D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

muhâkât:

(a.i.) birbirine hikâye söyleme

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




zulm:  

(a.i.) 1. bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koyma. 2. zulüm, haksızlık, eziyet, (bkz: sitem).

zulmânî:  

(a.s. zulmet'den) zulmetli, zulmete, karanlığa mensup, karanlıkla ilgili,

zulmâniyeyn:  

(a.i. zulm'den) iki manâlı olan, iki mânâya da gelebilen, mânâsı açık, sarih olmayan kelime.

zulmâniyyet:  

(a.i.) karanlık olma hâli.

zulmât:  

(a.i. zulmet'in c.) karanlıklar.

zulmen:  

(a.zf.) zulüm yaparak, haksızlıkla.

zulmet:  

(a.i.c. zulümât, zulemât, zulmât) karanlık, (bkz: deycûr).

zulmet-efzâ:  

zulmet-efzâ (a.f.b.s.) karanlığı artıran, (bkz. zulmet-fezâ).

zulmet-fezâ:  

(a.f.b.s.) karanlığı artıran, (bkz: zulmet-efzâ).

zulmet-i ebkem:  

Dilsiz, karanlık. (bkz:: ahras)

zulmet-i ten:  

vücut karanlığı.

zulmî:  

(a.s.) zulüme ait, zulümle ilgili.

zulmiyye:  

(a.s.) zulüme ait, zulümle ilgili.

zulûf:  

(a.i. zılf’in c.) inek, koyun, keçi gibi hayvanların çatal tırnakları (bkz. ezlâf).

zulûl:  

(a.i. zıll'ın c.) gölgeler, (bkz: ezlâl, zılâl).

zulümât:  

(a.i. zulmet'in c.) karanlık. (bkz. zulem, zulemât, zulmât).

zunûn:  

(a.i. zan'dan. c. ezânîn) zanlar, sanılar.

zûr:  

(f.i.) kuvvet, güç. (bkz: nîrû).

zûr:  

(a.s.) yalan, asılsız, uydurma [söz].

zûr-bâ:  

(f.b.s.) 1. kuvvet, güçlü. 2. zorba, bir işi zorla yaptıran.

zûr-bâz:  

(f.b.s.) 1. kuvvetle, zorla, cebirle oynayan, kuvvet oyunları gösteren sanatkâr. 2. kuvvetli

zûr-hâne:  

(f.b.i.) spor salonu, kulüp.

zûr-ı bâzû:  

kol kuvveti.

zûr-ı bâzû-yi irfân:  

bilginin bâzu gücü.

zûr-kâr:  

(f.b.s.) zorlayan.

zûr-kârân:  

(f.b.s. zûr-kâr'ın c.) zorlayanlar.

zûr-mend:  

(f.b.s.) kuvvetli, güçlü.

zûr-nâî:  

(f.b.i.) [aslı "sûr-nâî" dır]. (bkz. sûr-nâî).

zurafâ:  

(a.s. zarîf’in c.) 1. zarifler, nâzik, ince duygulu, hoş konuşmayı bilir zekî kimseler. 2. sevici kadınlar

Zurâh:  

(a.i.) Mekke'de Kabe hizasında olarak gökte bulunan Beyt-i ma'mûr'un bir adı.

zûrbâ-yâne:  

(f.s.) zorbacasına, zorbalıkla, zorbaya yakışacak yolda.

zurû ü zürû':  

ekinler ve süt ürünleri.

zurû':  

(a.i. zar'ın c.) inek ve benzeri gibi hayvanların memeleri.

zurûf:  

(a.i. zarf’ın c.) zarflar, kablar.

zurûf-i ahvâl:  

haller, işler, durumlar.

zurûr:  

(a.i. zırr'ın c.) 1. düğmeler. 2. bot. tomurcuklar.

zuyûf:  

(a.i. zayf’ın c.) misafirler, konuklar, ziyaretçiler, (bkz: zîfân).

zü-:  

(a.s.) "sahip" mânâsına kelimelerin başına gelerek birleşikler meydana getirir,

zü-l-akl:  

(a.b.s.) tas. halkı zahir ve hakkı bâtın gören [kimse].

zü-l-akl ve-l-ayn:  

tas. hakkı halkta ve halkı hakda gören [kimse].

zü-l-ayn:  

(a.b.s.) tas. hakkı zahir ve halkı,bâtın gören [kimse].

zü-l-cânibeyn:  

(a.b.i.) bot. bir birine yakın iki sıra üzerine dizilmiş yapraklı bitkiler.

Zü-l-celâl:  

(a.h.i.) Celâl, ululuk sahibi olan Allah.

zü-l-cenâh:  

(a.s.) çok taraflı; her yana, her tarafa gelebilir.

zü-l-cenâh-ı mücelled:  

zool. abalı memeliler, fr. dermapteres.

zü-l-cenâheyn:  

(a.b.s.) 1- İki kanadlı. (mec) Zahirî ve bâtınî, yânî dünyâ ve âhirete ait bilgisi geniş olan kimse, zahiri ve bâtını ma'mur, mes'ud, bahtiyâr olan kimse. 2- (zool) Çiftekanadlılar. (fr) Dipteres. 1- Dünyâsı da, âhireti de iyi olan. 2- İki tarafa da yaranmasını bilen, iki yüzlü. (bkz:: mürâî) 1) zâhirî ve bâtınî ilimlerde üstâd olan zat; 2) zool. çiftekanatlılar.

zü-l-cenb-i sâbih:  

zool. yanyüzergiller, fr. pleuronectes.

zü-l-cinseyn:  

bot. ikieşeyli, fr. bisexuelle

zü-l-efvâh-ı cenbiyye:  

(-fasilesi) zool. köpekbalıkları.

Zü-l-ehdâb:  

(a.b.s.) zool. kirpikliler, fr. cilies. kirpikliler., gibi.

Zü-l-erbaati-l-adlâ:  

dörtgen.

zü-l-eş'âr-ı mebsûte:  

(a.b.i.) bot. türlü organlanrı üzerinde tüyleri olan bitki.

zü-l-evbâr:  

(a.b.i.) bot. üzerinde veya nihâyetinde ufak tüyleri olan bitkiler.

zü-l-fazl:  

(a.b.s.) fazîlet sahibi, faziletli.

zü-l-fem-il-müstedîr:  

zool. yuvarlakağızlılar, fr. cylostome

zü-l-filkateyn:  

(a.b.i.) bot. ikiçenekliler, fr. dicotyledones.

zü-l-galsamet-il-musaffaha:  

(a.b.i.) yassısolungaçlılar, fr. lamellibranches.

zü-l-haddeyn:  

İki terimli.

zü-l-hâfir:  

(a.b.i.) zool. toynaklılar, tektırnaklı hayvanlar, fr. ongules

zü-l-hâfirât:  

(a.i.) toynaklılar, tırnaklı hayvanlar, fr. ongules.

zü-l-hasale:  

(a.b.i.) bot. kavuzlular, fr. glumiflores.

zü-l-kadr:  

(a.b.s.) îtibar, şeref, haysiyet sahibi.

zü-l-kafiyeteyn:  

("ka" uzun okunur, a.b.s.) ed. iki kafiyeli nazım. Meselâ "Hangi âkil der ki ancak râh-ı gülşenden geçin / Bir de gafiller, şu nâlişgâh-ı şivenden geçin" beytinde olduğu gibi.

zü-l-kafiyeteyn-i mahcûb:  

ed. (bkz: zü-l-kafiyeteyn).

zü-l-kafiyeteyn-i mütekarrin:  

ed. iki kafiyenin art arda gelmesi.

zü-l-kalevî:  

(a.b.s.) kim. kalevî maddeleri olan [cisimler].

zü-l-karneyn:  

(a.b.s.) 1. iki boynuzlu. 2. (h.i.) Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen ve nebî mi, velî mi olduğunda tereddüdedilen zat. 3. (h.i.) [rivayete göre] Büyük İskender.

zü-l-kavâfî:  

(a.b.i.) ikiden fazla kafiyesi olan nazım. Meselâ "Erbâb-ı kalem ma'rifet-âmûz-i ümemdir/ Âdâb-ı ümem mâ-hasal-ı feyz-i kalemdir" beytinde olduğu gibi.

Zü-l-kesîri-l-adlâ:  

poligon, çokgen.

zü-l-levâhik:  

(a.b.i.) zool. kamçılılar.

zü-l-maîşeyn:  

(a.b.s.) biy. iki yaşayışlı, [hem karada, hem de suda yaşayabilen hayvanlar], fr. amphibie

zü-l-matlaeyn:  

(a.b.i.) iki matla'lı olan [gazel veya kaside].

zü-l-mefâsıl:  

(a.b.i. ve s.) zool. mafsallı (hayvanlar).

zü-l-metâli':  

(a.b.i.) ed. ikiden çok matlaı olan gazel veya kaside.

zü-l-mısrâeyn:  

(a.i.c.) 1. iki kapılı, iki kanatlı. 2. bot. ikiçenetli, yassısolungaçlılar, fr. bivalve.

zü-l-mimâs:  

(a.b.i.) zool. sifonlular.

Zü-l-minen:  

(a.h.i.) Allah.

zü-l-tarafeyn-i müfevvehe:  

(A.b.i.) zool. bir çeşit şerit soğulcanı.

zü-l-uhuvve:  

(a.b.i.) bot. erkeklik organı alîk ile bir olan bitki.

Zü-l-vecheyn:  

(a.b.sf.) 1) iki yüzlü, iki cihetli; 2) mürâî.

zü-l-vüreykateyn-i müzâafeteyn:  

(a.b.i.) bot. bir sap üzerinde ikişer ikişer yapracıklardan meydana gelen yapraklar.

Zü-l-yedeyn:  

)a.b.sf.) iki eli de bir el gibi kullanabilme, iki elli.

Zü-n-nûn:  

(a.i.) Yûnus Peygamber'in lâkabı.

zü-s-sukbe:  

(a.b.i.) zool. denizhıyarı, denizsolucanı, fr. holothuride.

zü-ş-şekleyn:  

(a.b.s.) kim. iki şekilli.

züâbe:  

(a.i.c. zevâib) zülf, perçem, kâkül.

züâf:  

(a.s.) 1. derhal öldüren. 2. yerli Cezayir askerlerinden meydana gelen bir sınıf. 3. bu askerin giydiği silindir şeklindeki fes.

zübâb:  

(A.i.c. zibbân) sinek.

zübâb-ı bakarî:  

zool. büvelek, sığırlara musallat olan bir sinek.

zübâbe:  

(A.i.c. zibbân) sinek.

zübâh:  

(a.i.) biy. boğazdaki tükrük damarlarının iltihabı.

zübâle:  

(a.i.) mum, kandil fitili.

zübân:  

(f.i.). (bkz: zeban).

zübbâd:  

(a.i.) 1. kaymak [sütten]. 2. s.değersiz şey.

zübd:  

(a.i.) tereyağı, kaymak; sütün içindeki yağlı madde.

zübde:  

(a.i.c. zübed) 1. bir şeyin en seçkin parçası. 2. öz, özet, sonuç, (bkz: netice).

zübde-i beşer:  

Hz. Muhammed.

Zübde-i kâinat:  

Hz. Muhammed

zübde-i makal:  

sözün özü.

zübdî:  

(a.s.) tereyağına ait, tereyağlı cisimler.

WhatsApp