Haydi Öğrenelim!
Zeynep Aksu:
Füsun Demiroğlu
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Alabanda:
(it.i. (alla banda) denizcilikte teknenin İç yanı) 1- Çok ilgi duyan, (kimse, kimseler) askıntı. Örn:: Kandilli alabandasının çoğunluğu da ingiliz erden oluşur. (Salah Birsel Boğaziçi Şıngır Mıngır). 2- Yakınlık. Yakınlık peydahlama. 3- Paylama azarlama. Örn:: Bir azar, bir tekdir, bir alabanda. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Muhabbet Tılsımı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alabanda:
(it.i. alla banda) (den.) 1- Gemi kaplamalarının teknenin iç kısmında kalan tarafı. 2- Geminin yan tarafındaki topların hep birden yaylım ateşine geçmesi, saparta [Alabanda ateş şeklinde de kullanılır]. 3- Gemi dümenini sağa veya sola doğru sonuna kadar çevirme. 4- (argo.) Şiddetli azarlama, paylama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alabanda Olmak:
(it.d. t.) 1- (Birisine) Düşkünlük göstermek. 2- Askıntı olmak. Örn:: Alabanda olurum Seni mutlak vururum. (Hilmi Tüner, Anam Babam Güzelim)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alabandayı Çekmek:
(it.d. t.) Fena halde azarlamak ağır biçimde paylamak. "Alabanda vermek" biçiminde de kullanılırdı. Örn:: Bir adama hışım ve gazabla kömürdenerek söz söylemek ve alabanda virmek. (Mehmed Salahi, Kamus-ı Osmani)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alabandayı Yemek:
(it.d. t.) Şiddetle azarlanmak ağır biçimde paylanmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alabarda:
(it.sf. alla barda'dan) (esk.) Savruk, başıbozuk avare.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alaburus Traşı:
sıf. (Fr. à la brosse “fırça tarzında”) Fırça gibi dik ve kısa kesilmiş (erkek saçı): Yetmiş yaşına rağmen kırmızı çehresi, alabros beyaz saçları, tertemiz kıyâfeti ile dimdik durur, yüksek sesle konuşurdu (Reşat N. Güntekin).(Konusu: , Kökeni: )
Alacan:
(t.i. erk.) (bkz:: Akan)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Aladağlar:
Aladağlar, Akdeniz bölgesinde, Kayseri-Niğde-Adana illeri arasında bulunan dağ sırası. Bitki örtüsü ve hayvan çeşitleri bakımından zengin bir çeşitliliğe sahiptir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Alafortanfoni:
(alev örten huniden b.i.) Adının söylenmesi zor karmaşık nesne anlamında alay yollu kullanılır. (Sözcüğün askerlikte topçu neferleri tarafından üretildiği söylenir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alafortanfonik:
(sf.) Alafortanfoni özelliği taşıyan şey. Örn:: Ananas suyuyla alafortanfonik Patagonyanın falanca ağacının meyvesinden yapılma içki. (Engin Ardıç, Zıbıklar Zıbıkçılar) (bkz:: Alafortanfoni)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alafranga:
(it.sf. alla franca) 1- Frenk tarzında, Avrupa usûlünde. Karşıtı; Alaturka. 2- Avrupa kültürünü, Avrupa yaşayışını benimsemiş (kimse). 3- (i.sıf.) (teşmil.) Batı mûsikîsi. 4- (mec.) Züppe.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafranga Saat:
Güneşin batışını 12 olarak kabul eden alaturka saat yerine 1910 yılından beri kullanılan bugünkü saat sistemi, vasatî saat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafranga Tuvalet:
(ita.i.) Üzerine oturularak kullanılan kapaklı tuvalet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafrangacı:
(it.i.) 1- Batı mûsikîsiyle uğraşan, alafranga söyleyen, çalan veya alafranga eser veren kimse. 2- Alafranga mûsikîyi seven, tercih eden kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafrangalaşmak:
it.geçişsiz f.) (< alafranga+laş-mak) Alafranga olmak, Avrupa kültürünü, Avrupa yaşayışını benimsemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafrangalık:
(it.i.) Alafranga olma, Frenklerin âdet, usûl ve düşüncelerini benimseme, taklit etme durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alafranganın Bebesi:
(it.d. alla-franca, fr. b6bö, t.e.) 1- Muhallebi çocuğu narin, nazik kimse. 2- Bilgisiz deneyimsiz toy. Örn:: Ulan sen bizi ne sandın? Yüreğimizin nasıl pek olduğunu bilebilir misin alafranganın bebesi? (Adnan Veli, Mapusane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alagarson:
(fr.sf. à la garçon) Oğlan saçı biçiminde kesilmiş. (kadın saçı) 1918’den sonra moda olmuştur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alagün:
(t.i. ka.) Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Alak Suresi:
(a.i. سورة العلق “yapışmak”tan veya “yapışkan şey”den) alak suresi; insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. bu sûreye "ikra suresi'de denir. kur'an-ı kerim'de 96 ncı sure, 30 ncu cüz, 597 nci sayfadadır. 19 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 1 nci sıradadır. kalem suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. ilk 5 âyeti, kur'an'ın ilk inen âyetleridir. bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba (bkz:: azap) düçar olacağı anlatılır.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Alak suresi:
Kur’an-ı Kerim’in doksan altıncı suresidir. Mekke’de inmiştir. On dokuz ayettir. Adını ikinci ayette geçen ve “yumurta hücresi, embriyo” anlamına gelen “alak” sözcüğünden almıştır. İlk beş ayeti Hz. Peygamber’e ilk gelen ayetlerdir. Sureye, peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’e ilk vahyin inişi, inen vahiyleri Hz. Peygamber’in Allah’ın adıyla okuyup duyurmasının önemi anlatılarak başlanır. Surede, insanın mala olan aşırı tutkusu nedeniyle taşkınlık yapması ve Allah’ın emirlerine karşı çıkmasının yanlışlığı anlatılır. Allah’ın, inkârcıları gözetlediği ve dinini yaşayan insanlara baskı yapmaktan vazgeçmezlerse ahirette bu kötü kişilerin cehenneme atılacağı hatırlatılır. Hz. Muhammed’e, bu inkârcı insanlara boyun eğmemesi emredilir. Hz. Peygamber ve müminlerin yalnızca Allah’a ibadet etmelerini bildiren ayetle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
alakalı:
sıfat bağlantısı olan, ilgili.(Konusu: , Kökeni: ar+t)
Alakart:
(fr.zf. à la carte) 1- Bir aşevinde, lokantada yemek listesinden isteğe göre ısmarlanan ve parası ayrı ayrı hesaplanan (yemek). 2- (be.) Yemek listesinden yemek seçerek. Karşıtı; Tabldot(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alakaya Çay Demlemek:
(d. a. çin. ça, fars efem, t.e.) Özellikle tutarsız konuyla ilgisiz sözlerle alay etmek için kullanılır. Örn:: Alakaya çay demle Biz sarı kızdan laflıyoruz bu keriz anasının kızını anlatıyor.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alakok:
(fr.sf. à la coque) 1- Kaynar suda kabuğuyla az haşlanmış, sarısı katılaşmamış durumda olan (yumurta). 2- (arg) Deneyimsiz, toy, genç (kimse). Eş anlamlısı: Rafadan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alaktik Güç:
(Biy.Sp.Ter.) Egzersiz başlangıcında kas hücresi içindeki ATP-CP’nin kasılma sırasında ürettiği enerji ile yapılan iş gücü.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alaman:
(fr.i. allemand) (esk.) 1- Kağıt 10 liralık. 2- Alman markı Deutsche Mark. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alamana:
(kbd.i.) (den.) 1- Balık avlamak veya yük taşımakta kullanılan, balık avlarken sâdece kürekle idâre edilen, biraz daha yüksek olan baş tarafı kabartmalarla, yaldızlı nakışlarla süslü, burnu kalın bir hilâl şeklinde, içe doğru kıvrık dümenli büyük kayık, gırgır. 2- Bu kayıklarda kullanılan, uzunluğu 200 – 250 kulaç, eni 7,5 – 25 kulaç arasında değişen büyük balık ağı. 3- Böyle bir ağla balık avlama (usûlü)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Alamanacı:
(kbd.i.) Alamana usûlüyle balık avlayan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Alamancı:
(i.) Almanya'da çalışmakta, yaşamakta olan Türk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alamet:
(a.i. ka.) 1- İşaret, iz, nişan. 2. Remiz, sembol. 3- Belirti, emare. 4- Çok iri, şaşılacak büyüklükte. (mec.)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
alamet:
1- Belirti, işaret, iz, nişan, damga, sembol. Örn:: “Ve daha nice alametler: (söz gelimi) yıldızlar (ki, onlar)la da insanlar yollarını bulmaktadırlar.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/16 ncı Ayet) 2- Kıyamet kopmadan önce ortaya çıkacak olan olaylar, kıyametin yaklaştığını gösteren belirtiler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Alaminüt:
(fr.sf. à la minute) Beklemeye gerek kalmadan hemen hazırlanıveren. Çabucak, çarçabuk, ayaküstü, hemen, şipşak, anında, hemen o anda, dakikasında.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alamit:
(kbd.i.) (ha.) Pamuk ipliği için kullanılan el çıkrığı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Alamod:
(fr.sf.) Günün tarzına, modasına uygun.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alan:
(Alm. Arena - Fr. Arena - İng. arena) 1- Eski Roma açıkhava gösterisine özgü geniş yer. (elips biçimi). 2- Seyirciler ortasında bir oyun yeri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Alan:
(gnl.ter.) Üzerinde sportif müsabaka yapılan saha. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
alan:
ad 1. kentlerde genellikle anıtların, tarihsel yapıtların çevresinde ya da yakınında ayrılmış, toplantılar da yapılabilen açık, düz ve geniş yer. \"Bayramı kutlamak için insanlar kentin alanlarında toplanmıştı\" Benzer: meydan saha 2. orman içindeki ağaçsız ve düz açıklık, orman içindeki çıplak düzlük. Benzer: kayran 3. MEC. bilim, sanat ve benzeri bir uğraşta konu ya da çalışma çevresi. \"Hekimliğin hangi alanında çalışıyorsunuz?\" 4. FİZİK TERİMİ içinde birtakım güç çizgilerinin yayılmış bulunduğu kabul edilen uzay parçası. \"Manyetik alandan geçen cisimler etkilenir\" 5. bir yerin yüzölçümü. \"Odanın alanını ölçelim\" 6. SİNEMA TERİMİ bir alıcı6 merceğinin seçik bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve enin tümü. 7. SPOR TERİMİ takımlar arasında karşılaşmaların yapıldığı, belirli ölçülere göre düzenlenmiş yer. Benzer: saha (Konusu: , Kökeni: )
Alan Cimnastiği:
(Cimnastik Ter.) Açık havada yapılan jimnastik alıştırmaları.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alan Mathison Turing:
Alan Mathison Turing (1912–1954) İngiliz Matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog. Çalışmaları arasında bir hayli popüler olan kendi adıyla ortaya koyduğu hesaplama sistemidir. Turing Makinesi karmaşık olarak tanımlanan tüm matematiksel hesapların belirli bir sistemde çözülmesini sağlayan hesap makinesidir.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Alan Okçuluğu:
(Okçuluk Ter.) Belli bir alan üzerinde çeşitli yönlerdeki türlü büyüklüğü olan dört hedefe ok atmaya dayalı bireysel okçuluk çeşidi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alan Savunması:
(Basketbol Ter.) Rakip oyunculardan ziyade üç sayı çizgisi içi ve çevresini parselleyerek savunma yapma biçimi. (Zone) Defans. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alan savunması:
(Futbol Ter.) Bir takımın kendi yarı alanını savunma oyuncularıyla parsellemesine dayanan müdafaa biçimi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alan Savunması:
(Voleybol Ter.) Arka hatta yer alan oyuncuların oyun alanı çizgileri içinde parselleyerek yer paylaşımı yaptığı savunma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alan Tiyatrosu:
(Alm. Arenatheater - İt. Teatro di arena - İng. arena theatre) Açık alanda kurulan tiyatro.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Alan Turu:
(Okçuluk Ter.) Bölümünde 56 atış olan iki bölümlü, her bölümde atılan ok sayısının ve mesafenin değiştiği alan okçuluğu turu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Alanalp:
(t.i. erk.) Ülke alan, fetheden, fatih.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Alanay:
(t.i. erk.) (bkz:: Alanalp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Aland:
Resmi Tam Adı: Aland Adaları İsveççe: Landskapet Åland Fince: Ahvenanmaan maakunta(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Aland:
Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda, Botni Körfezi girişinde, Aland Denizi'nin doğusunda, İsveç kıyılarının 25 mil açığında yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Aland:
Finlandiya'da Ahvenanmaa Özerk Bölgesi'ni (maakunta) oluşturan takımadalar.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Aland:
Yönetim Şekli: Finlandiya'ya bağlı (Otonom) Özerk bölge.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Aland:
İdari Yapısı: 1 Şehir, 15 Belediye: 1- Mariehamn (şehir) 2- Eckerö 3- Finström 4- Föglö 5- Geta 6- Hammarland 7- Jomala 8- Kumlinge 9- Kökar 10- Lemland 11- Lumparland 12- Brändö 13- Saltvik 14- Sottunga 15- Sund 16- Vårdö(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Aland:
Komşuları: Batı ve Kuzeyden İsveç, Doğudan Finlandiya ile komşudur.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Aland:
Resmi Dili: İsveççe(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )
Aland:
Plaka Kod: AX (2002 yılından beri) SF Finlandiya'nın bir bölgesi. FIN resmi koddur.(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )
Aland:
Tel. Kodu: +358 Bölgeler 3/4 – Avrupa Kıtası numaralandırma Plan Alanı içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )
Aland:
Dini: Hristiyanlık Mezhebi: Protestanlık NOT: Hristiyan'lığın 3 ana mezhebi: Roma Katolik Kilisesi, Protestanlık, Ortodoks Kilisesi(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )
Aland:
Aland Bayrağı: Mavi zemin üzerindedir. Bayrağın köşelerine doğru uzanan alttaki sarı üstteki kırmızı 2 haç vardır.(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )
Aland:
Milli Marşı: "Alanningens sang" (Ålandlıların şarkısı; Fince: Ahvenanmaalaisten laulu) Finlandiya'nın özerk bölgesi olan Aland Adaları'nın resmî marşıdır. Marş, 1922 yılında kabul edilmiş olup sözleri John Grandell tarafından yazılmış ve Johan Fridolf Hagfors tarafından bestelenmiştir.(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )
Aland:
Genel Bkş: Adanın başlıca geçim kaynağı gemiciliktir. Ticaret malları taşınarak gelir elde edilir. •(Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )
Aland Denizi:
Åland Denizi (Fince: Ahvenanmeri; İsveççe: Ålands hav), Baltık Denizi'nde yer alan Botniya Körfezi ile Åland adaları arasında kalan bir iç denizdir. Bothnian Denizi'ni Baltık Denizi'ne bağlar. Burada denizler genellikle dalgalıdır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Alaner:
(t.i. erk.) (bkz:: Alanalp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Alangoya:
(moğ.i. ka.) 1- Altın geyik. 2- Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Moğolca)
Alangu:
(t.i. erk.) Altın geyik. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Alanur:
(a.i. ka.) (bkz:: Nur)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Alapınar:
(t.i. ka.) (bkz:: Pınar)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
alapin açılışı:
satranç ustaları tarafından çok nadir kullanılan, rakibi şaşırtmak ve oyunu merkeze yığmak amaçlı kullanılan bir açılış. ismini Litvanya asıllı Rus satranç ustası "Semyon Zinovyevich Alapin"'den almıştır.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )
Alarga:
(it. alla larga) Yaklaşma uzak dur açıktan geç anlamında kullanılır. Örn:: Alarga Alarga Yağlı boya.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alarga:
(it.zf. allarga – al largo) (den.) 1- Bir geminin, bir filikanın kıyıya ya da bir yere yanaşmış olmayıp açıkta durması. 2- Açık deniz, engin. 3- (ün) Açıktan geç! yanaşma! yaklaşma! 4- (arg.) Yaklaşma!, uzak dur!, açıktan geç! 5- (tar.) Eskiden kullanılan bir topun adı. 6- (gemi) Açık denizlere çıkmak, engine açılmak. 7- Bir yana çekilmek, kenarda durmak. 8- (arg.) Uzaktan geçmek, uzaklaşmak. 9- (arg.) İlgiyi kesmek, geri durmak, yanaşmamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alarga Durmak:
(d.it. alta larga, t.f.) 1- Yanına yaklaşmamak uzak durmak. Örn:: Bu gardiyan uzun zaman alarga durdu bana. (Ratip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları). 2- İlgi göstermemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alarga Etmek:
(d. it.t.) 1- Uzaktan geçmek yaklaşmamak. 2- Uzaklaşmak. 3- İlgiyi kesmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alarga Gelmek:
(d.it. t.) Yaklaşmamak uzağında durmak. Örn:: Raşit yanaşma alarga gel. ~Ne var be? Yakından seyri para ile değil ya. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şehzadebaşı Ramazan Geceleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alarm:
(fr.i. alarme < İtal. alle arme “silâh başına!”) 1- Bir tehlike durumunu herkese bildirmek amacıyla çalınan siren, çan, yanıp sönen ışık ve benzeri verilen bir işaret, uyarı işareti, hazır ol işareti. 2- Kimi saatlerde bulunan uyandırma zili ya da sesi. 3- Beliren yakın bir tehlike karşısında hazır ol buyruğu verilmek, hazır ola geçirilmek. 4- Alarm işareti verilmek. 5- Beliren bir tehlikeyi bildirmek. 6- Beliren bir tehlikeyi haber veren işareti çalıştırmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Alaska:
Alaska; ABD'nin yüzölçümü en büyük, nüfus yoğunluğu en az olan eyâletidir. Rus İmparatorluğu'ndan 30 Mart 1867'de 7,2 milyon dolar karşılığında satın alınarak ABD'ye katılmıştır. Oldukça soğuk bir iklime sahiptir.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )
Alat:
(a.i.) (esk.) Erkeklik organı, penis. ÖRN:: Pişekar - Bir kere alat ve edevatı eline vereyim gör bakalım ölç biç alabilecek misin? Kavuklu - İsmail kaşınmaya başladın galiba. (Ortaoyunu Fotoğrafçı) (Alat Edavat İkilemesi biçiminde kullanıldığında erkeklik organı ve husyeler anlamına gelir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alat Edavat:
(bkz:: Alat)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alatan:
(t.i. erk.) Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkler.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Alatay:
(t.i. erk.) Derisinde benekler olan tay.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Alaturka:
(it.sf. alla turca) 1- Türk tarzında, Türk usûlünde. zıt anlamı; Alafranga. 2- (Hal, giyiniş ve davranış bakımından) Şarklı. 3- Türk mûsikîsine âit, Türk mûsikîsi tarzında. 4- (i. ve sıf.) Türk mûsikîsi. [Avrupa’dan bize geçen yanlış bir tâbirdir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alaturkacı:
(it.türk.) (müz.) 1- Alaturka adı verilen Türk müziğini bilen, yapıtını bu alanda veren ya da bu müziği öğreten kimse. 2- (sıf.) Alaturka müzik yandaşı (kimse). 3- (sıf.) Yorumcu (şarkıcı, çalgıcı) olarak alaturka müzikle uğraşan (kimse).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alaturkalık:
(it.i.) Hal, giyiniş ve davranış bakımından alaturka olma durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Alavere Dalavere:
(d. fr. a livrĞ Orun, tarladayken yapılan satış. İta. il dare e iavere, alacak ve verecekten) Her türlü hile, oyun düzen. (yaparak, uygulayarak) Örn:: Alavere dalavere Kürt Memet nöbete. (halk deyimi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alay:
Çoğunlukla üç tabur (süvaride dört ya da beş bölük) ve ona bağlı birliklerden oluşan asker topluluğu.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Alay:
(yun.i. alayi < Bizans Yunancası allagion) 1- Bir törende, bir gösteride bir araya gelmiş çok sayıda insan topluluğu, düzenli kalabalık. 2- Çok kalabalık, pek çok. 3- Bütün, hep. 4- (ask.) Çoğunlukla üç tabur (süvaride dört ya da beş bölük) ve ona bağlı birliklerden oluşan asker topluluğu. 5- Hep birden, toplu olarak, hep birlikte, topluca. 6- (halk) Olduğu gibi, rasgele, gelişigüzel. 7- Ses tonu, davranış vb. ile biriyle yada birşeyle hafifseyerek ve küçümseyerek eğlenme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Alaya Çıkarılmak:
(d. fars. alay, t.f.) (Askeri okul öğrencisi) Okuldan çıkarılmak. Örn:: Mümessil Kuleli Askeri Lisesinden alaya çıkarılmış dünya yakışıklısı Ayı Ergün. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Alaycı:
(yun.türk.sf.) Başkalarıyle eğlenmeyi huy edinmiş olan kimse, müstehzî.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Alaycılık:
(yun.türk.i.) Alay etmeyi, başkalarıyla eğlenmeyi huy edinmiş olma durumu, istihzâ.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Alaylı:
Askeri eğitim ve öğretim görmemiş, kıtadan yetişmiş subay.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Alaylı:
(yun.türk.sf.) 1- (tar.) Askeri eğitim ve öğretim görmemiş, kıtadan yetişmiş subay. 2- (mec.) Bir meslek için gereken okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş (kimse).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Alaysama:
(yun.türk.i.) (bkz:: İroni) (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Alaysamalı:
(yun.türk.sf.) (bkz:: İronik) (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Alaysı:
(yun.türk.sf.) Alayı andıran, alaya benzeyen, alay gibi, alayımsı. Ciddi olmayan, alaya benzeyen söz, davranış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Albatr:
(fr.i. albâtre < Lat. < Yun.) Parlatılmaya elverişli, beyaz renkli, yumuşak, yarı saydam bir mermer. Eş anlamlısı: Kaymaktaşı, su mermeri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Albatros:
(fr.i. albatros < Port. alcatraz < Ar. el-ġaṭṭās “dalgıç”) (hayb.) Fırtınakuşugillerden, Güney denizlerinde geniş topluluklar hâlinde yaşayan ve yuvasını karada yapan, 1 metre uzunluğunda, kanatları ise 3 metreyi bulan, ak, gri ya da esmer tüyleri, eğri uçlu güçlü bir gagası bulunan bir deniz kuşu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Albay:
Albay; birçok ülkenin Kara kuvvetlerinde asıl görevi alay komutanlığı olan ve Yarbay ile Tuğgeneral arasındaki askerî rütbe. NATO kodu OF-5'tir.(Konusu: Askeri Rütbe, Kökeni: )