Haydi Öğrenelim!
Pufla:
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Taştekin:
(t.i. erk.) Emin, dayanılır, sağlam kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
tat:
ad 1. tat alma duyusuyla algılanan, kimi cisimlerin tat alma organı üstünde bıraktığı duyum. "Limonun tadı ekşidir" 2. tatlı olma durumu, tatlılık. "Limonatanın tadı az olmuş" 3. lezzet. "Balığın tadı yoktu" 4. MEC. ruhsal ya da estetik yönden hoşa giden durum. "Toplantının tadı yoktu" 5. yenen bir şeyin tadını unutamamak. 6. MEC. hoşa giden bir şeyi unutamamak, çok hoşlanmak. 7. tatsız duruma gelmek, tatsızlaşmak. 8. MEC. hoşa giden yönlerini yitirmek. "Kavga çıkınca toplantının tadı kaçtı" 9. tatsız olmak. "Kavunun hiç tadı yoktu" 10. MEC. (insan için) sağlığı, keyfi yerinde olmamak. "Bugün biraz tadım yok" 11. (yemeğin) lezzeti gitmek, tatsızlaşmak. 12. (bir kimsenin, bir yerin, bir şeyin) eski güzel, hoş, imrenilir durumu kalmamak, tatsızlaşmak. 13. bir parçasını ağzına alıp lezzetini yoklamak. 14. MEC. başından geçmiş olmak. "Biz yoksulluğun tadına baktık" 15. doyulamayacak denli lezzetli olmak. 16. MEC. çok güzel olmak. "Baharda bizim köyün tadına doyum olmazdı" 17. bir şeyin ne tatta olduğunu anlamak. 18. MEC. yaptığı işten zevk duymaya, tat almaya başlamak. 19. tadı duyumsamak. 20. bir şeyden hoşnutluk duymak, hoşlanmak. "Yaşamdan tat almak gerekir" 21. (yenecek şeyler) belli bir tada kavuşmak, olgunlaşmak, tatlanmak. 22. (bir şey) hoşa gidecek duruma gelmek. "Kırlar tat kazandı" 23. acı, ekşi, tatlı gibi bir tat kazandırmak. 24. MEC. hoşa giden bir duruma yol açmak. "Şiirler toplantımıza tat vermişti" 25. MEC. usandırmak, bıktırmak. "Yapılanlar tat verdi artık"(Konusu: , Kökeni: )
tat:
HALK AĞZINDAN ad · sıfat kekeç, kekeme ya da dilsiz (kimse).(Konusu: , Kökeni: )
tat:
özel ad 1. ESKİMİŞTİR Türklerin, egemen oldukları yerlerde yaşayan İranlı, Kürt ya da Arap soyundan olan kimselere ya da topluluklara verdikleri ad. 2. Hazar Denizi kıyısında, İran–Azerbaycan sınırında yaşayan İranlı bir topluluğun adı.(Konusu: , Kökeni: )
Tat Bileşenleri:
Şarapların aroma ve tatlarından sorumlu üzümlerde bulunan organik maddeler.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Tatak Yapmak:
(d.) Sümüğüyle oynamak. Örn:: Vay pis. Burnunu karıştırıp tatak yapıyosun ha. Pisler ölür tamam mı.. (Hasan Kaçan, Buluş Bili)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatami:
Minder.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )
Tatar:
(t.i. ka.erk.) 1- Bir Türk kavmi. 2- Posta sürücüsü. 3- Gül zambak gibi çiçeklerin açılmamış goncaları. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Tatar:
(Kar.) Ancak bir lehçe taklidi yapmak için perdeye seyrek çıkan bir tip.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tatara Titiri:
(d.) İşe yaramaz, önemsiz, değersiz. Örn:: Acılardan bi adamçıktığını duyacak mıyım? Yoksa hepsi de tatara titiri mi? (Ece Ayhan, Çanakkaleli Melahata İki El Mektup)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatarcık:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Halide Edip ADIVAR Kitabın Konusu: Tatarcık, Halide Edip Adıvar’ın 1939 yılında yayımlanan bir romanıdır. Sinekli Bakkal ve Zeyno'nun Oğlu romanlarının bir devamı niteliğindedir. Boğaz’ın Karadeniz kıyılarındaki Poyraz Köyünde geçer. Romanın başkahramanı, bir balıkçının kızı olan, "Tatarcık" lakaplı Lale’dir. Eğitimli, çalışarak hayatını kazanan bir genç kız olan Lale, devrin kadınları için bir model olarak öne sürülür. Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan eski-yeni çatışmasında Tatarcık, yeninin sembolüdür ve roman, “yeni”’nin zaferini ilan eder. Kitabın Ana Fikri: Kendi gelenek ve göreneklerini koruyarak kendini çok iyi bir şekilde eğiten bir bireyin yaşamış olduğu yeri modernleştirmek, çağdaşlaştırmak için yapılan her adım verilen tavizler bu uğurda emek harcayan insan için çok önemlidir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Tatarıcı:
(i.) Zevzek, başkaları konuşurken söze yerli yersiz karışan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tataristan:
Resmi Tam Adı: Tataristan Cumhuriyeti Tatarca: Tatarstan Cömhüriyäte(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Tataristan:
Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda, Doğu Avrupa bölgesinde yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Tataristan:
Rusya Federasyonu’na bağlı Özerk bir Türk Cumhuriyetidir. 30 Ağustos 1990 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak, bağımsızlığı Rusya tarafından kabul edilmemiştir. (Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Tataristan:
Yönetim Şekli: Rusya Federasyonu'na bağlı Federal Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Tataristan:
İdari Yapısı: Doğrudan Yönetilen Cumhuriyet Şehirleri: 1- Alabuga 2- Almetyevsk 3- Aznakayevo 4- Bavlı 5- Bügülme 6-Bua 7- Çistay 8- Kazan (başkent, kentsel okrug) 9- Leninogorsk 10- Nurlat 11- Tübenkama 12- Yarçallı (kentsel okrug) 13- Zey 14- Zelenodolsk Rayonlar: 1- Agrız Rayonu 2- Aksubay Rayonu 3- Aktanış Rayonu 4- Alabuga Rayonu 5- Alekseyevskoye Rayonu 6- Alkeyova Rayonu 7- Apastovo Rayonu 8- Arça Rayonu 9- Atnya Rayonu 10- Aznakay Rayonu 11- Baltasi Rayonu 12- Bavlı Rayonu 13- Bügülme Rayonu 14- Bua Rayonu 15- Çeremşan Rayonu 16- Çistay Rayonu 17- Drojjanoye Rayonu 18- Elmet Rayonu 19- Kamskoye Ustye Rayonu 20- Kaybitsı Rayonu 21- Kukmor Rayonu 22- Laişevo Rayonu 23- Leninogorsk Rayonu 24- Mamadış Rayonu 25- Mendeleyevsk Rayonu 26- Menzelinsk Rayonu 27- Muslyumovo Rayonu 28- Novoşeşminsk Rayonu 29- Nurlat Rayonu 30- Pestretsı Rayonu 31- Rıbnaya Sloboda Rayonu 32- Sabı Rayonu 33- Sarmanovo Rayonu 34- Spasski Rayonu 35- Tetyuşi Rayonu 36- Tukay Rayonu 37- Tübenkama Rayonu 38-Tyulyaçi Rayonu 39- Verhni Uslon Rayonu 40- Vısokaya Gora Rayonu 41- Yutaza Rayonu 42- Zey Rayonu 43- Zelenodolsk.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Tataristan:
Komşuları: Moskova'nın yaklaşık 800 kilometre doğusunda, 68 bin kilometrekare büyüklüğünde, Volga Nehri (İdil Nehri) ile Çulman nehirlerinin birleştiği noktanın çevresinde yer alır. Tataristan Cumhuriyeti, federasyon içinde Kirov Oblastı (kuzey); Udmurtya Cumhuriyeti (kuzey/kuzeydoğu); Başkurdistan Cumhuriyeti (doğu/güneydoğu); Orenburg Oblastı (güneydoğu), Samara Oblastı (güney); Ulyanovsk Oblastı (güney/güneybatı); Çuvaşiştan Cumhuriyeti (batı); Mari El Cumhuriyeti (batı/kuzeybatı) bölge ve cumhuriyetleriyle komşudur.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Tataristan:
Resmi Dili: Tatarca, Rusça(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )
Tataristan:
Plaka Kod: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )
Tataristan:
Tel. Kodu: +7 843 Bölge 7 Yedinci Dünya Numaralandırma Bölgesi (eski Sovyetler Birliği) içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )
Tataristan:
Dini: İslamiyet, Hristiyanlık Mezhebi: Sünnilik, Ortodoks Kilisesi NOT: Hristiyan'lığın 3 ana mezhebi: Roma Katolik Kilisesi, Protestanlık, Ortodoks Kilisesi NOT2: İslamiyet'in 2 ana mezhebi: Sünnilik, Şiilik(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )
Tataristan:
Tataristan Bayrağı: Üç renkli bir bayraktır. Yeşil islamiyeti ve Tatarları, kırmızı ise Rusları, ortadaki ince beyaz şerit ise Rus ve Tatar halkının dostlugunu temsil ediyor.(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )
Tataristan:
Milli Marşı: "Tataristan Cumhuriyeti Millî Marşı" Tataristan Cumhuriyeti'nin ulusal marşıdır. 14 Temmuz 1993 tarihinde sözsüz, yalnızca müzikten ibaret olarak belirlenmiştir. Tataristan Cumhuriyeti'nin önde gelen bestekarı Rüstem Yahin ise Tataristan Cumhuriyeti milli marşını bestelenmiştir. Bu marşa yazılan en güçlü güfte ise Tuğan Yağım, Ramazan Baytimerov tarafından yazılmıştır.(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )
Tataristan:
Genel Bkş: Tatar + istan: Tatar “Halk adı”; -stan “Farsça son ek; ülke, bölge” bu ek Türkçeye istan olarak geçmiştir. • Tataristan’da 12 tiyatro enstitüsü / kurumu vardır. Tataristan Millî Orkestrası, ülkenin millî orkestrasıdır. • (Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )
Tatava:
(i.) Bir anlamı, bir değeri olmayan söz, laf kalabalığı. Örn:: Kuru gürültü, vaveyla. Baksana be aga içersi tatava. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatava Etmek:
(d.) Gevezelik etmek, laf ebeliği yapmak, boş yere uzun uzun konuşmak. Daha geçen maçta iki tane salladık Hala tatava ediyosun. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatavacı:
(i.) Geveze, konuşkan, lafazan. Örn:: Lakin herif bir konuşuyor efendi tatavacı Haydar bile karşısında sustalı maymuna döndü. (Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
tatavvu:
1- Fazlalık, nafile, gönüllü olarak fazladan yapılan şey. 2- Farz ve vacibin dışında Müslümanların Allah rızası için yapmış oldukları ibadetler. Zekât dışında fakire yardım etme, farz orucun dışında oruç tutma, farz namazların dışında namaz kılma, umre yapma gibi nafile ibadetler tatavvudur. Örn:: “…Kim tatavvu yaparsa, bilsin ki Allah karşılığını verir ve yaptığı iyilikleri bilir.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/158 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tatbikat Sahnesi:
(Alm. Studiobühne) 1- Tiyatro ile uğraşan öğrencilerin tatbikat görmeleri için küçük sahne. 2- Oyuncuların yeni üslup denemelerine yarayan küçük sahne.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
TATE:
(tate) Dikey.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
TATE:
(tate) Dikey.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
TATEMI:
(tatemi) Üzerinde antrenman yapılan alan.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
TATEMI:
(tatemi) Üzerinde antrenman yapılan alan.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Tatlı:
(sf.) 1- Deli, çılgın, ruhsal dengesini yitirmiş. 2- Sarhoş, esrik.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatlı Su Kayabalığı:
Bilimsel Adı: Proterorhmus mannoratus. Familyası: Tatlısu balığı. Karadeniz'e akan akarsuların diplerinde fazlaca rastlanan yaşamı diğer kaya balıklarıyla benzerlik gösterenboyları en çok 11-12 santimetre olabilen bir balıktır. 2-3 yaşlarında olgunlaşan dişileri topluca yumurta verir. Erkekler de nöbet tutarak yumurtaları bekler. Yumuşakçalar ve küçük karideslerle beslenir. Tatlı sulara girişinde böcek larvaları da yer. Doğa dengesi balığıdır. Sportif veya ekonomik yönü olmayan bir türdür.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Tatlı Su Kefali:
Bilimsel Adı: Leuciscus cephalus. Familyası: Ülkemizin çeşitli bölgelerinde yaygın olan hızlı akan dere veya nehirlerde 7-10 yaşlarında 30-40 santimetre boy ve 600-1000 gram ağırlığa erişen bir kefal türüdür. Yavru safhasında küçük kurtlar karides ve böcek yavrularıyla beslenirken büyüyünce ot da yer. Yaşlandıkça yırtıcı olup kurbağa ve sıçrayarak su dışındaki kelebekleri de yiyebilir. Nisan-haziran arası 45-50000 yumurta dökerek ürer. Etinin lezzetsiz ve değersiz oluşuna karşın avcılığı çok makbuldür. Vücut yanlardan çok hafif basık, uzunca ve kalın yapılıdır. Ağzı terminal ve büyüktür; iyi gelişmemiş ince dudakları vardır. Ağızda ise bıyık yoktur. Alnı geniş ve yassıdır. Çeneler ise birbirine eşit uzunluktadır. Vücudun sırt kısmında koyu olup mavi – yeşil renkte metalik yansımalar gösterir; yan taraflara doğru ise renk açıktır. Sırt, göğüs ve kuyruk yüzgeci renksiz; karın ve anal yüzgeçler portakal sarısı rengindedir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Tatlı Su Kolyoz Balığı:
Bilimsel Adı: Chalcalbumııs chalcoides. Familyası: Marmara Kuzey Ege ve Karadeniz'in doğusundaki akarsu ve göllerin yüzeyinde yaşar. Zaman zaman da nehirlerin denizle karışımı acı su bölgelerine iner. Böylece acı su-tatlı sular arasında göçler yapar. 15-30 santimetre boyunda olabilir. Planktonlar sinek larvaları (sivrisinek) ve küçük canlılarla beslenir. Mayıs-haziran arasında 15-25000 yumurtasını taşlık çakıllık dere kenarlarına bırakır. Yıllar öncesi "chalealbumus chalcoides İstanbulensis" türü Haliç'te Kağıthane Deresi'nde yaşardı. Etinin lezzeti bölgesel olan bir balıktır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Tatlı Su Sardalyası:
Bilimsel Adı: Clupeonella abrau muhusi. Familyası: Tatlı su balığı. İlk kez Rusya'nın Abrau Gölü'nde bulunmuş; 1943'de de ülkemizde Ulubat (Apolyont) Gölü'nde rastlanmıştır. İznik Gölü'nde de yaşamaktadır. Boyları 7-8 en çok 12 santimetre olan sürü halinde dolaşan bir Ringa / Tirsi türüdür. Planktonlar küçük su hayvanları ve omurgasızlarla beslenir. 2-3 yaşlarında olgunlaşıp 10-14° C. sularda haziran-ekim aylarında yumurtalarını açık suya bırakarak ürer. Eti bölgesel olarak tüketilir. Daha ziyade alabalık yetiştiriciliğinde yem balığı olarak değerlendirilir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Tatlı Tatlı:
(be.) Boşa gidecek bir biçimde, güzel güzel, tatlılıkla. NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Tatlısu Frengi:
(Kar. Ort. O.) Avrupalılık taslayan doğulu hıristiyan tipi. Karagöz oyununda bu, çoğu kez Rum'dur.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tatlısu Levreği:
Bilimsel Adı: Perca fluviatilis. Familyası: Percidae familyasından bütün Avrupa'da yaygın olan bir etçil tatlısu balığı türü. Türkiye'de Batı Karadeniz ve Marmara Bölgesinin tatlısularında bulunur. Hem balıkçıların hem de tüketicilerin sevdiği lezzetli bir balık türüdür. Tüm iç sularda 15 Mart-30 Nisan, Eğirdir Gölünde dönem boyunca, Beyşehir Gölü’nde parakete ile dönem boyunca avcılığı yasaktır. Mart – Haziran üreme dönemidir. Kuzey bölgelerimizdeki akarsu ve göllerle bunların denizle ilişkili acı su bölgelerinde yaşar. Fazla göç etmez. Yumuşakçalar küçük balıklar ve balık yumurtalarıyla beslenir. Göllerde yaşayan tatlısu levreklerinin yavruları henüz küçükken sazangiller yavruları ile aynı yemlerden beslendiklerinden dolayı, bir rekabet içinde yaşarlar. Bazı koşullar altında bu sazangiller yavruları, daha da büyümüş olan tatlısu levreğinin yemi olur. Gıda kıtlığı olan dönemlerde, tatlısu levreği yamyamlaşıp kendinden küçük tatlısu levreklerini yiyebilir. 7-8° C. sularda mart-haziran arası üreme yapar. Beyaz ve lezzetli etiyle taze olarak tüketildiği gibi olta avcıları içinde kıymetli bir balıktır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Tato:
(i.) (sıcak anlamında çing. k.) Hamam. (Sözcük Alman argosunda da sıcak anlamında kullanılır. Siegmund A. Wolf Wörterbuch des Rotwelschen) (bkz:: Tatu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatocu:
(çing.i. türk. e.) Hamam. Hamamcı. T.iç.bk. (bkz:: Supet Yapmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatu:
(t.i. ka.erk.) Barış, sulh. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Tatu:
(çing.i.) Karagözcü argosunda Karagöz oynatılan kahveye verilen ad. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü) (bkz:: Tato)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tatu:
(Kar.) Karagöz oyunu oynatılan kahvelere verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tatucu:
(Kar.) Karagözcülerin kahveciye verdikleri ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tatula:
(boru çiçeği) Patlıcangiller familyasından; 3 - 100 cm boyunda, dik gövdeli, bir yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları saplı, büyük, oval ve kenarları tam, az girintili veya lopludur. Çiçekleri beyazdır. Meyvesi, çok tohumlu bir kapsüldür. 10 kadar türü vardır. Bunlardan datura metel ve datura stramonium yurdumuzda yetişir. İlaçlarda yaprakları ve tohumları kullanılır. Faydası:: Nefes darlığını giderir. Astımda faydalıdır. Uyuşturucudur. Spazm giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Tatula:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tatulacı:
(hint.i. datura, tatula, zehirli uyuşturucu bir bitki, türk. e.) (esk.) Kişiyi yiyecek içeceğine tatula koyup, uyutarak soyan kimse, soyguncu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tav:
(fars.i. tab'dan) 1- (Bir şey, bir durum) Uygun olma, hazır olma. 2- (Bir kimse) Eğilimli, hazır, yatkın olma. Örn:: Aytene o iri yemyeşil gözleriyle baktı: -Enayilerin topu tav ama. (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı) 2- Yalan. 3- Dolandırma, dolandırıcılık. Örn:: Irza, namusa dolanmak, onda üçkağıt atmak, onda manita, söğüş, tav, dızdızcılık hep onda. (Orhan Kemal, Tersine Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tav Etmek:
(d. fars. türk.) 1- İkna etmek, razı etmek. Örn:: Odacılar dahil herkes tav etmek için ardından koşuyor. (Muzaffer Buyrukçu, Onlar) 2- İnandırmak, kandırmak. Örn:: Ben tav edicem onu zaten kendisi hemen sadede geliyor tamam mı koçum. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tav Olmak:
(d. fars. türk.) 1- İnanmak, kanmak. 2- (Birisine) Eğilim duymak, onunla ilişki kurmaya anık olmak. Örn:: Neşen bilir. Bana tav olan çok. (Gürkal Aylan, Ömür Biter Yol Bitmez)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tava Gelmek:
(d. fars. türk.) 1- Uygun, hazır duruma gelmek. 2- Aldanmak, kanmak. Örn:: Mastorum gelmem tava, Ateş verir çakmak kava. (Servet Baba, nefes)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tava Getirmek:
(d. fars. türk.) 1- Uygun duruma getirmek, yatkınlaştırmak, razı etmek. 2- İnandırmak, kandırmak. Örn:: Amerikalı zayıf tarafını bilirdi ağabeysinin. Allem eder, kallem eder tava getirirdi. (Tarık Dursun K. Hasangiller)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tava Girmek:
(d. fars. türk.) Eşanl Tava Gelmek. Örn:: Bu moruk ağızlarını müdüriyete gidince yaparsın sen bak bakalım tava girecek kaval bulabilecek misin? (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
tavaf:
1- Dönme, çevresini dolaşma, bir şeyin etrafında yürüme, ziyaret etme. 2- Hac ve umre ibadetini yapacak kişinin Kâbe’nin etrafında yedi kez dönmesi. Tavaf, hac ve umrenin şartlarındandır. Kâbe’nin etrafında bir dönüşe “şavt” denir. Yedi şavt bir tavaftır. Tavafa başlanırken eller Haceriesvet’e doğru kaldırılarak selamlanır ve ‘En büyük olan Allah’ın adıyla başlarım.’ anlamında “Bismillahi Allahu ekber” denir. “İbrahim ve İsmail’e şöyle emir verdik: ‘Evimi (Kâbe’yi) hem tavaf edenler, hem itikâf yapanlar, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz bulundurun!” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/125 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tavafı kudum:
Mekke dışından gelenlerin, Kâbe’yi selamlamak için yapmaları sünnet olan ilk tavaf.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tavafı sader:
Mekke dışından gelenlerin, Kâbe’ye veda etmek amacıyla yaptıkları vacip olan veda tavafı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tavafı tatavvu:
Mekke’de bulunan insanların ibadet niyetiyle zaman zaman yaptıkları nafile tavaf. Mekke dışından gelenlerin tavafı tatavvu yapmaları, nafile namaz kılmalarından daha faziletlidir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tavafı umre:
Umre yapanların ihramlı olarak yapmak zorunda oldukları ve ilk dört şavtı umrenin şartlarından olan tavaf.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tavafı ziyaret:
Arafat’tan inince yapılan ve yapılması farz olan tavaf. Tavafı ziyarete, ‘tavafı ifada’ da denir. İlk dört şavtı farzdır. Tavafı ziyaret yapılmadan hacı olunmaz.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tavan:
(Alm. Decke - Fr. plafond - İng. ceiling) Sahne tavanı ya da dekor tavanı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
tavan:
ad 1. bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey. \"Odanın tavanını badana yaptım\" 2. MEC. bir şeyi değerlendirmede kabul edilen en yüksek aşama, sınır ya da fiyat.(Konusu: , Kökeni: )
Tavan Çıkıntısı:
(Alm. Abdeckung - Fr. frise de corridor - İng. apron) Ön düzey ((bkz:: Ön Sahne) üzerindeki çıkıntı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tavcı:
(fars.i. türk. e.) 1- (Açık artırmada) Malın fiyatını artırmak için araya giren esnaf, kızıştırıcı. 2- Düşük değerli takı, saat vb. bir nesneyi yüksek değerliymiş gibi tanıtarak satan dolandırıcı. (genellikle bir yardımcıyla birlikte dolandırıcılık yaparlar) Örn:: Tavcılardan biri elindeki malı ava tanıtırken diğeri ortalığı kızıştırır. Satıcı malı ona satmak istemez. (Güneş, 16 Çeşit Yankesicilik Var) 3- Kumar, üçkağıt gibi oyunlarda bazı dolandırıcılık türlerinde yardımcılık dümencilik yapan kimse. Örn:: Senin kumarın tavcısı bu gebeş mi? (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 4- (Genel anlamda) Yalancı, uydurukçu, amacına ulaşmak için yalan söyleyen sahte davranışlarda bulunan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavcılık:
(fars.i. türk. e.) 1- Tavcı türü dolandırıcılık. Fotoğraf ve mücevher tavcılığı. Örn:: Aynı usulle 2 kişi ile Müşteri yani kendi tabirleri ile (Kerizi Tava) getirirler. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik) 2- Kumarda hile yapana dolandırıcılık düzenleyen kimseye yardımcılık etme, yardakçılık. 3- Yalancılık, uydurukçuluk, sahtecilik.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Taverna:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tavernacı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tavernacılık:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tavgaç:
(t.i. erk.) Çekicilik, cazibe.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tavhane:
(b.i) 1- (mim) Limonluk. 2- (mec) Yoksulların sığındığı sıcak yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Tavına Getirmek:
(bkz:: Tava Getirmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavil:
(a.i. erk.) 1- Uzun. Çok süren. 2- Aruzda bir ölçek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Tavla:
(a.i. esk.) Aşevi, lokanta.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavla:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tavla Çubuğu:
Oyun tahtasının merkezinden geçen, Ev ve Dış tahtaları ayıran bir sırt. Pullar rakibiniz tarafından kırıldıktan sonra çubuğun üzerine yerleştirilir.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Tavlacı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tavlamak:
(fars.f. türk. e.) 1- Eşanl. Tava Getirmek, Tav Etmek. Örn:: Güldü. Açılıydı ama. Tavla bakalım dedi. (Tarık Dursun K. Hasangiller) 2- (Birisini) Arkadaşlığa birlikte olmaya razı etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavlanmak:
(fars.f. türk.) Tavlamak işine konu olmak. (bkz:: Tava Gelmek, Tav Olmak(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
tavsiye:
ad 1. yol gösterme, öğütleme. 2. bir kimsenin, bir şeyin iyi, işe yarar olduğunu belirterek onu birine salık verme. 3. birine, bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını öğütlemek, yol göstermek. 4. bir kimsenin, bir şeyin iyi, uygun, işe yarar olduğunu belirterek onu birine salık vermek.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Tavşan:
(sf.i.) 1- Edilgin eşcinsel. (erkek). 2- (Kadında, kızda) Tüylü kasık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavşan Atlet:
(Atletizm Ter.) Yarışı hızlandırıp iyi dereceler elde edilmesi amacıyla koşuların ilk bölümlerinde başta giderek tempoyu artırma amacındaki atlet.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Tavşan Oğlanı:
(d. esk.) Dansçı genç erkek, köçek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavşan Oğlanları:
(Körm. O.) Dans eden genç oğlanlara verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tavşan Sıçraması:
(Cimnastik Ter.) Yerde ya da araçtaki çömelik duruşta, çift el ve ayaktan birbiri ardınca hız alarak sıçrama ve ilerleme.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Tavşanca:
(Körm. O.) Genç oğlanların dansettiği müzik.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tavşankulağı:
(siklamen) Çuhaçiçeğigiller familyasından; toprak altında yassı ve toparlak yumruları olan çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları uzun saplı, kalp şeklinde ve açık renkli lekelidir. Çiçekleri uzun saplıdır. Rengi pembe, veya morumsu pembedir. Hafif kokuludur. Meyvesi kapsül şeklindedir. Toprak altında bulunan kısmında; zamk, pektin, şeker ve saponin karakteri bir glikozit taşır. Köküne, topalak kökü denir. Faydası:: Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Aybaşı kanı söktürür.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Tavşanlı Linyitspor:
Kulüp Lakabı: Meteorlar Taraftar Grubu: İki taraftar grubu NEŞTER ve MURAT GAZİ'dir. Ayrıca Neşter Taraftar Grubunun lise oluşumu Sevdalı Gençler 2012-13 sezonunda kurulmuştur.(Konusu: Lakap Türk Tk., Kökeni: )
Tavuğuna Kışt Demek:
d. 1- (Birisinin) İşine karışmak. Örn:: Çıkarına engel olmak. 2- (Bir erkek, bir diğerinin) İlgili olduğu kız ya da kadına yakınlık duyduğunu belli etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavuk:
Gıt Gıt Gıdak(Konusu: Hayvan Sesleri, Kökeni: )
Tavuk:
(i.) 1- Kadın. 2- Ev kadını, evli kadın. 3- Hayat kadını, fahişe. Örn:: Piyasa kadınları için ise tavuk deyimi kullanılır. (Akın Kıvanç, Masalar Müşteriler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavus:
(a.i. tavus) Kusmuk, gasiyan.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavus Kuyruğu:
(d. a. türk.) Kusmuk, özellikle aşırı sarhoşluktan dolayı çıkarılmış kusmuk. Örn:: Enselerine bir fiske vursan tavus kuyruğunu renk renk önüne yayacaklar. (Atilla İlhan, Sokaktaki Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tavus Kuyruğu Çıkarmak:
(d. a. türk.) Kusmak. (bkz:: Tavus Kuyruğu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )