Haydi Öğrenelim!
Kuzey İrlanda:
Genel Bkş: Kuzey İrlanda ekonomisi Birleşik Krallık'ı oluşturan diğer dört bölge içinde en kötü durumda olanıdır. Buna rağmen ülke ekonomisi geleneksel olarak endüstriyel sanayine bağımlıdır. Özellikle gemi inşası ve tekstil önemli bir yer tutar. •
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
şube:
ad 1. ESKİMİŞTİR kol, dal, kısım. 2. bir kuruluşun, bir kurumun merkezi dışında açtığı, alt aşamadaki işyerlerinden, birimlerinden her biri. "Bankanın elli şubesi varmış" 3. okullarda aynı düzeydeki sınıflardan her biri. "Birinci sınıf on beş şubeydi" 4. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Şubedabaz:
(Körm. O.) Gözbağcılık gösteren oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Şugar:
(çing.sf. şukar, güzel, hoş'tan) Güzel, hoş, alımlı. (insan, erkek) Örn:: Hey şugar manti takılsana bize. (anonim, Biz Şorololar) (Sözcük schukker, şukker biçiminde Alman argosunda da yer alır. Siegmund A. Wolf VVörterbuch des Rotvvelschen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şulle:
(çing.i.) Dişilik organı, vagina. Şülle diye de söylenir. Örn:: Üoop Anam bize de göster şülleyi. Bi tarafımız şişicak. (Hasan Kaçan, Eşşek Herif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
şûra:
1- Danışma kurulu, meclis, kurultay. 2- Danışma yapılan yer. 3- Devlet ve hükümet başkanının, önemli işlerde, alanında uzman olan kişilere ve toplumun ileri gelenlerine danışması ve onların görüşlerini alması. Örn:: “Hz. Peygamber kadar, sorunları şûra ile çözüme kavuşturan başka bir insan görmedim.” (Ebu Hureyre) 4- Uzlaşma ve dayanışma yoluyla hükümet etme. 5- Çözüm aranan hayatla ilgili bütün meselelerde danışmaya layık, alanlarında uzman ve ilmî yeterlilik sahibi kişilerle fikir alışverişinde bulunma. Kur'an-ı Kerim, şûraya çok önem vermiş ve çeşitli konularda görüş alış verişinde bulunmayı müminlerin önemli nitelikleri arasında saymıştır. Örn:: “…Müminler, işlerini şûra ile çözüme kavuştururlar…” (Kur’an-ı Kerim Şura suresi 42/38 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şura Suresi:
(a.i. سورة الشورى) şura suresi; adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren şurâ kelimesinden almıştır. kur'an-ı kerim'de 42 nci sure, 25 nci cüz, 482 nci sayfadadır. 53 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 62 nci sıradadır. fussilet suresi'nden sonra zuhruf suresi'nden önce mekke döneminde nâzil olan bu sûrenin yalnız 23 ve 26 ncı âyetleri medine'de inmiştir. şura suresi'nde Allah’ın bağışlayıcı ve esirgeyici olduğundan, kur’an’ın arapça vahiy edildiğinden, Allah’ın kudretinden, insanlara doğru yolu bildirmek için görevlendirilen peygamberlerden, kıyamet günü'nden, kötülüklere karşı sabredilmesinden, affedici olmanın gereğinden, herkesin Allah’a döneceğinden bahsedilir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Şûra suresi:
Kur’an-ı Kerim’in kırk ikinci suresidir. Mekke’de inmiştir. Elli üç ayettir. Adını, otuz sekizinci ayette geçen ve ‘görüş alışverişinde bulunma, danışma’ anlamına gelen “şûra” kelimesinden almıştır. Sureye, Allah’ın yerleri ve gökleri en güzel biçimde yaratmasından, yerler ve gökler için koymuş olduğu ilahî kanunlardan bahsedilerek başlanır. Hz. Muhammed’in Mekke’den başlayıp her tarafa yayılması gereken İslam’a çağrısının önemi anlatılır. Allah’tan başka herhangi bir varlık veya kurumu dost edinmenin sakıncaları üzerinde durulur. Surede, Allah’ın ilk peygamberden itibaren göndermiş olduğu dinlerin özlerinde bir oldukları anlatılır. Dinî konulardaki farklı yorumları dayatıp tek doğru olarak kişisel görüşleri öne çıkarmanın yanlışlığı ele alınır. Hz. Peygamber’in her alanda topluma örnek olması ve davranışlarında aşırılıklardan kaçınması emredilir. Sık sık ahiret vurgusu yapılır. Ahirette kazançlı çıkmak için şirkin her türlüsünden uzak durma ve hayırlı işler yapma tavsiye edilir. Bu çerçevede insanların Hz. Peygamber’in çağrısına kulak vermeleri emredilir. Surede, namazın, fakirlere çokça maddi yardımda bulunmanın ve müminlerin işlerini karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak yapmalarının önemi vurgulanır. Müminlerin, zalimlere karşı ilkeli olmaları ve haksızlığa boyun eğmemeleri önerilir. İnsanların cehennemden sakınmaları için cehennemle ilgili betimlemeler yapılır. Müşrikleri cehenneme sürükleyen en çirkin amelin kız çocuklarını diri diri toprağa gömme olduğu anlatılır. Hâlbuki çocuğun kız veya erkek olarak yaratılmasının Allah’ın elinde olduğu; insanın belirleyici olmadığı vurgulanır. Surede, Allah’ın peygamberleriyle vahiy şeklinde kurmuş olduğu iletişime de değinilir. Kur’an-ı Kerim’in, insanlığın hidayeti için önemini vurgulayan ayetle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şurup:
(a.sf. şurub'dan) 1- Tatlı. 2- Kolay. (bkz:: Şurupçu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şurupçu:
(a.i. türk.) İçindeki uyuşturucu maddeler (örneğin kodein) için öksürük şurubu türü ilaç tiryakisi olmuş kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şut:
(Basketbol Ter.) Oyuncunun topu herhangi bir şekilde eliyle çemberden geçirmek için potaya yollama hareketidir. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Şut:
(Futbol Ter.) Oyuncunun topu ayağı veya kafası ile takım arkadaşına, kaleye veya saha dışına gönderdiği vuruş. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Şut:
(Masa Tenisi Ter.) Masaya yakın konumdan yapılan falsolu veya falsosuz vuruş. Drive.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Şut:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şut Çekmek Şutlamak:
(bkz:: Şüt Çekmek, Şütlemek (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şutlamak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şutör:
(Basketbol ter.) Shooting Guard. Şutör oyuncu. Skorer ve top hakimiyeti ve kontrolü yüksek, genellikle takımın en büyük hücum silahlarından biri.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Şutör:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
şuur:
ESKİMİŞTİR ad ➽bilinç.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Şüca:
(a.i. erk.) 1- Cesaretli, cesur, yiğit. 2- Aslan ve yengeç arasında yıldız kümesi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şüceyne:
(a.i. ka.) Ağaçcık, nihal.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
şüheda:
Şehitler. (bkz:: şehit)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şükran:
Reşat Nuri Güntekin'nin yazdığı Akşam Güneşi kitabının baş kahramanı. Şükran insanlara yardım etmeyi seven ve yaşama sevinci yüksek, iyi bir insandır. Nazmi ’yi hayata döndürmüştür.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Şükran:
(a.i. ka.erk.) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Şükriye:
(a.i. ka.) İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Şükrü:
(a.i. erk.) Şükretme, minnettarlıkla ilgili.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şükufe:
(f.i. ka.) Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
şükür:
1- Görülen iyiliğe karşı söz ve davranış ile hoşnutluk gösterme ve yapılan iyiliğin kıymetini bilme. Örn:: “İnsanlara (yapmış oldukları iyilikten dolayı) teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” (Hadis) 2- Kulun, Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimetlerin onun sonsuz iyilik ve bağışının sonucu olduğunu fark ederek kalbinin teşekkür duygusuyla dolması ve bunu diliyle ifade etmesi; tutum ve davranışlarıyla haramlardan kaçınarak ve farzları yerine getirerek Allah’a bağlanması. Örn:: “Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük yaparsa Rabbimin onun şükrüne ihtiyacı yoktur. Şüphesiz Allah çok değerli ve yücedir.” (Kur’anı Kerim Neml suresi 27/40 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
şükür secdesi:
Hayırlı ve güzel şeyleri elde etmekten, bir nimete kavuşmaktan veya bir beladan kurtulmaktan dolayı kıbleye yönelip tekbir alarak yapılan ve Allah’a hamt, dua ve şükürden ibaret olan bir secde. Örn:: “Hz. Peygamber bir şeye sevindiğinde veya sevindirici bir haber duyduğunda hemen şükür secdesi yapardı.” (Ebu Berke)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şüle:
(a.i. ka.) Alev, yalım. Alevli ateş.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Şülle:
(bkz:: Şulle)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şüt Çekmek:
(d. ing. shoot, türk.) 1- Kovmak, atmak, bırakmak, terk etmek. Örn:: Orrayt Bediş artık moruk lisana şüt çektik, yeni stil türkçe konversasyona başladık. (Ramiz Gökçe, karikatür) 2- (Birisine) Tekme atmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şütlemek:
(ing.f. türk. e.) 1- Kovmak, atmak. 2- İşten atmak. 3- (Birisini) Tekmelemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
T Pozisyonu:
(Tenis Ter.) Orta çizginin servis çizgileriyle bağlandığı yer. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Taahhütlü:
(a.i. taahhüd, türk. e.) Tabanca. İyi nitelikli tabanca.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
taassup:
1- Bağnazlık, aşırı taraftarlık, tutuculuk, körü körüne bağlılık, fanatizm. 2- Herhangi fikri, siyasi veya sosyal olayın çözümü ve açıklamasıyla ilgili bir düşünceyi tek doğru kabul edip karşı görüşte olan insanların düşüncelerine değer vermeme; anlayıp dinlemeden inkâr etme, kendi görüşlerini başkalarına kabul ettirmek için baskı yapma. Cahillikten, düşüncesizlikten kaynaklanan taassup İslam dininin reddettiği bir şeydir. Taassubun her türlüsü Hz. Peygamber tarafından yerilmiştir. Örn:: “İnkâr edenler, gönüllerine cahiliye çağının taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; çünkü onlar takvaya (ilahî huzura) en çok layık olanlardı. Allah her şeyi bilendir.” (Kur’an-ı Kerim Fetih suresi 48/26 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
TAB:
Klavyede bulunan özel tuşlardan birisidir ve iki farklı fonksiyonu üstlenir. Kelime işlemcilerde paragraf açmak için kullanılır. Standart bir Windows penceresinde ise, farklı seçeneklerin arasında gezinmenizi sağlar.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Taba:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabak:
(a.i.) (Kadında, kızda) Kasık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabaka:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabakalar halinde kalkma:
Aderans veya elastikiyet kaybı sonucu boyanın parçalar halinde yüzeyden ayrılması.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Tabakhane:
(b.i) Ham derilerin işlem gördüğü yer, sepi yeri.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Taban Girmek:
(Futbol Ter.) Ayağında top olan oyuncuya rakip takımdan bir oyuncunun ayağının tabanı ile karşı koyması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Taban Halısı:
(d. esk.) Bin liralık banknot.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabanca:
(fars.i. tabançe'den) (Cepte taşınan) Rakı, şarap, konyak vb. içki şişesi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabanca:
(Alm. Spritzpistole - Fr. pistolet - İng. spray-gun) Dekor boyamada boyayı püskürtmek için kullanılan kompresörlü tabanca.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Tabanca Atışı:
(Atletizm Ter.) Yarışın başladığını belirten bir çeşit hakem ikazı, işareti, sesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Tabanının Altına Takılmak:
(d.) (Birisini) Sürekli İzlemek, ardına düşmek, çok yakından takip etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabanvay:
(ing.i. tramway'dan tramvaya ben. tabanvay) 1- Yaya yolu. 2- Ayaklar. 3- Yürüme, yayan gitme. Örn:: Yoksa bütün gezintiler tabanvay ile yapılırdı. Arada sırada tramvay. (Hasan Ali Yücel, Geçtiğim Günlerden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabdan:
(f.i. ka.) Işıklı, parlak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Tabela:
(ita.i. tabela'dan) (Kumarda) Ortada bulunan bütün para üzerinde kumarhane işleticisinin hakkı anlamında kullanılır. Örn:: Ya da tebeşire veya tabelaya giderdi. 50 lira. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabela:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabelacı:
(ita.i. türk. e.) Kumarda oyunun düzenini yöneten kimse, krupiye. Örn:: Manoyu namlı kabadayı adına tabelacı denilen krupiyeler toplardı. (Kayhan Sağlamer, Türk Mafiası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabelacı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabelacılık:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabende:
(f.i. ka.) Parlayan, ışık veren.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Taberi:
(a.i. erk.) Büyük İslâm tarihçilerinden biri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Tabi Mania:
(Kano Ter.) Kaya, akıntı savurması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
tabiat:
ad 1. ➽doğa. 2. doğal özellik, doğal yapı. 3. yaradılış, alışkanlık, huy. \"Bu onun tabiatıdır\" 4. beğeni. \"Tabiat sahibi kimseler, güzelden anlar\" 5. ➽doğa bilgisi. 6. okullarda doğa ile ilgili bilgileri içeren ders.(Konusu: , Kökeni: arapça)
tabiatüstü:
ESKİMİŞTİR bileşik · ad ➽doğaüstü.(Konusu: , Kökeni: arapça)
tabiin:
1- Tâbi olanlar, birinin peşinden gidip ona uyanlar, birinin görüşlerini benimseyen ve yolundan gidenler, izleyenler. 2- Hz. Peygamber’in sahabelerinin zamanına yetişen, onlarla görüşen, sohbette bulunan ve Müslüman olarak ölen kişiler. 3- Sahabelerden hadis nakleden Müslümanlar. Tabiinin gerek hadis rivayetinde ve gerekse İslam dininin daha sonraki nesillere öğretilmesinde önemli hizmetleri olmuştur. İslami ilimlere ait kitaplar, onların devrinde yazılmaya başlanmıştır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tabiistan:
(a.i. ka.) Yaz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Tabitha Babbitt:
Tabitha Babbitt (1784-1853) Amerikalı kadın mucit. 1800’lerin başında testereyle herhangi bir şey kesebilmek için 2 kişiye ihtiyaç duyuluyordu. 2 kişi düz bir testerenin iki ucundan tutarak itmek ve çekmek suretiyle kesim yapmak zorundaydı. Fakat Babbit sayesinde bu süreç çok daha basit hale geldi. Babbit’in testeresi yuvarlaktı. (yuvarlak testere) Bu nedenle tek kişi kesim işlemini kolayca gerçekleştirebiliyordu. Massachusetts Shaker topluluğunun bir üyesi olarak mobilya yapımında kullanılan birçok alette de Babbitt’in imzası bulunuyor; fakat Babbitt, bu buluşları için patent alma gereği duymamış. (Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Tabiye:
(a.i. ka.) Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Tabldot:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tablet:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tablo:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabloid:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabnak:
(f.i. ka.) Parlak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
tabu:
1- Yasaklanarak korunan nesne, söz, davranış. 2- Kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan, aksi yapıldığında zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tabu:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabulaşmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabulaştırılmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabulaştırmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Tabur:
Dört bölükten oluşan ve bir binbaşının komutası altında bulunan asker birliği.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Tabure:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
tabut:
1- Ölünün defnedilmek için mezarlığa götürülürken içine konduğu sandık. Örn:: “Tahtadan yapılmış bir uzun kutu / Baş tarafı geniş, ayak ucu dar, / Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu / Yarın kendileri dolduracaklar.” (N.F. Kısakürek) 2- Hz. Musa’nın, savaşlarda ordunun önünde bulundurduğu ve içerisinde Tevrat’a ait metinler ile On Emir’in bulunduğu sandık. “Ve peygamberleri onlara (İsrailoğulları’na) dedi ki: “Onun hükümdarlığının alameti; içinde Rabb’inizden bir huzur, Musa ve Harun ailesinin geriye bıraktığından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı (Allah’ın Ahid Sandığı) Tabut’un size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Talut’un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/248 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Tabutluk:
(a.i. tabut, türk. e.) Bir dönemde (1940 ve sonrası) tutukevi, hapishane gibi yerlerde bulunan çok küçük hücre. Örn:: Poliste sorgu, falaka gibi geleneksel işkence yöntemi yeni uygulamaya konan tabutluk yöntemi ile takviyeli olarak uygulanmaktadır. (Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tabutuna Sarılayım:
(d. a. tabut, türk.) Samimi arkadaşlar arasında lütfen ne olur anlamında kullanılır. Örn:: Yap bi kıyak baba tabutuna sarılayım çek bi kıyak bize.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Tacal:
(t.i. erk.) Üstün ol, baş ol.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Tacaver:
(f.i. erk.) Padişah, hükümdar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Taceddin:
(a.i. erk.) Dinin tacı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
TACHI:
(taçi) Temel duruş.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
TACHI:
(taçi) Temel duruş.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Tachi Waza:
Hem Uke’nin hem de Nage’nin ayakta uyguladığı teknikler.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )
Tacıser:
(a.i. ka.) Baş tacı, en çok sevilen, sayılan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Taci:
(a.i. erk.) Taçla ilgili.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Tacik:
(f.i. erk.) İran ve Türkistan'da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Tacikistan:
Resmi Tam Adı: Tacikistan Cumhuriyeti İngilizce: Republic of Tajikistan Tacikçe: Jumhurii Tojikiston(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Tacikistan:
Yer Aldığı Kıta: Asya Kıtası'nda, Orta Asya bölgesinde yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Tacikistan:
Bağımsız Ülke: Birleşmiş Milletler üye ülke. Sovyetler Birliği'nden 9 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanmıştır.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Tacikistan:
Yönetim Şekli: İktidar Yapısı: Üniter Devlet. İktidar Kaynağı: Yarı Başkanlık Sistemli Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Tacikistan:
İdari Yapısı: 4 İl: 1- Sogd 2- Duşanbe 3- Hatlon 4- Dağlık Badahşan Özerk Yönetimi.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Tacikistan:
Komşuları: Orta Asya'da denize çıkışı olmayan bir ülkedir. Komşuları güneyde Afganistan, batıda Özbekistan, kuzeyde Kırgızistan ve doğuda Çin Halk Cumhuriyeti'dir.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Tacikistan:
Resmi Dili: Tacikçe, Farsça, Rusça(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )