Haydi Öğrenelim!
Tenşit:
(a.i. erk.) Şenlendirme, keyiflendirme.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
aforoz:
Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen “cemaatten kovulma” cezası. Aforoz edilen kişi cemaatten uzaklaştırılır. Kilise birliğinden çıkartılır. Hristiyanlığın ilk dönemlerinden beri uygulanan bu ceza; dinden ayrılanlara, büyük günah işleyenlere, kilisenin dogmalarına karşı gelenlere ve bilim adamlarına verilmiştir. Orta Çağ’da bu ceza kilise yöneticileri tarafından, devleti idare edenlere bir baskı aracı olarak kullanılmıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Aforoz:
(yun.i.) 1- (din) Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası 2- (mec.) Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma, toplumdan dışlama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Afra:
(a.i. ka.) 1- Ayın onüçüncü gecesi. 2- Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Afrika Boynuzu:
Afrika Boynuzu Afrika'nın kuzeydoğusunda bir yarımada. Afrika'nın doğusunun en uç noktasında yer alan Afrika Boynuzu, yaklaşık 2 milyon km²'lik bir alanı ifade etmektedir. Eritre, Cibuti, Somali ve Etiyopya'nın yer aldığı bu alanda yaklaşık 115 milyon insan yaşamaktadır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Afrika Kıtası:
Afrika, yüz ölçümü ve nüfus yoğunluğu açısından dünyanın en büyük ikinci kıtasıdır. Kendisine bitişik kabul edilen adalar ile birlikte 30,8 milyon km²lik alanı ile dünya yüz ölçümünün %6'sını ve dünya üzerindeki toprakların %24,4'ünü kapsar. 1 milyar kişilik nüfusuyla dünya nüfusunun %15'ini barındırır. Afrika, kuzeyde Akdeniz, güneyde Hint Okyanusu, batıda Atlas Okyanusu, doğuda Sina Yarımadası, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile çevrelenmiştir. Madagaskar'ı ve çeşitli takımadaları bünyesinde barındırır. Kıtada 54 adet diplomatik olarak tanınmış bağımsız devlet, dokuz bölge ve 3 adet de sınırlı tanınmış devlet bulunur. Haritalarda gergedan şekliyle dikkat çeker.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Afrodizyak:
(fr.i. aphrodisiaque) Cinsel duyguları veya isteği uyaran veya artıran madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Afsiyon:
(a.i. esk. afv, fr. sonek'ten n.) Yalan, uyduruk. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Afşar:
(t.i. erk.) 1- Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan'da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2- Çabuk iş gören, çevik, atılgan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Afşin:
(t.i. erk.) Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin'le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya'da Bizans ordularını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi. (1079)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Aftabe:
(f.i. ka.) 1- Su kabı. 2- Güneş biçiminde yapılan mücevher.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Aftos:
(yun.i. autos bu sözcüğünden) 1- Sevgili. 2- Nikahsız karı metres, kapatma. Örn:: Karakaş Mahmure benim eski aftostur. Şimdi gizli ev açtı. (Server Bedİ Hey Kahpe Dünya) 2- Nikahsız koca. Örn:: Annesinin aftosu Garabet yalancı şahitlikle geçinir. (Sermet Muhtar Alus Eski Galatanın Eğlence Yerleri) Örn:: Ey ihtisas mahkemeleri kaçağı ve Despinis Kokononun aftosu (Nazım Hikmet Bir Provokatör Üzerine Hiciv Denemeleri) 3- Kadın ya da kız. Örn:: Ulan Nuri, Landodaki aftoslara dikiz ettin mi? Ah anam babam. (Hüseyin Rahmi Gürpınar Bir Muadele-i Sevda) (Aftoz biçiminde de kullanılır.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aftos:
(yun.i.) (arg) 1- Sevgili 2- Kapatma, metres , oynaş, gönül eğlendiren kimse. 3- Nikahsız koca.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Aftos Piyos:
(yun. autos; bu, piyos; kim hangi) 1- İşe yaramaz, değersiz, yararsız. Örn:: Andavaltının sonunu az öteden dikizledikten sonra önceleri aftoz-piyos bi manzara çizen, giderek alengirli hale gelen mevzuu bahis savaşa takılalım yine. (Kemal Gökhan Gürses Aydınlarla Zontaların Savaşı) 2- Bu da nesi? Sen de kimsin? anlamında kullanılır. (Aftoz Piyoz biçiminde de söylenir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aftos Piyos:
(yun.i. autos piyos) (arg) İşe yaramaz, değersiz. Yunanca "autos", "bu" anlamına gelirken; "piyos", "kim?, hangi?" anlamına gelir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Afuv:
(a.i. erk.) Daima affeden, merhametli. Esmaü'l-Hüsna'dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Afüv:
“Affeden, bağışlayan, acıyan” anlamında Allah’ın esmayı hüsnasından biri. Allah, tövbe edip işlediği günahların farkında olarak kusurunu itiraf ile pişmanlık duyanların günahlarını affeder; affetmek Onun merhametinin gereğidir. Allah’ın rahmeti, gazabından (öfkesinden) daha geniştir. İnsanlar ne kadar günahkâr olursa olsunlar Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemelidirler. Örn:: “Ey Allah’ım! Sen Afüvsün, affı seversin, bizleri affet!” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Afyon:
(opium) Haşhaş bitkisinin kelle denilen kapsüllerinin çizilmesiyle elde edilen sıvısı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Afyon:
(yun.i. āfyūn) (kim.) Olgunlaşmamış haşhaş kapsüllerinin özel bir bıçakla çizilmesi sonucu sızan süte benzer, sıvının güneşte katılaşıp esmerleşerek oluşturduğu ve içinde morfin, kodein gibi uyuşturucular bulunan madde. Zehirli bir madde olmakla birlikte, hekimlikte ağrı kesici, uyuşturucu ilaçlarla kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Afyon Ruhu:
(yun-ar.b.i.) Eczacılıkta yatıştırıcı ilaçlarda kullanılan, afyondan elde edilen bir sıvı, afyon tendürü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Ar)
Afyonkarahisar:
Afyonkarahisar Tarihi; İlk olarak Hitit sonra sırası ile Frigya ve Lidya egemenliğine geçti. Daha sonra MÖ 6. yüzyılda Pers egemenliğine giren Afyonkarahisar'ı Büyük İskender fethetti. Onun ölümünden sonra Selevkos ve Bergama Krallıkları'nın egemenliğine giren topraklar, daha sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Selçuklular “Akroenos” ismi ile anılan bu bölgeyi 1071 yılında feth edince, sarp kayalar üzerinde yükselen kaleye izafeten “Karahisar” (Karakale) demişlerdir. 1390 senesinde Sultan Yıldırım Bayezid Han, Afyon’u Osmanlı Devletine kattı. 1402’de Timur Han burasını yeniden Germiyan Beyliğine verdi. Germiyanoğlu Yakub Beyin ölümü ve vasiyeti üzerine Afyon, 1428′de Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Afyonkarahisar:
Afyonkarahisar İlçeleri: 1-Başmakçı (04.07.1987) 2-Bayat (04.07.1987) 3-Bolvadin 4-Çay (01.04.1958) 5-Çobanlar (20.05.1990) 6-Dazkırı (01.04.1959) 7-Dinar 8-Emirdağ 9-Evciler (20.05.1990) 10-Hocalar (20.05.1990) 11-İhsaniye (01.04.1959) 12-İscehisar (04.07.1987) 13-Kızılören (20.05.1990) 14-Sandıklı 15-Sinanpaşa (01.03.1953) 16-Sultandağı (01.04.1958) 17-Şuhut (01.04.1946)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Afyonkarahisar:
Afyonkarahisar; Eskişehir, Konya, Isparta, Denizli, Uşak ve Kütahya ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Afyonkarahisar:
Nesiyle Meşhur: Kaymağı, Ekmek Kadayıfı, Haşhaşı, Afyon Sucuğu, Tel Helvası (Pişmaniye), Sultandağı Kirazı, Şuhut Patatesi, Afyon Mermeri, Afyon Bayat Kilimleri meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Afyonkarahisar:
Afyonkarahisar'da Gezilecek Yerler: Ömer, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları, Çağlayan Mesire Yeri, Karacamal Mağarası, Buzluk Mağarası, Kurtini Mağarası, Amorium Antik Kenti, Synnada Antik Kenti, Göynüş Vadisi Açık Hava Tapınağı, Ot Pazarı Cami, Yedikapılar Manastırı, Avdalas Kalesi, Sandıklı Kalesi, Karahisar Kalesi, Eber Gölü, Anıtkaya Şehitliği, Zafer Müzesi, Memeç Kaya Kilisesi, Ayazini Kilisesi, Çay Kervansarayı, Afyon İscehisar Kayalıkları.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Afyonkarahisar:
Genel Bakış: Türkiye’nin Ege Bölgesi‘nde İç Batı Anadolu Bölümü’nde yer alır. • Halk arasında “Ekşi Su” olarak bilinen maden suyu, Türkiye Kızılay Derneği tarafından işletilmektedir. 1900 Yılında, Belçikalı bir doktor ekşi suyu araştırmış ve şifalı olduğunu Sultan İkinci Abdülhamid Han’a bildirmiş, gerekli tahlillerden sonra 1903’te bir ferman ile bu su işletmeye açılmıştır. Maden suyu, Londra Maden Suları Fuarı’nda da altın madalya kazanmıştır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Afyonkeş:
(ar.fars.i. āfyūn + keş) Keyif için afyon yutan veya çeken, afyon tiryakisi olan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ar+Fars)
Afyonunu Patlatmak:
(lat. opium \ f. efyun t. f.) 1- (Birisini) Yersiz bir davranışla öfkelendirmek sinirlendirmek. Örn:: Oğlum afyonunu mu patlattık? Pekiii Bu kavanoz dipli dünyanın ucu uzun. (Kemal Tahir Esir Şehrin Mahpusu) 2- Sabahleyin sigara çay kahve vb. İçerek uyku nemrutluğunu üzerinden atmak. Daha afyonumuzu patlatmadan ne mangizi uçlanacağız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Agah:
(f.i. erk.) Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824) Türk devlet adamı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Agan:
(t.i. ka.) Akanyıldız, ağma.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Aganda:
(it.) "Tut" anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aganigi:
(kuş di.i.) 1- Aşk ilişkisi. 2- Sevişme. (bkz:: Kuş Dili)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aganigi Maganigi:
(kuş di.i.) 1- Aşk ilişkisi. 2- Sevişme. Örn:: Fıstık şööle başbaşa müzik vaziyetleri sonra da aganigi maganigi - Ay kikir kikir. (Latif Demirci The Selamın Aleyküm) (bkz:: Kuş Dili)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aganta:
(it.i. agguanta) (den.) Çekilmekte yada bırakılmakta olan bir halatın yada zincirin, kısa bir süre elde tutularak çekilmemesini yada bırakılmamasını bildiren komut.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Aganta Burina Burunita:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Halikarnas BALIKÇISI Kitabın Konusu: Romanda, deniz sevgisi denizin çekiciliği, denizcilerin yaşadığı zorluklar, güzellikler genel olarak denizdeki yaşam bir kahraman vasıtasıyla anlatılmaktadır. Eserde, deniz bir başkahraman gibi işlenmiş, bu yüzden yayınlandığı zaman çok ilgi görmüştür. Anı biçiminde yazılmıştır. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: , Kökeni: )
Agaragar:
(Malaya dilinden i.) Deniz yosunlarından elde edilen, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir tür jelatin türü. jeloz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Malayca)
Agat:
(fr.i. agate) (kim.) Formülü SiO2 olan renkli tabakalardan veya bulutlardan oluşmuş yarı değerli taş ve süs eşyası olarak, bilyalı değirmenlerde çakıl yerine ve kimyasal terazilerde bıçak ucu olarak kullanılan bir kuvars çeşidi. Akik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Agateofobi:
(ing.i. agateophobia) delirme korkusu. eğer delirmenin korkutucu olduğunu düşünüyorsanız, agateophobi diye adlandırdığımız bu fobinin olma ihtimali vardır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
AGE:
(age) Yukarı. Yukarı kaldırmak.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Ager:
(t.i. erk.) Temiz, doğru kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Agir:
(ateş anlamında kürt. i.) 1- Tabanca. Örn:: Ayrıca militan delikanlıların bellerindeki agirlere de hasta olmuşlardı. (Metin Kaçan Ağır Roman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Agirofobi:
(ing.i. agyrophobia) caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma. spesifik korkular sınıfına girer.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Agitato:
(it.zf. agitato) (müz.) Bir müzik parçasının çoşkulu, canlı bir biçimde çalınacağını belirtir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Agliyofobi:
(ing.i. agliophobia) ağrı veya acı çekmek korkusu. bir kişi acıyı korkutucu bir şeyle ilişkilendirdiğinde bu fobi ortaya çıkar.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Agnosi:
(yun.i. agnosie) (ruhb.) Nesneleri ve simgeleri tanıyamama hastalığı. Eş anlamlısı: Tanısızlık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Agnostik:
(yun. sf.i.) (fels) Agnostisizm öğretisini benimseyen (kimse, görüş) Eş anlamlısı: Bilinemezci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Agnostisizm:
(fr.i. agnosticisme) (fel.) Düşünce Akımı. Bilinmezcilik veya bilinemezcilik. Teolojik olarak tanrının varlığının veya yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır. Bu akımın takipçilerine agnostik veya bilinemezci denir.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Agnostisizm:
(yun.i.) (fels) 1- Bilgi denilen şeyin görece olduğunu öne süren ve bundan dolayı bilginin kesin olmadığına inanan öğreti. 2- Tanrı'nın var lup olmadığının, niteliğinin ne olduğunun ve evrenin nasıl doğduğunun bilinmediğini ve hiçbir biçimde de bilinemeyeceğini öne süren öğreti. Eş anlamlısı: Bilinemezcilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
agnotoloji:
(ing.i. agnotology) bilgisizlik bilimi. doğadaki bilinmeyen, açıklanamayan şeyleri inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
AGO:
(ago) çene.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Ago Paşa'nın Hatıratı:
Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Refik Halit KARAY Kitabın Konusu: Kitap kısa kısa hikayelerden oluşmuştur. Kitabın birinci hikayesi ise kitabın ismi olan “AGO PAŞA’NIN HATIRATI”dır. Ago Paşa, herkesin isminden dolayı yanıldığı gibi bir insan değil aksine Senegal'li bir papağandır. Zamanında bir kuşçu dükkanında eğitilmiştir. Orada sahibi tarafından konuşmayı öğrenmiştir. Kitabın Ana Fikri: Herşeyi sadece zamanına göre değil biraz da ileri düşünerek yaşamalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Agon:
(Yun - Alm. Wettkamp) 1- Sporcular arasında olduğu gibi, sanatçılar, ezgiciler, dansçılar, yazar ve oyuncular arasındaki dereceleme ile sonuçlanan yarışma. 2- Dram sanatında olaylar dizisi içindeki çatışma. (aşama yarışması)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Agoni:
(agony) Can çekişme.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Agoni:
(ing.i. agony) (hek.) 1- Can çekişme. 2- Şiddetli ağrı, eziyet, acı, ızdırap veya etkilenme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Agonist:
Kas kasılmasında doğrudan çalışan kas. Örneğin, leg extension hareketinde agonist kas quadriceps femorisdir.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Agora:
(yun.i. ago'ra) Yunan klasik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan, halk meydanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Agorafobi:
(ing.i. agoraphobia) açık yer ya da kalabalık korkusu. agorafobi kişinin kendini güvende hissettiği ortamlar dışında bulunması ile gelişen bir anksiyete bozukluğudur. kapalı ya da kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan kaçınır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Agorafobi:
(yun.i. agoraphobie) (hek.) Kimi kişilerin geniş ve açıklık yerlerden, parklardan, geniş caddelerden duyumsadıkları ürkeklik hastalığı. Eş anlamlısı: Alan korkusu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
AGP:
Hemen hemen tüm anakartlar üzerinde yer alan ve özellikle grafik kartlarının sisteme bağlanması için kullanılan bağlantı yuvası. AGP, diğer bağlantı tiplerine göre çok daha yüksek bir hıza sahip.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Agra:
(a.i. erk.) Çok sevimli, çok yakışıklı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Agrafi:
(yun.i.agraphie) (hek.) Ellerinde, parmaklarında herhangi bir sakatlık, hastalık bulunmadığı halde, ruhsal nedenlerle yazma yetisiniyitirme. Eş anlamlısı: Yazma yitimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Agrandisman:
(fr.i. agrandissement) Agrandisörle, bir negatiften bir resmi büyültme işlemi. Eş anlamlısı: Büyültme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Agrandisör:
(fr.i. agrandisseur) Bir negatiften istenilen büyüklükte fotoğraf elde etmek için görüntüyü büyütmeye yarayan araç. Eş anlamlısı: Büyülteç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Agreman:
(fr.i. agrément) Bir kimsenin bir ülkeye elçi atanmasından önce o ülke yönetiminden istenen, söz konusu kişinin uygun görüldüğünü bildiren yazı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Agresif:
(Biy.Sp.Ter.) Saldırgan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Agresyon:
(aggression) Tehdit edici davranış biçimi, saldırganlık.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Agrikültür:
(fr.i. agriculture) Ziraat, Tarım, Çiftçilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Agrizoophobia:
(ing.i. agrizoophobia) vahşi hayvan korkusu. yabani hayvanların rahatsız edici olduğunu düşündüğünüzde ortaya çıkabilir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
agrobiyoloji:
(ing.i. agrobiology) (tarım biyolojisi) bitkilerin beslenme ve toprak gereksinimlerini inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ibranice)
agroloji:
(ing.i. agrology) toprak bilimi. toprakları ve özelliklerini inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
agrostoloji:
(ing: agrostology) otsu bitki bilimi. agrostoloji'nin üzerinde çalıştığı otlar genel olarak ”graminoid’ ‘ler olarakta anılırlar. bu yüzden agrostoloji’nin diğer adı (graminology) graminoloji 'dir. biyoloji alt dallarından botanik'in alt dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Aguardiente:
Aguardiente; İspanyolca agua ve ardiente (ateşli su, yanan/yakan su gibi bir anlamı vardır) kelimelerinin birleşimi. yüksek alkol oranlı içkilere verilen ortak isim. "Guaro" diye de bilinen anason aromalı bir içkidir. kokteyl'in anavatanı olan Küba'da, içine bal, limon suyu ve buz atarak tüketilir. Üretildiği Ülke: Latin Amerika ülkelerinden bir çoğunun özellikle Kolombiya, Kostarika'nın yerel içkisi. Üretim Şekli: Aguardientes, fermantasyon ve sonradan şekerli veya tatlı misketlerin, sebze birleşimlerinin veya ikisinin karışımlarının damıtılmasından elde edilen güçlü alkollü içecektir. Ana Bileşenleri: Meyve bazlı aguardientes, portakal, üzüm, muz veya şeker kamışından yapılanları içerir. Tahıl tabanlı olanlar darı, arpa, pirinç ve pancardan yapılır.(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )
Ağ:
(gnl.ter.) Futbol ve hentbolde kale arkalarına takılan, voleybol, badminton ve tenis gibi sporlarda sahayı ortadan ikiye ayıran, basketbolda da çemberi çevreleyen örgü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağ:
(Masa Tenisi Ter.) Oyun masasını tam ortadan ikiye bölen 15.25 cm yüksekliğindeki file gözlerinden oluşmuş engel. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağ:
(Tenis Ter.) Tenis kortunu tam ortadan ikiye bölen, 1.09 m.yükseklikte fileyle örülmüş örgü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağ:
Bir grup bilgisayar ve yazıcı gibi aygıtın birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan yapı. Ağlar, küçük veya büyük, kablolarla kalıcı olarak bağlı veya telefon hatlarıyla yada kablosuz iletişimlerle geçici olarak bağlı olabilir. En büyük ağ, dünya çapında ağlardan oluşan internettir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Ağ Bağdaştırıcı:
Bir bilgisayarın yerel ağa bağlanmasını sağlayan aygıta verilen isim.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Ağa:
(t.i. erk.) 1- Yaşlanma manasına gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2- Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3- Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı. 4- Halkın saygısını kazananlara verilen unvan. 5- Erkek, eş, koca. 6- Eski büyük konaklarda çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadınlar da bu unvanı kullanmışlardır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
ağaç:
ad 1. toprağın derinliklerine kök salan, gövdesi kereste ya da odun olmaya elverişli, dallı budaklı gövdesi yüksekliklere ulaşan, uzun ömürlü bitki. 2. ağaçtan yapılan uzun ve kalın destek, direk. "Ustanın çaktığı ağaç çatıyı destekledi" 3. sıfat bu gibi bitkilerin kerestesinden yapılmış. "Telefoncular diktikleri ağaç direği verniklediler"(Konusu: , Kökeni: )
ağaç engeli:
(PL-13) Trafik Panel İşareti: büyük araçların (kamyon, otobüs, tır v.b. yola doğru uzanan ve sarkan ağaç dallarına çarpma olasılıklarının bulunduğunu belirtmek üzere dikkat işaret levhası ile birlikte kullanılır. tehlikenin yönü levhada belirtilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
ağaç karası:
Çürük ceviz ağacı kökündeki siyah yapışkan madde.(Konusu: , Kökeni: )
Ağaç Olmak:
1- Uzun süre ayakta durmak. 2- (Bir ulaşım aracında) Ayakta kalmak. 3- Birisinin buluşmaya gecikmesi ya da gelmemesi yüzünden bekleyip durmak. Örn:: Git ulan şurdan bir konyak al dedi. Millet düğünde biz burda ağaç olduk (Süavi Süalp Gene İyi Dayandık) (bkz:: Çay Ağacı, Gazoz Ağacı, Kahve Ağacı(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağaçkakan Woody:
Orjinal adı: Woody Woodpecker. Kocaman kırmızı bir saçı olan mavi bir ağaçkakan. En acayip özelliği tuhaf kahkahasıydı. Ağaçkakan Woody’nin yaratıcısı ABD’li karikatürist Walter Lantz'dır. Takma adı odunsu, cinsi erkek, Ailesi; Kıymık (yeğen), Knothead (yeğen), arkadaşı Winnie Ağaçkakan.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Ağaçkavunu:
(utruç) Turunçgillerden; yaprakları mavimsi pembe bir ağaçtır. Meyvesi; buruşuk kabuklu iri limona benzer. Şadok'ta denir. Faydası:: Ferahlatıcı, serinletici ve kabızlık gidericidir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
ağaçlık:
ad 1. bir ağaç topluluğunun bulunduğu yer. "Köpek ağaçlığa doğru koştu" 2. ağaç topluluğu, öbeği. "Apartman yapmak için arsadaki ağaçlığı yok ettiler" 3. sıfat ağacı bol olan (yer). "Köyümüz ağaçlıktır"(Konusu: , Kökeni: )
Ağahan:
(t.i. erk.) Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türkçesinde ağabey anlamında da kullanılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ağaner:
(t.i. erk.) Saf, temiz, duru insan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ağar:
(t.i. erk.) 1- Beyaz renkli. 2- Açık tavırlı, samimi. 3- Asil, onurlu, şerefli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Ağca:
(t.i. ka.) Beyaz tenli kadın.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Ağgül:
(t.i. ka.) Beyaz gül, ak gül.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
ağır:
sıfat 1. tartıda çok çeken. "Altın, ağır madenlerdendir" 2. taşınması güç olan. "Çuval ağırdı, kaldıramadım" 3. boyutları, çapı büyük olan. "Bu yola ağır taşıtlar giremez" 4. çok değerli, gösterişli, pahalı. "Kız evine ağır armağanlar sunuldu" 5. MEC. devinimleri, davranışları yavaş olan. "Ağır biri o, bize yaramaz" 6. hızlı ve çabuk olmayan, yavaş. "Çocuklar ağır adımlarla önümüzden geçtiler" 7. yerine getirilmesi, yapılması zor, çetin, güç. "Bu ağır konuyu işleyebilecek misiniz?" 8. korku verici, oldukça tehlikeli. "Patlamadan sonra ağır yaralılar hastaneye götürüldü" 9. insana sıkıntı veren, rahatsız edici, bunaltıcı. "Oranın havası ağır olur" 10. çok şiddetli, sarsıcı, yıkıcı. "İşinde ağır bir darbe yedi" 11. güce giden, gurura dokunan, kırıcı. "Ona ağır bir şey söylemedik" 12. mideye yük olan, sindirilmesi güç, mideye dokunan (yiyecek). "Yediği ağır şeyleri kaldıramadı" 13. hoşa gitmeyen, boğucu, keskin (koku). "Odaya ağır bir koku yayıldı" 14. hoşgörüyle karşılamaya olanak olmayan, çok büyük, önemli. "İşlediği ağır hatalar onu gözden düşürdü" 15. yoğun, kalın (duman, sis vb.). "Bolu’da ağır bir sis bizi karşıladı" 16. uyanılması güç, derin, yoğun, kalın (uyku). "Deprem insanları ağır uykularında yakalamıştı" 17. davranışları ölçülü, olgun (kimse). "Gençti ama ağır biriydi" 18. hoş olmayan, çirkin, kaba, bayağı (sövgü, şaka). "Ağır küfürlerle bağırışıyorlardı" 19. hiç acele etmeden, yavaş bir biçimde. "Çocuklar ağır ağır yürüyorlardı" 20. yavaş yavaş. "Artık ağır ağır yola düşmeli" 21. belirteç düzgün olmayarak ve pek yavaş olarak. "Eh işte, ağır aksak yaşayıp gidiyoruz" 22. ad MÜZİK TERİMİ alaturka müzikte bir usul. 23. ağırlıkça fazla gelmek, daha ağır olmak. "Kefenin o yanı ağır bastı" 24. ötekilerden daha etkili bir güç kullanarak istediğini yaptırmak. "Adam ağır bastı, iş onda kaldı" 25. (bir şeyin) etkisi üstün gelmek. "Yazarlığı ağır bastı, ressamlığı bıraktı" 26. (bir şey) gücüne gitmek, onuruna dokunmak. "Söylenenler ağır gelirse susmazdı" 27. (bir iş, bir şey) gücünün çok üstünde olmak, güç gelmek, zor gözükmek. "Adama iş ağır geldi, bıraktı" 28. ARGO (genellikle buyruk biçimi kullanılır) soğukkanlı davranmak. "Ağır gel babalık, karşında hıyar yok" 29. nem oranı yüksek, kirli ve insanı bunaltan hava. 30. MÜZİK TERİMİ ağır tempolu ezgisi olan oyun havası. 31. kalın kafalı kimse konuyu hemen kavrayamaz. 32. tembel kişinin elinden iş geç çıkar. 33. ölçülü kimse hemen öfkelenmez. 34. içinden çıkılması ya da altından kalkılması, yapılması, başarılması güç iş, güç sorun. "Bu ağır lokmayı yutabilecek bir babayiğit aranıyor" 35. her bakımdan çetin (kişi). "Adam ağır lokma, ne yapacaklar bakalım" 36. soğukkanlılığını yitirme, sabırlı davran, ağırbaşlılığı elden bırakma. "Sen ağır ol, o ne derse desin" 37. hiç acele etme, yavaşla, yavaş ol. "Ağır ol usta, gelen var"(Konusu: , Kökeni: )
Ağır Ağır:
(be.) 1- Hiç acele etmeden, yavaş bir biçimde. "Çocuklar ağır ağır yürüyorlardı" 2- Yavaş yavaş. "Artık ağır ağır yola düşmeli" NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Ağır Ceza Mahkemesi:
(the high criminal court) Bir başkan ve iki üyeden oluşan, asliye ceza mahkemelerinin bir dalı olan mahkeme. İl merkezlerinde ve bazı ilçelerde kurulur.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Ağır Gelmek:
Soğukkanlı davranmak. (özellikle emir biçiminde kullanılır) Örn:: Ağır gel molla yoksa getirirler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağır Hata:
(Sutopu Ter.) Hata yapan oyuncunun gol olana dek veya 20 saniye oyun dışında kaldığı hata türü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )