MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Riga:

Riga; (Letonca: Rīga), Letonya'nın başkentidir. Baltık Denizi'ne şehrin ortasından geçen Daugava Nehri ile açılır. Riga, Baltık devletleri içinde en büyük şehir olmasının yanı sıra, önemli bir kültür, siyaset, eğitim, finans, ticaret ve endüstri merkezidir. Şehrin ilk kurulduğu yer olan tarihsel merkezi "Vecrīga" UNESCO Kültür Mirası'na kabul edilmiş olup mimari olarak sadece Viyana, Sankt-Peterburg ve Barselona ile karşılaştırılabilecek güzellikteki Art Nouveau (Jugendstil) yapılarıyla ünlüdür. Şehrin kuruluşu 12. yüzyıla kadar dayanır. 12. yüzyıl sonlarında liman şehri olan Riga'ya Alman ticaret gemilerinin uğramaya başlamasıyla nüfusu ve önemi artmıştır. 1201 yılı Riga'nın resmi kuruluş yılı olarak kabul edilir. 1558-1583 yılları arasında Polonyalıların yönetimine; 1621'de de İsveç yönetimine geçmiştir. 1700-1721 yılları arasındaki Kuzey Savaşları sırasında Ruslar bu bölgeyi İsveçlilerden alarak kendi ülkeleri sınırlarına katmışlardır. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası Letonya'yı işgal etti ve Riga'da Stalag 350 kuruldu. Nazilerin Sovyet savaş esirlerine karşı işledikleri suçlar kapsamında pek çok kişi burada öldürüldü. Old Town denilen eski şehir merkezindeki "Melngalvju nams" (İngilizce: 'House of The Black Head') (Karakafalıların Evi), televizyon kulesi, Aziz Peter Katedrali, Riga Kalesi ve "Dannenšterna nams" (Dannestern Malikanesi) görülmesi gereken yerlerdir.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Çevrim Dışı:  

Yanlış: Çevrimdışı Doğru: Çevrim Dışı(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Çevrim İçi:  

Yanlış: Çevrimiçi Doğru: Çevrim İçi(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Çeyreğe Muz:  

(d. fars. çâryek ar. müz'den) Öpüşen, sevişen çiftler izlenirken söylenir. Örn:: Oğlan kıza belden bir sarma attı, bademcik ameliyatına başladı kİ çeyreğe muz. İyi Muz'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çeyrek:  

Bir Tavla oyun tahtası her biri altı nokta içeren, çeyrek dört eşit bölüme ayrılmıştır. 1'den 6'ya noktalar ilk çeyrekte, 7'den 12'ye noktalar ikincide, 13'ten 18'e olanlar üçüncüde, ve 19'dan 24'e noktalar dördüncüde yer alır.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

Çeyrek:  

(fars.i. çâryek) Alman para birimi, Alman markı DM.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çeyrek daire:  

(Futbol Ter.) Köşe yayı. Bayrak direğinden oyun alanı içine doğru 1 m. yarı çaplı, korner atışı alanını gösterme amaçlı daire yayı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çeyrek puan:  

(Judo Ter.) Rakibi tam sırt üstü düdşüremeyen, yan düşüren, rakibi yerde 20-24 saniye tutarak kazanılan puan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıban:  

(esk. türk.i. çıpkan'dan) 1- Yüzük, irice ve altın yüzük. Örn:: -Anasını kızkardaşını simin ibineleri. Geçen gece de bi çıbanımı söktüler.(Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 2- Frengi. Örn:: -Çıban da ondan -Deme be Ulan dün gece onunla yattım be. (Reşat Ekrem Koçu, Çıban) 3- Küçük meme, erkek memesi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıdam:  

(t.i. erk.) Sabır, tahammül.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Çıfıtotu:  

(kokarsedefotu) Sedefotugillerden, çayırlarda ve hendek kenarlarında yetişen zehirli bir bitkidir. Yaprakları geniş, çiçekleri küçük ve sarı renklidir. Çiçekleri dallarının dışına çıkmış demetler şeklindedir. Keskin bir kokusu vardır. Acıdır. Kullanırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir. Faydası:: Kalp çarpıntılarını giderir. Mide ağrılarını dindirir. Zeytinyağı ile kavrulduktan sonra çıbanların üstüne konulacak olursa, olgunlaştırır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

çıkan:  

MATEMATİK TERİMİ ad çıkarma işleminde büyükten çıkarılan sayı.(Konusu: , Kökeni: )

çıkar:  

ad 1. gizliden gizliye gözetilen ya da dolaylı olarak elde edilen yarar, kazanç. "Onlar, yabancı çıkarına araç olmuştu" Benzer: menfaat 2. HALK AĞZINDAN çözüm, çıkar yol, çare. "Sen bu işin bir çıkarını bulursun. İşi yokuşa sürme, çıkarı vardır elbette" 3. (kendi) çıkarına uygun gelmemek. 4. (birinin) çıkarını zedelemek.(Konusu: , Kökeni: )

Çıkık:  

(i.) 1- (Kız ve erkek) Buluşma, birlikte dolaşma, flört etme. Örn:: Önce çıkık numaraları sonra lanet halkası. (bkz:: Çıkmış) 2- Esrar içilirken ortaya çıkarılan bir içimlik parça. (bkz:: Çıkıntı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkıntı:  

(i.) 1- (İnsanda) Burun. 2- Küçük erkeklik organı. 3- Bir içimlik esrar parçası. 4- Sigara. Örn:: - Bir çıkıntı atla abi - Bir duman tosla da ciğerleri bayram edelim. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 5- Para. (özellikle bir şeyin bedeli olan para) Örn:: Alemiyon yüzünü buruşturarak kağıtları masaya fırlattı. -Çıkıntıyı verin. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 6- (Görünümü, davranışları) Farklı kimse. Anormal.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkıntı Yapmak:  

(d.) 1- (Esrar alemi sırasında) Bir içimlik parça daha çıkarmak. 2- Sigara ikram etmek. Para vermek. (bkz:: Çıkıntı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkış:  

(Alm. Abgang - Fr. sortie - İng. exit) Bir oyun kişisinin sahneden inandırıcı bir zorunlukla çıkması, ayrılması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

çıkış:  

ad 1. çıkmak eylemi ya da biçimi. \"Suyun bir kayadan çıkışını seyrettik\" 2. çıkılacak yer. \"Sinemanın çıkışında buluşalım\" 3. yokuş. \"Bu yolun çıkışı oldukça dik ama inişi daha az eğimli\" 4. MEC. beklenmedik, sert konuşma. \"Toplantıdaki çıkışın biraz sert oldu\" 5. SPOR TERİMİ güreşte, alana çıkan pehlivanların topluca izleyicilere doğru yürüyerek belli, geleneksel hareketleri yapmaya başlaması. 6. SPOR TERİMİ verilen bir işaretle yarışa başlama. Benzer: depar 7. ASKERLİK TERİMİ kuşatılan bir bölgedeki birliklerin yaptığı saldırı eylemi. 8. TİYATRO TERİMİ oyuncunun sahneden ayrılması. 9. bilgisayardaki işlemin, verinin bilgiyazar aracılığıyla kâğıda geçirilmesi, dökülmesi. 10. ASKERLİK TERİMİ uçakların bir görev için havalanması işi. \"Uçaklarımızın her çıkışı üç saat sürdü\" Benzer: sorti 11. bir okulu bitiren bir kimseye geçici olarak verilen bitirme belgesi. 12. bir malın ülke dışına çıkarılabilme iznini taşıyan belge. 13. büyük yapılarda dışarı çıkmayı sağlayan kapı. 14. MEC. çözüm yolu. \"Bu soruna bir çıkış kapısı bulacağız\" 15. bir tartışmada, karşısındakine beklenmedik biçimde sert sözler söylemek. 16. ASKERLİK TERİMİ (uçak filosu) bir görev yapmak amacıyla havalanmak. Benzer: (Konusu: , Kökeni: )

Çıkış Sözü:  

(Alm. Abgangsreplik - İng. exit line) Bir oyuncunun sahneden ayrılması sırasında söylediği söz.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çıkış Takozu:  

(Atletizm Ter.) Sürat koşularında çıkış için kalkan atletlerin ayaklarını dayadıkları takoz.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıkızlamak:  

(f.) 1- Çıkarmak. 2- Çıkmak. Örn:: onlar ermiş muradına, biz çıkızlayalım oralara buralara iyi mi. (Haşan Kaçan, Hasanın Saksısı) (bkz:: Çıkmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkma:  

(i.) Verme, para verme gereksinimi olan kişiye paraca destek olma. Örn:: Evlenirken veya ev araba alırken herkes ihtiyacı olana çıkma yapıyor. (Nazım Alpman, Çingeneler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkmak:  

(f.) 1- Vermek. Örn:: -Ulan deve dedi öteki çık defteri on papel senin dediğin olsun. (Ratip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları) 2- Yumruk atmak, tokat vurmak. Örn:: Bunun çenesine bi çıktı Ali. Darmadağın. 3- Uyuşturucu maddenin verdiği esrime bitmek, sarhoşluktan ayılmak. Örn:: Kullandığım günlerde kokainden çıktıktan sonra saunaya gider ter atardım. Bol vitamin ve yiyecek takviyesi yapardım. (Erhan Akyıldız, Sahte Cennetin Tutsakları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çıkmaz:  

sıfat · ad 1. bir ucu kapalı, girişi olan ama çıkış yeri olmayan, öteki yanı hiçbir yere çıkış vermeyen (yol, sokak). "İstanbul’da bilmem ne çıkmazında oturuyormuş" 2. MEC. çıkar yolu olmayan, çözümü bulunmayan, içinden çıkılması güç, çözümsüz (durum, sorun). "Bizi bu çıkmaz konuya kim soktu?"(Konusu: , Kökeni: )

Çıkmaz Konu:  

(İng. alley theme) Çözüm yolu olmayan, sonucu kimseyi doyurmayan oyun konusu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çıkmış:  

(i.) 1- (Kumarda) Oyunun başında ortaya konulan (kasaya verilen) para. Örn:: ilk kaybeden adamın yenen oyuncuya verdiği paraya da çıkmış denir. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 2- Bir günlük ya da bir gecelik karşılığı ödenip genelevden (randevuevinden) çıkarılmış fahişe. Örn:: Çalgı takımına sazları vurdurtuyoruz, yosmalara türküleri bastır diyoruz, göbekleri kıvırtıyoruz, herkesin çıkmışı yanında. (Sermet Muhtar Alus, On İkiler) Örn:: Bile bile ve yahut bilmiyerek bunlardan birinin çıkmışı ile bir alemde bulunmak. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıkramak:  

(f.) Gevezelik etmek, gelişigüzel konuşmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıldır Olmak:  

(d.) (çıldırmaktan kıs.) Çok sinirlenmek, asabı aşırı derecede bozulmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çıldırmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. aklını kaçırmak, delirmek, aklını oynatmak. "Zavallı çıldırmış" 2. MEC. (genellikle sevinçle) ne yapacağını bilemez bir duruma gelmek, aşırı bir duyguya kapılmak. "Köpeğim beni görünce çıldırdı"(Konusu: , Kökeni: )

Çılgın Bediş:  

Yaratıcısı Özden Öğrük tarafından ilk kez 1976 yılında Gırgır Dergisinde yayınlanan tiplemelerden biri olarak çizilmeye başlayan Çılgın Bediş, uçarı olduğu kadar hayalperest bir kızdır. Sarı, uzun saçları, en az kendisi kadar çılgın arkadaşlarıyla neşeli tavırları ve esprili yaşam felsefesiyle karakterize edilmiştir. Çılgın Bediş'e maceralarında annesi, babası, dedesi, sevgilisi pozisyonunda hayal ettiği erkek arkadaşı Oktay, Mükü gibi yan karakterler eşlik etmiştir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

çılgınlık:  

ad çılgın olma durumu, aşırı, ölçüsüz davranış. "Bu yaptığına çılgınlık denir" çılgınlık içeren sözcükler(Konusu: , Kökeni: )

Çılgınlık Oyunu:  

(Fr. sotie) On beşinci ve on altıncı yüzyıllar Fransa'sında eğlence ereği ile yazılmış, kişileri çılgınlıklar içinde gösterilen, çoğu kez ana olayı bulunmayan dinsel, siyasal taşlama oyunu. (bkz:: Sotic)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çıma:  

(ita.i. cima) 1- Halat ucu. 2- Gemiyi yanaştığı yere bağlamak için kullanılan halat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Çımacı:  

(ita.t.i.) İskelelerde vapurlarda çımayı vermek ve almakla görevli kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Çınar:  

(f.i. erk.) Çınar ağacı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Çınarağacı:  

(platanus) Çınargiller familyasından; 30 metreye kadar boy salan, gövdesi kalın, uzun ömürlü, koyu gövdeli bir ağaçtır. Hekimlikte kozalakları ve yaprakları kullanılır. Birçok çeşidi vardır. Faydası:: Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Diş ve vücut ağrılarını dindirir. Saç kepeklerini giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Çınay:  

(f.i. ka.) Soylu ay, ayın en parlak zamanı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Çıngal:  

(Tul.) Tuluat tiyatrosunda pezevenk rolü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çıngar:  

(yun.i. zingar'dan) 1- Gürültü patırtı. 2- Kavga kargaşa. Örn:: Karagöz- Öldüm bi-mecal oldum. Çıngarın sonunda kendimi yerde buldum. (Karagöz, Şairlik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngar:  

(yun.i. tsingra) (arg.) Kavga, gürültü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Çıngar Çıkarmak:  

(d. yun. türk.) 1- Gürültü patırtıya yol açmak. 2- Kavga, kargaşaya neden olmak. Örn:: Çal çalgıcı dinleyelim Çıngar çıkarmadan. Şöylelikle, böylelikle Şu sabahı şu sabahı idelim. (Peruz Hanım, kanto) Örn:: Kerim bana böyle yapaydı dostum mostum olmasına aldırmam ya çıngar çıkarır ya da çeker vururdum onu. (Tarık Dursun K. Evlere Şenlik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngar Çıkmak:  

(eşanl.) Çıngar Kopmak. Örn:: Ondan sonra cemaat önde civelekler, delibaşılar, kabadayılar, curcuna-bazlar olduğu halde yola düzülür, gelip evi basar avam tabiratından olduğu üzere bir çıngar çıkar bir vaveyla kopar. (Ahmet Rasim, Baskın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngar Kopmak:  

(d. yun. türk.) 1- Gürültü patırtı meydana gelmek. 2- Kavga dövüş, kargaşalık meydana gelivermek. Örn:: Karagöz- Çengelköy aslında Çingeneköydü. Çingeneler azdı, çeribaşı kızdı bir çıngar koptu, çergeler uçtu, obalılar kaçtı eşyaları kuyuya düştü çengelle kuyudan çıkardılar sonra todiler orada oturamadılar, çengel de orada kaldı. Köy de Çengelköy oldu. (Karagöz, Kanlı Kavak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngarlı Moruk Oskisi:  

(d. yun. çin-garo, türk. ek. ir. erm. moruk, sakal. erm. voski lira, türk. ek. -sı) Fransız frankı, 1 franklık kaime. Tedavül eden, meskukat. Örn:: Oski beyaz, çıngarlı moruk oskisi, (Fransız altını) gargılı (sterlin) terazi aşındıran (noksanından dolayı karamis) pendi frank (tokat) patakos. (çeyrek) (Ahmet Rasim, Şehir Mektupları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngırağı Çekmek:  

(d.) Ölmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıngırak:  

(ono.i.) (Kadında, kızda) Meme. (özellikle büyükçe ve sarkan meme)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çıplak:  

sıfat 1. üstünde giysi, örtü vb. bulunmayan. "Denize çıplak girmişler" 2. (baş için) saçsız ya da şapkasız. 3. içinde gerekli eşya olmayan, döşenmemiş. "Çıplak odayı bir saatte donattılar" 4. üzerinde bitki bulunmayan. "Bozkır, göz alabildiğine çıplaktı" 5. üzerinde semer, eyer vb. bulunmayan. "Çıplak ata binmek zordur" 6. MEC. hiç gizli yanı olmayan, apaçık. 7. MEC. süssüz, yalın. "Yazında çıplak anlatım güçtür" 8. ad yoksul kimse. "Sokaklar çıplak dolu" 9. ad insan vücudunu çıplak gösteren resim. Benzer: nü 10. ad TARİH TERİMİ Osmanlı döneminde, yeniçerilerde günlük hizmete başlamak üzere nöbetle soyunan er. 11. ad TARİH TERİMİ Osmanlı döneminde tersanede kaptanpaşa hizmetinde görevli, baldırları, kol ve omuzları çıplak kalacak biçimde giyinmiş, çift tabanca ve uzun bir bıçak taşıyan er.(Konusu: , Kökeni: )

Çıplak Ceset:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Celil OKER Kitabın Konusu: Eski pilot, ex-kaptan, nevzuhur özel detekfit Remzi Ünal bu defa da uyuşturucu dünyasında. Kaybolan bir yeğen, üniversiteye kadar giren yoğun bir uyuşturucu trafiği, çıplak bir ceset. Ve hafiyemiz yine işbaşında. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Çıplak Sahne:  

(Alm. leere Bühne - İng. bare srage) Boş sahne. Üzerinde oyuncu, döşem ve eşya olmayan sahne.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çırağ:  

(f.i. ka.erk.) Meşale, ışık, kandil. (bkz:: Çırağ) Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)

Çırak:  

(Kar.) Karagöz ustasının yardımcısı. Usta, çırağa hangi oyunları oynatacağını söyler, çırak da "tasvir"leri sırasıyla perde içindeki ipe dizer. Çırak ustanın sanatını öğrenmeğe de dikkat eder.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çırak Çıkarmak:  

(d. far. çerağ yol, gösteren. türk.) (Birisini) İstediğinden daha az daha düşük nitelikte bir sonuca razı etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çırasını Yakmak:  

(d. fars. çerağ, türk.) 1- (Birisine) Hak ettiği cezayı vermek. 2- (Birisini) Çok güç durumda bırakmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çırçır:  

(bkz:: Çurçur)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çırnık:  

(sf.) (küçük yelkenli anlamında bulg. k.) Görünümü hoş olmayan, çirkin. (kimse) Örn:: Bakmazlarmış çırnık diye yüzüne, O civanın Ali sen bak özüne. (Ali Çamiç, Ağa manzume)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çırpma:  

(Güreş Ter.) Yerdeki rakibi belinden kollar ile sıkıca tutup köprü ile çevirme oyunu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıta:  

(Atletizm Ter.) Yüksek veya sırıkla yüksek atlamada üzerinden geçilen çubuk.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıta Yükseltmek:  

(Atletizm Ter.) Başarılan veya pas geçilen çıta yüksekliğini daha da artırmak.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıtayı Geçmek:  

(Atletizm Ter.) Yüksek veya sırıkla yüksek atlamada çıtayı düşürmeksizin vücudun tümüyle aşarak karşı tarafa geçmek.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çıtı Pıtı:  

(sf.) (kadın, kız için) Ufak tefek ve sevimli, hoş. NOT: İkisi de Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Çıtır:  

(sf.) 1- Kolay, basit. (iş, eylem) 2- Makat, anus. Örn:: Hıba.. Çıkın değdirelim çıtıra. (Mehmet Çağçağ, Hassas Noktalar) 2- Çok genç kız ya da kadın. (Erkek için) Evlenilecek kız, erdemli kız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çıtır Çıtır:  

1- Kömür ve odun yanarken, ince tahta çubuklar vb. kırılırken, gevrek bir şey yenilirken çıkan ses. 2- Çok taze, gevrek. NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Çıtır Yapmak:  

(d.) Öpüşmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çiban:  

(bkz:: Çıban)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çibek:  

(i.) Bekçi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çiçek:  

(t.i. ka.) 1- Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları. (bkz:: Şükûfe) 2- Bitki, çiçek açan bitki. 3- Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4- Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Çiçek:  

(mo.sf.i. çeçek'ten) 1- Güzel iyi hoş. (nesne, kimse) Örn:: Nasıl çalım abi? Çiçek. 2- İstek uyandıracak güzelllkte genç, (kız) genç (oğlan) 3- Hafifmeşrep. (kimse). 4- Eroin.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çiçek:  

ad 1. BİTKİLİM TERİMİ bir bitkinin, üreme organlarını taşıyan, genellikle hoş kokulu ve renkli bölümü. \"Bademin çiçeği meyveye dönüştü\" 2. BİTKİLİM TERİMİ çiçek açan kır ya da bahçe bitkisi. \"Saksıda çiçek yetiştiriyorlar\" 3. ad MEC. davranışları, içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına uymayan kadın. \"Bir çiçek seni soruyordu\" 4. KİMYA TERİMİ çiçeksime ya da süblimleşme yoluyla elde edilen toz. 5. HEKİMLİK TERİMİ irinli sivilceler, kabarcıklar biçiminde döküntülerle ve ateşle kendini gösteren, vücutta ve genellikle yüzde izler bırakan, çok ağır ve bulaşıcı bir hastalık. 6. sıfat ARGO iyi, hoş, güzel (nesne, kimse) ya da istek uyandıracak güzellikte olan (kadın, kız). 7. ad ARGO eroin. 8. (bitki) üzerinde pek çok çiçek olmak. \"Badem çiçeğe kesmişti, arılar çiçeklere konup kalkıyordu\" 9. (bir yer) çiçeklerle donanmış olmak. \"Dağ taş çiçeğe kesmişti\"(Konusu: , Kökeni: )

Çiçek Koklamak:  

(d. mo. türk.) Eroin çekmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çiçek tozu:  

Çiçek Tozu kelimesi Türkçe'de "Çiçekli bitkilerde erkek organın başçığında bulunan döl hücresi, polen." anlamına gelir.(Konusu: , Kökeni: )

Çiçek Yolu:  

(Alm. Blumensteg - İng. flower path) Sahnede seyircilerin ortasına doğru uzayan düzey. Bu yol, kimi kez, salonun arkasına kadar uzar, seyircileri ikiye ayırır. Bu düzeyde de oyunlar oynanır. Japon Kabuki tiyatrosundan alınmış ve Batı tiyatrosunda bunu ilk olarak Max Reinhardt kullanmıştır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çiçekçi:  

(mo.i. türk. e.) 1- Pezevenk, muhabbet tellalı. 2- Özellikle çok genç fahişelere aracılık eden kimse. Örn:: -Arkadaş.. Şu ağa ne söylersen verecek. ondört, onbeş yaşında bir şey istiyor -Yok efendi ben çiçekçi değilim.. (Reşad Ekrem Koçu, Çiçek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çiçeklenme:  

ad 1. çiçeklenmek eylemi. 2. çiçeğin açma vakti. 3. KİMYA TERİMİ tuzların billurlaşma sularını yitirerek toz durumuna gelmesiyle oluşan tuzlar.(Konusu: , Kökeni: )

çift:  

sıfat 1. birbirini bütünleyen iki tekten oluşan, ikisi bir takım oluşturan. "İki çift çorap aldım" 2. kalansız olarak iki ile bölünebilen, tek olmayan. "Ayın çift günlerinde şiir okuyorum" 3. ad bir erkekle bir dişiden oluşan iki eş.. "Salona çiftler gelmeye başlayınca müzik de başladı" 4. ad toprağı sürmek için saban, pulluk gibi bir araca birlikte koşulan iki hayvan. "Adam, çiftini çubuğunu bırakıp gelmişti" 5. ad sabana ya da pulluğa koşulan hayvanlarla ya da traktörle toprağı işleme. "Adam erkenden çifte gitti" 6. ad küçük maşa ya da cımbız. "Saatçi, zembereği çiftle tutup çıkarıverdi" 7. iki sıra düz ve temiz dikiş. 8. ARGO sınıfta kalarak bir sınıfı iki yıl okuma. 9. ARGO sınıfta kalarak bir sınıfı iki yıl üst üste okuyan öğrenci.(Konusu: , Kökeni: farsca)

Çift Atış:  

(Atıcılık Ter.) Alçak ve yüksek kuleden yapılan ve birbirini izleyen çift atışa dayalı skeet türünde atış.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Atma:  

Her iki zarda aynı sayıyı atmak. Çift sayılar iki katı oynanır (Çift 5= her biri 5 noktadan dört hamle)(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

Çift Burgu:  

(Güreş Ter.) Elleri alttaki rakibin koltuk altından geçirerek sırtta kenetleyip yapılan burgu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Dalma:  

(Güreş Ter.) Rakibin iki ayağını iki elle kapmak için yapılan oyun. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Dikiş:  

(d. fars. cüft, tek olmayan. türk.) Sınıfta kalıp önceki öğrenim dönemini tekrarlayan öğrenci. İki yıldır aynı sınıfta okuyan öğrenci dönek. (Çifte Dikiş, Çif Dikiş biçimlerinde de kullanılır.) (bkz:: Dönek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çift Dikişli:  

(d. fars. türk.) İki yıldır aynı sınıfta okuyan öğrenci. Örn:: En arka sırada, çift dikişliler sınavda, en önce İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar. (Ece Ayhan, Açık Atlas) Çifte Dikişli, Çif Dikişli diye de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çift El Baş Üstünden İtme Pas:  

(Hentbol Ter.) Topun iki elle baş üstünden geriye alınıp sert biçimde atıldığı pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift El Göğüsten Pas:  

(Hentbol Ter.) Genelde bacak ve kol hareketi ile göğüste tutulmuş topla yapılan pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

çift görme:  

Tek bir nesnenin göz tarafından birbirine bitişik(yatay, dikey veya eğik) görünümü ya da örtüşen iki görüntü gibi görülmesi çift görme olarak tanımlanmaktadır.(Konusu: , Kökeni: )

Çift Hata:  

(Tenis Ter.) Servis atışında topu iki kere fileye takmak veya servis alanı içine düşürememek sonucu karşı tarafın puan aldığı hata türü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Kağıt:  

(d. fars. cüft ve kağaz'dan) 1- Esrarlı sigara sarmaya yarayan birbirine eklenmiş iki sigara kağıdı. 2- Bu kağıtla yapılmış esrarlı sigara. Örn:: Yemekten sonra Kürt Kamil eliyle çifte kağıtlıyı sarıp yaktı. Dolma kalınlığındaki esrarlı cıgaradan derin derin ilk soluğu çektikten sonra cıgarayı Hayri'ye uzattı. (Aziz Nesin, Surname) Çifte Kağıtlı, Çif Kağıt, Çifte Telli, Çiftli diyede söylenir. Örn:: Beşinci çiftlisini yakmaya çalışıyordu, öksürük krizine tutuldu. (Kanat Güner, Eroin Güncesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çift Kağıt Yapındırmak:  

(d. fars. türk.) Esrarlı sigara sarmak. (bkz:: Çift Kağıt, Çiftli.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çift Kazık:  

Askerlikte çift kazık; çavuşlar için kullanılan bir terimdir. Çavuşun rütbesi kolunda olur ve renkleri askeri sınıfa göre farklı olsa da şekli geniş iç içe geçmiş 2 tane V den oluşur. (bkz:: Çavuş)(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Çift Kırık:  

Rakibinizin açıklarından iki tanesini, direct veya dolaylı kırma biçiminde bir defada kırmanız.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

Çift Oyunu Dış Çizgisi:  

(Tenis Ter.) Sahanın her iki dışında bulunan ve sahayı boydan boya geçen 1.37 m. genişliğinde yalnız çiftler maçı için kullanılan kenar çizgisi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Taraflı Ağır Hata:  

(Sutopu Ter.) İki sporcunun kasti bir şekilde birbirlerine yaptıkları faullü davranış.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift vuruş:  

(Futbol Ter.) Kasıt amacı taşımayan ancak kurallara aykırı olan faulde uygulanan vuruş türü. Bu vuruşta top saha içinde ikinci bir oyuncu tarafından oynanmadan kaleye girerse gol geçersiz sayılır. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çift Vuruş:  

(Voleybol Ter.) Topa aynı oyuncu tarafından art arda iki kez vurulması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Çiftçi ve Köylü Partisi:  

Kısa Adı: ÇKP Genel Merkezi: Bursa Kuruluş Tarihi: 24.04.1946 Genel Başkanı: Kurucuları arasında; Sıddık Sümer, İbrahim Öztürk, Şükrü Tokay Sona Eriş Tarihi: 02.06.1946 Sona Eriş Nedeni: Mudanya Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kapatıldı. Siyasi Pozisyonu: Aşırı Sol İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan ve Kapanan Siyasî Parti -1 (1945 - 1960)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

çifte:  

sıfat 1. ikisi bir arada bulunan ya da yapılan. "Yanağında çifte beni vardı" 2. ad at, eşek ve katırın art ayaklarının ikisini birlikte kullanarak vurdukları tekme. 3. ad iki namlusu bulunan av tüfeği. "Çiftesini doldurup iki gözünü de art arda ateşledi" 4. (at, eşek, katır) arka ayaklarını aynı anda kullanarak tekme savurmak. 5. MEC. hor görülen bir kimse, umulmadık zamanda birini sert davranışıyla incitmek. 6. küçük küçük kesilmiş, sert bir lokum. 7. içindeki bademi kavrulmuş olan badem şekeri. 8. MEC. çok sıkıntı, çile çekmiş ama yine de yılmamış, deneyimli, olgun (kimse). 9. MEC. çok pişkin (kimse). 10. ARGO iki yıldır aynı sınıfta okuyan (öğrenci).(Konusu: , Kökeni: farsca)

Çifte Kağıtlı:  

(bkz:: Çift Kağıt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çifte Kavrulmuş:  

(d. fars. türk.) 1- Deneyimli, olgun. (kimse) 2- Çift Dikiş. (öğrenci)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Çifte Kavuklu:  

(Ort. O.) Bir ustalık gösterisi olarak ortada iki Kavuklu'nun bulunması, bunların birbirleriyle yarışmaya girmesi. Kimi kez, iki Karagöz'lü oyunlarda olduğu gibi. Örn. Murgzar Bahçesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Çifte Kişilik:  

(Alm. Doppelrolle) Kişiliğin ikiye bölünmesi. Aynı kişinin "ben"ine dayanan oyun konusu. Örn. O'Neill'in "Büyük Tanrı Brown" adlı eseri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

çifte şah:  

bir taşın hareketiyle hem hareketlenen taşın hem de aynı taşın yolunu açması sayesinde başka bir taşın şah çekmesi durumu.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Çifte Telli:  

(d. fars. türk.) Esrarlı sigara, Çift Kağıt sigara. Örn:: Midemi ispirto ile ıslattıktan sonra kafama da kuvvet vermek için bir çiftetelli (iki sigara kağıdını birbirine ekleyerek yapılan esrarlı sigara) yapar. (Münir Süleyman Çapanoğlu, Neyzen Tevfik Beni Dinlerken)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

çifte vuruş:  

iki tehdid birden yapılması. çifte tehdit de denebilir.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

WhatsApp