Haydi Öğrenelim!
hitan:
Erkek çocuklarının üreme organlarının ucundaki deri parçasının alınması, sünnet olma. Örn:: “Dört şey, bütün peygamberlerin önemli davranışlarındandır: Hitan, güzel koku sürünme, dişleri temizleme ve evlenme.” (Hadis)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Denizsaçı:
(mousse de corse) Deniz kayalarında bulunur. Kuru iken saç gibi ince, esmer, birbirine girmiş liflerdir. Deniz bitkileri gibi kokar. Tadı tuzludur. Faydası:: Bağırsak solucanlarını düşürür.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Denizüzümü:
(ephedra campylopoda) Yurdumuzun hemen hemen her yerinde yetişen her zaman yeşil, uzun ömürlü, çalı görünümünde bir bitkidir. Gövdesi incedir. Yaprakları, gövde üzerine karşılıklı, çapraz şekilde dizilmiştir. İçeriğinde "efedrin alkoloid" bulunur. 35 kadar türü vardır. Faydası:: Astım hastalığının şikayetlerini giderir. Terletir. Ateş düşürür. Romatizma ağrılarını dindirir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Denk:
(i.) Rehin olarak verilen şey, tutu. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Denny:
(Basketbol Ter.) Topla adam arasına girip hücum oyuncusuna top aldırmama eylemi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Denteragonist:
(Yun.) İkincil oyuncu. Eski Yunan tiyatrosundaki üç oyuncudan ikincisi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dentofobi:
(ing.i. dentophobia) dişçiden korkma. dentafobi de denir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Denyo:
(çing.sf.i. denilo'dan) 1- (Ortaoyunundaki aptal, bön çocuğa verilen addan) Dengesiz, delibozuk. Örn:: Ne demişti Zerrin Özer bir denyodur tümcesi ile? (Dr. Arslan Yüzgün, Eşcinsellik) 2- Emanet. Rehin, tutu. Örn:: Denyo - Rehin etmek, emanete koymak. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) (Es. Denilo diye de kullanılırdı.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Denyo:
(Ort. O.) "Deli" anlamına gelen özel terim.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Denyoluk:
(çing.i. türk. e.) Denyo olma durumu, dengesizlik, çılgınlık. Örn:: -Sen ne yaptın böyle?.. -Denyoluğum tuttu işte. Gidip iğne yaptırmaya başladım. (Ümit Oğuztan, Kraliçe Sisi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Deodorant:
(fr.i. déodorant) Vücûdun belli bölgelerinin, özellikle koltuk altlarının güzel kokması ve temiz kalması için sıkılarak kullanılan madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
deontoloji:
(ing.i. deontology) ödev bilgisi. bir mesleği uygularken uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Deontoloji:
(fr.i. déontologie < Yun.) Bir mesleği uygularken mutlaka uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depar:
(Yüzme Ter.) Yüzmede yarışa başlama. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Depar:
(fr.i. départ) (sp.) Verilen bir işâretle yarışa başlama anı, çıkış.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depar Taşı:
(Yüzme Ter.) Yüzme yarışının başladığı zeminden hafifçe yüksek yer. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Departman:
(fr.i. département) 1- Bölüm, kısım. 2- Bir üniversite veya yüksek okulda belli bir ilim ve meslek eğitimi yapan bölümlerden her biri, seksiyon. “Fizik departmanı.” “Mühendislik departmanı.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Deplase:
(fr.sf. deplasé) "Yerini değiştirmek" anlamındaki deplase etmek, `yeri değişmek.` anlamındaki deplase olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Deplasman:
(gnl.ter.) Bir takımın rakibinin sahasında müsabaka yapması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Deplasman:
(Futbol Ter.) Futbol takımlarının kendi sahaları dışında oynadıkları karşılaşmalara verilen ad. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Deplasman:
(Futbol Ter.) Futbolcunun pasa yetişebilmek için bulunduğu yerden süratle hareketlenmesi durumu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Deplasman:
(fr.i. déplacement) (sp.) Bir spor takımının başka bir spor takımının kentine maç yapmaya gitmesi, karşılaşmayı karşı takımın kentinde veya ülkesinde yapması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depo:
(fr.i. depo'dan) Çok bilgili kimse. Konusunu çok iyi bilen Öğretmen. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Depo:
(fr.i. dépôt < Lat.) 1- Eşyâ, malzeme vb. şeylerin saklandığı büyük ambar. 2- Ticârî bir malın toptan satıldığı yer. “Eczâ deposu.” 3- İçine, gerektiğinde kullanılacak veya saklanacak şeyler konan büyük kap, havuz veya hazne. 4- Duran bir sıvının dibinde meydana gelen birikinti, rüsup. [Eskimiştir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depocu:
(fr.t.i.) Depoya bakan kimse, depo görevlisi, sorumlusu ya da bekçisi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolamak:
(fr.t. geçişli f. < depo+la-mak) Depo etmek, biriktirmek, yığmak, stoklamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolanmak:
(fr.t. edilgen f. < depola-n-mak) Depolamak eylemi. Depo edilmek, depoda biriktirilmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolatılmak:
(fr.t. nesnesiz) Depolamak eylemine uğratılmak, depolanması sağlanmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolatmak:
/fr.t.) Depolamak eylemini yaptırmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolitizasyon:
(fr.i. dépolitisation) Siyasal söyleme, eyleme uzak veya mesafeli durmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depolitize Etmek:
(fr.t.) Siyaset dışı bırakmak, siyasetten uzak tutmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Depoya Gider:
(bkz:: Asılma Depoya Gider)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Depozit:
(ing.i. deposit) Taahhüt edilen bir iş için sonradan geri alınmak üzere yatırılan temînat parası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Depozito:
(ita.i. deposito) Taahhüt edilen bir iş için sonradan geri alınmak üzere yatırılan temînat parası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
deprem:
ad başlangıç noktası yerin içinde, derinlerinde bulunan, yerkabuğu katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi, yanardağların püskürme durumuna geçmesi gibi doğal bir nedeni olan yerkabuğu sarsıntısı. "Geçmişteki büyük depremler birçok uygarlığı yok etmiştir" Benzer: zelzele (Konusu: , Kökeni: )
Depresyon:
Aşağı çeken, bastıran.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Deprivasyon:
(deprivation) Yoksun bırakılma. Gerekli bir parça, organ güç ya da bir şeyin eksikliği/kaybı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Derav:
(çing.i.) Yalan. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Derbend:
(a.i. ka.erk.) Kapılar kapısı.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Derbi:
(ing.i. derby) (sp.) Büyük takımlar arasında oynanan oyun. [Özellikle futbol için kullanılır](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Dere Alabalığı:
Bilimsel Adı: Salmo trutta fario. Familyası: Tatlı su balığı. Soğuk temiz ve hızlı akıntılı nehirlerde çevresine bağlı olarak yaşar. Bölgesine kıskançtır, başka balıkların gelmesini istemez. Boyları 30-40 en çok 60 santimetre ve 0.5-2 kilogram ağırlıkta olabilir. Yumuşakçalar ve yavru balıklarla beslenir. Erkekleri 2 dişileri 3 yaşında olgunlaşıp Ekim-Ocak arasında yumurta bırakır. Zaman zaman akıntılara karşı 1.5-2 metre sıçrayarak yüzer. En değerli tatlı su balıklarından biridir. Lezzetli ve yararlı etiyle ekonomik değeri çok yüksektir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Dere Kayabalığı:
Bilimsel Adı: Gobio gobio. Familyası: Sazangiller familyasına ait sürü içinde yaşamayı seven bir tatlı su balığı türü. Dip balığı. Böcek larvaları, küçük yumuşak hayvanlar ve kabuklu hayvanlar ile beslenir. Hem hızlı akan ırmaklarda hem göllerde, hem dibi kumlu hem fazla su bitkilerinin bulunduğu yerlerde bulunur. Dere kaya balığı yazın başlarında, 12-18 derece su sıcaklığında geceleyin çiftleşirler. Yumurtaları su bitkilerine ve taşlara dört hafta boyunca yapışık kalır. Bu yumurtalardan çıkan yavrular plankton ile beslenirler. Fazla hareket etmeden su altında yatarak ömrünü geçirir. Eti lezzetlidir. Büyük balıkları avlamak için yem olarak da kullanılır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Dere Pisisi:
Bilimsel Adı: Platichthys flesus. Familyası: Pleuronectidae familyasından bir balık türü. Tatlı Su Balığı. Dip balığıdır. Akdeniz'de fazla rastlanır. Etçil bir balıktır. Deri genellikle küçük sikloyit pullarla örtülüdür. Sahilden itibaren 80 m derinliğe kadar çamurlu dip bölgelerde, fazla hareket etmeden yaşar. Yazın nehir ağızlarını, lagünleri ve acısu fiyortlarını tercih eder. Suların soğuması ile tatlısuları terk edip denizin derin yerlerine göç ederler. Eti çok lezzetli ve buna paralel olarak ekonomik değeri yüksek bir balıktır. Taze ve tuzlu olarak tüketilebilir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Derealizasyon:
(derealization) Kişinin çevresini bambaşka, tanımadık, yabancı bir çevre gibi algılaması. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
derece:
ad 1. bir süreç içindeki durumlardan her biri, aşama, basamak. 2. bir konuda başarı durumunu gösteren basamak. "Okulu iyi bir dereceyle bitirdi" 3. bir durumu gösteren ölçü. "Kızgınlığının derecesini anlamak güçtü" 4. MATEMATİK TERİMİ bir çemberin 360’ta birine eşit olan açı birimi. 5. FİZİK TERİMİ bir ölçü aygıtının ölçeğinde belirtilmiş olan başlıca bölümlerden her biri. "Sıcakölçerin dereceleri silinmiş" 6. KİMYA TERİMİ bir çözeltinin derişikliğini ölçmede kullanılan birim. "Rakının alkol derecesi 45 midir?" 7. ESKİMİŞTİR ➽sıcakölçer. Benzer: termometre 8. SPOR TERİMİ sporda başarı gösterme. "Koşucularımız dereceye giremedi" 9. ilgeç (edat) denli, kadar. "O derece büyük bir işe girişti ki.." 10. ilerlemek, aşama elde etmek. "Başarısıyla iki derece aldı" 11. SPOR TERİMİ başarı göstererek ödül kazanmak.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Derece Sistemi:
Her bir oyuncuya Tavla oynamadaki becerilerinin bir göstergesi olarak 0-1,800+ arasında bir derece verilir. Derece bir oyuncunun performans kaydını baz alır: kazanılan ve kaybedilen oyunlar, kime karşı kazandığı veya kaybettiği. Bir oyuncunun derecesinin değişim miktarı kendi derece sayısı ve rakibininki arasındaki farka bağlıdır. Düşük dereceli bir oyuncunun yüksek dereceli bir oyuncuya karşı kazanması, yüksek olanin kazanmasina nazaran derecesini daha fazla arttirir, ve yüksek olanın derecesini azaltacaktır. BGroom'da kullanılan derece sistemi standart, uluslararası çapta tanınmış tavla derece sistemidir.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Dereistik Düşünce:
(dereistic thinking) Düşüncenin garip, anlaşılmaz ve gerçeklikten uzak olması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Dereköy Sınır Kapısı:
Bulunduğu İl: Kırklareli Açıldığı Tarih: 18.07.1969 Bağlandığı Ülke: Bulgaristan Karşıdaki Sınır Kapısı: Malko Tırnova sınır (gümrük) kapısı Geçiş Şekli: Karayolu Hakkında: Bulgaristan’ın Malko Tırnova Gümrük Kapısı ile karşılıklı konumda yer alan Dereköy Sınır Kapısı, Kırklareli merkeze bağlı. 17 bin metrekare alan üzerinde kurulu olan sınır kapısı Bulgaristan’ın doğu sahillerine giden ana yol güzergahında yer alıyor. 2015 yılında yenilenen sınır kapısı, yaz aylarında Burgas sahillerine giden tatilcilerin tercih ettiği bir nokta. Sınır kapısı yük taşımacılığı açısından Kapıkule, İpsala, Pazarkule ve Hamzabeyli’den sonra en yoğun olarak kullanılan yer.(Konusu: Sınır Kapıları, Kökeni: )
Derem:
(t.i. ka.erk.) Para, akçe. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Deren:
(t.i. ka.) Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Dereotu:
(tereotu) Maydanozgillerden iplik biçiminde yaprakları olan güzel kokulu bir bitkidir. Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Faydası:: Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Hazmı kolaylaştırır, midenin gereği gibi çalışmasını sağlar. Hıçkırık ve hava yutmayı önler. Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Aybaşı kanamalarının kolay olmasını sağlar. Anne sütünü artırır. İştah açar. Ağız kokusunu giderir. Çocuklardaki gaz ağrılarını giderir. Yemeklere ve salatalara tat vermek için konur. Hamileler kullanmamalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Dergah:
(fars.i. dergah, eşik'ten) 1- Esrar İçilen kahve. 2- Meyhane. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dergâh:
1- Kapı, eşik, sığınılacak yer, makam, tekke, zaviye, hankâh. 2- Bir tarikat şeyhi ile o tarikata mensup dervişlerin toplanıp ibadet yaptıkları ve kendilerini ilmen ve manen geliştirerek eğitim gördükleri yer. Örn:: “Varalım doğru raha / Yüz sürelim dergâha / Yalvaralım Allah’a / Gelin Allah diyelim” (Derviş Himmet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Dergilemek:
(bkz:: Derlemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
deri:
ad 1. insan ve hayvan vücudunu kaplayarak koruyan, üzeri tüy, kıl ya da pul ile kaplı tabaka. "Güneşten derim soyuldu" 2. soyulmadan yenen yemişlerin ince kabuğu ya da soyularak yenen yemişlerde kabuk altındaki zar. 3. işlenerek kullanmaya elverişli duruma getirilmiş hayvan derisi. "Ayakkabıcılar deri bulamaz oldu" 4. sıfat işlenmiş deriden yapılmış (nesne). "Deri çantalar çok pahalı" 5. derisini soymak, derisini etinden ayırmak. 6. işkenceyle öldürmek. 7. MEC. varını yoğunu elinden almak. "Pahalılık yoluyla halkın derisini yüzdüler"(Konusu: , Kökeni: )
Deri altı yağı:
Deri ve kas arasındaki yağ.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Derim:
(t.i. ka.erk.) Çadır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. (Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Derin Atlama:
(Cimnastik Ter.) Cimnastikte, üst düzeydeki bir yerden aşağıya atlama.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Derin Çapraz Smaç:
(Voleybol Ter.) Rakip yarı alanın çaprazdan en uzak kısmına giden vuruş. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Derin Ekimoz:
(deep ecchymose) Deri altı ve daha derin dokularda ortaya çıkan, travma etkisiyle oluşan büyük damar yırtılmalarına bağlı olan, önceleri fark edilmeyen ve belirli bir süre sonra deride renk değişimiyle kendini gösteren rengi değişmiş ekimoz. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Derin Pas:
(Futbol Ter.) Genellikle kaleye dik bir şekilde oyuncunun koşu yoluna verilen pas. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Derin Tutuş:
(Okçuluk Ter.) Pek çok okçunun kullanmayı tercih ettiği parmak pozisyonudur. Üç parmağın (işaret, orta, yüzük parmakları) her birinin ilk boğumlarını içe doğru geçen pozisyondur. Parmak pozisyonunda en önemlisi kiriş üzerinde iyi bir tutuşa sahip olabilmek ve atış anında parmakları gevşetebilmektir.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
derinlik:
ad 1. derin olma durumu. "Burada derinlik söz konusu değil" 2. bir nesnede dibin ağza, yüzeye ya da cepheye olan uzaklığı. "Kuyunun derinliği on metreydi. Dükkânın derinliği yeterliydi" 3. (orman, gece vb.de) bulunulan yere göre uzakta olan yer. "Derinliklerden bir çığlık duyuldu" 4. FİZİK TERİMİ bir cismin en ve boy dışındaki üçüncü boyutu. "Körfez on kilometre genişliğinde, yirmi kilometre derinliğindedir" 5. MEC. anlam varsıllığı dolayısıyla anlaşılması, kavranması güç olanın özelliği. "Konunun derinliği onu korkutmuştu" 6. MEC. varlığın özü, en içi. "Yüreğimin derinliklerinde bir sızı duyumsadım" 7. MEC. özüne, gerçeğine inerek derinlemesine kavrama, kapsama gücü. "Onun düşüncelerindeki derinlik, kültüre katkıdır" 8. MEC. var olduğu duyumsanan ama ortaya çıkarılamamış, kanıtlanamamış olan şeyin bulunduğu yer. "Tarihin derinlikleri nice olay saklar" 9. ASKERLİK TERİMİ yanaşık ya da dağınık düzende bulunan bir birliğin en ilerdeki bölümünün başından en gerideki bölümünün sonuna değin olan uzaklık.(Konusu: , Kökeni: )
Deriyi Tuzlamak:
(d.) Ölmek. Örn:: Leman vurulup deriyi tuzladıysa canı cehennemeydi. (Orhan Kemal, Tersine Dünya) Örn:: Komser hiç unutmam bir gün bana: Ulan Triyandafü demişti bir gün deriyi tuzlayacaksın bu gidişle (Attila İlhan, Sokaktaki Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Derkava:
(a.i. erk.) Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Derkavi:
(a.i. erk.) Derkava'ya mensup. (bkz:: Derkava)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Derlemek:
(f.) (Öğrenci) Küçük kağıt parçalarına kopya hazırlamak. Dergilemek de denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Derman:
(f.i. erk.) 1- İlaç. Çare. 2- Takat, kuvvet, güç.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Derman:
(fars.i.) Uyuşturucu madde. (özellikle esrar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dermatofobi:
(ing.i. dermatophobia) herhangi bir deri leke veya yara korkusu, cilt hastalıklarından korkma. Dermatophobia, dermatophathophobia, dermatosiophobia olarakta yazılır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Dermatograf:
(Fr. dermatograph) Makyaj için kullanılan çizgi kalemi. (kbz:: Çizgi Kalemi)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dermatolog:
(fr.i. dermatologue) Deri hastalıkları uzmanı, cildiyeci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
dermatoloji:
(ing.i. dermatology) (tıp) deri bilim. ciltteki problemlerle ilgilenen tıp dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Dermatoloji:
(fr.i. dérmatologie < Yun.) Tıbbın deri hastalıkları ile uğraşan kolu, cildiye.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
dermatopatoloji:
(ing.i. dermatopathology) (tıp) deri hastalıkları ve deri lezyonlarını konu alan patoloji dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Dermatoz:
(fr.i.) (tıp) Deri hastalıklarının ortak adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dermik:
(fr.sf.) (tıp) Deri ile ilgili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
ders:
ad 1. öğretmenin, bir sınıfta, belirli bir konuda ve sürede öğrencilere bilgi vermesi. "Öğretmen dersini verip çıktı" Benzer: öğrence 2. bu iş için ayrılan süre. "Beş dakika sonra ders bitecek" 3. öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi. "Çocuk dersini öğreniyor" 4. MEC. insanın başından geçen ya da görüp öğrendiği, göz açıcı, öğretici olay. "O bu dersi kolay unutmaz" Benzer: ibret 5. (öğrenci) öğretmenden ya da yetkili birinden bir konuda bilgiler edinmek. 6. bir olaydan deneyim kazanmak. 7. bilgi aktarmak, öğretmek, yetiştirmek. 8. sert bir karşılıkla yola getirmek, haddini bildirmek. "Ona bir ders vermek iyi olacak"(Konusu: , Kökeni: arapça)
Ders Mers:
Bu sıcak havada ders mers işlenmez. NOT: "M" Harfi Eklenerek Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Dershane:
(b.i) Okul dışında, paralı ders veren kuruluş.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Dersu:
(t.i. ka.erk.) Hepsi, kamilen, baştan başa hep. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
dert:
ad 1. içinde bulunulan kötü durum, sorun, sıkıntı. "Derdimi kimselere söyleyemiyorum" 2. üzüntü, kaygı, tasa. "Adam derdinden ölecekti"(Konusu: , Kökeni: )
dert:
(hlk.) (mec.) hastalık. \"Hiçbir doktor onun derdini bilememiş\"(Konusu: halk ağzı, Kökeni: )
Dert Derdi Düzmek:
(d. fars. derd, türk.) Birçok ve hepsi birbirinden beter sorunla aynı süre içinde karşılaşmak anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Derviş:
(f.i. erk.) 1- Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2- Fakir ve muhtaç kimse. 3- Daha çok lakap olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Derviş:
(fars.i. deryuş, kapı kapı dolaşan dilenciden) Esrar vb. uyuşturucuların satıldığı kahvehanenin müşterisi, müdavimi. Örn:: Gel bakalım dervişim otur şöyle yanıma Dinle ta kalbimin derinliklerinden gelen hüzün dolu şarkıları. (Gail Holst-V. Çelik Akpınar, Rembetika) (bkz:: Tekke)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
derviş:
1- Dünyanın geçici nimetlerine tutku ile bağlanmayan, kendini Allah’a veren kişi. 2- Tarihte bir şeyhin gözetiminde bir tarikata girip tekkede hizmet ederek ibadetlerle meşgul olan, kendini bireysel ve ahlaki özellikleriyle geliştirmeye gayret eden ve böylelikle nefsini arındırmaya ve gönlünü zenginleştirmeye çalışan kimse. Gerçek derviş, dinin emirlerine hakkıyla uyan, Allah’ı sevip sayarak ibadet ve itaat eden ve dünyanın geçiciliğinin farkında olan insandır. Dervişler, Anadolunun Müslümanlaşmasında çok etkin görevler yapmışlardır. Örn:: “Dervişler gözü açık, / Dünü günü uyanık / Bu söze Tanrı’m tanık, / Bakmadan gören gelsin.” (Yunus Emre)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Derya:
(f.i. ka.) Deniz, büyük nehir.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Deryab:
(f.i. ka.erk.) Akıllı, anlayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Deryace:
(f.i. ka.) 1- Küçük deniz. 2- Göl.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Deryadil:
(f.i. ka.) Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Deryanur:
(f.a.i. ka.) Nur denizi, deryası.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Fars+Ar)
Desantralizasyon:
(fr.i.) 1- Yerelleştirmek işi. 2- Kamu yönetiminde, yönetim yetki ve sorumluluğunun, yerel kamu otoritelerinin daha geniş bir serbestiye sahip kılınmaları için kısmen merkezi yönetimden yerel yönetimlere bırakılması.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Deselerasyon:
(deceleration) Hız ve temponun düşürülmesi.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Desen:
(fra.i. ka.) 1- Renksiz çizim. 2- Kumaş şekli.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Fransızca)
Desen:
(fr.i. dessin < İtal.) 1- Herhangi bir şeyin çizgilerle yapılan resmi. 2- Kumaş vb.leri üzerindeki çizgi ve motif.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Desenci:
(fr.t.i.) Desene ağırlık veren sanatçı, desen ile uğraşan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Desenli:
(fr.t.sf.) Üzerinde çizgi, şekil ve çiçek motifleri bulunan. (kumaş vb.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Desensiz:
(fr.t.sf.) Üzerinde bir desen bulunmayan, düz renkli. (kumaş vb.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Deserebre:
(decerebrate) Beyin işlevleri ortadan kalkmış.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )