Haydi Öğrenelim!
Masatopu:
(Coğrafya) Üstü düz, masa biçiminde olan tepe.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Otostop:
Ücret ödemeden, yoldan geçen araçlara binme yöntemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Otostopçu:
Otostop yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
ototrinolaringoloji:
(ing.i. ototrinolaringology) kulak-burun-boğaz'daki (KBB) hastalıkların tanı ve tedavisi ile ilgilenen tıp dalı. (Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Ototrof:
Kendi besinini üretebilen canlı (ör. bitkiler).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Ototrofi:
Canlının kendi besinini üretme özelliği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Otoyol:
Yüksek hızlı, kontrollü giriş-çıkışı olan yol.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
otoyol başlangıcı ve yasakları:
(B-18) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası, bir otoyola girilmekte olduğunu bildirir. otoyol yasakları hakkında bilgi verir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
otoyol numarası:
seyir halinde bulunulan veya girilecek yolun otoyol olduğunu ve numarasını bildirir. siyah çerçeveli, turuncu zemin rengi üzerinde siyah renkli harf ve rakamlarla gösterilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
otoyol sonu:
(B-19) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası, bir otoyolun sona erdiğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
otsu:
BİTKİLİM TERİMİ sıfat gövdesi odunlaşmayan, kısa ömürlü ve ot gibi olan (bitki).(Konusu: , Kökeni: )
Ottawa Antlaşması:
Ottawa Antlaşması, 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe giren, Dünyada büyüyen mayın sorununa karşı; anti-personel mayınlarının kullanılması, stoklanması, üretilmesi ve transferinin yasaklanması ve imhasına dair sözleşme.(Konusu: , Kökeni: )
Otto von Guericke:
Otto von Guericke (1602–1686) Alman mucit. 1650 yılında İlk vakum pompası'nı buldu. 1672 yılında Sürtünme yoluyla elektrik yaratan ilk generatörü (statik -durağan- elektrik makinası) yaptı.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Otura Otura:
NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Oturak Olmak:
(d.) Bir yerde oturup kalmak. Örn:: Uğrayıp oturak olanlar teğet geçenler binlerini arayanlar. (Hulki Aktunç, Artist Olma Kahvesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
oturma:
ad 1. oturmak eylemi. 2. kısa süre konukluk etme. "Bize oturmaya gelin" 3. ➽oturma grevi. 4. bir toplumsal olayı kınamak, ona kamuoyunun ve yetkililerin dikkatini çekmek ereğiyle topluca oturularak yapılan bir protesto gösterisi.(Konusu: , Kökeni: )
oturmak:
1. vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. 2. bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. "Burada bir saattir oturmaktayım" 3. ölçüleri tam olmak, uygun gelmek. "Giysi insana oturacak ki dikkati çeksin" 4. bir yerde sürekli olarak kalmak, bulunmak. "Otuz yıldır Ankara’da oturuyoruz" 5. [nsz] hiçbir iş yapmaksızın durmak, zamanını boş geçirmek. "Kendi çalışıyor, oğlu ise akşama değin oturuyor" 6. aynı yerde, aynı evde, bir arada, birlikte yaşamak. "Annesiyle oturmak istemiyor" 7. [nsz] (toprak ya da yapı için) aşağı inmek, çökmek. "Apartman birkaç yılda oturmuştu" 8. yer almak, geçmek. "Kaymakam makamına oturdu" 9. bir işe başlamak üzere, bir işi yapmak üzere olmak. "Sofraya oturmuştuk ki bir patlama duyduk" 10. belli bir yörüngede yerleşip dönmeye başlamak. "Atılan uydu yörüngesine oturdu" 11. HALK AĞZINDAN mal olmak. "Bu iş bize pahalıya oturacak" 12. MEC. kökleşmek, yerleşmek, benimsenmek. "Ülkede demokrasi oturmaktadır" 13. belli bir süre herhangi bir durumda kalmak. "Bu durum karşısında susup oturmak olamazdı" 14. (sıvı tortuları için) sıvının dibine çökmek, dipte toplanmak. "Bulanık su, tortular oturunca berraklaştı" 15. oturup kalkarak. 16. MEC. ağır ağır, yavaş yavaş, arada bir. "Bu işi otura kalka birkaç günde bitiririz"(Konusu: , Kökeni: )
Oturmuş Ses:
Orta bölgeyi kullanarak konuşmaya alışkın ses.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oturtmacı:
(i.) Otomobillere Çenç motor uygulamakta ustalaşmış kişi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Oturtmak:
(bkz:: Koymak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Otuz Beş Saniye:
(Sutopu Ter.) Bir takımın hücum etme hakkına sahip olduğu süre.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Otuz Beşe Bakla:
(d. türk. a. baki'den) Ne hakla? sorusu karşılığında soruyu soranla alay etmek için kullanılır. Örn:: Neden numara yaptın öyle İse? Ne hakla? -Otuzbeşe bakla. ~Ne? (Füsun Erbulak, Niçin Geç Kaldım)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Otuz iki farz:
Her Müslümanın yerine getirmesi gereken, Kur'an-ı Kerim ve sünnetten çıkartılan iman, İslam, abdest, gusül, teyemmüm ve namazla ilgili farzlar, emirler. Otuz iki farzın altısı imandan, beşi İslam’dan, dördü abdestten, üçü gusülden, ikisi teyemmümden, on ikisi namazın şartlarından oluşmaktadır. Otuz iki farzın geniş açılımı şu şekildedir: 1- İmanın şartları: 1- Allah’a iman. 2- Meleklere iman. 3- Kitaplara iman. 4- Peygamberlere iman. 5- Ahirete iman. 6- Kaza ve kadere iman. 2- İslam’ın şartları: 1- Allah’a ve Peygamberine iman. 2- Namaz kılma. 3- Zekât verme. 4- Haccetme. 5- Oruç tutma. 3- Abdestin farzları: 1- Yüzü yıkama. 2- Dirseklerle birlikte el ve kolları yıkama. 3- Başı mesh etme. 4- Ayakları, ayak bileklerine kadar yıkama. 4- Guslün farzları Guslün şartları üçtür: 1- Ağzı bol su ile yıkama. 2- Burnun içini yıkama. 3- Bütün vücudu tepeden tırnağa kuru yer kalmayacak şekilde yıkama. 5- Teyemmümün farzları Teyemmümün şartları ikidir: 1- Niyet etme. 2- Elleri toprağa veya toprak cinsinden bir şeye iki kere vurup, yüzü ve kolları meshetme. 6- Namazın farzları Namazın şartları on ikidir: Altısı namazın dışında, altısı içindedir. Dışında olanlara şart, içinde olanlara rükün denir. Namazın dışındaki şartlar şunlardır: 1- Hadesten taharet. 2- Necasetten taharet. 3- Setr-i avret. 4- İstikbal-i kıble. 5- Vakit. 6- Niyet. Namazın içindeki şartlar şunlardır: 1- Başlama tekbiri. 2- Kıyam. 3- Kıraat. 4- Rükû. 5- Sücud. 6- Kadeyiahire.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Otuzaltı Durum:
Gozzi'nin (1720 - 1806) ortaya attığı, sonradan bütün tiyatro konularını İtalyan komedya yazarı Carlo'nun bölümlediği 36 durum: 1- Dilek: Bir zorba, bir dilenci, bir de değişmeyen güç vardır. (Örn. Euripides: "Oidipus Kolonos"ta. 2- Kurtarma: Bir kurban, bir gözdağı veren, bir de kurtarıcı bulunur. (Örn. R.Wagner "Lohengrin") 3- ç Alma: Ortada bir suç vardır (Örn. Shakespeare: "Venedik Tüccarı") Bu suçun çevresinde bir suçlu ile bir öç alan bulunur. 4- Kan Davası: Aileler ve kişiler arasındaki konu, kan davasıdır. (Örn. Euripides: "Elektra") 5- Ceza: Bir kaçak, bir de kaçağın suçundan dolayı ceza veren bir kimse ya da güç vardır. (Örn. Tirso de Molina: "Don Juan") 6- Büyük Talihsizlik: Sonu iyi olacak bir kimsenin büyük bir talihsizliğe ve yenilgiye uğraması. (Örn. Shakespeare: "ll. Richard") 7- Kurbaş: Bir üst gelen güç ile bir alt edilen güç vardır (Örn. Maeterlinck: "Körler") 8- Başkaldrma: Bir tiran ve bu tirana karşı baş kaldırmış kahraman bulunur. (Örn. Schiller: "WiLheLm Teli") 9- Tehlike yada Tehlikeye Atılış: Yüreklilikle, göz pekliğiyle yapılan bir atılım. Tehlikeyi göze alma durumu. (Örn. Goethe: "Faust") 10- Kız Kaçırma: Kaçırma olayı kızın erkeği istemesiyle olur. (Örn. Mozart: "Saraydan Kız Kaçırma") 11- Bilmece (Muamma): Bir soruyu soran, bir de o soruyu yanıtlayan bulunur. (Örn. Gozzi: "Turandot") 12- Karşılık Bekleme: Bir davranışa karşılık bir şey bekleme. (Örn. Wilde: "Salome") 13- Yakınına Güdülen Kin: Kardeşin kardeşe, oğlun, kızın babaya kin gütmesi vb. (Örn. Shelley: "The Cenci") 14- Yakınlar Arasında Yarışma: Aile içinde kardeşler arasında bir kadın ya da iş konusunda bir yarışma vardır. (Örn. Voltaire'in yapıtları) 15- Kan Döktüren Zina: Aldatılan koca ya da karı. Öldürmeyle sonuçlanan zina. (Örn. Gozzi: "Zübeyde") 16- Delirme: Bir deli ve bir de kurban bulunur. (Örn. lbsen: "Hedda Gabler") 17- Kötü Sonuç Veren Akılsızlık: Bir kişinin akılsızlığından doğan kötü durumlar ve başka birinin de akılsızlıktan zarara uğraması. (Örn. lbsen: "Yaban Ördeği") 18- Bilmeden Yasak Aşk: Kardeşine, annesine ya da babasına bilmeden aşık olma durumu. (Örn. Schiller: "Mesinalı Gelin") 19. Bilmeden Yakınını Öldürme: Bilmeden bir yakınını öldürme ve öldürdükten sonra bunu öğrenme. (Örn. Euri pides: lphigenia Tauroste) 20- Bir Ülke Uğruna Kendini Feda Etme: Bu durumu işleyen oyunlar, daha çok, siyasal ya da dinsel teması olan yapıtlardır. (Örn. Corneille'in tragedyalarında bu duruma raslanır) 21- Yakını İçin Kendini Feda Etme: Çok sevdiği biri için mesleğini, ününü, parasını, iyi durumunu feda etme. (Örn. Shakespeare: "Ölçüye Ölçü") 22- Herşeyi Aşkına Feda Etme: Aşkı için geleceğini, tahtını, sağlığını, görevini feda etme durumu. (Örn. Daudet: "L'Arlesienne") 23- Görev Uğruna Yakınını Feda Etme: Görev uğruna yakınını feda ya da kurban etme. (Örn. Euri pides: "lphigenia Auliste") 24- Eşit Olmayan Kimseler Arasında Yarışma: Bir zenginle bir fakir, bir kralla bir silahşör, vb. arasındaki yarışma durumu. (Örn. Schiller: "Maria Stuart") 25- Zina: Birbirlerini aldatan karı koca. (Örn. Lessing: "Miss Sarcı Simpson") 26- Erotik Cürüm: Bu da sekiz bölümde ele alınır: a) Onanism (Dramatizasyon olamaz) b) Fahişelik, c) Zina, d) Sapık aşk (Bir oğulun anaya, kızkardeşine duyduğu aşk gibi) e) Homoseksüellik, f) Sefahat (sodomi) g) Küçük çocukların erotizmi (dramatizasyon olamaz) h) Öteki sapıklıklar. 27- Sevilen Bir İnsanın Kötü Yanının Öğrenilmesi: XVlll. ve XIX. yüzyıllarda kullanılmış tipik dramatik durumlardan biridir. (Örn. Shaw: Bayan Warren'in Mesleği). 28- Yasak Aşk: Seven ile buna engel olmak isteyen arasında çıkan çatışma. (Örn. Shakespeare: "Romeo ile Jülyet") 29- Düşmanını Sevme: Birbirlerine düşmanlığı olan aile ya da toplum kişilerinin sevişmeleri. (Örn. Kleist: "Penthesilea") 30- Hırs: "Tutkulu" bir oyuncu [868 - 877] karakterin yarattığı durum. (Örn. Shakespeare: "Macbeth) 31- Tanrıyla Çatışma: Tanrı'ya karşı olan savaş, antik tiyatronun tuttuğu temaların başında gelir. (Örn. Aiskhilos: "Prometheus") 32- Kıskançlıktan Gelen Yanlışlk: Kıskanan bu duygu yüzünden yanlış bir harekette bulunur. (Schiller: "Hile ve Sevgi") 33- Adli Yanlışlık: Asıl suçlunun yakalanmayıp suçsuz birinin cezalandırılması. (Örn. Gozzi: "Sepet") 34- Vicdan Azabı: Suçlu, kurban, tanık arasında olan çatışmadan doğan vicdan azabı. (Örn. lbsen: "Rosmersholm") 35- Tekrar Buluşma: Kahramanın uzun bir süredir göremediği kimseyi bulması. (Örn. Shakespeare: "Pericles") 36- Acılı, Yaslı Olma: Bir kahramanın, örneğin çocuklarının öldürüldüğünü görmesiyle ortaya çıkan durum. (Örn. Maeterlinck:" Yedi Prenses")(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oval:
Elips biçiminde, yumurta biçimli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Overclock:
Bir bileşeni (CPU, ekran kartı ya da bellek modülleri), üreticinin belirttiği hızın daha üzerindeki hızlarda çalıştırma işlemine overclock adı verilir. Örneğin 2.0 GHz'lik bir işlemci, overclock ile 2.66 GHz'lik çalışma hızına ulaşabilir. Ancak üreticiler, ürünlerinin belirtilen hızlardan farklı bir hızda sorunsuz çalışacağını asla garanti etmezler. Hatta bir bileşeni overclock ile hızlandırmak, o bileşenin garanti kapsamı dışında kalmasına bile neden olacaktır. Yani donanım üreticileri, overclock konusuna hiç de sıcak bakmıyorlar. Üreticiler desteklesin ya da desteklemesin, overclock ile yüksek performans değerlerine ulaşabileceğiniz gerçeği asla değişmez. Ancak işin içinde çok büyük risklerin bulunduğunu da asla unutmayın.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Overload:
Aşırı yüklenme anlamındadır.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Overload:
(Biy.Sp.Ter.) Aşırı yük.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Overtraning:
Aşırımı antrenmandan dolayı verimin düşmesi, verimin düşmesi ile birlikte sakatlık riskleri de artmaktadır. Antrenman yüklenmeleri iyi ayarlanmalıdır.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Ovogon:
Dişi üreme hücresi öncülü (biyoloji terimi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Ovolit:
Küçük yumurta biçimli tanelerden oluşan jeolojik yapı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Oya:
(t.i. ka.) 1- Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. 2- İnce, güzel, nazik.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Oya Peri:
Perihan Kocamaz(Konusu: gerçek adı, Kökeni: )
Oyal:
(t.i. ka.erk.) Düşüncesine başvur anlamında kullanılan bir ad. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Oyalp:
(t.i. erk.) Görüş, düşünce sahibi yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oyanalp:
(t.i. erk.) Oğan alp. Güçlü yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oyhan:
(t.i. erk.) Şehrin yöneticisi, hâkimi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oykan:
(t.i. erk.) Görüş, düşünce sahibi hükümdar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oykofobi:
(ing.i. oikophobia) evden, ev çevresinden, veya bir evin içinde olmaktan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Oykut:
(t.i. erk.) Kutlu, mutlu düşünceye sahip olan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oylum:
(t.i. ka.erk.) 1- Vadi, koyak. Çukur, oyuk. 2- Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Oymak:
(f.) (Birisini) Çok güç duruma sokmak, mahvetmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Oyman:
(t.i. erk.) Görüş, düşünce sahibi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oynamak:
(f.) 1- Sefilleri oynamak. (çok yoksul, parasız olmak) 2- İsyanları oynamak. (çok öfkelenip başkaldırmak) vb. deyimlerde kullanılır. Örn:: Beyninden vurulmuş gibi böğürüp, tamirciler ve pezolara isyanları oynadı. (Metin Kaçan, Ağır Roman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Oynamak:
(Alm. Spielen - Fr. jouer - İng. play, act) Oyuncunun çeşitli ses, el, kol, mimik anlatmalarıyle bir kişiyi canlandırması ya da göstermesi. Bir tiyatro yapıtındaki belli bir karakteri canlandırmak ya da bir tipi göstermek.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oynatım Hakkı:
(Alm. Aufführungsrecht - Fr. droit de production - İng. copyright) Yerli ya da çeviri bir oyunun tiyatroda oynanmasını sağlayan hak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oynayış:
(bkz:: Temsil)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oynayış:
(Alm. Darstellung - Fr. ınterpretation - İng. acting) Oyunun kişilerini, olayın çevresini, havasını canlandırma. Bu işin yapılışı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oytun:
(t.i. ka.erk.) 1- Kutsal, mübarek. 2- Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Oytunç:
(t.i. erk.) Oy tunç.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Oyulmak:
(f.) Güç bir duruma düşmek, mahvolmak. Örn:: -Uyyy Kız polismiş. Yattı bizim sarkma planları. -İyi ki bir pot kırmadık Oyulurduk. (Mehmet Çağçağ, Abazan)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Oyum:
(t.i. ka.erk.) Oymak işi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Oyun:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Orhan HANÇERLİOĞLU Kitabın Konusu: İstanbul’da bir devlet dairesinde çalışmakta olan Halim, büyük kentte memur olmanın kabusunu yaşamak ve iktidarsız biri olarak ailesi tarafından aşağılanmaktansa, kendi yarattığı Krallıkta iktidar olmayı yeğleyen bir rol oynuyor. Kitabın Ana Fikri: Kitap daha çok kişilerin değişik rollerdeki görevlerini ve bunun kişiden kişiye değişebileceğini belirtiyor.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Oyun:
(Alm . Spiel) 1- Tiyatro gösterisi. 2- Oynanmak üzere yazılmış yapıt. 3- Bir sahne sanatçısının oyunu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun:
(Tenis Ter.) Bir oyuncunun veya çiftin rakipten en az iki puan önde olduğu durumda gerçekleşen ve 40’dan sonraki puanı alma durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
oyun:
ad 1. insanın vaktini hoş geçirmesine, oyalanmasına yarayan, genellikle belli kuralları olan eğlence. 2. genellikle çocukların oynadığı, hiçbir çıkara dayanmayan, eğlenceli yarış vb. 3. her türlü kumar. 4. kafaca ve bedence yetenekleri geliştirmek ereğiyle yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. 5. müzik eşliğinde yapılan uyumlu hareketlerin tümü. \"Anadolu halk oyunları çok güzeldir\" 6. şaşkınlık verici hüner. \"Hokkabaz çocuklara oyunlar gösterdi\" 7. tiyatroda ya da sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. \"Yıldız’ın oyunu görülmeye değer\" 8. TİYATRO TERİMİ sahnede ya da mikrofonda oynanmak üzere yazılmış yapıt. \"Yazar oyununu tiyatroya teslim etti\" 9. ustalıklı aldatma, düzen, dalavere, dolap, hile. 10. SPOR TERİMİ (alantopunda) taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla ulaşılan sonuç. 11. SPOR TERİMİ (güreşte) hasmını yenmek için yapılan her türlü teknik hareket. 12. SPOR TERİMİ (iyi ya da kötü) oynamak. 13. yeni bir oyun bulmak. 14. bir öneriyle vb. zaman yitirilmesine yol açmak. 15. oyun etmek. 16. şaka etmek.(Konusu: , Kökeni: )
Oyun Alanı:
(Alm. Spielflaeche - Fr. aire de jeu - İng. acting style) Oyunun oynandığı yer, oyunun oynandığı düzeyin tümü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Alanı:
(Atıcılık Ter.) Atıcılık yarışmalarının yapıldığı özel alan. Poligon. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Almak:
(Güreş Ter.) Rakip üzerinde herhangi bir güreş taktiğini uygulamaya geçme.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Babası:
(T.K.O.) Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Bağlama:
(Güreş Ter.) Bir oyunu uygulayıp sonucuna vardırmadan bekletme durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Bağlantı Noktası:
"Bilgisayara joystick, direksiyon ya da bunlara benzer bir oyun kontrol cihazını bağlamak için kullanılan ve bazı durumlarda ""Game-Porf olarak da adlandırılan girişe verilen addır. Bu giriş genellikle ses kartı üzerinde bulunmaktadır. Ancak yeni nesil oyun kontrol cihazlarının hemen hepsi, bilgisayar bağlantısı için USB girişlerini kullanıyorlar. Yani oyun bağlantı noktası, son zamanlarda geçerliliğini büyük oranda yitirmiştir. Yine de, bu bağlantı tipini destekleyen cihazları piyasada bulma şansınız var."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Oyun Bozma:
(Güreş Ter.) Rakibin taktik ve oyunlarını kuvvet ve beceri ile boşa çıkarma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Çıkarmak:
(T.K.O.) Köylü oyunlarını düzenleyip seyirciye sunmak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Çizelgesi:
(Alm. Spielplan - Fr. repertoire - İng. repertory) Oyun planının incelenmiş, seçilmiş, o dönem oynamaya elverişli görülüp oynanış için hazırlanmış oyun listesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Düzeni:
(bkz:: Mizansen)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Fotoğrafı:
(Alm. Szenenphoto - Fr. photo de jeu - İng. play photo) Oyunda bölümleri gösteren fotoğraf.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Kurucu:
(Basketbol Ter.) Playmaker.Point guard. Takımın hücumunu yöneten, sayı atan oyuncu (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Kurucu:
(Futbol Ter.) Bir takımda taktik anlayışı uygulamada ve verimli oyun oynamak için önderlik yapan futbolcu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Müziği:
(bkz:: Sahne Müziği)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Provası:
(bkz:: Sahne Çalışması)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Puanı:
(Tenis Ter.) Oyunun alınmasına bir puan kalması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Oyun Sansürü:
(bkz:: Oyun Yasaklaması)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Seçme Kurulu:
Türkiye'de Edebi Heyet. (bkz:: Okuma Kurulu)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Sonu:
Oyunculardan birinin tahtadan pullarını toplamaya başladığı, oyunun son devresi.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Oyun Süresi:
(Alm. Anffühungsdauer - Fr. duree - İng. running time) Bir oyunun başlamasından sonuna kadar geçen süre.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Taslağı:
(Alm. Handlungskelett) Yazarın oyununu yazmadan önce, saptadığı özellikleri gösteren oyun iskeleti, çizelgesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Yasaklaması:
(Alm. Theaterzensur - İng. dramatic censorship) Zararlı görülen bir oyunun oynanmasına kanun yoluyla engel olmak. Ancak bu yasaklama, sonraları, bilgisiz kimselerin elinde kötüye kullanılmış ve tiyatroya zarar vermiştir. Oyun sansürü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyun Yazarı:
(Alm. Bühnenschriftsteller - Fr. auteur dramatique - İng. playwright) Tiyatro için oyun yazan kimse. Tiyatro yapıtları yazan kimse.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyunağası:
(T.K.O.) Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
oyuncak:
ad 1. kendisiyle oynanıp eğlenmeye yarayan her türlü şey. "Çocuğuna oyuncak almış" 2. MEC. çok kolay iş. 3. MEC. başkalarının amacına araçlık eden, başkalarınca yönetilen, güçsüz kimse. "Sen kimlerin oyuncağısın, düşündün mü?"(Konusu: , Kökeni: )
Oyuncak Tiyatro:
(İng. toy theatre) XIX. yüzyılın ilk yarısında, İngiltere'de, William West, o zamanın oyunlarını, kartondan yaptığı ve giysiler ile göstererek yarattığı bir tiyatro türü. Çok tutulan "oyuncak tiyatro" bugüne değin yaşamıştır. Örn. çarşılarda satılan perspektifli çocuk kitapları bu tutumu sürdürmektedir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyuncu:
(Alm. schauspieler (in) - Fr. acteur, actrice - İng. actor, actress) Bir oyun kişisini, sanatçı yaradılışı ve bilgisi ile, canlandıran ya da gösteren tiyatro sanatçısı. Oyun oynama eylemini yapan kişi. (Erkek ya da kadın)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
oyuncu:
ad 1. herhangi bir oyunda oynayan kimse. \"Tavlada oyuncunun biri zar tutuyordu\" 2. TİYATRO TERİMİ•SİNEMA TERİMİ bir tiyatro oyununda, bir filmde oynayan sanatçı. 3. SPOR TERİMİ bir takımda oynayan sporcu. 4. sıfat oyun yapmayı, oyunu seven. 5. MEC. düzenci, dalavereci, hileci. 6. SPOR TERİMİ (güreşte) çok oyun bilen ve bunu uygulayan, oyundan oyuna geçen kimse.(Konusu: , Kökeni: )
Oyuncu Başı:
(T.K.O.) Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyuncu Seçimi:
(Alm. Wahl des spielers - Fr. choix des interpretes - İng. choice of actors) Oyundaki belirli rolleri canlandırmak ya da göstermek için role en uygun oyuncuları seçme işi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oyuncu-Yönetmen:
(İng. actor-manager) Bir oyuncunun aynı zamanda bir tiyatroyu yönetmesiyle aldığı ad. Bizde özel ve ödenekli tiyatrolarda böyledir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Oz:
(yun. (os'tan b. sonek) Argo sözcükler türetmede kullanılan bir sonek. Çakmak (çakozlamak) Salak (saloz) Piç (piçoz) vd.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ozalit:
Kopya çoğaltmada kullanılan özel baskı kağıdı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Ozan:
(t.i. erk.) 1- Şiir yazan, şair. Halk şairi. 2- Şakacı, tatlı, güzel konuşan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozanalp:
(t.i. erk.) Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozaner:
(t.i. erk.) Şakacı, tatlı dilli, şiir söyleyen kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozansoy:
(t.i. erk.) Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozansü:
(t.i. erk.) Güzel konuşan, şiir yazan asker.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozgan:
(t.i. erk.) Öne geçen, kazanan, başarılı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ozmofobi:
(ing.i. osmophobia) kokulardan, kötü kokulardan korkma. osfeziyofobi (osphesiophobia) olarakta yazılır ve okunur.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Ozmos:
Suyun yarı geçirgen zar üzerinden geçişi (osmosis).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Ozokerit:
Doğal mineral mum (yer mumı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )