Haydi Öğrenelim!
Ornitorenk:
Avustralya’da yaşayan yumurtlayan memeli.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Ağır İhmal:
(gross negligence) Bir işi yaparken durum ve koşulların gerektirdiği asgari özenin gösterilmediği kusur.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Ağır İşçi:
1- Fahişe, para karşılığı cinsel ilişkide bulunan kimse. Örn:: Derviş Ağır işçi olmuş düpedüz. Surata bak. (Haldun Taner Keşanlı Ali Destanı) 2- Jigolo.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağır Kusur:
(gross fault) Bir işi yaparken dikkati az olan kişinin bile yapamayacağı şekilde hatalı davranma.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Ağır Nokta:
Üçten fazla pul tarafından işgal edilmiş olan herhangi bir nokta. (Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
ağır parti:
tarafların iki saat civarında zaman aldıkları oyun tarzı.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )
Ağır Sıklet:
(Boks Ter.) 81-91 kg. arasındaki boks sıkleti. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağır Sıklet:
(Güreş Ter.) Asgari sınırı belirli bir kilo olan en yüksek ağırlıktaki sporcular ve bu sporcuların kategorisi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağır yüklenmeler:
1 RM’nin % 80 üstü ile yapılan çalışmalardır.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Ağırlık:
İyi şarapların dil üzerinde bıraktıkları kalıcı his.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Ağırlık:
(Alm. Gegengewicht - Fr. ploms, pain - İng. chain, weight, braceweight) 1- Çatıyı gergin tutmada kullanılan ağırlık. 2- Sahnede bir şeyi gergin tutmak için kullanılan ağırlık gereci. 3- Tiyatro konuşmasında ünsüz harflerin ortaya çıkmasıyla organların tembelliğinden doğan durum.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ağırlık:
ad 1. tartıda ağır çekme, ağır olma durumu. \"Ağırlığı tartarak anlarız\" 2. ASKERLİK TERİMİ bir askeri birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükü. \"Birlik, ağırlığının yarısını atmak zorunda kaldı\" 3. eşya, yük. \"Bu kamyon bütün bu ağırlığı taşımaz\" 4. iç karartıcı, bunaltıcı, sıkıntı verici durum. \"Odaya çöken havanın ağırlığı duyumsanıyordu\" 5. sıkıntı. \"Yüreğindeki ağırlıkla sokağa attı kendini\" 6. HALK AĞZINDAN güveyin kız tarafına, çeyiz düzülmesi için önceden verdiği para. Benzer: kalın 7. isteksizlik, durgunluk, uyuşukluk ve gevşeklik durumu. \"Kimi zaman insanın üstüne bir ağırlıktır çöker\" 8. baskı, etki. \"Yıllar geçti, o söylediklerinin ağırlığı hâlâ üzerimde\" 9. ağırbaşlıya yakışır davranış, ağırbaşlılık. \"Ondaki ağırlık kimsede yoktur\" 10. ağır basma durumu. \"Adamın ağırlığı ortada, işi o alacaktır\" 11. önem. \"İşin ağırlığını hiç gözden uzak tutmayalım\" 12. sorum, sorumluluk. \"Durumun bütün ağırlığını ben üstleniyorum\" 13. iki kefesi bulunan terazilerde, tartma işi yapılırken kefeye konulan nesne. 14. balıkçılıkta olta ya da ağ kurşunu. 15. FİZİK TERİMİ bir cismin molekülleri üzerinde yerçekimi etkisinin oluşturduğu bileşke. 16. HALK AĞZINDAN küpe, bilezik, kolye gibi kadın süs eşyası. \"Bütün ağırlığını takıp takıştırıp sokağa çıktı\" 17. FİZİK TERİMİ bir cismin üzerindeki bütün noktalara ayrı ayrı etkide bulunan yerçekimi güçlerinden oluşmuş tek güç durumundaki bileşkenin uygulama noktası. 18. MEC. bir konunun, bir sorunun, bir işin en önemli noktası.(Konusu: , Kökeni: )
Ağırlık Merkezi:
(Atletizm Ter.) Tüm vücut ağırlığının dengelendiği nokta. Sabit yerçekiminde vücut ağırlığının vücudun iç merkezine uyguladığı baskının dengeli olması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağırlıklı Isınma:
(Halter Ter.) Fazla ağırlık kaldırmadan önce daha hafif ağırlıklarla kaldırışlara hazırlanma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Ağız:
(Alm. dialekt - Fr. dialecte - İng. dialect) Yöresel konuşma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ağız:
ağız1 ad 1. yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk. 2. bu boşluğun alt ve üst dudaktan oluşan bölümü. \"Çocuğun küçücük bir ağzı vardı\" 3. mağara, kuyu gibi yerlerin giriş çıkışa yarayan açık kısmı. \"Bacanın ağzına filitre taktılar\" 4. içi boş şeylerin, kapların açık yanı. \"Varilin ağzı dardı\" 5. bir akarsuyun denize ya da göle döküldüğü yer. \"Irmağın ağzında balık avlıyorlardı\" 6. yol kavşağı. \"Köylü, yolun ağzında durmuş, otobüs bekliyordu\" 7. körfez, koy, liman gibi yerlerin açık yanı. \"Limanın ağzı oldukça dardı\" 8. kesici, biçici vb. araçların bu işleri yapan yanları. \"Makasın ağzı kesmez olmuş\" 9. bir anadilin, konuşulduğu ülkenin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği. \"Bu sözcük Çukurova ağzında vardır\" Benzer: şive 10. gönülsüz, isteksiz olma nedeniyle birini oyalamak, yanıltmak vb. için birtakım dolambaçlı sözler söyleme özelliği. \"Bu ağızları biliyoruz, açık konuşun\" 11. kez. \"Bu ağız böyle olsun da, ilerde düzeltiriz\" 12. HALK AĞZINDAN olgunlaşan pamuk kozasını toplama işleminin her biri. \"Bu tarlanın ikinci ağzı da ilki gibi olacak\" 13. MEC. konuşma biçimi. \"Bu kabadayı ağızlarıyla beni mi korkutacaksın?\" 14. (hasta) çok ağırlaşarak bir şey söyleyemez olmak. 15. susup durmak, hiçbir soruya yanıt vermemek. \"Onca üsteledik, ağız dil vermedi\" 16. ağzın alabileceği kadar. 17. birbiri ardınca sıralanan, bol ve ağır (küfür). \"Sarhoş, düşerken ağız dolusu sövüp sayıyordu\" 18. yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi konuşmak. 19. yüksekten atmak. \"Öyle ağız satmakla olsa herkes şah olur\" 20. tadını, lezzetini duyumsayarak. \"Şu yemeği ağız tadıyla bir yiyelim de..\" 21. rahatlık, dirlik düzenlik içinde, içine sine sine, huzurla. \"Yeni bir ev almışsınız, ağız tadıyla oturun\" 22. soğuktan çenesi titreyerek dişleri birbirine vurmak. \"Sokaktan geldiğinde ağız tamburası çalıyordu, şimdi düzeldi\" 23. birini sözle oyalamaya ya da avutmaya çalışmak. \"Sabahtan beri bana ağız tamburası çalıyorsun, konuya gel\" 24. aptal, bön, budala, salak, alık. 25. belirteç hayran hayran, büyülenmiş gibi. \"Küçükken annemin anlattığı masalları ağzı açık dinlerdim\" 26. ➽ağzıaçık. 27. hep yükseklerden dem vuran (kimse). 28. olup bitenden habersiz, şaşkın, alık (kimse). 29. sır saklamasını bilen, sır saklayan. 30. konuşamaz, açıklayamaz bir duruma getirilen (kimse). \"Onun ağzı kilitlidir, korkmayın\" 31. çok aç olmak, hiçbir şey yememiş olmak. \"Sabahtan beri ağzıma bir şey koymadım\" 32. hiçbir şey yememek. \"Çocuk iki gündür ağzına bir şey koymadı\" 33. çok ağır ve kırıcı konuşmak. \"Çok öfkeliydi, ağzına geleni söyledi\" 34. düşünmeden konuşmak. \"Hemen ağzına geleni söylemekle iyi etmedin\" 35. (birinin) söylemesini önlemek, söyletmemek, susmasını sağlamak. \"Onun ağzına gem vurdular, korkmayın\" 36. susmak, söylememek. \"Ağzına gem vurmuş, bir şey öğrenemedik\" 37. söylemesi beklenilen şeyi söylemekte nazlı davranmak. \"Haydi anlatsan a, ağzına kira mı istiyorsun yoksa?\" 38. çok az konuşur olmak. \"Susup durma öyle, ağzına kira mı istiyorsun?\" 39. (birini) çok kötü bir duruma sokmak. \"Öyle bir iş yaptın ki adamın ağzına sıçtın\" 40. (bir şeyi, bir işi) işe yaramaz bir duruma getirmek, bozmak. \"Arabanın ağzına sıçmak için elinden geleni yapmışsın\" 41. ondan dinleyerek, duyarak. \"Olayı onun ağzından anlattım size\" 42. o söylemiş gibi, onun adına. \"Kızın ağzından birkaç mektup yazdık oğlana, yuttu\" 43. sonunda asıl amacına gelmek, onu söylemek. \"Evirdi çevirdi, derken ağzından baklayı çıkardı\" 44. sabrı tükenip o zamana değin açıklamadığı bir şeyi söylemek. \"Sıkıştırılınca ağzından baklayı çıkardı\" 45. hiçbir şey söylemeden öylece durmak, sessizce durmak, hiç konuşmamak. 46. konuşması gerekirken susup durmak, bir tek söz bile söylememek. \"Söylenen o kadar ağır sözleri öylece dinlemiş, ağzından çıt çıkmamıştı\" 47. bir sözü doğru dürüst söyleyememek. \"Bir görsen, sözler ağzından dökülüyordu\" 48. açık açık söylemekten çekindiği şey konuşmasından anlaşılmak. \"Sonunda ağzından döküldü, para istiyormuş\" 49. konuşmaya başlamak. \"Ağzını açtı mı susmak bilmez\" 50. onur kırıcı, ağır sözler söylemeye başlamak. \"Ağzını açtı mı söylemediği kalmaz\" 51. aptal aptal bakınmak. \"Öyle ağzını açıp durma, bir şey yap\" 52. (birini) çıkar sağlayarak susturmak, konuşmasını, açıklama yapmasını önlemek. \"Adamın ağzını kapamak için birkaç kuruş verdiler\" 53. konuşmamayı, susmayı yeğlemek. \"Adam ağzını kapamakta direniyor\" 54. söyleşiye katılmamak. \"Ağzını kiraya verdin galiba, bir şeyler söylesene\" 55. kendini de yakından ilgilendiren bir konuda düşündüklerini söylememek. \"Böyle ağzını kiraya vermek olmaz, biraz da sen konuş\" 56. yerli yersiz konuşmamak, gevezelik etmemek. \"O ağzını tutmak bilmezin biridir, zamanımızı alır\" 57. onur kırıcı, kötü söz söylememek. \"Ağzını tutmak için çaba harcadı ama sonunda patladı\" 58. söylediklerini beğeniyle, hayranlıkla dinlemek. \"O ne öyle, oğlanın ağzının içine bakmaktan kurtul da sen de bir şeyler söyle\" 59. (o kimse) belli bir konuda ne derse ona uymak ve onu uygulamak. \"Karısının ağzının içine bakar o, onun için çok bir şey beklemeyin\" 60. akıcı, iyi ve güzel konuştuğu için kendini beğeniyle dinletmek. \"İnsanı ağzının içine baktırır, öyle bir konuşmacıdır o\" 61. başka kimseleri, verdiği güvenle, kendi sözleri doğrultusunda iş yapmaya inandırmış olmak. \"Ağzının içine baktırır, o ne derse o olur\" 62. bir şey, birinin becerebileceği, uğraşabileceği işlerden olmamak. \"Ticaret onun ağzının kaşığı değildir\" 63. bir şey, birinin sözünü edemeyeceği bir değerde olmak. \"Dostluk onun ağzının kaşığı değildir\" 64. gevezeliği kesmek. \"Ağzının kaytanını çek de konuşalım adamım\" 65. kötü konuşmayı bırakmak. \"Sabahtan beri ağzının kaytanını çekmedi\" 66. kötümser sözler etmeyi kesmek. \"Ağzının kaytanını çek de iyisini düşünelim\" 67. (bir şey) ağzı açılmamış olarak, hiç eksiksiz, olduğu gibi. \"Çantayı ağzının mührü ile teslim ettim\" 68. oruçlu ağzıyla, oruçlu olarak. \"Şurada ağzımın mührü ile konuştum, yalan neyime\" 69. hoşa giden, keyif verici şeyler seçmekte usta olmak. 70. güzel, lezzetli yiyeceklerden anlamak ve onları seçmek. \"Buranın yemekleri gerçekten güzel, ağzının tadını biliyorsun\"(Konusu: , Kökeni: )
ağız:
ad yeni doğurmuş memelilerin doğum yaptıktan sonraki ilk sütü.(Konusu: , Kökeni: )
ağız kuruluğu:
Ağız kuruluğu, tükürük bezlerinin ağız içini ıslak tutmak için yeterli tükürük üretemediği bir durumu ifade etmektedir. Tükürük, bakteriler tarafından üretilen asitleri etkisiz hale getirerek, bakteri üremesini sınırlar ve diş çürümesini önlemeye yardımcı olur.(Konusu: , Kökeni: )
Ağızda Kalıcılık:
Bir yudum şarabın ağızda bıraktığı önce yoğun, zamanla yavaş yavaş azalan aroma etkinliği. Buna tadımda "ağızda uzunluk" (longeur en bouche) da denir.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Ağlaya Ağlaya:
(be.) Ağlayarak. "Kadın ağlaya ağlaya bunları anlatıyordu" NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Ağlütinasyon:
(fr.i.) (yaşb. agglutination) Bir hastalık geçirmiş veya bir hastalığa karşı aşılanmış olan bir canlının kanında bulunan maddenin, hastalığın mikroplarını küme durumuna getirmesi olayı. Eş anlamlısı: Kümeleşim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ağlütinin:
(fr.i. agglutinine) 1- Kandaki hastalık mikrobunu kümeleştiren madde. 2- Serumda meydana gelen ve pıhtılaşmaya sebep olan antikor.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ağrı:
Ağrı Tarihi; Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler'in güçlerini yitirmeleri üzerine, MÖ 1340 - MÖ 1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. I. Dünya Savaşı’ nda Ruslar tarafından işgal edilen bölge, 1921 yılında yapılan Kars Antlaşması ile Türkiye’ ye iade edilmiştir. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il olmuştur.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Ağrı:
Ağrı İlçeleri: 1-Merkez 2-Diyadin 3-Doğubeyazıt 4-Eleşkirt 5-Hamur (01.04.1958) 6-Patnos (04.01.1936) 7-Taşlıçay (01.06.1954) 8-Tutak.(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Ağrı:
Ağrı; Kuzeyden Kars ve Iğdır, Batıdan Erzurum ve Muş, Güneyden Bitlis ve Van, Doğudan İran sınırı ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Ağrı:
Nesiyle Meşhur: Karakovan Balı, Kilim, Kazak, Keçe ve Çorap gibi El Sanatları, Diyadin Kaplıcaları, meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Ağrı:
Ağrı'da Gezilecek Yerler: İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Meteor Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Meya (Günbuldu) Mağaraları, Eski Beyazıt Camii, Ahmedi Hani Türbesi, Diyadin Kaplıcaları, Eleşkirt Toprakkale ve Pirabat Höyükleri, Aladağlar ve Sinek Yaylaları, Nuh'un Gemisi, Eleşkirt Güneykaya Kayak Merkezi, Hamur Kümbeti, Avnik Kalesi, Doğubayazıt Kalesi, Urartu Kalesi, Şosik Kalesi, Diyadin Kalesi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Ağrı:
Genel Bakış: Doğu Anadolu Bölgesi‘nde yer alır. • Tarihte birden fazla isim değişikliği yaşamıştır. Karakilise, Ararat, Karaköse ve son olarak Ağrı Dağı’ndan esinlenilerek Ağrı ismi verilmiştir. • Anadolu'nun İran'la bağlantısını sağlayan yolun üzerinde bulunur. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
ağrı:
ad 1. hastalık, yaralanma gibi nedenlerle bedenin herhangi bir yerinde duyumsanan sürekli ve yeğin acı. \"Bu ağrı dayanılmazlaştı\" 2. MEC. kaygı, tasa, dert. \"Şu içimdeki ağrıyı bir dile getirebilsem, dağlar ağlar\" 3. (gebe kadın) doğum sancıları başlamak. \"Gelinin ağrısı tuttu, ebe çağırın\" 4. (hasta bir organ) ağrımaya başlamak. \"Yine dişimin ağrısı tuttu\"(Konusu: , Kökeni: )
Ağrı Dağı:
Ağrı Dağı (Ermenice: Արարատ, Ararat ya da Մասիս, Masis; Kürtçe: Çiyayê Agirî; Selçuklular döneminde: Eğri Dağ), 5.137 metrelik rakımıyla, Türkiye'nin en yüksek dağıdır. Ağrı Dağı, Türkiye'nin doğu ucunda, İran'ın 16 km batısında ve Ermenistan'ın 32 km güneyindedir. Dağın %65'lik bir kesimi Iğdır ilinde, kalan %35'lik kesimi ise Ağrı ili sınırları içerisindedir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Ağrı Dağı Efsanesi:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Yaşar KEMAL Kitabın Konusu: Roman Ağrı Dağı'nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaptıklarını anlatır. Kitabın Ana Fikri: hiçbir zaman doğru yoldan vazgeçmemenin ve hakkına razı olup haksız rekabete baş vurmamanın gerektiği. Karakterler: Mahmut Han, Sofi.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Ağrı Sızı:
Ağrı. "İki gündür ağrı sızı çekiyorum" NOT: Eş Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Resmi Tam Adı: Ağrotur ve Dikelye İngilizce: Akrotiri and Dhekelia Yunanca: Akrotiri kai Dekeleia(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda, Orta Doğu bölgesinde yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Birleşik Krallık'a (Büyük Britanya) bağlı Denizaşırı Toprakları. Kıbrıs adasında iki askeri üs.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Yönetim Şekli: Birleşik Krallığa (Büyük Britanya) bağlı Denizaşırı Topraklar.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
İdari Yapısı: 2 Askeri Üs: Batı Üs Bölgesi olarak da bilinen Limasol yakınlarındaki ve Episkopi Cantonment'ı içeren Ağrotur ile Ayios Nikolaos İstasyonu'nu içeren ve Doğu Üs Bölgesi olarak bilinen Dikelya.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Başkenti: Episkopi (ing: Episcope) Britanya askerî üslerinin merkezidir.(Konusu: Ülke Başkenti, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Komşuları: Üsler Batı Üs Bölgesi olarak da bilinen, Limasol yakınlarındaki ve Episkopi Cantonment'ı içeren Ağrotur ile Ayios Nikolaos İstasyonu'nu içeren ve Doğu Üs Bölgesi olarak bilinen Dikelya olmak üzere ikiye ayrılmıştır.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Resmi Dili: İngilizce, Yunanca(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Para Birimi: Euro veya Avro Para Birimi Kodu: EUR(Konusu: Ülke Para Birimi, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Plaka Kod: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Tel. Kodu: +357 Bölgeler 3/4 – Avrupa Kıtası numaralandırma Plan Alanı içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Dini: bilgisi bulunamadı Mezhebi: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Ağrotur ve Dikelya Bayrağı: Mavi zemin üstünde beyaz bir çarpı ve artı onların üstünde de kırmızı bir çarpı ve artı bulunmaktadır.(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Milli Marşı: "God Save the Queen" (Tanrı Kraliçeyi korusun) veya "God Save the King" (Tanrı Kralı Korusun) Ağrotur ve Dikelya milli marşı. Bestesinin kime ait olduğu bilinmemekle birlikte John Bull, Henry Carey, Henry Purcell ve Joseph Haydn'a ait olduğu iddiaları ortaya atılmıştır. Bestecisi Thomas Augustine Arn'dir. 1745 yılından beri bu marş ulusal marş olarak kullanılmaktadır.(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )
Ağrotur ve Dikelya:
Genel Bkş: Dikelya İzmir'in Dikili ilçesinin eski adı. •(Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )
Ağustos:
(lat.i. Yun. águstos < Lat. augustus) Yılın sekizinci ayı. Temmuz ile Eylül ayları arasında yer alan aydır. 31 gün sürer. Bu ayda ölen Roma imparatoru Augustus’un adından almıştır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Ağustosböceği:
(lat. b.i. Cicada plebeja) (hayb.) Eşkanatlılar takımının ağustos böceğigiller familyasından, yapraklarla ve bilhassa söğüt sürgünlerinin öz suyu ile beslenen, erkeği yaz aylarında karnının altında bulunan özel bir organdan kesik kesik ve tekdüze ses çıkaran bir böcek. Eş anlamlısı: Orakböceği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Ağzı Aşağı:
(esk.) Dişilik organı, vulva. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağzı Burnu Çarşamba Pazarına Dönmek:
(bkz:: Çarşamba Pazarı) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağzı Paça Olmak:
(d.) 1- Sevinmiş, keyifli olmak. Örn:: Sırıtan Seringele çıkıştı: - Bugün gene ağzın paça olmuş karanfil tohumu. (Kemal Tahir Esir Şehrin Mahpusu) 2- Cinsel duyguları uyanıp zevk duymak. (bkz:: Ağzını Paça Etmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağzına Sıçmak:
(Bir şeyi) Bozmak, berbat etmek. (Birini) Kötü duruma sokmak. Örn:: Ne aşkı ulan Salak mıyım ben? Zeki sıçtı ağzıma. (İrfan Yalçın Pansiyon Huzur)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağzını Poyraza Açmak:
(d. t. ağız, yun. (boreas) kuzey yeli, t.f.) 1- Boşuna beklemek, boşuna bekleyip İstediğini elde edememek. 2- Züğürt düşmek, parasal gücü ve beklentisi kalmamak. Örn:: 220 kırmızı (altın) lirayı Hamdiye verdi bir parasız kalıp ağzını poyraza açtı. (Sermet Muhtar Alus İstanbul Kazan Ben Kepçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ağzının Kaytanını Çekmek:
1- Kötümser sözler etmeyi kesmek. 2- Kötü konuşmayı bırakmak. 3- Gevezeliği kesmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu:
Kitabın Türü: Deneme Kitabın Yazarı: Salah BİRSEL Kitabın Konusu: Eski Beyoğlu ve Beyoğlu insanının yaşantısını anlatan bir kitaptır. Kitabın Ana Fikri: Kitapta Beyoğlu ve Beyoğlu çevresi işlenmiştir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Ahad:
(a.i. erk.) 1- Bir, kişi, kimse. 2- Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3- Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey. (Umur bey donanmasından)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
ahad:
1- Bir, tek, yalnız. 2- İsimlerinde, sıfatlarında, yaratmasında ve emretmesinde tek ve eşsiz olması anlamında, Allah’ın sıfatlarından biri. Örn:: “De ki Allah ahaddır. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Onun eşi, benzeri ve dengi yoktur.” (Kur’an-ı Kerim İhlas suresi 112/1-4 ncü Ayet) Allah’ın bir ve tek olması herhangi bir sayı dizisinin ilk basamağı anlamında matematiksel birlik değildir. Benzeri ve dengi bulunmaması anlamındadır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahad haber:
1- Bir kişinin naklettiği haber, hadis; haberivahid. 2- Mütevatir olmayan haber. Ahad haber, İslam’ın ilk dönemlerinde Hz. Peygamber’e ulaşıncaya kadar isnadının her tabakasında bir kişi tarafından nakledilen haberlere denilmiştir. Sonraki dönemlerde her tabakada bir veya birçok kişi tarafından nakledilen; ancak mütevatir haberde aranan “her dönemde çok sayıda ravi tarafından nakledilme” şartını taşımayan haberlere ahad haber denilmiştir. Ahad haber, İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre kesin bilgi ifade etmez.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahadis:
Hadisler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahadiyet:
1- Allah’ın birliği, vahdaniyet. 2- Allah’ın zatında, sıfatlarında, yaratmasında ve emretmesinde bir ve tek olması; Allah’ın eşinin, benzerinin ve ortağının olmaması durumu. 3- Allah’ın yaratmasındaki denge, düzen ve mükemmelliğin yaratmış olduğu bütün varlıklarda gözükmesi, tecellisi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahali Cumhuriyet Fırkası:
Kısa Adı: Genel Merkezi: Adana Kuruluş Tarihi: 29.09.1930 Genel Başkanı: Abdülkadir Kemali Öğütçü Sona Eriş Tarihi: 21.11.1931 Sona Eriş Nedeni: Bakanlar Kurulu kararı ile kapatıldı. Siyasi Pozisyonu: Merkez Sol İdeoloji: * NOT: Tek Partili Dönemde Kurulan ve Kapanan Siyasî Parti. (1923 – 1945)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Ahavi:
(a.i. erk.) 1- Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahbar:
(erm.i. (yeğpayr) erkek kardeş) Bir erkeğe hitap ederken kardeşim anlamında kullanılır. Örn:: Ciğer yandı kebap oldu yetiş ahbar bir içim suud (anonim ermeni ağzı semai). Ermeni-E ahbar bir tane de benden iç bakalım. (Meddah Mazlum Bey Bir Sarhoşun Rakıya Tövbesi) 2- Bazı durumlarda da o erkeğin Ermeni olduğunu belirler. Örn:: Mİsak Boyacıyan kaç yıllıktır? Vefadakilerle yarışa çıkardı ahbar. (Sermet Muhtar Alus İstanbul Kazan Ben Kepçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
ahbar:
1- Haberler. 2- Âlimler, din büyükleri, üstün kimseler. Örn:: “Rabbanilerin ve ahbarın onları günah söz söylemekten, haram yemekten sakındırmaları gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/63 ncü Ayet) 3- Yahudiliği ve onun kutsal kitabı Tevrat’ı bilen, Yahudi dinini öğreten ve ortaya çıkan problemleri çözen din adamları, hahamlar. Örn:: “Yahudiler ve Hristiyanlar ahbarı, rahiplerini, bir de Meryem oğlu İsa’yı Allah’la beraber rableri olarak gördüler. Oysa tek tanrıdan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi.” (Kur’an-ı Kerim Tevbe suresi 9/31 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahbari:
(a.i. erk.) Haber veren, rivayet eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahbarik:
(erm.i.) Kardeşçiğim anlamında kullanılır. Örn:: Benim kime yağılığım var ahbarik? Deli yapma beni. (Y. Kenan Karacanlar Babıali Kaldırımlarında Bir Adam) (bkz:: Ahbar) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ahçik:
(erm.i.) 1- Yabancı kadın, kız, yabancı kadın turist. 2- Ermeni kızı. Örn:: Bahçelerde mor meni, Verem ettin sen beni, Ya sen İslam ol ahçik, Ya ben olam ermen. (anonim mani) (bkz:: Dacik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
ahd:
(bkz:: ahit) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahd-i Atik:
1- Eski sözleşme, anlaşma. 2- İsrailoğulları’na Hz. İsa’dan önceki peygamberler aracılığıyla indirilen kitaplara verilen isim. (Tevrat ve Mezmurlar) 3- Hristiyanlara göre, İncil’den önceki mukaddes kitaplar; Tora, Neviim ve Ketubim.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahd-i Cedit:
1- İncil. 2- Sonradan yazılan ve İncil adı verilen kitaplar ve ekleri. İsrailoğulları, Allah’ın kendileriyle yaptığı sözleşmeyi bozunca, Allah onlara yeni bir ahit vermiştir. Hristiyanlara göre bu yeni ahit Hz. İsa vasıtasıyla yapılmıştır. Bu son ahdin yazılı belgeleri kabul edilen metinlere de Ahd-i Cedit adı verilmiştir. Ancak bu ad, MS II. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahdi:
(a.i. erk.) Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi. (Bağdat 1593)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahenk:
(f.i. ka.) 1- Uygun, uyum düzen, armoni. 2- Renkler arasında uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3- Çalgılı eğlence-Saz takımınca icra edilen beste. 4- Kasıt, niyet.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Ahenk:
(bkz: Uyum)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
ahenk:
ad 1. ➽uyum. 2. MEC. anlaşma, uyuşma, iyi geçinme, uyum. \"Onunla ahengimiz iyiydi\" 3. MEC.•ESKİMİŞTİR sazlı sözlü eğlence. \"Komşudaki ahenk sabaha kadar sürdü\" 4. ESKİMİŞTİR sazlı sözlü eğlence düzenlemek. 5. ARGO konu dışı sözlerle bir durumu gizlemeye çalışmak. 6. ARGO anlamlı ya da doğru bir şey söylemeksizin durmadan konuşmak.(Konusu: , Kökeni: )
Ahenk Yapmak:
(d. fars. aheng, t.f.) 1- Doğru ya da anlamlı bir şey söylemeksizin sürekli konuşmak. 2- Bir durumu gizleme çabasıyla konu dışı şeyler söylemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ahenkli:
Sadece dengeli değil aynı zamanda kendilerini çok hoş bir şekilde ortaya koyan şaraplar için kullanılır.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )
Ahfa:
(a.i. erk. ka.erk.) Kalb, ruh, sır, hafi, ahfa şeklinde sıralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Ahfaz:
(a.i. erk.) 1- Belleği çok kuvvetli. 2- Kur'an'ı en iyi hıfzetmiş kişi. 3- Alçak gönüllü. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahfeş:
(a.i. erk.) 1- Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2- Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes'ade, Ali b. Süleyman.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahi:
(a.i. erk.) 1- Ahi ocağına mensup olan kimse. 2- Cömert, eliaçık. Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döneminde yaşamış ve Şirinu Perviz mesnevisini yazmıştır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
ahi:
1- Yiğit, cömert, civanmert. 2- Ahilik teşkilatı mensubu, zanaatkâr.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahid:
(a.i. erk.) 1- Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2- Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahilik:
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da kurulan ve gelişen dinî ve toplumsal yönü olan bir esnaf teşkilatı. Kurucusu Ahi Evran (ö. 1262, 1300 veya 1317)’dır. O, dericilerin piri ve otuz iki çeşit esnaf ve zanaatkâr grubunun lideri olarak tanınmaktadır. Aynı zamanda bir ilim ve fikir adamıdır. Ahilik teşkilatının temel yapısını, yiğitlik ve cömertlik başta olmak üzere tüm yüksek değerleri kendisinde toplamayı amaç edinen ve bu değerlerden taviz vermeyen zanaatkâr gençler oluşturur. Ahilik, temel ilkelerini İslam tasavvufundaki fütüvvet ahlakından aldığı için ahiliğe “Fütüvvet Teşkilatı” da denir. Örn:: “Selçuklular ve ilk Osmanlılar zamanında Ahilik din ile zanaatı birleştirmek suretiyle çok kuvvetli bir hareket hâline gelmişti.” (M. Kaplan)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Âhir:
(el-Âhir) “Bütün yaratılanlar öldükten sonra ahirette hesap vermek için kendisine döndürülecek olan, varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da olmayan mutlak varlık.” anlamında Allah’ın esmayı hüsnasından biri. Örn:: “Allah, Evvel’dir, Âhir’dir… O, her şeyi bilendir.” (Kur’an-ı Kerim Hadid suresi 57/3 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahir zaman:
1- Dünyanın sonu, kıyamet. 2- Kıyametin yaklaştığı ve alametlerinin belirginleştiği zaman. İslam inancına göre evrenin başlangıcı olduğu gibi sonu da vardır. Ancak bunun zamanını Allah’tan başka kimse bilemez. “Ahir zaman belirtilerinden bazıları şunlardır: İlmin kalkıp cahilliğin yerleşmesi, sarhoşluk verici şeylerin yaygınlaşması, zinanın artması…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahir zaman peygamberi:
Son peygamber Hz. Muhammed. Hz. Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecektir. Kıyamete kadar Allah yoluna yapılacak çağrı onun getirdiği dine olacaktır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahiret:
1- Dünya hayatını takip eden hayatın adı. Örn:: “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/201 nci Ayet) 2- Dünya hayatındaki amellerin "söz, davranış ve eylemlerin" sonuçlarının alınacağı ve değerlendirileceği zaman. Örn::“Müminler namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.” (Kur’an-ı Kerim Neml suresi 27/3 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahit:
1- Söz verme, ant, yemin. Örn:: “Vermiş olduğunuz ahitleri yerine getiriniz. Çünkü insan ahitlerinden sorumludur.” (Kur’an-ı Kerim İsra suresi 17/34 ncü Ayet) 2- Taahhüt, sözleşme, mukavele, misak. Örn:: “Ey insanoğlu! Ben sizden şeytana tapınmayın diye ahit almadım mı?” (Kur’anı Kerim Yasin suresi 36/60 ncı Ayet) 3- İnsanın başkasına verdiği güvence. Örn:: “Anlaşma yaptığınız zaman Allah’ın ahdini tam yerine getirin (verdiğiniz sözü tutun).” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/91 nci Ayet) 4- Bir şeyi her durumda koruyup gereğini yerine getirme. 5- Bir şeyin yerine getirilmesini emretme, talimat verme, anlaşma yapma. 6- İnsanın Allah’tan başka tanrı tanımayacağına dair Allah’a kesin söz vermesi, Allah’ın da bu konuda insandan kesin söz alması. Karşılıklı sözleşme, kalubela. Örn:: “Gerçek anlamda mümin olanlar ahitlerini ve emanetlerini (korumayı) gözetirler.” (Kur’an-ı Kerim Mearic suresi 70/32 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahitname:
1- Antlaşma belgesi, antlaşma, anlaşma, sözleşme, mukavele. 2- Yazılı emir ve talimat; bazı şahıs ve gruplara tanınan hak ve imtiyazları, yabancılarla yapılan anlaşma hükümlerini içeren belge. 3- Hz. Peygamber’in, halife ve hükümdarların emriyle çeşitli kademelerdeki yönetici ve memurlarla ilgili olarak düzenlenen tayin kararı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahkaf:
(a.i. erk.) 1- Kum fırtınası 2. Kur'an-ı Kerim'in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan'ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Ahkaf Suresi:
(a.i. سورة الأحقاف ) ahkaf suresi; adını 21. ayette geçen “ahkaf” kelimesinden almıştır. ahkâf, uzun ve yüksek kum yığınları demektir. bu surede ad kavmi'nin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf" denen kum tepeleri meydana getiriyordu. içinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre "ahkaf" adını almıştır. kur'an-ı kerim'de 46 ncı sure, 26 ncı cüz, 501 nci sayfadadır. 35 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 66 ncı sıradadır. casiye suresi'nden sonra zariyat suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Ahkaf suresi:
Kur’an-ı Kerim’in kırk altıncı suresidir. Mekke’de inmiştir. Otuz beş ayettir. Adını, yirmi birinci ayette geçen “rüzgârların oluşturduğu kum tepeleri” anlamındaki “ahkaf” kelimesinden almıştır. Surede, evrenin amaçsız olarak yaratılmadığı ele alınır. Allah’ın, evreni ortaksız olarak yarattığı, bundan dolayı Allah’a ortaklar koşmanın büyük bir günah olduğu belirtilir. Sonraki ayetlerde Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından gönderildiği ve insan tarafından benzerinin oluşturulmasının imkânsızlığı vurgulanır. Ahiret hayatına sık sık değinilir. Anne ve babanın, çocukları üzerindeki hakları ele alınır. İnkârcıların ahirette karşılaşacakları acı durumlar anlatılır. İnkârcı bir toplum olan Âd kavmi ve onların yok oluşu örnek olarak verilir. Sure, Allah’ın peygamberlerinin çağrılarını dinlemeyen ve toplumun kötülüklerine sabreden peygamberlerden örnekler vererek son bulur. Bu çerçevede Hz. Peygamber de sabırlı olmaya çağrılır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahkâm-ı Kur’an:
1- Kur’an-ı Kerim’in hükümleri. 2- İbadetler, insanlar arası ilişkiler, suç ve bu suçlara uygulanacak yaptırımlarla ilgili ayetlerin yorumunu konu alan bilim dalı. 3- Ahkâmı Kur’an alanında yazılan eserlerin ortak adı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahkâmışeriye:
1- Şeriat hükümleri, dinî kurallar. 2- Kur’an-ı Kerim ve hadislere dayanan hükümler, emir ve yasaklar. 3- Allah-insan, insan-insan, insan-hayvan, insan-eşya arasındaki münasebetleri düzenleyen Kur’an-ı Kerim ve sünnete ait hükümler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Ahla:
(a.i. ka.) Çok tatı. Pek şirin.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
ahlak:
1- Huylar, mizaçlar, karakterler, tabiatlar. 2- İnsanın yaratılışından gelen özellikleri ile insanların iyiliğini ve mutluluğunu hedef alan kuralların hayata geçirilmesi ile kazanılan iyi ve güzel davranışlar. Örn:: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Hadis) 3- İnsanın, iyi veya kötü olarak vasıflandırmaya yol açan manevi nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlarının bütünü. Örn:: “İnsanların en hayırlısı ahlakı güzel olandır.” (Hadis) 4- Ahlaki konularla ilgili bilim dalı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
ahlaki:
K KALIN OKUNUR sıfat ➽törel.(Konusu: , Kökeni: arapça)