MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Edviye:

(a.i. ka.) Devalar, ilaçlar, çareler.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Fettah:  

(el-Fettah) “Bütün anlaşmazlıkların hakemliğini yapmak suretiyle mutlak adaleti gerçekleştiren, hak ile batılı birbirinden ayırıp durumu açıklığa kavuşturan, mazlumlara yardım eden, mümin kullarına hayır kapılarını açan ve kurtuluş yollarını gösteren.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ sından biri. Örn:: “De ki Rabbimiz (kıyamet günü) hepinizi bir araya toplayacaktır. Sonra aranızda hak ile hükmedecektir. O, Fettah olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (Kur'an-ı Kerim Sebe suresi 34/26 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fetus:  

Fetus, üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen addır.(Konusu: , Kökeni: )

Fetüs:  

(fetus) Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadar devre içinde gebelik ürününe verilen isim, uterus içinde gelişen yavru, cenin.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

fetva:  

1- Fıkıh ile ilgili bir meselenin dinî hükmünü açıklayan cevap. Örn:: “Yüce Allah, ilmi kullarının kalbinden silerek değil de âlimlerin ruhunu alarak (ölümleri nedeniyle) kaldırır. Nihayet hiçbir âlim kalmayınca halk kendilerine cahil kimseleri önder edinir. Bunlara bir mesele sorulur. Onlar da ilimleri olmadığı hâlde fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşer, hem de halkı doğru yoldan saptırırlar.” (Hadis) 2- Hayatın akışı içerisinde Müslümanların karşısına çıkan problemlere ilişkin, sahasında uzman olan İslam fıkıh âlimlerince gösterilen çözüm yolu. Örn:: “Kim bilgisi olmadan bir konuda fetva verirse, vermiş olduğu yanlış fetvanın günahını yüklenir.” (Hadis) 3- İslam hukukuyla ilgili bir sorunun Kur’an-ı Kerim ve sünnet çerçevesinde çözümünü açıklamak üzere şeyhülislam veya müftü tarafından verilen belge. 4- Müftünün, herhangi bir konuda soru soran kişiye, fıkıh âlimlerinin vermiş olduğu fetvaları kaynaklarından araştırarak tercih edilen veya kişinin faydasına olan görüşü bildirmesi, açıklaması, ifta. Müslümanların, Kur’an-ı Kerim ve sünnetin iyi anlaşılmasını ve insanlara aktarılmasını sağlayacak, bunlardan hüküm çıkaracak; fetva verecek, yol gösterecek âlimleri yetiştirmeleri farz bir görevdir. Fetva vermek, içtihat yapmaya yakın ağır ve sorumluluk gerektiren bir görevdir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fetvahane:  

(b.i) Osmanlı döneminde şeyhülislam kapısı. (esk) Müftünün makamı.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Fevha:  

(foramen) Delik.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Fevzi:  

(a.i. erk.) 1- Kurtuluşla ilgili. 2- Zafere ait. 3- Galip gelen, üstün olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fevzi Çakmak:  

(lakabı/siy.) Kavaklı Fevzi, Müşir, Mareşal(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

Fevzi Zemzem:  

Buldozer Fevzi(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

Fevziye:  

(a.i. ka.) 1- (bkz:: Fevzi) 2- Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

fey:  

1- Savaş yapmaksızın Müslümanların gayrimüslimlerden almış olduğu taşınır ve taşınmaz mallar, ganimet. Örn:: “Allah’ın, zahmet çektirmeksizin onlardan alıp Peygamberine verdiği fey için, siz ne at ne de deve koşturup yorulmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselere üstün kılar. Allah’ın kudreti her şeye yeter.” (Kur’an-ı Kerim Haşr suresi 59/6 ncı Ayet) 2- Eskiden Müslüman yöneticinin Müslüman olmayan vatandaşlarından aldığı cizye, haraç ve ticaret malları vergilerinin ortak adı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Feyha:  

(a.i. ka.erk.) Büyük, geniş, engin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

feyiz:  

1- Verimlilik, gürlük, ongunluk. 2- Akma, taşma, taşıp çoğalma. 3- İçten gelen sevgi ve saygı ile Allah’a yönelen kimsenin kalbine doğan manevi haz, ilham, onu kuşatıp içine alan iç huzur. Örn:: “Neyle gaşyolmuş uyur Mevlana; / Uyusun tunç, uyusun mermerler! / Açılır feyz alarak ruhundan / Dalda güller, suda nilüferler.” (A. N. Asya) 4- Bütün bilgilerin ve varlıkların Allah’tan zuhur ve tecelli etmesi. 5- Bir karşılık beklemeksizin her şeyi yaratan Allah’ın, başta insan olmak üzere tüm varlıklara karşı sürekli lütufta bulunması.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Feyk:  

(Basketbol Ter.) Hücum oyuncusu tarafından rahat şut veya pas amaçlı, göz, vücut, el, kol ile yapılan rakibi aldatma hareketi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Feyyaz:  

(a.i. erk.) 1- Çok faydalı, çok verimli. 2- Feyiz, bereket ve bolluk veren.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Feyyaz Uçar:  

(lakabı/sp.) Kibar Feyzo(Konusu: Lakaplar, Kökeni: )

feyz:  

(a.i.) 1- bolluk, verimlilik. 2- (mec.) kalbe gelen ışık, nimet ve ihsandır.(Konusu: , Kökeni: Arapça)

Feyza:  

(a.i. ka.) 1- Suyun taşıp akması. 2- Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3- İlim, irfan. 4- Feyz ile dolu olan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Feyzi:  

(a.i. ka.erk.) 1- İlim, irfan. 2- Akma, suyun akıp taşması. 3- Bolluk çokluk, verimlilik. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

Feyzullah:  

(a.i. erk.) Allah'ın feyzi, bolluğu, bereketi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Feza:  

(a.i. ka.erk.) 1- Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2- Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

fezailülkur'an:  

(fedailülkur'an)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fezzan:  

(a.i. ka.erk.) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

FIA:  

(Formula-1 Ter.) Uluslar arası Otomobil Federasyonu. Tüm uluslar arası motor sporlarını yöneten karar, uygulama ve icra organı. 1904 yılında tüm dünyada düzenlenen otomobil yarışlarını organize etmek amacıyla kurulmuştur. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

FIAC:  

(Bisiklet Ter.) Uluslar arası Amatör Bisiklet Federasyonu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

FIBA:  

(Basketbol Ter.) Uluslar arası Basketbol Federasyonu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fıçı:  

Şarap yapmak veya saklamak için kullanılan geniş tahta kaplar.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Fıçı:  

(yun.i. buti, küçük fıçı'dan) 1- Çok sarhoş kimse. 2- Alkolik. 3- Şişman şişko. 4- Kalçalar, kıç. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fıçı:  

(yun.i.) 1- Hafifçe eğmeçli ensiz tahtaların yan yana bir araya getirilip çemberlerle tutturulmasıyla oluşturulmuş, yuvarlak, orta bölümü şişkin, altı ve üstü düz kap. 2- Sactan da yapılabilen bu biçimde kap. 3- Bir fıçının alabildiği ölçü. "İki fıçı şarap geldi"(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Fıçı Fermantasyonu:  

Paslanmaz çelik gibi tesirsiz maddeden yapılmış kaplarda fermante edilen ve sonra olgunlaşma süresi için meşe fıçılara konan beyaz şaraplar için kullanılan bir terim. Bu şaraplar fıçıda yıllanan şaraplara oranla daha yumuşak olur.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Fıçıcı:  

(yun.t.i.) Fıçı yapan ya da satan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fıçılamak:  

(yun.t.i.) Fıçıya doldurmak, fiçıya koymak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

FIDE:  

federation ınternational des echecs=uluslararası satranç federasyonu.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

FIDE Master:  

FIDE Ustası (İngilizce: FIDE Master), usta adayından (CM) üstün; uluslararası ustadan (IM) aşağıda olan, FIDE tarafından verilen satranç ustası unvanıdır. FIDE ustası ünvanı ilk defa 1978 yılında kullanılmaya başlandı.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Fıdonet:  

Tüm dünyayı BBS bağlantısı ile birbirine bağlayan ve internetin öncüsü olarak değerlendirilen bir çeşit ağdır. Farklı yazılımlara dayanır ve elektronik posta ya da forum gibi hizmetler için kullanır. Ancak Fidonet, internete oranla çok daha yavaştır. Bu yüzden eposta almak ve göndermek, normalden biraz daha uzun sürebilir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

FIE:  

(Eskrim Ter.) Uluslar arası Eskrim Federasyonu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

FIFA:  

(Futbol Ter.) Merkezi Zurih’te bulunan çeşitli futbol turnuvaları düzenleyen, kuralları uygulayan, değiştiren, futbolu yöneten; Uluslar arası futbol federasyonları birliği. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fık Fık:  

(d. ono.) Cinsel ilişki, cinsel birleşme. Örn:: -Yılbaşında gördüğümüz oğlan mı? -Evet. - Fık fık oldu mu? -Çook. (Füsun Erbulak, 60 Günlük Bir Şey) (bkz:: Fik Fik, Fikfiklemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fıkhıekber:  

İmam Ebu Hanife (150/767)’ye ait, Ehlisünnet inancının özetlendiği ve birçok İslam bilgini tarafından şerh edilen meşhur akait kitabı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fıkhılhadis:  

Hz. Peygamber’in sünnetinin ve hadislerinin anlaşılmasını ve onlardan hüküm çıkarılmasını konu edinen ilim dalı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fıkıh:  

1- Derin anlayış, kavrayış; bir şeyi en ince ayrıntısına kadar bilme. Örn:: “(Savaş zamanı) müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru olmaz; onların arasından her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, (bunun yerine) dinde fıkıh sahibi olmak için çaba göstermeleri ve seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır. Böylece onlar kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır.” (Kur’an-ı Kerim Tevbe suresi 9/122 nci Ayet) 2- İbadet, cezalar ve muamelatla ilgili dinî hükümleri Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünnetinden çıkarılan ayrıntılı delillerle bilme. Fıkıh, dinin ameli hayata ait hükümlerinin adı olduktan sonra kapsamı daha da genişlemiştir. Fıkıh ilminin kaynakları Kur’an-ı Kerim, sünnet, icma ve kıyastır. 3- Kişinin günlük hayatta ve ahirette yararına ve zararına olan şeyleri bilmesi. 4- İslam’ın ibadet ve hukuk ilmi. 5- Fakihin, bireyin yükümlülükleri hakkında ana kaynaklar olan Kur’an-ı Kerim ve sünnete dayanarak zihni çaba yoluyla elde ettiği bilgi. Fıkıh ilmi, inananların Allah’a, insanlara ve diğer varlıklara karşı hak ve sorumluluklarını ayrıntılı biçimde ele alır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

fıkıh usulü:  

1- Fıkhın asılları, delilleri. 2- İslam fıkıh metodolojisi ilmi. 3- Müçtehidin ibadet ve amelî konularla ilgili hükümleri kaynaklarından çıkarma yöntemini ele alan ilim. 4- Müçtehidin, Kur’an-ı Kerim, sünnet ve İslam fıkhının diğer kaynaklarından uygulamaya yönelik dinî hükümleri çıkarabilmesine yarayan yöntem ve kuralları içeren ilim dalı. 5- Müçtehidin, Kur’an-ı Kerim ve hadislerden hükümler çıkarabilmek için bilmesi zorunlu olan; ihtiyaç duyduğu kural ve kaideler ilmi. İslam’ın ilk dönemlerinde Müslümanlar problemlerini Hz. Peygamber’e sorarak çözmüşlerdir. Daha sonra, sahabeler de Hz. Peygamber’e olan yakınlıkları ve dini konulara olan hâkimiyetleri sayesinde insanların sorularına cevap vermişlerdir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fıkra:  

(Alm. Anekdote - Fr. anecdote - İng. anecdote) Kısa bir anlatı, öykü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

FILA:  

(Güreş Ter.) Uluslararası Amatör Güreş Federasyonu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fıloksera:  

Vitis Vinifera üzüm türlerinin köklerinde beslenen ve erken üzüm ölümlerine yol açan fidan biti.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

FINA:  

(Sutopu Ter.) Uluslar arası Su Topu Federasyonu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

FINA:  

(Yüzme Ter.) Uluslar arası Yüzme Federasyonu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fındık:  

(yun.i. pontus, pontikos'tan) 1- Civalı zar, hileli zar. Örn:: Fındık kumarbazların cıvalı zara taktıkları bir isimdir. (Hulusİ Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 2- Anus, makat. 3- Başkalarının cinsel ilgisini çekecek davranışlar yapan ama ilişkiye yanaşmayan kimse. (özellikle kız, kadın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fındık:  

(corylus avellana) Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Faydası:: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sara\'da da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Fındık:  

(yun.i.) (bitb.) 1- Kayıngillerden, kuzey yarımkürenin ılık yerlerinde ve Türkiye’nin daha çok Karadeniz Bölgesi’nde yetişen, boyu 3–4 metreyi bulabilen, yürek biçiminde, tüylü ve kenarları çift dişli yaprakları olan bir ağaççık. 2- Bu ağaççığın sert bir kabuk içinde bulunan, yağlı ve nişastalı, çok değerli ürünü. 3- (arg.) Hileli zar. 4- (arg.) Başkalarının cinsel ilgisini çekecek biçimde davranan ama ilişkiye yanaşmayan kimse. 5- Osmanlı döneminde kullanılmış olan, kenar süsleri fındığa benzediği için bu adla anılan altın sikke. 6- (mec.) Küçük ve değerli şey.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Fındıkbiti:  

(yun.b.i.) (hayb.) Kınkanatlılardan, fındıkkurdu adı verilen kurtçuklarıyla fındık ürününe çok büyük zarar veren, uzun gagalı böcek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Fındıkçı:  

(sf.i. yun. türk.) 1- Hilebaz, oyunbaz. Örn:: -Nasıl beş bangnot? -Bayağı bildiğiniz. Üstünde fındıkçı kızların resmi var. -Senden İyi fındıkçı mı olur Reis? Denizdeki balığı satmağa kalkıyorsun. (Samim Aşkın, Halk Plajı) 2- Cilveli oynak. (kız, kadın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fındıkçı:  

(yun.t.i.) 1- Fındık yetiştiren ya da satan kimse. 2- (sf.) (kadın için) oynak, cilveli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıkçılık:  

(yun.t.i.) 1- Fındık yetiştirme ya da satma işi. 2- (mec) (kadın için) oynaklık, cilvelilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıkfaresi:  

(yun.a.b.i.) (hayb.) 1- Kemiricilerden, karnı beyazımsı, sırtı boz renkli, kuyruğu uzun ve az tüylü, fındık bahçelerinde çok zarara yol açan bir memeli türü, fındık sıçanı (Muscardinus avellanarius). 2- Evlerde rastlanan küçük fare türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Ar)

Fındıki:  

(yun.a.sf.) Fındık kabuğunun renginde, açık kahverengi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Ar)

Fındıkkıran:  

(yun.t.b.i.) Fındık, ceviz gibi kabuklu yemişlerin kabuğunu kırmaya yarayan, metalden yapılmış, penseye benzer biçimde bir araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıkkurdu:  

(yun.t.b.i.) (hayb.) 1- Fındık bitinin fındık ürününe çok zararlı olan kurtçuğu. 2- (mec.) Ufak tefek, tombulca, cilveli, oynak. (kadın veya kız)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıklı:  

(yun.t.i.) (halk ağzı) Yerel olarak dokunan küçük kareli bir kumaş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıklık:  

(yun.t.i.) Fındık yetiştirilen, fındık ağaçlarının bol olduğu yer, fındık korusu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fındıksıçanı:  

(yun.t.b.i.) (hayb.) (bkz:: Fındıkfaresi)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fınger:  

E-posta adresine sahip olan kişiler hakkında bilgi almanızı sağlayan ilginç bir hizmettir. Bu hizmeti kullanarak bir insanın adını, adresini, telefon numarasını ve hatta internete bağlandığı tarihleri öğrenmeniz mümkündür.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Fırat:  

(a.i. erk.) 1- Tatlı su. 2- Türkiye'nin en uzun nehri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Fırça:  

(yun.i. bourtsa, fırça'dan) 1- Penisini bir başkasının cinsel organına vücuduna sürtme eylemi. Penis. Örn:: Fırçana Bayıldım Boyacı. (yerli film adı) 2- Azar, paylama. Örn:: ya da bu işi unutmak hatta fırçaya da hazır olmak lazımdı. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırça:  

(Voleybol Ter.) Smaçörün blok yapan oyuncuya süpürme hareketi yapması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fırça:  

(yun.i.) 1- bir araya getirilerek bir sapa tutturulmuş kıllardan ya da kıla benzer başka tellerden oluşturulmuş, bir şeyin tozunu, kirini gidermek ya da bir şeyi boyamakta, bir şeye cila sürmekte kullanılan araç. 2- (mec.) Resim yapma sanatı ve biçimi. 3- (arg.) Azar, paylama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Fırça Çekmek:  

(d. yun. türk.) 1- Azarlamak. Örn:: Bu salatalıkların hali ne böyle ıslasana şunları hıyar diye Manav Recep'e bir fırça çekmişti ki hiç kimse unutmadı. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu) 2- Fırça eylemini yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırça Yemek:  

d. yun. türk.) Azarlanmak. Örn:: Ercan'dan fırça yemekten korkuyordu. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırçacı:  

(yun.t.i.) Fırça yapıp satan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırçacılık:  

(yun.t.i.) Fırça ve fırçaya benzer araçların yapım ve satımı işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırçalamak:  

(yun.f. türk. e.) Fırça Çekmek (her iki anlamıyla) Aleve duyduğu aşırı ilgiyle bir çeşit şehvetle baktı. Geleyim ben fırçalayayım. (Muzaffer Buyrukçu, Onlar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırçalamak:  

(yun.t.i.) 1- Temizlemek ya da parlatmak için bir şeye fırça sürtmek. 2- (avcı, av ya da av köpeği için) sık ve bataklık ormandan geçmek. 3- (arg.) Kendinden alt aşamada bulunan ya da küçük birini uzun boylu azarlamak, fırça çekmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırçalanmak:  

(nesnesiz eylem) 1- Fırça ile ovulmak ya da temizlenmek. 2- (arg.) Kendinden üst aşamada ya da büyük bir kimsece uzun uzun azarlanmak, fırça yemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırçalatmak:  

(yun.t.) Fırçalamak eylemini yaptırmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırçalık:  

(yun.t.i.) Ressamlarca kullanılan, tenekeden yapılmış, kesik koni biçiminde, içinde tel süzgeç bulunan, fırçaların temizlenmesine yarayan kap.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)

Fırewall:  

"Bakınız; Güvenlik Duvarı."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Fırıldak:  

(ono.sf.i. fır ya da fırıl'dan) 1- Zarla oynanan kumarda yapılan bir tür hile. Örn:: Zar atıldığında dönüş biçimine göre duracağı sayıları tahmine dayanır. Rasgele her zarla fırıldak atılabilir. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 2- Görüşleri, davranışları duruma göre her an değişebilen. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırıldakçı:  

(i.) Fırıldak yapan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırın Kapağı:  

(d. yun. türk.) 1- Görmüş geçirmiş. 2- Aldırışsız. 3- Deneyimli, sakin, kaybedince siniri bozulmayan oyuncu, kumarbaz. Örn:: Hüseyin mi?.. Fırın kapağıdır o. Öyle her şeye kulak asmaz. (Hulusi Kodaman. Zar Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırış:  

(ono.sf.) Deli, çılgın, dengesiz.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

fırka:  

1- Topluluk, grup, bölük. Örn:: “Hep birlikte Allah’ın dinine sarılın fırka fırka olmayın.” (Kur'an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/103 ncü Ayet) 2- Mezhep. 3- Siyasi parti, hizip. Örn:: “Müslüman fırka belasıyla zebun bir kavmi, / Medeni Avrupa üç lokma edip yutmaz mı? / Ey cemaat yeter Allah için olsun, uyanın! / Sesi pek müthiş öter sonra kulaklarda çanın!” (M. A.Ersoy) 4- İslam düşünce tarihinde kendilerine özgü görüş ve inançlara sahip olan mezhep ve siyasi akımlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Fırkata:  

(it.i.) (esk.) (den.) 10-15 çift kürekli, hızlı, eski bir savaş gemisi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fırlama:  

(i.) 1- Çocuk, özellikle çok hareketli, akıllı cingöz çocuk, anasının gözü. 2- Piç. Örn:: Vay gidi kahpe dölleri vay. Kurtarın beni şu fırlamalardan. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar) Örn:: O namussuz İskoçyalı fırlama bana tekme attı. (Joseph Conrad - Haluk Şahin, Ölüm Seferi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırlama:  

(Fr. elancement - İng. dart) (İleriye) Yedi dans hareketinden biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Fırlatma:  

(Cimnastik Ter.) Kol ve bacağın vücudun orta çizgisinden çeşitli yönlere ve son eklem olanağına değin hızla ve gergin olarak açılması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fırlatma:  

(Judo Ter.) Rakibi hızlı bir şekilde oyun dengesinden savurma eylemi. Nage.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fırt:  

(ono. i.) 1- (Sigara vb.de) Bir nefes, bir nefes alma. 2- (İçecek içki vb.de) Bir yudum, bir içimlik. (içme)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırt Çekmek:  

(d.) Bir yudum içmek. Örn:: Bulgar konyağı çek bi fırt. Pavioviç getirmiş gelirken. (Leyla Erbil, Biz İki Sosyalist Erkek Eleştirmen) (bkz:: Fırt) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırtına:  

(it.i.) 1- Yeğin yağmur getiren ve kasırgaya dönüşebilecek olan çok güçlü rüzgâr. 2- Bu rüzgârın denizde ya da kum çöllerinde oluşturduğu dalgalanma. 3 (mec.) Güçlükle atlatılan kötü durum, yeğin karışıklık. 4- (mec.) İnsanda, karşıt duygu, düşünce ve durumların yarattığı ruhsal sıkıntı, karışıklık. 5- (mec.) Gürültülü olay, kavga. 6- (den.) Saatteki hızı genellikle 34–40 mil (III) olan rüzgâr.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fırtınakuşu:  

(it.t.b.i.) (hayb.) Perdeayaklılardan, açık denizlerde yaşayan, yarım metre yüksekliğinde, tüyleri siyahımsı ya da külrengi, kıvrık gagalı bir kuş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fırtınakuşugiller:  

(it.t.ç.b.i.) (hayb.) Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfına giren bir familya.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fırtınalı:  

(it.t.sf.) 1- Çok ve yeğin rüzgârlı, fırtınası olan. "Gemi fırtınalı denizde yol alıyordu" 2- (mec.) Çok çekişmeli, coşkularla dolu, çok gürültülü patırtılı, çok kavgalı, sarsıntılı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Fırtınaya Karşı:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Gaye HİÇYILMAZ Kitabın Konusu: Ekonomik nedenlerden ve büyük kent özleminin başlattığı göçün getirdiği sıkıntıları, kentte düşülen açmazları ve uyumsuzlukları anlatmıştır. Kitabın Ana Fikri: İnsanların artık kalıplaşmış bilgi dağarcığından çıkıp olaylara geniş bir yelpazeden bakması gerekir. Toplumumuzda insanları yaşları ile değilde fikir ve davranışlarıyla değerlendirmemiz gerektiğini anlatmaktadır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Fırttırıvermek:  

(f.) 1- Birden sinirlenmek, aniden öfkelenmek. Örn:: -Sana neden vurduğumu anladın mı Aptalof? Şarkı söyleyen bir hanımın sözüne, sesine karışılınca beynimdeki teller kopuyor, fırttırıveriyorum. (Anthony Burgess - Aziz Üstel, Otomatik Portakal) 2- (Umulmadığı halde) Çıldırmak, delirmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fırttırmak:  

(f.) 1- Çıldırmak, delirmek, aklını kaçırmak. Örn:: Çalışkan akıllı bir memur Biraz fırttırmış. Saçmalamasana. (Muzaffer Buyrukçu, Bilmece Gibi) 2- Sinirlenmek, asabı bozulmak, öfkelenmek. Örn:: Bir kere kazığı yemişti. Yemişti ama arabanın onların elinde ne hale geleceğini düşündükçe büsbütün fırttırıyordu. (Süavi Süalp, Komşu Çatlatan) Kaçmak savuşuvermek. (Ender olarak kullanılır)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Fıs Geçmek:  

(d.) (fısıldamak'tan kıs.) Kimse duymadan söylemek, kulağına fısıldamak. Örn:: Evde en ziyade mahremi esrar addettiği büyük kalınvaldeye, fıs geçmiş. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

FISA:  

(Formula-1 Ter.) FIA’nın Formula1 ile doğrudan ilgilenen idari kolu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Fısıl Fısıl:  

(be.) Kimsenin duyamayacağı denli alçak bir sesle, fısıltı halinde, fısıldayarak. NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

fısıltı:  

ad fısıldarken çıkan, güçlükle duyulabilen ses.(Konusu: , Kökeni: )

fısk:  

1- Hak yoldan ayrılma, Allah’ın emirlerine itaatsizlik etme. Örn:: “Üzerine Allah’ın adı anılmayarak kesilen hayvanların etlerinden yemeyin, böyle bir davranış (bunların etinden yemek) fısktır.” (Kur’an-ı Kerim En'am suresi 6/121 nci Ayet) 2- Küfür, inkârcılık. “…Biz, zalimleri yapmış oldukları fısk nedeniyle gökten üzerlerine acıklı bir azap indirdik.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/59 ncu Ayet) 3- Büyük günahları işleme ve küçük günahta ısrar etme. Örn:: “Bilin ki Allah’ın Resulü aranızdadır. Şayet o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi. Size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte dosdoğru yolda olanlar bunlardır.” (Kur’an-ı Kerim Hucurat suresi 49/7 nci Ayet) Kur'an-ı Kerim’e göre fısk olan davranışlar şunlardır: Allah’a şirk koşma, Allah’ın ayetlerini inkâr etme, Allah’ın göndermiş olduğu vahyi değiştirme, haram yeme, yalan söyleme, Allah’ın emirlerini davranış hâline getirmeme, peygamberler arasında ayrım yapma, Allah’ı hatırlamama, çokca günah işleme, kötü söz söyleme, Müslümanın canına kıyma, uyuşturucu kullanma, insan haklarını ihlal etme, başkalarının emeğini sömürme, kamu malını korumama, insanların kişiliklerini rencide etme, sihir ve büyü yapma.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

WhatsApp