MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Amme Suresi:

Nebe suresi.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




kahkaha:  

ad gülerken çıkan ses.(Konusu: , Kökeni: )

Kahkahaçiçeği:  

(çitsarmaşığı) Çitsarmaşığıgiller familyasından, uçları mavi çizgili beyaz çiçekler açan bir çeşit sarmaşıktır. Faydası:: Kabızlığı giderir. Hazmı kolaylaştırır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kahpe Karı Kasığında Yatmak:  

(d. a. kahbe, türk.) 1- Pezevenklik, deyyusluk etmek. 2- Pezevenkçe, deyyusça davranmak. Hiç merak etmeyin ben kahpe karı kasığında yatmadım. Bunca yıllık esnafım amir memurlarla bunca aksatamız oldu. (Orhan Kemal, Müfettişler Müfettişi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kahraman:  

(f.i. erk.) 1- Yiğit, cesur. 2- Hüküm sahibi, iş buyuran. 3- Fars mitolojisinde Rüstem'in yendiği kimse. (bkz:: Bahadır)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Kahraman:  

(Alm. Held - Fr. heros - İng. hero) Oyunun baş kişisi. (bkz:: Protagonist)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Kahramanmaraş Tarihi; Şehri Hititler kurmuşlardır. Daha sonra Asurlular, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Memluklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar şehre hakim olmuşlardır. 11. yüzyılın sonlarında Anadolu'ya kesin olarak yerleşen Türklerin egemenliğinde kaldı. 1243'te Moğol İşgaline uğrayan Maraş,II.Anadolu Beylikleri devrinde Dulkadiroğulları'nın oldu.12 Haziran 1515 tarihinde Turnadağ Muharebesi ile Osmanlı egemenliğine geçen Maraş, 1515-1919 yılları arasında Osmanlı egemenliğinde kaldı.Mütareke Döneminde önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından işgal edildi.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Kahramanmaraş İlçeleri: 1-Afşin (01.09.1944) 2-Andıran 3-Çağlayancerit (04.07.1987) 4-Dulkadiroğlu (06.12.2012) 5-Ekinözü (20.05.1990) 6-Elbistan 7-Göksun 8-Nurhak (20.05.1990) 9-Onikişubat (06.12.2012) 10-Pazarcık 11-Türkoğlu (01.04.1960)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Kahramanmaraş; Doğudan Malatya, Adıyaman, Gaziantep, Batıdan Adana, Kuzeybatıdan Kayseri, Kuzeyden Sivas Güneybatıdan Osmaniye ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Tel. Kodu: 344(Konusu: İl Tel Kodu, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Plaka Kodu: 46(Konusu: İl Plaka Kodu, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Nesiyle Meşhur: Fıstık Ezmesi, Dondurması, Maraş Çöreği, Tarhanası, Pestili, Bastık, Cevizi, Cevizli Sucuğu, Kağızman Elması, Yemenisi (Çarık), Ceviz Oymacılık meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Kahramanmaraş'da Gezilecek Yerler: Tekir Yaylası, Gümüşkaya Mağarası, Savruk Mağarası, Kumaşır Gölü, Tekir Yeşilgöz Mesire Yeri, Kazma Bağları, Fırnız Mesire Yeri, Çokran Şelalesi, Kahramanmaraş Kapalı Çarşı, Kapıçam Tabiat Parkı, Başkonuş Yaylası, Yavşan Yaylası Tabiat Parkı, Ekinözü İçmeleri, Büyük Kızılcık İçmesi, Bulut Deliği Mağarası, Döngel Mağarası, Elbistan Ulu Cami, Kahramanmaraş Taş Medrese, Hurman Kalesi, Direkli Mağara, Kahramanmaraş Kalesi, Kahramanmaraş Müzesi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )

Kahramanmaraş:  

Genel Bakış: Akdeniz Bölgesinde yer alır. • Kahramanmaraş eski ve halk arasındaki adı Maraş'tır. • Kurtuluş Savaşı’nda işgale direnişi nedeniyle TBMM tarafından 5 Nisan 1925’te şehre İstiklal Madalyası verildi. Maraş olan adı, 7 Şubat 1973’te Kahramanmaraş olarak değiştirildi. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )

Kahta:  

(t.i. erk.) Fırat nehri kollarından birinin adı, Malatya'da aynı isimle yerleşim bölgesi vardır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kahtalı Miçe:  

Mustafa Aslan(Konusu: lakaplar, Kökeni: )

Kahve:  

(coffea) İkiçenekliler sınıfının, kökboyasıgiller familyasından, vatanı Afrika olan, fakat Asya ve Amerika'nın tropik bölgelerinde yetiştirilen, 20 kadar çeşidi olan bir ağaçtır. En çok bilineni Arabistan kahvesi'dir. 7-8 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu olup, kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Meyvesi kiraza benzer; içinde ince iki çekirdek bulunur. Her çekirdeğin içinde aynı şekilde bir tohum vardır. Tohumlarında, kafein alkoloidleri vardır. Faydası:: Kandolaşımını sağlar. Uykuyu kaçırır, düşünmeyi kolaylaştırır. Yarımbaş ağrılarını dindirir. Uyuşturucu maddelerle zehirlenmelerde faydalıdır. Boğmaca öksürüğünü keser. Nikris ağrılarını teskin eder. Tansiyonu yüksek olanların kahve içmemesi tavsiye edilir. Ayrıca fazla miktarda içildiğinde uykusuzluk, sinir bozukluğu ve çarpıntı yapar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kahve Ağacı:  

(d. a. türk.) Kahve ısmarlama koşuluyla oynanan oyunlarda hep yenilen kimse. Örn:: Semtte bizim kahve ağacımız Ali Abidir. (Samim Aşkın, Halk Plajı) (bkz:: Çay Ağacı, Gazoz Ağacı) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kahvehane:  

(b.i) Çay, kahve, ıhlamur, gazoz vb. içilen, tavla, iskambil, domino vb. oynanan yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kahya:  

(f.i. erk.) 1- Efendi, emir. 2- Ev sahibi, aile reisi. 3- Çiftlik yöneticisi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Kahya:  

(T.K.O.) Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

KAI:  

(kai) Birlik, gurup(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

KAI / KWAI:  

(kai/kvai) Takım, gurup, spor kulübü.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Kaid:  

(a.i. erk.) 1- Rehber kumandan. 2- Atlan yedekte götüren. 3- Oturan, ikamet eden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kaide:  

(basis) Taban, temel.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kaide:  

(a.i. ka.) 1- Oturan. 2- Temel, esas. 3- Başkent.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kaide:  

(a.i. kuud, oturmak'tan kaide) Kıç. Örn:: Bir ayın attır, ayını da çatlat çocuğum kaideni titret. (Hulki Aktunç, Paskal)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaide Kırığı:  

(basis fracture) Kubbe kırıklarının kafa tabanına kadar ilerlemesi, kalça üstü ya da ayak üstü düşmelerinde, kafatasına ön, arka, yanlardan gelen sıkıştırmalarda kafa tabanını oluşturan kemiklerde meydana gelen kırıklar.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kaim:  

(a.i. erk.) 1- Duran, ayakta duran. 2- Bir şeyi yapan icra eden. 3- Allah'ın emrini ifa eden(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kaime:  

(a.i. ka.) 1- (bkz:: Kaim) 2- Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kainat:  

(a.i. erk.) Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. (bkz:: Evren)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

kaisa :  

(caissa) mitolojide satranç ilahesi.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Kaiten Nage:  

Dönüşle fırlatma.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

Kakafoni:  

Seslerin uyumsuzluğu, kulağı rahatsız eden ses karmaşası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kakafonik:  

Kulağa hoş gelmeyen, uyumsuz sesli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kakalamak:  

(f.) 1- (Alışverişte) Bir malı ederinden fazlaya satmak, kazıklamak. 2- (Bıçak vb. araçlarla) Yaralamak. 3- (Futbolda) Gol atmak. Heriflere şimdi beşinciyi de kakalayalım da gönüller şen olsun. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kakanca:  

(i.) Tabanca.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kakanoz:  

(fars.sf.i. kaknös'den) 1- Çirkin, sevimsiz. (kadın) 2- Yaşlı, zayıf, kuru. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kakanoz:  

(Halk ağzı) Çirkin, huysuz kadın.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kakao:  

(hindbademi) İkiçenekliler sınıfının sterculiaceae familyasından, vatanı tropik Amerika olan bir ağacın meyvesidir. Kakao ağacı 4-10 metre boyundadır. Yaprakları derimsidir. Çiçekleri her mevsimde açar. Meyvelerinin içinde kestane büyüklüğünde tohumları vardır. Tohumlarının içeriğinde teobromin denilen alkoloid vardır. Bu madde uyarıcıdır. Tohumlarından kakao yağı çıkarılır. Kozmetik sanayiide ve eczacılıkta fitil yapmakta kulanılır. Tohumlarının yağı alındıktan sonra elde edilen kakao tozuna çikolata denir. Faydası:: Uyarıcı, iştah açıcı ve kuvvet vericidir. İdrar söktürür. Vücuttaki zehirlerin dışarı atılmasını sağlar. Böbrek iltihaplarını giderir. Fazla içildiği takdirde çarpıntı ve baş ağrısı yapar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kakao:  

Tropikal bölgelerde yetişen bir ağaç, bu ağacın çekirdeği, bu çekirdekten elde edilen toz ve bu tozla yapılan içecek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

KAKATO:  

(kakato) Ayak topuğu.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Kakırdamak:  

(ono.f. ) 1- Ölmek. 2- Aşırı derecede üşümek, donacak hale gelmek. (bkz:: Kıkırdamak) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kakırdatmak:  

(ono. f.) Öldürmek. Örn:: Tamam bizim yavru, Mişonu kakırdatma programına başladı. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

KAKIWAKE:  

(kakivake) Çapraz ayırma.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Kakiz:  

(i. kaka'dan n.) Dışkı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kakiz Naşlatmak:  

(d. türk. çing.) Dışkılamak, sıçmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaknem:  

Zayıf, çelimsiz, hastalıklı görünümlü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kakofobi:  

(ing.i. cacophobia) çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Kakofoni:  

Yanlış: Kakafoni Doğru: Kakafoni (Ses Uyumsuzluğu)(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Kakorhafifobi:  

(ing.i. kakorrhaphiophobia) başarısızlık ve yenilgiden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Kaktüs:  

(yun.i. kaktos'tan) Bir tür uyuşturucu, peyot, pesoteye.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaktüs:  

Kurak ortamlarda yetişen, dikenli, su depolayan bitki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaktüsgiller:  

Kaktüsleri kapsayan bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kakule:  

(cardamon) İkiçenekliler sınıfının, zencefilgiller familyasından bir bitkidir. Hindistan'da ve Asya'nın sıcak bölgelerinde yetişir. Meyvesi 1-2 cm boyunda bir kapsüldür. İçinde birbiri üzerine oturan siyah, prizmatik tohumları vardır. Meyveler tamamen olgunlaşmadan toplanır. İçeriğinde sineol, terpineol ve asetat vardır. Faydası:: Ferahlık verir. İştah açar. Mide rahatsızlıklarını ve gazları giderir. Vücuda rahatlık verir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

KAKUTO:  

(kakuto) El bileği üst kısmı.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Kalaazar:  

Kum sineğiyle bulaşan, ateş ve dalak büyümesi yapan bulaşıcı bir hastalık (kara humma).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kalabalık:  

ad 1. çok sayıda insanın bir araya gelmesiyle oluşan insan topluluğu. 2. gereksiz ve karışık bir biçimde yığılmış şeyler topluluğu. "Masadan şu kitap kalabalığını kaldırın" 3. TOPLUMBİLİM TERİMİ ortak bir uyaranın yönlendirmesiyle belli bir yerde toplanan ve dikkatlerini bu uyaranın yol açtığı ortak duygusal ilgi üzerinde toplamış olup herhangi bir anda ortak eyleme geçebilecek olan insan topluluğu. 4. sıfat çok insan bulunan (yer). "Kalabalığa girme, kenardan yürüyelim" 5. sıfat sayıca çok. "Delikanlı kalabalık bir ailedendi"(Konusu: , Kökeni: )

Kalafat:  

1. Geminin tahtaları arasını doldurup ziftleyerek su geçirmez yapma işi. 2. (Tarih) Yeniçerilerin giydiği başlık türü. 3. (Tarih) Vezirlerin ve yüksek devlet görevlilerinin başlığı. 4. (Mecaz) Onarma, tamir etme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalafatçı:  

Gemi ve kayıkların kalafat işini yapan usta.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalafatçılık:  

Kalafatçının yaptığı iş; gemi ve kayıkların onarım ve sızdırmazlık işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalafatlamak:  

1. Geminin kaplama tahtaları arasını doldurup ziftleyerek su geçirmez hâle getirmek. 2. (Mecaz) Onarmak, düzeltmek, çekidüzen vermek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalagay:  

(t.i. erk.) Al, kırmızı renk.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kalahari Çölü:  

Kalahari Çölü, Afrika'nın Güneyinde, yarı çöl plato alanı. Bölgenin yüzölçümü 900.000 km²'ye kadar varır. Kalahari ismi genelde Botsvana'nın batı kısmına denilmekte olup, Botsvana'nın büyük bir kısmı ile Namibya ve Güney Afrika'nın bazı kesimlerini kaplar. Bölge geniş otlaklıklar, çalı ve ağaçlıklar ihtiva etmesine rağmen, yağış az olduğundan dolayı çöl denilmiştir. Bölgenin çok az bir kısmı bütün mevsimlerde çöl özelliği gösterir. Çok az yağış almasının sebebi, doğu doğrultusunda uzanan dağ sıralarının Hint Okyanusundan esen nemli rüzgarların etkisini azaltmasıdır. Bu dağların ortalama yüksekliği 900 ila 1200 m arasında değişir. Vadilerde antilop sürüsü, fil dahil birçok tropik bölge hayvanı bulunur ve serbestçe dolaşırlar.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Kalama Vermek:  

(d.) Yanıltmak, aldatmak amacıyla durumu olduğundan İyi göstermek. (bkz:: Yemlemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalamar:  

Mürekkep balığı türü (yenilebilen deniz canlısı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalamazo:  

Sayfaları özel mekanizmayla açılıp kapanabilen, ticari defter türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalamin:  

1. Metal yüzeylerde oluşan oksit tabakası. 2. (Mineral) Çinko silikat türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalaminlenme:  

Metal yüzeyde kalamin (oksit tabakası) oluşma durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalamit:  

(Jeoloji/Paleontoloji) Fosilleşmiş bitki türü; eski çağlara ait ağaçsı bitki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kalan:  

sıfat 1. kalmak eylemini yapan. "Uzakta kalanları bekleyelim" 2. artan. "Kalan parayı da harcadık" 3. MATEMATİK TERİMİ bir çıkarma işleminde çıkarılandan, bir bölme işleminde bölünenden artan sayı. 4. HALK AĞZINDAN bundan sonra, bundan böyle, artık.(Konusu: , Kökeni: )

Kalantor:  

Zengin, varlıklı kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalantorluk:  

Kalantor olma durumu; zenginlik, varlıklılık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalas:  

Kalın ve kaba ağaç kütüğü veya kereste.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalastra:  

(Denizcilik) Halat ve yelken düzeniyle ilgili bir terim; gemi donanımında kullanılan parça/sistem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalaşnikof:  

Yumuşak, gümüş renginde bir metal element (Sn).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalavrahane:  

(esk) Kundura atölyesi. Osmanlılarda asker için ayakkabı, eğer takımı, hayvan koşumu gibi deri işlerinin yapıldığı yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kalay:  

Sembolü: Sn Atom Numarası (Proton Sayısı): 50 Atom Ağırlığı: 118,710(7) g/mol Elektron Sayısı: 50 Element Serisi: Ara geçiş metaller Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 4A, 5 Yoğunluk: 7.31 g/cm3 Erime Noktası: 231.9 ° C (505.05 K, 449.41998 ° F) Kaynama Noktası: 2270.0 ° C (2543.15 K, 4118.0 ° F) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Gümüşümsü gri Keşif: Bilinmiyor Kalay Kullanım Alanları ve Özellikleri: Kalay, cilalanabilme özelliğine sahiptir ve aşınabilir değildir. Çoğunlukla diğer metalleri kaplamak veya lehim ve kalay alaşımları olarak kullanılır. Niobyum-kalay mıknatıslar, süper-iletkenlik özellikleri ile bilinirler.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

Kalay:  

(i.) Küfür.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalay:  

Yumuşak, gümüş renginde bir metal element (Sn).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalay Sallamak:  

(d. eşanl.) Kalaylamak. Örn:: Şinasi önünde giden Mercedes'e bir kalay salladıktan sonra. (Süavi Süalp, Sultansuyu Faciası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalaycı:  

(i. esk.) 1- Çingene. 2- Köçek oyuncu, oğlan dansçı, genç erkek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalaycı:  

Kalaylama işi yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalayhane:  

(b.i) (esk) 1- Kalaycının çalıştığı yer. 2- Kalay işlerinin yapıldığı yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kalaylamak:  

(f.) Küfretmek. Örn:: İçimden ev halkına küfürü basmaya başladım. Evvela anamı kalayladım. (Server Bedi, Hey Kahpe Dünya) Örn:: -İhtiyarla ahbabı otobüste boyuna bizi kalaylıyorlardı. (Adnan Veli, Mapusane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalaylamak:  

1. Metal bir yüzeyi kalayla kaplamak. 2. (Mecaz) Azarlamak, paylamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalaylatmak:  

Bir şeyi başkasına kalaylamak (kalay kaplatmak).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalaylı:  

1. Kalayla kaplanmış. 2. (Mecaz) Yapay süslü, gösterişli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalbur:  

(i.) 1- Tabanca, bıçak vb. ile birçok yerinden vurulmuş. (yaralanmış) kimse. 2- Fahişe. 3- Edilgin eşcinsel erkek. (bkz:: Elek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalça İtme:  

(Cimnastik Ter.) Kalçayı hızla öne doğru itme eylemi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kalça Yüksekliğindeki Atış:  

(Hentbol Ter.) Elin topu arkasından kavradığı elin ve kolun kalça seviyesinde bükülü olduğu atış şekli.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kalçete:  

Diz altına kadar uzanan kısa çorap.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalçın:  

(Yerel/ağız) Belirgin ve yaygın standart anlamı yok; ağızlarda farklı kullanımlar görülebilir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaldıraç Dekoru:  

(Alm. Wandeldekoration - İng. barrel system) Tiyatro sahnesinde dekor değiştirmeye yarayan eski bir yöntem. Daha çok eski İngiliz sahnelerinde görülür. Sahne dibinde iki yanda duran birer makaradan birinden ötekine sarılmakla değiştirilebilen resimli dekor bezi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kaldıratif:  

(türk.sf. kaldırmak, fr. e. ative) (Erkekte) Cinsel İstek uyandıran ereksiyona yol açan. (nesne, görünüm, kimse) Örn:: Nasıl derler Mekteb-i Sultani argosuyla söylersek kaldıratif sayılır bunlar. (Engin Ardıç, Bırakın Bu Ayakları) (bkz:: Kuş Kaldıran)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırım:  

(i.) (kaldırmak'tan kaldırım) Açıkta duran şeyleri çalma eylemi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırım Kargası:  

(d. esk.) Polis, hafiye.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırım Kuşu:  

(d.) 1- Sokak, park vb. yerlerde çalışan yankesici, hırsız. Örn:: Bitirsin ki ben kaldırım kuşuyum. Sokakta iş görürüm. Ama akşam ezanında otobüsler öyle oluyor ki dayanamayıp dalıyorsun. (Adnan Veli, Mapusane Çeşmesi) 2- Sokakta müşteri arayan fahişe. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırımcı:  

(i.) Açıkta duran şeyleri (dışarıya bırakılmış, sergilenmiş eşya vb.) çalan hırsız. Örn:: Kaldırım işportalarından mal tokatlayan kaldırımcı. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden) Örn:: Sen kaldırımcısın. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) Örn:: kadın kaldırımcılar çarşaf giyerek çalacakları malları çarşaf altında daha kolay saklarlar. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik) (bkz:: Açık Kaldırımcı, Kapalı Kaldırımcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırımcılık:  

(i.) Kaldırımcı'nın yaptığı iş. Örn:: Kaldırımcılıkta suçlunun sabıkalı olması çok nadirdir. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaldırma:  

"Daha önce yüklenmiş (kurulmuş) olan bir programın dosyalarını ve klasörlerini sabit diskten silme işlemidir. Ancak ""kaldırma"" terimini sadece yazılımlar için kullanmıyoruz. Eğer sisteminizi oluşturan donanımlardan birisini çıkartmak isterseniz, öncelikle sürücüleri silmeli, hemen ardından da donanımınızı bilgisayardan ayırmalısınız. İşte bu işlem de, genellikle ""kaldırma"" olarak adlandırılır."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

WhatsApp