MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Abdülhakim:

(a.i. erk.) Her şeye hükmeden Allah'ın kulu. Hakim, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Takdir:  

Yanlış: Taktir (Değer biçme anlamında) Doğru: Takdir(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

takdir:  

(ﺗﻘﺪﻳﺮ) i. (Ar. ḳadr “miktârını belirtmek, yüceltmek, hükmetmek”ten taḳdіr) 1. Beğenme, güzel bulduğunu, beğendiğini belirtme: Takdîr-i umûmîye mazhariyeti bilâkis nedretine delâlet eder (Cenap Şahâbeddin). Bu sözüm Memduh Bey’in çehresinde büyük bir takdir alâmeti belirtti (Ahmed Midhat Efendi). Hürriyet yayınlarının Nâmık Kemal’i tanıtmak teşebbüsünü takdirle karşılarız (Cemil Meriç). Bu seneki yarışçımız Semîha’yı, bu kültür savaşının ilk fedâisi olarak tebrik ve takdir ederim (Burhan Felek). 2. Bir kimsenin veya şeyin önemini, değerini anlama: Bir Kur’an’ın yazı ve tezhîbine takdir ve hayretle baktım (Ahmet Hâşim). Suphi, henüz işin kemiyet ve keyfiyetini lâyıkıyle takdir edememişti (Nâbîzâde Nâzım). 3. Kıymet biçme, değerini belirleme: “Fiyat takdir komisyonu.” Takrîrime etme özge takdîr-i cezâ / Şermendeliğim yeter bana takdîrin (Fuzûlî). Mâmâfih kul tedbir eder, Hâlık takdir eder ve ancak olan O’nun istediğidir (Sâmiha Ayverdi). 4. kısaltma yoluyle. Okullarda başarılı öğrencilere verilen teşvik belgelerinden biri, takdirnâme. 5. Ezelde Cenâb-ı Hakk’ın olmasını dilediği şeyler, her şey hakkında vermiş olduğu ezelî karar, alın yazısı, kader: Tanrı takdîrine hayran kaldılar (Süleyman Çelebi). Takdir böyle imiş biz ne diyelim (Pir Sultan Abdal). Cümle takdîrindir her iş, yazılan başa gelir (Âşık Ömer).(Konusu: , Kökeni: )

Takdire:  

(a.i. ka.) (bkz:: Takdir)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

takdiriilahî:  

(bkz:: kader)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

takdis:  

1- Yüceltme, ululama, arındırma, mübarek sayma. 2. Allah’ı, tanrılığa aykırı olan her şeyden, eksik sıfatlardan, kusurlardan, acizlikten, tembellikten ve güçsüzlükten uzak tutma. Örn:: “Hani, Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim.’ demişti. (Melekler): ‘Orada bozgunculuk yapan, kan döken birini mi halife yapacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz.’ dediler. (Rabb’in): ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.’ dedi.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/30 ncu Ayet) 3- Allah’ın şükre ve övgüye layık olduğunu bilme, başkasına bildirme ve buna göre inanıp ibadet etme.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Takeometre:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takesumu Aiki:  

Aiki’nin (ruh, zeka ve evrensel enerjinin harmonisi) sonsuz (bitmek bilmeyen) üretken savaş sanatı ” anlamına gelen kurucunun bir sloganıdır. Aikido’da yeni teknikler yaratmak mümkündür.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

Takılgan:  

(i.) 1- Belirli bir kahve, meyhane, diskotek vb. yerin sürekli müşterisi, müdavimi. Örn:: köhneyi de yıktılar biliyosun, bi sıcak çay atardım dedim ama köhneyi de yıktılar biliyosun, ordaki takılganlar daaldı nerelere. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark) 2- (Birisinden) Sürekli borç isteyen genellikle de borcunu vermeyen kimse. Örn:: bi on kafa borç takılsana diyorum ben buna, "na sana takılgan" diyo bu bana. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takılmak:  

(f.) 1- (Kahve, meyhane, diskotek vb.) Belirli aralıklarla sürekli gitmek, müdavim olmak. Örn:: Tüm fırın işçileri bu kahveye takılıyor oradan işe gidiyorlar. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 2- (Birisiyle, bir toplulukla, bir çeteyle vb.) Belirli bir süre hep beraber olmak, sık sık onlara katılmak. Örn:: Vaay Sami naaber? Akşam bizlen takılıyo musun? (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki) 3- (İçki, uyuşturucu vb. bir şeye) Belirli bir süre müptela olmak, o şeyi kullanır olmak. Örn:: Önce finodan gittiydik anacım paspala mı düşersin soonacıma taş tutunca da beyaza mı takılırsın ne bok yersin? 4- Yapmak, etmek. Örn:: Beyoluna çıkalım. Kafamıza göre takılırız. (Hasan Kaçan, Eşşek Herif) 5- Vermek, borç vermek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takılmak:  

1- Sataşmak, söz atmak. 2- Rolünü şaşırmak, duraksamak, unutmak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Takım:  

(i.) Erkeklik organı ve husyeler, penis ve testisler. Örn:: Kayarto- Öyle ama bakalım o takımlarını kullanabiliyor mu? Kavuklu-Ulan bir kere tecrübe ediniz de eğer ben takımları İdare edemezsem. (Ortaoyunu, Fotoğrafçı) (Genellikle çoğul biçimde kullanılır.) kelime da denir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takım:  

Bir bölüğü oluşturan birliklerden her biri.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )

Takım:  

(gnl.ter.) Bir spor dalında yarışma için oluşturulmuş sporcu topluluğu(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

takım:  

ad 1. bir işte ya da bir yerde kullanılan aygıtların, araçların ya da eşyanın tümü. \"Bir oda takımı aldılar. Testere marangozluk takımı araçlarındandır\" 2. HALK AĞZINDAN ceket ve pantolondan oluşan erkek giysisi. \"Yeni takımımı giyip sokağa çıktım\" 3. birbirini tamamlayan şeylerin tümü. \"Kasap ciğeri takım olarak satıyor\" 4. meslek, durum, davranış gibi yönlerden birbirine uyan kişilerin oluşturduğu topluluk. \"Tüccar takımı kazanca doyar mı?\" 5. görev yönünden birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan kişilerin oluşturduğu topluluk. \"Bir tiyatro takımı kurmak kolay mı?\" Benzer: ekip 6. SİNEMA TERİMİ bir filmin çevrilmesinde gerekli en küçük teknik elemanlar topluluğu. 7. ASKERLİK TERİMİ bir bölüğü oluşturan birliklerden her biri. 8. SPOR TERİMİ birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. 9. SPOR TERİMİ bir oyunda alana çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. \"Fenerbahçe takımı oyuncu değiştirdi\" 10. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ canlıların sınıflandırılmasında familyayla sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. 11. (aşağılayıcı, küçümseyici anlamda) topluluk. \"Köylü takımının aklı her şeye erer mi?\" 12. HALK AĞZINDAN sigara ağızlığı. 13. HALK AĞZINDAN (tarla için) sınır. 14. ARGO (genellikle çoğul biçimde) erkeklik organıyla erbezleri. 15. SPOR TERİMİ ayaktopu, sepettopu gibi takım durumunda oyuncularla oynanan oyun. 16. MEC. elbirliğiyle, ortaklaşa, dayanışma içinde yapılması gereken iş. 17. parçalarıyla birlikte takım. 18. hep birlikte, hepsi birden, kim var kim yoksa, hepsi. 19. ARGO erkeklik organıyla erbezleri. 20. (sporda) kötü oynayarak takımının yenilmesine yol açmak. 21. başarısızlığa uğrayarak, birlikte olduklarının da bundan etkilenmesine yol açmak.(Konusu: , Kökeni: )

Takım Açmak:  

d. es. Yürürken hızlanıp koşmaya başlamak. (bkz:: Açık Ayak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takım Faulü:  

(Basketbol Ter.) Her oyuncunun yaptığı faul aynı zamanda takımının faul hanesine de yazılır. Her takımın her periyotta toplamda 4 faul hakkı vardır (lige ve kategoriye göre değişebilir). Eğer takım bu limiti aşarsa rakip takım, o andan itibaren her faul olduğunda serbest atış ile ödüllendirilir. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Takım Oyunu:  

(bkz:: Topluluk Oyunu)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Takım Taklavat:  

(bkz:: Takım)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takımada:  

Takımada, çevresi sularla kaplı iki ya da daha fazla toprak parçasının oluşturduğu adalar topluluğudur. Takımada kelimesi literatürde "üstün deniz" anlamına gelir. Antik çağda, Takımada Ege denizi için kullanılan bir kelimeydi ve sonraları ise denizdeki adaların sayısı dikkate alınarak Ege Adaları yerine kullanılmaya başlandı. Şimdilerde ise genellikle ada gruplarını isimlendirmek veya bazen de Ege'deki gibi çok sayıda dağınık ada için kullanılır. Takımadalar genellikle açık denizlerde buluşur ve en az bir büyük ada kümesi komşusu olur. Örneğin İskoçya civarında 700'den fazla ada vardır. Temel olarak takımadalardan oluşan en büyük dört devlet Japonya, Filipinler, Birleşik Krallık ve Endonezya'dır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Takımı Yatırmak:  

(d.) 1- Başarısızlığa uğramak, uğradığı başarısızlık başkalarına da kötü etkide bulunmak. 2- (Sporda) Başarısızlığı yüzünden takımın yenilmesine yol açmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takıntı:  

(i.) 1- Borç. Örn:: Bu parayla bakkal borcunu mu kapasa? Kasaba olan takıntıyı mı kesse? (Orhan Kemal, Balon) 2- (Birisinin) Sevgi, aşk, cinsel ilgi vb. nedeniyle bağlantılı bulunduğu kimse. Örn:: Ablasının takıntısı derdini elemini unutturmak üzere mahallede kendine başka metres bulur kurtulur. (Mehmet Şeyda, Bana Karşı Ben) 3- (Öğrenci için) Öğretim dönemi sonunda geçerli not alınamamış ders. Örn:: Kaç takıntın var? -Eşek yüküyle.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takır Tukur:  

(be.) Kaba bir takırtı çıkararak. NOT: Yansımalardan Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

takıyye:  

1- Korkma, elem ve zarar verecek şeylerden sakınıp korunma; çekinme, gizlenme, saklanma, tedbir alma. 2- Müminlerin, kendilerine karşı güç kullanan inkârcıların karşısında can, mal, ırz, din ve her türlü kutsal değerleri tehlikeye düştüğünde onların zararlarından kurtulmak için imanlarını gizlemeleri; gerektiğinde inandıkları görüş ve davranışların aksini ortaya koymaları. Hz. Peygamber, Mekke döneminde müşriklerin işkencelerine uğrayan bazı sahabelere ‘takıyye’ izni vermiştir. Müslümanlar, İslam’ın kendilerine vermiş olduğu bu izni kullanıp kullanmamakta serbesttirler. Şii Müslümanlar arasında takıyye çok yaygınlık kazanmış hatta iman esaslarından biri olarak kabul edilmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Taki:  

(a.i. erk.) Günahtan haramdan kaçınan, dinine bağlı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Taki:  

Yanlış: taki Doğru: ta ki(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

takip:  

K KALIN OKUNUR ad 1. yetişmek, yakalamak ya da bulmak ereğiyle birinin ya da bir şeyin arkasından gitme, izleme. 2. birinin ardınca gitme ya da ardından gelme. 3. kovuşturma ya da kovuşturulma. 4. izinden, yolundan gitme, yolunu izleme. 5. bir şeyin gelişmesiyle ilgilenme. "Bu dairede elden iş takibi yasaktır" 6. bir şeye uyma, izleme. "Modayı takipten vazgeçtim" 7. dikkatle dinleme, izleme, anlama. "Konuşmanızı takipte güçlük çekiyorum" 8. ASKERLİK TERİMİ geri çekilmekte olan düşmanı yenmek, yok etmek için yapılan eylem. 9. yetişmek, yakalamak ya da bulmak ereğiyle birinin ya da bir şeyin arkasından gitmek, onu izlemek. 10. belli bir yöne gitmek. "Bu caddeyi takip ederseniz alana ulaşırsınız" 11. bir şeyi izlemek ya da bir şeye uymak. "Her dergiyi takip etmek zor" 12. dikkatle dinlemek, anlamak. 13. kovuşturmak. 14. izinden, yolundan gitmek, yolunu izlemek.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Takip Işığı:  

(Alm. Verfolgunsscheinwerfer - Fr. projecteur de poursuite - İng. followspot) Sahne üzerindeki eşyayı ya da hareket eden bir kişiyi hareket durumunda izleyen ışık.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Takiyyuddin:  

(a.i. erk.) Dinde muttaki, Allah'tan hakkıyla korkan kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

takke:  

Müslüman erkeklerin namaz kılarken başlarına giymiş oldukları yarım küre biçiminde ince hafif başlık.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Takkeyi Yeme:  

(d. a. takıyye, türk.) (Basketbolda) Hücum oyuncusu fileye atış yaptıktan sonra rakip bir oyuncunun topa vurarak topun potaya gitmesini engellemesi. Beyin Sote diye de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takla:  

(i.) Uyuşturucu maddenin tam nihai etkisi.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takla Atarak Dönüş:  

(Yüzme Ter.) Yarım burgu hareketi ile dönüş duvarına gelmeden vücudu döndürüp ayakların duvara değmesi sonucu oluşan dönme hareketi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Taklabaz:  

(Körm. O.) Takla atarak hüner gösteren oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Taklaya Gelmek:  

(d.) Uyuşturucu maddenin etkisiyle kendinden geçmek. Örn:: Dİazem ele aldığı için habire taklaya geliyor. (Kanat Güner, Eroin Güncesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

taklit:  

1- Gerdanlık, kolye, madalya, kılıç gibi şeyleri boyuna takma; kılıç kuşanma. 2- Bir başkasının yaptıklarının ve söylediklerinin doğruluğunu, yanlışlığını araştırmadan kabul etme; ona benzemeye çalışma. Örn:: "İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz? / Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek. / Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme; / Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.” (M.A. Ersoy) 3- Bir kimsenin dinî delillerden olmayan sözü ile dinî bir delile dayanmadan amel etme. 4- İçtihat yetkisi olmayan bir kişinin delillerini bilmeksizin herhangi bir müçtehidin görüşlerini alması ve uygulaması.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

taklit:  

ad 1. her yönden, belli bir örneğe benzemeye çalışma. \"Batıyı taklit hep kötü görülmüştür\" Benzer: öykünme 2. bir şeyi örnek alarak aynısını yapmaya, yaptığı şeyi ona benzetmeye çalışma. \"Ressamın tablosunu taklit kolay değildi\" 3. sıfat bir örneğe benzetilerek yapılan (şey). \"Taklit kolyeler çoğaldı\" 4. bir kimsenin konuşmalarının, davranışlarının aynını yaparak eğlenme ve eğlendirme. \"Sanatçının politikacı taklidi çok alkışlandı\" 5. (bir kimsenin) konuşmalarının, davranışlarının aynısını yaparak eğlenmek ve eğlendirmek. 6. benzerini, sahtesini yapmak. \"Paranın taklidini yapmak zor mu?\" 7. bir kimseye benzemeye, onun gibi yapmaya, onun gibi olmaya çalışmak. \"Çocuk babasını taklit eder\" Benzer: öykünmek 8. bir şeyin benzerini yapmaya çalışmak. 9. kalıbını, biçimini benzetmek, benzerini, sahtesini, kalpını yapmak.(Konusu: , Kökeni: )

Taklitçi:  

(Körm. O.) Taklit yapıp seyirciyi güldüren kimse. Sonradan "Meddah" adını almıştır. (bkz:: Meddah)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

takma:  

1. takmak eylemi. 2. sıfat yapay olarak yapılarak gerçeğinin yerine kullanılan. "Takma dişlerini yitirmiş"(Konusu: , Kökeni: )

Takma Saç:  

(Alm. künstliches Haar) At kılından yapılmış saç.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Takmak:  

(f.) 1- Önem vermek, değer vermek, ilgi göstermek. Örn:: Dünyayı takmazdı, uçarının biriydi. Gün gelir kaybolurdu. (Tarık Dursun K. Hasangiller) 2- Borç alıp ödememek. Örn:: Herif milyonla paps takıp pır. 3- (Mahkeme) Hüküm giydirmek, cezaya mahkumiyete karar vermek. Örn:: Eski sabıkalar da meydana çıkınca bize sekiz sene dört ayı taktılar. (Kemal Tahir, Damağası) 4- (Bir üst, bir astı bir öğretmen, bir öğrenciyi) Mimlemek, onu özel bir ilgiyle izlemek, ona başkalarından (olumsuz anlamda) farklı davranmak. 5- (Öğrenci) İkmale kalmak, Sınıfta kalmak. 6- Vurmak, bıçaklamak, bıçakla yaralamak. Örn:: Gelmezseniz size bir İki tane takar. -Ne takar? -Vurur yani bıçaklar. (Özcan Ercan, Bu Çocuklara Yazık) 7- Gol atmak. Örn:: Oolum geçen size beş tane takmadık mı?.. Alışamazsın tabi (Hasan Kaçan, Eşşek Herif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tako:  

(sf. takmaktan tak-o) İlgili, aklını takmış. Örn:: Aslında ben harflere de tako bi adamım. (Hulki Aktunç, İtiraf-Nağmeler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takofobi:  

(ing.i. tachophobia) hız'dan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Takoz:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takoz Koymak:  

(d. yun. takos türk.) (Bir eylemi, bir işi) Engellemek. Engellemek için çabalamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takozlamak:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takrin:  

(a.i. erk.) Beraber bulundurma, yaklaştırma. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Takrine:  

(a.i. ka.) (bkz:: Takrin)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Taksi:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Taksi Çalışmak:  

(d. fr. taximetre'den kıs. taksi türk.) (Fahişe) Belirli bir aracıya, muhabbet tellalına bağlı olmadan çalışmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Taksimetre:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

taksonomi:  

, (Grekçe ταξινομία "taksinomia") biyolojide sınıflandırma bilimidir. Canlıların sınıflandırılması ve bu sınıflandırmada kullanılan kural ve prensipleri içerir. Taksonomi terimi Antik Yunanca'da "taksis" (düzenleme) ve "nomos" (yasa) sözcüklerinin birleşmesinden türetilmiştir.(Konusu: , Kökeni: )

Takt:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Taktırmak:  

(f.) (Bir kız ya da kadın) İlişkili bulunduğu ya da nişanlı, evli bulunduğu erkekten habersiz başka erkeklerle ilişki kurmak, düşüp kalkmak, erkeğini aldatmak, boynuzlamak. Örn:: metelik yollayamadığı genç karısını düşünüyordu. Belki de bu kadın ona taktırmakta. (Reşat Enis, Yolgeçen Hanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Taktik:  

(gnl.ter.) Rakibi,çevreyi ve kendisini göz önüne alarak bir takım veya sporcunun oluşturduğu plan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Taktik:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Taktik Servis:  

(Voleybol Ter.) Rakibin zayıf yönünü görüp o yönde servis kullanma.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Taktikçi:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takunya:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takunyacı:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takunyalı:  

(yun.i. takuni'den takunyalı) Yobaz.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Takunyalı:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takunyasız:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Takva:  

(a.i. ka.erk.) Allah korkusuyla dinin yasak ettiği şeylerden çekinme. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

takva:  

1- Bilinçli davranma; uyanıklık, dikkatli olma, sakınma, korunma, korkma, endişelenme, kaygılanma. 2- Allah’ı görüyormuşçasına bir bilinç içerisinde farzları, vacipleri hakkıyla yerine getirme; Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla nafileleri çokça yapma; sünnete uyma. Örn:: “…Şüphesiz ki Allah takva sahiplerini sever.” (Kur’anı Kerim Tevbe suresi 9/4 ncü Ayet) 3- Haramları, dinen şüpheli olan durumları ve dinin kötü gördüğü şeyleri terk etme. 4- Müminin tüm tutum ve davranışlarında Allah’a kulluk bilinciyle hareket ederek Allah’ın koruması altına girmesi, ona duyduğu sevgi ve saygıyı güçlendirmeye gayret etmesi, bu sevgi ve saygıyı zedelemekten korkması. Örn:: “Allah katında sizin en değerli olanınız en takvalı olanınızdır.” (Kur’an-ı Kerim Hucurat suresi 49/13 ncü Ayet) 5- Kulun zihnini ve kalbini, kendisine Allah’ı unutturacak her şeyden uzak tutması, koruması. Örn:: “Muhakkak ki Allah takva sahipleri ve güzel iş yapanlarla beraberdir.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/128 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Takviyeli:  

(a.i. türk. e.) Barbitürat türü uyuşturucu, ilaç, Revonal. Örn:: Yabancı sermayeyle ortak bir ilaç fabrikasının sarı bomba takviyeli lakaplı ilaçları ticari isimler altında kontrol dışı ürettiğine dair İhbarlar var. (Yıldırım Çavlı - Oktay Özes-kici, Beyaz Ölüm)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Tal:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Talac:  

(f.i. erk.) 1- Ses, seda, çığlık. 2- Meşale. 3- Kavga.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

talak:  

1- Boşama, serbest bırakma, sözleşmeyi iptal etme, ayrılma. 2- Evli eşlerin evliliği sona erdirmeleri, evlilik anlaşmasını bozmaları. Örn:: “Talak, yeryüzünde Allah’ın hiç sevmediği bir helaldir.” (Hadis) 3- Nikâh bağı ile gerçekleştirilen evlilik sözleşmesinin açıktan açığa boşamayı ifade eden sözlerle veya boşama niyeti taşıyan kapalı ifadelerle ortadan kaldırılması, evliliğe son verilmesi. İslam dini, boşanmayı kurum olarak kabul etmesine rağmen “Allah’ın sevmediği bir helal” olarak nitelendirir. Hz. Peygamber, aile kurumunun yıkılmasına karşı duyduğu tepkiden dolayı boşanma sözcükleri ile şaka yapmayı ve bu konuda gereksiz konuşmayı hoş görmemiştir. Örn:: “Bir kadın, hiçbir ciddi neden yokken kocasından talakını isterse, ona cennetin kokusu bile haram olur.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Talak Suresi:  

(a.i. سورة الطلاق) talâk suresi; boşama anlamına gelir. şûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır. kur'an-ı kerim'de 65 nci sure, 28 nci cüz, 557 nci sayfadadır. 12 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 99 ncu sıradadır. insan suresi'nden sonra, beyyine suresi'nden önce medine döneminde inmiştir. medine'de inen 28 tane sureden biridir. surede şeriat'e göre boşanma ile ilgili konulardan, nafakadan, Allah’ın kudretinden, isim vermeden Allah’a ve peygamberlere karşı gelen kavimlerden, iyilik yapanların içinde ebediyyen kalacakları cennete gideceklerinden bahsedilir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)

Talak suresi:  

Kur’an-ı Kerim’in altmış beşinci suresidir. Medine’de inmiştir. On iki ayettir. Adını birinci ayette geçen ve ‘boşama, evliliği sona erdirme’ anlamına gelen “talak” kelimesinden almıştır. Surenin girişinde, eşlerin birbirlerinden ayrılma durumlarında gözetmeleri gereken karşılıklı haklardan ve özellikle kadınların hukukunun korunmasından bahsedilir. Bu çerçevede kadının doğal hastalık hâli olan hayız durumunda boşanmasının hoş olmadığı hatırlatılır. Surede, kadınların haklarıyla ilgili birçok tavsiye yapılmaktadır. Surede, kadınlar eşlerinden ayrıldıklarında bu ayrılığın şahitlerin önünde gerçekleşmesinden, onlara nafaka ve barınak temin edilmesinden bahsedilir. Ayrıca, kadınlara kötü davranmanın çirkinliği ele alınır. Surede, birçok toplumun yaptıkları haksızlıklar yüzünden yok edilişlerine yer verilir. İman etmenin, Allah’ın emirlerine bağlanmanın, Peygamberi örnek almanın ve güzel davranışlarda bulunmanın önemine vurgu yapan ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Talassofobi:  

(ing.i. thalassophobia) denizden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Talaş:  

(t.i. erk.) 1- Yelin kaldırdığı toz. Fırtına, kasırga. 2- Can sıkıntısı. 3- Köşe. 4- Oğuzların 24 boyundan biri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talat:  

(a.i. ka.erk.) Yüz, çehre. Yüz güzelliği. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

Talat Bulut:  

Talat DUMANLI (d:1956; ö:) (Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Talay:  

(t.i. erk.) 1- Deniz, büyük nehir, taloy. 2- Çok fazla.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talayer:  

(t.i. erk.) Deniz eri, denizci.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talayhan:  

(t.i. erk.) Denizlerin hakanı, hükümdarı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talaykan:  

(t.i. erk.) Denizci kanı taşıyan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talaykut:  

(t.i. erk.) Kutsal deniz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talayman:  

(t.i. erk.) Deniz adamı, denizci.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talaz:  

(t.i. erk.) Kasırga, fırtına.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Talebe:  

(a.i.) Kodein içeren uyuşturucu ilaç.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

talep:  

ad istek, isteme, istem.(Konusu: , Kökeni: )

Taler:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Talha:  

(a.i. erk.) 1- Zamk ağacı. 2- Talha b. Ubeydullah. İslam dinini kabul eden ilk 10 kişiden biri, cennetle müjdelenmiştir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Talia:  

(a.i. ka.) 1- Tulu eden, öncü. 2- Talih, şans, kısmet.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Talib:  

(a.i. erk.) 1- Talep eden arayan, isteyen; istekli. 2- Alıcı müşteri. 3- Medrese talebesi, talebe. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Talibe:  

(a.i. ka.) (bkz:: Talib)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Taliga:  

(si.i. telega'dan) Otomobil. Örn:: Kara kamyon taliga, çöplük onun başkenti. (Hulki Aktunç, Yeraltı Destanları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Taligatör:  

(si.i. telega fr. e.) Şoför, sürücü.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Talih:  

(a.i. erk.) Şans, talih, kader.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Taliha:  

(a.i. ka.) (bkz:: Talih)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Talik:  

(a.i. erk.) 1- Güleryüzlü. 2- Düzgün söz söyleyen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Talika:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Talim Etmek:  

(d. a. talim türk.) İstenenden daha azıyla yetinmek, zorunda kalmak. Örn:: Çocuklar son derece İyi niyetliydiler, üstelik o güne kadar İkİyüz üçyüz bine talim ettikleri köşklerinde birden bire keşfedilmiş olmanın heyecanını yaşıyor. (Engin Ardıç Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Talimar:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Talimarlı:  

(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Talimgâh:  

Silahlı kuvvetlerin çeşitli uzmanlık dallarına gerekli uzman, öğretici vb. yetiştirmek ereğiyle uygulamalı özel eğitim ve öğretim için görevlendirilmiş askeri kuruluş.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: Ar+Fars)

Talimhane:  

(b.i) Askerlerin talim yapmaları için düzenlenmiş alan, yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Taliye:  

(a.i. ka.) 1- Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden. İkinci derecede olan. 2- Kur'an okuyan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

WhatsApp