MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Haremişerif:

1- Kâbe ve çevresi. 2- Hz. Peygamber’in mescidi ve çevresi. 3- Kudüs’teki Mescidiaksa ve çevresi.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Kaldırmak:  

(f.) Çalmak, çalıp götürmek. Örn:: Otellerden havlu, tabla, kaşık gibi nesneler kaldıran bir azize. (Cemal Süreya, 99 Yüz) Örn:: Oğlanda hırsız suratı da var. Belki fabrikanın paralarını kaldırdı kimseye çaktırmadan kırdı.(Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kale:  

ileri geri, sağa ve sola olmak üzere istenildiği kadar götürülebilir. eğer karşısına kendi taşlarınızdan biri çıkarsa hemen yanında durmak zorundadır. eğer karşısına bir rakip taşı çıkarsa o taşı alır ve aldığı noktada kalır.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Kale:  

(gnl.ter.) Bazı takım sporlarında (futbol, buz ve çim hokeyi, su topu, hentbol gibi) topun içeri girmesiyle sayı kazanılan bölge. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kale:  

(Hentbol Ter.) İki metre yüksekliğinde, üç metre genişliğindeki sayı yapılan bölge. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kale:  

(Futbol Ter.) 2,44 m. yüksekliği,7,32 m. genişliği olan direklerle çevrili, arka ve yan yüzü ağlarla çevrilmiş, topun içine atılması amaç olan alan. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

kale:  

ad 1. TARİH TERİMİ savunma ve güvenlik amacıyla yapılan ve kullanılan, kalın ve yüksek duvarlı, burçlu, mazgallı yapı. 2. MEC. kolay girilemeyen, korunmalı yer. 3. MEC. genellikle bir düşüncenin savunulduğu ve sürdürüldüğü, yaşatıldığı yer. \"Orası partinin kalesiydi\" 4. SPOR TERİMİ takımla oynanan top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer. 5. satranç tahtasının dört köşesine dikilen, kale biçiminde taş. 6. MEC. kendisine güvenilen, her yönden güçlü kimse. \"Benim kalem dayımdır\"(Konusu: , Kökeni: )

Kale Alanı:  

(Futbol Ter.) (altı pas)(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kale Çizgisi:  

(Futbol Ter.) Kale doğrultusunda, iki korner direği arasında oyun alanını dipten sınırlayan çizgi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kale Vuruşu:  

(Futbol Ter.) Auta çıkan toptan sonra kaleci veya bir başka oyuncunun oyunu başlatmak için ceza alanı dışına doğru yaptığı vuruş.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kaleci:  

(a.i. kala, türk. e.) (Herhangi bir) Kız ya da kadın.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaleci:  

(Futbol Ter.) Kaleyi savunmakla görevli, ceza alanı içinde belli kurallar dahilinde topu elle tutabilen oyuncu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kaleler Dolu:  

(Beyzbol Ter.) Her kalede bir oyuncunun olması durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kalem:  

(yun.i. kalamos, ar. kalem) Erkeklik organı, penis. T.İç bk. Hokka) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalem:  

(i.) Yemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kalem:  

ad 1. kurşunkalem, dolmakalem, kamış kalem, boya kalemi gibi pek çok türleri ve değişik biçimleri bulunan, yazmak, çizmek gibi işlerde kullanılan araç. 2. resmi kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer. 3. yontma işlerinde kullanılan, genellikle çelikten, ucu keskin ya da sivri araç. 4. çeşit. \"Doktor birkaç kalem ilaç yazmıştı\" 5. MEC. (kimi deyimlerde) yazma yeteneği, yazı. \"Kalemi keskin biriydi\" 6. MEC. yazar. \"Dergi, usta kalemleri bir araya getirmiş\" 7. ESKİMİŞTİR kalemde2 çalışan görevli, yazman. 8. MEC. efendi kimse. 9. yazı yazmak. 10. bir yazıyı düzeltmek. 11. bir yazıda, belgede gizlice değişiklik yapmak. 12. yazıları acı ve dokunaklı olmak. 13. çok iyi yazmak, yazılarıyla çok etkili olmak.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Kalem Suresi:  

(a.i. سورة القلم) kalem suresi; adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır. "nun" sûresi diye de anılır. kur'an-ı kerim'de 68 nci sure, 29 ncu cüz, 563 ncü sayfadadır. 52 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 2 nci sıradadır. alak suresi'nden sonra, müzzemmil suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. bu sure alak suresinin vahyen devamıdır. alak suresinde kısa, öz olarak verilen bazı değinmeler bu surede detaylandırılmıştır. bu surede, abdullah oğlu muhammed`e peygamberlik verildiği, niye bir başkasının değil de kendisinin peygamber yapıldığı ve bundan sonra nasıl davranması lazım geldiği anlatılmaktadır.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)

Kalem suresi:  

Kur’an-ı Kerim’in altmış sekizinci suresidir. Mekke’de inmiştir. Elli iki ayettir. Adını, ilk ayetinde geçen “kalem” kelimesinden almıştır. Sureye, İslam’ın okumaya ve yazmaya vermiş olduğu değerden dolayı kalem üzerine yemin ile başlanır. Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’e yapmış oldukları iftiralara cevap verilir. Hz. Muhammed’in ahlaki üstünlüğü vurgulanır. Onun cin çarpmış birisi olmadığı, aklının ve fikrinin yerinde olduğu belirtilir. Surede, insanlar arasında laf götürüp getirmenin, iki yüzlülüğün, kabalığın, yapılan iyilikleri başa kakmanın çirkinliği üzerinde durulur. Bu çerçevede eldeki nimetlerle şımarmanın, iyiliğe engel olmanın ve başkalarının haklarını vermemenin kötü sonucuna dikkat çekilir. Mal ve çocukların insana imtihan için verildiği vurgulanır. Mal mülk konusunda cimri davrananların, fakirin hakkını gasp edenlerin ahirette karşılaşacakları azap hatırlatılır. Surenin sonunda, Hz. Yunus kıssasına yer verilir. Onun çektiği sıkıntılarla Hz. Peygamber’in çektiği sıkıntılar arasında ilgi kurularak Resulullah teselli edilir. Hz. Muhammed, Kur'an-ı Kerim’in emirlerini tebliğ ederken ona karşı Mekkeli müşriklerin sergiledikleri düşmanca tavrı tasvir eden ayetle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kalem Tutuş:  

(Masa Tenisi Ter.) Genelde Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olan,iyi iç vuruş imkanı veren raketi dikine tutma şekli. Penholder. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kaleminden Açmak:  

(d. a. türk.) (Esnaf) Bir açık artırmayı izleyen ikinci ve aynı malla ilgili açık arttırmayı erbabı arasında malın yükselmiş olduğu fiyattan açmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalender:  

(f.i. erk.) 1- Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2- Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

kalender:  

1- Dünyaya fazla değer vermeyip Allah’ın emirlerine göre yaşamayı ilke edinen kimse. 2. Hz. Peygamber’in sünnetine sıkı sıkıya bağlı, söz ve davranışlarında dinin prensiplerine sadık, inanç ve amellerinde her türlü sapıklıktan uzak, yeme ve içmelerinde haram - helal sınırlarına dikkat eden kimse.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kaleska:  

Tek atla çekilen, üstü açık hafif araba (fayton benzeri).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaleydoskop:  

İçindeki aynalar sayesinde renkli ve simetrik şekiller gösteren optik araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalgay:  

(t.i. erk.) 1- İzci kumandanı. 2- Kırım hanlığında veliahta verilen unvan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kalgı:  

(T.K.O.) Anadolu'da dans etmek anlamına gelir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kalhan:  

(t.i. erk.) 1- (bkz:: Kalgay) 2- Kahramanoğulları'nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kalhane:  

(b.i) Kal işleminin yapıldığı işlik.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kalıbı Değiştirmek:  

(d. a. türk.) Eşanl. Kalıbı Dinlendirmek. Örn:: Sizlere ömür, baba çoktan kalıbı değiştirdi. (Metin Eloğlu - Oğuz Tansel, Bektaşi Dedikleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalıbı Dinlendirmek:  

(d. a. türk.) Ölmek. Örn:: Kalıbı dinlendirdi sözüyse sevilmeyen kişiler ve hayvanlar hakkında söylenegelmiştir. (Abdülbaki Gölpınarlı, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri) Örn:: Bakar ki eşek kaşınıyor, kalıbı dinlendirmiş inek. (Metin Eloğlu - Oğuz Tansel, Bektaşi Dedikleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalın:  

(fr.sf. galant'dan b.) Paralı zengin, varlıklı. Örn:: -Nasıl adam? -Görünüşe bakılırsa kalın - Koskoca fabrikatör yahu. (Orhan Kemal, Yalancı Dünya) Örn:: Talihi döndü de daha kalın bir enayi mİ buldu? (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) (bkz:: Galan)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalıp:  

(yun.i. kalapus ar. kaleb'den) 1- Dişilik organı, vagina. 2- Makat, anus.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalıtım:  

(heredity) 1- Kalıtsal özelliklerin anne babadan çocuğa geçmesi; soya çekim; irsiyet. 2- Kalıtımla geçen özelliklerin tümü. Heredite.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

kalıtım:  

YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ ad çevre ve koşulların etkileriyle köklü biçimde değiştirilemediğine inanılan özelliklerin, döllenme sırasında, dişi ve erkeğin kromozomları yoluyla oğul döllere geçmesi, kuşaktan kuşağa aktarılması. Benzer: soyaçekim(Konusu: , Kökeni: )

Kaliborit:  

Bor minerallerinden biri (kalsiyum ve bor içeren bir mineral).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalibrasyon:  

(calibration) Bir laboratuvar aracının eş değerleriyle uyumlu sonuçlar verebilecek şekilde ayarlanması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kalibre:  

(caliber) Biçimindeki bir cismin iç çapı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kalibre:  

1. Bir şeyin ölçüsünü ayarlamak. 2. (Silah) Namlu çapı. 3. (Teknik) Ölçü doğruluğunu sağlama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalifiye:  

Nitelikli, belirli bir iş için yetişmiş ve yetkin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaliforniyum:  

Sembolü: Cf Atom Numarası (Proton Sayısı): 98 Atom Ağırlığı: (251.0) g/mol Elektron Sayısı: 98 Element Serisi: Aktanit Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: Numaralandırılmamış, 7 Yoğunluk: 15.1 g/cm3 Erime Noktası: 1173 K ​(900 °C, ​1652 °F) Kaynama Noktası: 1743 K ​(1470 °C, ​2678 °F) (tahmini) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Gümüşi Keşif: GT Seaborg (1950) Kaliforniyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Kaliforniyum güçlü bir nötron yayıcısıdır. Metal dedektörlerinde gümüş ve altın tespiti için kullanılır. Aynı zamanda, yer altı yağ tabakalarını tanımlamak ve havacılık uygulamalarında metal yorgunluğunu tespit etmek için kullanılabilir.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

Kaliforniyum:  

Atom numarası 98 olan, radyoaktif bir kimyasal element.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaligrafi:  

Güzel yazı yazma sanatı (hat sanatı benzeri, özellikle Latin harfleriyle).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalijinefobi:  

(ing.i. caligynephobia) güzel kadınlardan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Kalika:  

(i.) Makyaj. Kolika'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalim Kaymak:  

(d.) Yemeğini yemek. Örn:: Kalim kaydım. (yemek yedim) (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalinis:  

(Zooloji) Bir tür yağmur kuşu, su tavuğu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalinos:  

(Halk/yerel kullanım) Genellikle sulu, cıvık, koyu kıvamlı şeyler için kullanılan ağız sözcüğü (standart TDK anlamı sınırlıdır).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalipso:  

1. Karayip kökenli müzik türü. 2. (Mitoloji) Deniz perisi (Yunan mitolojisi).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalitatif:  

(qualitative) Kaliteyle ilgili; nitelikle ilgili.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kalitatif Analiz:  

(qualitative analysis) Nitel analiz. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

kalite:  

kale ile hafif bir figür arasındaki kuvvet farkı. bir hafif figürü rakibin kale'siyle değişmeye kalite kazanmak denir.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Kalite:  

1. Bir şeyin iyi veya kötü olma derecesi. 2. Nitelik, özellik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaliteli:  

Niteliği düşük, değersiz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalitesiz:  

Niteliği düşük, değersiz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kaliyoloji:  

(ing.i. caliology) kuşların yuvalarıyla ilgili çalışan bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Kalk Gidelim:  

(d.) (Bir şeyi) Çalma, çalıp götürme. Örn:: -Emret abii -O dosyayı -Evet abi? Göz kırptı. -Çakıyosun ya? -Hop mu edeceğim? Yani kalk gidelim. (Orhan Kemal, Yalancı Dünya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalk Gidelim Etmek:  

bkz:: Kalk Gidelim Yapmak (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalk Gidelim Olmak:  

(d.) (Bir şey) Çalınmak, çalınıp götürülmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalk Gidelim Yapmak:  

(d.) Çalmak, özellikle bir yerde bırakılmış açıkta duran bir nesneyi çalıp götürmek, kaldırmak. Örn:: Adam biraz bozuldu ama gene arkasını döndü ve İşte bu arada Ahmetle ikimiz yıldırım gibi çalışmaya başladık ötekileri kalk gidelim yaptık. (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalkan:  

Bilimsel Adı: Psetta maxima. Familyası: Deniz balığı. Dip balığı. Diğer Adı: Sofra Balığı. Kalkan balığı ilkbahar döneminde özellikle Mayıs ayı yoğun olmak üzere Nisan-Haziran aylarında yumurta bırakmaktadır. Atlas Okyanusu’nu seven, yassı vücuduyla dikkat çeken kalkan Karadeniz'in en tanınmış balıklarındandır. Bütün hayatı dipte yatmakla geçer. Batı Akdeniz Atlas Okyanusu ve Şimal Denizi'nde kalkanın diğer türleri yaşamaktadır. 25-30 yıllık ömrü olan kalkan balığı 1 metre boya erişebilir. Etçil ve fazlasıyla obur bir balıktır. HANGİ AYDA YENİR: Şubat, Mart, Nisan(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Kalkan:  

(i.) Erkeklik organı, penis. Örn:: Amavut- Hamori kardaş uskumru balığı varsa ver. Karagöz- Hazırda uskumru yok kalkan var istersen vereyim. Arnavut- Mori ben kalkandan hoşlanmam. (Karagöz, Yalova Safası) Örn:: Karagöz- Sizin için kalkan balığı mı yer dedi? İşte o doktor hakikaten mizacınızı iyi anlamış. Lakin bana kalırsa gümüşbalığı yerseniz daha iyi olur çünkü hazmı kolay olur. (Karagöz, Eczahane) Kalkan Balığı diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalker:  

Kalsiyum karbonattan oluşan kayaç (kireç taşı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalkerleşmek:  

Kireçleşmek; zamanla kalsiyum birikimi oluşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalkerli:  

Kalker içeren, kireç bakımından zengin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalkersiz:  

Kalker (kireç taşı) içermeyen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalkmışa Oturmak:  

(d.) Biraz önce bir başkasının oturmakta olduğu bir koltuğu, sandalyeyi kapıp oturan kimseyi aşağılamak için söylenir. Örn:: Bi gazoz almaya tüydüydük hemen kalkmışa oturulur mu?(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kalkojen:  

Periyodik tabloda oksijen grubunda yer alan elementler (O, S, Se vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalkolitik:  

Taş ve bakırın birlikte kullanıldığı tarih öncesi dönem (Bakır Çağı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalle:  

(a.i. gaile, gelir'den) Kaçakçının rüşvet olarak kullanmak üzere yanında bulundurduğu para. Örn:: Dolayısıyla daima yeraltı dünyası sözlüğünde Kaile denilen yüklü bir meblağ bulunurdu şoförün yanında. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kallem Etmek:  

(bkz:: Kallüp Etmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kallus:  

(callus) 1- Nasır. 2- Kırık kemik uçları arasında oluşan kaynamayı sağlayıcı yeni kemik dokusu.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Kallüp Etmek:  

(d.) (Esnaf) Bir malın fiyatını tahmin etmek bir mezattan önce ya da sonra malın ederini belirlemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kalmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. olduğu, bulunduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. "Görevde kalmak isteyen çalışır" 2. (zaman, uzaklık ya da nicelik için) belirtilen kadar bulunmak. "Akşama bir saat kaldı. Köye birkaç kilometre kalmıştı, araba bozuldu. Elinde bir araba kaldı" 3. oturmak, yaşamak, eğleşmek. "On yıl Adana’da kaldık" 4. konaklamak, konmak ya da geceyi geçirmek. "İyi bir otelde kalmak isterim" 5. varlığını sürdürmek, varlığını korumak, etkisini sürdürmek. "Kendi gitti adı kaldı" 6. yaşamını sürdürmek, yaşıyor olmak, yaşamak. "Geride iki çocuğu kaldı" 7. vakit geçirmek, eğleşmek, oyalanmak. "Nerede kaldılar acaba?" 8. bozulup yürümez olmak, işlemez olmak. "Otobüs yolda kaldı" 9. üzerindeki çalışma durmak. "O iş artık kaldı" 10. ileriye bırakılmak, ertelenmek. "Son duruşma gelecek aya kaldı" 11. (öğrenci) başarısız olmak, sınıf geçememek. "Oğlu bu yıl kaldı" 12. bir işi, yeniden ele almak üzere belli bir yerde bırakmak. "Dün sözlüğün kalmak maddesinde kalmıştık" 13. bir şeye bulanmak, bir şeyle kaplanmak. "Ayakkabım çamur içinde kalmış" 14. görevi ya da yetkisi içinde olmak ya da bir işi yapmak kendisine düşmek. "Bu iş ona kalmıştı" 15. yeterli bulmak, yetinmek. "Ona sövmekle kalmak istemiyordu, onu dövmeliydi de" 16. geçmek. "Ev ona dedesinden kalmış" 17. uygulayamamak, yapamamak. "Senin yüzünden geziden kaldık" 18. belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. "Adam bir tek emekli aylığına kalmaktan korkuyordu" 19. herhangi bir durumu sürdürmek. "Böyle genç kalmak ne güzel!" 20. [yar] herhangi bir durumda bulunmak, olmak. "Yoksul kalmak insanı korkutur" 21. (olumsuz biçimi) var olmak, bulunmak. "Köyde sormadığı kimse kalmadı" 22. [yar] kök ya da gövdelerinin sonuna –e (–a) eki almış eylemsilerle sürerlik bildiren birleşik eylemler oluşturur; bakakalmak, uyuyakalmak gibi. 23. [yar] kimi –ip ekiyle oluşmuş eylemsilerden sonra gelerek süreklilik bildirir; bakıp kalmak, düşüp kalmak gibi. 24. olup olacağı, topu topu, hepsi, tümü. "Kala kala şurada on günümüz kaldı" 25. en sonunda. "Kız kala kala ona kalmış" 26. (o kimsenin) kanısına göre. "Ona kalırsa bunun sonu yokmuş" 27. (o kimsenin) elinden gelse, elinde olsa, kendisi yapabilse. "Ona kalsa bu işten elimize bir şey geçmez"(Konusu: , Kökeni: )

Kalmukya:  

Resmi Tam Adı: Kalmukya veya Kalmıkya Cumhuriyeti Eski Adı: Kalmukya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )

Kalmukya:  

Yer Aldığı Kıta: Avrupa Kıtası'nda yer alan, Rusya Federasyonu'na bağlı bölge.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )

Kalmukya:  

Rusya Federasyonu'na bağlı Özerk Cumhuriyet. 1993 tarihinde bağımsızlığını kazanan, Kalmukya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilk kez 20 Ekim 1935'te özerk cumhuriyet statüsü kazandıysa da, 1943 yılında statüsünü kaybetti. 29 Temmuz 1958'te tekrar özerk cumhuriyet olması kararlaştırıldı, ve Sovyetler Birliği'nin dağılması sürecine kadar varlığını sürdürdü. 1992'de Kalmukya'ya dönüştü.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )

Kalmukya:  

Yönetim Şekli: Rusya Federasyonu'na bağlı Federal Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )

Kalmukya:  

İdari Yapısı: Başlıca Şehirleri: Sadovoye, Troitskoye, Yashkul, Lagan.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )

Kalmukya:  

Başkenti: Elista(Konusu: Ülke Başkenti, Kökeni: )

Kalmukya:  

Komşuları: Rusya’nın Avrupa bölümünün güneydoğusunda, Hazar Denizi kıyısındadır. Volga Nehri, Dağıstan, Stravropol Bölgesi ve Çeçenistan arasında yer alır.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )

Kalmukya:  

Resmi Dili: Kalmukça, Rusça(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )

Kalmukya:  

Para Birimi: Rus Rublesi Para Birimi Kodu: RUB(Konusu: Ülke Para Birimi, Kökeni: )

Kalmukya:  

Plaka Kod: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )

Kalmukya:  

Tel. Kodu: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )

Kalmukya:  

Dini: Budizm, Hristiyanlık, İslamiyet Mezhebi: Ortodoks Kilisesi, Tibet Budistleri NOT: Hristiyan'lığın 3 ana mezhebi: Roma Katolik Kilisesi, Protestanlık, Ortodoks Kilisesi NOT2: İslamiyet'in 2 ana mezhebi: Sünnilik, Şiilik(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )

Kalmukya:  

Kalmukya Bayrağı: bilgisi bulunamadı(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )

Kalmukya:  

Milli Marşı: bilgisi bulunamadı (Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )

Kalmukya:  

Genel Bkş: Budizm'in en yaygın din olduğu tek bölgedir. •(Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )

Kaloger:  

(yun.i. kaioyeros, keşiş, kaloria, rahibe) 1- Evde kalmış kalık kız. 2- Yaşlı kimse. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kaloma:  

(Denizcilik) Gemi halatlarının sarıldığı düzenek veya halatın bir bölümü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalomel:  

Cıva klorür bileşiği; eskiden tıpta kullanılan bir madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalori:  

Ölçü birimidir, besinin enerji değerini belirlemek için kullanılır.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )

Kalori:  

(Biy.Sp.Ter.) Bir gram suyun ısısını bir derece yükseltebilen enerji veya iş birimi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kalori:  

1. Enerji ölçü birimi. 2. (Beslenme) Yiyeceklerin sağladığı enerji miktarı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalorifer:  

Binaları ısıtmak için kullanılan merkezi ısıtma sistemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaloriferci:  

Kalorifer sistemleriyle ilgilenen, bakım ve işletmesini yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalorifercilik:  

Kalorifer sistemlerinin kurulumu, bakımı ve işletilmesi işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalorimetre:  

Isı miktarını ölçmeye yarayan cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kalorimetri:  

Isı alışverişini ölçme ve inceleme yöntemi (fizik/kimya alanı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kaloş:  

Ayakkabı üzerine giyilen, su geçirmeyen koruyucu lastik ayakkabı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kalp:  

1- Gönül. Örn:: “Şüphesiz maddi gözler kör olmaz fakat göğüslerde olan kalpler kör olur.” (Kur’an-ı Kerim Hac suresi 22/46 ncı Ayet) 2- İman, küfür, sevgi, nefret, cesaret, korkaklık, iyilik ve kötülük gibi duyguların merkezi. Örn:: “Vücutta bir et parçası vardır. O iyi olduğunda bütün vücut iyi olur, bozulduğunda ise bütün vücut bozulur. İyi bilin ki o kalptir.” (Hadis) 3- İslam’a göre imanın merkezi ve bilgi elde etme yollarından biri olan duyu. Örn:: “Allah, onların (münafıkların) kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/7 nci Ayet) 4- Her türlü manevi faaliyetin merkezi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

WhatsApp