine bağlayan kordon. 17. sanat değeri bulunmayan, eğlenmek, göbek atmak1 için çalınan ya da söylenen oyun havaları, göbek atarak oynamaya uygun müzik. 18. MEC. çok eğlenceli durum.(Konusu: , Kökeni: )
göç:
ad 1. siyasal, toplumsal ya da ekonomik nedenlerle bireylerin ya da toplulukların bulundukları, oturdukları yerleşim yerini bırakarak başka bir yerleşim yerine ya da başka bir ülkeye gitme eylemi. "Almanya göçü engelleyici önlemler düşünüyor" 2. evden eve taşınma. "Bu göç kolay oldu" 3. göçerken taşınan ev eşyalarının tümü. "Göçümüzü topladık, kamyon bekliyoruz" 4. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ kuşların, geyiklerin, yarasaların, kimi balık ve böceklerin, mevsim değişmeleri, besin bulma vb. gibi nedenlerle topluca çevre değiştirmeleri.(Konusu: , Kökeni: )
Göçmek:
(f.) 1- (Rakı vb.) İlk yudumu içmek, içmeye başlamak. Örn:: -Haydi göçelim -Göçelim mi? O da nesi? -Rakıya başlarken böyle denir. (Orhan Kemal, Serseri milyoner) 2- Başaramamak, beceremeyip kötü duruma düşmek. (Kumarda) Son kuruşa hatta üstündekilere (örneğin saat) kadar yutulmak. 3- (Birisinin suratına) Vurmak, yumruk atmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gödeli Mehmet:
Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Memduh Şevket ESENDAL Kitabın Konusu: Mavnacılıkla (Tekne vasıtası ile yapılan yük taşımacılığı) uğraşan bir gencin yaşam kavgası, bu sırada başına gelen olaylar ve toplumun değişimi. Kitabın Ana Fikri: İnsanların başına gelebilecek trajedik olaylardan çok toplumsal degişim vurgulanıyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
göden:
ad 1. ➽gödenbağırsağı. 2. HALK AĞZINDAN (hayvan için) karın, işkembe. 3. HALK AĞZINDAN (hayvan için) mide. 4. HALK AĞZINDAN kara renkli bir kurbağa.(Konusu: , Kökeni: )
Göğem:
(t.i. ka.erk.) Halk dilinde yeşile çalan mor. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Göğüs:
(Futbol Ter.) Topu havada göğüsle karşılama. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
gök gürültüsü:
Gök gürültüsü, şimşek ve yıldırım esnasında oluşan patlamaya benzer yüksek ses. Şimşek sonucu meydana gelen yıldırım demetlerini çevreleyen havada şiddetli bir basınç ve sıcaklık yükselmesi görülür. Yıldırım demetlerini çevreleyen havada oluşan bu ani sıcaklık ve basınç değişimi havanın hızla genleşmesine neden olur. İşte, havanın bu ani genleşmesi sonik ses dalgası yaratır, ki bu da gök gürültüsünü meydana getirir.(Konusu: , Kökeni: )
gök kubbe:
kubbeye benzemesi yönünden göğe verilen ad.(Konusu: , Kökeni: )
Gök Perdesi:
(Alm. Horizont - Fr. cyclorama - İng. cyclorama) Sahnenin arkasından kimi kez sahnenin bütün yüksekliği boyunca uzanan beyaz büyük perde.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gök Perdesi Çukuru:
(Alm. Rime für Horizontleuchten - İng. cyclorama pit) Gök perdesinin tabanında ışıkları gizlemede kullanılan çukur kanal.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gök Perdesi Rayı:
(Alm. Laufsehiene des Horizontes - Fr. patienee pour eyelorama - İng. eyelorama traek) Gök perdesinin açılıp kapanmasını sağlayan makaraları tutan ray.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gökalp:
(t.i. erk.) Göklerin yiğidi bahadır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökay:
(t.i. erk.) 1- Gök ve Ay gibi güzel olan. 2- Mavi gözlü kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökben:
Nermin GÖKBEN (d:1951; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Gökben:
(t.i. ka.erk.) Gökle ilgili, uzay sema. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökçay:
(t.i. ka.erk.) (bkz. Gökçe) Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökçe:
(t.i. ka.) 1- Gökle ilgili göğe ait semavi. 2- Mavi, mavimsi. 3- Güzel hoş güzelce, latif. 4- Gösterişli.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Gökçe Bahadır:
Dizi Karakteri: Leyla Tekin Dizi Adı: Yaprak Dökümü. 2006-2010 yıllarında arasında Kanal D'de yayınlanan aile ve drama türündeki Türk televizyon dizisi(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )
Gökçek:
(t.i. erk.) 1- Güzel çok güzel. 2- Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3- İnce narin zarif. 4- Güler.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökçen:
(t.i. ka.) (bkz:: Gökçe)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Gökdoğan:
(t.i. erk.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökekin:
(t.i. ka.erk.) Yeni başak meydana getirmiş ekin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökhan Güney:
Mehmet YÜCEER (d:1954; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Gökhan Zan:
Cam Adam(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
Gökkır:
(t.i. ka.erk.) At donlarından maviye çalan kır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökkuşağı:
(t.i. ka.erk.) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökkuşağı Alabalığı:
Bilimsel Adı: Salmo trutta labrax. Familyası: Tatlı Su Balığı. Diğer Adı: Alabalık, Deniz Alabalığı. Kuzey Amerika kökenlidir. Yetiştirilmek üzere dünyaya yayılmış bu arada ülkemize de getirilmiştir. Çıldır Gölü ve Çoruh nehri havzaları, Uludağ ve Karadeniz’de bulunmaktadır. Temiz oksijeni bol sularda yapay yemler veya küçük balıklarla beslenebilen yetiştirmeye en çok uyum gösteren tuzlu deniz suyuna da toleransı olan bir alabalık türüdür. Vücutta egemen olan renk zeytin yeşili olup, üst kısımları kahverengi veya sarımtırak, yanlar daha açık, karın kısmı ise beyazdır. Yumurtlama dönemi Kasım – Aralık – Ocak – Şubat aylarıdır. (Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Gökmen:
(t.i. ka.) Mavi gözlü ve sarışın kimse.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Gökmen Özdenak:
(lakabı/sp.) Ayı(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
Göksel:
(t.i. erk.) Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Göksel Arsoy:
(lakabı/sin.) Altın Çocuk(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
Göksevim:
(t.i. ka.) Sevimli gök.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Göksu:
(t.i. ka.erk.) 1- Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2- Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Göksün:
(t.i. ka.erk.) Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Gökşen:
(t.i. ka.) Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Göktepe:
(t.i. erk.) Mavi tepe.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Göktürk:
(a.i. erk.) Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Gökyüzü:
(a.i. ka.erk.) Göğün görünen yüzeyi (sema). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
gökyüzü:
bileşik · ad yeryüzünün üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk, bu kubbenin iç yüzü, göğün görünen yüzeyi, gök2. Benzer: sema(Konusu: , Kökeni: )
göl:
ad 1. COĞRAFYA TERİMİ karalar üzerinde, oluşması genellikle tektonik, volkanik vb. olaylara bağlı olan, dört yanından kapalı, kimi zaman akarsularla da beslenen, az çok derin ve geniş, tuzlu ya da tatlı su örtüsü. 2. yapay olarak oluşturulmuş, geniş ve derince su birikintisi. "Baraj gölünde yüzmek tehlikelidir"(Konusu: , Kökeni: )
Göl Alabalığı:
Bilimsel Adı: Salmo trutta abanticus. Familyası: Tatlı Su Balığı. Yurdumuzda yalnız Abant gölünde, Yedigöller ve civarındaki derelerde bulunan; soğuk, berrak, kaynak ve derelerde yaşayan Dere Alabalığı'nın Abant gölüne izole olmuş bir alt türüdür. Ortalama uzunluk 20 cm; ortalama ağırlık ise 200 gr’dır. Maksimum uzunluk 60 cm; maksimum ağırlık da 1 kg dır. Gerçekten lezzetli ve amatör balıkçılık açısından değer taşıyan bir alabalıktır. Etçil olup, bulundukları ortamdaki balık ve hayvansal canlılarla beklenir. Üreme dönemi Kasım – Aralık aylarıdır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
gölge:
ad 1. ışık geçirmeyen bir cismin ışığı engellemesi nedeniyle, aydınlık bir yerde oluşan karanlık. "Işık bir yüze vuruyor, arkası gölge kalıyordu" 2. Güneş ışınlarından korunulacak yer. "Ağacın gölgesine oturdular" 3. ne olduğu pek anlaşılamayan karaltı. "Duvardan atlayan gölge hızla kaçtı" Benzer: siluet 4. resimde, bir biçimi, çizgileri daha belirginleştirebilmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk. 5. MEC. birinin yanından hiç ayrılmayan kimse. "Bizim bekçi muhtarın gölgesidir, şimdi onları kahvede bulursunuz" 6. MEC. kayırma, koruma. "Ağanın gölgesinde yaşayıp gidiyordu" 7. MEC. bir olay ya da duygunun bıraktığı iz, etki. "Yüzüne kaygının gölgesi vurmuştu" 8. GÖKBİLİM TERİMİ bir gökcisminin Güneş ışığını engellemesinden ileri gelen ışıksız uzay parçası. 9. parlak bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek. 10. MEC. kuşku verecek bir durum olmak. "Bu işe gölge düştü, durum aydınlanmalı" 11. ışığa engel olmak. 12. MEC. iyi bir yolda giden işin düzenini bozacak davranışta bulunmak. 13. (birini) kazandığı başarıyla geçmek, onu aşmak. "Bu yaşta nice gençleri gölgede bırakıyordu" 14. (bir şeyi) üstün bir düzeye yükselerek değeriyle onu alt düzeye düşürmek. "Bu baraj ötekini gölgede bıraktı"(Konusu: , Kökeni: )
Gölge Oyunu:
Patiska bir perde arkasında yakılan ışık dolayısiyle bu perdeye vuran deriden resimlerin (tasvirlerin) gölgelerinden faydalanılarak da oynatılan oyun. Örnek: Çin gölge oyunları ya da Karagöz.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Gölgeli Bahçe:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: V.C.ANDREWS Kitabın Konusu: Genç ve güzel bir kadının yaşamından anlatılan bir hikayedir. Olivia çok zengin bir kızdır. Malcom onunla sırf annesiyle bire bir zıt olduğu için onunla evlenmiş ve annesine olan sevgisini onda nefrete dönüştürmüştür. Kitabın Ana Fikri: Hasta ruhlu bir insanın ne denli büyük felaket ve yıkımlara yol açtığını ve düzeltilmesi imkansızlıklar verdiğini gözler önüne seriyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Gömeter:
(bkz:: Gemeter)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gömü:
(i.) (Kadında, kızda) Kasık. Dişilik organı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Gönder:
Bayrak çekilen direk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Gönenç:
(t.i. ka.) Refah hali, mutluluk.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Gönül:
(t.i. ka.) 1- İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2- İstek, arzu, heves, niyet. 3- Duygu, his, aşk. 4- Kibir, gurur. 5- Tabiat, huy.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
gönül:
1- Kalp. Örn:: “(Bilin ki ey insanlar) inançlarınızı ister gizleyin ister açığa vurun, o gönüllerinizde olan her şeyi bilir.” (Kur’an-ı Kerim Mülk suresi 67/13 ncü Ayet) 2- İstek, arzu, heves. Örn:: “Akıl akıl olsaydı ismi gönül olurdu; / Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu. (N. F. Kısakürek) 3- Niyet. 4- Duygu, his. Örn:: “İnsanların görmesini istemediğin ve gönlünün yatışmadığı şey günahtır.” (Hadis) 5- İnanç ve duyguların kaynağı. “Müminin gönlünde imanla küfür, imanla cimrilik bir arada bulunamaz.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Gönül Bayhan:
Gönül ÖZKÖKLEŞEN (d:1932; ö:2015)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Gönül Birliği Yeşiller Partisi:
Kısa Adı: GBYP Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 03.11.2000 Genel Başkanı: Eşref Yazıcıoğlu Sona Eriş Tarihi: 03.06.2016 Sona Eriş Nedeni: Anayasa Mahkemesi'nin Genel Başkan Eşref Yazıcıoğlu'nun talebi doğrultusunda partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine karar verildi. Siyasi Pozisyonu: Sol İdeoloji: Yeşil siyaset NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Gönül Yazar:
(lakabı/müz.sin.) Taş Bebek(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )
Gönül Yazar:
Mürşide Gönül ÖZYEĞİNER (özeğilmez) (d: 12 Ağustos 1936; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Gördek:
Bilimsel Adı: Ruülus rubilio. Familyası: Sazangiller familyasına ait olan bir tatlı su balığı türü. Kızılgöz ailesindendir. Kuzey Ege, Marmara ve Trakya'da fazla hareketli olmayan akarsuların zengin bitkili kıyı bölgelerinde yaşar. Kış aylarını daha derince sularda geçirir. Kurtlar böcekler kabuklular ve böcek-sinek larvalarıyla beslenir. Boyu 15-20 en çok 25 santimetre olur. Nisan-Mayıs arası ürettiği yumurtalarını bitkilerin arasına bırakır. Besin yönüyle değersizdir. Av yemi olarak değerlendirilir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Göre:
ilgeç (edat) 1. bir şey uyarınca, gereğince, –e uygun olarak. "Son modaya göre giyinmişti" 2. göz önüne alınırsa, hesaba katılırsa, bakılırsa. "Söylenenlere göre, bugünlerde zamlar var" 3. oranlanırsa, karşılaştırılırsa, bakılınca. "Sana göre o uzun boylu sayılır" 4. düşüncesi alınırsa, sorulursa. "Ona göre biz hiç çalışmıyoruz"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )
görev:
ad 1. bir kimsenin ya da bir şeyin yapageldiği, göregeldiği iş ya da kendisinden beklenen eylem, iş. "Herkes kendine düşen görevi yerine getirmelidir" 2. bir şeyin iş görme yetisi, işlev. Benzer: fonksiyon 3. bir kimsenin işi ya da resmi iş. "İşçinin görevini değiştirmek sözleşmeye aykırıymış" Benzer: vazife 4. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ bir organın ya da gözenin yaptığı iş, işlev. Benzer: fonksiyon 5. DİLBİLGİSİ TERİMİ bir tümcede bir dil biriminin öteki birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. 6. MATEMATİK TERİMİ bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. 7. bir işi, bir görevi yapmayı üstlenmek. 8. bir görevde bulunmak. 9. bulunduğu görevden el çektirilmek ya da görevine son verilmek. 10. bulunduğu görevden daha az yetkisi olan başka bir göreve atanmak.(Konusu: , Kökeni: )
Görev Çubuğu:
"Masaüstünün en alt kısmında görebileceğiniz ve "Başlat" düğmesini de içine alan bölüme verilen addır. Görev çubuğu üzerinde, açık olan programların isimlerine yer verilir ve bu isimlere tıklayarak ilgili programı etkin hale getirebilirsiniz.Görev çubuğunun gizlenmesi ya da masaüstünün farklı kenarlarına taşınması mümkündür. Eğer Windows XP işletim sistemini kullanıyorsanız, bu çubuğun görünümünü değiştirme şansına bile sahipsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Görev Yöneticisi:
"Windows allında çalışan ve aynı anda ""Ctrl + Alt + Del"" tuşlarına basarak açabileceğiniz görev yöneticisi, açık olan uygulamalar arasında geçiş yapmanıza olanak tanır. Ancak görev yöneticisinin tek özelliği, iki uygulama arasındaki geçişi sağlamak değildir. Örneğin o anda bilgisayarınızda çalışmakla olan tüm uygulamaları listeleyebilir ve bu uygulamaların ne kadar kaynak kullandığını görüntüleyebilir. Ayrıca yanıt vermeyen bir programı sistemi etkilemeden kapatmak için, yine görev yöneticisinden yardım almanız gerekecektir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Görgü:
(t.i. ka.) 1- Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2- Deneme, tecrübe. 3- Görmüş olma durumu, görgü şahidi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
görgü:
ad 1. bir toplumda öteden beri var olan ve uyulması gereken saygı, incelik gerektiren davranış kuralları, insan davranışlarının dış biçimlerini denetleyen kuralların tümü, toplum içinde davranış bilgisi. 2. bir kimsenin, seziş ve bilgisini artıracak nitelikte olarak karşılaştığı olgu, kişiliği üzerinde olumlu etki yapan, deneyerek elde ettiği bilgi, deneyim. \"Görgüm beni yanıltmaz sanıyordum\" 3. görmüş olma durumu. \"Olayda görgü yeterli değil, onu doğru aktarabilmek önemli\" 4. HALK AĞZINDAN göz tokluğu.(Konusu: , Kökeni: )
Görkem:
(t.i. ka.erk.) 1- İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2- Gösterişli, heybetli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Görmek:
(f.) 1- (Birisine) Bir çıkar sağlamak, (birisinin) istemekte olduğu bir edimde bulunmak. Örn:: Ne çektik bu kahpenin elinden. Bari insaflı çıksa da inmeden bizi görse. (Atilla İlhan, Sokaktaki Adam) 2- (Birisine) Bir şey (özellikle para) vermek. Örn:: Öyleyse seni işinden alıkoymaması için üç beş neyse gör o ayıyı. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam) Örn:: -0 öyle bir ayak çıkmaz. Dedi Mazlum. Şans işte ne zaman isterse onu görürüm. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 3- Esrar çekmek. Örn:: Beraberce gördük beraber çektik anlamına gelir. (Abdülbaki Gölpınarlı, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
görmek:
1. gözün görmesi yoluyla bir şeyin varlığını seçmek. \"Gelen taşıtı görmek gerekirdi\" 2. yanına gidip konuşmak, görüşmek. \"Yarın onu görmek istiyorum\" 3. bir şeyle ilgili bir yargıya ulaşmak, bir durumu, bir şeyi değerlendirmek. \"Davranışını yerinde görmek olanaksız\" 4. sezgi yoluyla anlamak. \"Durumun kötüye gittiğini görmek zor değildi\" 5. –İ; – belirli bir zaman içinde kimi olaylara tanık olmak, kimi durumları, olayları yaşamak ya da izlemek. \"Bir ömürde üç savaş görmek insanı karamsar yapmaz mı?\" 6. –İ; – yerine getirmek, ödemek, yapmak, etmek. \"Lokantada hesabı görmek bana düşmüştü\" 7. –DEN; – almak, okumak, öğrenmek. \"Hangi sınıfta, kimden ders görüyorsunuz?\" 8. –DEN; – bir davranışla karşılaşmak, kendisine bir davranış yapılmak. \"Çocuk ilgi görmek ister\" 9. (yer için) yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. \"Ev deniz görmekteydi\" 10. içinde bir olay yer almak, bir şeye sahne olmak. \"Bu alan nice goller gördü\" 11. karşılaşmak, rastlaşmak. \"Dün yolda gördüğümüz kimdi?\" 12. bir şeye kavuşmak, bir duruma erişmek. \"Adam biraz rahat yüzü görmek istiyordu\" 13. bir işleme, bir davranışa uğramak. \"Yatarak sağaltım görmek istemiyor\" 14. MEC. çok değer vermek, çok düşkünü olmak. \"Gözü ancak okumayı görür\" 15. MEC. (gözlerin görmediği durumlarda) başka organlarıyla algılamak. \"Adam parmaklarıyla görmekteydi, okumaktaydı\" 16. dolaşmak, gezmek. \"Bu yaz çok yer gördük\" 17. öyle kabul etmek, herhangi bir şey saymak. \"Çocuğu büyük görmek işi çıkmaza sokar\" 18. ARGO (birisinin) istemekte olduğu bir edimde bulunmak, ona bir çıkar sağlamak, özellikle para, rüşvet vermek. \"Bu durumda yukardakileri görmek gerekir\" 19. SPOR TERİMİ karşı takım oyuncusunun yapacağı vuruşu önceden kestirerek ona göre durum almak. 20. olumsuz biçiminde kullanıldığında söz konusu eylemin hiç yapılmadığını, olmadığını anlatır. \"Eli bugüne değin para görmemişti\" 21. senden başarılı işler yapmanı, iyi sonuç almanı bekliyorum, kendini, becerikliliğini göster. \"Haydi göreyim seni, birkaç gol at şunlara!\" 22. (tehdit olarak) böyle bir şey yaparsan karşılığını görürsün, beni korkutamazsın, dediğini yap da bak bakalım seni ne duruma sokarım. \"Hele bir söv de göreyim seni!\" 23. görmeye katlanamazsın, çok kötü, hiç de iyi değil vb. gibi anlamlarda kullanılır. \"Onu görme, çok çökmüş\" 24. görmelisin anlamında söylenir. \"Masayı kurdum bahçeye ki bendeki keyfi görme!\" 25. geçmişte iyi kötü her türlü olayı yaşamış, çok deneyimli (kimse). 26. geçmişte iyi günler görmüş, iyi yaşamış, görgülü (kimse).(Konusu: , Kökeni: )
görsel:
sıfat görme duyusuyla ilgili, görme yoluyla olan, görmeye dayanan.(Konusu: , Kökeni: )
Görücü:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Hüseyin Cahit YALÇIN Kitabın Konusu: Hikayede Seniha adlı genç bir kızın görücü usulü ile evlendirilmek istenmesi konu edilmiştir. Burada kızın düşüncesi sorulmadan evlilik görüşmeleri yapılmış aileler arası görüşmeler hep kendi istekleri ve arzuları doğrultusunda yapılmıştır. Olması gereken ise evlenecek çocukların görüşleri alınmalı ilk önce onlar arasında mutabakat sağlanmalıydı. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
görülmek:
nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. bir varlık, bir şey olarak göz yardımıyla algılanmak, seçilmek, görmek eylemine konu olmak. 2. (iş) gerektiği gibi yapılmış olmak, yerine getirilmek. "İşimizin görülüşü gecikti" 3. (bir şeyin) bulunduğu anlaşılmak, (bir şeyle) karşılaşılmak, (bir şeye) rastlanmak. "Bu hastalık güneyde sık görülüyor"(Konusu: , Kökeni: )
görüngü:
FELSEFE TERİMİ ad gözlenebilen, duyularla algılanabilen her şey, her olgu ve olay.(Konusu: , Kökeni: )
görüş:
ad 1. gözle bir şeyi algılama, görme yetisi. "Sis görüşü azaltıyor" 2. MEC. olaylara, düşünülere, durumlara vb. ya da şeylere biçilen değer, onlarla ilgili olarak varılan yargı. "Ben de bu konudaki görüşümü söylemek istiyorum" Benzer: fikir 3. herhangi bir konuda kişinin kişisel inancı. 4. (cezaevi, hastane vb. için) görüşme, ziyaret. "Görüş penceresinin açılmasıyla görüşün başlayıp bitmesi bir oluyordu" 5. bir şeyi, yeri görebilme alanı. 6. ➽bakış açısı. 7. belli bir görüşü olan kimse. 8. bir konuda belli bir görüş ileri sürmüş kimse.(Konusu: , Kökeni: )
görüşlü:
Yakın gelecekte ya da daha ileri gelecekte neler olabileceğini önemli oranda tahmin eden ve bunu bilen insanlardır.(Konusu: , Kökeni: )
Göster:
(Eskrim Ter.) Kılıçta rakibin düşünce ve hamlesini anlamak için kesme hareketi veya kılıç ucu ile dürtüş şeklinde yapılan hareket. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
gösteren:
DİLBİLİM TERİMİ ad gösterilenle birleşerek göstergeyi4 oluşturan ses ya da sesler bütünü.(Konusu: , Kökeni: )
göstergebilim:
bileşik · ad 1. dilsel ya da dilsel olmayan, iletişim ereğiyle kullanılan her türlü gösterge dizgelerini, bu dizgelerin yapılarını, işleyişlerini, iletişimsel işlevlerini inceleyen bilim. Benzer: imbilim semiyoloji semiyotik 2. HEKİMLİK TERİMİ tanılamaya ve sonucu kestirmeye yarayacak yargılara varmak ereğiyle, hastalıkların belirtilerini inceleyen hekimlik dalı. Benzer: semiyoloji 3. FELSEFE TERİMİ (matematiksel mantıkta) göstergelerin özellikle dildeki kullanımları ya da dile uygulanması. Benzer: semiyotik(Konusu: , Kökeni: )
gösteriş:
ad 1. göstermek eylemi ya da biçimi. 2. başkalarını etkilemek ya da başkalarına kendini beğendirmek ya da yalnızca böbürlenmek amacını güden aldatıcı, yapay davranış. "Gösteriş meraklısıydı" 3. göze çarpıcı nitelik, alım, albeni, gözalıcılık. "İnsanın aklı kadar gösterişi de olmalıdır"(Konusu: , Kökeni: )
Göstermeci Tiyatro:
(İng. presentational) Tiyatronun iki temel türünden biri; öbürü: Benzetmeci Tiyatro. Oyunun oyun olduğunu vurgulayan Benzetmeci Tiyatroda olduğu gibi gerçek yaşam duygusu vermeyi araç edinmeyen tutum. Örn. Çin Tiyatrosu. Brecht'in Epik Tiyatrosu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
göstermecilik:
Göstermecilik kelimesi Türkçe'de "Cinsel organlarını gösterme biçiminde görülen ruhsal sapıklık, ut açıcılık, teşhircilik, eksibisyonizm." anlamına gelir.(Konusu: , Kökeni: )
göstermek:
–İ•–E; –İ 1. ortaya çıkararak, göz önüne koyarak görülmesini sağlamak, görünmesine yol açmak. "Size yeni evi göstermek istiyorum" 2. görmesini sağlamak. "Evi ona gösterin" 3. bir kimseyi ya da bir şeyi işaretle belirtmek. "Çocuk, kendisini döveni parmağıyla gösterdi" 4. anlatmak, belirtmek, ortaya koymak. "Bu söz, onun korktuğunu gösteriyordu" 5. belgeleyerek, kanıtlayarak inandırmak. "Dolabın buraya sığmayacağını size göstermek kolay, ölçüsü var" 6. bir şeyin etkisine uğratmak, etkisi altında tutmak. "Çocuğu biraz güneşe göster" 7. kılavuzluk etmek, öğretmek. "Bu işte size yol göstermek isteriz" 8. anlamayı sağlamak, açıklamak. "Ona gerçekleri göstermek gerekmişti" 9. iş vermek, görevlendirmek, yapmasını söylemek. "Ona gösterdikleri işi beğenmemişti" 10. herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. "Onu kötü göstermek işe yaramadı" 11. güzelliğini açığa çıkarmak, güzel görünmesini sağlamak. "Badana evi gösterdi" 12. MEC. bir davranışa, kötülüğe sert bir biçimde karşılık vermek. "Ona göstermek boynumun borcu olsun" 13. [nsz] olduğundan farklı görünmek. "Adam daha yaşlı gösteriyordu" 14. [yar] etmek, yapmak. "Ona ilgi göstermek bize düştü"(Konusu: , Kökeni: )
Göstermelik:
(Kar.) Karagöz oyununa başlamadan önce perdeye iliştirilen ve oynatılacak oyunun konusuyla az çok ilgisi olan deriden tasvir. (resim) Bunlar ev, çeşme, dükkan, hamam, çiçek, ağaç gibi resimlerdir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Göt Atmak:
(d.) (Bir şeyi elde etmek için) Pek hevesli olmak. Elde ederse her türlü fedakarlıkta bulunacağını belli etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Göt Göbek:
(d.) Şişman.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Göt Üstü Oturmak:
(d.) Başarı kazanamamak, beceremeyip gülünç duruma düşmek. (Tartışmada) Karşılık veremez durumda kalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götlek:
(sf.i.) Pasif eşcinsel. (erkek) Örn:: Puşt'un biri elbette Yazar değil misiniz hepiniz götleksiniz deyince dayanamadım. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarından Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götsüz:
(sf.i.) 1- Çok zayıf, çok sıska. (kimse). 2- Korkak, cesaretsiz, pısırık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götten Atmak:
(d.) 1- Yalan söylemek, kafadan uydurmak. 2- Bilmediği bir konuda bilirmiş gibi konuşmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götten Bacak:
(d.) Kısa boylu ve şişman kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götü Açık:
(d.) Serseri, yoksul, kılıksız. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götü Boklu:
(d.) Yeniyetme, toy, acemi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götü Örümcek Bağlamak:
(bkz:: Açlıktan Götü Örümcek Bağlamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götü Sıkmak:
(d.) (Bir işin, bir sorunun) Üstesinden gelmek için yeterli cesareti (bilgisi, deneyimi vb.) olmak. Örn:: Ne duruyosun? ğek lan tabancanı Öldürsene beni. Dötün sıkıyosa.. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Götü Tutuşmak:
(d.) Çok telaşlanmak. Büyük kaygıya kapılmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )