MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Bir Kulağının Arkası Kalmak:

(d.) 1- Hep haksızlıkla hileyle karşılaşmış olmak. Örn:: Herkes bizi kandırıyor zati. Kulağımızın altı kaldı bir Ne biçim memleket be? (irfan Yalçın, Genelevde Yas) 2- (Cinsel olarak) Her türlü deneyimden geçmiş sürekli kullanılmış olmak. Bazen Bir Kulağın Altı Kalmak biçiminde de kullanılır.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Deflasyon:  

(fr.i. déflation < İng.) (eko.) Piyasadaki paranın azalması sebebiyle satın alma gücünün artması. Karşıtı: (bkz:: Enflasyon)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Deflorasyon:  

(defloration) Himenin cinsel ilişkiyle, klinik muayene sırasında ya da parmakla yırtılması. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Defne:  

(yun.i. ka.) Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Yunanca)

Defne:  

(laurus nobilis) Defnegillerden yaprakları güzel kokulu ve yaz kış yeşil olan ağaçtır. Boyu 2 metre kadardır. Akdeniz kıyılarında yetişir. Meyveleri yuvarlaktır. Rengi siyahımtıraktır. Yapraklarından yeşil renkli bir yağ çıkarılır. Faydası:: Terletir, ateşi düşürür, vücuda rahatlık verir. İdrar ve adet söktürür. İştah açar, Hazmı kolaylaştırır. Sinir ağrılarını (nevralji) dindirir. Yağı bazı merhemlerle karıştırılır. Baharat olarak da kullanılır. Hamileler kullanmamalıdırlar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Defne:  

(yun.i. daphni) (bitb.) İki çeneklilerden, yağı veteriner hekimliğinde ve tuvalet sabunlarında, sert, yeşil, güzel kokulu ve baharlı yaprakları et ve balık yemeklerinde kullanılan, açık sarı ve üzümsü meyvesinde ve kabuklarında mîde düzeltici, barsakları yumuşatıcı, idrar söktürücü ve terletici hassalar bulunan, yaz kış yeşil, taflan cinsinden ağaç veya ağaççık. Lourus nobilis [Yunanlılar ve Romalılar’ca defne yapraklarından yapılan taç zafer sembolü olarak kullanılmıştır](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Defne Yalnız:  

Dizi Karakteri: Döndü Dizi Adı: Kaynanalar. 1974-1988 arasında TRT'de 9 sezon ve 59 bölüm olarak yayımlandı. 9 yıllık aradan sonra 1997-1999 yılları arasında da Kanal D'de 3 sezon ve 156 bölüm yayımlandı. Sonrasında transfer olduğu TRT'de ise 2000 ve 2002 arası 99 bölüm yayımlandı. 1974-2004 yılları arasında toplam 14 sezon 314 bölüm sürdü.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )

Defnegiller:  

(yun.t.ç.i.) (bitb.) İki çeneklilerden, örnek bitkisi defne olan, kışın yapraklarını dökmeyen, yeşil ve kokulu ağaççıkları içine alan bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Defneyaprağı:  

(yun.t.b.i.) (hayb.) Lüferin boyu 10 santimi geçmeyen küçüklerine verilen ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Defo:  

(fr.i. défaut) Yapılış kusûru, îmâlât hatâsı, kusur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Defolu:  

(fr.sf.) Bozukluğu, eksikliği, sakatlığı, özürü, kusuru bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Deformasyon:  

(deformation) Şekil bozukluğu, sakatlık, normal şeklini veya yapısını kaybetme.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Deformasyon:  

(fr.i. déformation) Şekli, biçimi bozulma, biçimsizleşme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Deforme:  

(fr.sf. déformé) Kalıbı, biçimi bozulmuş, biçimleşme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

deformite:  

Omurgada deformasyonlar meydana geldiği zaman kişilerde sırt ağrısı, yorgunluk, solunum güçlüğü gibi sorunlar görülebilmektedir. Bu durum omurga deformitesi olarak isimlendirilmektedir. Bu deformite durumunda hastalarda omurgada eğrilik, şekil bozukluğu gibi anomaliler görülebilmektedir.(Konusu: , Kökeni: )

Defosuz:  

(fr.t.sf.) Bozukluğu, eksikliği, sakatlığı, özürü, kusuru bulunmayan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Defransiyel:  

(fr.i. diffarentief'den) 1- Kalçalar, kıç. Örn:: -Defransiyel kıyak ama -dedi- Çamurluklar laçka. (Orhan Kemal, Kurt) 2- Bacaklar.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Defroster:  

(ing.i. defroster) Buzlanmayı önleyen aygıt. bakınız buzçözer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Defterhane:  

(b.i) Osmanlı İmparatorluğu döneminde ülkenin bütün toprak kayıtlarını kapsayan ana defterlerin bulunduğu ve bunlarla ilgili işlerin görüldüğü daire.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Defteri Kebirden Okumak:  

(d. yun. diphtera, ar. kebir, türk.) Çok ağır küfürleri ardı ardına söylemek, sürekli küfretmek, küfür sıralamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Defterli:  

(yun.sf. diphtera, türk. e.) (esk.) Resmi kayda geçmiş (fahişe, eşcinsel. Örn:: Subaşı yani o zamanın İstanbul Emniyet Müdürü bunu defterli etmiş. (Engin Ardıç, Şengül Hamamı) Eşanl. Diplomalı, Vesikalı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Degaj:  

(Futbol Ter.) Kalecinin topu rakip alana yollamak için önce topu elinden çıkarıp sonra ayağı ile vurması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Degajman:  

(fr.i. dégagement) Futbolda kalecinin yakaladığı topu kaleden uzaklaştırmak için eliyle havaya attıktan sonra ayağıyle yaptığı vuruş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Degradasyon:  

(degradation) Yıkım. Bozunma. DNA’nın morötesi ışık, kimyasal madde, radyasyon gibi çevresel etmenlerle parçalanması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Degüstasyon:  

Bir şarabın özelliklerinin değerlendirilmesi, olumlu yönlerinin ya da kusurlarının saptanması amacıyla yapılan tadım işlemi.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Degüstasyon:  

(fr.i. dégustation "tadına bakma, tatma" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük; Latince aynı anlama gelen degustatio sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince gustare "tatmak" fiilinden de+ önekiyle türetilmiştir.) Bir içkiyi yudum yudum içerek değerlendirme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Değer:  

(t.i. ka.erk.) 1- Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2- Layık. 3- Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4- Ehliyet, kabiliyet. 5- Kadir, itibar. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

değer:  

(i.) 1- bir şeyin gerekliliğini, önemini belirlemeye yarayan saymaca ölçü. 2- bir şeyin değdiği, ona denk diye düşünülen, kabul edilen karşılık. eşanl:: kıymet 3- bir şeyin para ve benzeri bir şeyle ölçülebilen ederi, karşılığı. eşanl:: paha 4- üstün nitelikli kimse ya da şey. \"Basın bir değerini yitirdi. Erdem, bir değerdir\" 5- TOPLUMBİLİM TERİMİ nesnelerin ve olayların bir toplum, bir sınıf ya da bir insan yönünden taşıdığı önemi belirleyen niteliği ya da bir toplum, bir sınıf, bir insan için önem taşıyan nesne ya da olay. Benzer: kıymet 6. FELSEFE TERİMİ kişinin gereksinme duyan, isteyen bir varlık olarak nesne ile olan bağlantısında beliren şey. Benzer: kıymet 7. MATEMATİK TERİMİ matematiksel bir simgenin karşılık geldiği nicelik ya da tutar, bir değişkenin, bilinmeyenin sayı ile anlatımı. 8. YAZIN TERİMİ yazınsal bir yapıtta dil, biçim, öz gibi gerekli niteliklerin yerli yerinde olmasıyla yapıtın kazandığı düzey. 9. bir şeyin önemini, özünü, nitelik ve niceliğini saptamaya yönelik yargı. 10. FELSEFE TERİMİ bir değerlendirmeyi içeren, varlıkla değil değerle ilgili yargı. 11. RUHBİLİM TERİMİ herhangi bir kişi, olay ya da duruma karşı, onların nesnel özellikleri yerine, taşıdıkları değer açısından tepkide bulunma. 12. TOPLUMBİLİM TERİMİ kişi, olay ve nesnelere karşı benimsenen ve açığa vurulan iyi, kötü, güzel, çirkin, haklı, haksız türünden yargıların her biri, bir değerlendirme içeren, getiren yargı.(Konusu: , Kökeni: )

Değer Sözcüğü:  

(Alm. Betonter Begriff - Fr. mot de valeur) Bir tümcede öbür sözcüklerden daha çok anlam taşıyan sözcük.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Değerli:  

Hanna-barbera productions tarafından 1965 yapımı olarak "precious pupp" adıyla çıkarılmış çizgi filmin Türkiye'de yayınlandığı ismidir. Filme adını veren ana karakteri "kıh kıh kıh.." şeklinde gülmesiyle meşhur, yaşlı sahibesiyle yaptığı motosiklet yolculuğunda kafasında kaskla görülebilen ve "son gülen iyi güler" atasözünün somutlaştırılmış hali olan, uyuz tipli, hem gıcık hem sevimli köpek irisidir. REPLİĞİ: "kıh kıh kıh.." şeklinde gülmesi.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

değerli:  

sıfat değeri olan ya da değeri yüksek olan.(Konusu: , Kökeni: )

değersiz:  

sıf. Maddî veya mânevî bir değer taşımayan, kıymetsiz: Birtakım değersiz hâtıralar (Yâkup K. Karaosmanoğlu). Araştırmalara göre, kötü karne nedeniyla olumsuz eleştirilen çocuk kendini değersiz hissediyor (Seninle dergisi).(Konusu: , Kökeni: )

değil:  

ilgeç (edat) 1. tümcede yükleme ya da başka öğelere olumsuzluk anlamı katan koşaç. "Bunu yapmak kolay değil, bir deneyin" 2. iki olumsuz önermeli bir tümcede anlamı olumlulaştırır. "Seni aramadı değil, göremedi" 3. görevdeş sözcükler arasına geldiğinde birinciyi dışta bırakır ve ikinciyi pekiştirir. "Kırmızıyı değil maviyi al." 4. bir şeyin öyle bir şey olmadığını anlatır. "Kör değil a, görseydi" 5. şöyle dursun anlamında. "Gitmek için araba değil a bir at bile yok"(Konusu: , Kökeni: )

değil:  

ilgeç (edat) 1. tümcede yükleme ya da başka öğelere olumsuzluk anlamı katan koşaç. \"Bunu yapmak kolay değil, bir deneyin\" 2. iki olumsuz önermeli bir tümcede anlamı olumlulaştırır. \"Seni aramadı değil, göremedi\" 3. görevdeş sözcükler arasına geldiğinde birinciyi dışta bırakır ve ikinciyi pekiştirir. \"Kırmızıyı değil maviyi al.\" 4. bir şeyin öyle bir şey olmadığını anlatır. \"Kör değil a, görseydi\" 5. şöyle dursun anlamında. \"Gitmek için araba değil a bir at bile yok\"(Konusu: , Kökeni: )

değin:  

ilgeç (edat) bir işin ya da bir durumun sona erdiği zamanı ya da yeri gösteren ilgeç. "Şimdiye değin gelmeliydi. Benimle eve değin geldi"(Konusu: dilbilgisi, Kökeni: )

Değirmen:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında Sarıpınar adlı bir ilçede yaşanan ufak bir zelzele sonucu oluşan olayları anlatıyor. Kitabın Ana Fikri: Her zaman sorumluluğumuzun bilincinde olup, gerçeklerden korkmamalıyız.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Değirmen:  

(i. tekermen'den) Saat. Cep saati. Örn:: Bu gece de bi değirmenimi yıktılar. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

değirmen saldırısı:  

açma şahı kullanarak kurulan taktik bir motif.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Değişen Türkiye Partisi:  

Kısa Adı: DEPAR Genel Merkezi: Ankara Kuruluş Tarihi: 24.02.1998. Ecevitçiler’le anlaşamayarak Demokratik Sol Parti'sinden ayrıldı ve 24 Şubat 1998 tarihinde Değişen Türkiye Partisini kurdu. Genel Başkanı: Gökhan Çapoğlu Sona Eriş Tarihi: 03.03.2002 Sona Eriş Nedeni: Kongre kararıyla kapandı. Siyasi Pozisyonu: Merkez Sol İdeoloji: * NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

değişik:  

sıfat 1. değişmiş ya da değiştirilmiş olan, değişikliğe uğramış bulunan. "Yönetmeliğin değişik beşinci maddesi bu konuya uygundur" 2. olağanın, bilinenin, alışılmışın dışında bir özelliği olan. "O değişik bir insandır" 3. türlü, çeşitli, ayrı ayrı, farklı. "Kitapta değişik puntolar kullanılmış" 4. HALK AĞZINDAN (iç çamaşırı, giyecek için) yedek. "Oğlanın değişiği kalmadı"(Konusu: , Kökeni: )

değişiklik:  

ad 1. değişik olma durumu. 2. bir bütünden bir bölümün değişmesiyle ortaya çıkan yeni durum. "Bakanlar kurulunda değişiklik yapıldı" 3. amaca uygun bir duruma, biçime getirmek için yapılan değiştirme. "Bu maddedeki değişikliği yerinde bulduk" Benzer: tadil(Konusu: , Kökeni: )

değişim:  

ad 1. değişmek eylemi. 2. belli bir süreç içinde yer alan değişikliklerin tümü. "Toplumlardaki hızlı değişime uymak zorundayız" 3. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ bir hayvanın embriyon evresinden ergin olana değin geçirdiği biçim ve yapı değişmeleri. 4. YAŞBİLİM (BİYOLOJİ) TERİMİ yeni döllerin atalarına tıpatıp benzememesini sağlayan özelliklerin tümü. Benzer: varyasyon 5. YERB.. kayaç ve mineral yapıcı olay, değişme. 6. MATEMATİK TERİMİ bir niceliğin birbirinden değişik değerler alması ya da böyle iki değer arasındaki ayrım. 7. birbirinden ayrı ama değerleri özdeş olan iki malın karşılıklı alınıp verilmesi işi. Benzer: değiş tokuş trampa 8. DİLBİLİM TERİMİ bir dilin belli bir evresinden bir sonraki evresine değin, birimlerin ya da birim topluluklarının başka duruma girmesi ya da yerlerini başka öğelere bırakması. 9. DİLBİLİM TERİMİ değiştirim sonucu ortaya çıkan durum.(Konusu: , Kökeni: )

Değişim ve Demokrasi Partisi:  

Kısa Adı: DDP Genel Merkezi: Çankaya Ankara Kuruluş Tarihi: 03.06.2020 Genel Başkanı: Mehmet Işık Sona Eriş Tarihi: FAAL Sona Eriş Nedeni: FAAL Siyasi Pozisyonu: İdeoloji: NOT: Çok Partili Dönemde Kurulan Siyasi Parti - III (1980 Sonrası)(Konusu: Siyasi Parti, Kökeni: )

değişme:  

tarafların taş alıp vermeleri.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Değişme Çizgisi:  

(Hentbol Ter.) Orta çizginin iki kenarında bu çizgiye paralel olarak yer alan, saha içine ve saha dışına çizilmiş çizgiler. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Değişmeli Atılma:  

(Sutopu Ter.) Atılan oyuncunun yerine yedek oyuncunun girdiği durum. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Değişmeli Takla:  

(Cimnastik Ter.) Eşlerden biri takla atarken ötekinin açık atlayışla üzerinden aşması ve bu durumu sırayla değiştirmeleri.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Değişmesiz Atılma:  

(Sutopu Ter.) Rakibe kasti yapılan fauller sonucu alınan ve yerine yedek oyuncunun giremediği ihraç durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Değnekçi:  

(i. değenek'ten) Taşıt aracı duraklarında sırayı gözeten sivil görevli. Örn:: Bu arada dergiyi dolmuş duraklarını kollayan değnekçilere sattırmaya başlamıştım. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam) 2- Genelev fedaisi, genelev kapısındaki kalabalığın düzenini sağlayan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Deh Etmek:  

(bkz:: Dehlemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dehidratasyon:  

(Biy.Sp.Ter.) Su kaybı.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dehlemek:  

(f.) 1- Kovmak, başından savmak. Örn:: Hatta Nazlı'yı filan da bu sefer gönlümden tamamile dehledim. (Osman Cemal, Kaygılı Çingeneler) 2- Satıp savmak. Örn:: Gel beni dinle kardaş bunları sat gitsin. Ucuz pahalı dehle. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 3- (Kumarda) Vermek, ortaya koymak. Örn:: -Bir milyon da bizden olsun beyler. -İki milyon da ben dehlerim ağalar. (Süavi Süalp-İsmaii Gülgeç, Gündüz İnsan Gece Hırt) Deh Etmek diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dehna:  

(a.i. ka.erk.) Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

Dehr Suresi:  

İnsan Suresi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Dehri:  

(a.i. ka.) Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

dehri:  

Zamanın ve maddenin ebediliğine inanan, Allah’ın yaratıcılığını inkâr edip tüm evrenin tabiat kanunları tarafından var edildiğini savunan kimse, dehriye mezhebine inanan, materyalist.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

dehriye:  

1- Allah’ın varlığını ve birliğini, ahiret gününü, evrenin Allah tarafından yaratıldığını inkâr edenlerin mezhebi, materyalizm. 2- Zamanın ve maddenin ebedîliğine inanan, dünyadaki tüm olayların tabiat kanunları tarafından yaratıldığını savunan felsefi akım.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

dehşet:  

ad 1. bir tehlike ya da korkunç bir şey karşısında duyumsanan ürküntü, büyük korku. Benzer: yılgı 2. sıfat olağanüstü. "Doğrusu dehşet bir gündü" 3. ünlem şaşkınlık verici şeyler karşısında söylenir. "Dehşet, sen de görmeliydin!"(Konusu: , Kökeni: )

Dehşet Palas:  

(d. a. dehşet, fr. palace) Karakol binası, nezarethane.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Deipnofobi :  

(ing.i. deipnophobia) akşam yemeği veya akşam yemeği sohbetleri korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Deizm:  

(fr.i. deisme) (din) Düşünce Akımı. Tanrı'yı yalnızca ilk sebep olarak kabul eden, evreni bir Tanrı'nın yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiçbir müdahalesi olmadığını ve olmayacağını savunan, vahiy reddeden görüş.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Dejavu:  

(déjà vu) Sanki görmüştüm.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Dejenerasyon:  

(fr.i. dégénération) Var olan karakterini, özelliğini yitirme. Soysuzlaşma, Yozlaşma. 2- (kim. fiz.) Bozunum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejeneratif:  

(fr.sf.) Soydan gelen özelliğin yitmesine yol açan, soysuzlaşmaya yol açan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejenere:  

(fr.sf. dégéneré) Soyunun özelliklerini yitirmiş, soysuzlaşmış, yozlaşmış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejenereleşmek:  

(fr.t.nesnesiz) 1- Soyunda, doğasında bulunan iyi niteliklerini sonradan yitirmek. Soysuzlaşmak, yozlaşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejenereleştirilmek:  

(fr.t.) Soyunda, doğasında bulunan iyi niteliklerini yitirmesine yol açılmak. Soysuzlaştırılmak, yozlaştırılmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejenereleştirmek:  

(fr.t.) Soyunda, doğasında bulunan iyi niteliklerini yitirmesine yol açmak. Soysuzlaştırmak, yozlaştırmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dejeneresans:  

(fr.i.) (tıp) Canlılığını, özelliğini yitirme, bozulma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dek Etmek:  

(d. esk.) Aldatmak, kandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dekadan:  

(fr.i. décadent < Lat.) “Gerilemiş, çökmüş” anlamına gelen kelime, Fransa’da XIX. yüzyıl sonlarında edebiyâtın çöküş dönemine rastladıkları için Baudelaire ve onun izinden giden sembolist şâirler için kullanılmıştır. Bizde de Ahmed Midhat Efendi, alışılmamış tâbirler kullandıkları ve dili bozdukları için Edebiyât-ı Cedîde yazarlarına dekadan adını takmış ve kelime o dönemde bu anlamda yazı diline girmiştir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekadans:  

(fr.i. décadence < Lat.) Devletlerin, sanat ve edebî akımların gerileme, düşüş ve yıkılmaya başlayış dönemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekagram:  

(fr.i. décagramme) (mat.) 10 grama eşit ağırlık birimi, bir kilonun yüzde biri.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekalitre:  

(fr.i. décalitre) (mat.) 10 litre değerinde hacim birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekametre:  

(fr.i. décamètre) (mat.) 10 metre uzunluğundaki uzunluk ölçüsü birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekan:  

(alm.i. Dekan < Lat. < Yun.) Üniversitede bir fakülteyi yöneten, profesör aşamasında öğretim üyesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)

Dekanlık:  

(alm.t.i.) 1- Dekan olma durumu. 2- Dekanın işi. 3- Dekanın makāmı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)

Dekantasyon:  

Bir şarabın tortudan arındırılması ya da havalandırılması amacıyla şişeden ayrı bir kaba, bir dekantöre boşaltılması.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Dekapendi:  

(yun.sf. dekapende) On beş. Örn:: Su kadar zula edersem üç aydır yarısına kadar zula edersem üç senelik iş kabzaya kadar oturttum muydu deka-pendidir. (Ortaoyunu, Kanlı Nİgar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dekar:  

(yun.i. deka “on” ve Lat. area “alan” > fr. are “100 m2’lik zirâat alanı ölçüsü”nden) (mat.) 1000 m2’lik yüzey ölçü birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Dekartçı:  

fr.sf.) (fels.) 1- Descartes’ın felsefesiyle ilgili. 2- (i.) Descartes’ın felsefesini benimseyen kimse veya görüş, kartezyen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekartçılık:  

(fr.i.) (fels.) 1- Descartes’ın felsefesi. 2- Descartes’ın felsefî doktirinine ve onun görüşlerine bağlı olarak gelişen düşünce hareketine verilen isim, kartezyanizm.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekarya:  

(yun.i. dekaria) Onluk, on liralık. (paralık, kuruşluk) Örn:: -Koca kandan birkaç dekarya sızdırıncaya kadar imanım ben de sızıyordum. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Bir Muadele-i Sevda)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dekatlon:  

(Atletizm Ter.) Atletizmde 100 m, gülle atma ,yüksek atlama, 400 m, uzun atlama, 110 m. engelli, disk atma, sırıkla yüksek atlama, cirit atma, 1500 m den oluşan onlu yarışma.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dekatlon:  

(fr.i. décathlon) (sp.) Bir atletin, atletizmin on dalı olan 100 metre koşusu, uzun atlama, gülle atma, yüksek atlama, 400 metre koşusu, 110 metre engelli koşu, disk atma, sırıkla yüksek atlama, cirit atma ve 1500 metre koşusunda, belli bir sırayla bunların hepsinde yer alma sı biçiminde düzenlenen ve iki gün süren atletizm yarışması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekatloncu:  

(fr.i.) (sp.) Atletizmin on dalında çalışarak kendini yetiştiren ve dekatlon yarışmalarına katılan atlet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekatriaparaskevifobi:  

(ing.i. decatriaparaskevi) ayın 13'ünün cuma gününe gelmesi korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Deklanşör:  

(fr.i. déclencheur) 1- Fotoğraf makinesinde resim çekilirken poz verme süresini ayarlayan düzenek ve bu düzeneği açmak için üzerine basılan düğme. 2- (elek.) Bir devre kesicide mekanizmanın açılmasını sağlayan düzenek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Deklarasyon:  

(fr.i. déclaration) 1- Bildirme, îlân etme, bildirim, beyan. 2- Bir konunun duyurulması için kamu oyuna yapılan açıklama, bildiri, beyannâme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Deklare:  

(fr.sf. declaré) Kelime dilimizde “bildirmek, açıklamak, beyan etmek” anlamına gelen Deklare etmek söyleyişinde geçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekolte:  

(fr.i. décolté) 1- Omuzu, göğsü veya arkası açık kadın elbisesi. 2- (sf.) Açık, açık saçık. “Dekolte elbise.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekompresyon Hastalığı:  

(decompression sickness) Dalgıçların su yüzeyine birdenbire çıkmaları ya da basınç düzenleme sistemi bulunmayan uçakların ani yükselmeleri sonrasında, kanda ve dokularda erimiş hâlde bulunan azotun gaz hâline dönüşmesiyle beliren, merkezî ve periferik sinir sistemi elemanlarında kanama ile nekrozların neden olduğu felçler, akciğerlerde kanama ve ödem, uzun kemiklerin uçlarında nekrozlar ile yağ embolizminin de eklendiği tablo; vurgun; Caisson hastalığı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Dekont:  

(fr.i. décompte) Bir hesaptan düşürülmesi gereken miktâra ve hesâbın ayrıntılarını, girdi çıktılarını gösteren fişlere verilen isim. Hesap dökümü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekontaminasyon:  

(decontamination) Bulaş durumundan kurtulma.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Dekor:  

(Alm. Bühnenbild - Fr. decor - İng. setting) Bir oyunun geçtiği yeri, renk, kalıp ve ışık öğeleri ile canlandıran araç.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dekor:  

(fr.i. décor < Lat.) 1- Tiyatro, sinema ve televizyon oyunlarında olayların içinde geçtiği yerin görünüşünü canlandırmak için kullanılan çeşitli eşyâ, resim vb. şeylerin bütünü. 2- (teşmil.) Bir yerin ve eşyânın çevresinde görüntü teşkil eden şeylerin hepsine verilen isim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dekor Çizgisi:  

(Alm. Einrichtungsplan - Fr. ligne d'origine - İng. settingline) Dekorun kurulduğu sınır çizgisi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dekor Değişimi:  

(Alm. Bühnenbildwechsel - Fr. changement - İng. change of sets) Bir dekorun yerine başka bir dekoru getirmek.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dekor Taşıtı:  

(Alm. Bühnenwagen - Fr. plateforme coulissante - İng. boat-truck) Oyun dekorlarını ya da eşyalarını taşıyan taşıt, mekanizma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

dekor uzmanı:  

(Alm. Werkstöttenleiter - Fr. realisateur) Dekor atölyesinde hazırlandıktan sonra onun bütünü sahne üzerinde gerçekleştiren uzman.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dekor Zinciri:  

(Alm. Aufhaengekette - Fr. chaine de suspension - İng. chain) Dekoru tutmaya yarayan zincir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

WhatsApp