D E N E M E    


Osmanlıca Bir Kelime Öğrenelim!

kümâhe :

(f.i.) nazarlık.

SON EKLENEN OSMANLICA KELİMELER



*züyût-i tayyâr

*züyût

*züyûl

SON ARANAN OSMANLICA KELİMELER



*Dişilik

*Dişil

*Penis

OSMANLICA KELİME ARAMA


Sende Yolla Hata Bildir!



OSMANLICA SÖZLÜK




ziyâde:  

(a.i.c. ziyâdât) 1. artma, çoğalma. 2. s. artan, fazla kalan. 3. s. çok bol. 4. s. aşırı, fazla.

ziyâde-i muttasıla-i gayr-i mütevellide:  

huk. [eskiden] bir şeye bitişik olup ondan doğmayan ziyâde, [arsadaki ağaç ve bina, bezdeki boya ve dikiş gibi].

ziyâde-i muttasıla-i mütevellide:  

huk.[eskiden] bir şeyden doğan ve o şeyden ayrılması kabil olmayan ziyâde, [hayvanın semizliği gibi].

ziyâde-i münfasıla-i gayr-i mütevellide:  

huk. [eskiden] bir şeyde husule gelmekte beraber ondan tevellüd etmeyip ayrı olan ziyâde.[hâne veya hayvanın kirası gibi].

ziyâde-i münfasıla-i mütevellide:  

huk.[eskiden] bir şeyden doğan ve ondan ayrılan ve ayrılması kabil olan ziyâde, [hayvanın yavrusu, ağacın meyvası gibi]

ziyâf:  

(a.s. zeyf’in c.) karışık, silik, kalp[paralar], (bkz. ezyâf, züyûf).

ziyâfet:  

(a.i.) değişik ve karışık olma.

ziyâfet:  

(a.i.) 1. misafir kabul etme. 2. misafire yedirip içirme, şölen.

ziyâî:  

(a.s.) ziyâya ait, ziya ile ilgili.

ziyâiyye:  

, (a.s.) ziyâya ait, ziya ile ilgili.

ziyân:  

(f.i.) zarar, kayıp [kazançtan], (bkz: hasâr, zarar).

ziyân-kâr:  

(f.b.s.) ziyan edici, zarar edici; zarar veren.

ziyân-kârî:  

(f.b.i.) ziyankârlık.

ziyâret:  

(a.i.) görmeye gitme, görüşmeye gitme, gidilme, [ziyâret-gâh mânâsına da kullanılır]

ziyâret-gâh:  

(a.f.b.i.) ziyaret yeri, türbe, (bkz: mezâr1).

ziyâret-i resmiyye:  

resmî ziyaret.

ziyy:  

(a.i.) dış görünüş, kılık, kıyafet.

ziyy-i ulemâ:  

ulemâ kılığı.

zîzefûn:  

(a.i.) ıhlamur ağacı.

zîzefûniyye:  

(a.i.) bot. ıhlamurgiller.

zôr:  

(f.i.) sıkıntı, rahatsızlık.

zû kesîri’l-adlâ':  

mat. köşegen, fr. diagonale.

Zû kıbleteyn:  

iki kıbleli.

zû-:  

(a.s.) "sâhip" mânâsına kelimelerin başına gelerek birleşikler meydana getirir.

zu-bân:  

(a.i. zi'b'in c.) kurtlar, canavarlar. (bkz: ziâb).

zû-büzûr-i mahfûza:  

(a.b.i.) bot. tohumları başka bir dış mahfaza içinde bulunan bitkiler.

Zû-erbaat-il-adla':  

(a.b.i.) geo. dörtgen, fr. quadrangle.

zû-erbaat-il-vücûh:  

(a.b.s.) geo. dörtyüzlü, fr. tetraedre.

zû-esmâr-ı lâhmiyye:  

(a.b.i.) bot. yuvarlak, göz gibi meyvaları olan bitkiler.

zû-fünûn:  

(a.b.s.) fenler sahibi, bilgi sahibi, bilgili.

zu-hadd-i kesîre:  

(a.b.s.) mat. çokterimli, fr. polynöme.

zû-hadd-i vâhid:  

(a.b.s.) mat. birterimli, fr. monöme

zû-haddeyn:  

(a.b.s.) mat. iki terimli, fr. binöme

zû-hazz:  

(a.b.s.) nasîbi olan, kısmetli, (bkz: vâye-dâr, vâye-mend).

zû-hudûd-i kesîre:  

(a.b.s.) mat. çokterimli, fr. polynömes.

zû-isnâ-aşeret-il vücûh:  

(a.b.i.) geo. on iki köşeli cisim.

Zû-kesîr-il-vücûh:  

(a.b.sf.) geo. çok satıhlı (yüzeyli) cisim.

zu-l-maâşeyn:  

(a.b.s.) zool. hem karada, hem de suda yaşayabilen hayvanlar.

Zû-mesâmm:  

, -mesâmmât mesamatı olan cisimler

Zû-mesâmmiyyet:  

fiz. her cismin zerreleri arasında mesamatı bulunması

zû-nütû':  

(a.b.s.) hek. üzerinde çıkıntılar, yumrular olan vücut organlarından biri.

zû-selâset-iş-şerâfe:  

(a.b.i. hek. (bkz: zât-üş-şerâfet-is-selâse).

Zû-semâniyet-il-vücûh:  

geo. sekizyüzlü, fr. octaedre.. gibi.

zû-semâniyyet-il-vücûh:  

(a.b.s.) geo. sekizyüzlü, fr. octaedre.

zû-sittet-il-vücûh:  

(a.b.s.) geo. altı yüzlü.

Zû-şecen:  

budaklı.

zû-şefeteyn:  

(a.b.s.) 1. iki dudaklı. 2. bot. taçyaprakcıkları iki dudak şeklinde olan çiçekler.

Zû-şücûn:  

dallı budaklı; karışık. 2. mec. karışık.

zû-tüveyc a'le-l mebîz:  

(a.b.i.) bot. tüveyçleri (taçları) yumurtalığın üstünde bulunan çiçekler.

zû-tüveyc kesîr-ül-vüreykat:  

(a.b.i.) taçcığı çok yapraklı olan çiçekler.

zû-tüveyc vahîd-ül-vüreyk:  

(a.b.i.) bot. tacı yekpare olarak teşekkül eden çiçeklerden her biri.

Zû-ükül:  

zekâ sahibi, zekî.

Zû-vücûh-i kesîr:  

, geo. çok satıhlı (yüzeyli) cisim.

zû-zeneb:  

(a.b.s.) kuyruklu.

Zû-zevâib:  

kuyruklu yıldızlar. 2. (zâib'in c.) eriyenler, erimiş, eritilmiş olan şeyler.

Zû-züâbe:  

kuyruklu yıldız, (bkz: ahter-i gîsû-dâr, kevkeb-i zû-zeneb).

zû':  

(a.i.c. azvâ') aydınlık, ışık. (bkz: zav').

zu'm:  

(a.s.) 1. bâtıl zan, sanı, boş inanç. 2. şüphe, (bkz: gümân, reyb, şekk, zann).

zu'miyyât:  

(a.i.c.) bâtıl zanlarla ilgili şeyler, boş inançlarla ilgili şeyler.

zuâbe:  

(a.i.). (bkz. züâbe).

zuâf:  

(a.s.). (bkz: züâf).

zuafâ:  

(a.s. zaîfin c.) zayıflar.

zuamâ:  

(a.s. zeâmet'den. zaîm'in c.) 1.büyük tımar sahipleri. 2. kefiller.

zubbân:  

(a.i. zabb'ın c.) kertenkeleler, kelerler, (bkz: zıbâb).

zubbât:  

(a.i. zâbit'in c.), (bkz. zâbitân).

zucret:  

(a.i.) iç sıkıntısı, yürek darlığı. (bkz: ducret).

zucret-i kalbiyye:  

kalb üzerine vakit vakit gelen sıkıntı.

zucret-ver:  

(a.f.b.s.) sıkıntılı, (bkz: ducret-ver).

zûd:  

(f.s.) çabuk, tek, acele, hemen olan. her gördüğü ile (bkz. çâbük).

zûd-âşnâ:  

(f.b.s.)dost olan kimse.

zûd-endâz:  

(f.b.i.) düşünmeden, hemen akla geldiği gibi söylenen şey.

zûd-hîz:  

(f.b.i.) vazifesini çok çabuk gören hizmetkâr.

zûd-nakd:  

(f.a.b.s.) para ödemeyi geciktirmeyen çok zengin kimse.

zûd-res:  

(f.b.s.) çabuk erişen, çabuk yetişen.

zûd-sîr:  

(f.b.s.) 1. bir şeyden çabuk doyup usanan. 2. faydasız. 3. kötü huylu.

zûd-ter:  

(f.b.s.) daha çabuk, daha tez.

zûdî:  

(f.i.) çabukluk, tezlik.

zufr:  

(a.i.c. ezfâr) tırnak, (bkz: uzfûr1).

zufr-i mültehim:  

hek. ayak başparmak tırnaklarının ete gömülmesi hâli.

zufrî:  

(a.s.) 1. tırnağa ait, tırnakla ilgili. 2. tırnak gibi olan, tırnaklaşan.

zuhâriyye:  

(a.i.) sarma, pehlivanların yaptıkları bir oyun. [güreşçi, kendi ayağını arkasında bulunduğu hasmının ayağının iç tarafına sokup dolaması].

zuhr:  

(a.i.) ihtiyaç zamanı için alınan ve saklanan şey. [en çok maneviyatta kullanılır:a'mâl-i sâliha insanın zuhrudur].

zuhr:  

(a.i.c. azhâr) öğle, öğle vakti.

zuhrî:  

(a.s.) öğleye ait, öğle ile ilgili. (bkz. zevâlî)

zuhruf:  

(a.i.c. zehârif) 1. altın, sahte zînet. 2. yalancı süs, gösteriş, yaldız.

zuhûr:  

(a.i.) görünme, meydana çıkma, başgösterme, türeme.

zuhur:  

(a.i.c. ezhâr) darlıkta çıkarmak için biriktirilip saklanan şey.

zuhûr:  

(a.i.c.) çiçekler, (bkz: ezhâr).

zuhûr:  

(a.i.) parlaklık, panldama. (bkz: zühûret).

zuhûrât:  

(a.i.c.) hesapta olmayan, umulmadık hâdiseler, rastlayış

zuhûrî:  

(a.i.) 1. orta oyununda komik rolünü yapan kimse. 2. erkek adı

zuhûrî kolu:  

orta oyunu takımı.

zuhûriyye:  

(a.i.) fels. emanatisme.

zûkafiyeteyn:  

("ka" uzun okunur.a.b.s.) ed. iki kafiyeli şiir.

zukak:  

("ka" uzun okunur, a.i.c.ezikka) sokak.

zulâ':  

(a.i.) hek. binek hayvanlarının ayaklarından çıkan ve hayvanı aksatan bir hastalık.

zulâme:  

(a.i.) mazlumun hakkı.

zulem:  

(a.i. zalmâ ve zulmet'in c.) karanlık, (bkz: zulem, zulmât, zulümât).

zulemât:  

(a.i. zulmet'in c.) karanlık, (bkz: zulem, zulmât, zulümât).

zullân:  

(a.s. zelîl'in c.) zeliller, (bkz: zilâl).

WhatsApp