Haydi Öğrenelim!
Top Atmak:
(bkz:: Topu Atmak)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
akit:
1- Bağ, bağlama, düğümleme, iki veya daha fazla şeyi birbirine bağlama. 2- Sözleşme, antlaşma, yeminleşme. Örn:: “Allah, sizi bile bile yapmış olduğunuz akitlerden dolayı sorumlu tutar.” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/89 ncu Ayet) 3- Kararlaştırma, kurma, meydana getirme, bir araya getirme. 4- Hukuki sonuç doğurmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluşun karşılıklı olarak birbirine uygun görüş bildirmesi ile gerçekleşen işlem, mukavele, kontrat. Örn:: “Ey iman edenler! Akitlerinizi tam olarak yerine getirin…” (Kur’an-ı Kerim Maide suresi 5/1 nci Ayet) 5- İnsanın Rabb’i ile ruhlar âlemindeki sözleşmesi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
akkan:
GÖVDEBİLİM (ANATOMİ) TERİMİ bileşik · ad lenf damarlarında dolaşan kanla doku öğeleri arasında aracı görevi yapan, kan plazması ve lenfositten oluşan saydam, sarı bir sıvı. Benzer: lenf lenfa(Konusu: , Kökeni: )
Akkız:
(a.i. ka.) Beyaz kadın.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Akkor:
(t.i. ka.) Işık saçacak aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Akkor Işık:
(Alm. Glühl ampenbele ucht ung - Fr. - umiere d in cande scens - İng. ıncande scent light) Madensel bir tel parçasının akkor duruma gelinceye kadar ısıtılmasıyla sağlanan ışık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Akkor Işıldak:
(Alm. Glühl ampe - Fr. l amped in cande scence - İng. ın cande scent l amp) Akkor ışık veren toplayıcı, güçlü lambanın bulunduğu ışıldak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Aklı Basmak:
(a. d. akl, köstek t.f.) Bir şey birisinin görüşüne, düşünce biçimine uygun gelmek. Örn:: Karmanyolaya aklım basmaz ama dızdızlamak iyi numara. 2- inanmak. Örn:: Yıllardır hakkında pek çok şey duyar dururdum da pek aklım basmazdı inan. (Ümit Oğuztan, Kraliçe Sİsi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklı Bokuna Karışmak:
(a. d. f.t.) Korkup ne yapacağını bilememek. Örn:: Aklım bokuma karıştı. Karakolun adını duyunca yağlarım eridi. (Fakir Baykurt İçerdeki Oğul) (bkz:: Akı Bokuna Karışmak(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklı Durmak Kıçı Tavana Vurmak:
(d.) Çok şaşırmak. (Aklı durmak, götü tavana vurmak biçiminde de söylenir.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklı Fırtmak:
(a. d. akl köstek fırtmak, kaçmak, gitmek, anlamında t.n.) 1- Çok şaşırmak kendi düşünüş biçimine çok aykırı bulmak. Örn:: Birkaç kişiye daha anlattım. Akılları fırttı. (Füsun Erbulak, 60 Günlük Bir Şey). 2- Çıldırmak, delirmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklı Kıçında:
(d.) 1- Dalgın dikkatsiz. (kimse) 2- Cinsel konulara duyduğu ilgiden ötürü başka konularda dalgın. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklı Sıkınde:
(d.) Cinsel konulara duyduğu ilgiden dolayı başka konularda dalgın dikkatsiz erkek. (özellikle genç erkek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aklına Turp Sıkmak:
(a. d. akl, köstek fars. turb, t.f.) (Birisinin) Düşüncesini beğenmemek onun düşünce biçiminin hiçbir işe yaramayacağını anlatmak için kullanılır. Örn:: Yuf olsun yedi sülalene o halde. Aklına turp sıkayım senin. Ben evlenemem arslanım. (Tarık Dursun K. Hasangiller)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
aklıselim:
1- Sağduyu, hüküm ve kararlarında doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yetisi. 2- İnsanın doğru karar vermesini sağlayan, herhangi bir olumsuzluktan veya ortamın kötülüğünden etkilenmeyen, yaratılışındaki temizliği koruyan akıl.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Aklimatizasyon:
(Biy.Sp.Ter.) İklim şartlarına özellikle yüksekliğe uyum.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Aklufobi:
(ing.i. achluophobia) karanlıktan korkma. karanlığın endişe verici gözüktüğü göz önüne alındığında, kişi aklufobi denilen bir fobiden muzdarip olabilir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Akmak:
(f.) 1- Savuşmak, çekip gitmek, ortadan kaybolmak. 2- Ersuyu, fışkırmak, beli gelmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akman:
(t.i. erk.) 1- Temiz, beyaz, güzel insan. 2- Yaşlı kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Akmaner:
(t.i. erk.) (bkz:: Akman)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Akmar:
(a.i. ka.) Aylar, yıldızlar.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Akmer:
(a.i. ka.) Ay gibi beyaz. (yüz)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Aknur:
(t.a.i.) Ka. Beyaz nur.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Tür+Ar)
Akomodasyon:
(accommodation) (bkz:: Uyum)(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akomodasyon:
(ing.i. accomodation) (anat.) 1- Uyum, uyum süreci. 2- Farklı mesafelerdeki cisim görüntülerinin retina üzerine net düşmesini sağlamak için kaslar aracılığıyla göz merceğinin bu değişik mesafelere kendisini ayarlaması veya uyum sağlama mekanizması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Akondroplazi:
(achondroplasia, chondrodystrophia hypoplastica) Gövdenin normal, ekstremitelerin kısa olduğu kalıtsal, orantısız, cücelik.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akonit:
(fr.i. aconit < Yun.) (bitb.) Kurt boğan denen koyu yeşil yapraklı, koyu mavi çiçekli, zehirli bir bitki, kaplan boğan. Eş anlamlısı: Boğanotu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akonitin:
(fr.i. aconitine) Kurt boğan otu (akonit) denen bitkiden elde edilen ve hekimlikte kullanılan zehirli madde. 2- Düğün çiçeği familyasından kurtboğan cins bitkilerin özellikle köklerinde bulunan oldukça zehirli alkaloit karışımı. İshal, kusma, karın ağrısı ve kalpte ritim bozukluklarına sebep olur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akont:
(fr.i. àcompte) (tic) Görülecek bir hesâba karşılık alacaklıya önceden yapılan ödeme, öndelik, alelhesap.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akordeon:
(Alm.i. Akkordion > Fr.i. accordeón) (müz.) 1- Kemerleriyle omza asılarak, üstündeki sıra sıra düğmelere ya da tuşlara basıp içindeki metal dilcikleri titretip ses çıkartmak yoluyla çalınan, körüklü bir müzik aracı. 2- Dikişte, kumaşa makine ile yapılan kırma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akordeon Olmak:
(d. fr. accordĞon, t.f.) (Özellikle taşıt araçları için) 1- Kaza, çarpma sonucu eciş bücüş olmak, ezilmek. 2- (Trafik kazasında taşıt araçları) Birbirine geçmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akordeon Olmak:
(fr.i.) (arg) (taşıtlar) Çarpışma ya da bir yere çarpma sonucu eciş bücüş olmak, birbirine geçmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akordeoncu:
(fr.t.i.) Akordeon çalan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akordiyon:
(Alm.i. Akkordion > Fr.i. accordeón) 1- (müz.) Körüklü, elde taşınabilen, üstündeki tuşlara basılarak çalınan havalı bir mûsikî âleti, armonika. [Körüğün üflediği hava içerideki mâdenî dilcikleri titreterek ses vermelerini sağlar] 2- Kumaşlarda makine ile yapılan çok ince pili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)
Akort:
(fr.i. accorcf) Keyif, rahatlık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akort:
(fr.i. accord < İtal. accordo < Lat.) (müz) 1- Bir çalgıyı, uyumlu ve doğru ses vermesi için ses ayarı, ses düzeni, ahenk. 2- Armoniyi sağlayan seslerin birleşmesi. 3- (arg) Rahatlık, keyif. 4- (müzik aracı) Birbirini tutmayan sesler veren. 5- (mec.) Uyumsuz. 6- Bir müzik aracının seslerini ayarlamak. 7- (argo) Dövüp kımıldayamayacak bir duruma getirmek ya da haddini bildirmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akort anahtarı:
Piyano akordunda tellerin ses ayarını yapmaya yarayan âlet. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akort Etmek:
(d. fr. t.) 1- Haddini bildirmek. 2- Dövüp kımıl dayamayacak hale getirmek. Örn:: Geç zıbar palas oteline. Anam avradım olsun akord ederim seni. (Adnan Veli, Mapusane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akortçu:
(fr.t.i.) Mesleği, piyano gibi akordu zor olan mûsikî âletlerinin ses ayarını yapmak olan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Akortlu:
(fr. t. sf.e.) Alışık. Ufaklığa delikten akortlu olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akortsuz:
(fr.t.sıf.) 1- Ayarsız, birbirini tutmayan sesler çıkaran (mûsikî âleti) 2- (mec.) Birbirini tutmayan (görüş, söz, davranış), uyumsuz kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + Tür)
Akoz Etmek:
(d. yun. t.f.) 1- Susmak, sükut etmek. Örn:: Gönüldendir bu buluş Akoz etme gel konuş. (Hilmi Tüner Anam Babam Güzelim) 2- (ed.) Gizlice söylemek anlamındaki Akozlamak yerine de kullanılır. Örn:: Gece adamakıllı mest oldu. Anneme akoz ettim gelince sen voltanı al diye. (Orhan Kemal, Suçlu) 3- Söylemek. 4- Uyarmak. 5- Vermek. Akuz Etmek biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akoz Etmek:
(yun.t.i.) (arg) Bir şeyi birine gizlice söylemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yun+Tür)
Akoza:
(esk. yun. (akousa) İşittim) Konuş, anlat, söyle anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akozlamak:
(yun. t.f.e.) 1- (Birine) Gizlice söylemek, kimse duymadan anlatmak. 2- Haber vermek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Aköz:
(t.i. erk.) Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Akpınar:
(t.i. erk.) (bkz:: Pınar)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
akraba:
1- Aralarında yakınlık, soyca ilgi ve kan bağı olanlar. Örn:: “Akrabalarıyla ilgiyi kesenler cennete giremezler.” (Hadis) 2- Hısım, evlilik dolayısıyla birbirine yakın olan kimseler. Kur’an-ı Kerim, Müslümanların akrabaya yardım etmelerini, onları ziyaret etmelerini, onlara iyilik yapmalarını, onların hakkını gözetmelerini ve adalet ölçüleri içinde onlara yakın davranmalarını emreder. Örn:: “Gerçek anlamda takva; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere iman; Allah’ın rızası için akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sadaka vermektir…” (Kur'an-ı Kerim Bakara suresi 2/177 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
akraba:
ç. ad 1. soyca ya da evlilik sonucu birbirlerine bağlı olan kimseler. Benzer: hısım 2. MEC. oluşmaları bakımından kaynakları özdeş olan şeyler. \"Yalan, töresizlikle akrabadır\" 3. MEC. biri ötekinin sonucu olan şeyler. \"Bilmekle bilim iki akrabadır\"(Konusu: , Kökeni: )
Akragnosis:
(acragnosis) Kol ve ayaklarda duyarlılık yitimi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akrasiya:
(acratia) 1- Kuvvet veya hâkimiyetten mahrum olma. 2- Kendini tutamama hâli, takatsızlık, iktidarsızlık; inkontinans.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akratüresis:
(acraturesis) 1- İdrar tutamama. 2- Mesane atonisine bağlı işeme güçlüğü. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akreditif:
(fr.i. accréditif) (tic.) 1- Bir bankanın, kendi şubelerinden birinde ya da bir başka bankada, bir kimse için kendi yükümlülüğü altında açtırdığı, miktarı belirli kredi hesabı. Güven yazısı. 2- Bu işlem için ilgili şubeye ya da bankaya yazılmış ve müşteriye verilmiş mektup. Kredi mektubu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrep:
(a.i. akreb) Polis memuru. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akrep Nalan:
Füsun Nalan AÇIN (d:1954; ö:2022) (Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Akrilik:
Yüksek performanslı akrilik esaslı boya veya su bazlı boyalarda kullanılan sentetik polimerdir. Boyanın bağlayıcısı gibi, akrilik reçineler, kaplamanın kimyasallara dayanmasına ve ışık haslığı nedeniyle renginin kalıcı olmasına olanak sağlar.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Akrilik Esaslı Boya:
Akrilik Esaslı Boya tarifleri aşağıda alternatifler halinde sıralanmıştır:Esas olarak aqua ortam içersinde polimerik maddenin sabit dispersiyonu.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Akrilik Reçine:
Renk ve parlaklık dayanımı, alkali ve oksidasyon dayanımı, sertlik, yapışma ve bağlama sağlamlığı ve film ömrü gibi özellikleri süper olarak nitelendirilen ve kaplama formülleri arasında seçkin bir yeri olan reçinelerdir. Genellikle, akrilik asit, metakrilik asit, akrilonitril ve bunların copolimerlerinin esterlerini içeren akrili asitlerin türevlerinin polimerizasyonu sonucu oluşan reçinelerdir. Akrilat reçineler olarak da bilinirler.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Akroasfiksi:
(acroasphyxia) Raynaud hastalığı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akrobasi:
(Alm. Akrobatie - Fr. akcrobatie] - İng. acrobacy) Oyuncunun göz pekliğini ve gövdesel esnekliğini arttıran, aynı zamanda önemli sahnelerde hiç düşünmeden güç bir davranışı başarabilme yeterliğini sağlayan hareket. Cambazlık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Akrobasi:
(fr.i. acrobatie < Yun) 1- Akrobatların yaptığı hareketler, akrobatlık, cambazlık. 2- Uçakların uçuş sırasındaki tehlikeli ve ustaca manevraları. Eş anlamlısı: Cambazlık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrobat:
(fr.i. acrobate < Yun) 1- Yerde, at üstünde, yüksek bir yere gerilmiş telde, bisiklet, motosiklet v.b. üzerinde dengeye dayanan tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse. Eş anlamlısı: Cambaz. 2- (mim) Çizim masalarını aydınlatmada kullanılan, ayarlanabilir eklemli parçalardan oluşan lamba.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrobatik:
(fr.sf. acrobatique < Yun) Akrobatlıkla ilgili; akrobatların yaptığı başarılması güç ve tehlikeli (hareket). (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrobatik Cimnastik:
(Cimnastik Ter.) Yarışma amaçlı akrobatik jimnastik kız-erkek, erkek-erkek, kız veya gruplarla (3’lü,5’li) yapılan belirli kurallar ve sınırlamaları olan, müzik eşliğinde ve belirli bir zaman sınırlaması içinde podyumlarda seri halde yapılan, bir baş hakem ve dört yan hakemin notsal değerlendirdiği spor.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Akrobatlık:
(fr.i. < Yun) Akrobat olma durumu, akrobatik hareketler yapma, akrobasi, cambazlık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrofobi:
(ing.i. acrophobia) (ruhb.) yüksek yerlerden korkma. spesifik korkular sınıfındandır. akrofobi tehlikelidir zira yüksek yerlerde bünyede panik atağa ve çarpıntıya sebep olabilmektedir. halk arasında vertigo olarak da bilinir. (Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Akrofobi:
(ing.i. acrophobia) (ruhb.) Yüksek yerlere çıkmayı önleyen, yüksek yerlerde duyumsanan aşırı korku. Eş anlamlısı: Yükseklik korkusu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
akroloji:
(ing.i. acrology) çare bilimi. akaroloji ile karıştırılmaması gereken akroloji, "çareler bilimi" demektir. tıpta hastalıklara çare olan ilaç v.b. maddelerin kullanılışını, dozunu, süresini, niteliklerini inceleyen bilim. günümüzde bu tip çalışmalar elbette farmakoloji altında inceleniyor; ancak akroloji dalı "çare" araştırması bakımından farmakoloji ile yer yer ortaklık ve farklılıklar barındırıyor.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Akromatik:
(fr.sf. achromatique) 1- (fiz) Beyaz ışığı renklere ayırmadan geçiren optik sistem. Akromatik mercek. Akromatik teleskop.. Eş anlamlısı: Renksemez. 2- (bitb.) Hücrede boyanamayan kısım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akromatin:
(fr.i. achromatine < Yun.) (yaşb.) Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış, kromatin ile boyanmamış kromozomları oluşturan ipliğimsi bölüm.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akromatizm:
(achromatism) Renk körlüğü.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akromatofil:
(achromatophil) 1- Boyalara karşı ilgi göstermeyen, kolay boyanmayan. 2- Akromatin gibi bazik boyalarla kolay boyanmayan hücre veya doku.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akromatopsi:
(fr.i. achromatopsie) (hek.) Bütün renkleri veya kimi renkleri, özellikle kırmızıyla yeşili birbirinden ayıramama biçimindeki görme bozukluğu. Eş anlamlısı: Renk körlüğü, galat-ı rü’yet, daltonizm.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akromazi:
(achromasia) 1- Derinin normal pigmantasyonunu kaybetmesi; akroma. 2- Noksan beslenmeye bağlı renksizlik. 3- Solukluk. 4- Kaşektik renksizlik. 5- Doku veya hücrelerin mutat boyama metotlarına cevap vermemesi. 6- Boyayı kusma, renk atma.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akromazi:
(fr.i. achromasia) (yaşb.) 1– Pigment yokluğu; deriye normal rengini veren pigmentlerin olmayışı, akromazi. 2- Hücrede boya alma (boyanma) yeteneğinin olmayışı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
akropatoloji:
(ing.i. acropathology) el ve ayak hastalıkları bilgisi.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Akropatoloji:
(acropathology) El ve ayak hastalıkları bilgisi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akropol:
(fr.i. acropole < Yun.) Eski Yunan kent devletlerinde, genellikle bir tepe üzerinde bulunan, çevresi surla çevrili, içinde sarayın, önemli yapıların ve tapınakların yer aldığı iç kale.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akrostiş:
(fr.i. acrostiche < Yun.) (ed.) Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ortaya bir söz çıkacak bir biçimde düzenlenmiş manzume, muvaşşah, tevşih. Eş anlamlısı: Yeni adlama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aks:
(fr.i. axe < Lat.) Taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş ve uçları tekerleklerin merkezinden geçen mil. Eş anlamlısı: Dingil.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksak Dövüşü:
(Cimnastik Ter.) İki kişinin tek ayak üstünde, kollar göğüste kavuşuk durumda birbirlerini itme ve aldatma ile dengelerini bozarak öteki ayaklarını bastırmaya çabalamaları biçiminde yaptıkları eşli alıştırma.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Aksan:
(t.i. erk.) İyi ve temiz tanınmış kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Aksan:
(fr.i. accent < Lat.) 1- Kelimeleri söyleyiş tarzı, şîve. 2- (dilb.) Bâzı seslilerin üzerine konan işâret. Vurgu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksaray:
Aksaray Tarihi; Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri yaşanmıştır. 1467'de Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı topraklarına katıldı. Cumhuriyet döneminde 1920'de il durumuna getirildi. 1933'te çıkartılan hususi kanunla ilçe olarak kendisinden çok daha küçük olan Niğde'ye bağlandı. 15.06.1989 gün ve 3578 sayılı kanun ile Niğde'den ayrılarak Türkiye'nin 68. ili olmuştur.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Aksaray:
Aksaray İlçeleri: 1-Merkez (15.06.1989) 2-Ağaçören (21.06.1989) 3-Eskil (20.05.1990) 4-Gülağaç (20.05.1990) 5-Güzelyurt (21.06.1989) 6-Ortaköy (01.09.1957) 7-Sarıyahşi (21.06.1989) (Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Aksaray:
Aksaray; Kuzeyden Kırşehir, Doğudan Nevşehir, Güneydoğudan Niğde, Kuzeybatıdan Ankara, Batı ve Güneyden Konya ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Aksaray:
Nesiyle Meşhur: Köpük Helvası (Bulama), Saray Helvası, Hasır Sepeti meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Aksaray:
Aksaray'da Gezilecek Yerler: Ihlara Vadisi, Eğri Minare (Kızıl Minare), Sultan Hanı, Ağzıkarahan Kervansarayı, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri, Hasan Dağı (kış sporları için), Ziga Kaplıcaları, Aziz Gregorius Kilisesi, Kırkdamaltı Kilisesi, Karagedik Kilisesi, Çanlı Kilise, Ağaçaltı Kilisesi, Yılanlı Kilise, Güvercin Kayası, Güzelyurt Evleri, Aksaray Müzesi, Aksaray Kalesi, Keçi Kalesi, Orta Kuyu Kalesi ve Harabesi, Tavşanlı Kale, Zincirli Kale, Selime Camii, Cemaleddin-i Aksarayi Türbesi, Somuncu Baba Türbesi (Hamid-i Aksarayi), Alay Han.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Aksaray:
Genel Bakış: İç Anadolu Bölgesinde yer alır. • Hitit tabletlerinde Kurşura, İlk Çağ'da Garsaura olarak anılan şehir, Kapadokya Kralı Archeleos zamanında yeniden inşa edilerek Archeleos'un şehri anlamında Archelais adı verilmiştir.Türkler Anadolu'ya geldikten sonra ismi Türk diline çekimleyerek Aksaray olarak anmaya başlamışdır. • Anadolu’da yayılmaya başlayan hıristiyanlık çok tanrılı Roma taraftarlarının büyük tepkisine neden olduğundan, ilk hıristiyanlar korunmak amacıyla bu yöreye gelmişlerdir. • İstanbul'daki Aksaray ve Ortaköy semtleri, buradan gelen göçmenlerce kurulmuştur. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Aksata:
(a.i. ahz, ita. alma verme, alışveriş'ten b.i.) İş, alışveriş. Örn:: Aksata (iş) arasında dilleri de İşlemede: - Ezanı duydun mı aslanım. (Sermet Muhtar Alus, İstanbul Kazan Ben Kepçe) (Sözcük genellikle küçümseyici, aşağılayıcı tavırla kullanılır.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Akse:
(fr.i. accès < Lat.) (hek.) Bir Hastalığın ikide bir ortaya çıkması, hastalık nöbeti, kriz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akselerasyon:
(acceleration) 1- Hızlanma, yükselme, süratlenme. 2- Solunum ve nabız gibi kronolojik belli bir bölüm içinde ortalama sayısı bilinen fizyolojik olaylar hakkında. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Akselerograf:
(fr.i. accélérographe) (fiz.) Bir devinimin ivmesini çizerek saptayan aygıt. Eş anlamlısı: İvmeyazar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Akselerometre:
(fr.i. akselerome'tre) (fiz.) Bir devinimin ivmesini saptayan, bir taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titremeleri belirleyen aygıt. Eş anlamlısı: İvmeölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksen:
(t.i. ka.) Sen aksın, temizsin, doğru ve namuslusun. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Akseptans:
(fr.i. acceptance) 1-(eğtb.) Öğrenimini yabancı bir ülkede yapacak öğrenciye okulun gönderdiği ve resmi işlem için gerekli olan kabul belgesi. 2- (tic) Poliçenin üzerine yazılan ve altı imzalanan kabulümdür biçimindeki açıklama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksesuar:
(fr.i. accéssoire < Lat.) 1- Asıl olana, ana durumundakine eşlik eden, onunla birlikte bulunan ve kullanılan, onu herhangi bir yönden bütünleyen ama ayrıntı sayılabilecek şey. 2- (sin.tiy.) Bir sahne içinde, konunun gerektirdiği ölçüde yer alan ya da oyuncunun dekor gereği kullandığı her türlü taşınabilir eşya. 3- Kadının giyimini bütünleyen, giysisiyle uyuşan çanta, eldiven, kemer, şapka gibi şeyler. Eş anlamlısı: Donatımlık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksesuarcı:
(fr.i.) Tiyatrolarda aksesuvarları saklamakla, sahnede yerlerine koymakla görevli kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Aksesuvar:
(Alm. requi it - Fr. accessoire - İng. property) Oyuncunun, dekor gereğiyle kullandığı eşyalar; dekora yardımcı olacak küçük parça eşyalar, sahne takımları. (bkz:: Donatım)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )