MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Saadeddin:

(a.i. erk.) Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Okutmak:  

(f.) 1- Satmak. Örn:: Sen çalalım da Kapalıçarşıda okutalım demedin mi? (Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti) 2- (Bir kimseyi) Kumarda yankesicilik, dolandırıcılık vb. işlerde yetiştirmek, eğitmek. Örn:: Onu okutan Altıparmak Hamdi hocam çarığı hatta çıbanı bilem yağ gibi çekizler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Okutman:  

(t.i. erk.) Okutan, öğreten, öğretmen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Okuyan:  

(t.i. erk.) 1- Okumayı seven. 2- Çağıran, davet eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Oküler:  

Gözle ilgili. Mikroskop ve dürbünlerde göz merceği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Okültizm:  

(fr.i. occultisme) Gizlicilik. Okültizm, geçmiş çağlarda doğa, evren, tesirler, insan ve evren ilişkileri ve gelecek hakkında gerek medyumluk yollarla gerekse aktarılagelen ezoterik tradisyonlar yoluyla edinilmiş derin bilgiler bütünü olarak tanımlanır. Okült, bilimsel yöntem dışındaki yollar ile "gizli" bilginin araştırılması demektir.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Okyalaz:  

(t.i. erk.) Ateş gibi canlı ve çabuk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Okyan:  

(t.i. erk.) Ok yan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Okyanus:  

(yun.i. ka.erk.) Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Yunanca)

Okyanus:  

Kıtaları ayıran çok büyük deniz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Okyanusya Kıtası:  

Okyanusya, Büyük Okyanus'a dağılmış adaları içine alan ülkelerden ve Avustralya'dan oluşan coğrafi bölge. Asya'nın güney ve güneydoğusunda, Antarktika'nın kuzeyinde ve Büyük Okyanus ile Hint Okyanusu'nun arasında yer alır. DÜNYADAKİ OKYANUSLAR: 1. Atlas okyanusu (Atlantik Okyanusu) 2. Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu) 3. Hint okyanusu 4. Güney Okyanusu (Antarktika Okyanusu) 5. Arktik Okyanusu (Buz Okyanusu) OKYANUSLARIN ÖZELLİKLERİ: Dünyanın %71'ini oluştururlar. Okyanuslar büyük su kütleleridir. Okyanuslar geceleri atmosferi ısıtırlar.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Okyar:  

(t.i. erk.) Hareketli, canlı dost. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Okyay:  

(t.i. erk.) Ok yay.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

olağandışı:  

bileşik · sıfat olağanüstünün de üstünde olan, olağanın dışında kalan, olağan olmayan.(Konusu: , Kökeni: )

Olağanüstü:  

Yanlış: Olağan Üstü Doğru: Olağanüstü(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

olan:  

1- Olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı. "Güzel olan günlerimiz de olmuştur" 2- Ad tamlaması belirtileni durumundaki bir addan sonra kullanıldığında o adın sıfatı değerinde bir bileşik oluşturur. "O işle ilgisi olan bir kimse böyle mi söyler?"(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )

olanaksız:  

sıfat ➽olanaksız.(Konusu: , Kökeni: arapça)

olarak:  

olarak, gibi, kadar, iken(Konusu: , Kökeni: )

Olay:  

(bkz:: Aksiyon)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

olay:  

ad 1. bir olgu olarak yer alan ve geçen şey. 2. ilgiyi çeken ve çekebilecek olan her türlü eylem. 3. tarihte yer alan önemli olgu. 4. YAZIN TERİMİ öykü, roman, oyun, masal gibi yazınsal ürünlerde konuyu geliştiren olguların tümü. 5. bir tiyatro oyununda ya da filmde yer alan olguların tümü. 6. roman, öykü, masal gibi yazınsal ürünlerde başı ve sonu belirlenmiş zincirleme bir gelişimi içine alan, olguların olasılık ve zorunluluk ölçüleri içinde geliştiği bütün.(Konusu: , Kökeni: )

Olaylar Dizisi:  

(İng. plot) Başı ve sonu saptanmış, zincirleme bir gelişimi içine alan, olayların olasılık ve zorunluluk ölçüleri ile geliştiği tüm.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Olca:  

(t.i. ka.erk.) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Olcay:  

(moğ.i. ka.erk) Baht, talih, şans, ikbal. Şanşlı, bahtlı.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Moğolca)

Olcaytu:  

(t.i. erk.) Bahtlı, şanslı, talihli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Olcaytuğ:  

(t.i. erk.) (bkz:: Olcaytu)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Olcum:  

(t.i. ka.erk.) 1- Eli işe yatkın, becerikli, usta. 2- Kendini olduğundan üstün gösteren. 3- Hekimlik taslayan kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Oldaç:  

(t.i. ka.erk.) Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan. (Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Oldu Bitti:  

Yanlış: Oldubitti Doğru: Oldu Bitti(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

oldukça:  

belirteç bir hayli, yetecek ölçüde, epey.(Konusu: , Kökeni: )

Ole:  

Beğeni ve coşku belirtmek için kullanılan ünlem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Olefin:  

Etilen dizisindeki doymamış hidrokarbonların genel adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oleik:  

Yağ asitleriyle ilgili olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Olein:  

Sıvı yağlarda bulunan yağlı madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Olfaktofobi:  

(ing.i. olfactophobia) kokulardan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Olgaç:  

(t.i. erk.) Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

olgu:  

ad 1. birtakım olayların dayandığı neden ya da bu nedenlerin yol açtığı sonuç. 2. varlığı deneyle kanıtlanmış şey. "Yürümek bir olgudur" 3. FELSEFE TERİMİ düşünülmüş olanın karşıtı olarak olmuş, gerçekleşmiş olan, gerçek şey. 4. YAZIN TERİMİ yazınsal yapıtlarda olayı geliştiren davranış, iş, devinim. 5. SİNEMA TERİMİ•TİYATRO TERİMİ ➽olaylar dizisi.(Konusu: , Kökeni: )

Olgun:  

(t.i. ka.erk.) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Olgun:  

(sf.) Sarhoş, esrik. Örn:: Toyluk zamanımda bir akşam eve hem geç gelmiştim, hem de olgun.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Olgun Şimşek:  

Dizi Karakteri: Kudret / Kapıcı Bahattin Dizi Adı:Bir Demet Tiyatro. İlk kez 1995 yılbaşı gecesi "MTV-Meclis TV" adıyla yayınlanan ve büyük beğeni kazanan oyun. 2002 yılına kadar sürdü.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )

Olgunay:  

(t.i. ka.erk.) Olgunay, dolunay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Olguner:  

(t.i. erk.) Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Olgunsoy:  

(t.i. erk.) Tanınmış soydan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Olgunsu:  

(t.i. erk.) Olgunsu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Oligarşi:  

Siyasal gücün küçük bir grubun elinde bulunduğu yönetim biçimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oligoklaz:  

Feldspat grubundan bir mineral türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oligosen:  

Tersiyer dönemin bir jeolojik çağı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Olijist:  

Oligarşi yanlısı kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

olimpiyat:  

iki yılda bir oynanan uluslararası takım dünya birinciliği. 2000 yılında İstanbul’da düzenlenmiştir.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Olimpiyat:  

Dört yılda bir yapılan uluslararası spor oyunları. Antik Yunan’daki spor yarışmaları.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oliver Twist:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Charles DİCKENS Kitabın Konusu: Bir yetimhanede dünyaya gelen Oliver Twist’ in hayatı anlatılmaktadır. Olaylar Victoria Dönemi İngiltere’sinde geçmektedir. Kitabın Ana Fikri: Hayat ne kadar zor olursa olsun; inandıktan ve hayata dört elle sarıldıktan sonra aşılmayacak engel yoktur. Bugün olmazsa da yarın her şey yoluna girecektir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Olivin:  

Yeşilimsi renkte bir silikat minerali.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

olma:  

ad olmak eylemi. "Meyvede olma, olgunlaşma demektir"(Konusu: , Kökeni: )

Olmak:  

(f.) (İçki, uyuşturucu madde vb. kullanarak) Sarhoş olmak, esrimek. Örn:: Saat 4 oldu. Biz de artık olmuştuk. (Fikret Adil, Asmalımescİt 74)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

olmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. varlık durumuna gelmek, oluşmak. \"Una su konulunca hamur oldu\" 2. gerçekleşmek ya da yapılmak. \"Doğrusu güzel bir toplantı oldu\" 3. bir durumdan başka bir duruma geçmek. \"Şarap bozulmuş, sirke olmuştu\" 4. yeryüzüne gelmek, doğmak. \"Yakında çocuğu olacak diye seviniyordu\" 5. (meyveler, ekinler vb. için) olgunlaşmak, yetişmek. \"Kirazlar erken olmuş\" 6. hazır duruma gelmek. \"Çay oldu, içebiliriz\" 7. bir şeyi elde etmek, edinmek. \"Genç yaşta arabaları olmuştu\" 8. bir görev, makam, san ya da nitelik kazanmak. \"Oğlu doktor oldu\" 9. herhangi bir durumda bulunmak. \"İnatçı olmak iyi değildir\" 10. yerinde görülmek, uygun düşmek, yakışık almak. \"Böyle söylemek olur mu?\" 11. ulaşmak, bulunmak. \"İki gün içinde Ankara’da olmak zorundaymış\" 12. bir şey birinin mülkiyetine geçmek. \"Parasını ödersen araba senin olur\" 13. (zaman bildiren bir adla) gelip çatmak, yaklaşmak. \"Saat beş oldu\" 14. (özne olarak zaman bildiren sözcüklerle) geçmek, tamamlanmak. \"Sana bunu söyleyeli iki gün oldu\" 15. yürütmek, sürdürmek. \"Onunla ilişkilerimiz her zaman dostça olmuştur\" 16. bir örgütle, bir kuruluşla ilgili bulunmak. \"O şimdi sendikalı oldu\" 17. özne bir ad tamlaması olduğu zaman, belirtenin belirtilene sahip olduğu düşüncesini anlatır. \"Okulun bahçesi olacak, spor salonu olacak\" 18. ekeylemin geniş zamanı olan –dir (–dır) anlamında kullanılır. \"Bu çocuk benim kardeşim olur\" 19. TEKLİFSİZ (SENLİBENLİ) KONUŞMADA (içki, uyuşturu vb. kullanarak) esrimek. \"Adam iyice olmuştu\" 20. ölçüsü vb. tam gelmek, uymak. \"Anahtar kilide oldu\" 21. (bir şey sözcükleriyle birlikte) bir olayla, bir durumla karşılaşmak, başına kötü bir iş gelmek. \"Kazada ona bir şey oldu mu?\" 22. bir yerde doğmuş ya da oturuyor bulunmak. \"Bu köyden olanların çoğu okumuştur\" 23. yol açmak. \"Sözlerinin sana zararı olmuştur\" 24. elinden kaçırmak, yitirmek. \"Durup dururken işinden olmak mı istiyorsun?\" 25. (ne sözcüğüyle birlikte) nasıl bir ilginin bulunduğunu ya da hiçbir ilgi olmayacağını belirtmek için kullanılır. \"Size ne oluyor da karışıyorsunuz?\" 26. bu eylemin tekil üçüncü kişisi olumlu olduğunda kabul, olumsuz olduğunda ret anlatır. \"O konu olur ama öteki olmaz\" 27. [yar] (hastalık anlatan bir sözcükle) tutulmak, yakalanmak. \"Kışın nezle olmaktan kaçamazsın\" 28. [yar] bir ad ya da sıfatın belirttiği durumu almak. \"Yaşlandıkça çocuk olmak diye buna derler işte\" 29. [yar] ortaç eki almış sözcüklerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren eylemleri oluşturur. \"Şimdiye yatmış olmak gerekirdi. Babana söyleyecek olursa dayak yersin\" 30. ARGO [nsz] (cinsel ilişkide) doyuma ulaşmak, orgazma erişmek. 31. olmak1 eyleminin şimdiki zaman ortacı. \"Güzel olan günlerimiz de olmuştur\" 32. ad tamlaması belirtileni durumundaki bir addan sonra kullanıldığında o adın sıfatı değerinde bir bileşik oluşturur. \"O işle ilgisi olan bir kimse böyle mi söyler?\" 33. var olanın, bulunanın hepsi. \"Olan biten (ya da olup biten) param bu kadar\" 34. meydana gelen olaylar. \"Olan bitenden haberimiz yoktu\" 35. olmasından hemen sonra. \"Durum belli olur olmaz sana bildiririm\" 36. kim olduğu, niteliği belirsiz, sıradan (kimse). \"Olur olmazlarla arkadaş olunmaz\" 37. doğru, gerekli, uygun, yerinde olup olmadığı düşünülmeden söylenen (söz). 38. iyi mi kötü mü olduğuna bakılmaksızın seçilen (şey). \"Pazardan olur olmaz şeyleri alıp gelme\"(Konusu: , Kökeni: )

Olmaz Olmaz:  

"olamayacak, imkânsız şey yoktur" anlamında kullanılan bir söz. "Olmaz olmaz deme bir bakarsın bir yerlerden miras gelir." NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

olmuş:  

sıfat 1. (genellikle meyve için) olgunlaşmış, ergin, yetişmiş. 2. oluşmuş. "Kolunda bir çıban olmuş"(Konusu: , Kökeni: )

Olsar:  

(t.i. erk.) Adın duyulsun.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Olta:  

Balık tutmaya yarayan araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oltacı:  

Olta ile balık tutan kimse. Mecaz: İnternet ortamında kandırıcılık yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Oltuotu:  

(pembe pireotu) Bileşikgiller familyasından; Doğu Anadolu'da yetişen, 60 cm kadar boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi dik ve seyrek tüylüdür. Çiçekleri dil biçiminde olup, gül rengindedir. İçeriğinde "piretrin" vardır. Kuvvetli bir böcek öldürücüdür. Faydası:: Bit, pire, tahtakurusu gibi böceklerin öldürülmesinde kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

olu:  

FELSEFE TERİMİ ad bir durumdan başka bir duruma geçme.(Konusu: , Kökeni: )

Oluntu:  

(bkz:: Epeysodyon)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Olur Olmaz:  

1- Olmasından hemen sonra. "Durum belli olur olmaz sana bildiririm" 2- Kim olduğu, niteliği belirsiz, sıradan (kimse). "Olur olmazlarla arkadaş olunmaz" 3- Doğru, gerekli, uygun, yerinde olup olmadığı düşünülmeden söylenen (söz). 4- İyi mi kötü mü olduğuna bakılmaksızın seçilen (şey). "Pazardan olur olmaz şeyleri alıp gelme" NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

oluş:  

ad 1. olmak eylemi ya da biçimi. 2. olupbiten şeyler. "Toplumdaki oluşları görecek göz gerek" 3. ortaya çıkma, belirme, oluşma. 4. FELSEFE TERİMİ bir durumdan bir başka duruma geçiş, değişme süreci, sürekli değişim olayı. "Her şey bir oluş içindedir" Benzer:olu (Konusu: , Kökeni: )

oluşum:  

ad 1. oluşmak eylemi. 2. YERBİLİM TERİMİ•GÖKBİLİM TERİMİ (katman, kütle, gökcismi vb. için) zamanla biçimlenip ortaya çıkma, biçimlenme süreci.(Konusu: , Kökeni: )

Oluzlamak:  

(f. olmak'tan, oluzlamak) Olmak, oluvermek. Örn:: bu manitayı görünce bir eğilmiş, bir yamılmış kİ sorma. Hani orda aynen kıza aşık oluzlamış. (Hasan Kaçan, Kasımpaşalı Eğri Bodik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Om:  

Elektrik direnci birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Omaç:  

(t.i. ka.erk.) Hedef, gaye, amaç. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Omay:  

(t.i. ka.erk.) 1- Seçkin, seçilmiş. 2- Özet, öz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Ombra:  

Gölge. Resimde gölgelendirme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ombrofobi:  

(ing.i. ombrophobia) yağmurdan, yağmur altında kalmaktan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Omfalofobi:  

(ing.i. omfalophobia) göbek deliğinden korkma(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Omlet:  

Çırpılmış yumurtayla yapılan yemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ommadityum:  

Bileşik gözlü hayvanların göz birimlerinden her biri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ommatofobi:  

(ing.i. ommatophobia) gözlerden korkma. ommetafobi olarakta yazılır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

ommetafobi:  

(ommetaphobia) , mantıksız bir göz korkusudur . [1] Fobi , yaralanma korkusu olan travmatofobi ile ilgili olabilir . Göz teması, göze dokunma veya gözlere dokunmanın muhtemel veya gerekli olduğu durumlardan kaçınma.(Konusu: fobiler, Kökeni: )

Omnibüs:  

Çok kişilik taşıma aracı. Çeşitli eserleri bir araya getiren yayın.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Omote:  

(Yön) Ön. (rakibin içine)(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

OMOTE:  

(omote) Gelenekçilik.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

omurgasızlar:  

Omurgasızlar (Latince: Invertebrata), omurgası olmayan hayvanlara verilen genel bir addır. Omurgasız olarak adlandırılan canlıların yapılarında hiçbir iç iskelet bulunmaz. Bazı omurgasız hayvanların vücudunu destekleyen bir dış iskelet bulunur. Omurgasız hayvanlardan bazıları; çekirge, örümcek, kelebek, sinek, solucan, ahtapot, yengeç, ıstakoz, midye ve denizanasıdır. Omurgasızlar, Parazoa (Gerçek dokulara sahip olmayan canlılar) ve Eumetazoa (Gerçek dokulara sahip canlılar) olmak üzere iki alt sınıfta incelenirler.(Konusu: , Kökeni: )

Omuz Omuza:  

1- Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2- Yan yana, çok sıkışık."Omuz omuza vererek bu zorluğun altından kalkmamız mümkün." NOT: Hal Eki Alarak Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Omuz Vermek:  

(d.) Boş vermek, aldırış etmemek, ilgisiz kalmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Omuz Vurmak:  

(d.) Sataşmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Omuzda Tutuş:  

(Cimnastik Ter.) Kolların, dirsekler yere bakmak üzere elleri omuzlara değdirmek için bükülü tutulduğu durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Omuzlama:  

(Halter Ter.) Silkmede barın omuzlara kadar tek hareketle çekilerek barın göğse dayanmaması ve köprücük kemiklerine değip tam bükülmüş kollar üstünde durması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Omuzlamak:  

(yun.f. omos'tan ya da türk. om kemik, başından omuz, türk. e.) 1- (Bir şeyi) Kaldırıp götürmek, aşırmak, çalmak. 2- (Bir kimseyi) Alıp götürmek, kaçırmak. Örn:: Sonra seni herifler omuzlarsa kim kime. Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol. (Enderunlu Fazıl, Zenanname)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

on:  

sıfat 1. dokuzdan bir fazla olan. "Onu on gündür görmüyordum" 2. ad dokuzdan sonra gelen sayının adı. 3. bu sayıyı gösteren rakam, 10, X. 4. çok geç. 5. en son dakikada. 6. hiç parası yok, hiç parası olmaksızın. "Yabancı kentte on parasız günler geçirdim" 7. hiç para olmaksızın, bedava. "Bu işi on parasız yaptım, kimseye yaranamadım"(Konusu: , Kökeni: )

On Emir:  

Allah’ın, Hz. Musa’ya Sina Dağı’nda verdiği ve İsrailoğulları’nın uymalarını istediği inanç ve ahlakla ilgili kurallar, Evamiriaşere. Yahudiliğin temel ilkelerini içine alan On Emir; Hz. Musa’ya iki taş levha üzerine yazılı olarak verilmiştir. On Emir’in içerdiği buyruklar şunlardır: 1. Seni Mısır diyarından, esirlik evinden kurtaran Allah benim. 2. Benden başka hiçbir varlığa ve putlara tapmayacaksın. 3. Tanrı’nın adını boş yere ağzına almayacaksın. 4. Cumartesi gününü kutsal sayacak, çalışmayacaksın. 5. Anne ve babana hürmet edeceksin. 6. Hiçbir insanı haksız yere öldürmeyeceksin. 7. Zina yapmayacaksın. 8. Başkasının malını çalmayacaksın. 9. Yalancı şahitlik yapmayacaksın. 10. Hiç kimsenin evine barkına, çoluk çocuğuna, malına, mülküne göz dikmeyeceksin.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

On İki İmam:  

Şia mezheplerinden Caferiye veya İsnaaşeriye’ye göre din ve dünya işlerini düzenleyen ve idare eden on iki önder, rehber. Şiilerin inancına göre on iki imamın görevi Hz. Muhammed’in çağrısını sürdürmek, insanların dünya ve ahiret hayatlarını düzenlemektir. İmamlara itaat etmek ve onlara gerektiğinde yardım etmek şarttır. Şiilerce kabul edilen On İki İmam şunlardır: 1- Ali b. Ebi Talip (ö. 40/661) 2- Hasan b. Ali (ö. 50/670) 3- Hüseyin b. Ali (ö. 61/680) 4- Ali Zeynel Abidin b. Hüseyin (ö. 94/712) 5- Muhammed el-Bakır (ö. 114/733) 6- Cafer es-Sadık (ö. 148/765) 7- Musa el-Kâzım (ö. 183/799) 8- Ali er-Rıza (ö. 203/818) 9- Muhammed el-Cevad (ö. 220/835) 10- Ali el-Hadi (ö. 254/868) 11- Hasan el-Askerî (ö. 260/874) 12- Muhammed el-Mehdi (ö.?)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

On İkiler:  

(d.) XIX. yüzyıl sonlarıyla XX. yüzyıl başlarında İstanbulda ünlenmiş on İki kabadayı. Örn:: -Onikiler mi dedin?-Evet. Bilmiyor musun? -Ne bileyim? Perukar kemali ciddiyetle dedi ki, -İstanbul'un en kuvvetli ve vurucu kabadayıları? (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) (Refi Cevat Ulunay Sayılı Fırtınalar adlı yapıtında On İkilerin serüvenlerini anlatır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

On Kuruş:  

(d. türk. alm. Groschen'den) Polis. Örn:: Meğer ki bizim gençler conileri gezmeye bırakmıyor eyi mi on kuruşlarla çatışıyorlar. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) (bkz:: Kuruş)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

On Sekiz:  

(d.) Bir kızın, bir kadının hemen yakını, yanı başı. Örn:: Oğlan tam onsekizde bi peşrev atmaya kalktı, kız gıcık kaptı çanta kelleye lap.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

On Sekize Girmek:  

(d.) Bir kadına, bir kıza çok yaklaşmak. (Özellikle kamu taşıtlarında sarkıntılık edenler İçin kullanılır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Onanizm:  

(fr.i. onanisme) Mastürbasyon. Eski dilde istimna bil yed veya onanizm, cinsel organın genelde orgazm oluncaya kadar uyarılmasıdır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Onanizm:  

Mastürbasyon.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Onar:  

(t.i. ka.erk.) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Onaran:  

(t.i. erk.) 1- Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. 2- Başaran, bitiren.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

onarım:  

ad 1. onarmak eylemi. 2. eski bir yapının, bir yontunun, bir resmin vb. bozulmuş yerlerini yeniden yaparak eski durumuna getirme.(Konusu: , Kökeni: )

Onat:  

(t.i. ka.erk.) 1- İyi, güzel, düzgün. 2- İyi yaratılışlı. 3- Doğru, dürüst nitelikli. 4- Kolay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Onatkan:  

(t.i. erk.) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Onatsü:  

(t.i. erk.) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

WhatsApp