MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Çuvaşistan:

Çuvaşistan Bayrağı: bilgisi bulunamadı

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Ozon:  

Atmosferde bulunan üç oksijen atomlu gaz (O₃).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ozonlamak:  

Ozon gazı ile dezenfekte etmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ozonosfer:  

Atmosferde ozonun yoğun bulunduğu tabaka.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Ozonölçer:  

Atmosferdeki ozon miktarını ölçen cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Öbek Öbek:  

(sf. be.) Toplu bir biçimde, takım takım, küme küme, yığın yığın. "Köylüler cami avlusunda öbek öbek toplanmıştı" NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

öbür:  

“O” VE “BİR”DEN sıfat 1. bilinenden, sözü edilenden ayrı ya da bu adılıyla belirtilen bir şeyden sonra olan. "Öbür çocuk nereye gitti?" Benzer: öteki 2. (zaman için) önümüzdekinden bir sonraki. "Öbür ay gidiyoruz"(Konusu: , Kökeni: )

Öcal:  

(t.i. erk.) Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öcalan:  

(t.i. erk.) İntikam alan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ödağacı:  

(agalloch) İkiçenekliler sınıfının, thymelaeaceae familyasından; Doğu Asya ve Malaya adalarında yetişen bir ağaçtır. Yaz, kış yapraklarını dökmez. Meyveler, armut biçimindedir. Ağacın odunu ve kabuğu yarılınca, hoş bir koku verir. Faydası:: Çoğunlukla tütsü yapmakta kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

ödev:  

ad 1. yerine getirilmesi, yapılması kişinin vicdanından doğan, insanlık, töre ya da yasa bakımından gerekli olan iş ya da davranış. 2. öğretmenin öğrencilere verdiği ev çalışması. 3. (yanlış olarak) görev.(Konusu: , Kökeni: )

Ödül:  

(t.i. ka.erk.) l- Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2- Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Ödül günü (cheat day):  

Belirli kalori alımına vücudun uyumunu önlemek için diyet dönemlerinde kullanılan planlanmış özel bir gün.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )

ödün:  

ad uzlaşabilmek için haklarının, isteklerinin ya da savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına olarak, vazgeçme.(Konusu: , Kökeni: )

öfke:  

ad engellenme, incinme, gözdağı vb. gibi bir durum karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık.(Konusu: , Kökeni: )

Öfori:  

(euphoria) Neşe, güven, mutluluk, zindelik, güçlülük, gelecekten çok umutlu olmak gibi duyguların abartılmış şekilde bir arada bulunduğu tablo.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Öge:  

(t.i. ka.erk.) 1- Çok akıllı. Yaşlı kimse. 2- Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 3- Hekim. 4- Ün, şöhret. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öge:  

Yanlış: Öge Doğru: Öge(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Ögeday:  

(t.i. erk.) 1- Çok akıllı, bilgili. 2- Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öger:  

(t.i. erk.) Akıllı, bilgili kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öget:  

(t.i. ka.erk.) Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Ögetürk:  

(t.i. erk.) Akıllı, bilgili Türk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öglena:  

Hem bitki hem hayvan özellikleri gösteren tek hücreli canlı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Öglenagiller:  

Öglena türlerini içeren canlı grubu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

öğecik:  

öğecik İng. atom Birkaç türü birleşince çeşitli kimyasal bileşikleri, özdecikleri; bir tek türü ise bir kimyasal öğeyi oluşturan, bir çekin ve birkaç eksicikten yapılmış temel tanecik.(Konusu: , Kökeni: ingilizce)

öğle namazı:  

Güneşin gökyüzünün tam ortasından batıya döndüğü andan itibaren kılınan beş vakit namazdan biri. Hz. Peygamber ve arkadaşları öğle namazını dört rekat ilk sünnet, dört rekat farz ve iki rekat son sünnet olmak üzere toplam on rekât olarak kılmıştır. Örn:: “Kim bir gün ve gecede (farzların dışında) on iki rekât namaz kılarsa onun için cennette bir köşk yapılır. Bunlar öğle namazından önce dört, sonra iki; akşam namazından sonra iki; yatsıdan sonra iki ve sabah namazının farzından önce iki rekâttır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Öğrenci:  

(i.) Kodein, afyondan elde edilen bir tür uyuşturucu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öğrencilik:  

(Judo Ter.) Judoyu öğrenme ve başlangıç aşamalarında eğitim alma. Kyu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

öğrenmek:  

1. bilgi edinmek. "Olacakları önceden öğrenmek olanağı yoktu" 2. yapıp akılda tutmak, bellemek. "Araba sürmeyi öğrenmek kolaydır" 3. bilgi, beceri ve yetenek kazanmak. "Her şeyi okulda öğrenmek gerekmez" 4. haber almak. "Durumu öğrenmek için sabırsızlanıyoruz" 5. alışmak. "Karı koca birbirini öğrendikçe evlilik düzene girer"(Konusu: , Kökeni: )

öğreti:  

ad 1. bilimde düzenli bir görüşü oluşturan ilke ve kuramların tümü. 2. bir dinin, felsefenin, bilim ya da yazın okulunun ya da bir partinin doğru diye öne sürülen, öğretilen ilke ve dogmalarının tümü. Benzer: doktrin(Konusu: , Kökeni: )

öğretici:  

sıfat açıklayıcı, yetiştirici, öğrenmeyi kolaylaştırıcı niteliği bulunan, öğreten.(Konusu: , Kökeni: )

Öğretici Dram:  

(Alm. Schuldrama - Fr. piece didactique - İng. didactic play) Ortaçağda, öğrencilere Latinceyi öğretmek ve bellek temrini yaptırmakla onları rahat ve kıvrak hareketlere alıştırmak için düzenlenen, okul oyunlarına verilen ad. Örnek: Terentius Tiyatrosu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öğretim Oyunu:  

(Alm. Lehrstück) Belli bir konuyu, bir durumu öğretmek, seyirciyi bu görüş için kazanmak ereği ile hazırlanmış oyunlara denir. Örn. Brecht'in öğretim oyunları.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öğün:  

(t.i. ka.erk.) 1- Kendini yücelt, gurur duy. 2- Zaman vakit. 3- Kez, defa. 4- Önde, ileride olan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Öğüt:  

(t.i. ka.erk.) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökçesiz:  

(sf.) Korkak, ürkek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öke:  

(t.i. erk.) (bkz:: Öge)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öker:  

(t.i. erk.) Akıllı kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökkeş:  

(a.i. erk.) 1- Erkek örümcek. 2- Bir dağ adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Öklü:  

(t.i. erk.) Akıllı. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökmen:  

(t.i. erk.) Akıllı, zeki, bilgili kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökmener:  

(t.i. erk.) Akıllı, bilgili kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökseotu:  

(gökçe) Ökseotugiller familyasından; genç sürgünleri yeşil, ufak çalı halinde bir bitkidir. Adi ökseotu ve Zeytin ökseotu yurdumuzda doğal olarak yetişir. Yapraklarında tanen, urson, inosit, saponin ve viscine adı verilen gayet yapışkan, elastiki, yumuşak bir reçine vardır. Faydası:: Yüksek tansiyonu düşürür. Nabzı yükseltir. Kalbin atışlarını artırır. Damar kireçlenmesinde faydalıdır. Sara ve Akciğer kanamalarında kullanılır. Spazmları giderir. Hazmı kolaylaştırır. Fazla kullanıldığı takdirde zararlıdır. Bilinci uyuşturur. Adaleleri zayıflatır ve ishal yapar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Öksürmek:  

(f.) 1- Konuşmak, itiraf etmek. Örn:: Karıya arka çıkan şeytan işi mi yani? Yoksa el mi koydun ona? Öksür hadi. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam) 2- Vermek. Örn:: Derken bin kafa öksürdüm ki bu da motora az geldi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öksürtmek:  

(f.) 1- (Birisini) Konuşturmak. İtiraf etmesini sağlamak. 2- (Birisine) Bir şey verdirmek, (birisinin) bir şey vermesini sağlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öksürükotu:  

(tussilago farfara) Bileşikgiller familyasından; yurdumuzda gevşek topraklı ve nemli sırtlarda yetişen çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları dairemsi-köşeli, etlice ve alt yüzü sık tüylü, beyaz görünüştedir. Yapraklarında müsilaj, acı bir glikozit, tanen, inülin, şekerler ve fitosterol vardır. Çiçeklerinde de aynı maddeler ve bunlara ilave olarak da uçucu bir yağ vardır. Ev ilaçlarında yaprakları ve çiçekleri kullanılır. Faydası:: Öksürüğü keser. Balgam söker. Diğer solunum yolu hastalıklarında da yumuşatıcı olarak faydası görülür.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Öksüz Balığı:  

Bilimsel Adı: Trigla Iyra. Familyası: Triglidae familyasından olan öksüz balığı, kırlangıç balığı türlerine göre daha pembe bir renge sahiptir. Akdeniz, Ege ve Marmara Denizi’nde bulunur. İstanbul Boğazı’nda nadiren çıkar. Öksüz balığının diğer türlerden bir farkı da üst çenelerinin uçlarının karşılıklı olarak çatal biçiminde olmasıdır. Kırlangıç kadar iri olmayan öksüzün Göğüs yüzgeçleri ve kuyruk yüzgeci gelişmiştir. Nadiren 3-4 kiloluklarına rastlanan öksüz balıkları manyat, fanyalı ve trol ağlarıyla yakalanır. Oltaya tesadüfen geldiği için özellikle olta ile avı yapılmaz. Öksüz balığının eti beyaz olup balık çorbasına katılırsa ayrı bir lezzet verir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Öktem:  

(t.i. erk.) Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öktemer:  

(t.i. erk.) (bkz:: Öktem)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ökten:  

(t.i. erk.) Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öktürk:  

(t.i. erk.) Akıllı, güçlü Türk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Öküz:  

(i.) 1- Oyunlarda kullanılan zar, tavla zarı, barbut zarı. 2- Hileli zar. Örn:: Öküzleri koştum başladım kerize enayinin tamam 20 askerini arakladım. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öküzgözü:  

(dağkestanesi) Bileşikgiller familyasından; çayır ve ormanlarda yetişen, papatyayı andıran, çok yıllık bir bitkidir. Kömeçleri turuncu-sarıdır. Çiçekleri kullanılır. Faydası:: Kusturucudur. Sinir sistemini çok şiddetli bir şekilde uyarır. Haricen kullanıldığı takdirde romatizma ağrılarını dindirir, yaraları iyileştirir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Öküzleri Koşmak:  

(d.) (Kumarda, barbutta) Zarları atmak. Örn:: İki el de biz atalım mı ağbi? Ben iyi öküz koştururum. (Süavi Süalp - İsmail Gülgeç, Kolombo Şakir) an.ge. Zarla kumar oynamak, barbut atmak. Manda Koşturmak, Öküz Koşturmak, Öküz Koşmak biçimlerinde de söylenir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

ölçme:  

ad ölçmek eylemi.(Konusu: , Kökeni: )

ölçü:  

ad 1. bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş olan birimlerden birine göre oranlayarak, ölçerek değerlendirme. 2. bir niceliği değerlendirmede, ölçmede kullanılan birim, ölçme birimi; örneğin metre, litre, kilogram vb. birer ölçüdür. 3. ölçme sonucu bulunan rakam. "Perde için pencerenin ölçüsü gerekli" 4. YAZIN TERİMİ belirlenmiş boyut. "ör. Vücut ölçünü bir yere" 5. MEC. aşırılıktan uzak olma durumu, ılımlılık. "Davranışlarda ölçü önemlidir" 6. MEC. değer. "Artık ölçüler mi değişti dersin, kimse birbirini çekemiyor" 7. MEC. ölçüt. 8. MÜZİK TERİMİ bir ezginin eşit bölümlere bölünüşü. 9. YAZIN TERİMİ koşukta, her dizenin öteki dizelerle hece, durak sayısı ya da hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliği. Benzer: vezin 10. yapılacak bir şeyin, üzerinde kullanılacağı nesneye uygunluğunu sağlayabilmek için o nesneyi ölçmek. 11. (terzi) giysi dikeceği bir kimsenin vücut ölçülerini saptamak.(Konusu: , Kökeni: )

Ölçülü Ses:  

(Alm. mossvolle Stimme - Fr. voix mesuree) Tiyatro konuşmasında şiddet yönünden bir sesin ölçüsü olması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Öldürmek:  

(f.) 1- Sigarayı (özellikle esrarlı sigarayı) söndürmek. Örn:: Şu sigarayı öldüreyim giderim. (Muzaffer Buyrukçu, Büyük Oyundan Bir Parça) 2- (Bir eylemin, bir ilişkinin) Tadını kaçırmak, amacına varmasını engellemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Öldürücü Vuruş:  

(Masa Tenisi Ter.) Rakibin karşılayamayacağı biçimde yapılan sayı vuruşu. Kill,smash. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

öldürülmek:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem öldürmek eylemine konu olmak.(Konusu: , Kökeni: )

ölmek:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. (canlılar için) herhangi bir nedenle yaşamı sona ermek, artık yaşamaz olmak, can vermek. 2. (bitki için) kurumak, sararmak, solmak. 3. MEC. kimi nedenlerle aşırı ölçüde yorulmak, sıkıntı ya da acı çekmek. 4. MEC. gücünü yitirmek, değersiz, geçersiz duruma gelmek, kullanımdan düşmek. "Kimi gelenekler öldü" 5. MEC. (kimi şeyler için) tazeliği, diriliği, sertliği kalmamak. "Yağ içine atılan soğan ölünce biraz da salça eklenir" 6. MEC. (bir şeyi) çok sevmek, çok istemek. "Delikanlı onun için ölüyordu ama kız aldırmıyordu" 7. birkaç kez umutsuz bir evreye girmiş olan ağır bir hastalıktan kurtulmak. 8. sonunda geçmiş olan, pek sıkıntılı ve acı verici durumlara üst üste düşmek.(Konusu: , Kökeni: )

Ölmeye Yatmak:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Adalet AĞAOĞLU Kitabın Konusu: Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabıdır. İkincisi Bir Düğün Gecesi, Üçüncüsü Hayır Kitabıdır. Eserde, Cumhuriyet’in ilk yılları ile birlikte hız kazanan toplumsal, tarihsel ve politik değişimlerin o yıllardaki nesil üzerinde nasıl bir etki ve sorunlar oluşturduğu anlatılmaktadır. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

ölmüş:  

sıfat 1. yaşamını yitirmiş, ölü olan, ölü. "Ölmüş eşek kurttan korkar mı?" 2. ad MEC. geçmişte ölen kimse. "Ölmüşleri de düşünmeli"(Konusu: , Kökeni: )

Ölu Pul:  

Oyuncunun evinde bulunan ancak oyuna katkısı olmayan pul. (Örn: 1 kapısında bulunan 3.pul)(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

Ölü:  

(i.) 1- Civalı zar. Örn:: Ölüyü ortada bırakmak doğru değil, hemen kaldır. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 2- İşaretli, hileli, tırnaklanmış iskambil kağıdı. 3- Hileli kumar aracı gereci. 4- Boş boşalmış içki şişesi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

ölü:  

sıfat 1. (canlı için) yaşamı sona ermiş bulunan, artık yaşamıyor olan. \"Ölü kuşu kedi kapmış\" 2. ad ölmüş insan. \"Ölüleri gömdüler\" 3. ad (ad tamlamalarında belirtilen durumunda) leş. \"Sokaktaki köpek ölüsünü kaldırmışlar\" 4. MEC. ışık vermeyen, sönük, güçsüz. \"Mumların ölü ışığında okunur mu?\" 5. MEC. canlılığı olmayan, çok durgun, hareketsiz, cansız, neşesiz. \"Böyle ölü toplantılara vakit ayıramam artık\" 6. ad ARGO hileli zar ya da iskambil kâğıdı. 7. ardı ardına sorup duran birine kes şu sorularını artık, ağzımdan kötü bir söz çıkacak şimdi! anlamında söylenir. 8. HALK AĞZINDAN olumsuz öfke anlatımı olarak yok daha neler!, canın cehenneme! anlamlarında kullanılır.(Konusu: , Kökeni: )

Ölü Erkek Kuşlar:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: İnci ARAL Kitabın Konusu: Eserin başkahramanı, aynı zamanda anlatıcısı Suna; gençlik yıllarında sevdiği adamla evlenip çocuk sahibi olur ancak evlilikleri eşinin kendisine karşı anlayışsız, ilgisiz, sevgisiz davranışları üzerine eşinden boşanan Suna, Ayhan ile tanışıp onunla evlenir. Kitabın Ana Fikri: Romanda, kurallarla, ön yargılarla, yasaklarla dolu bir toplumda özgür olmak isteyen taşra kökenli orta sınıf aydın konumundaki üç kişi arasındaki aşk üçgeni anlatılır. Karı koca ilişkisi ve evlilik kurumu sorgulanır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Ölü Hedef:  

(Atıcılık Ter.) Atıştan sonar parçalanmış ve dağılmış hedef.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ölü Nokta:  

(Alm. Todespunkt - lng. dead point) Meiningen Dükü ll. Georg (1826 - 1914) sistemli tiyatro çalışmalarında, biraraya getirdiği tiyatro topluluğu ile sahnede, karşılıklı yeni bir hareketlilik yaratmıştır. Bu terimi sahnede karşılıklı hareketin tam ortası için kullanmıştır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ölü Ozanlar Derneği:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Nancy H. KLEİNBAUM Kitabın Konusu: Geleneklere olan bağlılığı ve katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademis'nin öğrencilerinin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları yeni İngilizce öğretmenleri John Keating'in okullarına gelmesiyle bir anda değişir. Kitabın Ana Fikri: Aile baskısının çocuklar üzerindeki etkisi ve robotlaştırılmış bir neslin gelmekte olduğu çok etkileyici bir biçimde anlatılmış.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Ölü Sıkışması:  

(cadaveric spasm) Ölümden hemen sonra oluşan, kasların hayatta iken aldığı kasılma hâlinin yerel veya genel olarak aynı şekilde devam etmesi. Spazm kadaverik.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Ölü Top:  

(Basketbol Ter.) Topun oyunda olmadığı zamanki durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ölü Top:  

(Masa Tenisi Ter.) Hiç falsosu olamayan top. Dead. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ölü Zaman:  

(Basketbol Ter.) Sürenin işlemediği zaman dilimi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ölüden Mektup Var:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Agatha CHRİSTİE Kitabın Konusu: Zengin bir bayan olan Emily Arundell’in varisleri tarafından öldürülmesi ve özel dedektiflik yapan Hercule Poirot’un cinayet zanlısını ortaya çıkarması. Kitabın Ana Fikri: İnsan ne kadar kötü durumda olursa olsun suç işlememelidir. Çünkü gerçekler anlaşıldığında sonuçları çok kötü olabilir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Ölüm:  

(death) Yaşamın sona ermesi. Kişiye canlılık veren yaşamsal sistemlerin durması. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

ölüm:  

1- Vefat, ecel, canlıların hayatının sona ermesi. Örn:: “Ağzınızın tadını bozan ölümü sıkça hatırlayın.” (Hadis) 2- İnsan hayatına canlılık veren ruhun bedenden ayrılması. Ölüm, bedende olup biten bir olaydır. Ruh ise canlılığını ölümden sonra kendisine ait bir âlemde devam ettirir. Mahşer günü Allah, ruhları bedenleriyle yeniden bir araya getirecek ve dünyada yapmış olduğu tüm davranışlarından sorguya çekecektir. İslam inancına göre, bu sorgulamanın sonunda insan ya cennetlik ya da cehennemlik olacaktır. Örn:: “Her nerede olursanız olun; isterseniz sapasağlam kalelerin içinde olun ölüm mutlaka sizi gelip bulur…” (Kur'an-ı Kerim Nisa suresi 4/78 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ölüm:  

ad 1. insan, hayvan, bitki gibi herhangi bir canlının yaşamının tam ve kesin bir biçimde sona ermesi. 2. ölme biçimi. \"Onun attan düşerek ölümüne inanmak zor\" 3. idam cezası. \"Yargıç, sanığı ölüme mahkûm etti\" 4. ortadan kalkmak, yok olmak ya da sona ermek. \"El sanatlarının ölümü yakındır\" 5. MEC. çok büyük sıkıntı, üzüntü. \"Ona göre sabahları erken kalkmak ölüm sanki\" 6. ünlem ölmesi istenilen kimse ya da şey için kullanılır. \"Faşizme ölüm, yaşasın demokrasi!\" 7. ölümden kaçınılmaz, herkes ölecek. 8. tehlikeli bir karar verme durumunda ölümü göze alıyorum anlamında söylenir.(Konusu: , Kökeni: )

ölüm iddeti:  

(bkz:: iddet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ölüm Kalım:  

Her türlü tehlikeyi göze alma. NOT: Zıt Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Ölüm Meleği:  

(bkz:: Azrail)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ölüş:  

ad ölmek eylemi ya da biçimi.(Konusu: , Kökeni: )

Ömer:  

Ömer Seyfettin'in yazdığı Kaşağı kitabındaki baş kahraman. Atları çok seven ve otoriter babasından çok korkan bir çocuktur. Hasan'ın abisidir. Masum kardeşine attığı iftira büyük bir pişmanlık ve üzüntü duymasına sebep olur.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Ömer:  

(a.i. erk.) İslam Devleti'nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru'1-Faruk adını almıştır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Ömer Behiç:  

Halit Ziya Uşaklıgil'in yazdığı Kırık Hayatlar kitabındaki ana karakter. Kültürlü, birşeyler öğrenme arzusu ile yanan, idealist olmayan bir kişidir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Ömer Nasuhi Bilmen:  

Görev Başlangıcı: 30 Haziran 1960 Görev Bitişi: 6 Nisan 1961 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığını yapmıştır. Sonra Gelen: Hasan Hüsnü Erdem (Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )

Ömür:  

(a.i. ka.erk.) 1- Hayat müddeti, yaşama süresi. 2- Hayat, dirilik. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

Ömür:  

(a.i. umr'dan) Para, dönem dönem, 10 lira, 100 lira, 1000 lira anlamında söylenmiştir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ömüral:  

(a.t.i. erk.) Uzun ömürlü ol.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Tür)

Ömürcan:  

(a.t.i. ka.erk.) Uzun ömürlü. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Ar+Tür)

ön:  

ad 1. bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzü. 2. bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzünün baktığı yer. "Evin önünden yol geçiyordu" 3. bir kimsenin, bir şeyin ilerisi. "Adam, karısının önünde yürüyordu" 4. bir arada yürüyen herhangi bir topluluk, sürü, katar gibi bir şeyin baş tarafı, en baş, en ileri, en yukarı. "Sürünün önünü bir koç çekiyordu" 5. giyeceklerin göğse gelen bölümü. "Kazağının önü delinmiş" 6. yakın gelecek zaman. "Önümüz bahar, havalar düzelir" 7. ilk zaman, başlangıç. "İşin nereye varacağı önünden belli olmuştu" 8. sıfat benzerler arasında bakılan ya da gidilen yönde olan. "Ön cephede savaşanlar nöbet değiştiriyordu" 9. kimi sözcüklerin başına önek gibi gelerek sözcüğün anlamına önce olan ya da ilk kavramını katar; örneğin önsöz, önbilgi, öndamak gibi. 10. taşıtların ön düzeninde yer alan tekerlek ya da tekerlekler. 11. MEC. ailenin büyüğü ya da başta bulunan kişi, önder. 12. önden yürümek. 13. kılavuzluk etmek, yol göstermek. 14. üzerinde görüşülmek üzere bir düşünce söylemek, ortaya bir düşünce atmak. "Toplantının yarın bitirilmesini öne sürdü" 15. (bir savın, düşüncenin) kabul edilmesini önermek. "Öne sürdüğü düşünceyi kimse benimsemedi" 16. bir düşüncenin, bir savın kendisinin ileri sürdüğü gibi olduğunu savunmak. "Hâlâ ırkçılığı öne sürmek, çağdışıdır" 17. (bir kimseyi) bir işin yapılmasında, yapabilecek bir kişi diye önermek. "Aday olarak çevresinden birini öne sürmek, politikacılıktır" 18. (bir kimseyi) ilkin eyleme geçmesi için önermek. "Bunu ancak o yapar diye Ali’yi öne sürmüşlerdi" 19. bir şeyi, bir kimseyi karşısında görüvermek. 20. ➽önüne dikilmek. 21. gelip karşısında durmak. 22. karşısındakinin davranışına engel olmak istediğini davranışıyla ya da sözleriyle göstermek. 23. önünde yürümek. 24. birine yol göstermek, kılavuzluk etmek. 25. (bir şeyin) önünde yer almak. "Arabanın önün geçin" 26. birinin ya da bir işin yolunu kesmek. "Gelin arabasının önüne geçip durdurdular, armağan aldılar" 27. önünü almak, engel olmak, önlemek. "İşin önüne geçmekte geç kaldık" 28. karşısına çıkan. "Önüne gelen ilk dükkâna girdi" 29. olur olmaz herkes, rasgele kimseler. "Buraya önüne geleni sokmayın" 30. o önde kendisi arkada gitmek ya da koşmak. 31. birini kovalamak. "Şimdi seni önüme katarsam evine zor kaçarsın" 32. yolunu kesmek. 33. (akarsu için) akmasına engel olmak.(Konusu: , Kökeni: )

Ön Denetleme:  

(Fr. precensure - İng. precensorship - Alm. Voraufführung) Kimi ülkelerde oyunu halka sunmadan önce oynanmasında yasaca sakınca olup olmadığını anlamak için sorumluların yaptığı denetleme.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön Gösteri:  

(Alm. Vorspiel - İng. curtain-raiser) Oyunun ana bölümünden önceki kısa oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön Kort:  

(Tenis Ter.) File, servis çizgisi yan çizgileri de içine alan bölüm. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ön Lambalar:  

(Alm. Streuchsheinwerfer - Fr. reflecteur diffusant - İng. floodlight) Sahnenin önünde toplu ışık veren lambalar. (bkz:: Alttan Işıklama)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön Libero:  

(Futbol Ter.) Defansın önünde görev yapıp rakibin hücumlarını engelleme, bozma görevli orta saha oyuncusu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Ön Müzik:  

(Alm. Ouverture - Fr. ouverture - İng. curtain music) Perde açılmadan, oyun başlamadan önce çalınan müzik.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön Oynayış:  

(Alm. Korrekturprobe) Genel prova ile ilk temsil arasında, deneme niteliğini taşıyan oynanış.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön sahne:  

(Alm. Vorbülme - Fr. petit proscenium - İng. apron) Sahne çevresinin dışına ya da perde önüne çıkan sahnenin ön bölümü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön sahne Lambaları:  

(Alm. Vorbühnenbeleuchtung - Fr. projecteurs de salle - İng. front-of-house lighting) Seyirci salonundan sahneye yönelen ışıklama düzeni.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ön Söz:  

Yanlış: Önsöz Doğru: Ön Söz(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

WhatsApp