MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Fonetik:

(fr.i.) (dilb.) 1- sözcükleri ses yapısı, boğumlanma noktası, boğumlanma özellikleri, birbirlerini etkilemeleri vb. yönlerinden inceleyen dilbilim dalı. eşanl:: sesbilgisi. 2- sesbilgisine özgü olan, sesbilgisiyle ilgili. eşanl:: sesbilgisel. 3- (sf.) dilin seslerini bütün özellikleriyle ve ayırtılarıyla gösteren, sesi temel alan, sese dayanan, sesle ilgili olan.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Ön Yargı:  

Yanlış: Önyargı Doğru: Ön Yargı(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Önal:  

(t.i. erk.) İleri git, lider ol anlamında.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Önay:  

(t.i. ka.erk.) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Önaydın:  

(t.i. ka.) İlerisi, önü aydınlık olan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

önce:  

belirteç 1. ilk olarak, başlangıçta, ilkin. 2. zaman bildiren sözcüklerden sonra gelerek o zaman kadar bir sürenin geçmiş olduğunu anlatır. "Bir ay önce İstanbul’daydım. Bir saat önce gitti" 3. çıkma durumundaki adlardan ya da adıllardan sonra gelerek yerde ve zamanda önde bulunulduğunu anlatır. "Ali’den önce kim geldi?Sizden önce gürültü yoktu" 4. ad geçmiş zaman, geçmişteki bölüm, baştaki.(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )

Önce İnsan Partisi:  

Kısa Adı: ÖP Genel Merkezi: Kızılay, Ankara Kuruluş Tarihi: 01.10.2013 Genel Başkanı: Yavuz Karahan Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: Merkez İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

Önce Vatan Partisi:  

Kısa Adı: ÖVP Genel Merkezi: Kuruluş Tarihi: 20.05.2014 Genel Başkanı: Hüseyin Demirel Sona Eriş Tarihi: * Sona Eriş Nedeni: Anayasa Mahkemesi "Önce Vatan Partisi"ni kendiliğinden dağılma hali ve buna istinaden hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine karar vererek kapattı. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

önceki:  

sıfat bir şeyden önce durumunda bulunan, önce olan. "Önceki eşi bir Fransız’mış"(Konusu: , Kökeni: )

Öncel:  

(t.i. ka.erk.) 1- Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. 2- Bizden önce yaşamış olanlar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. (Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

önceliği olan yön:  

(B-37) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası iki aracın yan yana geçemeyecek kadar dar olduğu yol kesimlerinde, bu yönden gelen araçların daralan kesimden öncelikle geçiş yapma hakkına sahip olduğunu bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

öncelik:  

ad bir şeyin öteki şeylerden daha önce olması gerekirliği ve durumu. "Kalkınmada önceliği enerji alır"(Konusu: , Kökeni: )

Öncelik Hakkı:  

(Alm. E.rstaufführungsrecht - Fr. droit d'exclusivite - İng. exclusive rights) Bir oyunu ilk kez sahneye koyma hakkı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

öncelikle:  

belirteç daha önce olarak, öne alınarak. "Tasarının öncelikle görüşülmesi kararlaştırıldı"(Konusu: , Kökeni: )

öncelikli:  

sıfat ötekilere göre daha önce yapılması gerekli olan, önceliği bulunan.(Konusu: , Kökeni: )

Öncü:  

(T.K.O.) Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öncü Oyun:  

(Alm. Avantgarde - Fr. avant garde - lng. avant garde) Geleneksel tiyatrodan ayrılan, kuruluş ve anlatım yönünden yenilikler getirmek isteyen oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öncü Tiyatro:  

(Alm. avantgardistisches Theater - Fr. thedtre d'avant garde - İng. avant-garde theater) Herhangi bir akımda ya da dönemde birtakım yenilikler getiren tiyatro. Öncü oyunlar sunan, onları yaygınlaştırmağa çalışan tiyatro.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öncübay:  

(t.i. erk.) Klavuz, rehber, önder kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öncüpınar Sınır Kapısı:  

Bulunduğu İl: Kilis Açıldığı Tarih: 04.09.1953 Bağlandığı Ülke: Suriye Karşıdaki Sınır Kapısı: Azez Sınır (Gümrük) Kapısı Geçiş Şekli: Karayolu Hakkında: (Konusu: Sınır Kapıları, Kökeni: )

öndeki taşıt … metreden daha yakın takip edilemez:  

(TT-25) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, yol ve trafik koşullarının taşıtlar arasında belli bir mesafenin korunmasını gerektirdiği ve taşıtların yol üzerindeki boyuna dağılımın kritik olduğu kesimlerin başlangıcına konulur.(gevşek malzeme-kaygan yol v.b.)(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

öndeki taşıtı geçmek yasaktır:  

(TT-27) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, iki tekerlekli mopedler (motorlu bisikletler) ve yanında sepeti olmayan iki tekerlekli motosikletler ile bisikletlerin dışındaki taşıtların geçilmesinin yasak olduğunu bildirmek için kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Önden Asılma Terazi:  

(Cimnastik Ter.) Vücudun, yüz araca dönük, gergin ve yatay olarak kollarda asılı ve dengede tutulduğu durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Önder:  

(t.i. ka.erk.) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Önder Somer:  

Önder DÖŞER (d:1937; ö:1997)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Öndeyiş:  

(Yun. prologos - Alm. Prolog - Fr. prologue - İng. prologue) Oyundan önceki bölüm. Antik tiyatro döneminde Euripides'in, tragedya'ya; Plautus'un da komedyaya getirdikleri söz. Oyuna konu olan olaydan önce geçenleri özetler. Modern tiyatroda oyunun anlamı üzerinde bilgi verir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öne Çıkma:  

(Hentbol Ter.) Hücum oyuncusunun gol yapmasını engellemek için savunma oyuncusunun öne doğru çıkması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Önel:  

(t.i. ka.erk.) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

önem:  

ad nitelik ve nicelikçe değeri olma durumu.(Konusu: , Kökeni: )

önemli:  

sıfat önemi olan, değer verilen.(Konusu: Dilbilgisi, Kökeni: )

Önen:  

(t.i. ka.erk.) Hak, adalet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öner:  

(t.i. ka.erk.) 1- Önde gelen, başta gelen. 2- Yön. 3- Sıra. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

önerme:  

ad 1. önermek eylemi. 2. kabul edilmesi dileğiyle öne sürülen düşünce, görüş, öneri. 3. MANTIK TERİMİ bir savı öne süren ya da bir durumu anlatan tümce. 4. FELSEFE TERİMİ doğru da yanlış da olsa bir yargı bildiren her söz.(Konusu: , Kökeni: )

Öngay:  

(t.i. ka.erk.) Jüpiter gezegeni. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öngel:  

(t.i. erk.) Ağır başlı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öngen:  

(t.i. ka.erk.) Basan, zafer. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

öngörü:  

bileşik · ad 1. bir işin ilerde ne durum alacağını kestirme, önceden anlayabilme. 2. ileriyi görebilme yeteneği. "Onun öngörüsü olmasa, işler sarpa sarardı"(Konusu: , Kökeni: )

Öngü:  

(t.i. erk.) 1- İlk, önce, önceki. 2- Direnme, inat.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öngül:  

(t.i. ka.erk.) 1- Direnen, inatçı kimse. 2- Ön ayak olan, teşvik eden. 3- Kılavuz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öngüt:  

(t.i. erk.) 1- Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. 2- Hücum etmek için elverişli yer.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Önkal:  

(t.i. erk.) Önde ol, ileride ol anlamında kullanılan bir ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

önlemek:  

1. bir şeyin olmasını ya da yapılmasını önleyici bir neden durumunda ortaya çıkmak, gerçekleşmesine engel olmak. 2. ortaya çıkan ya da çıkacağı anlaşılan bir tehlikeyi durdurmak, böyle bir durumun önüne geçmek.(Konusu: , Kökeni: )

Önnur:  

(t.i. ka.) 1- İnsanın kendine karşı duyduğu saygı. 2- Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

önoloji:  

(ing.i. oenology) şarap bilimi. şarap ve şarap üretimi üzerinde çalışma ve araştırmalar yapan bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Önoloji:  

Şaraplarla ilgilenen bilim dalı.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Önoyun:  

Bir oyunun bütününe bağlı, ama oyunu aydınlatıcı nitelikte, sözsüz ya da sözlü olarak oynanan ön bölüm.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Önörgü:  

(Alm. Kanevas - Fr. cannevas - İng. pettern) 1- Konunun ana çizgisi. 2- Tuluata dayanan tiyatroda senaryo.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Önperde:  

(Alm. Aktvorhang - Fr. rideau d'avant-scene - İng. act-drop) Sahneyi seyircilerden ayıran büyük tiyatro perdesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Önsal:  

(t.i. erk.) Önde ol, ileride ol anlamında kullanılan bir ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Önsoy:  

(t.i. erk.) İlk soy.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Önür:  

(t.i. ka.erk.) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Önyüz:  

(Alm. Bühnenfront - İng. front) Sahnenin seyirciye açılan yanı, cephe.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öperlemek:  

(f.) 1- Öpmek. Örn:: Kendine iyi bak. Hadi öperlerim İmanım benim. (Özdemir Kaptan, Arka Beyoğlu-Kısa Geçmişi Argosu) 2- Öpüşmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

öpmek:  

Öpmek kelimesi Türkçe'de "Sevgi, saygı, bağlılık, teşekkür belirtmek amacıyla dudaklarını bir şeye veya birine değdirmek." anlamına gelir.(Konusu: , Kökeni: )

Öpüşmek:  

(f.) (İki otomobil) Birbirine hafifçe vurmak, dokunmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

öpüşmek:  

1. birbirini öpmek. 2. ARGO (iki otomobil) birbirine hafifçe dokunmak, birbirine çok hasar vermeksizin vurmak.(Konusu: , Kökeni: )

Ördek:  

Vak Vak(Konusu: Hayvan Sesleri, Kökeni: )

Ördek:  

(i.) 1- Otobüs, minibüs gibi ulaşım araçlarına ana duraktan değil de yol boyundan binen yolcu. Örn:: Arkaya palas pandıras üç ördek desteler destelemez gazladı. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) 2- Aptal, enayi, hileye kanan kimse, parası sızdırılacak kişi. Örn:: Bir elleri boynunda, bir elleri koynunda bulduk bir ördek diyorlar. (Joseph Conrad - HalUk Şahin, Ölüm Gemisi) 3- (Hastanede) sürekli yatması gereken hastaların bacaklarının arasına konulan sidik tası.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

ördek:  

ad 1. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ perdeayaklılardan, tıknaz gövdeli, kısa bacaklı ve kısa boyunlu, yassı gagalı, paytak yürüyüşlü, tavuktan daha iri, yabanıl ve evcil türleri bulunan, eti ve yumurtası yenen bir su kuşu. 2. yataktan kalkamayacak durumdaki erkek hastaların içine idrarlarını yaptıkları, eğri boyunlu bir sidik tası. 3. ARGO uzak yollarda işleyen otobüs, minibüs gibi araçlara ana duraktan değil de yollardan binen yolcu. 4. ARGO hileyle parası sızdırılacak kimse, aptal, enayi. 5. (sürücü için) taşıta, yol boyundan, durak olmayan noktalardan yolcu almak. 6. (kumarbaz, dolandırıcı, orospu vb. için) parası sızdırılacak kişi bulmak.(Konusu: , Kökeni: )

Ördek Avlamak:  

(d.) (Şoför için) 1- Yol boyundan, durak olmayan noktalardan, yolcu almak, yolcu toplamak. 2- (Kumarbaz, dolandırıcı, fahişe vd. için) Aptal, bön, parası sızdırılacak müşteri av bulmak. Ördek Düşürmek biçiminde de kullanılır. Canı cehenneme fabrikaların, Şişmanda oturur ördek düşürürüm, fabrikalarda çalışmaktan daha iyi. (Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ördek Balığı:  

Bilimsel Adı: Labrus nüxtus. Familyası: Boyu 40 santimetre ağırlığı 1 kilogram olabilen ve 15-17 yıl yaşayabilen dişileriyle erkekleri arasında renk farkı olan çok güzel renkli bir lapin cinsidir. Genelde 10-100 seyrek olarak 180 metre derinlerde yaşar. Denizdeki küçük hayvanlar ve balıklarla beslenir. Üreme mevsimi nisan-ağustos arasıdır. Bu esnada çiftler halinde kaya oyuklarını yuva olarak kullanırlar. Daha sonra yumurtaları korumak için erkekleri nöbet tutar. Doğa değeriyle korunması gerekli bir balıktır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Ördek Nağmesi:  

(d. türk. a. nağme, türk. e.) [Vah] [vah] ey[vah] ey[vah] diye hayıflanan kimselerle alay etmek için kullanılır. Örn:: Hacivat- Eyvah eyvah eyvah Karagöz- Ördek nağmesini bırak. (Karagöz, Büyük Evlenme)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ördeklemek:  

(f.) (Bir işyerinde çalışan kişi) Kasadan para çalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ören:  

(t.i. ka.erk.) 1- Eski yapı ya da kent kalıntısı. 2- Şehir kent. Köy. 3- Bitek ova. 4- Ormanlık yer. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Örenel:  

(t.i. erk.) Cömert ve geniş el.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Örener:  

(t.i. erk.) Geniş, güven veren yiğit. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Örengül:  

(t.i. erk.) Yaban gülü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öresund Köprüsü:  

Öresund Köprüsü; İsveç ile Danimarka arasında yer alan Öresund Boğazı'nda iki şeritli demiryoluna ve dört şeritli karayoluna sahip olan birleşik bir köprüdür. Köprü Avrupa'da hem demiryolu hem karayolu taşımacılığının yapıldığı en büyük birleşik köprüdür. Öresund Bölgesi'nin iki metropolitan alanı olan Danimarka'nın başkenti Kopenhag ve İsveç'in önemli şehirlerinden Malmö'yü birbirine bağlar. Avrupa Birliği'nin uluslararası E20 yolu burada, Oresund Demiryolu gibi denizin ortasında iki şeritli bir otoyolla tünele bağlanır. Öresund dünyadaki en büyük sınırötesi köprü ve aynı zamanda özel teşebbüsle yapılıp işletilen en büyük köprüdür.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

örf:  

1- Güzel ve iyi iş, iyilik, ihsan. Örn:: “Bağışlayıcı ol. Örfü emret, cahillerden yüz çevir.” (Kur'an-ı Kerim A'raf suresi 7/199 ncu Ayet) 2- Aklın ve dinin iyi ve güzel bulduğu, akıl tarafından reddedilmeyen güzel şeyler. 3- Toplumun alışkanlık hâline getirdiği söz veya davranış olarak sürdürdüğü durumlar. 4- Kanunla sınırlı ve belirlenmiş olmayıp zamanın gereğine, yöre âdetlerine uyan uygulama biçimi. Hukuki kuralların bulunmadığı durumlarda örf, insanlar için hukuki bir delil ve kuraldır. Fıkıhta örf, İslam esaslarına aykırı düşmüyorsa iyi örf; aykırı düşüyor ve kötülüğe yol açıyorsa bu da kötü örf olarak adlandırılır. Örn:: “Örf ile sabit olan nass ile sabit olmuş gibidir.” (Mecelle Maddesi)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Örgen:  

(t.i. erk.) 1- Organ. 2- İnce halat, urgan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Örgü:  

(Alm. Kannevas - Fr. cannevas - İng. structure) 1- Oyun dokusu, işlenişi, çatısı. 2- Konunun ana çizgisi. 3- Tuluata dayanan tiyatroda senaryo.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

örneğin:  

belirteç bir düşünceyi açıklamak için örnek gösterileceğinde o örneğe giriş olarak söylenir, örnek olarak, sözgelimi, sözgelişi.(Konusu: , Kökeni: )

örnek:  

ad 1. (nakış, örgü vb. için) benzeri yapılmak üzere göz önüne alınan, kendisine bakılarak benzeri yapılan şey. "Bu örneği bir komşudan aldım" 2. bir bütünün niteliğini anlatmak, göstermek için ondan verilen küçük parça. "Ekilecek tohumun örneğine bakıp, iyi olduğunu gördü" 3. bir şeyin benzeri, tıpkısı. "Bu sarayın yeryüzünde bir örneği yoktur" 4. durumu, davranışı ya da niteliği benimsenmeye değer kimse ya da şey. "O bize örnek olamaz" 5. anlatılmak istenen bir görüşü, savı, gözlemi vb. açıklamak için gösterilen, öne sürülen ve onu bir olay durumunda ortaya koyan şey. "Kötü şiire örnek isterseniz, her ozanda bulunur" 6. sıfat en iyi biçimde olan. "Okulumuz örnek okul seçildi" 7. bir kimseye huy ve davranış yönünden uymak, onu örnek olarak benimsemek. 8. bir şeyden kendisi için ders çıkarmak.(Konusu: , Kökeni: )

Örsan:  

(t.i. erk.) Yüce adı olan. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Örsel:  

(t.i. erk.) Sel gibi çağlayan değerli kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Örtbas:  

Yanlış: Örtpas Doğru: Örtbas(Konusu: yanlış yazılan kelime, Kökeni: )

Örtmecilik:  

(Alm. Eupheismus - Fr. eupheisme - İng. eupheism) Kişilerin bir duyguyu olduğu gibi değil de, dolambaçlı, üstü örtülü olarak belirtme durumu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Örtücülük:  

Boyanın, yüzeyi veya önceden uygulanan boyayı ve yüzeydeki lekeleri kapatma veya örtme kabiliyeti. Boyanın pigmenti ile örtücülük sağlanır.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )

Örtülü Ses:  

(Alm. verschleierte Stimme - Fr. voix voilee) Tını yönünden bir sesin duru olması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

örtünme:  

(bkz:: tesettür)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

örümcek:  

ad 1. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ örümceğimsiler sınıfının örümcekler takımını oluşturan hayvanların ortak adı. 2. karnındaki bezlerden salgıladığı iplikle ağını ören, bu ipliğe asılarak boşlukta inip çıkabilen eklemli bir hayvan. 3. bu hayvanın ördüğü ağ. 4. HALK AĞZINDAN yürüteç. 5. (bir yer) üzerinde örümcek ağını örmüş olmak. 6. MEC. (bir yer, bir şey) uzun zamandan beri tozu alınmamış, temizlenmemiş ya da uzun zaman kendi haline bırakılmış olmak.(Konusu: , Kökeni: )

Örümcek Adam:  

Marvel Comics'e bağlı Stan Lee ve Steve Ditko tarafından yaratılmış kurgusal bir kahramandır. Orjinal ismi Spider Man. Türkçeye Örümcek Adam olarak çevrilmiştir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Örümcek Duruşu:  

(Cimnastik Ter.) Vücudun yere çömelip, avuç içlerini yere dayamak ve diz altlarını ön kola bindirmek yoluyla aldığı durum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Östaki:  

Orta kulak ile yutağı bağlayan kanal (östaki borusu).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Öşür:  

(a.i. uşr, onda bir'den) (Kabadayı çevrelerinde) Ayni olarak toplanan haraç. Örn:: İçeride de öşür toplardı Çiloğlu. 118 numaradan 100 kavun mesela. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası) (bkz:: Aşere)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

öşür:  

1- Onda bir, ondalık. 2- Toprak mahsullerinden, gümrüklerden ve devlet arazilerinden alınan vergi, toprak mahsullerinin zekâtı. Türk toplumunda öşür, daha çok topraktan çıkan ürünlerden alınan zekât anlamında kullanılır. Yeni ürün çok masraflı bir biçimde elde ediliyorsa 1/20’si, az masraflı olarak elde ediliyorsa 1/10’u zekât olarak verilir. Bazı İslam bilginleri topraktan çıkartılan her türlü üründen fakirlik problemini çözmek için öşür alınmasının zorunluluğunu savunmuşlardır. Öşür oranı, öşrü verilecek olan ürün ve mallara göre değişir. Örn:: “Nehirlerin ve yağmur sularının suladığı ürünlerde öşür vardır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ötanazi:  

(euthanasia) İyileşmeyeceği veya duymakta olduğu acıların yaşamının sonuna kadar süreceği tıbben kesin olarak belirlenmiş hastaların yaşamının kendi bilinçli, özgür iradesi ve isteği ile hekimler tarafından acı çektirilmeden sonlandırılması. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Ötanazi:  

İyileşmesi mümkün olmayan hastanın acısını sonlandırmak amacıyla yaşamına son verme işlemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ötanazi:  

Yanlış: Ötenazi Doğru: Ötanazi(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Öte:  

i. (Özellikle kaçakçılar için) Bulgaristan.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öterli Ses:  

(Alm. breite Stimme - Fr. voix sonore) Tını yönünden bir sesin zengin olması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ötmek:  

f. 1- Konuşmak, söylemek. Örn:: -Patron -Ne var Corc? -Sıkı dur.. Bir şey söylicam. -Öt bakalım tam olarak kaç kere Bert? Dört mü beş mi yoksa daha çok kereler mi? (Vladimir Nabokov - Fatih Özgüven, Lolita) 2- Gevezelik etmek. 3- İtiraf etmek, sır vermek, İhbar etmek. Örn:: Bir miktar daha almak için kadıncağız öter. Erkek de yapacak ve satacak hiçbir şeyi kalmayınca aynı oyuna düşer. (İlhan Engin, Eroin Silah ve Ölüm) 4- Kusmak. (bkz:: Kuşu Ötmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ötüken:  

(t.i. erk.) 1- Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2- Moğolca'da yer Tanrıçası. İsim olarak kullanılmaz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ötüken Birliği Partisi:  

Kısa Adı: Ötüken Genel Merkezi: Sıhhıye, Ankara Kuruluş Tarihi: 20.12.2017 Genel Başkanı: Çağatay Korkut Körüklü, Kurucusu; Mehmet Hakan Semerci Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: Aşırı Sağ İdeoloji: Türkçülük, Atatürkçülük, Turancılık, Irkçılık NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

Öveç:  

(t.i. erk.) 2, 3 yaşındaki erkek koyun.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

övgü:  

ad bir kimseyi ya da bir şeyi övmek için söylenen söz ya da yazılan yazı.(Konusu: , Kökeni: )

Övünç:  

(t.i. ka.erk.) Övünmeye yol açan, övünülecek şey. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öykücü:  

(Lat. Praecurrer - Anlatan) - (Alm. erzoehler - Fr. narrateur - İng. narrator) Ortaçağda oyun sırasında konuyu az da olsa anlatan, başta, sonda ya da ortadaki özetlemeler, yorumlarla oyunun ayrı bölümlerini birbirine bağlayan oyuncuya verilen ad. Modern tiyatroda bu öykücüler çok kullanılır. Örn. Thorten Wilder: Our Town (-Bizim Şehir)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öyküleme:  

(Alm. Erzaehfen - Fr. narration - İng. narration) Oyundaki kişilerden birinin oyunun konusunu anlatmasından; başta, sonda, kimi kez de, ortada, oynanmakta olan bölümleri özetlemeğe ve yorumlamağa başlamasından ortaya çıkan anlatım çeşidi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öyle Öyle:  

d. 1- (Kadın için) Fahişe. 2- (Erkek İçin) Edilgin eşcinsel. Örn:: Senin için öyle öyle diyorlar dedi Yüksel bıyıklarını bükerek ve çok beykozlu bir biçimde bakarak berbere. (Orhan Duru, Bardağın Dibinin Ortası) (Öyle biçiminde Böyle biçiminde de söylenir.) 3- (Genel anlamda) Cinsellik, cinsel ilişki çağrışımı yapmak için kullanılır. Örn:: Ve oradan oraya enseden omza omuzdan bele belden karna ve uyluklara ve adam ile kadını öyle öyle olduran organlarla onların kıllarına ve baldırlara yayılan morluk. (Hulki Aktunç, Beyoğlunun Kirli Tarihi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öymen:  

(t.i. erk.) Evcimen, evine bağlı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

WhatsApp