Haydi Öğrenelim!
Eskrim:
Eskrim, başlangıçta bir mücadele sporu gibi görünse de aklın ve fiziğin özel giysiler ve araçlarla birleştiği sanat yönü var olan bir spor dalıdır. Bu spor dalı tanımayanların zannettiği gibi tehlikeli bir spor dalı değildir. Çünkü kullanılan kılıçların ucu keskin değildir. Ayrıca rakibin korunaklı bedeni de güvenliğin ayrı bir göstergesidir. Buradaki kılıçlar sadece dürtmeye yarar. ilk olimpiyatlardan bu yana olimpik nitelik taşıyan eskrim sporu için özel lan,giysi,alet gereklidir. Eskrim kelimesi Cermen dilindeki ‘korunmak, savunmak’ anlamına gelen skermen ve scheirmen sözcüklerinden gelmektedir. Kılıç sporu olarak adlandırabileceğimiz bu spor dalının terimleri epey Türkçeleşmiş durumdadır. Türkçe kökenli eskrim terimleri ülkemizde bu spor dalı ile uğraşan ve ilgilenenlerin tercih ettikleri terimlerdir.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Tevhiddin:
(a.i. erk.) Dinin birliği, birleştiriciliği. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Tevhide:
(a.i. ka.) (bkz:: Tevhid)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
tevhit:
1- Birleme, bir şeyin bir olduğuna karar verme, tek kılma. 2- “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun resulüdür.” anlamına gelen “La ilahe illallah, Muhammedün resulullah.” cümlesine kalp ile inanıp dil ile söyleme. 3- Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birleme, tek ve eşsiz olduğuna inanma, ona hiçbir şeyi şirk koşmadan ibadeti yalnızca Allah için yapma. Örn:: “İslam beş esas üzerine kurulmuştur. Bunlar: Tevhit (Allah’ı birleme), namaz kılma, zekât verme, ramazan orucu tutma ve haccetmedir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tevil:
(a.i. erk.) Durum, biçim. Süs.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
tevil:
1- Döndürme, bir şeyi aslına döndürme, sonuçlandırma, netice. Örn:: “…Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüz zaman (olayın çözümünü) Allah(ın kitabı Kur’an)a ve Resulü(nün sünneti)ne götürünüz. Tevil olarak bu sizin için daha hayırlı ve daha güzeldir.” (Kur’an-ı Kerim Nisa suresi 4/59 ncu Ayet) 2- Yorumlama, kapalı anlamları açığa çıkarma. Örn:: “(Ey Yusuf!) Böylece Rabbin seni (peygamber olarak) seçti ve sana olayların tevilini öğretti.” (Kur’an-ı Kerim Yusuf suresi 12/6 ncı Ayet) 3- Birçok anlama gelme ihtimali olan bir ayete, konusunda uzman olan İslam bilginlerinin bu anlamlardan birini tercih etmesi. 4- İslam bilginlerinin akla gelen ilk anlamı vermeyip İslam dininin temel prensiplerine ters düşmeyecek olan anlamları belirli gerekçelere dayandırarak vermeleri. Örn:: “Ey Allah’ım! Abdullah b. Abbas’ı dinde fakih kıl ve ona Kur’an’ın tevilini öğret.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tevile:
(a.i. ka.) (bkz:: Tevil)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Tevkifhane:
(b.i) (esk) Tutukevi.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Tevrat:
1- Dört büyük kitaptan ilki olan ve Hz. Musa’ya gönderilen ilahî kitap. 2- Yahudi geleneğinde Eski Ahit denilen kitaplar bütünü. Yahudilerin kutsal kitabı olan Eski Ahit otuz dokuz kitap ve üç bölümden meydana gelmiştir. Bu üç bölüm şunlardır: 1. Tevrat (Kanun) kitabı, 2. Nebiler (Nebiim) kitabı, 3. Yazılar (Ketübim) kitabı. Hz. Musa’ya gönderildiğine inanılan asıl Tevrat’ın, birinci bölümünü oluşturan Tevrat olduğu söylenir. Bu asıl Tevrat beş bölümden oluşur: 1. Tekvin, 2. Çıkış, 3. Levililer, 4. Sayılar, 5.Tesniye. Tevrat’ın İbranice, Yunanca ve Süryanice nüshalarının olduğu kabul edilir. Yahudiler ve Protestanlar İbranice, Roma ve Doğu kiliseleri Yunanca, Samiriler de Samirice nüshayı tercih ederler. Günümüz Yahudileri ise Tevrat yerine Tanah terimini kullanırlar. M.Ö. yaklaşık 1200-1100 yılları arasında tamamlanan ve İbranice yazılmış olan Tanah’ın içinde birkaç Aramca metin de vardır. Yahudiler nazarında Tevrat tanrı kelamıdır ve önemli bir yer tutar. Havra ve sinagogların mihrap denilen yerindeki dolapta ipekli örtülere sarılmış yazma nüshaları korunur. Onlara göre Tevrat okunurken başın mutlaka örtülmesi gerekir. Açık başla Tevrat okunmaz ve mabede girilmez. Din bilgisi, tarih ve okuma kitaplarına Tevrat’tan seçilmiş metinler konur. Tevrat hakkında tartışma ve eleştiriye izin verilmez. Okul çağındaki her öğrencinin bir Tevrat’ı vardır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tevvab:
(et-Tevvab) “Yapmış olduğu günahlardan pişmanlık duyan, günahlara bir daha dönmemede kararlı olan ve günahlarına içtenlikle tövbe eden kullarını bağışlayan ve onların tövbelerini çokça kabul eden.” anlamında Allah’ın esmayıhüsnasından biri. Örn:: “Bilmiyorlar mı ki kullarının tövbelerini kabul eden Allah’tır; (onun rızası için verilen) sadakaları kabul eden de o. Şüphesiz Allah tevvab ve rahimdir.” (Kur’an-ı Kerim Tevbe suresi 9/104 nccü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
teyemmüm:
Suyun bulunmadığı veya bulunsa bile kullanılmasının mümkün olmadığı durumlarda, kişinin niyet ederek abdest veya gusül abdesti yerine geçmesi için yaptığı manevi temizlik. Teyemmüm, niyet ettikten sonra toprak cinsinden bir şeye, iki kez ellerin iç kısmını sürüp birinci defasında yüzü, ikinci defasında sol elin içiyle sağ kolu, sağ elin içiyle sol kolu sıvama biçiminde yapılır. Örn:: “Su bulamazsanız temiz bir toprağa (veya toprak cinsinden bir şeye) teyemmüm edin.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/6 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
teyit:
Teyit etmek daha çok herhangi bir durum ya da olay ile beraber belgeyi doğrulamak anlamına gelmektedir. Diğer bir ifade ile bir durum ya da belgenin gerçek veya doğru olup olmadığını bazı etkenler üzerinden ispatlamaktır.(Konusu: , Kökeni: )
Teymin:
(a.i. erk.) "Uğurlu olsun" demek.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Teymullah:
(a.i. erk.) Allah'a hizmet eden, itaat eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Teyp:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Teyp Sürücü:
Bilgisayarların yaygın olarak kullanılmaya başlanmasından sonra, büyük miktardaki verilerin manyetik bant üzerine depolanabilmesi için kayıt teknikleri geliştirildi. İşte bu manyetik bantlara kayıt yapabilen ve bant üzerindeki verileri okuyabilen cihazlara, genel olarak teyp sürücü adı veriliyor. Hız açısından son derece başarısız olan teyp sürücüler, çok yoğun olmasa da halen kullanılmaktadır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Tez:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tezal:
(t.i. erk.) Çabuk ol.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezalp:
(t.i. erk.) Çabuk, hızlı yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezay:
(t.i. ka.erk.) (bkz:: Tezal) Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezcan:
(t.i. ka.erk.) Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezehhür:
(a.i. ka.) Çiçeklenme.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Tezel:
Adalet Ağaoğlu'nun yazdığı Bir Düğün Gecesi kitabının baş karakteri. Fitnat Hanım'ın diğer kızıdır ve inançsızdır. Ressam olan Tezel inanmayan ve bedbin bir marksistse de, dönemin adamı olmaya çalışan solcuları göre göre onlara olan güvenini kaybetmiştir. Tezel 2 kez evlenip ayrılmıştır, bohem bir yaşam sürmektedir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Tezel:
(t.i. ka.erk.) Çabuk iş gören, becerikli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezer:
(t.i. erk.) Çabuk hızlı, çevik kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezeren:
(t.i. erk.) Çabuk ulaşan, erişen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tezgah:
(fars.i. destgah'tan) Cinsel ilişki. Örn:: Hemen tezgaha geçilmez be aslan parçası. (anonim, Doyumsuz Monika)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tezgah Kurmak:
(d. fars. türk.) İlişkide bulunmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tezgahından Geçmek:
(d.) (Birisi bir erkekle) 1- Edilgin olarak cinsel ilişkide bulunmuş olmak. Örn:: Tezgahından geçmişmi? -Geçmemiş ama maldır diyorlar. (Orhan Kemal, Sokakların Çocuğu) 2- (Bir kimse) Bir pezevengin, bir mamanın aracılığıyla fahişelik etmiş olmak. Örn:: Sonraları pek yüksek mevkilere ulaşmış nice adam Murat babanın tezgahından geçmiş. (Reşat Enis, Yolgeçen Hanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tezgahtan Geçirmek:
(d. fars. türk.) Birisini ilişkide kullanmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tezkan:
(t.i. erk.) Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
tezkiye:
1- Temizleme, paklama, arıtma. 2- Geliştirme, büyütme, artırma. 3- Yüce Allah’ın şirk, küfür, günah, iki yüzlülük, cehalet gibi çirkin düşünce ve davranışlardan insanı temizleyip arındırması. Örn:: “(Allah) ümmilere kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, tezkiye eden, kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi.” (Kur’an-ı Kerim Cuma suresi 62/2 nci Ayet) 4- Dinin, etinin yenilmesine onay verdiği bir hayvanı dinî usuller çerçevesinde kesme. 5- Dinen zengin sayılan birinin malının sadakasını ve zekâtını vermek suretiyle malını arındırması, hayır yaparak malının bereketini artırması. Örn:: “Onların mallarından kendilerini temizleyeceğin ve tezkiye edeceğin bir sadaka al ve onlara dua et.” (Kur’an-ı Kerim Tevbe suresi 9/103 ncü Ayet) 6- Mahkemelerde şahitlik yapacak olan kimselerin durumlarının bilinmesi, şahitlik yapmaya uygun olup olmadıklarının belirlenmesi için yapılan araştırma, soruşturma. 7- Ölen bir kimsenin, geride kalan Müslümanlar tarafından inancındaki sağlamlık, ibadetlerindeki titizlik, ahlakındaki temizlik gibi güzel özellikler ile anılması, Müslümanların ölen kimsenin lehine olarak tanıklık yapması. Türk toplumunda ölen kişinin cenaze namazı kılındığında cenazeye katılan Müslümanlar veya taziyeye gelenler ölünün iyiliklerinden bahsederek hayırla anarlar. Hz. Peygamber, ölünün lehine olarak en az üç Müslümanın yapmış olduğu tezkiyenin ahirette ölüye faydasının olacağını söylemiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tezli:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tezli Oyun:
(Alm. Tlıesenstück - Fr. piece de tlıese - İng. tlıesis play) Aksiyonun, düşüncelerle geliştirildiği oyun türü. Bu oyunlarda bir tezin tartışması yapılır, oyun kişileri, daha çok, yazarın düşüncelerinin ya da tezinin sözcüleri durumundadırlar. Örnek: Sudermann'ın (1857 - 1928) yapıtları.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tezveren:
(t.i. erk.) Duyarlı, reaksiyoner.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Thalia:
(Yun. tlıaleia) Antik tiyatroda komedyanın kır şiiri dizesi. Bugünkü anlamı ile bütün tiyatronun simgesi ve koruyucusu. Belirtisi gülünç maske ve çarpık çoban sopası.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Theodore Harold Maiman:
Theodore Harold Maiman (1927-2007 ) Amerikalı mühendis, fizikçi, mucit. 1960 yılında Lazer tabancası'nı gerçekleştirdi. Maiman'ın ilk lazeri ve sonraki olayları geliştirme konusundaki deneyimleri The Laser Odyssey adlı kitabında anlatılmaktadır (Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Theravada:
Theravada; kelime anlamı olarak, "Yaşlıların öğretisi", ya da "Eski öğreti") günümüze ulaşan en eski Budist okuldur. Kökeni, Buda’nın ilk mensubu olan keşişler (rahipler) topluluğuna dayanmaktadır. Mahayana (büyük taşıt) geleneğinden gelen Budistler tarafından küçük taşıt olarak da adlandırılır. Göreceli olarak daha tutucu ve genel olarak erken dönem Budizmine en yakınıdır. Yüzyıllardan beri Sri Lanka (nüfusun yaklaşık %69,1'i) ve güneydoğu Asya'nın (Kamboçya, Laos, Burma, Tayland) en yaygın dinidir. Aynı zamanda güneybatı Çin, Vietnam, Bangladeş, Malezya, Filipinler ve Endonezya'da kimi etnik gruplar tarafından izlenmektedir; Singapur ve Avustralya'da da gittikçe popülerlik kazanmaktadır. Ayrıca son yıllarda Theravada, Batı'da ve Hindistan'da da kök salmaya başlamıştır.(Konusu: Din (Mezhep), Kökeni: )
Thomas Alva Edison:
Thomas Alva Edison (1847-1931) Yaklaşık 1.000 adet patenti olan Amerikalı mucit. Elektrik ampulü'nden fonograf'a ve hareketli görüntü kamerasına kadar çok çeşitli ürünleri geliştirdi ve yeniledi. Tüm zamanların en büyük mucitlerinden biridir. 1876 yılında Dünyanın ilk Endüstriyel Araştırma Laboratuarını kurdu.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Thomas Newcomen:
Thomas Newcomen (1664–1729) Thomas Savery’in icadını baz alarak çalıştı ve suyun pompalanması için 1712 yılında daha güvenli ve etkili olan atmosfer basıncını kullanarak bir buhar makinesi icat etti.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Thomas Saint:
Thomas Saint (?-?) Dikiş Makinesi'nin 1790 yılında ilk patenti alan kişi olarak kayıtlarda görünüyor.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Thomas Savery:
Thomas Savery (1650-1715) İngiliz mucit. 1698 Kuyulardan su pompalamak için kullanılmaya başlanan ilk buharlı makine'lerinden birinin patentini aldı. Savery buhar makinesi basitti, fakat buhar makinelerinin sonraki gelişmelerinde bir başlangıç noktası oldu.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
tıbbınebevi:
Hz. Muhammed’in insan sağlığının önemi ve korunması ile ilgili öğütleri, bazı hastalıkların tedavisi ile ilgili görüşleri ve önerdiği pratik çözümler. İslam dini insan sağlığına büyük değer vermiştir. Sağlığın korunmasını emretmiştir. Bu çerçevede konuyla ilgili Hz. Peygamber’in de önemli tavsiyeleri vardır. Tıbbınebevi ile ilgili öğütler, düzenli beslenme ve temizlik konularında yoğunlaşmaktadır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
tıbbi:
sıfat hekimlikle ilgili.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Tıbbi Şifa:
(medical healing) Kişinin travmaya maruz kaldıktan sonra, o travmanın kişide meydana getirdiği hastalığın (arızanın) tıbben ve tamamen iyileşip geçeceği süre.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
TIFF:
""Tagged Image File Format"" teriminin kısaltmasıdır ve bitmap tabanlı bir dosya forma-tını temsil eder. Aldus ve Microsoft şirketlerinin ortaklaşa geliştirdikleri bu format, özellikle yüksek resim kalitesi ile dikkat çeker. Ancak kalitenin yüksek olması, dosya büyüklüklerinin de artması anlamına gelmektedir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Tığlamak:
(fars.f. türk. e.) 1- (Birisini) Kesici, delici bir araçla yaralamak. Örn:: Külhanbeyi- Bana bak moruk ben adama laf söyletmem. Hapishane benim için. Tığlarım haaa. (Ortaoyunu, Kanlı Nigar) 2- (Erkek) Cinsel ilişkide bulunmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tığlı:
(fars.i. tiğ türk. e.) Züğürt, parasız kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tığmak:
(fars.f. tig, türk. e.) Kaçmak, savuşup gitmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıkacı Atmak:
(d.) Çok öfkelenerek daha önce yapmadıklarını yapmak, söylemediklerini söylemek. Kafası atmak. Örn:: Tıkacını atmışçasına hala söyleniyor, bağırıp çağırıyordu. (Orhan Kemal, Gurbet Kuşları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıkır:
(ono. zf.i.) 1- Peşin, nakten. Örn:: Tıkır öderim. 2- Para, lira, nakit. Örn:: Tıkır nema, Çek senet gırla.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıkır Tıkır:
(be.) Düzenli bir biçimde, hiç aksamaksızın, hiç ara vermeden. NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Tıkırı Yerinde Olmak:
(d.) Para bakımından iyi durumda olmak, para kazanıyor olmak. Örn:: herifçioğulları fırını kurmuş tıkırı yerinde bir iki bunalıyorlar ama parayla işlerini yürütüyorlar. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tımarhane:
(b.i) Akıl hastanesi.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Tın Tın:
(d. ono.) 1- İçinde bir şey olmayan, boş. 2- Akılsız, aptal. 3- Parasız, züğürt. Örn:: Sana gülünç gelecek ya bizden beter. Tın tın. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tın Tın Ötmek:
(d.) 1- İçinde bir şey olmamak, boş olmak. 2- Akılsız olmak, aptal olmak. 3- Parasız, züğürt olmak. Örn:: Yolsuzum. Tın tın ötüyorum arkadaş. (Muzaffer Buyrukçu, Şarkılar Seni Söyler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tınal:
(t.i. erk.) Soluk al, yaşamını sürdür.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tınaz:
(t.i. erk.) Ot ya da saman yığını.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tıngır:
(ono. sf.i.) 1- Parasız, züğürt, (kimse) Yoksul. 2- Para, nakit. Örn:: Vay Ahmet dedim. Paketimi kendisine verdim. -Tıngırın varsa uçlan dedi. (Sait Faik, Kestaneci Dostum)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıngırdamak:
(f.) 1- Ölmek. 2- İlişkide bulunmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıngırtı:
(i.) 1- Müzik. Örn:: Abe bırağ şinci şoparları da biz bize yapalım bir tıngırdıcık.. (Osman Cemal Kaygılı, Çingeneler) 2- Çalgı, enstrüman. Örn:: düşünün artık orada sürülecek keyfin daniskasını. Hele ortada üstelik bir de tıngırtı (çalgı) olursa. (Osman Cemal Kaygılı, Çingeneler) 3- Cinsel ilişki, cinsel birleşme.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tını:
(Fr. timbre) Yüksekliği ve şiddeti aynı olan sesleri birbirinden ayıran nitelik.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tınılı Ses:
Fr. voix timbree) Tını yönünden bir ses özelliği.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tınım:
(Fr. tonalite) Konuşma düzenindeki ses değeri. (bkz:: Sesleme)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tınmak:
(f.) Söz etmek. Açıklamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
tıp:
ad hastalıkları, sakatlıkları iyileştirmek, hafifletmek ya da önlemek ereğiyle başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü, hekimlik.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Tıpa:
(ita.i. tappo'dan) Sarhoş, ayyaş, alkolik.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıpa:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıpalamak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıpalanmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıpalı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıpasız:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tır:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıraka:
(ono.i.) 1- Korku. 2- Gösteriş, fiyaka.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıraka:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıraka:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tırakalı:
(sf.) Korkak. Gösterişli, cakalı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırakalı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tıraş:
(fars.i. feraş'tan) 1- Boş yere uzun uzun konuşma, gevezelik. 2- Yalan. Örn:: İtalyanların Almanlardan daha çok sevdiğim hikayesi traş. (Atilla İlhan, Sokaktaki Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıraş Etmek:
(d. fars. türk.) 1- Uzun uzun konuşmak, gevezelik etmek. Örn:: Bir de fena adeti ayak üstünde iki saat tıraş ederdi. (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım) 2- Yalan söylemek. Tıraş Geçmek, Tıraşlamak biçimlerinde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıraşçı:
(fars.i. türk. e.) 1- Geveze, lafazan, laf ebesi. 2- Yalancı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıraşlamak:
(fars.f. türk. e.) 1- Eşanl. Tıraş Etmek. 2- (Birisinin) Parasını almak, (birisinden) para ve çıkar elde etmek. Örn:: bu kamili bizim kısma yollatıp tıraşlamak lazım. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tıraz:
(a.i. ka.erk.) 1- İpek ve sırma ile işleme. Elbiselere nakışla yapılan süs. 2- Üslup, tutulan yol. 3- Döviz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Tırı Vırı:
(d.) Aptal, bön, sersem.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırıl:
(sf.i.) Parası olmayan, züğürt. (kimse) Örn:: Karagöz- Vay tırıl beyim vay. Gustonuz yerinde ama cep delik. (Karagöz, Mandıra)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırıl Kalmak:
(d.) Parasız kalmak, parasızlık çekmek, züğürt olmak. Örn:: İnsanlar tırıl kaldıkları zaman akıllarına türlü türlü dolandırıcılık usulleri gelir. (Süavi Süalp, Dezenfekte Şirketi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırıllamak:
(f.) Parası bitmek, züğürtlemek, züğürtleşmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırışka:
(i.) 1- Yalan. 2- Önemsiz, değersiz. (kimse, şey) Tırış, Tirişko biçimlerinde de kullanılır. Örn:: Ne var ulan tırış. Yanındaki pilice laf atıyorum. (Behiç Pek, Zalak Mahmut)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırışkadan Nağmeler:
(d. a. nağme) Üst üste söylenen yalanlar. Geçersiz boş sözler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırlamak:
(ono.f. tır'dan) 1- Yellenmek. (Kumarda) Bütün parasını yitirmek. 2- (Öğrenci) Sınıfta kalmak. 3- Ölmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırlamak:
(fr.f. Transportsnternational fioutier\'den kıs. TIR, türk. e.) 1- TIR kamyonuyla kaçakçılık yapmak. 2- (Bir malı) TIR ile yollamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
tırmanma şeridi:
(YI-4) Trafik Yatay İşareti: orta şerit sadece geçiş içindir. devamlı olarak işgal edilemez.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
tırnak:
ad 1. insanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka. 2. kanca gibi kimi araçların kıvrık yeri. 3. DEN. gemi çapasının ucundaki parça. 4. (ciltçilikte) tek yaprakları bükerek cilde bağlayabilmek için bir yanında bırakılan şerit durumundaki kenar. 5. heykel dökümünde, kalıp parçalarının birleştirilmesinde kolaylık olsun diye yapılan dişlerin her biri. 6. MÜZİK TERİMİ kanun çalmakta kullanılan çalgıç. 7. noktalama imi olarak kullanılan (“) biçimindeki im. Benzer: tırnak imi 8. çok küçük. 9. çok az.(Konusu: , Kökeni: )
Tırnakçı:
(sf.i.) 1- Bir tür dolandırıcı. (vermekte olduğu para destesindeki bir banknotu İki kez sayarak bozuk olarak verdiği parayı sayarken tırnak marifetiyle fazla göstererek işini görür). Örn:: Yok abi tırnakçılar ayrıdır. Ben basbayağı koydum. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden) 2- Kumarda İskambil kağıdını tırnaklayarak hile yapan kimse. es. Can sıkıcı sıkıntı verici. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırnakçılık:
(i.) Tırnakçı'nın işi, edimi. Örn:: Tırnakçının özelliği 5lik, 10luk ve 50likle bozulacak bütün parayı bozarken parmak mahareti İle bozduğu 100 liraya 70 lirayı, 100 lira gibi sayarak. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik) 2- Tırnakçı, kumarbazın işi, edimi Mamafih tırnakçılığın her oyunda avantajı yoktur. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırnaksız:
(sf.) Fırsatçı, kötülüğü başkalarının güç anlarında belli olan kimse. Örn:: Demek Gafur gibi bu da dırnaksızdı? Yaramazdı canım böylelerine iyilik etmek yaramazdı. (Orhan Kemal, Gurbet Kuşları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tırpan:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tırpana:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tırpancı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )