Haydi Öğrenelim!
materyalizm:
(bkz:: dehriye)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
dârüssünne:
1- Hz. Peygamber’in sünnetinin en iyi bilindiği ve yaşandığı yer. 2- (Büyük D ile) Medine.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
dârüşşifa:
1- Sağlık yurdu, hastane. Örn:: “Nice nice imâretten, dârüşşifadan, / Asırlar boyu dua almış; / Şimdi, öbür dünyadan / Eserlerini seyre dalmış; / Büyük insan/Sinan!” (A. N. Asya) 2- Tımarhane, akıl hastalarının tedavi edildiği yer.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Darvinci:
(ing.sf.) (fels.) Darvincilik yandaşı, görüşünü benimseyen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Darvincilik:
(ing.i.) Darwin tarafından ortaya atılan ve canlı varlıkların türler hâlinde yaratılmayıp yaşama mücâdelesi ve çevreye uyum sonunda tabiî bir ayıklanma, gelişme ve değişmeyle yavaş yavaş birbirlerinden meydana geldiklerini kabul eden doktrin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Dasit:
(fr.i. dacite) Kuvarslı diyorit birleşiminde olan bir sızıntı kütlesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dasnik:
(erm.i. dasnthink'ten) Pezevenk, muhabbet tellalı. Örn:: Matiz: Ulan dasnik oğlu dasniği.. Ben cihanı susta durdurmuş namımı duyunca dünyayı titretmiş bir yumrukta dokuz kişinin canına kıymış. (Ortaoyunu Ödüllü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
DAT:
Digital Audio Tape sözcüklerinin baş harflerinden oluşmuştur ve kasete benzer. Ancak manyetik bir ban da ses kaydedilmesi prensibi ile çalışır. Kaydedilen ses, standart kasetlerdeki gibi analog değil dijitaldir. Günümüzde profesyonel ses kaydı için standart haline gelmiştir. Dijital teknolojiyi kullanan bu sistem 1980'li yılların ortalarından müzik devi Sony tarafından yaratılmıştır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Data Stream (Veki Akışı):
Bazı dosya türlerini internetten bilgisayarımıza yüklerken ortaya çıkan veri akışına verilen isimdir. Dosyanın belli kısımlarını kontrol edebilmek için yükleme işleminin tamamlanmasını beklemeye gerek yoktur. Bu teknoloji özellikle ses ve görüntü alanlarında kullanılır. Çünkü bu formattaki dosyaların boyutları daha büyüktür ve gözden geçirmek için hepsinin tamamlanmasına beklemek çoğu zaman eziyet şekline gelebilir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Data Transfer Rate:
Veri transfer hızı olarak Türkçeleştirilebilir. Bir saniyede gerçekleşen veri transferine verilen isimdir. Her bir saniye için kilobyte biriminde hesaplanır. Bu rakam ne kadar yüksek olursa, hız da aynı oranda yüksek olacaktır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Database (Veritabanı):
"Belli kriterlere göre bir araya getirilmiş verilerin toplamıdır. Örneğin bir kulübe üye olanların ayrıntılı listeleri veritabanları şeklinde saklanır. Veritabanları genellikle bir ya da daha fazla sayıdaki listeden oluşurlar. Bu listelerin sabit bir yapıları vardır. "Alan" adı verilen sütunlarda değişkenler (örneğimizde yaş ya da cinsiyet olabilir) tanımlanır. Çizgiler arasına bireysel veriler, ilgili oldukları alana göre dizilirler. Veritabanlarını kullanan yazılımlar hızlı aramalara olanak verirler. Aynı zamanda farklı değişkenlere göre düzenlemeler ve arşivde hazır bulunan karmaşık veri hesaplamalarına da yardımcı olurlar."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Datif:
(fr.i. datif < Lat.) (dilb.) Yönelme hâli, yönelme durumu, yaklaşma hâli, verme durumu, -e hâli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dav:
(i.) (Kökü bulunamamıştır) Afrika’da yaşayan, at ve katıra benzeyen, çok çevik, derisi kaplan gibi çizgili, yaban eşeği de denen bir cins zebra. Hippotigris burchelli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: kökeni belli değil)
Dava:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Franz KAFKA Kitabın Konusu: Elindeki tüm değerleri kaybetmek, kendinin herşeyden soğumasını sağlayabilir ama buna direnmen seni, hayata döndürecek tek kurtuluştur. Kitabın Ana Fikri: Hiçbir şeyin arkasını bırakmamalıyız. Önemli olan kazandıklarımız değil, savaşarak kaybetmediklerimizdir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Dava:
(a.i. dava) Sevgili, flört, metres. Örn:: Melek onun davasıymış. Çekip vurmuş. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dava:
1. HUKUK TERİMİ hukuksal bir sonuç elde etmek, bir hüküm sağlamak için bir yargı organına başvurma ve bunun sonucu olarak yargı organınca çözümü, hükme bağlanması gereken konu. \"Bu dava uzayacağa benziyor\" 2. öne sürülerek savunulan düşünce. \"Böyle bir dava yandaş bulamaz\" Benzer: sav 3. çözümü gereken konu. \"Bu davayı bugün sonuçlandırmalıyız\" 4. MEC. sorun. \"Bence dava bu değil, başka şeyler de var\" 5. MEC. ülkü. \"O, davası uğruna çileler çekmiştir\" 6. ARGO sevgili, flört, metres. \"Arkadaşımın davasına yan bakmam\" 7. ARGO bilinen ama adı söylenmek istenmeyen şeylerden söz ederken kullanılır. \"O davadan haber var mı?\"(Konusu: , Kökeni: arapça)
Dava Ehliyeti:
(capacity to sue) Medeni hakları kullanma ehliyetinin yargılama hukukundaki karşılığı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
davet:
(bkz:: tebliğ)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
davet:
ad 1. ➽çağırma,çağrı. 2. yemekli toplantı. \"Akşamki davete katıldın mı?\" 3. ➽çağırmak. 4. birinin bir şeye uymasını istemek. \"Sizi terbiyeye davet ederim\" 5. MEC. yol açmak. \"Pislik hastalığı davet eder\"(Konusu: , Kökeni: arapça)
Davlumbaz:
(a.i. davul, fars. baz'dan) Gövdenin arka tarafı, sırt. Kıç, kalçalar. Örn:: Deminden şurada mahallebicinin önünde elindeki ayıcı sopasını bir yılışkanın davlumbazına öyle bir indirdi ki herifi naşerif aptessiz kaldırım üzerine secdeye kapandı. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şehzadebaşı Ramazan Geceleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Davlumbaz:
(ar.f.i. ar. ṭabl “davul” ve fars. bāz ile ṭabl-ı bāz’dan) 1- Eyer kaşına bağlanan, avda kuşları çağırmaya, askerleri toplamaya, düşmanı ürkütmeye yarayan, elle çalınır, alt tarafı kısa bir dümbelek biçimindeki davul, tabılbaz. 2- Yandan çarklı vapurlarda pervânenin üzerini örten yarım dâire şeklindeki siper. 3- Bacanın dumanı iyi çekmesini sağlamak için ocakların önüne yapılan yuvarlak çıkıntılı siper, yaşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Ar+Fars)
Davranı:
(Alm. Geste - Fr. geste - İng. gesture) 1- Aristoteles'e göre, tragedyanın altı özelliğinden biri olan davranı'da yazarın tragedya kahramanında dört şey araması gerekir. a. Kahramanın davranışı iyi olmalı. b. Kahramanın davranışı doğru olmalı. c. Kahramanın davranışı gerektiği gibi olmalı. d. Kahramanın davranışında bir bütünlük (birlik) olmalı. 2- Sahnede bir oyuncunun yüz ya da gövde hareketleriyle bir anlatıma gitmesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
davranış:
ad 1. davranmak eylemi ya da biçimi. "Bu davranışını beğenmedik" 2. bir kimsenin genel yaşamdaki, toplum içindeki tutum ve eylemleri. "Bu davranış, onun düşüncesini belli etmiştir" Benzer: tavır 3. FELSEFE TERİMİ (insanda) dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin tümü. 4. RUHBİLİM TERİMİ organizmanın uyaranlara olan tepkilerinin tümü. 5. TOPLUMBİLİM TERİMİ bir toplumda ya da toplumsal kümede alışkanlık durumuna gelen görece bir eylem türü.(Konusu: , Kökeni: )
davranış bozukluğu:
DAVRANIŞ BOZUKLUĞU NEDİR? Davranım bozukluğu bireyi, aileyi ve toplumu olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği, yașa uygun toplumsal norm ve kuralların hiçe sayıldığı davranıșlardan olușan bir bozukluktur.(Konusu: , Kökeni: )
Davud:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Gerald MESSADİE Kitabın Konusu: Yıllar önce İsrail’de yaşayan ve peygamber olan Davud’un halkın sevgisini kazanıp, birlik ve beraberliği sağlaması anlatılıyor. Günümüzde hala devam etmekte olan İsrail-Filistin savaşlarının tarihinin ne kadar eskilere dayandığı belirtiliyor. Kitabın Ana Fikri: İnsanlar ancak doğru ve dürüst davrandıkları zaman hak ettikleri yerlere gelebilirler. Başarılı kişileri kıskanıp onları engellemek yerine onların nasıl başarılı olduklarını öğrenip, bizde bu yolla başarılı olmaya çalışmalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Davud:
(ibr.i. erk.) Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: İbranice)
Davul:
(a.i. fab'dan) 1- Kalçalar, kıç. Örn:: Vur Davula Tokmağı. (yerli film adı) 2- Aptal, duyarsız gibi anlamlarda hakaret sözü olarak da kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Davul Tozu:
(d. a.türk.) Olmayacak şey, olmayacak nesne anlamında kullanılır. Örn:: Koş İki paralık davul tozu al da gel. (bkz:: Minare Gölgesi) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Davut Peygamber:
İsrailoğulları’na gönderilen, kendisine kitap olarak Zebur verilen ve Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bir peygamber. Yahuda kabilesinden Yasa’nın sekizinci oğludur. Davut Peygamber Hz. Yakup’un soyundandır. Daha küçük yaşta iken zorba bir kral olan Calut’un ordusuna karşı savaşmış ve bu savaşta Calut’u öldürmüştür. Sonra İsrailoğulları’na kırk yıl yöneticilik yapmıştır. Yönetimle beraber Allah, Hz. Davut’a peygamberlik görevi de vermiştir. İslam kaynaklarında Hz. Davut, devlet yönetiminde gösterdiği adaletle beraber Zebur’u güzel okuyuşuyla da bilinir. İsrailoğulları, Davut Peygamber zamanında tarihlerinin en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Hz. Muhammed, onun bir gün oruç tutup bir gün iftar ettiğini ve geceleri namaz kıldığını haber vermiştir. Yetmiş bir yaşında vefat ettiği ve Kudüs’e defnedildiği nakledilmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Davya:
(fr.i. davier) Diş çekiminde kullanılan kıskaç biçiminde âlet, dişçi kerpeteni.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dawai:
(Güreş Ter.) Hakem tarafından verilen çalış komutu. Bu komut güreşçileri daha aktif olmaya davet eder. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
dayalı:
sıfat dayanmış, yaslanmış olan, dayanan. "Birbirine dayalı tüfeklere bakıyordu"(Konusu: , Kökeni: )
Dayalı Döşeli:
(ev, büro vb. için) her türlü eşyası bulunan, döşemesi ve eşyası eksiksiz olan. "Kız, dayalı döşeli bir eve kondu" NOT: Eş Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Dayama:
(Güreş Ter.) Geleneksel Türk güreşinde rakibin oyun yapmasını engelleme amacıyla kolları ile rakibini oyun yapamaz hale getirme. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dayamağı:
(i. Eşanl.) Fortçu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dayanak Noktası:
(Okçuluk Ter.) Elin çenenin üzerine yerleştiği ve kirişin yüze değdiği yer. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dayanıklılık:
(Biy.Sp.Ter.) Yorgunluğa karşı koyabilme yeteneği.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dayanıklılık:
Boyanın maruz kaldığı yıpratıcı çevre etkilerine, özellikle kötü hava şartları, karşı dayanma derecesi. Dayanıklılığın iki etkisi vardır. Koruyucu özellikleri yüzeyi bozulmaktan korur. Dekoratif özellikleri etkileyici görüntüsünün kalıcı olmasını sağlar.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Dayanışma Partisi:
Kısa Adı: DAP Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 22.01.2007 Genel Başkanı: * Sona Eriş Tarihi: 06.06.2007 Sona Eriş Nedeni: Kurucular Kurulu kararı ile feshedildi. Siyasi Pozisyonu: * İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )
Dayanma Adımlı Atış:
(Hentbol Ter.) Atış kolunun tersindeki ayağını yere dayayarak yapılan atış. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dayanma Adımsız Atış:
(Hentbol Ter.) Koşu içinde yapılan atış. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dayı:
(esk.i. türk. tagay'dan) 1- Güçlü etkili kimse, kendisine dayanılan destek alınan kişi. Örn:: Dayın var mı dayın? İş tamam. 2- Külhanbeyi gücüne güvenerek çevresinde egemenlik kuran kimse. Örn:: Dayılara cop sokuyorlar. (deyim.) 3- Polis. Özellikle sivil polis. Örn:: Eskiden ben işe çıktım mı tüm müdüriyet seferber olurdu. Aman Alumiyon işe çıkmış. Tüm dayılar bilir. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dayılanmak:
(Gücüne güvenip diklenmek. Dayı gibi davranmak. Örn:: Ve fakat ressam Hasan dayılanır bekçilere. (Ferhan Şensoy, Gündeşte)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dayılık Etmek:
Dayı işlevini yapmak. (bkz:: Dayılanmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dayrezen:
(Kar.) Tef çalıcılara verilen özel ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dazgırlı:
(sf. yer adı Dazkırıdan) 1- Taşralı, kaba saba. (kimse) 2- Aptal, bön. (kişi) Örn:: -Ulan heeey Dazgırlı yap Adem çavuşa benden bir orta şekerli. (Orhan Kemal, Suçlu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
DCC:
"Digital Compact Cassette"" teriminin kısaltmasıdır ve dijital müzik kasetleri için kullanılır. Philips tarafından geliştirilen bu teknoloji, kayıt ve çoğaltma sistemlerinde yoğun olarak kullanılır ve kaset ile CD'nin karışımına benzer. Kalitesi optik CD'lere son derece yakındır."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
de:
(SONUNDA KALIN ÜNLÜLÜ BİR HECE BULUNAN SÖZCÜKTEN SONRA GELDİĞİNDE DA BİÇİMİNDE YAZILIR) bağlaç 1. öncesindeki tümceyi ya da eş görevli bir öğeyi sonrasındakine eşitlik, benzerlik, katılma ve pekiştirme vb. ilgileriyle bağlar. "Bunun sonunda ölüm de var. Bu kitabı da okuyunuz" 2. azarlama, çatma, küçümseme, yakınma, yalvarma, beğenme, övme vb. anlamlarında iki tümceyi bağlar. "A efendi, insan önce kendini bilmeli de sonra başkasına öğüt vermeli. Para kazanacakmış da ev geçindirecekmiş... Şu işi yapsan da beni kurtarsan" 3. koşullu eylemlerden sonra dahi, bile anlamına gelir ve bağladığı önermeler karşıt yargılı olur, koşulun geçerli olmadığını anlatır. "Ölsem de gitmem. Çağırsan da gelmez" 4. karşıt anlamlı önermeleri pekiştirerek bağlar. "Büyümüş de küçülmüş" 5. kimi bileşik tümceleri ama, fakat anlamıyla birbirine bağlar. "Söyledi de aldırmadılar" 6. kimi ilgeç ve belirteçlerden sonra gelerek anlamı güçlendirir, pekiştirir. "Bu iş hiç de zor değilmiş. Terbiyeli olduğu kadar da çalışkandır" 7. kendisinden önceki eylemi ulaç durumuna sokar. "Araştırdı da buldu" 8. –ip, –erek gibi ulaçlardan sonra geldiğinde eylemin oluş biçimini anlatır. "Görüp de selam vermemek olmaz. Kimi acı gerçek gülerek de söylenir" 9. yinelenen iki ad ya da sıfat arasında kullanıldığında anlamı pekiştirir. "Kız da kız ha, görmeye değer!" 10. bir isteğe karşı olan eylemi bağlamaya yarar. "Okulunu bitirsin de bisiklet almaya hazırım" 11. yinelenen eylemler arasında eylemin sürekliliğini belirtir. "Açtı ağzını yumdu gözünü, söyledi de söyledi" 12. yüklemleri kökteş iki önermeden olumsuz olan birincisini sorulu olan ikinciye bağladığında eyleme özgülük anlamı katar. "Yarışı o kazanmaz da kim kazanır? Bunu o bilmez de siz mi bilirsiniz?" 13. bir şeyin yerine geçebilen iki tümcenin eylemlerini birbirine bağlar. "Orada seni görmedim de onu gördüm" 14. yinelenen sözcüklerin arasında güçlü istek ya da direnme anlatır. "Oğlan top da top diyor, kız ise bebek de bebek" 15. YAZIN TERİMİ buyurum kipleriyle kurulmuş önermelerde öncülün sonuna geldiğinde sonraki önermeye buyuru kesinliği katar. "ör. Gözünü aç da başar. Şu tümceyi çevir de tahtaya" 16. belgisiz bir sözcüğünden sonra kullanıldığında söze ansızın oluş ya da anlatıma üstelik, fazla olarak gibi anlamlar katar. "Bir de baktım ki gitmiş. İyi çalışmıyorsun bir de zam istiyorsun" 17. kimi zaman eylemin sonuna gelerek anlamı güçlendirir. "Söz verdim, sözümü tuttum da" de içeren sözcükler ... de... de — tümcede görevdeş öğeleri hem... hem anlamıyla bağlar. "Dün de bugün de yoktu"(Konusu: , Kökeni: )
de:
ad Türk abecesinin beşinci harfinin adı.(Konusu: , Kökeni: )
De facto:
De facto veya de fakto, "gerçekte", "uygulamada", "fiilen", "fiilî" ya da "pratikte" anlamında kullanılan Latince deyiş. "Kanuna göre" veya "hukukî olarak" anlamına gelen "de jure" ile karşıt olarak sıkça kullanılır. Yasal bir durum tartışılırken, "de jure" kavramı, konu hakkında kanunların ne söylediğini, "de facto" kavramı ise gerçek hayatta uygulamanın nasıl olduğunu belirtir. Bu uygulama, yasal olabilir ya da olmayabilir. De facto teriminin oldukça geniş bir kullanım alanı vardır. Evlilikten, devletler hukukuna kadar birçok konuda kullanılır. Ayrıca geçerli bir kanun ya da standardın olmadığı fakat genelleşmiş bir uygulamanın söz konusu olduğu herhangi bir durumu belirtmek için de kullanılır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
De-marke:
(Futbol Ter.) Oyunda markaj altında olmama, boşta bulunma durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
DEA:
(dea) İlerlemek.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Deadlift:
Yerdeki halterin bele kadar kaldırıldığı, kalça ve sırtı çalıştıran egzersiz.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
DEAI OSAE:
(Deay osay) Hücuma hücumla cevap verme.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Deal:
(Basketbol Ter.) Hücum sahasında oyuncuların paslaşması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Debi:
(fr.i. débit) Bir akışkanın belli bir kesitten birim zamanda geçen miktârı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debil:
(fr.sf. débile) (tıp) Bedensel ve zihinsel bakımdan güçsüz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debilik:
(fr.t.i.) (tıp) Yapısal olarak aşırı ve sürekli güçsüzlük.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debimetre:
(fr.i. débimètre) Bir akışkanın debisini ölçen âlet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debresyon:
(fr.i. dépression) (Ruhb.) Uyaranlara karşı duyarlığın azalması, girişim gücünün ve kendine güvenin yiterek umutsuzluğun, karamsarlığın güçlenmesi biçiminde beliren ruhsal bozukluk. Bunalım, çöküntü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debriyaj:
(fr.i. débrayage) Motorlu taşıtlarda çalışmakta olan motorun hareketini tekerleklere iletmek için vites kutusu çıkış mili ile şaftı birbirine bağlayan veya bir pedala basılmak sûretiyle bu iki mili birbirinden ayıran düzenek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Debuggıng:
Yazılım üreten firmalardaki kontrol prosedürüdür. Bir programda ya da bilgi sisteminde oluşan hatalarla ilgili bir süreçtir. Bu prosedür hatanın durumuna göre karmaşıklaşabilir. Özellikle kapsamlı yazılımlarda hatanın nerede olduğunu bulmak zordur. Debugging işlemi de bu durumlarda son derece kompleks bir yapıya ulaşabilir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
deccal:
1- Çok yalan söyleyen, fesat çıkaran, düzenbaz, sahtekâr, hilekâr. Örn:: “Mahluk deccal oldu, insan haşarı / Asla bilen yoktur hayırı şerri / Teber çekip şu mağaradan dışarı / Çıkalım bakalım nice olursa olsun.” (Pir Sultan Abdal) 2- (Büyük D ile) Kıyametin büyük alametlerinden biri olarak ortaya çıkacağı ifade edilen yalancı bir kişi. Deccal’in, kıyamet gününe yakın ortaya çıkıp göstereceği olağanüstü yeteneklerle insanları sapıklığa sürükleyeceği ve tanrılık iddiasında bulunacağı nakledilmiştir. Hz. Peygamber’in Deccal’den haber verdiği ve inananları uyardığı rivayet edilmiştir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Decline:
Aşağı doğru eğik olan. Örneğin, decline dumbell press hareketi.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Decompressıon:
Sıkıştırılmış dosyaların açık halleri anlamına gelir. Her hangi bir dosyayı daha az yer kaplaması başta olmak üzere, pek çok sebepten dolayı sıkıştırmamız gerekebilir. Tekrar açmak gerektiğinde sıkıştırma yapılırken kullanılan programın aynısının kullanılması gereklidir. Örneğin bir ZIP dosyasını sıkıştırmak için de, açmak için de Winzip ya da Winrar tarzı bir yazılım kullanılır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Dedantör:
(fr.i. détentur) Likit gazın akışını düzenleyen ve fırın, soba, ocak gibi araçlarda kullanılan cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dede:
(t.i. erk.) 1- Ana ve babanın babası. 2- Ced, ata. 3- Çok yaşlı kimse. 4- Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5- Bektaşilerde şeyh, baba. Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dede:
(i.) 1- (Okulda) Sınıfın en yaşlı öğrencisi. 2- Yaşlı ayyaş, Yaşlı esrarkeş. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dede:
1- Bektaşi tarikatında şeyh, baba. 2- Mevlevilik tarikatında çile doldurup dervişlik derecesine erişmiş kişi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Dedektif:
(fr.i. détective < İng. < Lat.) Gizli bir yanı, suç teşkil edecek bir tarafı bulunduğu kabul edilen bir meseleyi gizlice araştırmak ve soruşturmakla görevli kimse, sivil hafiye.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dedektif Conan:
Detective Conan Japonya'da gösterimde olan bir anime. 17 yaşında, henüz liseye gitmesine rağmen birçok olayı çözmüş genç bir dedektif olan Shinichi Kudo, kız arkadaşıyla gittiği parkta, şüpheli birilerini takip ederken siyahlar giymiş bir adam tarafından bayıltılır. Bulundukları mekan siyah giyinmiş adamın silah kullanmasına müsait olmadığı için, bağlı bulunduğu organizasyonun yeni geliştirdiği, vücutta hiç iz bırakmadan içirilen kişiyi öldüren zehirli bir hapı içirir ve Shinichi'yi olay yerinde bırakarak hızla ayrılır. Hap henüz denenmemiştir ve Shinichi'yi öldürmek yerine onu bir ilkokul çocuğu ebatlarına getirir. Kendisini bu hale getiren adamların ölmediğini öğrenip ailesine veya arkadaşlarına zarar vermemesi için adını Edogawa Conan olarak değiştiren Shinichi; arkadaşı Ran ve onun dedektif olan babası ile birlikte yaşamaya başlar.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Dedektif Oyunu:
(Alm. Kriminalstück - Fr. piece policiere - İng. detective play) Suçlunun ortaya çıkarılmasına dayanan oyun türü; karanlık bir olayı ele alıp gerekçe-sonuç zincirlemesi ve mantık düzeni ile çeşitli insanları kuşku altında bıraktıktan sonra en beklenmedik sonuca varan oyun çeşidi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dedektiflik:
(fr.i.) 1- Dedektif olma durumu, hafiyelik. 2- Dedektifin yaptığı iş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dedektör:
(fr.i. détecteur < Lat.) Mâden, petrol, su, zirâî mahsül, radyoaktif madde vb.nin etraflarında meydana getirdikleri etkilerden faydalanılarak var olup olmadıklarını belirlemeye yarayan âlet veya cihaz, bulucu. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dedi ki:
(Kar.) Her sözün başına "dedi ki" koyan bir tip.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dedüksiyon:
(fr.i. déduction) (fels.) Akıl yürütmede tümelden tikele, yasadan olaya, etkenden etkiye, genelden özele geçme yöntemi. Tümden gelim, tâlil.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dedüktif:
(fr.sf.) (fels.) Dedüksiyon yoluyla bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Deep:
(Masa Tenisi Ter.) Masanın dışına yakın noktalara atılan top. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Defans:
(fr.i. defanse'tan) Kalçalar, kıç.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Defans:
(Basketbol Ter.) Savunma. Karşı takımın sayı yapmasını engellemeye çalışan savunma oyuncuları. Defense -Defence.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Defans:
(Futbol Ter.) Savunma. Rakip takımın gol atmasını önleme amaçlı kurgu, faaliyet.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Defans:
(Masa Tenisi Ter.) Geriden atak topuna yapılan alttan falsolu vuruş. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Defans:
(fr.i. défense) (sp.) Bir takımın oyun süresince kalesini korumak için gösterdiği çaba. Savunma, müdâfaa.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Defans Uzmanı:
(Voleybol Ter.) Hücuma pek katkıda bulunmayan ve kısa boylu da olabilen arka alan oyuncusu. Bu tür oyuncular topu karşılayıp oyun kurmayı amaçlarlar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Defansif:
(fr.sf. défensive) (sp.) Savunma özelliği taşıyan, savunmaya ilişkin, savunmalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Default:
Bilgisayar tarafından önceden tanımlanmış varsayılan düzenlemeler ve ayarlardır. Örneğin bir yazıcı için çıkış alacağı kağıdın A4 ebatlarında ayarlamış olması default olabilir. Siz isteğinize göre bu kağıt tipini değiştirebilirsiniz. Default ayarlara döndüğünüzde ise kağıt ebatı yine A4 olarak kullanılacaktır.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Defçi:
(Kar.) Perde arkasında ustanın emrinde tef çalan; şarkıcı bulunmazsa tef çalarken aynı zamanda şarkı söyleyen kimse.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Defekaloezifobi:
(ing.i. defecaloesiophobia) büyük tuvaletini yaparken acı veren bağırsak hareketlerinden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
defekasyon:
defekasyon ne demek? - 2 sözlük, 2 sonuç. BSTS / Anatomi Terimleri Sözlüğü defekasyon anlamı Lat.defecatio (Anatomi) Dışkının dışarı atılması. BSTS / İç Hastalıkları Terimleri Sözlüğü defekasyon anlamı İng. defecation Dışkılama.(Konusu: , Kökeni: )
Defekt:
(defect) Kusur, boşluk, doku kaybı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
defihacet:
İşeme, sidik ve dışkı çıkarma, abdest bozma. İslam dini temizliğe büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber, “Temizlik imanın yarısıdır.” buyurarak İslam dininin temizliğe vermiş olduğu önemi belirtmiştir. Hz. Peygamber, defihacetten sonra bol su kullanarak temizlenmeyi önermiştir. Defihacetten sonra ellerin bol sabunlu suyla yıkanması gerekir. Örn:: “Defihacet yaparken idrarın üzerinize sıçramasından şiddetle kaçınınız…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Defile:
(fr.i. défilé) Mankenlerin çeşitli kıyâfetleri göstermek için yaptıkları geçit, dolaşarak yapılan elbise teşhîri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Defin:
(inhumation) Gömme.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
defin:
Ölüyü gömme. İslam inancına göre bir insanlık borcu ve saygı ifadesi olarak ölü yıkanıp kefenlenir, cenaze namazı kılınır, kabre götürülür, sağ yanı üzerine ve yüzü kıbleye dönük biçimde gömülür. Örn:: “Ölülerinizi defnetmekte acele ediniz.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Define:
(a.i. ka.) 1- Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2- Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Define Adası:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Robert L. STEVENSON Kitabın Konusu: Jim Hawkins adlı çocuk, ünlü korsan Kaptan Filint’in hazinelerinin haritasını ele geçirir. Korsanların bundan haberi vardır. Küçük Jim ve dostları Hispaniola adlı gemiyle yola çıkarlar. Rotalarını Define Adasına doğru çevirmişlerdir. Ancak büyük bir sürpriz onları beklemektedir, çünkü korsanlar da aynı gemidedir. Kitabın Ana Fikri: İnsan hayatta kalmak için mücadele verir, vermelidir. Güçlüklere karşı koymalıdır. Bu güçlüklerden hiçbir zaman yılmamalı, önüne çıkan zorluklardan ders çıkartarak hayatını devam ettirmelidir. Bu zorluklardan da ders almasını bilmelidir. Ayrıca insan hayatta arkadaşlık yapacağı insanları iyi seçmeli, herkese güvenmemelidir. Bazen bize dost gibi görünenler, aslında çıkarları için bize yanaşıyor olabilirler. O yüzden arkadaşlık edeceğimiz insanları iyi seçmeliyiz.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Defineci:
(a.i. türk.) Bir define bulmuş gibi yaparak bunu bilgisiz kişilerin parasını almak için kullanan dolandırıcı. Örn:: Polis İstanbulda kaç defineci olduğunu bilir, işin özellikleri anlatılınca eliyle koymuşçasına gelir seni Kasımpaşa Fırın sokağında bulurmuş. (Kemal Demirel, Evimizin İnsanları) Örn:: Haybeciyi define buldum diye kandırıp avans çeken defineci.. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Definecilik:
(a.i. türk.) Define'nin yaptığı iş, defineci yöntemiyle dolandırıcılık. Örn:: Baban duysa canıma okur. Yani benden definecilik mi öğrenmek istiyorsun sen? (Kemal Demirel, Evimizin İnsanları) 2- Suçun nevii. Definecilik. İşleniş şekli. Örn:: Özel Olarak Dökülmüş Kabartma Bizanslılara Ait Altın Şeklinde San Kalıpları. Define şeklinde. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Defisit:
(deficit) Bozukluk, kusur.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Defisit:
Eksiklik, yetersiz anlamında kullanılmaktadır. Örnek olarak deadlift hareketini uygularken plakaların nizamı olmayışı ve hareket mesafesinin artması.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )